Ege’nin Korona aşısı Mart 2021’de hazır

 “ŞU salgın belasıyla ilgili bilimsel çalışmalar ne aşamada” diye merak ettim.

Aşı konusunda çalışan 36 kişilik ekipte olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi, Aşı Bilim Derneği Başkanı Prof. Dr. Yüksel Gürüz’e sordum. Tabii ki söz onda: “Dünya genelinde bin kadar araştırma grubu Kovid-19 aşısını üretmek için çalışma yürütüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), pek çok ülkede bu işi yapabileceğine inandığı grupların çabalarını yakından izliyor. 8 Eylül itibariyle klinik evrede toplam 34 aşı adayı mevcut. Ege Üniversitesi ARGEFAR bünyesine bağlı olarak yaptığımız DNA aşısının da içinde olduğu 145 ayrı çalışma, klinik evre öncesi denilen hayvan modeller üzerinde deneme aşaması veya öncesi durumda olan aşılar ciddiyetle izleniyor.

ÖNCE ARAŞTIRMA EVRESİ
Aşılar emek yoğun evreler içerir. İlk evre hedeflenen bir hastalık etkenine karşı bilgi toplanan, geçmiş yıllardan beri bu alanda yapılan çalışmaların derlendiği ve nasıl bir aşı geliştirilmesinin uygun olacağına karar verildiği, finansmanı için detaylı proje yazılıp TÜBİTAK veya benzer kuruluşlara destek için sunulduğu ‘ARAŞTIRMA EVRESİ’dir. Geçmiş yıllarda 2-4 yıl süren bu evre, salgın süreçlerinde ve bilgisayar teknolojisiyle aylarla ifade edilecek kadar kısalabilir.

GÖNÜLLÜLERE UYGULAMA
Bu aşamayı ‘KLİNİK ÖNCESİ’ evre izler. Doku/hücre kültüründe aday hazırlanır ve hayvan modellerinde uygulanacak aşı üretilir. Hayvan modelde aşının yan etkileri, antikor üretme kabiliyeti gibi çok önemli gelişmeler izlenir. Bu süreç de en az 2-3 ay sürer. Sonuçlar umut vericiyse ‘KLİNİK’ denilen ‘evreler başlar. 20- 80 gönüllü insanda oluşacak koruyuculuk tipi, koruyuculuğun ne kadar sürebileceği, tepkiler çok ayrıntılı izlenir. Sorun çıkmazsa daha geniş insan grupları aşılanır.

ETKİLER ÇOK SIKI İZLENİR
Risk altında olacak kişiler varsa, onlardan da bir çalışma grubu oluşturulur. Bu aşamaya yüzlerce gönüllü dahil olur. Aşının kaç dozda ve hangi yoldan yapılacağı bu evrede belli olur. Tabii aşının her türlü yan etkisi de bu evrede de sıkı izlenir. Ciddi sorun yaşanmazsa yeni evreye geçilir.

BÜYÜK GİZLİLİK İÇİNDE
Bu aşamada on binlerce gönüllüye aşı uygulanır. Aşı içermeyen enjeksiyonların (mesela; steril tuzlu su) verildiği negatif kontrol grupları çalışmaya dahil edilir. Bu aşamada ‘Çift Kör’ dediğimiz yöntem devreye girer. Aşılayan da, aşı yapılan da ne verilip alındığını bilmez. Sadece proje ekibindeki bilim insanları büyük gizlilik içinde kime ne yapıldığını bilir. Bu süreç aşı geliştirmenin en pahalı ve uzun süren kısmıdır. Çalışmalar farklı ülkelerde sürdürülür. En az 3-5 ay sürmesi beklenir.

VE YOL HARİTASI ÇİZİLİR
Aşı onaylanırsa firma/kurum için seri üretiminden sonra yeni aşama başlar. Aşılanan milyonlarca kişi her türlü yan etki ve etkinlik açısından tek tek izlenir. Aşı üretiminde kullanılan bazı teknikleri açıklamak gerekir. Araştırma evresinde her çalışma kendi yetkinliğine veya aşının nasıl üretildiğinde etkili olacağı konusundaki öngörülerine göre yol haritası hazırlar.

İNGİLTERE’DE DURDURULDU
Oxford Üniversitesi ve AstraZeneca firması ortaklığı ile yürütülen aşı çalışması, aşırı yan etkiden dolayı, 9 Eylül itibariyle durduruldu. Rusya, 12 Ağustos’ta ‘Aşımız hazır’ dedi. Aşı modelleri Oxford- AstraZeneca aşısı gibi insanda çoğalmayan viral vektör içinde üretilen bir aşıydı. Hastalığın görülmeye başladığı Mart 2020’den, ‘Aşı hazır’ dedikleri tarihe kadar böyle bir aşının üretilemeyeceğini paylaşmış ve ilgi duyanları uyarmıştım. Çin’in aşısı için de benzer saptamaları yaptım.

AYAKLARIMIZ SAĞLAM BASIYOR
Bu vesile ile Türk bilim insanlarının sadece bilimsel gerçeklerle hareket ettiğini, hayal peşinde koşmadığını, ayaklarının yere sağlam bastığını bir kere daha vurgulamak isterim. Benim de araştırma ve preklinik evresinde görev aldığım Ege Üniversitesi’nin DNA aşı adayı çalışması hayvan denemeleri aşamasındadır. Ekibimize güvenerek bize kaynak aktaran ve yakın ilgilerini esirgemeyen sağlık, sanayi bakanlarımıza ve TÜBİTAK Başkanı’na ekibimiz adına sonsuz şükranlarımı arz etmek isterim.

