GeriNedim BUBİK Normalleşmenin en aşırısını biz beceririz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Normalleşmenin en aşırısını biz beceririz

EFENDİM, salgın belası vakaları artınca, “Tam kapanma” başlatıldı, 17 Mayıs saat 05.00’te de sona erecek. Baştan vurgulayayım, kapanma ya da açılma, ne olursa olsun, öncelikle herkes kendisinden sorumlu olmalı. Sonra da kısıtlama süresine şöyle bir bakalım. Bir-iki gün öncesi Anadolu’nun dört bir yanına ve sahil beldelerine akın başladı. Sonra bir alkollü içki tartışması ve ilginç kuyruklar.


BAZI GÖZE ÇARPANLAR
Her yerde trafik yoğundu, toplu taşımada ek seferler bile koyuldu. “Özel sektörde milyonlarca işçi çalışıyor, kapanamadı” denildi. PTT’ler önünde sosyal yardım, bankalar önünde emekli ikramiyesi kuyrukları... İki gün pazarların kurulması... İnsanlar hemen her yerde, rahatlıkla ortalıkta. Bazı günler marketler dolup taşıyor. Komik kumar, eğlence baskınları...
DİKKAT, DİKKAT, YİNE DİKKAT
Tüm bunlara bakıp, “Tam kapanmayı beceremedik” denilebilir. Bazı uygulamalar eleştirilebilir. “Kimi erkendi, kiminde geç kalındı” denilebilir... Aman önce Bayram’da, sonra da her gün dikkat, dikkat, yine dikkat! Şimdi sırada, “Normalleşme” var. “Tam mı, yarım mı, kısmen mi” olur bilemem. Dilerim, “Vaka ve vefat rakamları öyle bir düzeye gelmiştir ki, normalleşme sürecine girmişizdir...” Ancak unutmayalım, normalleşmenin en aşırısını biz beceririz! Ve olması gerekene bakalım... Öncelikle başta yeme-içme yerleri olmak üzere, mümkün olduğunca çok esnafın işbaşı yapmasını dileyeceğiz. Tabii ki kural ve önlemlere uyarak...
BİZİ EN İYİ BİZ KORURUZ
Biz ne yapacağız? Öncelikle kendimizden ve yakın çevremizden sorumlu olacağız. “Normalleşiyoruz” diyerek her yere hücum etmeyeceğiz. Örneğin İzmir’de Kordon’u, Bostanlı, Göztepe, Güzelyalı sahilini miting alanlarına dönüştürmeyeceğiz. O maskeyi, zorunlu mesafeyi ve temizlik için musluğu asla unutmayacağız. Tam kapanamadık ama, bize “Normal...” denildiğinde işin suyunu çıkarabileceğimizi kendimize sürekli anımsatacağız. Etkililer, yetkililer birtakım kısıtlamaları kaldıracaktır, ama bu da, “Salgın belasından kurtulduk” anlamına gelmeyecek elbette. Kendimizin ve yakınlarımızın aşılarını izleyeceğiz. Hep dikkatli olacağız. Ve bana göre çok önemli: “Bize en büyük fayda kendimizden gelir... Kendimizi en iyi kendimiz koruruz.”

-----


BİR FARKLI YAKLAŞIM
Kabus rakamların
suçlusu: Çöl tozları

SALGIN belası vakaları bir ara öyle arttı ki, “Tam kapanma” başlatıldı. O arada, “Daha çok test daha çok vaka”, “Çeşitli bahanelerle toplanmaların sonucu”, “Testi azaltın vakalar da azalır” gibi yorumlar yapıldı. Hepimizin dileği vakaların ve ölümlerin giderek sona ermesi... Vakaların artması ve bugünlerde azalmasına farklı yaklaşım da var.
BİZE LODOSLA GELİYOR
Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, bu konuda çöl tozlarıyla polenlere dikkat çekiyor. Yaşar, her yıl yaklaşık 2 milyar ton tozun, rüzgarlarla çöllerden dünyaya dağıldığını, ülkemize de Sahra’dan nisan ayında lodosla taşındığını söylüyor. Aynı dönemde bitkilerin polenlerinin de yayıldığına dikkat çeken Yaşar, çöl tozlarıyla birlikte koronayla ilişkilendiriyor:
POLENLE BİRLEŞİNCE
“Bahar alerjisinin temel nedeni olan polenler, bağışıklık sistemini zayıflattığı için her türlü hastalıkta vücudun daha çok yıpranmasına neden olur. Polenlerin kovid hastalığına yakalanma durumunda vücuda çok daha fazla yıprattığı da ortaya konmuştur. Çöl tozlarının da her türlü bakteri, virüs ve mantarlara uygun ortamlar hazırladığı, bu nedenle virüslerin havada daha çok askıda kalması yüzünden de covid bulaşını artırdığı, bilimsel çalışmalarda ortaya konmuştur.
GEÇEN YILLA AYNI TABLO
Geçen yıl ve bu yılın Nisan aylarına baktığımızda, benzer durum çıkıyor. Mart ayının sonlarından sonra hastalık sayıları (bu yıl vakalar da eklendi) hızla artarak nisan ortalarında tavan yapıyor, ikinci yarısından sonra düşüşe geçiyor. Bunun nedeni sahradan gelen çöl tozları ile uyanan doğanın ürettiği yoğun polenlerin mart sonundan nisanın ortalarına (hatta biraz daha fazla) kadar etkisini sürdürerek vakalarda tavan yaptırması, sonra etkisini yavaş yavaş kaybederek vakaların (hasta sayılarının) düşmesi ile son bulmasıdır.”
SON SÖZ: Herkese sağlık ve tüm dünyanın bu salgın illetinden bir an önce kurtulmasını diliyorum...

