GeriNedim BUBİK ‘Bilimsel kuraklıkta ısrar’ çok orman kaybettirir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Bilimsel kuraklıkta ısrar’ çok orman kaybettirir

ORMAN yangınlarıyla ilgili iklim bilim uzmanı, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın görüşlerinden özet sunuyorum bugün:

BU YANGIN MİLATTIR
“Ülkemizde son 18 aydır her türlü doğal afetle yüzleştik. Salgın hastalık, 30 Ekim İzmir depremi, seller, müsilaj ve yaşamakta olduğumuz büyük yangın. Artık Türkiye’de ekosistemle ilgili bir konu açıldığında, ‘Büyük yangından önce, büyük yangından sonra’ denilerek bu yangının bir milat olacağından şüphem yok. Ancak doğal afetlerin felakete dönüşmesinde şüphesiz en büyük pay bizimdir. Doğal afetler bundan sonra da olacak. Felaketlere dönüştürmemeyi öğrenmemiz lazım. Bu yangından da dersler çıkarıp bir daha böyle felaket yaşamamak için hazırlık gerektiğine inanıyorum.
BU SEFERKİ REKORTMEN
Yaşadığımız, Türkiye’nin en büyük orman yangını olmaya adaydır. Son yıllarda yangınlarda orman kaybımızın rekoru, 16 bini yine Manavgat bölgesinde olmak üzere, 29 bin 749 hektarla 2008’de kırılmıştı. Önemli özelliği ise son 30 yılın en kurak yılı olmasıydı. Yüzde 26 eksik yağışla yine çok kurak dönemdeyiz. Kabaca hesaplar, yanan alanın 120 bin hektarlarda olduğunu göstermektedir. En çok orman alanı kaybettiğimiz bu iki yılın ortak özelliği aşırı kurak olmasıdır.
YAKMAZ ZENGİNLEŞTİRİR
Türkiye’nin orman alanları, küresel ısınmanın şiddetlenmesiyle 2003’lü yıllardan günümüze 20.8 milyondan 23 milyon hektarlara çıkmıştır. Bu artış fide dikerek gerçekleştirilemez. İklim bilimini bilmeyen bazı kişiler, bu yangınların nedeni olarak küresel ısınmayı gösterse de, yağış artıran küresel ısınma orman yakmaz, aksine zenginleştirir ve genişletir.
SAÇMA SAPAN BAHANE
Ayrıca küresel ısınma bugün mü başladı, geçen ya da bir önceki yıllarda yok muydu? Küresel ısınma gibi saçma sapan bahanelerin ardına saklanırsak daha çok orman kaybederiz. Yangının küresel ısınmadan çıkması mümkün değildir. Çok kuru sıcak hava nedeni ile yangının daha hızlı yayılması doğaldır. Şu günler yılın en sıcak, yangın potansiyelinin tavan yaptığı günlerdir. Türkiye’de resmi verilere kabaca her yıl ortalama 10 bin hektarı yangında kaybediyoruz. Yangın başına ise 6,2 hektar kaybediyoruz ki mücadelede oldukça başarılı olduğumuzu göstermektedir. Ancak son yangın, istatistikleri değiştirecektir.
NEDEN SERT KANUNLAR YOK
Yangınların büyük çoğunluğu insandan kaynaklanmaktadır. Bir AB projesi nedeni ile 1991’de gittiğim Rusya’da, arazi çalışmalarından önce ormanlık alana girmememiz için çok tembihlendik. Rus meslektaşlarımız, ‘Kesinlikle orman alanına girmeyin’ diye uyarıp bu konuda kanunların çok sert olduğunu anlatmıştı. Biz neden çok sert kanunlar uygulamıyoruz?
NELER YAPMALIYIZ
Teknoloji o kadar gelişti ki sıradan bir bilgisayarla dünyanın her yerindeki yangını tespit edebiliyoruz. Türkiye olarak uydumuz var. Neden ormanlarımızı takip etmiyoruz? Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan tavsiyeler görüyoruz. 2019 Tarım ve Orman Şurası’nda, ‘Orman yangınlarına müdahalede yüksek teknoloji ve yapay zeka kullanılması’ cümlesi yer almaktadır. İHA, drone gibi çok teknolojik hava araçlarımız da olduğuna göre, ormanlara girişi önleyebiliriz, yangınları da ilk anda saptayarak büyümeden söndürebiliriz.
FİDAN TARTIŞMASI
Yanan alanlara hangi tür ağaç dikilmesi, bana göre tartışmaya bile açık olamaz. ‘Küllerinden doğmak’ deyiminin ormanlar için söylendiğine inanırım. Dünyanın her yerinde yangınlardan sonra ormanlar ve ekosistem yeniden eski haline döner. Bu kadar büyük alan için fide bulunamaz ve iş gücü yetmez. Doğaya dokunmazsanız, 2-3 yılda yeniden yeşerip ekosistem kaldığı yerden dengeleri bulacaktır.
DOĞA KALLEŞ DEĞİL
Her küresel afeti felakete dönüştüren bizlerin suçu doğaya, yani küresel ısınmaya atması bilim dışı iddiadır. Doğa kalleş değildir ve arkadan vurmaz. 12 yıl önce seller konusundaki, ‘Yaşadığımız olumsuz olayların nedeni takdiri ilahi değil, takdiri idarilerdir’ sözünü tekrarlamak isterim. Çünkü, küresel ısınmanın suçlandığı selleri de bizler felakete çeviriyoruz.
ÖNLEMLERE YOĞUNLAŞALIM
Pandemi de ilk çıktığında küresel ısınma suçlanmıştı. Tüm bu bahaneleri, ‘Nasıl çıkmış, neden çıkmış, neden çok büyümüş, yanan ağaçların yerine ne dikelim’ gibi tartışmaları bırakalım ve bu tür afetleri felaketlere dönüşmeden nasıl önleriz konularına yoğunlaşalım. Bilimsel kuraklıkta ısrar ettiğimiz sürece daha çok orman alanı kaybederiz.”