BAŞARISIZLIK YOK
Hedefimiz Mart 2021 başı gibi, Ege Üniversitesi’nin aşısını kullanıma hazır hale getirmektir. Hayvan deneyleri aşamasın sonrasında klinik aşamalarını Mart 2021 içinde tamamlamış olacağız. Sonrasında da yeni üretim tekniklerine geliştirirken, aşımızı mükemmelleştirmeye de devam edeceğiz. Bu süreç artık hep devam edecek. Etkin bir aşının bu tarihten önce bulunması bizim durmamızı gerektiren bir olgu değildir. Bizim aşımızın hepsinden iyi olacağını biliyoruz. Yerli ve milli olmak çok önemli bir hedeftir. Yolumuzda başarısızlık seçeneği yok.”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

65 yaş üstüne 6 saat havalanmak yeter

“NE çektik bu 65 yaş ve üstünden yahu!” Herhalde böyle deniliyordu. Salgın belası geldiğinde bu yaş grubu tıkıldı evlerine. Balkonu, bahçesi olan şanslıydı. Olmayan pencerelere talimdi, bakılacak yer varsa. Ardından pazar günleri biraz hava almaları sağlandı. En son dışarı salıverildiler. Ama illa bir kısıtlama gerekti. Bu kez saat 10.00-20.00 arası dışarıda olma izni verildi. Haaa, marketlere de belirli saatlerde girebilirlerdi.


KISITLAMA KARARI
Ve bakıldı ki, virüs belası tırmanıyor. En önemli önlem hazırdı: 65 yaş üstünün 10.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmasına izin var. Dışarıda 6 saat kalmaları yeterdi. Bazı iller daha tedbirliydi, çıkma saatini 11.00 olarak belirledi. Eeee tabii ya, 5 saat havalanmak elbette yeterdi de artardı bile...

AKLA GELEN SORULAR
Bu salgın belasını yayan 65 yaş ve üstü müdür? 10.00-16.00 saatleri arasında virüs onlara ilişmiyor mu? Virüs, bu yaş grubuna saat 16.00’dan ertesi gün 10.00’a kadar mı bela oluyor? 65 yaşı doldurmayanlar ay ve gün farkıyla mı tehlikeden kurtuluyor? Bu yaş grubu, izin verilen 5-6 saatte dışarı çıkınca yığılma olmaz mı? Diğer yaştakilerle daha fazla temas gerçekleşmez mi?

VALİ DE ÇOK ENDİŞELİ
Bölgemizde bu yaş grubuna kısıtlama geldi. İzmir, Denizli, Balıkesir, Çanakkale, Uşak, Aydın... Haaa, salgın açısından durum iç açıcı değil. Özellikle İzmir’de deprem sonrası hasta sayısı arttı. Çünkü can derdine düşenler, kısa süreli de olsa, önlemleri es geçti. Vali Yavuz Selim Köşger, son günlerde doğal olarak depreme yoğunlaştıklarını vurgulayıp, “Tüm dünyanın değişmeyen gündemi korona, İzmir’de de tırmanışta. Depremin olduğu günkü rakamlara kıyasen bugün iki katından fazla artış gerçekleşmiş durumda” diyordu.

ÇADIR KENTE MEKTUP

Yazının Devamını Oku

Deprem yaraları sarılırken salgın belasına aman dikkat

BÜYÜK Atatürk, ne de güzel vurgulamış, felaketlerden önce önlem alınması gerektiğini...


Gerçekten sonradan dövünmenin kimseye yararı yok. İzmir ve tüm yurdu yasa boğan deprem sonrasında, yaralar sarılmaya çalışılıyor. Evlerini yitirenler için Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı, “Bir Kira Bir Yuva” kampanyasına ilgi büyük. Bin konteynerlik kent kuruluyor. Yüzlerce ev depremzedelere açıldı. “Birlikten İzmir Doğar” kampanyası başarıyla sürüyor. Hep söylüyorum, bu çalışmalar siyasal malzeme konusu olmamalı, partiler üstü, “sen-ben” çekişmesiz yapılmalı. Çünkü hemen herkesin eli taşın altında... (Bu arada insanüstü çabalayanlar da görmezden gelinmemeli.)

TABİP ODASI RAPORU
Deprem kabusu, kısa süreli de olsa, korona salgını belasını biraz unutturdu gibi. Oysa hasta sayısı artıyor. İzmir Tabip Odası’nın, ‘Deprem Değerlendirme Raporu’nun ‘Kovid 19’ bölümünden özet:
“Deprem nedeniyle oluşan nüfus hareketi, geçici yerleşim yerlerinde barınma, kalabalık ortamlar, uygun olmayan yaşam koşulları, beslenmenin olumsuz etkilenmesi, hijyen olanaklarının yetersizliği, altyapı sorunları, fiziki mesafenin korunmasında, maske kullanımında ve sağlık hizmetlerinde aksamalar gibi faktörler, gerek Kovid-19, gerekse grip ve diğer solunum yolları hastalıklarının artışına neden olabilir. Bu durum Kovid-19 açısından ayrı risk ortaya çıkarmaktadır.

HES KODU KONTROLU ŞART
Depremin Kovid-19 vaka sayısında artış eğiliminin sürdüğü dönemde meydana gelmesi, Kovid-19 ve mevsimsel grip ve solunum yolları hastalıkları ile ilgili riskleri artırmakta, yenilerini ortaya çıkarmaktadır. Evi hasar gören ya da çeşitli nedenlerle evinde kalamayan Kovid-19 vaka ve temaslılarının bir kısmının geçici yerleşim alanlarında barınması, uygunsuz barınma koşulları nedeniyle vakaların ve temaslıların izinin kaybedilmesi riskini ortaya çıkarmıştır. İlçe sağlık müdürlüklerinin konuyla ilgili çalışmaları titizlikle sürse de, bu koşullarda vaka ve temaslıların izlenmesi ancak kişinin bilgi vermesiyle mümkün olabilecektir. Bu nedenle geçici yerleşim alanlarında HES kodu kontrolü kritik önem taşımaktadır.

