GeriNedim BUBİK Engellinin yerine park edenin cezası engelliye harcansın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Engellinin yerine park edenin cezası engelliye harcansın

CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, TBMM Başkanlığı’na engellilerle ilgili bir yasa önerisini sunmuş. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öneren Kılıç, engellilerin yaşamda birçok zorlukla karşılaştığını vurgulamış:


“Engelli bireyler, birçok insanın varlığına alıştığı ve kolaylıkla ulaşabildiği sağlık, eğitim, istihdam, ulaşım ve bilgi edinme gibi hizmetlere erişimde bariyerlerle karşılaşmaktadırlar. Bu nedenle de onların toplum ve devlet tarafından desteklenmeye ihtiyaçları vardır.

DESTEK ALMALARI ŞART
Araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesiminden oluştuğunu ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Ülkemizde de engelli vatandaşlarımızın büyük kesimi açlık sınırının altında yaşamaktadır. Temel insani ihtiyaçlarını gideremeyen bireylerin engelden kaynaklanan bakımının yanı sıra sağlık ve sosyal sorunlarının üstesinden gelmesi de zordur. Bu da engelli bireyin kendisinin ve ailesinin giderlerini karşılamada destek alması gerçeğini ortaya koymaktadır.”

AKÜLÜ ARABA OLABİLİR
Kılıç, “Karayolları Trafik Kanunu’na göre taşıt yolu üzerinde aracını park eden kişi 132 lira ceza ödemektedir. Ancak aracını engelli yerine park ettiği zaman bu ceza ikiye katlanarak 264 lira olmaktadır” demiş. Kılıç, yasa önerisiyle, bu özel yerlere araç park edenlerin ödedikleri cezalardan elde edilecek gelirin engellilerin başta akülü araba olmak üzere benzeri ihtiyaçları için kullanılmasının amaçlandığını bildirmiş.
Bu öneri TBMM’de kabul edilip yasalaşırsa engellilere bir kaynak yaratılmış ve de o cezalar yerini bulmuş olur sanki... (264 liralık ceza artmış da olabilir)

-----

BİR İLGİNÇ DENKLEM
18-12’lik denge
nasıl 15-15 oldu

CHP’den seçilen Menemen Belediye Başkanı Serdar Aksoy, bazı iddialar üzerine ihraç edilmek istenince partisinden istifa etmişti. Bu arada hakkındaki suçlamalar yüzünden tutuklanan Aksoy’u İçişleri Bakanlığı görevden uzaklaştırdı. Yerine başkan vekili seçimi için meclis toplandı, CHP’den Deniz Karakurt, AK Parti’den Aydın Pehlivan yarıştı.

YILLAR SONRA CHP’DEN GİTTİ
İlk iki turda gerekli oy alınamadı, son iki turda da 15-15’lik sonuç çıkınca kura çekildi, Karakurt kazandı. AK Parti, kuranın usulsüz olduğunu öne sürerek mahkemeye başvurdu. Yürütmenin durdurulmasıyla yeni kuraya karar verildi. CHP’nin itirazı da reddedildi. Mahkemenin son kararı beklenirken valilik devreye girdi, yeni kura çekildi. Bu kez Pehlivan başkan vekili seçildi. Yıllardır CHP’de bulunan başkanlık, AK Parti’ye geçti.

PEHLİVAN ARTIK GÖREVDE
CHP’liler ilk kuranın iptali, mahkemenin gerekçeli kararı beklenmeden ikincisinin çekilmesine tepki gösterdi, yargıya başvuracaklarını bildirdi. Cumhur İttifakı, bir yerel yönetimi almanın tadını çıkarırken Pehlivan da törenle görevine başladı. Bundan sonrası ne olur, bilemem. Taraflara kolay gelsin!

İŞ NASIL KURAYA KALDI
Ancak meclisteki 31 üyenin partilere dağılımına bakıyorum... CHP: 15, AK Parti: 10, İYİ Parti 3, MHP: 2 ve bağımsız: 1. Millet İttifakı’nın 18, Cumhur İttifakı’nın 12 oyu var. Peki oylama neden 15-15 sona erdi ve iş kuraya kaldı? CHP ve İYİ Parti’nin öncelikle bunu irdelemesi gerekmez mi? Aklıma geliverdi öylesine, pek de çözemedim.

-----

BİR SÜRPRİZ
Büyükşehir’de bir
yıldız gidiyor(mu)

İZMİR Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Serdar Pedükcoşkun, Başkan Tunç Soyer’le görüştükten sonra emeklilik dilekçesini sunmuş. 50 gün izne çıkan Pedükcoşkun, bitiminde emekliye ayrılacakmış. Uzun yıllar Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi Başhekimliği’ni yürüten Pedükcoşkun, 2015’te Eşrefpaşa Belediye Hastanesi’ne başhekim atanmıştı.

BAŞARILI ÇALIŞMALAR
Başarılı çalışmasıyla dikkat çeken, hastanenin gelişiminde, yatak sayısının artmasında büyük payı olan Pedükcoşkun için sosyal medyada, “Hasta memnuniyeti üst noktalarda... Güler yüzlü ve ilgili bir süreç gelişti hastanede. Yolu açık olsun ama Büyükşehir’de yapacak çok şeyi vardır” yorumları yapıldı. Gerçekten de Büyükşehir Belediyesi Dr. Pedükcoşkun’dan ayrılmak istemez gibi geliyor. Ne dersiniz?

