GeriNedim BUBİK Bu bebeğe nefes olalım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu bebeğe nefes olalım

ÇANAKKALE Biga’nın Kemer Köyü’nde yaşayan SMA Tıp 1 hastası Ahmet Al bebek için destek arayışları sürüyor. Sağlığına kavuşmak için yardım bekleyen bebeğin ailesi, seslerinin duyurulmasına yardımcı olan gazetecilere sosyal medyadan seslendi:


AHMET’İN ADI DUYULUYOR
“Ahmet Alp 13 aydır sesini duyuramayan bir bebekken sizlerin sayesinde artık ismi duyuluyor. Lütfen onu tanıdıktan sonra ellerini bırakmayın. Lütfen her zaman dediğimiz gibi birlik olalım. Çevrenize Ahmet Alp’ten bahsetmeyi asla unutmayın. Ahmet Alp’in çıkaramadığı ses, konuşamadığı kelimeler olalım. Bugün belki de bizim için dönüm noktası olabilir. Çok kişinin az parasıyla başaracağız.”
BELEDİYE KATKIYA ÇAĞIRIYOR
Ahmet Alp bebeğin tedavi olabilmesi amacıyla başlatılan kampanyaya katkı veren Çanakkale Belediyesi, kentin çeşitli noktalarında raket ve billboardlara asılan afişlerle kentlileri umut olmaya çağırdı.
Ahmet Alp’e nefes olmak isteyenler için; IBAN: TR240006701000000093820879 Alıcı: Recep Güven – Yapı Kredi Açıklama: Ahmet Alp. Destek kampanyasıyla ilgili bilgi almak için (0543) 334 52 87 numaralı telefondan Ahmet Alp’in babası Recep Güven’e ulaşabilirsiniz.

Bu bebeğe nefes olalım

-----

BİR ANIMSATMA

435 firmanın 788 gıda
ürünü ayıplı çıkmış

BİR yerlerde okumuş görmüş ya da izlemişsinizdir, yinelemekte yarar var. CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, taklit ve bir şeyler karıştırılmış ürünlerle ilgili, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması istemiyle soru önergesi vermiş. Pakdemirli, 2020 yılındaki denetimlerde 435 firmanın 788 ürününde taklit, karıştırılmış ve tehlikeli madde belirlendiğini iletmiş, “Bu ürünlerden 651 parti üründe taklit ve tağşiş yaptığı, 137 parti üründe ise kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde değiştirildiği tespit edilmiştir” demiş.
ET, SÜT VE BİTKİSEL YAĞLAR
Pakdemirli en çok et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleriyle bitkisel yağlarda taklit, bir şey karıştırılmış ve tehlikeli madde belirlendiğini söylemiş, söz konusu “men yaptırımı” cezası uygulandığını vurgulamış. Sertel de gıda fiyatlarındaki aşırı artışların, vatandaşı daha ucuz ürünlere yönelttiğini, dikkatli olunması gerektiğini anımsatmış:
“Gıda ve gıda güvenliğinin çok daha fazla öne çıktığı günümüzde bakanlık tarafından yapılan denetimlerin daha da artırılması gerekiyor. Halkın sağlığı ile oynayan firmalara ve sahiplerine de en ağır cezalar verilmeli.”

-----

SÖZ
SİZİN

BİR ÖNEMLİ ÇAĞRIŞIM

Doğayı korumak
insanlık görevi

“SALGIN, yaşamımızı her yönüyle etkilemeye devam ediyor. Yasakların olduğu bir dönemde insanlar soluk almak adına kendilerine farklı keşifler buluyor. Son olarak mekanların kapalı olması, kapalı alanlardaki riskleri yaşamama adına bulunduğumuz semtlerdeki parklar (yeşil alanlar) hepimizin yeni yaşam ve keyif sığınakları oldu. Evlerdeki buluşma, yerini çimlerde buluşmaya bıraktı. Geniş yeşil alanlar mesafeli sohbetlere, hatta özel günlere ev sahipliği yapar oldu. Tabii, bu da bazı sorunları beraberinde getiriyor.
ÇÖP KUTULARI YETERSİZ
Bir küçük örnek: Parklardaki çöp kutuları artık yetersiz geliyor. Yürüyüş yaptığımız Bostanlı, Olof Palme ve Mehmet Ali Kışları parklarında özellikle çöp kutularındaki görüntüler pek iç açıcı değil. Çünkü küçük çöp kutuları, kalabalıkların atıklarını kaldıramaz oldu. Bir öneri geldi aklımıza... Madem ki, artık yaşam şekli değişiyor, o zaman çöp kutularının da büyütülmesi, kapasitelerinin artırılması gerekiyor. Yeşil alanlara renkli, doğaya uygun daha büyük kapasiteli çöp kutularının koyulması kaçınılmaz gibi... Görevlilerin çöp kutularını boşaltma turlarını daha da sıklaştırması gerekiyor.
HERKESE ANIMSATALIM
Doğa bizi konuk ederken bizim de çok ama çok önemli, herkesin bilmesi ve çevresine de bıkmadan yinelemesi gereken bir görevi var. Unutmayalım ve unutturmayalım: En önemli görevlerimizden birisi, bize kucak açan doğayı temiz tutmak, çevremizi kollamak... Bu görev ihmal edildiğinde doğa büyük zarar görüyor ve bizlere küsebiliyor. Yılmadan, bıkmadan ve çok geç olmadan görevimizi anımsayalım, doğamızı temiz tutalım, küstürmeyelim...” (Resmiye BEKMEN)

X

Normalleşmenin en aşırısını biz beceririz

EFENDİM, salgın belası vakaları artınca, “Tam kapanma” başlatıldı, 17 Mayıs saat 05.00’te de sona erecek. Baştan vurgulayayım, kapanma ya da açılma, ne olursa olsun, öncelikle herkes kendisinden sorumlu olmalı. Sonra da kısıtlama süresine şöyle bir bakalım. Bir-iki gün öncesi Anadolu’nun dört bir yanına ve sahil beldelerine akın başladı. Sonra bir alkollü içki tartışması ve ilginç kuyruklar.