BULAŞ RİSKİ ARTABİLİR

Yazının Devamını Oku

Çok fena sallandık canlarımız yandı

BİRİ “6.6” diyor, diğeri “6.9”. Dışarıdan gelen rakam: “7”. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın ertesi günüydü. Sokak bir anda doldu, evler boşaldı. Ayılanlar, bayılanlar, telefonlara sarılanlar. Siren sesleri geldi peş peşe. Camiden anons yapılıyor, “Aracınızla trafiğe çıkmayın. Yoğunluk yaratıp ambulans ve benzeri araçları engellemeyin, yolları tıkamayın” diye.

 

ÖYLE BİR SALLANDIK Kİ
“Geçmiş olsun” diye birbirlerine sarılanlar var. Gözler yaşlı. Kimi korku, kimi sevinç yaşları... Söylentiler yayılıyor. Kimi yakınlarıyla aracına doluşuyor, “Çeşme’ye/Urla’ya/Foça’ya, özetle yazlığa kaçıyoruz” diyor. Evet, 30 Ekim’di, cuma günü saat 14.51’de sallandık. Kim, “Ben korkmadım, etkilenmedim, hazırlıklıyım” diyorsa helal olsun!

BÖYLESİNİ YAŞAMADIM
Bunca yıllık yaşamımda böyle deprem yaşamadım. Sarsıntı ne zaman sona erecek diye bekledim. Korkmak ne kelime? Tırstım... Hani, “Yaşamım film şeridi gibi geçiverdi” denir ya... Ona bile fırsat bulamadım. Sarsıntı durunca karımla haberleştik. Bu gibi durumlarda ilk aşamada bencil oluyor insan, çocukların, yakınların iyilik haberlerini aldık, rahatladık. Sokağa indim ben de. Çok yararı olacakmış gibi. Her taraf bina.

ACININ MERKEZİ BAYRAKLI
Ve haberler, duyumlar... Felaketin merkezi Bayraklı. Yıkılan apartmanlar var. Can pazarı kurulmuş, acil yardım ve kurtarma ekipleri olabilecek hızla orada. Vali uyarıyor: “Uzman olmayanlar enkaza çıkmasın!” Sonradan Bakan Bey geliyor enkazın üstüne, bir görevliden telefonu alıyor, aşağıdaki Buse’yle konuşuyor. Hemen arkasında takım elbiseli, kravatlı bir görevli var.

PROF.’TAN İLGİNÇ YORUM

Yazının Devamını Oku

Deniz patlıcanı avının iptali istemiyle dava

 İZMİR Seferihisar ile Muğla Datça arasındaki deniz patlıcanı avı yasağı bugün sona eriyor.

Yarın başlayacak ve 1 Mayıs 2021’e kadar sürecek ava karşı Didim’de basın açıklamalarıyla başlatılan çalışmalar, CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi’nin soru önergesiyle TBMM’ye, şimdi de yargıya taşındı.


TEMİZLİK FABRİKASIDIR
Didim Sivil Gelişim Platformu çatısı altındaki Akbük Kültür ve Çevre Derneği (AKÇED), Didim Derneği, Didim Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın deniz patlıcanı avına olanak veren tebliğin iptali için dava açtı. Platform adına açıklama yapan Didim Derneği Başkanı Mehmet Soysalan, “Denizlerimizde yılda 150 ton kumu filtre ederek temizleyen deniz patlıcanı, bir temizlik fabrikası gibi doğada sağlıklı dengenin korunmasını sağlar” dedi.


KABUL EDİLEMEZ
Bakanlık tebliğiyle özellikle halkın yoğun olarak denize girdiği ve turistik tüm sahil kesimlerinde söz konusu canlıların avlanabileceğini belirten Soysalan, bu durumun Didim’in doğal değerlerinin korunması ve gelişimi adına kabul edilemeyeceğini bildirdi.


Yazının Devamını Oku

Aşı bahanesiyle uzaktan kumanda sağlık raporu

ŞÜKÜRLER olsun... Nasıl rahatladım, anlatamam... Kolay değil haa... Daha da ne olsun?

Devletten onaylı sağlıklıyım... Üstelik tıbbın ne denli ilerlediğini de öğrenmiş oldum… Ankara’da birileri vatandaşlık numarama bakarak beni uzaktan kumanda muayene etti, sağlık açısından riskli olmadığıma hükmetti... Daha da ne isteyeyim? Doktora gitmek, sıra beklemek yok. Telefonla bile bitiveriyor iş.

BAKANLIK YANIT VERİYOR
Neden mi söz ediyorum? Grip aşısından... Malum, grip aşısı olabilme şansını yakalamak için artık e-nabıza TC kimlik numaranızı giriyorsunuz, anında yanıt geliyor. Ben de niyetlendim, şöyle dediler: “Cumhurbaşkanlığı Genelgesi (2020/8) kapsamında bakanlığımızın belirlediği riskli kronik hastalığınız bulunmamaktadır...” Yani özetle, “Sen grip aşısı olamazsın” diyorlar... Ya da günah almayayım: “Grip aşısı olmana gerek yok, maşallah iyisin...”