-----

SÖZ SİZİN

BİR YAKINMA
Bu cadde acil
ilgi bekliyor

Engellinin yerine park edenin cezası engelliye harcansın

BİR meslek büyüğümün aktardığı bir yakınma: “Dikili Çandarlı Ferhat Uysal Caddesi’nin hali içler acısı. Özellikle kışları, yağmurlarla adeta çamur deryası... Cadde moloz. Pislik, kum yığınlarıyla dolu. 3-4 senedir yapılmasını bekliyoruz. Karşıda sanayi var. Kamyonlar buraya park ediyor, sonra da çamuru, pisliği caddeye taşıyor. İlgi bekliyoruz.”

-----

BİR DUYURU

Engellinin yerine park edenin cezası engelliye harcansın

X

Söküme gelecek uçak gemisi kabus mu yüklü

ALİAĞA’nın ekonomisinde önemli yer tutan gemi söküm tesislerine getirilecek emekli bir gemi var gündemde bu aralar. İddiaya göre Brezilya Donanması’nda görev yapan ve 600 ton, dünyada sağlığa zararlı olduğu kabul edilmiş asbest barındıran “Nae Sao Paulo” adlı uçak gemisi, sökülmek üzere Aliağa’ya getiriliyormuş.

 

 


DÖRT BAKANLIĞA SORU ÖNERGESİ
TBMM Çevre Komisyonu CHP Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, dört bakanlığın yanıtlaması istemiyle soru önergesi vererek, konuyu Meclis gündemine taşımış. Bakan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, “Söküm işlemini yapan işletmelerde asbestin öncelikle o bölgeye vereceği zarara ilişkin hangi ön çalışmalar yapıldı?” diye sormuş.
MİKTARDA CİDDİ FARKLAR VARDIR
CHP’li Bakan, söküm için Türkiye’ye getirilecek uçak gemisinin 600 ton asbest barındırdığı iddiasının doğruluğunu da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na sormuş: “Sökülmek üzere ülkemize getirilen gemilerin parçalanmadan önceki kontrollerinde saptanan asbest miktarı ile dış kaynaklardan alınan veriler arasında ciddi farklar olduğu belirtilmektedir. Söz konusu duruma ilişkin alınan tedbirler nelerdir?”

Yazının Devamını Oku

Farkına varmak için çok geç kalmayalım

BUGÜN çok değerli bir konuğum var, Fedai Ünal...

 

Hürriyet’e 23 yıl emek verdi. Çok önemli bir konuyu, otizmi, ilk ağızdan anlattı. Özetleyerek aktarıyorum:
“Karanlığı bekledim bu yazı için. Çünkü beş yıl gece sessizliği vardı evimizde. Çok bilimsel şeylerden değil, otizmle yeni tanışan her ailenin yaşadıklarından söz edeceğim. 2,5 yaşındaydı oğlumuz Efe. Konuşmuyordu. ‘Ha bugün, ha yarın’ dedik, olmadı. Biraz zaman kaybettik özel eğitim için. Ama Efe’yi bir anaokuluna yazdırmakla iyi bir şey yaptık. Şanslıydık. Çünkü hemen hiçbir anaokulu Efe gibi çocukları almıyordu.

İYİ OLMANIZ ŞART
Birisi otizmi, ‘Zifiri karanlık odada sadece bir eli ışıkta yukarı çekilmeyi, ışığa ulaşmayı beklemek’ diye anlatmıştı. Doğruymuş. Sosyal çevreniz, aileniz kalabalıksa durum biraz daha iyi. Çocuğunuzun iyi olabilmesi, tek başına ayakta durabilmesi için önce sizin iyi olmanız şart. Bu da çevrenizin desteği ile mümkün. Biz şanslıydık. Ailemiz, özellikle Hürriyet’teki arkadaşlarımız sonsuz destek oldu eşim Ebru ve bana. Bu sayede ve özel eğitimle 7 yaşında konuştu Efe...

HERKES UZAK DURUYOR

Yazının Devamını Oku

Haritamız kıpkırmızı peki yüzümüz kızardı mı?

SALGIN illetiyle ilgili haritaya bakıyoruz son günlerde. 100 bindeki olgu sayısına göre renklere ayrıldı memleket. Anımsayalım...

100 binde 10 ve altındaki olgu mavi (düşük risk), 11-35 arası sarı (orta risk), 36-100 arası turuncu (yüksek risk) 100 ve üstü kırmızı (çok yüksek risk). İlk harita fena değildi, maviler iç açıyordu. Sonra olan oldu. Yine denetimli normalleşme dedik, açıldık saçıldık. Beklenen de buydu. Özellikle yeme-içme işyerleri bunu bekliyordu.
58 İL ARTIK ÇOK RİSKLİ
Ve de gelinen nokta. 17 olan kırmızı il sayısı 58’e yükselmiş. Memleket kızarmış yani, çok yüksek riskli olmuş genelde. Elbette kısıtlamalar geldi ardından. Çok yüksek riskli illerde hafta sonu sokağa çıkmak yasaklandı. Ramazan ayında tüm yeme-içme yerleri yalnızca paket hizmeti verecek. Zaten şimdi de hizmet saat 19.00’a kadar. 58 ilde bu hizmet yalnızca haftada beş gün.
NE DERSİNİZ İÇİMİZ RAHAT MI?
Olur olmadık, gerekli gereksiz toplananlar... Kısıtlı, yasak olmasına karşın bir araya gelenler... Kapalı yerlerde toplanmanın, dip dibe olmanın, arada maske takmayı unutmanın riski ne denli artırdığını unutanlar... Bin türlü bahane ileri sürerek alt alta, üst üste buluşanlar... İçimiz rahat mı? Özellikle yeme-içme yerlerinden ekmek yiyenler sizlerin kulağını çok çınlatacak. Sosyal medyadan bir alıntı: “Memlekette mavi olarak göllerle denizler kaldı.” Memleketi kıpkırmızı yapmayı becerdik. Peki yüzümüz kızarıyor mu?
Her şeye karşın üzerimize düşeni yapmalı, en azından üç M’yi (maske, mesafe, musluk) unutmamalı, iyilikler dilemeliyiz...