BAZI GÖZE ÇARPANLAR
Her yerde trafik yoğundu, toplu taşımada ek seferler bile koyuldu. “Özel sektörde milyonlarca işçi çalışıyor, kapanamadı” denildi. PTT’ler önünde sosyal yardım, bankalar önünde emekli ikramiyesi kuyrukları... İki gün pazarların kurulması... İnsanlar hemen her yerde, rahatlıkla ortalıkta. Bazı günler marketler dolup taşıyor. Komik kumar, eğlence baskınları...
DİKKAT, DİKKAT, YİNE DİKKAT
Tüm bunlara bakıp, “Tam kapanmayı beceremedik” denilebilir. Bazı uygulamalar eleştirilebilir. “Kimi erkendi, kiminde geç kalındı” denilebilir... Aman önce Bayram’da, sonra da her gün dikkat, dikkat, yine dikkat! Şimdi sırada, “Normalleşme” var. “Tam mı, yarım mı, kısmen mi” olur bilemem. Dilerim, “Vaka ve vefat rakamları öyle bir düzeye gelmiştir ki, normalleşme sürecine girmişizdir...” Ancak unutmayalım, normalleşmenin en aşırısını biz beceririz! Ve olması gerekene bakalım... Öncelikle başta yeme-içme yerleri olmak üzere, mümkün olduğunca çok esnafın işbaşı yapmasını dileyeceğiz. Tabii ki kural ve önlemlere uyarak...
BİZİ EN İYİ BİZ KORURUZ
Biz ne yapacağız? Öncelikle kendimizden ve yakın çevremizden sorumlu olacağız. “Normalleşiyoruz” diyerek her yere hücum etmeyeceğiz. Örneğin İzmir’de Kordon’u, Bostanlı, Göztepe, Güzelyalı sahilini miting alanlarına dönüştürmeyeceğiz. O maskeyi, zorunlu mesafeyi ve temizlik için musluğu asla unutmayacağız. Tam kapanamadık ama, bize “Normal...” denildiğinde işin suyunu çıkarabileceğimizi kendimize sürekli anımsatacağız. Etkililer, yetkililer birtakım kısıtlamaları kaldıracaktır, ama bu da, “Salgın belasından kurtulduk” anlamına gelmeyecek elbette. Kendimizin ve yakınlarımızın aşılarını izleyeceğiz. Hep dikkatli olacağız. Ve bana göre çok önemli: “Bize en büyük fayda kendimizden gelir... Kendimizi en iyi kendimiz koruruz.”

-----

Yazının Devamını Oku

Can yolunda can suyu olmak ister misiniz

BAZI kuruluşlar ve yaptıkları işler vardır. Zaman zaman yinelemek ve alkışlamak gerekir bana göre. KİTVAK da (Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı) bu tanıma girer. Zaman zaman, biriktirdiğim bilgileri ileterek, bilmeyenlere tanıtmak, bilenlerin de belleklerini tazelemek isterim. İşte öykümüz:1996’da lösemili çocuklara ve ailelerine maddi ve manevi destek düşüncesiyle, iyilik için yarışan bir avuç insanla yola çıkan, çeyrek asırlık yaşını kutlamakta olan vakıf, birçok etkinliklerin yanında, topluma dört büyük eser armağan etti.

 


ÇOK ÖNEMLİ DÖRT ESER
18 Mayıs 2004’te Ege Üniversitesi Kitvak -Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi, 7 Ekim 2011’de Ege Üniversitesi Kitvak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi, 18 Aralık 2017’de Dokuz Eylül Üniversitesi Kitvak- Abdulrezzak Sancak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi’ni kazandırdılar. Son olarak da Kitvak-Bilge Uysal Hücre İşleme Merkezi, salgına karşın, 26 Şubat 2021’de Ege Üniversitesi’nde hizmete açıldı. Şöyle bir bakalım...

210 BİN GECELEME
Ege Üniversitesi Kitvak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi, toplam 2 bin 700 metrekare alanda, 40 oda ve 102 yataklı. Çocuk oyun alanı ve kafeteryası da bulunan konukevinde, bugüne değin 150 bin geceleme gerçekleşti.
Kitvak-Abdulrezzak Sancak Hasta ve Hasta Yakınları Konukevi de 4 bin 400 metrekarelik alana sahip 41 oda ve 82 yatak kapasiteli. Bir çocuk oyun odası, bir kütüphane ve bir kafeteryası var. Konukevi açıldığı günden bu yana 60 bin gecelemeye tanık oldu. Konukevleri, hastanelerde yatmadan tedavi olan, ancak barınacak yeri olmayan hastalara hizmet veriyor. Yatarak ya da yatmadan tedavi olan hastaların yakınları da, barınma yeri bulamazlarsa konukevlerinde kalabiliyor. Genelde oldukça uygun bir ücret belirleniyor.