X

Arıtmasını çalıştırana enerji katkısı verilsin

BU aralar iklim ve deniz denilince ilk aklımıza gelen, kuraklık tehlikesiyle müsilaj ya da deniz salyası. Her ikisi de doğanın öfkesini kusması bana göre ama, fazla ileri gitmeyip Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın görüşlerini özetliyorum:



KURAKLIK NEDENİ SOĞUMA
“Son 40 yılın en soğuk aylarından olan marttan beri ciddi soğuma, dolayısıyla kuraklık yaşıyoruz. Isınma dönemlerinde daha fazla buharlaşmayla yağış artar. Soğuma dönemlerinde buharlaşma azalınca azalır. Yani yaşadığımız kuraklığın nedeni soğumadır.
Barajlar kritik seviyelere gelince bu yıl Menderes ovalarındaki tarım ürünlerine iki kez su verileceği açıklanmış, yağmur gecikince çiftçi zorda kalmıştır. Yeraltı suları da çok hoyratça kullanılmaktadır. Yıllık 750 milyon metreküp beslenmesi olan Küçük Menderes Havzası’nda, ortalama 1.150 milyar metreküp su çekilince, çok derinlere inilmeye başlanmış, sonunda yeni kuyu açılması yasaklanmıştır.
ÖNLEM ALINMASI GEREKİRDİ
Bunlar çok önceden öngörülebilir, yerel ve merkezi yönetimlerin tedbir alması gerekirdi. Bu havzalarda kuru tarım desteklenip yeraltı suyu birikmesi sağlanabilirdi. Su barajdan tarlaya kesinlikle borularla getirilip damlamayla verilmeli. İki avantajı vardır. Sanayinin kirli sularından kurtulmak, vahşi sulama ile oluşan erozyonu önleyerek verimli toprak kaybını durdurmak.

Yazının Devamını Oku

Memleket sevdalısı büyük başkanı anarken

GENELDE hep böyle başladım, bugün de geleneği bozmayayım...


Geceler kör dilsiz sanki
Konuşmaz oldu
Hüzünler koyduk üst üste
Ayrılık oldu
Bir avuntu biraz keder
Böyle bize neler oldu

Yazının Devamını Oku

Bir acıyla dağlandık Nejat...

ÇARŞAMBA sabahı... Günlerdir sesini duymaktan korktuğum, “Arayan kim” diye çekine çekine baktığım telefon çaldı. Ayaklar geri geriydi, açtım. Bir hıçkırık, Ergül, “Gitti” diyebildi. Bir, “Ahh” çıktı benden. Yine bir fiş çekilmişti. Fiş çekilince kurtuluş yoktur. Sonsuzluğa yolculuk başlamıştır. Ve o gün de ciğerimizden bir parça gitti... Paramparçaydık... Yolcumuzun adı, Nejat Bekmen... Adam, iyi bir koca, baba, seven, gülen, sohbeti bol. Mesleği gazeteci... Örnek gösterilen görsel yönetmen... Son olarak Hürriyet Ege Yazı İşleri Müdürü... Necom, sendin yani...



KAHROLASI İLLET ALDI SENİ
O salgın illeti aldı bizden seni. Başından beri dikkat ettin, sakındın, aylardır evden çalıştın durdun. “Aman dikkat” dedin sevdiklerine, herkese... O kahrolası virüs anahtar deliğinden mi girdi? Hemen geçmişe dönemedim. Yaşanan son günlerdi ilk aklıma gelen. Kuşkulanıp test yaptırmıştınız, “Pozitif çıktı, karantinadayız” demiştin. “Geçmiş olsun, dilerim hafif geçer, üstesinden gelirsiniz” deyip, saf saf eklemiştim: “Neco, yaşadığın bu süreci gün gün not al. Sonradan aydınlatıcı yazı konusu olur...”