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağı sorunları yasaklarla çözülemez

SON günlerde dökme ve varilli zeytinyağı ihracatının 31 Ekim’e kadar yasaklanması konuşuluyor, tartışılıyor. Zeytindostu Derneği’nin görüşlerini iletmek istedim.

 

Yönetim kurulu açıklamasında, yasağın üreticiyi ve ihracatçıyı zorda bırakacağını bildirildi, “Bünyesinde, Türkiye’nin her bölgesinden 10 binden fazla zeytin çiftçisi, butik üretici, zeytinyağı marka sahibi, sanayici, ihracatçı ve yan sanayiciyi barındıran Zeytindostu Derneği olarak, ihracat yasağına tepki gösteriyor ve alınan karardan acilen dönülmesini talep ediyoruz” denildi.

KUSURLU ÜRÜN İÇ PİYASAYA
Zeytinyağında fiyat artışını önlemek için iç piyasadaki KDV oranının yüzde 8’den 1’e düşürülmesi önerilen açıklamada, öngörülen tehlikede şöyle dile getirildi:
“Yaklaşık dört yıldır Afrin’den gelen Suriye zeytinyağı, ihracatçı firmalara 3 ayda ihraç şartıyla verilmektedir. Bu yağın kalitesi düşük olduğundan, ancak dökme olarak ihraç edilebilmektedir. Yıllık ortalama 20 bin ton Afrin yağı bu yolla ihraç edilmektedir. Yasak, bu yağı da kapsamaktadır. Bu kusurlu zeytinyağı dökme olarak ihraç edilemezse, el altından iç piyasaya verilme riski bulunmaktadır. Bu durumda hem tüketici, hem de fiyatlar olması gerekenin altına düşeceği için bizim üreticimiz mağdur olacaktır. Ayrıca, ihracatçı firmalar daha önceden stoklarına aldıkları Afrin yağını ihraç edemeyecekleri için ciddi mağduriyet yaşayacaktır.”

‘GIDA POLİSİ’ KURULABİLİR
Derneğin zeytinyağıyla ilgili ileri sürdüğü yanlışlar ve çözüm önerileri de özetle şöyle:

Yazının Devamını Oku

İnsanlık var oldukça tarım bir numaradır

22 Mart Dünya Su Günü’ydü, İzmir’de 22 belediye başkanı, “Su politikaları zirvesi” sonrasında manifesto açıkladı ya... Ben de eski bir İzmir Koleji mezunu olarak, bizim devamımız Bornova Anadolu Lisesi (BAL), Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Öğretim Üyesi, Su Politikaları Derneği Yönetim Kurulu’ndan Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan görüş alıp özetledim:


DÜNYANIN EN DEĞERLİ
DOĞAL KAYNAĞIDIR
“Sürdürülebilir yaşamın birinci şartı su kaynaklarının doğru kullanımı ile gıda güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu nedenle su ve tarım, tarih boyunca ülke ve kentlerin politikalarının hazırlanmasında birinci önemli faktör olmuştur. Özellikle yeraltı suları dünyanın en önemli doğal kaynaklarıdır. Hiçbir doğal kaynak, yeraltı suyundan daha değerli olamaz. Ancak ülkemiz yeraltı ve yerüstü sularını çok hoyratça kullanmaktadır. Gelişmiş ülkeler, özellikle yeraltı suları konusunda çok ciddi kanunlar çıkarmıştır. Gelişmiş ülkeler yeraltı sularını, dünyamızın zaman zaman girdiği çok sert kurak dönemlere saklamaktadır.
KURAKLIK HER ZAMAN
HER AN GELEBİLİR
Kuraklık her zaman ve her an gelebilir. İklimler sürekli ısınma ya da soğumada olmak durumundadır. Şunu unutmamak gerekir; Tarım, dünyada her zaman bir numaralı endüstridir ve insanlık var oldukça da bir numara olmaya devam edecektir. Ancak dünya nüfusunun her 45 yılda bir yüzde 100 artması, artık her kuraklığı daha sertleştirecektir.

Yazının Devamını Oku

Kırmızıya doyduk şimdi mavi zamanı

SON salgın verileri iç açıcı değil... Ancak artan vakalar hastanelere yansımadı. Genelde olumsuz tabloya karşın, önlemler aynı kaldı. Ama denetimler sıklaşacak, vaka tabloları dikkatle izlenecek, yeni kararlar alınabilecek. Yineleyelim. Her şeye karşın olumsuz tablonun ya düzelmesi gerek, ya da düzelmesi...