X

Ünlü ovadaki sarılığın sırrı

SÖKE Ovası’na yolu düşenler geçmişte hep pamuk tarlalarıyla karşılaşırdı. Bugünlerde ova neredeyse sarardı. ‘Didim’in Gündeminde Neler Var’ grubunda Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği’nin bir paylaşımını görünce sarılığın nedeni anlaşılıyor, özetle iletiyorum:



‘BEYAZ ALTIN’ GÖRÜLÜRDÜ
“Söke’den Didim, Milas ve Bodrum’a gidenler, Aşağı Büyük Menderes Ovası’nı ortadan ikiye ayıran 30 kilometre boyunca tarlalarla çevrili karayolundan geçer. Büyük Menderes’in binlerce yıldır getirdiği alüvyonlarla oluşan tarlalarda hemen her yıl bu mevsimde ‘beyaz altın’ denilen pamuk görülür. Büyük Menderes Nehri, en kurak yıllarından birini yaşadı.
ÜRÜN DESENİ DEĞİŞTİ
Kuraklık nedeniyle, Söke Ovası’ndaki tarlalarda pamukla birlikte, yoğun ayçiçek ekildiği görüldü.
Görsel şölen yaratan sarı ayçiçeklerini görenler, araçlarını durdurarak fotoğraf çekiyor. Hoşa giden durum aslında iklim değişikliğinin önemli göstergelerinden biridir. Bu yıl yeterli yağmur yağmadı, havzadaki barajlar yeteri kadar dolmadı, tarımda kısıtlı sulama programına geçildi. Yeterli su gelmemesi, Söke Ovası’ndaki ürün deseninin değişmesine yol açtı.

Yazının Devamını Oku

Onur veren bir ödül: İzmir’in Gönüllüleri

ÖNCE bir haber özeti sunacağım: “Tülay Aktaş Gönüllü Kuruluşlar Güç Birliği Ödülleri 25. kez sahiplerini buldu. Erhan Gölbey’in sunduğu ödül töreni çevrimiçi ortamda gerçekleştirildi, 110’u aşkın STK yöneticisi ve temsilcisi katılım sağladı.