Yazının Devamını Oku

Enginar devrimcisi kadınlar şimdi uluslararası projede

URLALI kadınlar ve enginar, çok konu edildi. İzmir Life dergisindeki farklı geldi bana: “Urlalı kadınların enginar devrimi.” “Urla Kadın Kooperatifi” diye tanınan, 2014’te kurulan S.S. Urla Kadın Girişimi Üretimi ve İşletme Kooperatifi ve geçmiş dönem Belediye Başkanı Sibel Uyar’la söyleşmişler. Kooperatifin adı Enginar Festivali’nde duyulmuş asıl. Sonra, “Urla Karya” markası çıkmış, 172 ortağa ulaşılmış. Salgın döneminde, festival de yapılamayınca, 3 sigortalı çalışan kadının maaşını çıkarabilmek için nasıl enginar satılacağına kafa yormaya başlanmış. Uyar’dan özetle;



ÜRÜN TARLADA KALMASIN
“Çok nitelikli ürün ve işgücü var, ama her yer kapalı. Video çekip instagrama yükledik. Dedik ki, ‘Ey bizi görenler, duyanlar! Tarlada enginarımız ve çalışmak isteyen kadınlarımız var. Ürünümüz tarlada kalmasın. Eğer siz de taze ve sağlıklı gıda yemek istiyorsanız lütfen bize başvurun.’ Öyle talep geldi ki, işleri yetiştirememeye başladık. Belediye şirketi URİT, Ziraat ve Ticaret odalarının desteğiyle, online olarak Urla’nın bütün enginarını sattık. Krizi fırsata çevirdik açıkçası.
SALGINDA DEĞERİ ANLAŞILDI
URİT’le 3 ay 80 kadın istihdam edildi. Herkes evine ekmek götürdü. Enginarla yeni tanışan çok insan oldu sayemizde. İnsanlar vazo çiçeği zannederken bunun aslında ne kadar değerli besin kaynağı olduğunu öğrendi. Pandemide sağlık ve beslenmenin birbiriyle ne kadar ilgili olduğu anlaşılınca enginar daha çok öne çıktı. Pek çok üreticimiz vakum makinesi alıp kendi başına satışa başladı. Sayıları artıyor. Bu çok kıymetli bir şey. Biz örnek olduk. Yeni bir ufuk açıldı. Bizim derdimizse, ürünümüze daha fazla katma değer katabilmekti. Böylece ortaklarımıza daha fazla gelir sağlayabileceğimizi anlamıştık.
REÇELDEN HAZIR YEMEĞE

Yazının Devamını Oku

Fatura çarpması: 11 liralık su 320 liralık katı atık bedeli

“ZAM yok diye sevinirken fatura su koyuverdi” demiş özetlemiştim: “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer yıl sonuna kadar suya zam yapılmayacağını açıkladı. Üstelik temmuzda uygulanması kararlaştırılan yüzde 10’luk zam da iptal edildi. Tam bu haberin keyfini çıkarırken bir su faturası gördüm. Toplam su tüketim bedeli 25.68 lira. Atık su, katı atık, vergilen falan derken, ödenecek miktar 73 lirayı buluyor. Doğal olarak keyif falan kalmıyor.”


ÖRNEKLERE BAKALIM
Fatura yüzleşmesi, bir anlamda yaraları depreştirdi. Çarpıcı örnekler, İzmir’in tanıdığı, yılların dostu İrfan Sunay’dan. Alsancak Ali Çetinkaya Bulvarı’nda bir işyeri. İZSU’dan 63 günlük tüketim karşılığında fatura gelmiş. Su birim fiyatı 5.45, atık su birim fiyatı 2.72 lira. Su tüketim bedeli 38.15, atık su bedeli 19.04, toplam 57.19 lira. 52.66 lira katı atık bedeli, vergiler falan eklenince ödenecek tutar 118 lira.
30 KATINDAN FAZLA
Diğer işyeri, Anafartalar Caddesi, yani Kemeraltı’nda. 25 gün için fatura gelmiş. Bu faturada su birim fiyatı 10.90, atık su birim fiyatı 5.45 lira. Su ve atık su tüketim bedelleri, birim fiyatla aynı: 10.90 ve 5.45 lira. Toplam 16.35 lira. Ve burada dikkat! Katı atık bedeli 320.44 lira… Eklemelerle ödenecek tutar 387.80 lira. 10.90 liralık su tüketilen işyeri için 387.80 lira ödenecek.
BELEDİYE AYNI BU NASIL İŞ
İrfan Sunay, “Kemeraltı’ndaki ayakkabı dükkanı. 10.90 su kullanım bedeli yuvarlanarak 387’ye getirilmiş. 320 lira Konak Belediyesi’ne katı atık bedeli yazılmış. Alsancak’taki aynı dükkana katı atık bedeli 52.66. Aynı belediye, Kemeraltı’na altı kat fazla atık bedeli yazıyor. Bu nasıl iş” diyor.