KARNEMİZ ZAYIF
Anımsayalım... İller vakalara göre dört renge ayrılmıştı. 100 binde 10 ve altındaki vaka MAVİ (düşük risk), 11-35 arası SARI (orta risk), 36-100 arası TURUNCU (yüksek risk), 100 ve üstü KIRMIZI (çok yüksek risk). Bizim bölge idare eder gibiydi, ama şimdi karne zayıf. İlk rakamlar 27 Şubat - 5 Mart, ikinci rakamlar 13 - 19 Mart arasında 100 bindeki vaka oranını gösteriyor:
NEREDEN NEREYE

Yazının Devamını Oku

Kabus yolda umutlar yeniden ertelendi

“O yol var ya... Kapkara bir yaradır bende. Ciğerimizin bir parçasını yitirmiştik 13 Mart 2014’te. Yeğenim Tuncay Güryıldız’ı, 39 yaşında almıştı o yol. Anımsadıkça ve bu satırları yazarken yutkunmaktan boğazımı acıtan, gözlerimi dolduran, kimi yaşların sakalıma karışmasını engelleyemediğim fidanımızı...”

 

2018’DE AÇILACAK DENMİŞTİ
Böyle başladım hep Tire-Belevi yolunu yazarken. Çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği 20.5 kilometrelik o yol. Hiç bıkmadan gündeme getirdim zaman zaman. Tam bir yıl önce de bu yoldan söz etmiştim, özetleyeyim:
“Dönemin Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, yolun temelini atmış, Tire’nin kurtuluş günü olan 4 Eylül 2018’de açılacağını bildirmişti.

TARİH ERTELENDİ AMA
Ama Kamu İhale Kurumu’na yapılan itirazlar yolu aksattı. Ve Bakan Arslan, yeni yükleniciyle sözleşme imzalandığını, 6 Ekim 2017’de yer teslimi yapılıp çalışmaların başladığını, proje bedeli 73.5 milyon lira olan yolun 2019’un son çeyreğinde tamamlanmasının hedeflendiğini açıklamıştı. Ancak yol bir türlü tamamlanamadı.

SON OLMASINI DİLEMİŞTİM

Yazının Devamını Oku

Neler oluyor bize bize neler oluyor

BU salgın illetiyle tanışalı bir yıl oldu ya. Yaşamımız değişti. Ne olduğumuzu anlayamadık. Kabus görüyoruz sandık. Nitekim görüyorduk. Her kafadan bir ses çıkıyordu. “Virüs şöyle bulaşır, böyle bulaşır. Aman şunu yapın, bunu yapmayın” öğütleri geldi art arda. Kısıtlamalarla karşılaştık. Birçok işkolunda işyerleri kapandı. Sokağa çıkma, seyahat, piknik yasakları geldi. Sonra yavaş yavaş alıştık sanki bu illete. Geçen yaz başında biraz gevşedik, ama bedeli ağır oldu. Her gün açıklanan salgın tablosu, kötü sinyal verdi. Geldi yine kısıtlamalar, kapanmalar...

 

MAVİLEŞELİM DEDİK
GİDEREK KIZARDIK
Bu aybaşında da uzun süre beklenen oldu. İller 100 bin kişide görünen vaka oranına göre renklere ayrıldı. En kritikler kırmızı, sonrası aşama aşama turuncu, sarı ve en iyi olan maviye boyandı. Yeme-içme yerleri önlem almak ve belirlenen kurallara, saat kısıtlamasına uymak koşuluyla açıldı. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı, illerin durumuna göre tamamen, ya da bir gün kaldırıldı. Tüm illerde amaç maviye boyanmak, yani en az vakaya ulaşmaktı. Sonra vurduk kendimizi dışarı. Akın ettik restoran, kafe gibi yerlere. Ve anında endişeler, uyarılar geldi. “Boş verin maviyi, harita giderek kızarıyor” denildi.

BU OLUMSUZ GİDİŞTEN
KENDİMİZ SORUMLUYUZ
Daha son gevşeme rakamları haritalara yansımadan, yeni sıkı önlemlerden söz edilmeye başlandı. Şimdi yine rakamlara, hangi ilin hani renge boyandığına bakılarak yeni önlem, kısıtlama, yasaklar konusunda karar verilecekmiş. Ben bu endişeli gidişte yeme-içme yerlerinin pek rolü olduğunu sanmıyorum. Bilinçli olanlar, her önlemi alıyor. Bu yüzden her kentin sahilinde, meydanında, caddelerinde, parklarında, piknik yerlerinde miting benzeri toplanmaları sorumlu tutmak gerek.

KENDİMİZİ EN İYİ

Yazının Devamını Oku

Çete Ayşe’yi dünya duysun

BUGÜN bir projeden söz edeceğim. Memleketin kurtuluşu için çabalayan bir kadın ve de onun türküsü...

 


Nazilli sevdalısı, geçmişi yarım asrı aşkın çok eski dost, arkadaş Ömer Yetkiner bir kliple not geçtİ: “Klibimiz yayında, izleyelim ve paylaşalım. Çete Ayşe-Nazilli İçin Söyle. https://youtu.be/CnS_WA-hQiM”

AMAÇ UNUTTURMAMAK
İzledim, bu çabaya katkım olsun istedim. Yetkiner’in aracılığıyla, Nazilli Belediyesi’nden bilgiler edindim. Nazilli Lisesi Müzik Öğretmeni Sinan Develi, sorumluluğundaki “Ege Türküleri” adlı projenin amacını, “Ege Bölgesi’ndeki efeleri, unutulmaya yüz tutmuş hikayelerini, türkülerini gün yüzüne çıkarmak ve çekim yapmış olduğumuz şehri tüm dünyaya tanıtmak” olarak belirtiliyor. Develi’yi dinliyoruz:

Yazının Devamını Oku

Mavi mavi masmavi...