UZAKTAN MUAYENE SÜRER Mİ?
Bugüne kadar hiçbir yıl grip aşısını aksatmadım... Bir süre ücretini ödedim, sonra aile hekimi reçetesiyle devlet ısmarladı aşıyı... İyi mi etmişim bilemiyorum. Bu yıl salgın belası da var... Hani doktorların çoğu, yaşa falan bakılmaksızın genelde grip aşısı olmayı öğütlüyorlar ya... Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı yolu izledim, sonuç: “Riskli değilsin...” Ne güzel, yine şükrediyorum... Ve düşünüyorum: “Bundan sonra da aile hekimi, hastane, doktora gitmek yerine e-nabıza girip şikayetimizi iletsek, bakanlık tanı koyup tedavi önerir mi? Reçete de yazarlar mı? Mümkün olursa ne mutlu bize...”

Yazının Devamını Oku

Barış içinde bir arada yaşamak ortak kaderimiz

“HAYAT Eve Sığar” (HES) kodunu göstererek girdik Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ne. Konser, tiyatro oyunu izlemeye değil. Farklı bir etkinlik vardı:

“Başka bir hayat mümkün.” Peki neydi? İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in, “Aşkla 550 Gün” toplantısı. Bugüne değin yaptıklarını, hedeflerini, felsefesini anlattı. Belli ki çok çalışmıştı. Nitekim o gün öğleden sonrayı provada geçirmiş. Sahnede profesyonel gibiydi. Sunuma da emek verilmişti. Soyer konuştu, arada kenara çekildi, saz eşliğinde görüntüler geldi. Sonunda tüm bürokratlarını sahneye çağırdı, alkışladı.


BU DÜZEN KADERİMİZ DEĞİL
Altyapı, ulaşım, kentin dünya vizyonu gibi birçok konudan söz etti, her yerde göreceksiniz. Ben özet vereceğim. Önce, “İzmir’de başka bir hayat mümkün” başlıklı kitapçıktan: “Yaşadığımız adaletsiz ve eşit olmayan düzen, kaderimiz değil. Kaynakların adil paylaşıldığı, refahın tüm mahalle ve köylere yayıldığı, ‘Başka bir hayat mümkün!’ Her adımımızı bu düşünce ve kararlılıkla atıyor, içtenlikle ve şeffaflıkla İzmirlilerle paylaşıyoruz.


SALGINDA ‘BİZ VARIZ’ DEDİK
Koronavirüs döneminde, ‘Biz varız’ dedik. Tüm hemşehrilerimizi kucaklama hedefiyle, ‘Biz yaparız’ dedik. Tüm bu faaliyetler göreve geldiğimiz ilk günden beri amaçladığımız sosyal ve demokratik belediyecilik anlayışımızı pekiştirdi.”


Yazının Devamını Oku

Böyle politikacılar örnek alınmalı

BU haberi tekrar tekrar okudum.

Okuyamayanlar, gözden kaçıranlar için yineliyorum. Bir belediye başkanı, karşıt parti yöneticilerine çalışmalarını anlatıyor, 21 yıllık siyasal yaşamının en önemli günlerinden birini yaşadığını söylüyor. Karşıt siyasal partinin il başkan yardımcısı bu başkana övgüler yağdırıyor, “Partisi bu başkanla gurur duymalı” diyor. Ne güzel değil mi?
Efendim önce tarafları alkışlıyor ve haberi özetliyorum: Çiğli Belediye Başkanı CHP’li Utku Gümrükçü, AK Parti yetkililerine 500 günlük çalışmalarını anlatmış. Toplantıya AK Parti İzmir İl Başkan Yardımcısı Ali Aslan, il yönetim kurulu üyeleri, Çiğli İlçe Başkanı Sedat Karatekin ve yönetimi, Çiğli Belediye Meclisi, Gençlik ve Kadın Kolları üyeleri katılmış.


SİYASETTE EN ÖNEMLİ GÜN
Başkan Gümrükçü, kurumsal ve mali yapının güçlendirilmesi, kentin marka değerinin yükseltilmesi, kadın, genç ve engellilere yönelik hizmetler, alt ve üst yapı çalışmaları ile salgın sürecindeki uygulamalar gibi konularda ayrıntılı bilgi vermiş. 21 yıllık siyasi hayatının en önemli günlerinden biri olduğunu vurgulamış Gümrükçü, devam etmiş:
“Göreve geldiğim ilk gün rozetimi çıkardım. Çiğlimizin önceliklerini her zaman siyaset üstü gördüm ve çalışmalarımı bu doğrultuda sürdürdüm. Hayata geçirdiğimiz hizmet ve projelerde katılımcı ve şeffaf yönetim anlayışını benimsedik. Kurumsal ve mali yapımızı güçlendirdik. Kentimizin tanınırlığını uluslararası seviyeye yükselttik. Kadın, genç, yaşlı ve engelli vatandaşlarımızın hayatlarına dokunan projeler geliştirdik. Sanata ve spora yatırım yaptık. Eğitime büyük destek verdik. Çalışmalarımıza devam ederek hep birlikte Çiğlimizi İzmir’in merkezi yapacağız.”


Yazının Devamını Oku

Esnaf salgın yüzünden gelecek korkusunda

GEÇEN ağustosta söz etmiştim.

İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, salgının üyeleri üzerindeki etkilerini, oluşan sorunları ve beklentilerle ilgili dosya hazırlamıştı. Başkan Zekeriya Mutlu, bu dosyayı açıkladı önceki gün. Esnaf ve sanatkarın işleri yüzde 83 oranında düşmüş, yüzde 20 istihdam kaybı yaşanmış.
Dosyada, bir bölüm esnafın işyerinin kapatıldığı, bir bölümünün çalışma alanlarının sınırlandırıldığı vurgulanmış, “Sosyal izolasyon nedeniyle işlerin azalmasından dolayı esnafımızın büyük çoğunluğu da işyerini açmamakta olup ticaret durma noktasına gelmiştir” denilmişti.