Yazının Devamını Oku

‘Suya zam yok’ diye sevinirken fatura gerçeğiyle yüzleşmek

BÜYÜKŞEHİR Belediye Başkanı Tunç Soyer, İZSU Genel Kurulu’nda konuşmuş, bu yıl suya zam yapılmayacağını müjdelemiş: “Tüm İzmirli vatandaşlarımıza bir de müjdeli haber vermek istiyorum. Ekonomik şartlar ne kadar zorlasa da, 2021 yılı sonuna kadar suya zam yapmayacağız. Bütçe planımızda yer alan, meclisimizde onaylanan ve Temmuz ayında yapılması öngörülen yüzde 10’luk zammı da iptal ediyoruz.

 


BORÇLARA RAĞMEN KESİLMEDİ
Üstelik son yüzyılın belki de en olağanüstü koşullarını yaşamamıza, 1,5 yıldır devam eden pandemi koşullarının bütün hesapları alt üst etmesine, elektrik, doğal gaz, akaryakıt fiyatları ve dövizdeki artışa rağmen, İZSU, tıpkı belediyemizin diğer kuruluşları ve birimleri gibi, hiçbir olumsuzluk karşısında hizmetlerini aksatmadı. Tüm personeliyle canını dişine taktı. Temizlik ve hijyenin öneminin çok hayati olduğu bu dönemde 350 bin abonenin suyunu, ödenmemiş borçlarına rağmen kesmedi.”
‘KEYFİNİ ÇIKARALIM’ DERKEN
Bu haberi herhangi bir yerde okumuş, görmüş ya da duymuşsunuzdur. Özellikle yinelemek istedim. Çünkü bugünlerde, “Zam yok, üstelik daha önce öngörülen yüzde 10’luk zam da iptal” gibi bir habere rastlamak olanaksız gibi. “Doya doya okuyalım, keyfini çıkaralım” diyecektim ki, bir su faturası gördüm, keyif falan kalmadı.
TÜKETİMİN YAKLAŞIK ÜÇ KATI

Yazının Devamını Oku

Merak edilen hafta: ‘Bakalım ne olacak’

MİLYONLARCA insanı ilgilendiren kritik bir hafta başlıyor. Salı günü 1 Haziran ve “Tam kapanma” ardından gelen “Normalleşme” süresi sona eriyor. Restoran, lokanta, kafe, kafeterya, kahvehane gibi yerlerin işletmecileri, çalışanları, “Yeni kararlar, geleceğimiz ne olacak, açılabilecek miyiz?” diye merakla bekliyor.




ÖNLEMLİ AÇILALIM
Yeme-içme yerlerinin yüzde 50 kapasite, HES kodu sorgusu gibi kurallar ve önlemlere uyma koşuluyla, denetimli açılabileceği umut ediliyor. Düğün salonu işletmecileri, müzik insanları, etkinlik düzenleyenler ve birçok işyerleri de aynı beklentide. Salgın illetiyle ilgili tüm verilerin ince ayrıntılarıyla gözden geçirilip, milyonlarca insanın geçimini, karnını doyurabilmesini sağlayacak kararlar alınmasını, kural ve önlemlere mutlaka uyulmasını, zor günlerin, illete kurban gidenlerin unutulmamasını da diliyorum. Her şeyin başı sağlık, kolay gelsin!

--------------------

Yazının Devamını Oku

Altınkum Vakıflar’a Büyükşehir el atsın

DİDİM’e her gittiğimde Altınkum’da yıllardır boş duran, içinde yıkılmak üzere harap yapılar bulunan ve kaderine terk edilmiş Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün arsasına bakarım, içim sızlar. Son olarak, sosyal medyadan alıntılar iletmiştim: “Turizm + ticaret anlayışıyla buranın çok katlı beton yığınına dönmesi Altınkum’un bitmesi ve dolayısıyla Didim turizminin de bitmesi demektir... Partiler üstü bir anlayışla; buranın betonlaşmasını amaçlayan girişimlere karşı duruş sergilemeliyiz. Bu alanı beton yığınına çevirmek; Didim’e ihanettir. Didim Altınkum Vakıflar Park ve Bahçe olsun, Betonlaşmaya Hayır Grubu adına Erdoğan Şahin.”



İHALEYLE SARSILDIK
Bugün yine, “Didim’in Gündeminde Neler Var” grubunun yöneticisi, gazeteci Erdoğan Şahin’den alıntılar var. Şahin, “Didim Altınkum’da bulunan vakıflara ait alanın betonlaştırılmak üzere 4 Haziran’da ihaleye çıkarılacağı haberiyle sarsıldık... Altınkum Vakıflar, Didim için hayati önem taşıyor... Altınkum Vakıflar betonlaşırsa Didim biter” diyor. Söz konusu yerle ilgili davalar sürerken uzun süreli kiralama modeliyle ihaleye çıkılacağını belirten Şahin, öneri ve dileklerini sıralıyor:

BELEDİYE KATILABİLİR Mİ?