TÜLAY AKTAŞ GÜÇ BİRLİĞİ
Tülay Aktaş Gönüllü Kuruluşlar Güç Birliği Sözcüsü Fatoş Dayıoğlu’nun konuşmasıyla başlayan törende, ölüm yıldönümü olan Tülay Aktaş ve STK’lara gönül veren, aramızdan ayrılanlar rahmet ve saygıyla anıldı, hayattakilere teşekkür edildi. ‘Ömür Boyu Gönüllülük ödülleri, merhume Aysın Sıdal, Çiğdem Beşkardeşler ve İnci Mutluer’e verildi. İzmir’in Gönüllüleri ödülü İzmir’e büyük emekleri olan Nedim Bubik, Nedim Uysal ve Jak Eskinazi’ye takdim edildi.
ÖNE ÇIKAN PROJELER
Törende, ödül sunulan STK’lar ve projeleri de şöyle: Teşvik ödülü: Fikrimiz Bornova- Sıfır Atık (Geleceği Paylaş İnisiyatifi), Jüri özel ödülü: Elimin Emeği Torunlar İçin (Urla Kızılay Derneği), Kemal Baysak Ödülü: El Ele Hep Birlikte (Çağdaş Balkan Kadınları Derneği), Sancar Maruflu Ödülü: Salgında Kanser Beklemez (MEMEKANDER; Meme Kanseriyle Savaşım Derneği), Tülay Aktaş Karşılıksız Hizmet Ödülü Üçüncüsü: Sesten Gönüle Gönüllü Koçluk Projesi (TÜRGÖK; Türkiye Görme Özürlüleri Kitaplığı), ikinci: KOD ’İnci Projesi (Cevdet İnce Vakfı), birinci: Hücre İşleme Merkezi Projesi (KİTVAK-Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı).”
BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR
Güç Birliği, İzmir’de sosyal projelerin meşalesini yakan Tülay Aktaş’ın sonsuzluğa uğurlanmasından sonra oluşturulmuş. Tülay Aktaş Gönüllü Kuruluşlar Güç Birliği’nin ilke ve amacı şöyle: “26 yıl önce çıktığımız bu yolda dil, din, etnik köken, yaş veya cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkesin sadece insan olduğu için değerli olduğuna inanarak; insanların fiziksel, sosyo-ekonomik, psiko-sosyal ihtiyaçlarını karşılamayı ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliğini sağlayarak, bu dayanışmayı gün be gün artırmayı hedefliyoruz. Bizden daha az şanslı olanların maddi-manevi ihtiyaçları karşısında el ele verip, şehrimizin sınırlarını aşarak yaralara merhem olmak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, ‘Birlikten kuvvet doğar.’

Yazının Devamını Oku

Geçmişi asırlara dayanan ‘Kadim Anadolu Şifacılığı’

İZMİR’de uzun yıllar faaliyet gösterdiği reklamcılıkla tanınan Rahim Yurdakul, belgesel yapımcılığı ve yönetmenliğine de el attı. Daha önce TRT için, tutkusu olan olta balıkçılığı ile ilgili, “Oltanın İki Ucu” adlı 18 bölümlük belgeseli çekti. Marmara, Ege ve Akdeniz’de çekilen belgesel beğeniyle izlenmişti. Geçenlerde yeni bitirdiği, dumanı üstünde belgeselinden konuştuk: “Kadim Anadolu Şifacılığı.”



BİLGİ BİRİKİMİ ANADOLU
Yapımcı ve yönetmen Yurdakul’da söz: “Anadolu toprakları, dünyanın kıtalarını birbirine bağlayan doğal bir köprü. Binlerce yıldır bu köprüyü kullanan medeniyetler gelip geçerken ya da yerleşerek dünyanın her yerinden bilgi taşımış. Biriken bilgi dört bir yana dağılmış. Unutulmaya yüz tutmuş, aktarılmaktan ya vazgeçilmiş, ya da bilgiyi sonrasına taşıyacak kimse bulunamamış değerlerin kaybolmasına vicdanen göz yumamıyorum.

GÖNÜLLÜ HALK HEKİMLİĞİ
Bu değerlerden biri de, şifacılık kültürü. Orta Asya’dan, Antik Yunan’dan, Mısır’dan, Kafkaslar’dan ve pek çok kültürden taşınarak gelip Anadolu’da sentezlenmiş halk hekimliği, ocaklar aracılığıyla günümüze aktarılmış. Çağdaş hekimlikten önce bu ocaklar, insanlara ve evcil hayvanlara şifa sunmak için bu hizmeti gönüllü, karşılıksız sunmuş.