SAĞLIKÇIDAN SONRA BİZ
Esnaf ve sanatkarın mevcut sorunlarının, ödemeler (İşyeri kiraları, çalışan ücretleri, zamanı gelmiş çek ve senet, vergi, kredi, elektrik, doğalgaz, su vb.), tahsilat, hammadde tedariki, satış (talebin düşmesi) olarak sıralanan dosyada, “Dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan salgın, sağlık sektöründen sonra en çok esnaf ve sanatkara tehdit” görüşü dile getirilmiş, gelecekte yaşanabilecek sorunlar sıralanmıştı:

OLUMSUZ ETKİLENECEK
* İşten çıkartmalar artacaktır. * Bankalara ve piyasaya gerekli ödemeler yapılmadığından, nakit likidite sorunu artacaktır. * Sürecin devam etmesiyle işletme sermayesi güçlü olan az sayıdakiler dışında birçok işyeri kapanmak zorunda kalacaktır. * Turistik bölgelerde beklenen işlerin gerçekleşmemesi durumunda otel, pansiyon, ulaşım, hediyelik eşya satışı yapan işletmeler kapatmaya gidecektir. * İnşaat faaliyetlerinin azalması ya da durması bir çok esnaf ve sanatkarın işini olumsuz etkileyecektir. * Fuarların yapılamaması, başta imalatçı işletmeler olmak üzere birçok alandaki sektörel işbirliklerini ve ticareti olumsuz etkileyecektir.

İLAÇ OLACAK ÖNERİLER

Yazının Devamını Oku

Deniz patlıcanı avı TBMM gündeminde

  HABERİDENİZ patlıcanlarının av yasağı 31 Ekim’de sona eriyor. Ve konu sonunda TBMM gündemine de taşındı. Gelişmeleri şöyle bir özetleyelim: “Didim Sivil Gelişim Platformu basın açıklaması yaptı. Açıklamadaki görüşler şöyleydi:


‘Ağırlıklı olarak Uzakdoğu ülkelerinin tercih ettiği deniz patlıcanı avı, 1 Kasım’dan itibaren acımasız şekilde ve doğayı yok edercesine başlayacak. İzmir Karaabdullah Burnu, Muğla Datça Yarımadası, Çeşme, İskandil Burnu arasında kalan alanlarda yüzlerce (sadece Didim’e 400 tane gelecek) tekne ile bu vahşi avlanma başlayacaktır.


DENİZLER KİRLENECEK
Bu avlanma yasal izne bağlı yapılıyor. Ancak deniz patlıcanı avcılığının tamamen yasaklanması zorunludur. Avlanma sonucu yok edilmeleri bir doğa felaketi, denizlerimizde kirlenmeye neden olacaktır. Çünkü bir deniz patlıcanı yılda 50-200 ton deniz kumunu temizlemektedir. Bu nedenle şu adımlar atılmalıdır:
YASAK ZORUNLUDUR
* Deniz patlıcanlarının avlanması yasak canlılar arasına alınması zorunludur.

Yazının Devamını Oku

Kanada’nın altın arama iznini iptal edelim

 KANADA, yerli üretim insansız hava araçlarında kullanılan askeri malzemenin Türkiye’ye satışını durdurdu. Çanakkale Belediye Başkanı CHP’li Ülgür Gökhan, Kanada’nın tavrına yaptırımla yanıt verilmesini önerdi. İşte Gökhan’ın bu konudaki görüşüyle önerisi:


SÖZ BAŞKAN GÖKHAN’DA
“5 Ekim 2020 gecesi son dakika gelişmesi olarak gündeme düşen; ‘Kanada’nın Ermeni işgali altındaki Dağlık Karabağ bölgesinde devam eden çatışmalarda kullanıldığı iddiasıyla ülkesinin bazı teknolojiler için Türkiye’ye verdiği ihracat iznini geçici olarak durdurduğuna’ ilişkin haber son derece düşündürücüdür.


ZORUNLU VE HAKLI KARAR
Akıl ve vicdan sahibi hiçbir insan, hiçbir hukuk devleti, sivillerin öldürülmesine destek veremez ve sessiz kalamaz. 27 Eylül günü Ermenistan tarafından uluslararası hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen ateşkes ihlalini ve sivillerin ölümüne neden olan saldırıya karşı yurttaşlarını korumak için, Azerbaycan Meclisi’nin ‘savaş hali’ ilanı almakla zorunlu bir olduğu haklı bir karardır.


Yazının Devamını Oku

Dil Bayramı sonrası dilimize katkılar

 BELKİ çoğumuz farkında değiliz.

Geçen 26 Eylül Dil Bayramı’ydı. Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla 1932’de düzenlenen ‘Birinci Türk Dil Kurultayı’nın açılış günü, her yıl ‘Dil Bayramı’ olarak kutlanıyor. Yani bu yıl 88’nci yıldönümüydü. Atatürk, 2 Eylül 1930’da Prof. Sadri Maksudi (Arsal) Bey’in ‘Türk Dili İçin’ adlı kitabının iç kapağına, “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” diye yazmış.

ÖRNEKLERE BAKALIM
Dil Bayramı’nı anımsattıktan sonra gelelim bugünkü konumuza. Kendimizle ne denli övünsek azdır. Neden mi? Türkçe’ye, özellikle yazım dilimize katkılarımız yüzünden. Neler mi katmışız? Hemen örnekler veriyorum. Çoğunu duymuşsunuz ve kullanıyorsunuzdur belki. Duymadıysanız örneklere dikkatle bakın:

HER TELDEN VAR
“Fiçur ettiği... Yeni single’ı... 4’üncü single’ını... Yeni çalışmasının mix-mastering’ini... Ünlü fenomenler... Paranormal olaylar... Performans sergiledi... Anti fit beden... Her sabah wellness dersi verilmesi için... Scuba dalışı yaptığını söyleyen... Beach club’lar... Eni iyi sommelier yarışması... Manipüle edilmiş suni lezzetler... Rengarenk illüstrasyonlar... Lansman fiyatları... Catwalk sırasında... Ufak tefek ‘retouch’ler vardır... Photoshop’un dibine vurdum... Sevgiline WhatsApp’tan yazarsın bunları ama Instagram’da yazıyorsun... Drink almak... Styling’e dikkat... Off-road yaptı... Blueray ve DVD’leri... Happy hour’a katıldık... Startup’çılar... Cover’lanmış...”