SALGIN illeti sürerken aylardır beklenen oldu, olağan yaşama bir adım atıldı. Önce memleket virüs belasına yakalananların sayısına göre belirlenen risk oranlarına göre dört renge bölündü. Mavi (düşük), sarı (orta), turuncu (yüksek) ve kırmızı (çok yüksek) olarak adlandırıldı. Elbette tüm illerde hedef mavi boncuğu takıp bir daha çıkarmamak. İlk aşamada kırmızılar turuncuya, turuncular sarıya, sarılar da maviye dönüşmeye çabalayacak. Ama dedim ya son hedef mavi.



RENKLERE GÖRE İLLER
Bizim bölgede düşük riskli (mavi) tek il Uşak. Orta riskli (sarı) illerse Manisa, Aydın, Denizli. Yüksek riskli (turuncu) İzmir, Çanakkale, Muğla ve çok yüksek riskli (kırmızı) Balıkesir. Olağan yaşama ilk adımı bekleyenlerin başında yeme-içme sektörü geliyordu. Kısıtlamaların gevşetildiği yerlerde yeme-içme yerleri yüzde 50 kapasiteyle, 07.00-19.00 saatleri arasında, gelenlere HES kodu sorularak, ateş ölçülerek hizmet verecek. Mavi ve sarıda hafta sonları da bu yerler açık.
KURALLARA UYMALIYIZ
Elbette işletmecilerin de, bu yerlerin açılmasını dört gözle bekleyenlerin de çok dikkatli olması gerek. Özelikle 3M’ye (maske, mesafe, musluk) ve diğer kurallara özenle uymalı herkes. Bir yeme-içme yerinin sürekli müşterileri girişte HES kodu sorulduğunda, “Bize de mi HES” dememeli örneğin.
FATURASI AĞIR OLUR

Yazının Devamını Oku

Turizme farklı bir yaklaşım projesi

İZMİR’de turizme katkı sağlayacak, Kemeraltı odaklı bir çalışma başlatılıyor. Konuya ilişkin aldığım notu, özetleyerek paylaşıyorum:

 

 

“İzmir’in kültürel zenginliği içerisinde Yahudi mirasının korunmasına yönelik olarak İzmir Musevi Cemaati Vakfı’nca hazırlanan ‘İzmir Jewish Heritage Projesi’ başladı. Avrupa Birliği Komisyonu’nun finanse ettiği projeye Kentimiz İzmir Derneği de ortak.
DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK
Proje kapsamında 36 ay boyunca İzmir’deki Yahudi kültür mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılmasına yönelik pek çok faaliyet hayata geçirilecek. Proje ile;
* İzmir Tarihi Kent Merkezi Havralar Bölgesi’nde 17’nci yüzyılda yapılmış, ancak metruk haldeki Hevra ve Foresteros sinagoglarının restorasyon projeleri hazırlanacak. Aynı avluya bakan dört havra kompleksinin birer parçası olmaları özelliğiyle bu sinagogların dünyada örneği bulunmuyor.
* Bu sinagoglar kompleksinin Türkiye ve dünyada bir kültür mirası, turizm ve kültürler arası diyalog merkezi olarak tanınması için çalışmalar yapılacak.

Yazının Devamını Oku

Çok yoruldu çok gençlik aşısı gerek

İZMİR’de Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nın süslerindendir. Tırmanır, ortasına gelir, gelen giden araçlara, çevreye, iskeleye yanaşan vapurlara, denize bakabilirsiniz. Ya da hiç durmadan karşıya geçmek için kullanır, geçer gidersiniz. Geçenler biraz çoksa, şöyle bir yaylanır, ilk kez başınıza geliyorsa, içinizin ürpermesine engel olamazsınız. İki ucunda da motosikletlerin geçemeyeceği uyarıları vardır, ama güvenmeyin. Zaman zaman motosiklet yolu olarak kullananlar vardır, dikkatli olun...



COŞKUNUN ADRESİ OLDU
Bir de çok önemli işlevi vardır. 14 Haziran’ların, yani Göztepe’nin kuruluş yıldönümlerinin, simgesidir. Salgın illeti öncesinde taraftar, flama ve meşalelerle bütünleşir onun üstünde. Coşku sahnelenir orada, en güzel fotoğraflar, görüntülerin adresidir. Ve de unutulmaz Hıdrellez kutlamalarının.

SAHİL-KARA BAĞLANTISI
Nereden söz ettiğimi anladınız siz... “Göztepe Köprüsü” diye bilinen, “Göztepe Şehit Kerem Oğuz Erbay Üst Geçidi” konumuz. Göztepe İskelesi’nin kubbesiyle bütünleşmiştir... Yayalara, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nın sahiliyle kara tarafının, araç trafiğine takılmadan güvenli geçişini sağlar. Şimdi tramvay durağı da var iki yanında... Gerçi üst geçit yerine, kendilerini araçların arasına atıp karşıya geçmeye çabalayanları da her zaman görürüz.