BAZI GİDERLER VAKIF’TAN

Yazının Devamını Oku

‘Tam kapanma’ boşa gitmesin

SAĞLIK Bakanlığı’nın açıkladığı salgın tablosunda, “vaka” ve “vefat” rakamları arttıkça, “Tam kapanma geliyor mu, ne olacak?” soruları sardı ortalığı. Sonunda 17 Mayıs sabahına kadar tam kapanma geldi. Şeker Bayramı da içinde.


RAKAMLAR İÇ AÇICI DEĞİL
Rakamlara şöyle bir baktım. 20 Nisan’da 322 bin 128 test yapılmış, 61 bin 28 vaka, 346 vefat var. 24 Nisan’da 281 bin 183 test, 40 bin 596 vaka, 339 vefat. 25 Nisan; 260 bin 280 test, 38 bin 553 vaka, 347 vefat. Sonuç olarak test azalınca, vaka sayısı da azalıyor. Ama günlük can kaybı sayısı hep 300’ün oldukça üzerinde. Vahim olan da bu.
BÜYÜK GÖÇ VE ALIŞVERİŞ
Tam kapanma kararıyla beklenen ama yine de şaşırtan görüntüler oluştu. Şehirlerarası otobüs garajları bayramlar öncesinde görülen kalabalıklara, ek seferlere, bilet fiyatlarının katlanmasına tanık oldu. Havaalanları da eksik kalmadı. Başta Bodrum olmak üzere, tüm sahil beldelerinde kilometrelerce uzunlukta araç kuyrukları oluştu. Yazlıkları, gidecek yerleri olanlar kapanma süresini buralarda geçirmek için seferber oldu. Hemen her yerde, kapanma süresinde de açık olmasına karşın, marketler yine doldu taştı. Farklı olarak, kapanmada satışı yasak olduğu gerekçesiyle, alkollü içki kuyrukları da oluştu.
TAŞIYICI OLURLAR MI?
Bu görüntüleri bazı bilim insanları, hiç de iç açıcı olmadığı şeklinde yorumlamadı. Kalabalıkların yurdun dört yanına dağıldığını, yasak sonunda geri geleceğini, virüsü götürüp getirmiş olabileceklerini savundu. Çare olarak da, “Sıkı önlem, denetim ve aşı” dedi özetle. Bir ara düşündüm, özellikle sahil beldelerine göç edenler, güzel havaların keyfini sürüp denize de girerlerse, haksızlık olmaz mı? (Kıskandım mı ne?)

Yazının Devamını Oku

Bu Çernobil’den kurtulma zamanı

GAZİEMİR’de, “İzmir’in Çernobil’i” diye adlandırılan, çevre kirliliği nedeniyle çalışması durdurulan, herkesin içtenlikle istemesine karşın, nükleer atık sorunu bir türlü çözülemeyen eski kurşun fabrikası alanı tehlike saçmayı sürdürüyor. Son olarak AK Parti İzmir Milletvekili Necip Nasır, alanı inceledi, ağır metal kirliliği nedeniyle firmaya 2013’te 5 milyon 79 bin 900 lira ceza kesildiğini, çalışmalar ve mahkeme süreçleriyle bugüne gelindiğini söyledi. Nasır, Nükleer Düzenleme Kurumu’nun geçen 26 Mart’taki yazısıyla ilgili firmanın eksiklikleri tamamlamadığını bildirdiğini anımsattı:

 


TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ
“Cüruf atıkların ayıklanması ve sahanın temizlenmesi faaliyetlerine ilişkin gelinen son noktada söz konusu işletme sahipleri tarafından sahada yer alan atıkların temizlenmesi ile ilgili olarak bir çalışma yapılmadığını yerinde tespit ettik. Atıkların çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturmaya devam etmesi nedeniyle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na çözüm için müdahale edilmesinin gerektiğini aktaracağız. Yıllardır süregelen bu sorunun çözümü için konunun takipçisi olacağız.”
İZMİR’İ TEHDİT EDİYOR
Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda da söz konusu alanda normal değerin 219 katı radyasyon yayan atıkların 14 yıldır temizlenmediğini ve tüm İzmir’i tehdit ettiğini savundu:
“İzmir’in Çernobil’i olarak bilinen alanda radyoaktif atıklar ve dışarıdan getirilen bir madde var. Bu madde yasal olarak Türkiye’de bulunmuyor. Sadece nükleer santrallerde oluşabilen bu atıkların, ülkemizde kurulu bir nükleer santral bulunmadığı halde oraya nereden ve nasıl geldiğini kimse bilmiyor. Bu madde eski kurşun fabrikasının bahçesinde 2007’de bulundu. O yıldan beri de çözüm üretilmiyor. Toprağa gömülü bu maddeler, yağmurla oksitlenerek insan sağlığını tehdit ediyor. Burasının temizlenmesini istiyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Yeni bir kurtuluş destanı yazalım

ÇANAKKALE, riskli illerin başına yerleşti. Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, bu endişe verici gidişe “dur” demek için hemşerilerine seslendi, özetliyorum:


“Tüm dünya korona virüse karşı ayakta ve hayatta kalma mücadelesi veriyor. Başta sağlık camiası olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar canla başla güzel günlere kavuşmak için çaba sarf ediyor. Bu zorlu, özveri ve sabır isteyen süreci atlatmanın en önemli kriteri, her bireyin öncelikle kişisel önlemlerini alarak, sosyal ilişkilerini ve temasını en aza indirerek, sağlık çalışanlarına katkı sunmasıdır. Kısaca bu sürece yapabileceğimiz en büyük katkı hastalanmamaktır.
BU BİZE YAKIŞMADI
Çanakkale ülkemizde vaka sayısının 26 kat arttığı birinci il olmuştur. Çanakkale pek çok olumlu ve örnek göstergelerde birinci il olmaya alışkındır. Ama bu bize yakışmadı. Bu kötü gidişatı tersine çevirmek, yeniden iyi örnek olmak elimizde. Tüm hemşehrilerimden istirham ediyorum; maskenin ne denli koruyucu önlem olduğunu aklımızdan, maskemizi yüzümüzden çıkarmayalım.
NEFES ÇOK DEĞERLİ
Hayat güzel, bir nefes sıhhat gibisi yok. Ancak sağ ve sağlıklı olduğumuz sürece... Nefes almanın, ciğerlerimizi temiz havayla doldurmanın dünyada her şeye değer olduğunu anlamak için, solunum cihazlarına bağlanmayı beklemeyelim. Sağlık çalışanlarının yükü zaten çok ağır. Bir yıldır insanca yaşama hasret kaldılar, pek çoğu başkalarının hayatını kurtarmaya çalışırken şehit oldu. Onlara saygımızdan bunu başarmalıyız, bunu onlara borçluyuz.
HAYDİ ÇANAKKALE

Yazının Devamını Oku

Balkonlara moral gelsin

BU salgın günlerinde bazı güzellikler hepimize iyi gelecektir. Aliağa Belediyesi’nden söz edeceğim. İlçeyi çiçeklerle donatmak amacıyla, “Balkonda Bahar Var” projesi başlatılmış. Belediye 10 bin balkon için 20 bin çiçek dağıtacakmış. Dileyenler sardunya, petunya ve Bodrum papatyasından ikisini seçebilecekmiş. İki yetişkin çiçek, balkon saksısı ve 10 litrelik toprak, özel çantayla, vatandaşın kapısına kadar getirilecekmiş.



ÇİÇEKLER ADRESE TESLİM
Başkan Serkan Acar, Aliağa’yı güzelleştirecek her projeyi mutlulukla hayata geçirdiklerini vurgulamış, “Şubat ayında başlattığımız Tarımsal Kalkınma ve Üreticiye Destek Projesi’yle iki ayda 20 bin zeytin fidanını vatandaşlarımızla buluşturduk. Şimdi de ‘Çiçek gibi Aliağa’ diyerek Aliağa’mızdaki tüm balkonları çiçeklerle buluşturuyoruz. Bu yıl baharın coşkusunu, balkonlarımızı renklendirerek katlayacağız. Talep eden her vatandaşımıza çiçeklerini adreslerine teslim edeceğiz” demiş ve dağıtım, Siteler Mahallesi’nden başlamış. Daha önce istek ileten bin 500 mahalle sakinine 3 bin çiçek, bin 500 saksı ve toprak ulaştırılmış.

SORUNLARI KAFAMIZDAN ATALIM
Başkan Acar, dağıtım başlarken de duygularını paylaşmış: “Uzun zamandır bir pandemi süreci yaşıyoruz. Hepimizin canı sıkkın. Eşimiz, dostumuz koronavirüse yakalanıyor. Çok endişeliyiz. Sağlık sorunlarıyla mücadele ediyoruz. Bu çiçeklerle bir nebze olsun sorunları kafamızdan atalım. Çiçeğimizle evimizi, Aliağa’yı güzelleştirelim. Bizim de katkımız olsun. Milletimizin her anında yanlarında olma sorumluluğumuz var.”

Yazının Devamını Oku

İnsanlar kardeştir birbiri için vardır

BUGÜN konumuz farklı ve özel... Önce Ünal Ersözlü’den aktarıyorum:


“Yol hepsini kapsar, kucaklar, hepsi insana aittir. Doğu-Batı kardeştir./ İnsanlık kardeştir. Birbirinden öğrenir, birbiri için vardır./ İnsanlık Batı ile Doğu’nun kesiştiği noktada, yeni bir yolculuğa çıkacaktır./ Bu anlaşıldığında felsefe tamamen özüne dönecektir./ Şimdi merhaba sana Ey Hint, Ey Çin, Ey Doğu Felsefesi!/ İnsanın en parlak çağı, altın yılları/ Destanların, Tanrının şarkısının, Tanrısızlığın çaresiz çığlığı./ Mabetlerin altın şemsiyesi, insanlığın beş bin yıl öncesi, selam olsun sizlere./ Felsefenin kadim, bilge, hikmetli çocukları, selam olun hepinize.”

SATIR BAŞLARINI DERİN
MERCEKTEN SUNUYOR
Şimdi Karakarga Yayınları’ndan:
“Ünal Ersözlü, bu kitapta felsefenin bir düşünce sistemi olarak Doğu’dan yükselişine ışık tutuyor, Doğu felsefesinin satır başlarını önemli alıntılarla ve derin bir araştırma merceğinden geçirerek okuyucuya sunuyor. Hint felsefesinden Buda’ya, Konfüçyüs’ten Tao felsefesine, antik Mısır felsefesinden Zerdüşt felsefeye; Tasavvuf ve Doğu felsefesi arasındaki benzerliklere, sufi ile keşişin kesişen yollarına, ezeli hikmetten kadim felsefeye kadar, Doğu felsefesine dair her şey, 50 maddede bu kitapta toplandı.”