DEVAM EDİYORUZ
Saymaya devam: “Haute couture elbiseler... Couture koleksiyonu... ‘Ragu’ fettuccive... Pesto soslu gnocchi... Showroom’un... Giter riff’leriyle ritim ve Groove yakalayan... Drum machine esintili... Analog synthesizer efektleri... Daha büyük dans becit’leri... Lime cheescake, passion fruit gibi çeşitler... Like etti/yaptı... En çok tweet alan hashtag... Shuttle araçlarıyla gelin... Workshop’u kaçırmayın... Ice latte caramel ile beyaz çikolatalı brownie... İki shot espresso... After party’e katıldım... Headliner gibi... Daha az cover... Toplantı set edelim... Sound’la yorumladık... Etik hacker’i... Startup... Influencer... (takımın coachu’na...) It girl’ler... Influencer’ler... Fine-dining... Vloggerlerin başarısı... Styling’in başarılı değil... Kendimi update ettim... Mentörlük... Podcast, entry’ler... İzolasyon, exit, printer, security, center, ambiyans, full, legal, full-time... Workshop, sturtup, influencer, hipster... Pandemi, filyasyon, entube...”

NASIL ZENGİNLİK AMA

Yazının Devamını Oku

Bu zor günlerde kimse aç kalmasın

BUGÜN iki güzel olaydan söz etmek istiyorum. Mutfak Girit’ten başlayayım... Alsancak’ın ünlü lezzet durağından... “Askıda Yemek” uygulaması başlattılar... “Huriş” diye anarım onu ben... Fazla da lafım yok... Söz Huriye Erman Öztin’de:

 

ÇORBA PARASI BİLE YOK
“28 Eylül 2020 tarihinden itibaren Mutfak Girit olarak askıda yemek uygulamasını başlattık. Dünyadaki ve ülkemizdeki pandemik süreçte pek çok kişi maddi, manevi zarar gördü ve süreç belirsiz. Birçok iş yeri kapandı. Pek çok işsiz ve iflas eden, bunu belli etmemeye çalışan insan var. Görüntüde senin benim gibi, fakat cebinde, cüzdanında çorba içecek parası olmayan insanlar biliyorum.

PAYLAŞMAYI UNUTMA
Biz Mutfak Girit olarak elimizden geldiğince hastalara, öğrencilere, kapımıza ‘yemek’ diye gelen herkese yardımcı oluyoruz. Amacımız, insanımıza benlik değil, birlik bilincini hatırlatmak, unutulmaya yüz tutan paylaşma ve bunu gizli yapma geleneğini yaşatmak için bir farkındalık yaratmak.

İHTİYACI OLANA YEMEK
Ülkemizde özellikle fırınlarda askıda ekmek olduğunu biliyorum. Ama her hangi bir lokantada buna rastlamadım. Örneğin, siz lokantanızda 50 liralık yemek yediniz ve kasada ‘askıda yemek’ yazısını gördünüz. Eğer isterseniz bize 50 değil, 70 lira ödüyorsunuz. Biz fark olan 20 lirayı askıda yemek tahtasına yazıyoruz. Orada biriken paralarla gelen ihtiyaç sahipleri yemek yiyebiliyor.

UMARIM YAYGINLAŞIR

Yazının Devamını Oku

Yanan orman alanlarına en az 50 yıl yapılaşma izni verilmesin

BİR süre önceki Çeşme, son olarak da Ayvalık’taki orman yangınları sonrası ortaya çıkan tabloyu görünce içim daraldı. Yaklaşık bir yıl önce Karabağlar’dan başlayıp, Menderes ve Seferihisar’a kadar giden yangın da geldi aklıma... Yangınlarla ilgili haberlere, verilen iddialı sözlere göz attım...

 


Öncelikle bu yangınları başta imar yoluyla rant sağlamak üzere kasıtlı çıkaranlar varsa, kendilerine en içten dileğim olarak, “Elleriniz kırılsın” der, en ağır şekilde cezalandırılmalarını umarım. İşin içine sabotaj giriyorsa, “Dilerim yapanın yanına kalmaz” umuduyla güvenlik güçlerine güvenimi sunarım. Ve mangal, sigara izmariti gibi nedenlerle yeşili karartanlara da, “Yuhhhhh, insaf, dikkat, keyfiniz batsın” diye seslenirim. Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç’ın, “İki saatlik keyif 20 yıla mal olmasın” sözünü anımsatırım.

BAKANLIK GENELGESİ
İçişleri Bakanlığı, bir süre önce orman yangınlarının önlenmesi için ek önlemler alınmasını içeren bir genelge yayınladı, çok da iyi etti. Genelgede özetle şu önlemler yer aldı:
* Ormanlık alanlarda yetkili kurumlarca belirlenmiş olan mangal/semaver/ateş yakılabilecek mesire yerleri ile tabiat parklarının, valilik ve kaymakamlıklarca vatandaşlarımıza duyurulması sağlanacak.
* Orman Kanunu’nun, ‘Ormanlarda izin verilen ve ocak yeri olarak belirlenen yerler dışında ateş yakmak yasaktır’ hükmü uyarınca, orman alanları içerisinde (yetkili kurumlarca belirlenmiş tescilli piknik ve mesire alanları hariç) mangal/semaver/ateş yakılmasına izin verilmeyecek, avcı ve çobanların ateş yakması önlenecek.