Yazının Devamını Oku

Sedat’a dayanışma katkısıyla veda

BUGÜN Sedat’ı anımsatacağım. Gazeteci Sedat Sözer’i. Hani geçen hafta veda etti bizlere, “Bayram acısı” oldu hepimize. Öncelikle yıllarca Hürriyet çatısı altında birlikte çalışmanın onurunu paylaşmak istiyorum. “Sedat Sözer” denilince, tereddütsüz ve itirazsız, “Efendi, iyi insan, yardımsever” tanımlamaları gelir akla. Karşıyaka Belediyesi’nde herhalde bir rekor kırmıştı, birçok başkanın basın danışmanlığını yürüterek. Hepimizin başı sağolsun. Eşine ve çocuklarına sabır diliyorum.



FARKLI BİR TERCİH
Ve de Sedat uğurlanırken, bir grup arkadaşı bir farklı yol izledi. Daha önce örneği yaşanmış olabilir, ben ilk kez duyduğum için aktarıyorum. Efendim, Zübeyde Hanım Grubu cenaze törenine çiçek göndermek yerine, Karşıyaka Destek Platformu’na bağışı tercih etti:

GEREK DUYANA DESTEK
“Kıymetli gazeteci arkadaşımız Sedat Sözer, özellikle Karşıyaka’da pek çoğumuza dokunmuştur. Unutulmayacak isimlere dahil olmuştur. Zamansız kaybettik onu. Zübeyde Hanım Platformu olarak cenaze merasimine çiçek göndermek yerine Karşıyaka Dayanışma Platformu’nda dosyası olan ihtiyaçlı bir aileye onun anısına destek olduk. Ruhuna değsin. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Nurten Akyazılılar, Nevin Bilgen Kalender, Ceren Kalender, Mert Kalender, Aysel Arslan, Ebru Denlet, Feruz Bozaslan, Şirin Özgür Yörük, Mustafa Giray.”

Yazının Devamını Oku

Turizmciden turistik belediyelere ‘ayar’

YENİ sezon için kimi turizmci umutlu, kimi endişeli, kimi de temkinli. Bir yansıma örneğinden söz edeceğim. Destination İzmir Başkanı Bülent Tercan, Ege Bölgesi’ndeki turizm ilçelerinin belediyelerini, sezon hazırlığına çağıran bir açıklama yapmış. İçeriğe bakınca biraz “ayar” havası var sanki.

 


BAYRAMDAN SONRAKİ İLK İŞ
Tercan, “Belediyeler bayramdan sonra ilk iş gereken önlemleri almalı. Geçen yıl turizmden umduğumuzu bulamadık. Turizm potansiyeli yüksek ve turizm ekonomisinden geçimini sağlayan ilçelerin belediyeleri sezona hazırlıksız yakalanmamalı. Buralarda yaşayan halkın refahı ve önemli katma değer sağlayan tesislerin beklentileri bu yönde” demiş, devam etmiş:
HAZIRLIK GÖRMÜYORUZ
“Turizmle geçinen ilçelerin belediyelerinin başka şansı, ihmal etme lüksü yok. Özellikle Çeşme, Foça, Kuşadası, Bodrum, Marmaris gibi turizm gözdesi beldelerin yerel yönetimlerinin bu hazırlık sürecinde daha etkin olmaları gerekir. Elbette hükümetin çizdiği sınırlar, belirlediği kurallar çerçevesinde turizm yapılacak, devletten de destek beklenecek. Ama bu; boş oturmak, sezonu verimli geçirmek adına hazırlık yapmamak anlamına gelmiyor. İlçelerin pandemi ile doğru orantılı turizm hazırlıklarını organize etmek gerekiyor. Tren kaçmadan. Maalesef bu yönde hazırlıklar yapıldığını görmüyoruz.
HALKA KARŞI SORUMLULUK

Yazının Devamını Oku

Bütün dünya inansa hayat bayram olsa

Bayram’ı dün geride bıraktık. Tam kapanma yarın sabah sona eriyor. “Nasıl, becerebildik mi kapanmayı? Neydi o sokaklardaki insanlar, kalabalıklar? Normalleşmeye hazır mıyız” gibi sorular yok bugün.Bir dönemin yıldızı Şenay’ı anıyoruz: “Bütün dünya buna inansa/ Bir inansa, hayat bayram olsa/ İnsanlar el ele tutuşsa/ Birlik olsa/ Uzansak sonsuza” diyoruz. Gerçekten de hayat bayram olsa...




BİR ŞARKIYI ANIMSAMAK

Hayat bayram olsa
insanlar el ele tutuşsa

Yazının Devamını Oku

Can yolunda can suyu olmak ister misiniz

BAZI kuruluşlar ve yaptıkları işler vardır. Zaman zaman yinelemek ve alkışlamak gerekir bana göre. KİTVAK da (Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı) bu tanıma girer. Zaman zaman, biriktirdiğim bilgileri ileterek, bilmeyenlere tanıtmak, bilenlerin de belleklerini tazelemek isterim. İşte öykümüz:1996’da lösemili çocuklara ve ailelerine maddi ve manevi destek düşüncesiyle, iyilik için yarışan bir avuç insanla yola çıkan, çeyrek asırlık yaşını kutlamakta olan vakıf, birçok etkinliklerin yanında, topluma dört büyük eser armağan etti.