SÖZ GÜZELYALI MUHTARI’NDA

Yazının Devamını Oku

‘Çocuklar okusun’ dediler şimdi kitap bulaştırıyorlar

ŞUBAT başında İzmir’deki sel sonrası, “O selin yarasını kitapla saralım” demiştim: “İzmir’deki son sel, gazeteci İbrahim Irmak’ı da vurdu. Haber Hürriyeti Gazetesi’ni su bastı, büyük zarar oluştu. Irmak, kaybettiği oğlunun anısına kurulan kütüphaneler için toplanan kitapların zarar görmesine kahroldu. Çağlayan Irmak adına 12 kütüphane kuruldu, sırada iki tane daha vardı. İbrahim Irmak, ‘Orada çok çok kıymetli kitaplar vardı... Yaklaşık 7 bin kitabı yeniden nasıl sağlarım şimdi’ diyor. Ve benden çağrı: “Haydi kitap bağışına...”

 

ÇOK DEĞERLİ BİR NOT ALDIM
Bu yazıdan sonra ünlü spor insanı, gazeteci-yazar, Futbol Federasyonu eski başkanlarından Kemal Ulusu’dan çok değerli bir not aldım:
“Atatürk’ün kütüphanecisinin oğlu olarak ben de bir kitap ve kütüphane sevdalısıyım. Selçuk’tan Emine Bekdemir hanımefendi, hiç tanışmadığımız halde, ‘Atatürk’ün Yanı Başında’ kitabımı okuyup, rahmetli babacığım Nuri Ulusu adına kütüphane oluşturunca dostluğumuz başladı. Açtıkları kütüphanelere, çevremi de devreye sokarak kitaplar yollatmaya başladım ve bu destek gittikçe de büyüyor.”

BEŞ YIL ÖNCE ÇAKILDI KIVILCIM
Ulusu, notunda bu çabaya destek de isteyince, Bekdemir’le iletişim kurdum ve söz onda:
“Çocuklarımızla Okuyoruz Kitap Kulübü, 2016 Ocak ayında çoğunluğu öğretmen olan bir grup anne tarafından, çocukları ile aynı yazarın kitaplarını okuyup, birlikte yazarı ile kitabı konuşma, tartışma atölyeleri düzenleyerek geleceğe güzel anılarla hakim olmak amacıyla kurulmuştur.

AMAÇ İYİ OKUYUCU OLMAKTI

Yazının Devamını Oku

Kadınca dayanışma esnafı gülümsetti

CHP Güzelbahçe İlçe Başkanlığı, bir süre önce, “Bugün yemek yapmıyorum. Esnafa sipariş veriyorum” adıyla bir kampanya gerçekleştirdi. Kadınlar, “Bugün yemek yapmıyorum. Destek için yemeğimizi Güzelbahçeli esnaftan sipariş ediyorum” dedikleri videoları sosyal medyada paylaştı. “Esnafa destek ol” başlıklı paylaşımlar da beğenildi.


NEFES ALDIRMA İNANCIYLA
“Yemek yapmıyorum, esnafı destekliyorum” diyerek kampanyadan söz etmiş, CHP İlçe Başkanı Çağlayan Bilgen’in görüşlerini iletmiştim:
“Örgüt olarak böyle bir kampanyayla soruna dikkat çektik. Esnafımıza el vererek umut olduk, yaşama sevinci kattık. Çünkü pek çok esnafımız özellikle restoran ve lokantalar, oturarak yemek yasak olduğu için ‘gel al, al götür’ veya telefonla siparişlerle ayakta durmaya çalışıyor. Örgütümüzün başlattığı bu kampanyanın esnafımıza nefes aldıracağına inanıyoruz.”

SİPARİŞLER YÜZDE 40-60 ARTTI
Başkan Bilgen’e, 10 gün olarak planlanan, ancak ilgi görünce 5 gün uzatılan kampanya ile ilgili izlenimini sordum, işte yanıt:
“Kampanya boyunca sosyal medya ve gruplarda paylaşım yapıldı. 15 günde yaklaşık 300 bin kişi ile etkileşim sağlandı. (Güzelbahçe ve çevre ilçeler) Nitekim Güzelbahçe Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Osman Afacan ile yaptığımız görüşmede esnafın memnuniyetini dile getirdi ve kampanya boyunca paket servis siparişlerinde yüzde 40 ile 60 arasında artış olduğunu ifade etti.

ÖNEMLİ ÖLÇÜDE BAŞARILI OLDUK

Yazının Devamını Oku

Seyyarın derdi huzurlu ekmek

AÇIK söyleyeyim, geçen yıl ilk kez duydum... 14 Kasım Dünya Sokak Satıcıları Günü’ymüş, 2012’den beri kutlanırmış. Ve altı ay önce kurulmuş olan İzmir Seyyar Satıcılar Derneği Başkanı Evren Laçin, bu özel gün dolayısıyla bir açıklama yapmıştı. İzmir’deki seyyar satıcılara düşman gibi yaklaşılmaması gerektiğini vurgulamış, bazı istekler sıralamış:

 


İNSAN ONURUNA YARAŞSIN
* İnsan onuruna yaraşır çalışma hakkının seyyar esnafa da tanınması. Çalışma yerlerimizi ve koşullarını belirleyelim ki, kent yaşamında hak ettiğimiz yeri alalım.
* Seyyar esnaf olarak kendi odalarımızı, kendi birliklerimizi tüm Türkiye’de kurmak.
* Hurdacısı, atık toplayanı, simitçisi, baloncusu, seyyar manavıyla tüm sokak çalışanlarına sosyal güvence.
* Çocuklar başta olmak üzere, tüm sokak çalışanları için durumlarına uygun eğitim programları.