KENDİ ELLERİMİZ DEĞİL

Yazının Devamını Oku

Geçmişi asırlara dayanan ‘Kadim Anadolu Şifacılığı’

İZMİR’de uzun yıllar faaliyet gösterdiği reklamcılıkla tanınan Rahim Yurdakul, belgesel yapımcılığı ve yönetmenliğine de el attı. Daha önce TRT için, tutkusu olan olta balıkçılığı ile ilgili, “Oltanın İki Ucu” adlı 18 bölümlük belgeseli çekti. Marmara, Ege ve Akdeniz’de çekilen belgesel beğeniyle izlenmişti. Geçenlerde yeni bitirdiği, dumanı üstünde belgeselinden konuştuk: “Kadim Anadolu Şifacılığı.”


BİLGİ BİRİKİMİ ANADOLU
Yapımcı ve yönetmen Yurdakul’da söz: “Anadolu toprakları, dünyanın kıtalarını birbirine bağlayan doğal bir köprü. Binlerce yıldır bu köprüyü kullanan medeniyetler gelip geçerken ya da yerleşerek dünyanın her yerinden bilgi taşımış. Biriken bilgi dört bir yana dağılmış. Unutulmaya yüz tutmuş, aktarılmaktan ya vazgeçilmiş, ya da bilgiyi sonrasına taşıyacak kimse bulunamamış değerlerin kaybolmasına vicdanen göz yumamıyorum.
GÖNÜLLÜ HALK HEKİMLİĞİ
Bu değerlerden biri de, şifacılık kültürü. Orta Asya’dan, Antik Yunan’dan, Mısır’dan, Kafkaslar’dan ve pek çok kültürden taşınarak gelip Anadolu’da sentezlenmiş halk hekimliği, ocaklar aracılığıyla günümüze aktarılmış. Çağdaş hekimlikten önce bu ocaklar, insanlara ve evcil hayvanlara şifa sunmak için bu hizmeti gönüllü, karşılıksız sunmuş.
KENDİ ELLERİMİZ DEĞİL
Tanrı inancıyla bütünleşen ritüellerde, şifacıların tamamı şifa veren ellerin, kendilerinin değil Fatma Ana’nın elleri olduğunu söyleyerek başlıyor. Şifa için bedel beklemeden aracılık yaptıklarını şifa arayana açıkça belirtiyorlar. ‘Ocaklı’ olarak adlandırılıyorlar ve geleneğe göre görevi kadınlar yapıyor.

Yazının Devamını Oku

İşçinin koşullarını işçi gibi çalışarak öğrenmek

İZMİR Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, 18 Eylül Dünya Temizlik Günü’nde, dünyada ve Türkiye’de eş zamanlı düzenlenen çöp toplama etkinliğine Foça’dan katılmış. Çevre kirliliğine dikkat çekmek için, Soyer’in o günkü sözlerine kulak verelim:


“Denize atılan çöpleri görünce tüylerimiz diken diken oluyor. Çevreyi ne kadar vahşi şekilde kirlettiğimizi görüyoruz. Buna hakkımız yok. Bize bu cennet vatanı bırakan atalarımızın hatırasına saygısızlık. Sonraki kuşaklar için çevreyi kirletmeyi acilen bırakmamız lazım.”
ŞUBAT 2015’E DÖNMEK
Soyer’in sokak süpürme resimlerini görünce yıllar öncesine, Şubat 2015’e gittim. Bir vatandaş çektiği fotoğrafı sosyal medyada paylaşmıştı. Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, sabahın erken saatlerinde temizlik işçileriyle sokakları temizliyordu. Üstelik temizlik işçilerinin giysilerinden giymiş, başına da bere takmıştı. Farkına varanların ilgiyle izlediği Soyer, fotoğrafa izin vermemişti. Ancak gizlice bir fotoğraf çekilmesi de engellenememişti.
HABERCİLİK HEYECANIYLA
Ve o gün için önemli bir haberi paylaşmak istedim. Hürriyet’te yıllarca birlikte çalışmaktan onur ve mutluluk duyduğum, Posta Ege Bölge Temsilcisi Banu Şen, habercilik heyecanıyla işe el koymuştu:
“CHP’li Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer şaşırtmaya devam ediyor. Soyer bu kez tulum ve çizme giyip, başına bere takarak işçilerle birlikte sabahın erken saatlerinde sokaklarda temizlik yaparken görüntülendi. Olay, bir vatandaşın, çektiği fotoğrafı sosyal medyada paylaşmasıyla ortaya çıktı.