NASIL MI ÜRETEBİLİYOR

Yazının Devamını Oku

Zordaki komşuların sessiz çığlığına duyarsız kalmamak

ZOR günlerde yardımlaşmanın değeri, önemi çok daha iyi anlaşılıyor. Bugün, daha önce de öğrenmiş olabileceğiniz bir girişimi anımsatayım:“Karşıyaka Belediyesi’yle sivil toplum kuruluşları, salgınla giderek ağırlaşan yaşam koşullarında, gerek duyanlara yardım için harekete geçti. Karşıyaka Dayanışma Platformu çatısı altında buluşuldu, ‘karsiyakadayanismasi.org’ adresli internet sitesi, 0549 260 02 24 numaralı WhatsApp ve telefon üzerinden istekte bulunanlarla yardımseverler bir araya gelmeye başladı.


YARDIM GEREKENLE
GÖNÜLLÜ BULUŞMASI
‘Birlikte daha güçlüyüz!’ sloganıyla yola çıkan Karşıyaka Dayanışma Platformu projesi kapsamında, zordaki vatandaşlar; parasal destek, erzak, kırtasiye malzemesi, hasta yatağı, psikolojik destek, elektrik ve su fatura ödemesi, burs, bilgisayar ve tablet gibi pek çok farklı kalemde yardım isteyebiliyor. Başvurular gerekli kontroller yapıldıktan sonra; rumuzu, talep türü, yaşadığı mahalle, iş ve sosyo-ekonomik durumu ile birlikte internet sitesinde güncel olarak listeleniyor. Yardımda bulunmak isteyen gönüllü kişi veya kuruluşlar da yine aynı telefon ve site üzerinden dayanışmaya katılıp listeden dilediği isteği karşılıyor. Platform aracılığıyla gerek salgında zorda kalanlarla depremzedelere önemli yardımlar gerçekleştirildi.”

KİMİ YAKININI, SAĞLIĞINI
KİMİ DE İŞİNİ KAYBETTİ
Karşıyaka Dayanışma Platformu’nu anımsattıktan sonra gelelim benim ilgi nedenime. Yarım asırdan çok arkadaşlık geçmişimiz olan sevgili ve değerli dostum Okyanlı Tatlıcıoğlu’nun da işin içinde olduğunu öğrendim... Uzak kalamazdı zaten, biraz bilgi istedim:

Yazının Devamını Oku

Söküme gelecek uçak gemisi kabus mu yüklü

ALİAĞA’nın ekonomisinde önemli yer tutan gemi söküm tesislerine getirilecek emekli bir gemi var gündemde bu aralar. İddiaya göre Brezilya Donanması’nda görev yapan ve 600 ton, dünyada sağlığa zararlı olduğu kabul edilmiş asbest barındıran “Nae Sao Paulo” adlı uçak gemisi, sökülmek üzere Aliağa’ya getiriliyormuş.

 

 


DÖRT BAKANLIĞA SORU ÖNERGESİ
TBMM Çevre Komisyonu CHP Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, dört bakanlığın yanıtlaması istemiyle soru önergesi vererek, konuyu Meclis gündemine taşımış. Bakan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, “Söküm işlemini yapan işletmelerde asbestin öncelikle o bölgeye vereceği zarara ilişkin hangi ön çalışmalar yapıldı?” diye sormuş.
MİKTARDA CİDDİ FARKLAR VARDIR
CHP’li Bakan, söküm için Türkiye’ye getirilecek uçak gemisinin 600 ton asbest barındırdığı iddiasının doğruluğunu da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na sormuş: “Sökülmek üzere ülkemize getirilen gemilerin parçalanmadan önceki kontrollerinde saptanan asbest miktarı ile dış kaynaklardan alınan veriler arasında ciddi farklar olduğu belirtilmektedir. Söz konusu duruma ilişkin alınan tedbirler nelerdir?”

Yazının Devamını Oku

Farkına varmak için çok geç kalmayalım

BUGÜN çok değerli bir konuğum var, Fedai Ünal...

 

Hürriyet’e 23 yıl emek verdi. Çok önemli bir konuyu, otizmi, ilk ağızdan anlattı. Özetleyerek aktarıyorum:
“Karanlığı bekledim bu yazı için. Çünkü beş yıl gece sessizliği vardı evimizde. Çok bilimsel şeylerden değil, otizmle yeni tanışan her ailenin yaşadıklarından söz edeceğim. 2,5 yaşındaydı oğlumuz Efe. Konuşmuyordu. ‘Ha bugün, ha yarın’ dedik, olmadı. Biraz zaman kaybettik özel eğitim için. Ama Efe’yi bir anaokuluna yazdırmakla iyi bir şey yaptık. Şanslıydık. Çünkü hemen hiçbir anaokulu Efe gibi çocukları almıyordu.