 


ÇOK ÖNEMLİ DÖRT ESER
18 Mayıs 2004’te Ege Üniversitesi Kitvak -Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi, 7 Ekim 2011’de Ege Üniversitesi Kitvak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi, 18 Aralık 2017’de Dokuz Eylül Üniversitesi Kitvak- Abdulrezzak Sancak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi’ni kazandırdılar. Son olarak da Kitvak-Bilge Uysal Hücre İşleme Merkezi, salgına karşın, 26 Şubat 2021’de Ege Üniversitesi’nde hizmete açıldı. Şöyle bir bakalım...

210 BİN GECELEME
Ege Üniversitesi Kitvak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi, toplam 2 bin 700 metrekare alanda, 40 oda ve 102 yataklı. Çocuk oyun alanı ve kafeteryası da bulunan konukevinde, bugüne değin 150 bin geceleme gerçekleşti.
Kitvak-Abdulrezzak Sancak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi de 4 bin 400 metrekarelik alana sahip 41 oda ve 82 yatak kapasiteli. Bir çocuk oyun odası, bir kütüphane ve bir kafeteryası var. Konukevi açıldığı günden bu yana 60 bin gecelemeye tanık oldu. Konukevleri, hastanelerde yatmadan tedavi olan, ancak barınacak yeri olmayan hastalara hizmet veriyor. Yatarak ya da yatmadan tedavi olan hastaların yakınları da, barınma yeri bulamazlarsa konukevlerinde kalabiliyor. Genelde oldukça uygun bir ücret belirleniyor.

BAZI GİDERLER VAKIF’TAN

Yazının Devamını Oku

Bu bebeğe nefes olalım

ÇANAKKALE Biga’nın Kemer Köyü’nde yaşayan SMA Tıp 1 hastası Ahmet Al bebek için destek arayışları sürüyor. Sağlığına kavuşmak için yardım bekleyen bebeğin ailesi, seslerinin duyurulmasına yardımcı olan gazetecilere sosyal medyadan seslendi:


AHMET’İN ADI DUYULUYOR
“Ahmet Alp 13 aydır sesini duyuramayan bir bebekken sizlerin sayesinde artık ismi duyuluyor. Lütfen onu tanıdıktan sonra ellerini bırakmayın. Lütfen her zaman dediğimiz gibi birlik olalım. Çevrenize Ahmet Alp’ten bahsetmeyi asla unutmayın. Ahmet Alp’in çıkaramadığı ses, konuşamadığı kelimeler olalım. Bugün belki de bizim için dönüm noktası olabilir. Çok kişinin az parasıyla başaracağız.”
BELEDİYE KATKIYA ÇAĞIRIYOR
Ahmet Alp bebeğin tedavi olabilmesi amacıyla başlatılan kampanyaya katkı veren Çanakkale Belediyesi, kentin çeşitli noktalarında raket ve billboardlara asılan afişlerle kentlileri umut olmaya çağırdı.
Ahmet Alp’e nefes olmak isteyenler için; IBAN: TR240006701000000093820879 Alıcı: Recep Güven – Yapı Kredi Açıklama: Ahmet Alp. Destek kampanyasıyla ilgili bilgi almak için (0543) 334 52 87 numaralı telefondan Ahmet Alp’in babası Recep Güven’e ulaşabilirsiniz.

-----

Yazının Devamını Oku

‘Tam kapanma’ boşa gitmesin

SAĞLIK Bakanlığı’nın açıkladığı salgın tablosunda, “vaka” ve “vefat” rakamları arttıkça, “Tam kapanma geliyor mu, ne olacak?” soruları sardı ortalığı. Sonunda 17 Mayıs sabahına kadar tam kapanma geldi. Şeker Bayramı da içinde.