Yazının Devamını Oku

Güzelliklere göz dikmeyin güzellikler için gelin

BU başlık benden çıktı...


Neden mi? Hürriyet Ege’de, geçenlerde, “Her Mevsim Ayvalık” temasıyla, dolu dolu bir gurme dosyası yer aldı. Arkadaşlarımın ellerine sağlık. Usta kalemlerle Ayvalık’ın güzelliklerini yansıtan dosya Belediye Başkanı Mesut Ergin’i mutlu etmiştir. Çünkü Ergin, göreve geldiğinden beri Ayvalık’ın olumlu yönlerinin ön plana çıkması için çaba gösteriyor. Nitekim dosyada da Ayvalık’ın güzelliklerine çağırıyordu herkesi. Bu güzel dosya, Başkan Ergin’in bir dizi mücadelesini de anımsattı bana. Adeta sabrı taşmış, “Gözünü Ayvalık’ın muhteşem güzelliğine dikenlere sesleniyorum! Artık bizden uzak durun. Elinizi, kolunuzu, ayağınızı, cüzdanlarınızı, gözünüzü kentimizin üzerinden çekin” diyordu. Eski haberlerden özet derlemeye bir göz atalım:
HEVESLER KURSAKLARDA KALACAK
* Ayvalık Belediyesi ve Ayvalık Tabiat Derneği, Bağyüzü Mahallesi’nde taşocağı açılması ve işletilmesi amacıyla verilen ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararının iptali için dava açmış. Balıkesir 2’nci İdare Mahkemesi de iptal kararı vermiş. Belediye Başkanı Mesut Ergin, iptal kararının, benzer girişimde bulunmak isteyenlerin hevesini kursağında bırakacağını vurgulamış.
MUTLULUK VEREN İPTAL KARARI
* Son bir yılda pirina havuzlarının patladığını, demir madeni duvarlarının yıkıldığını, hortum, orman
yangını ve 21 Mayıs’taki büyük afette yüzlerce teknenin parçalandığını anımsatmış Ergin, Kozak Bölgesi’nin en güzel yerlerinden Bağyüzü’nde taş ocağı açılması için ÇED’le ilgili iptal kararını mutlulukla karşıladıklarını bildirmiş.

Yazının Devamını Oku

Konak’ın ortak sesi örnek olsun-alınsın

GEÇENLERDEbir haber yer aldı gazeteler ve sosyal medyada. Konak Belediye Meclisi Sağlık Komisyonu, salgın illetine karşı aşı olmayı yaygınlaştırmak amacıyla bir bildiri hazırlamış. CHP’li Başkan Abdül Batur, bildiriyi Kemeraltı girişindeki basın açıklamasında okumuş. Açıklamaya CHP Konak İlçe Başkanı Çağrı Gruşçu’yla kadın ve gençlik kolları üyeleri, AK Parti Konak İlçe Başkanı Sait Başdaş, MHP Konak İlçe Başkanı Yusuf Çoban ve muhtarlar katılmış.




AŞI OL SAĞLIKLI KAL
Başkan Batur, “Aşı Olun Sağlıklı Kalın” sloganıyla tüm vatandaşları aşılanmaya çağırdı. Her vatandaşın aşısız yakınını da göreve davet etmesi gerektiğini savunan Batur’un okuduğu ortak bildiri özetle şöyle: “Bu hastalığı yenmenin tek çaresi aşı olmak. Aşı kampanyalarını hep birlikte desteklememiz gerekiyor. En kısa sürede başarı oranları yüzde 94’ün üzerinde olan aşıları olmalıyız.
BİR İNSANLIK GÖREVİ
Kimsenin bireysel özgürlüklerinin toplum sağlığına risk oluşturmasına izin verilemez, verilmemelidir. Aşısız Kovid’e yakalanıp bir yudum nefese muhtaç kalmamak için, sevdiklerinizle zamansız vedalaşmamak için, son pişmanlığı yaşamamak için lütfen aşınızı olun. Bu süreçte bu bir insanlık görevidir.”