İYİ OLMANIZ ŞART
Birisi otizmi, ‘Zifiri karanlık odada sadece bir eli ışıkta yukarı çekilmeyi, ışığa ulaşmayı beklemek’ diye anlatmıştı. Doğruymuş. Sosyal çevreniz, aileniz kalabalıksa durum biraz daha iyi. Çocuğunuzun iyi olabilmesi, tek başına ayakta durabilmesi için önce sizin iyi olmanız şart. Bu da çevrenizin desteği ile mümkün. Biz şanslıydık. Ailemiz, özellikle Hürriyet’teki arkadaşlarımız sonsuz destek oldu eşim Ebru ve bana. Bu sayede ve özel eğitimle 7 yaşında konuştu Efe...

HERKES UZAK DURUYOR

Yazının Devamını Oku

Haritamız kıpkırmızı peki yüzümüz kızardı mı?

SALGIN illetiyle ilgili haritaya bakıyoruz son günlerde. 100 bindeki olgu sayısına göre renklere ayrıldı memleket. Anımsayalım...

100 binde 10 ve altındaki olgu mavi (düşük risk), 11-35 arası sarı (orta risk), 36-100 arası turuncu (yüksek risk) 100 ve üstü kırmızı (çok yüksek risk). İlk harita fena değildi, maviler iç açıyordu. Sonra olan oldu. Yine denetimli normalleşme dedik, açıldık saçıldık. Beklenen de buydu. Özellikle yeme-içme işyerleri bunu bekliyordu.
58 İL ARTIK ÇOK RİSKLİ
Ve de gelinen nokta. 17 olan kırmızı il sayısı 58’e yükselmiş. Memleket kızarmış yani, çok yüksek riskli olmuş genelde. Elbette kısıtlamalar geldi ardından. Çok yüksek riskli illerde hafta sonu sokağa çıkmak yasaklandı. Ramazan ayında tüm yeme-içme yerleri yalnızca paket hizmeti verecek. Zaten şimdi de hizmet saat 19.00’a kadar. 58 ilde bu hizmet yalnızca haftada beş gün.
NE DERSİNİZ İÇİMİZ RAHAT MI?
Olur olmadık, gerekli gereksiz toplananlar... Kısıtlı, yasak olmasına karşın bir araya gelenler... Kapalı yerlerde toplanmanın, dip dibe olmanın, arada maske takmayı unutmanın riski ne denli artırdığını unutanlar... Bin türlü bahane ileri sürerek alt alta, üst üste buluşanlar... İçimiz rahat mı? Özellikle yeme-içme yerlerinden ekmek yiyenler sizlerin kulağını çok çınlatacak. Sosyal medyadan bir alıntı: “Memlekette mavi olarak göllerle denizler kaldı.” Memleketi kıpkırmızı yapmayı becerdik. Peki yüzümüz kızarıyor mu?
Her şeye karşın üzerimize düşeni yapmalı, en azından üç M’yi (maske, mesafe, musluk) unutmamalı, iyilikler dilemeliyiz...

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağı sorunları yasaklarla çözülemez

SON günlerde dökme ve varilli zeytinyağı ihracatının 31 Ekim’e kadar yasaklanması konuşuluyor, tartışılıyor. Zeytindostu Derneği’nin görüşlerini iletmek istedim.

 

Yönetim kurulu açıklamasında, yasağın üreticiyi ve ihracatçıyı zorda bırakacağını bildirildi, “Bünyesinde, Türkiye’nin her bölgesinden 10 binden fazla zeytin çiftçisi, butik üretici, zeytinyağı marka sahibi, sanayici, ihracatçı ve yan sanayiciyi barındıran Zeytindostu Derneği olarak, ihracat yasağına tepki gösteriyor ve alınan karardan acilen dönülmesini talep ediyoruz” denildi.

KUSURLU ÜRÜN İÇ PİYASAYA
Zeytinyağında fiyat artışını önlemek için iç piyasadaki KDV oranının yüzde 8’den 1’e düşürülmesi önerilen açıklamada, öngörülen tehlikede şöyle dile getirildi:
“Yaklaşık dört yıldır Afrin’den gelen Suriye zeytinyağı, ihracatçı firmalara 3 ayda ihraç şartıyla verilmektedir. Bu yağın kalitesi düşük olduğundan, ancak dökme olarak ihraç edilebilmektedir. Yıllık ortalama 20 bin ton Afrin yağı bu yolla ihraç edilmektedir. Yasak, bu yağı da kapsamaktadır. Bu kusurlu zeytinyağı dökme olarak ihraç edilemezse, el altından iç piyasaya verilme riski bulunmaktadır. Bu durumda hem tüketici, hem de fiyatlar olması gerekenin altına düşeceği için bizim üreticimiz mağdur olacaktır. Ayrıca, ihracatçı firmalar daha önceden stoklarına aldıkları Afrin yağını ihraç edemeyecekleri için ciddi mağduriyet yaşayacaktır.”

‘GIDA POLİSİ’ KURULABİLİR
Derneğin zeytinyağıyla ilgili ileri sürdüğü yanlışlar ve çözüm önerileri de özetle şöyle:

Yazının Devamını Oku

İnsanlık var oldukça tarım bir numaradır

22 Mart Dünya Su Günü’ydü, İzmir’de 22 belediye başkanı, “Su politikaları zirvesi” sonrasında manifesto açıkladı ya... Ben de eski bir İzmir Koleji mezunu olarak, bizim devamımız Bornova Anadolu Lisesi (BAL), Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Öğretim Üyesi, Su Politikaları Derneği Yönetim Kurulu’ndan Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan görüş alıp özetledim:


DÜNYANIN EN DEĞERLİ
DOĞAL KAYNAĞIDIR
“Sürdürülebilir yaşamın birinci şartı su kaynaklarının doğru kullanımı ile gıda güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu nedenle su ve tarım, tarih boyunca ülke ve kentlerin politikalarının hazırlanmasında birinci önemli faktör olmuştur. Özellikle yeraltı suları dünyanın en önemli doğal kaynaklarıdır. Hiçbir doğal kaynak, yeraltı suyundan daha değerli olamaz. Ancak ülkemiz yeraltı ve yerüstü sularını çok hoyratça kullanmaktadır. Gelişmiş ülkeler, özellikle yeraltı suları konusunda çok ciddi kanunlar çıkarmıştır. Gelişmiş ülkeler yeraltı sularını, dünyamızın zaman zaman girdiği çok sert kurak dönemlere saklamaktadır.
KURAKLIK HER ZAMAN
HER AN GELEBİLİR
Kuraklık her zaman ve her an gelebilir. İklimler sürekli ısınma ya da soğumada olmak durumundadır. Şunu unutmamak gerekir; Tarım, dünyada her zaman bir numaralı endüstridir ve insanlık var oldukça da bir numara olmaya devam edecektir. Ancak dünya nüfusunun her 45 yılda bir yüzde 100 artması, artık her kuraklığı daha sertleştirecektir.

Yazının Devamını Oku

Kırmızıya doyduk şimdi mavi zamanı

SON salgın verileri iç açıcı değil... Ancak artan vakalar hastanelere yansımadı. Genelde olumsuz tabloya karşın, önlemler aynı kaldı. Ama denetimler sıklaşacak, vaka tabloları dikkatle izlenecek, yeni kararlar alınabilecek. Yineleyelim. Her şeye karşın olumsuz tablonun ya düzelmesi gerek, ya da düzelmesi...




KARNEMİZ ZAYIF
Anımsayalım... İller vakalara göre dört renge ayrılmıştı. 100 binde 10 ve altındaki vaka MAVİ (düşük risk), 11-35 arası SARI (orta risk), 36-100 arası TURUNCU (yüksek risk), 100 ve üstü KIRMIZI (çok yüksek risk). Bizim bölge idare eder gibiydi, ama şimdi karne zayıf. İlk rakamlar 27 Şubat - 5 Mart, ikinci rakamlar 13 - 19 Mart arasında 100 bindeki vaka oranını gösteriyor:
NEREDEN NEREYE

Yazının Devamını Oku

Kabus yolda umutlar yeniden ertelendi

“O yol var ya... Kapkara bir yaradır bende. Ciğerimizin bir parçasını yitirmiştik 13 Mart 2014’te. Yeğenim Tuncay Güryıldız’ı, 39 yaşında almıştı o yol. Anımsadıkça ve bu satırları yazarken yutkunmaktan boğazımı acıtan, gözlerimi dolduran, kimi yaşların sakalıma karışmasını engelleyemediğim fidanımızı...”

 

2018’DE AÇILACAK DENMİŞTİ
Böyle başladım hep Tire-Belevi yolunu yazarken. Çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği 20.5 kilometrelik o yol. Hiç bıkmadan gündeme getirdim zaman zaman. Tam bir yıl önce de bu yoldan söz etmiştim, özetleyeyim:
“Dönemin Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, yolun temelini atmış, Tire’nin kurtuluş günü olan 4 Eylül 2018’de açılacağını bildirmişti.

TARİH ERTELENDİ AMA
Ama Kamu İhale Kurumu’na yapılan itirazlar yolu aksattı. Ve Bakan Arslan, yeni yükleniciyle sözleşme imzalandığını, 6 Ekim 2017’de yer teslimi yapılıp çalışmaların başladığını, proje bedeli 73.5 milyon lira olan yolun 2019’un son çeyreğinde tamamlanmasının hedeflendiğini açıklamıştı. Ancak yol bir türlü tamamlanamadı.

SON OLMASINI DİLEMİŞTİM

Yazının Devamını Oku

Neler oluyor bize bize neler oluyor

BU salgın illetiyle tanışalı bir yıl oldu ya. Yaşamımız değişti. Ne olduğumuzu anlayamadık. Kabus görüyoruz sandık. Nitekim görüyorduk. Her kafadan bir ses çıkıyordu. “Virüs şöyle bulaşır, böyle bulaşır. Aman şunu yapın, bunu yapmayın” öğütleri geldi art arda. Kısıtlamalarla karşılaştık. Birçok işkolunda işyerleri kapandı. Sokağa çıkma, seyahat, piknik yasakları geldi. Sonra yavaş yavaş alıştık sanki bu illete. Geçen yaz başında biraz gevşedik, ama bedeli ağır oldu. Her gün açıklanan salgın tablosu, kötü sinyal verdi. Geldi yine kısıtlamalar, kapanmalar...

 

MAVİLEŞELİM DEDİK
GİDEREK KIZARDIK
Bu aybaşında da uzun süre beklenen oldu. İller 100 bin kişide görünen vaka oranına göre renklere ayrıldı. En kritikler kırmızı, sonrası aşama aşama turuncu, sarı ve en iyi olan maviye boyandı. Yeme-içme yerleri önlem almak ve belirlenen kurallara, saat kısıtlamasına uymak koşuluyla açıldı. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı, illerin durumuna göre tamamen, ya da bir gün kaldırıldı. Tüm illerde amaç maviye boyanmak, yani en az vakaya ulaşmaktı. Sonra vurduk kendimizi dışarı. Akın ettik restoran, kafe gibi yerlere. Ve anında endişeler, uyarılar geldi. “Boş verin maviyi, harita giderek kızarıyor” denildi.