Yazının Devamını Oku

Güzel havalar mı bozuyor bizi acaba

BİR süredir hafta sonları kısıtlamalar var.

Cuma akşamından başlıyor. Cumartesi ve pazar günleri sokağa çıkmak yasak. Ancak bakkal, market, çiçekçi gibi yerler 10.00-17.00 arasında açık. Ve de gereksinimi olanların kendilerine en yakın yerlerden alışveriş yapmalarına izin veriliyor. Ancak araç kullanmamak koşuluyla. 65 yaş ve üstü, 20 yaş ve altı ise bu ayrıcalıktan da yararlanamıyor. Buraya kadar her şey güzel. Kural koyulmuş, uymak gerek.
DIŞARI ÇIKAN ÇIKANA
Ama son hafta sonlarında sosyal medyaya düşen görüntülerde, alışveriş bahanesiyle sokağa çıkanların, açık havada olabildiğince kaldığı görülüyor. Sanki, olağan günlerden daha kalabalık gibi bazı gözde yerler. Yarasın, sağlık olsun. Ancak kurallara uyup da evde kalanlar da bozuluyor gibi buna... Gerçi güvenlik güçleri de ellerinden geldiğince, birer alışveriş torbasıyla gezinenleri uyarıyor, evlerine dönmeye çağırıyor, gerektiğinde ceza yazıyor.
BU HAFTA SONU ANLARIZ
Neyse bu tablonun, son haftalardaki bahar havalarından kaynaklandığını varsayalım. Ne yapsın insanlar, güzel hava çağırıyor dışarı. Bakalım bu hafta sonu ne olacak. Malum bugün, yarın ısı düşecek yağış bekleniyor. Bakalım yine dışarı akın olacak mı? Olmazsa anlayacağız meseleyi: İnsanları o güzel havalar bozuyor. Hava biraz mevsim normaline dönünce sorun kalmıyor. İyi hafta sonları...

-----

BİRİ UMUTLU BİRİ MUTLU

Nüfus arttı, ama

Yazının Devamını Oku

‘Aydınlanma yolu’ için haydi kitap bağışına

ŞUBAT ayına İzmir’de deprem ve selle girdik ya... Özellikle sel öncesine bir bakalım. Günlerdir kuraklık kabusu yaşıyorduk. Barajlarda suyun giderek yetersiz kaldığından yakınıyorduk. Herkes fikir üretiyordu, “su tasarrufu yapalım” çağrıları, erken de olsa başlamıştı. Ve 1 Şubat’la gelen şiddetli yağmur... İzmir’i felç etti. Bir aylık yağmurdan daha fazlası, bir gecede yağıverdi. Güzelyalı’da metrekareye 126 kilogram yağmur düşmüştü. 2 Şubat’ta sel yapacağını yapmıştı, çoğu her yer sular altındaydı.

 

 


BİR DOKUN BİN AH İŞİT
Afetten büyük zarar görenlerden birisi de, yıllardır birlikte çalıştığımız gazeteci İbrahim Irmak’tı. Arkadaşım Irmak’ın Haber Hürriyeti Gazetesi’nin ofisi ve deposu da aşırı yağmurdan payını almıştı. Fotoğraflarını görünce aradım hemen, “Geçmiş olsun ibo’m” dedim. Sesi titriyordu, “Bir dokun, bin ah işit” kıvamında anlattı:
HER ŞEYİMİZ YÜZÜYORDU
“Şiddetli yağmurla gelen sular, sel olup bizi de vurdu. Karabağlar Üçkuyular’daki 9 Sokak’tan inen sular, 11/2 Sokak’taki Hayal Apartmanı’nın istinat duvarını yıktı. www.haberhurriyeti.com Gazetesi’nin ofisi ve kitap deposunun bulunduğu zemin kata su doldu. Depo ve ofisimizdeki 7 bine yakın kitap, dergi, gazete, dosyalarımız, bilgisayarlardan televizyona kadar tüm elektronik eşyamız bele kadar yükselen suların altında kaldı.

Yazının Devamını Oku

CHP için tarım her zaman çok önemli

GEÇENLERDE konu edinmiştim: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, ‘İzmir Tarımı’ modelini açıkladı. CHP Milletvekili Atila Sertel de bu modeli AK Partili belediyelerin de uygulaması gerektiğini savundu. Benim de kafama bazı sorular takıldı: ‘CHP Genel Merkezi, İzmir Tarımı’nı benimsedi mi? Bu model bir parti politikası haline gelir mi? Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, herhangi bir yorumda bulundu mu?’


DÜN-BUGÜN-YARIN VAZGEÇİLMEZ
CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Orhan Sarıbal’dan, “CHP Genel Merkezi İzmir Tarımı’nı Sevdi mi” başlıklı yazıyı okuduğunu bildiren bir ileti aldım: “Duyarlılığınız, tarıma verdiğiniz önem için teşekkür ederim. Öncelikle, bildiğiniz gibi pandemi ile gıdanın ve buna bağlı olarak da tarımın önemi bir kez daha ortaya çıktı. CHP olarak bizim için ise tarım dün de önemliydi, bugün de, yarın da önemli, stratejik ve vazgeçilmez bir sektör.
BELEDİYELERİMİZ DESTEK VERİYOR
İzmir Büyükşehir Belediyemizin Sayın Aziz Kocaoğlu ile başlayan, şimdi de Sayın Tunç Soyer ile devam eden tarım sektörüne yönelik çalışmaları takip ediyor ve gereken katkıyı sunmaya çalışıyoruz. Amacımız, küçük aile çiftçiliğini kooperatifçilik üzerinden destekleyerek, insanlarımızın sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamaktır. İzmir Büyükşehir gibi diğer belediyelerimiz de tarıma gereken önemi vermekte ve birbirlerine destek vermektedirler.
GENEL BAŞKANIN ÖZEL İLGİ ALANI
Tarım, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da özel ilgi alanlarından biri olup, belediyelerimizin çalışmalarını yakından takip etmektedir. Tarım sektörüne verilecek her türlü destek, çiftçimize, dolaylı olarak da ülkemize verilen destektir. CHP olarak çiftçimizin alın terinin karşılığını alması için mücadele ettik ve ediyoruz. Bu bağlamda da başta İzmir Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere çiftçimize destek olan bütün belediyelerimizin yanında olduğumuzu bilmenizi isterim.”