Yazının Devamını Oku

Sonbaharın sonu kış değil bahar

İZMİR, çok yoğun bir haftayı geride bıraktı. Bu haftada 90’ncı İzmir Enternasyonal Fuarı, Dünya Belediyeler Birliği Kültür Zirvesi, İzmir’in 99’ncu kurtuluş yıldönümü, özetle her şey vardı. İzmirliler, özellikle geçen hafta dışarıdaydı, kurtuluş coşkusunun ve fuar konserlerinde ünlü sanatçılarla buluşmanın tadına vardı. Ben de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’den, bu günlerin bir değerlendirmesini istedim. İşte Başkan Soyer’in gözünden yaşananlar ve de yorumlar:




ÖYLE GURURLUYUZ Kİ
“O kadar gururluyuz ki; yazın rehavetini eylül ayına girer girmez üzerimizden attık ve birbirinden başarılı etkinliklerle sonbahara ‘merhaba’ dedik. Önce 3 Eylül’de 90 yıldır Türkiye’nin geleceğine yön veren İzmir Enternasyonal Fuarı’nın açılışını, gözümüz gibi koruduğumuz Kültürpark’ta yaptık.
FUAR YİNE AYNA OLDU
Fuar bir kez daha ülkemizi ve dünyayı İzmir’de birbirine bağladı. Bir kez daha konserlerden sergilere kadar kültürel etkinliklere ev sahipliği yaptı. Bizler bir kez daha çimlerin üzerinden sahnedeki sanatçılarımıza eşlik ettik. Bir kez daha çocukluğumuzu andık. Fuar bir kez daha ayna oldu, dünyanın ve Türkiye’nin 90 yıllık tarihini bize yansıttı, hatırlattı.

Yazının Devamını Oku

Güzel İzmir’i sevmek ilkesiyle 20 yıl

İZMİR Life, 20 yılı aşmanın onurunu yaşıyor. Bu derginin doğumuna, gelişmesine, vazgeçilmezliğine tanık olanlardanım. Gazete çıkışlarında yanlarına gider, bu dergi için çabalayanların heyecanlarına ortak olmaya çabalardım. Bugüne gelindiğinde zoru başardıklarını görüyorum. Dile kolay, 241 kez yayımlanıp okuyucusuna ulaştı aylık dergi İzmir Life... Derginin bir özet öyküsünü istedim... Ve söz, İzmir Life kurucusu, yaratıcısı, yönetmeni, sorumlusu, yazarlarından biri, özetle her şeyi, İ. Hakkı Kesirli’de:


PİRİŞTİNA İLE SOHBETTE
“Evet, İzmir Life 21’nci yayın yılına girdi. Bir kent kültürü dergisinin bu kadar uzun soluklu olması, kente sahip çıkanların desteği sayesinde başarıldı. Yazarı, çizeri, okuru hep birlikte bugünlere geldik... Hikaye şöyle başladı... 2000 yılının son aylarında bir gün, sevgili Ahmet Piriştina ile bir kahve içimi sırasında ‘Şu kent kitaplığı projesi ile çok büyük iş başarıyorsunuz, ancak bunların baskı sayıları az, kaç kişiye ulaşıyor? Bir kent kültürü dergisi yapılsa, İzmir’in güzellikleri tüm Türkiye’ye tanıtılsa’ demiştim...
ONU DA SEN YAP BİLADER
Başkan bunu hafif yollu bir eleştiri olarak algılamış olmalı ki; ‘Onu da sen yap bilader’ demiş ve eklemişti: ‘Ama öyle üç-beş sayı çıkartıp kaçmak yok, 25 sene çıkmalı.’ Hepimizin gülüşleri, Piriştina’nın martı ötüşlü kahkahaları arasında kaybolmuştu…
Sonrasında, Süleyman Gencel’in toparladığı çoğunluğu Evrensel Gazetesi’nden ayrılmış bir ekiple Mayıs 2001’de yola çıktık. Duygu Özsüphandağ Yayman, Halime Sürek Kahveci, Deniz Çaba, Turan Gültekin, Berk Altınışık ve reklamda Sevtap Cengiz ilk çekirdek ekipti. Nedim Atilla’nın o günlerdeki katkılarını da unutamam. Sonrasında ayrılanlar ve yeni katılanlarla kocaman bir aile olduk. Bugün bu ailenin neredeyse tamamı hiçbir ücret almadan dergiye katkı koymayı sürdürüyor.
OKŞAYAN GÖRDÜM İYİ Mİ