GİRİŞLERE KISITLAMA

Yazının Devamını Oku

Kadın dayanışmasına daha güçlü bir örnek

VE Ege’deki kadın dayanışması giderek güçleniyor.

34 dernek temsilcisi bir araya geldi, “Ege Kadın Dernekleri Federasyonu” kuruluşunu imzaladı. Söz, federasyon öncülerinden, Foça Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Nurgül Uçar Aktuğ’da:
“(Doğa Ana) hepimizin aklına kadını getirir. Ona ne kadar kötü davranılsa da vermekten vazgeçmeyen kadın ve de hem var, hem yok olan kadın. İzmir’in üçüncü kadın ve Menemen Seyrek Belediyesi kurucu - kapatıcı başkanı olma onurunu taşıyan ben; 11 yıl gazetecilik, 12 yıl belediye başkanlığının ardından kadın olmanın zorluklarının tecrübelerini kız kardeşlerimizle paylaşıp, savrulan ve güçlerinin farkına varma çabası içinde olan kadın derneklerimizle güçlerimizi birleştirip federasyon olma yolculuğuna karar verdik.

İNSAN HAKKI SORUNU
Kadınların yaşadığı sıkıntılar aslında kadın sorunu değil, insan hakkı sorunu olduğuna Ege Belediye Meclis Üyeleri Birliği Genel Başkanı ve İzmir Konfederasyonu Başkanı Yalçın Kocabıyık da inanarak, federasyonun oluşumunda ciddi çaba gösterdi. Ne de olsa kız dedesiydi. Sorumlu bir dede olarak kızının yolunu açmalıydı. İyi de oldu.

FAKATSIZ YARARLANMA
Kadın bakış açısını içine sindiren yol arkadaşlarımıza teşekkür ederiz. Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerini kırmızı çizgilerimiz olarak alan federasyonumuzda, hedefimiz tüm kadınların sinerjisinden amasız, fakatsız ülke ve dünyanın faydalanması. 3 Nisan 1930’da ülkemizde kadınlar ilk kez belediye başkanı seçilme hakkına kavuştu. Dünyanın gelişmiş pek çok ülkesinden önce... Ve ülkemizin ilk kadın belediye başkanı Artvin Kılıçkaya beldesi belediye başkanı Sadiye Ardahan... Yıl 2020, 90 yıl geçmiş... Demokrat, çağdaş İzmir’de 90 yılda 13 kadın belediye başkanı seçmişiz.

TÜM EGE’DE TOPLAM 26

Yazının Devamını Oku

Sağlığımız onlara emanet değerlerini bilelim

SOSYAL medyada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşın Zeytinoğlu’nun bu resmini gördüm.


 Virüs belasına, ölümlere, artan hasta sayısına dikkat çekmek, bu mücadelede yaşamlarına yitiren sağlık çalışanlarını anmaktı amaç: “Anıyoruz, ölüyoruz, tükeniyoruz...”

ÖNLEMLERİ UNUTMAYALIM
Bu salgın belasına yine değinmek, önlemlerin artarak sürmesini vurgulamak istedim yine. Çünkü bir gereksiz rahatlama söz konusu... Sağlık Bakanı bile hasta sayısının arttığını söylüyor, pek de iyimser tablo çizemiyor. En azından şimdilik... Efendim bildiklerimizi anımsayalım. Maskeyi, zorunlu mesafeyi ve de el, ağız, burun temizliğini unutmayacağız. Kalabalık yerlere girmeyeceğiz, dip dibe gelmekten kaçınacağız.

DİZİ VE YARIŞMALARA BAKSAK
Bunların gerçekleşmesi için elbette sıkı denetim ve uyarıların sürmesi gerek. Bu arada aklıma geldi. TV kanallarında çok izlenen diziler, yarışma programları var. Aralarda kamu spotları giriliyor... Peki, dizi ve yarışmalarda 3M’nin yararları (Maske, Mesafe, Musluk) dile getirilebilir mi?

HERKESE KOLAY GELSİN

Yazının Devamını Oku

Duygu sömürüsüne karşı dikkatli olun

“AMAN dikkat” diye başlıyorum bugün. Neye mi dikkat edeceğiz? Özellikle bu salgın belasını fırsat bilip gözünü iyilikseverlerin cüzdanlarına diken uyanıklara... Fazla da yorum yapmayayım, bazı haber ve uyarılardan örnekler vereyim... İlki Torbalı’dan:

 

BAŞKANVEKİLİNİ ARAMIŞ
Torbalı’da yaşayan işadamlarını arayan ve kendini belediye başkan sekreteri veya yardımcısı olarak tanıtanlar 100 çocuk giydireceklerini, bunun için destek istediklerini söylüyormuş. Ve bu kez Torbalı Belediye Başkanvekili Mithat Tekin’i aramış, ‘Belediye başkanımız sizinle görüşmek istiyor. Pandemi nedeniyle artan ihtiyaç sahiplerinin çocuklarını giydireceğiz, destek verir misiniz’ demiş. Bozuntuya vermeyen Tekin, kendisinin başkanvekili olduğunu söyleyince tabii ki telefon kapanmış.