RAKAMLAR İÇ AÇICI DEĞİL
Rakamlara şöyle bir baktım. 20 Nisan’da 322 bin 128 test yapılmış, 61 bin 28 vaka, 346 vefat var. 24 Nisan’da 281 bin 183 test, 40 bin 596 vaka, 339 vefat. 25 Nisan; 260 bin 280 test, 38 bin 553 vaka, 347 vefat. Sonuç olarak test azalınca, vaka sayısı da azalıyor. Ama günlük can kaybı sayısı hep 300’ün oldukça üzerinde. Vahim olan da bu.
BÜYÜK GÖÇ VE ALIŞVERİŞ
Tam kapanma kararıyla beklenen ama yine de şaşırtan görüntüler oluştu. Şehirlerarası otobüs garajları bayramlar öncesinde görülen kalabalıklara, ek seferlere, bilet fiyatlarının katlanmasına tanık oldu. Havaalanları da eksik kalmadı. Başta Bodrum olmak üzere, tüm sahil beldelerinde kilometrelerce uzunlukta araç kuyrukları oluştu. Yazlıkları, gidecek yerleri olanlar kapanma süresini buralarda geçirmek için seferber oldu. Hemen her yerde, kapanma süresinde de açık olmasına karşın, marketler yine doldu taştı. Farklı olarak, kapanmada satışı yasak olduğu gerekçesiyle, alkollü içki kuyrukları da oluştu.
TAŞIYICI OLURLAR MI?
Bu görüntüleri bazı bilim insanları, hiç de iç açıcı olmadığı şeklinde yorumlamadı. Kalabalıkların yurdun dört yanına dağıldığını, yasak sonunda geri geleceğini, virüsü götürüp getirmiş olabileceklerini savundu. Çare olarak da, “Sıkı önlem, denetim ve aşı” dedi özetle. Bir ara düşündüm, özellikle sahil beldelerine göç edenler, güzel havaların keyfini sürüp denize de girerlerse, haksızlık olmaz mı? (Kıskandım mı ne?)

Yazının Devamını Oku

Bu Çernobil’den kurtulma zamanı

GAZİEMİR’de, “İzmir’in Çernobil’i” diye adlandırılan, çevre kirliliği nedeniyle çalışması durdurulan, herkesin içtenlikle istemesine karşın, nükleer atık sorunu bir türlü çözülemeyen eski kurşun fabrikası alanı tehlike saçmayı sürdürüyor. Son olarak AK Parti İzmir Milletvekili Necip Nasır, alanı inceledi, ağır metal kirliliği nedeniyle firmaya 2013’te 5 milyon 79 bin 900 lira ceza kesildiğini, çalışmalar ve mahkeme süreçleriyle bugüne gelindiğini söyledi. Nasır, Nükleer Düzenleme Kurumu’nun geçen 26 Mart’taki yazısıyla ilgili firmanın eksiklikleri tamamlamadığını bildirdiğini anımsattı:

 


TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ
“Cüruf atıkların ayıklanması ve sahanın temizlenmesi faaliyetlerine ilişkin gelinen son noktada söz konusu işletme sahipleri tarafından sahada yer alan atıkların temizlenmesi ile ilgili olarak bir çalışma yapılmadığını yerinde tespit ettik. Atıkların çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturmaya devam etmesi nedeniyle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na çözüm için müdahale edilmesinin gerektiğini aktaracağız. Yıllardır süregelen bu sorunun çözümü için konunun takipçisi olacağız.”
İZMİR’İ TEHDİT EDİYOR
Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda da söz konusu alanda normal değerin 219 katı radyasyon yayan atıkların 14 yıldır temizlenmediğini ve tüm İzmir’i tehdit ettiğini savundu:
“İzmir’in Çernobil’i olarak bilinen alanda radyoaktif atıklar ve dışarıdan getirilen bir madde var. Bu madde yasal olarak Türkiye’de bulunmuyor. Sadece nükleer santrallerde oluşabilen bu atıkların, ülkemizde kurulu bir nükleer santral bulunmadığı halde oraya nereden ve nasıl geldiğini kimse bilmiyor. Bu madde eski kurşun fabrikasının bahçesinde 2007’de bulundu. O yıldan beri de çözüm üretilmiyor. Toprağa gömülü bu maddeler, yağmurla oksitlenerek insan sağlığını tehdit ediyor. Burasının temizlenmesini istiyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Yeni bir kurtuluş destanı yazalım

ÇANAKKALE, riskli illerin başına yerleşti. Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, bu endişe verici gidişe “dur” demek için hemşerilerine seslendi, özetliyorum:


“Tüm dünya korona virüse karşı ayakta ve hayatta kalma mücadelesi veriyor. Başta sağlık camiası olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar canla başla güzel günlere kavuşmak için çaba sarf ediyor. Bu zorlu, özveri ve sabır isteyen süreci atlatmanın en önemli kriteri, her bireyin öncelikle kişisel önlemlerini alarak, sosyal ilişkilerini ve temasını en aza indirerek, sağlık çalışanlarına katkı sunmasıdır. Kısaca bu sürece yapabileceğimiz en büyük katkı hastalanmamaktır.
BU BİZE YAKIŞMADI
Çanakkale ülkemizde vaka sayısının 26 kat arttığı birinci il olmuştur. Çanakkale pek çok olumlu ve örnek göstergelerde birinci il olmaya alışkındır. Ama bu bize yakışmadı. Bu kötü gidişatı tersine çevirmek, yeniden iyi örnek olmak elimizde. Tüm hemşehrilerimden istirham ediyorum; maskenin ne denli koruyucu önlem olduğunu aklımızdan, maskemizi yüzümüzden çıkarmayalım.
NEFES ÇOK DEĞERLİ
Hayat güzel, bir nefes sıhhat gibisi yok. Ancak sağ ve sağlıklı olduğumuz sürece... Nefes almanın, ciğerlerimizi temiz havayla doldurmanın dünyada her şeye değer olduğunu anlamak için, solunum cihazlarına bağlanmayı beklemeyelim. Sağlık çalışanlarının yükü zaten çok ağır. Bir yıldır insanca yaşama hasret kaldılar, pek çoğu başkalarının hayatını kurtarmaya çalışırken şehit oldu. Onlara saygımızdan bunu başarmalıyız, bunu onlara borçluyuz.
HAYDİ ÇANAKKALE