BU OLUMSUZ GİDİŞTEN
KENDİMİZ SORUMLUYUZ
Daha son gevşeme rakamları haritalara yansımadan, yeni sıkı önlemlerden söz edilmeye başlandı. Şimdi yine rakamlara, hangi ilin hani renge boyandığına bakılarak yeni önlem, kısıtlama, yasaklar konusunda karar verilecekmiş. Ben bu endişeli gidişte yeme-içme yerlerinin pek rolü olduğunu sanmıyorum. Bilinçli olanlar, her önlemi alıyor. Bu yüzden her kentin sahilinde, meydanında, caddelerinde, parklarında, piknik yerlerinde miting benzeri toplanmaları sorumlu tutmak gerek.

KENDİMİZİ EN İYİ

Yazının Devamını Oku

Çete Ayşe’yi dünya duysun

BUGÜN bir projeden söz edeceğim. Memleketin kurtuluşu için çabalayan bir kadın ve de onun türküsü...

 


Nazilli sevdalısı, geçmişi yarım asrı aşkın çok eski dost, arkadaş Ömer Yetkiner bir kliple not geçtİ: “Klibimiz yayında, izleyelim ve paylaşalım. Çete Ayşe-Nazilli İçin Söyle. https://youtu.be/CnS_WA-hQiM”

AMAÇ UNUTTURMAMAK
İzledim, bu çabaya katkım olsun istedim. Yetkiner’in aracılığıyla, Nazilli Belediyesi’nden bilgiler edindim. Nazilli Lisesi Müzik Öğretmeni Sinan Develi, sorumluluğundaki “Ege Türküleri” adlı projenin amacını, “Ege Bölgesi’ndeki efeleri, unutulmaya yüz tutmuş hikayelerini, türkülerini gün yüzüne çıkarmak ve çekim yapmış olduğumuz şehri tüm dünyaya tanıtmak” olarak belirtiliyor. Develi’yi dinliyoruz:

Yazının Devamını Oku

Mavi mavi masmavi...

SALGIN illeti sürerken aylardır beklenen oldu, olağan yaşama bir adım atıldı. Önce memleket virüs belasına yakalananların sayısına göre belirlenen risk oranlarına göre dört renge bölündü. Mavi (düşük), sarı (orta), turuncu (yüksek) ve kırmızı (çok yüksek) olarak adlandırıldı. Elbette tüm illerde hedef mavi boncuğu takıp bir daha çıkarmamak. İlk aşamada kırmızılar turuncuya, turuncular sarıya, sarılar da maviye dönüşmeye çabalayacak. Ama dedim ya son hedef mavi.



RENKLERE GÖRE İLLER
Bizim bölgede düşük riskli (mavi) tek il Uşak. Orta riskli (sarı) illerse Manisa, Aydın, Denizli. Yüksek riskli (turuncu) İzmir, Çanakkale, Muğla ve çok yüksek riskli (kırmızı) Balıkesir. Olağan yaşama ilk adımı bekleyenlerin başında yeme-içme sektörü geliyordu. Kısıtlamaların gevşetildiği yerlerde yeme-içme yerleri yüzde 50 kapasiteyle, 07.00-19.00 saatleri arasında, gelenlere HES kodu sorularak, ateş ölçülerek hizmet verecek. Mavi ve sarıda hafta sonları da bu yerler açık.
KURALLARA UYMALIYIZ
Elbette işletmecilerin de, bu yerlerin açılmasını dört gözle bekleyenlerin de çok dikkatli olması gerek. Özelikle 3M’ye (maske, mesafe, musluk) ve diğer kurallara özenle uymalı herkes. Bir yeme-içme yerinin sürekli müşterileri girişte HES kodu sorulduğunda, “Bize de mi HES” dememeli örneğin.
FATURASI AĞIR OLUR

Yazının Devamını Oku

Turizme farklı bir yaklaşım projesi

İZMİR’de turizme katkı sağlayacak, Kemeraltı odaklı bir çalışma başlatılıyor. Konuya ilişkin aldığım notu, özetleyerek paylaşıyorum:

 

 

“İzmir’in kültürel zenginliği içerisinde Yahudi mirasının korunmasına yönelik olarak İzmir Musevi Cemaati Vakfı’nca hazırlanan ‘İzmir Jewish Heritage Projesi’ başladı. Avrupa Birliği Komisyonu’nun finanse ettiği projeye Kentimiz İzmir Derneği de ortak.
DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK
Proje kapsamında 36 ay boyunca İzmir’deki Yahudi kültür mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılmasına yönelik pek çok faaliyet hayata geçirilecek. Proje ile;
* İzmir Tarihi Kent Merkezi Havralar Bölgesi’nde 17’nci yüzyılda yapılmış, ancak metruk haldeki Hevra ve Foresteros sinagoglarının restorasyon projeleri hazırlanacak. Aynı avluya bakan dört havra kompleksinin birer parçası olmaları özelliğiyle bu sinagogların dünyada örneği bulunmuyor.
* Bu sinagoglar kompleksinin Türkiye ve dünyada bir kültür mirası, turizm ve kültürler arası diyalog merkezi olarak tanınması için çalışmalar yapılacak.

Yazının Devamını Oku