BELEDİYE PARA İSTEMEZ
Daha önce de benzeri girişimler yaşandığı için belediyeden yine uyarış gelmiş: ‘Torbalı Belediyesi başkanlık sekreterinin, başkan yardımcılarının ve bazı daire müdürlerinin ismi kullanılarak Torbalı halkından yardım talebinde bulunulduğu konusunda bazı şikayetler aldık. Torbalı halkının yardım talebinde bulunan bu dolandırıcılara itibar etmemesi kamuoyuna saygı ile duyurulur.’ Belediye Başkanvekili Mithat Tekin de, ‘Böyle bir olay bana kadar ulaştıysa daha nice kişilere zarar vermiştir. Vatandaşlarımızı bu tür girişimlere karşı uyarıyoruz. Torbalı Belediyesi kimseyi arayıp para ya da yardım talebinde bulunmaz’ demiş.

Yazının Devamını Oku

Artık mazeret yok yetki belediyede

GÖZÜMÜZ aydın... Müjdeler olsun... Mutlu son... Ne mi oluyor? Efendim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, gürültü denetim yetkisini Çeşme Belediyesi’ne devretmiş. İyi de etmiş. Aslında akıllı bir kararla her sezon özellikle Alaçatı ile anılan gürültü denetimi topunu Çeşme Belediyesi’ne pas etmiş. Yani artık gürültüden yakınanların karşısında belediye var...



GÜNDEMDEN HİÇ DÜŞMEDİ
Alaçatı hemen her sezon gürültüyle gündeme gelir. Bu yıl salgın belası yüzünden her yer geç açıldı ama aşırı yüksek sesli müzik, yani gürültü gündemden düşmedi. Ve de eylül ayının haftası dolmadan bakanlık Çeşme Belediyesi’ne gürültü denetimi yetkisini devretti... Bayramımız olsun... Belediye denetimi yapacak, bilgi ve raporları yılda dört kez bakanlığa sunacak. Çeşme Belediyesi çevreyle ilgili birim oluşturmuştu, bu yetkiyi bekliyordu. Manifestosunda, “Gürültü ile mücadele etmekten kaçınmayız. Gürültüyü, huzuru kirleten en görünmez tehlike olarak kabul ediyoruz. Biz Alaçatı yaşam kültürünü korumak için gürültü ile mücadele ediyoruz” maddesi bulunan Alaçatı Turizm Derneği de bu yetkinin ilçe belediyesine verilmesini istiyordu.

ORAN: İZİN VERMEYECEĞİZ
Ve işte beklenen oldu, yetki Çeşme Belediyesi’nin. Bu sezon için bir şey diyemem... Açık kaç yer var bilemem... Ama bir şeyi çok iyi biliyorum. Artık mazeret üretmek yok. Gürültüden yakınanların adresi Çeşme Belediyesi... Göreve geldiğinde, “Alaçatı’nın gelenek ve göreneklerini koruyacak, bilinçli ve iyi niyetli işletmecilerini mağdur etmeyecek, değerli Alaçatılı hemşehrilerimizin sıkıntılarını sona erdirecek bir ‘Alaçatı Manifestosu’ açıklayacağım. Alaçatı’yı birilerinin, birkaç sezonluk kar hevesine teslim etmeyeceğiz. Kimse kusura bakmasın, Alaçatı’nın değerlerini koruyan, Alaçatılılar’ın istek ve beklentilerini karşılayacak olan bu manifestonun gereklerini taviz vermeden uygulayacağız” diyen Başkan Ekrem Oran’da top... Yetki devrinden sonra da Bakan Murat Kürüm’e teşekkür edip, “Müziği elbette çok seviyoruz, ama müziğin gürültüye dönüşmüş halini sevmiyoruz. O yüzden bundan sonra izin vermeyeceğiz” demiş.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı gıdadan turizme kadınların güç birliği

ŞU salgın belası, bize ve tüm dünyaya tarımın ne denli önemli olduğunu öğretti.

Neden de çok basit: Gıdasız yaşam olanaksız. Tarım denilince de kooperatifler öne çıkıyor doğal olarak. Üreticinin örgütlendiğini başarılı örnekler var çünkü. Üç yıl önce kurulan ve çoğu kadın 110 ortağı bulunan Foça Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin çalışmalarına göz atınca aklıma geldi bu söylediklerim. Tabii kooperatifin başında da çok özel birisi var. Nurgül Uçar Aktuğ bir gazeteci. Yıllarca ekonomi muhabirliği yaptı. Menemen’in kapatılan Seyrek Belediyesi’nin de ilk ve son başkanı.

TEMEL İNSAN HAKKI
Gündemine turizmi de alan bu kooperatifi tanımak için söz meslektaşım Nurgül’ün: “3 Nisan 2017’de Foça Bağarası’ndaki zeytin bahçemiz sayesinde bölgedeki üreticilerle kendi Toskana’mızı yaratma hayaliyle Foça Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni kurduk. ‘Sağlıklı gıdaya ulaşmak temel insan hakkıdır’ parolasıyla Foça yerelindeki ürünlere kooperatifin güven şemsiyesi altında hem üretici, hem de tüketicinin gönül rahatlığıyla ulaşabileceği yolu kurmaya çabalıyoruz.

TÜKETİCİYE GÖNÜL RAHATLIĞI
Öncelikle yüzde 100 ve iadesiz süt ürünleri üreticisi Foça Kooperatifi önderimiz oldu. Bizler yerel üreticimizin domates, incir, nar, ayva, portakalını katkısız ürünlere dönüştürürken, tüketicilerin de gönül rahatlığıyla ulaşmasını sağlamaya çaba gösteriyoruz. Bu, yolculuğumuzun bir bölümü...
Proteine ulaşmanın her geçen gün pahalı ve zor olduğu gerçeğinden de diğer yolculuğumuza çıktık. Protein değeri yüksek ve ulaşmanın kolay olduğu istiridye mantarı üretimimiz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası’nın kursuyla 2019 yılı Temmuz ayında başladı.

YEREL ÜRETİCİ MUTLU OLSUN

Yazının Devamını Oku