Yazının Devamını Oku

Balkonlara moral gelsin

BU salgın günlerinde bazı güzellikler hepimize iyi gelecektir. Aliağa Belediyesi’nden söz edeceğim. İlçeyi çiçeklerle donatmak amacıyla, “Balkonda Bahar Var” projesi başlatılmış. Belediye 10 bin balkon için 20 bin çiçek dağıtacakmış. Dileyenler sardunya, petunya ve Bodrum papatyasından ikisini seçebilecekmiş. İki yetişkin çiçek, balkon saksısı ve 10 litrelik toprak, özel çantayla, vatandaşın kapısına kadar getirilecekmiş.



ÇİÇEKLER ADRESE TESLİM
Başkan Serkan Acar, Aliağa’yı güzelleştirecek her projeyi mutlulukla hayata geçirdiklerini vurgulamış, “Şubat ayında başlattığımız Tarımsal Kalkınma ve Üreticiye Destek Projesi’yle iki ayda 20 bin zeytin fidanını vatandaşlarımızla buluşturduk. Şimdi de ‘Çiçek gibi Aliağa’ diyerek Aliağa’mızdaki tüm balkonları çiçeklerle buluşturuyoruz. Bu yıl baharın coşkusunu, balkonlarımızı renklendirerek katlayacağız. Talep eden her vatandaşımıza çiçeklerini adreslerine teslim edeceğiz” demiş ve dağıtım, Siteler Mahallesi’nden başlamış. Daha önce istek ileten bin 500 mahalle sakinine 3 bin çiçek, bin 500 saksı ve toprak ulaştırılmış.

SORUNLARI KAFAMIZDAN ATALIM
Başkan Acar, dağıtım başlarken de duygularını paylaşmış: “Uzun zamandır bir pandemi süreci yaşıyoruz. Hepimizin canı sıkkın. Eşimiz, dostumuz koronavirüse yakalanıyor. Çok endişeliyiz. Sağlık sorunlarıyla mücadele ediyoruz. Bu çiçeklerle bir nebze olsun sorunları kafamızdan atalım. Çiçeğimizle evimizi, Aliağa’yı güzelleştirelim. Bizim de katkımız olsun. Milletimizin her anında yanlarında olma sorumluluğumuz var.”

Yazının Devamını Oku

İnsanlar kardeştir birbiri için vardır

BUGÜN konumuz farklı ve özel... Önce Ünal Ersözlü’den aktarıyorum:


“Yol hepsini kapsar, kucaklar, hepsi insana aittir. Doğu-Batı kardeştir./ İnsanlık kardeştir. Birbirinden öğrenir, birbiri için vardır./ İnsanlık Batı ile Doğu’nun kesiştiği noktada, yeni bir yolculuğa çıkacaktır./ Bu anlaşıldığında felsefe tamamen özüne dönecektir./ Şimdi merhaba sana Ey Hint, Ey Çin, Ey Doğu Felsefesi!/ İnsanın en parlak çağı, altın yılları/ Destanların, Tanrının şarkısının, Tanrısızlığın çaresiz çığlığı./ Mabetlerin altın şemsiyesi, insanlığın beş bin yıl öncesi, selam olsun sizlere./ Felsefenin kadim, bilge, hikmetli çocukları, selam olun hepinize.”

SATIR BAŞLARINI DERİN
MERCEKTEN SUNUYOR
Şimdi Karakarga Yayınları’ndan:
“Ünal Ersözlü, bu kitapta felsefenin bir düşünce sistemi olarak Doğu’dan yükselişine ışık tutuyor, Doğu felsefesinin satır başlarını önemli alıntılarla ve derin bir araştırma merceğinden geçirerek okuyucuya sunuyor. Hint felsefesinden Buda’ya, Konfüçyüs’ten Tao felsefesine, antik Mısır felsefesinden Zerdüşt felsefeye; Tasavvuf ve Doğu felsefesi arasındaki benzerliklere, sufi ile keşişin kesişen yollarına, ezeli hikmetten kadim felsefeye kadar, Doğu felsefesine dair her şey, 50 maddede bu kitapta toplandı.”

NASIL MI ÜRETEBİLİYOR

Yazının Devamını Oku