Yazının Devamını Oku

Gidecek yazlığı olmayan depremden nasıl kaçsın

TARİFSİZ duygular içindeyim. Çok korkmalı mıyım, yoksa içim rahatlamalı mı bilemiyorum... Neden mi böyleyim? Anlatayım, umarım hak verirsiniz. İzmir, bilindiği gibi, yeni haftaya ve de yeni aya sarsılarak girdi. Merkezi Karaburun açıkları olmak üzere, en büyüğü 5.1 şiddetinde olmak üzere art arda depremler oluştu. Şükürler olsun, can ve mal kaybı yaşanmadı, yaralanan olmadı. Herkese geçmiş olsun.


AKILLARA 30 EKİM GELDİ
Sarsıntılar, doğal olarak İzmir’de hemen herkesin aklına 30 Ekim’de yıkımlara neden olan ve 118 can alan deprem geldi. Bir kez daha asla yaşanmasını istemediğim, ancak kolay kolay da unutamadığım o depremi düşündüm ben de, “Şükür bu kez ucuz atlattık” dedim. Ama bu rahatlığım çok da uzun sürmedi. Çünkü uzmanlar, pazartesi sabahki depremleri yorumlamaya başladı. Onlardan birisi de, yorumuna güvenilen ve ne diyeceği merakla beklenen Prof. Dr. Ahmet Ercan’dı, özetleyeyim:


KORKUTMAK İSTEMİYOR DA
“Deprem fırtınası gibi bir olay var. Bu hiç iyiye işaret değil” demiş ve sürdürmüş: “5.1’lik depremin artçısı 4.8 olmaz. Oradaki gerginlik boşalımı sürecek demektir. Şu anda deprem fırtınası gibi bir olay var. Bu hiç iyiye işaret değil... Ben İzmirlileri korkutmak istemiyorum ama uyarmak istiyorum. Havalar güzel, İzmirliler yazlıklarına gitsinler. Karaburun’da bir yıkım olmasını falan beklemiyorum. Yıkım gücü 5.1’lik depremin şiddeti, Karaburun’da 3’tür. Oraları çok sağlam...”

YAPACAK BİR ŞEY DE YOK

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapmıyorum esnafa destek veriyorum

BU salgın belasında yeme-içmeyle uğraşanların işi de zor. İşyerleri uzun süredir kapalı, yalnızca “Gel al götür” ve paket siparişleriyle ayakta kalmaya çalışıyorlar. Bu ortamda CHP Güzelbahçe İlçe Başkanlığı, salgın yüzünden zorda olan bu esnafa destek için kampanya başlatmış. Belediye Başkanı Mustafa İnce’nin eşi Nilüfer İnce ve İlçe Başkanı Çağlayan Bilgen’in eşi Güler Bilgen’le partili kadınlar, “Bugün yemek yapmıyorum. Destek için yemeğimizi Güzelbahçeli esnaftan sipariş ediyorum” dedikleri videoları sosyal medyada paylaşıp, esnaftan yemek istemiş. “Esnafa destek ol” başlıklı paylaşımlar beğenilmiş.

 


NEFES OLACAĞINA İNANIYORUZ
İlçe Başkanı Çağlayan Bilgen, farkındalık yaratıp sorunu gündemde tutmayı ve esnafa destek olmayı amaçladıklarını vurgulamış:
“Ekonomik durumu iyi olan vatandaşlarımız, zaten esnafa yemek siparişi veriyor. Örgüt olarak böyle bir kampanyayla soruna dikkat çektik. Esnafımıza el vererek, umut olduk, yaşama sevinci kattık. Çünkü pek çok esnafımız özellikle restoran ve lokantalar, oturarak yemek yasak olduğu için ‘gel al, al götür’ veya telefonla siparişlerle ayakta durmaya çalışıyor. Örgütümüzün başlattığı bu kampanyanın esnafımıza nefes aldıracağına inanıyoruz.”
GİRİŞİM ÖRNEK ALINABİLİR
Gazeteci Çağlayan Bilgen, medyada yer alan kampanyanın esnafa katkısını daha sonra açıklar belki. Bu kampanyanın kapsamı için eskilerin deyimiyle, “Deryada bir maşrapa su” denilebilir. Yani: “Denizde bir bardak su.” Genele bakıldığında önemsemeyenler de olabilir. Ama bir kıvılcımdan da kimseye zarar gelmez. Dileyen örnek alıp geliştirebilir. Elbette herkes yemek siparişi veremeyebilir. Ancak olanağı olanlar için de bir dayanışma yoludur.

Yazının Devamını Oku