Yazının Devamını Oku

Güzellikleri yaşayalım ama salgını unutmadan

BU hafta çok önemli... Öncelikle okullarına, öğretmenlerine, arkadaşlarına kavuşan her düzeyden öğrencilere başarı diliyorum. Elbette eğitimcilere, ana ve babalara da... Evet, uzun süre beklenen oldu ve okullar açıldı. Devam ediyorum, 90’ncı İzmir Enternasyonal Fuarı, tam anlamıyla doludizgin... 12 Eylül’e kadar sürecek Fuar’da etkinlikler, tanıtımlar, konserler sürüyor. Dolu dolu bir Fuar özleyenler Kültürpark’a akın ediyor...


9 EYLÜL ÇOK ÖNEMLİ
Haftayı farklı kılan en önemli gün tabii ki 9 Eylül... İzmir’in kurtuluşunun 99’ncu yıldönümü. Fuar o gün de dolu. Ancak dışarıda da ilk aklıma gelen, “Zafer Yürüyüşü”, “Fener alayı”, “Athena konseri” gibi on binlerce kişiyi toplayabilecek etkinlikler var.
DÜNYANIN GÖZÜ BİZDE
Ve 9 Eylül’de İzmir Kültür Zirvesi başlıyor. İzmir,Dünya Belediyeler Birliği temsilcilerini ağırlayacak. Ve İzmir’in adını tüm dünya yine duyacak. Zirvede oluşacak mesajlar İzmir’den duyurulacak tüm dünyaya. Zirve kapsamında da farklı etkinlikler düzenlenecek.
DOLU DOLU BİR HAFTA
Dedim ya, dolu dolu bir hafta. Ege’nin çeşitli il ve ilçelerinde de kurtuluş günleri kapsamında başta konser olmak üzere, zengin etkinlikler var. Zaten hafta sonu da sevindik. Kadın voleybolcularımız Avrupa üçüncüsü oldu. Erkek voleybolcular, üçte üç yaparak hedef ilerliyor. Milli futbolcular bile Cebelitarık’ı yenmeyi başardı.

Yazının Devamını Oku

‘Nerede o eski fuarlar’ geçti ‘ne olacak yeni fuarlar’ zamanı

İSMİR Enternasyonal Fuarı denilince, “Nerede o eski fuarlar” sorusu gündeme gelir. Gazinolar, birbirinden ünlü sanatçıların Fuar’a mutlaka geldiği anlatılır. O dönemde özel TV’lerin olmadığı, insanların bu sanatçıları, bütçelerine uygun ücretle, ancak Fuar’da görebildiği unutulur. Her defasında, “Ne olacak yeni fuarlar” sorusu takılır aklıma... Elbette, Fuar’ın 90 yıllık geçmişini unutmayacak, anıları yaşatacağız.

 


KÜRESEL İŞLEVİ VAR
90’ncı Fuar’ın, tanıtım toplantısında da kafamda aynı soru vardı. İZFAŞ Genel Müdürü Canan Karaosmanoğlu Alıcı, Atatürk’ün gelecek planlarının hayata geçirilmesi için kurduğu Fuar’ın İzmir’i, Türkiye’yi aştığını, küresel işlev üstlendiğini dile getirdi. Alıcı, Türkiye’nin birçok yeniliği Fuar’da tanıdığını vurgularken, televizyon örneğini verdi.
DÜNYAYLA BAĞ BÜYÜYOR
Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Fuar’ın İzmir’e bir kültür mirası olduğunu vurguladı, kafamdaki soruya özet yanıt verdi adeta:
* İEF’yi zamana uydurmak için çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki İEF büyüdükçe tüm Türkiye’nin dünya ile bağları da büyüyecek ve gelişecek. İEF’yi bu yıl, Atatürk’ün vizyonundan ilhamla ‘90 yıldır birlikte kutluyoruz, geleceği İzmir’de birlikte kuruyoruz’ temalarıyla açıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Gürültülü müzik yok da Say’a var gibi mi geldi

DÜNYACA ünlü, uluslararası sanatçımız Fazıl Say Datça ve Alaçatı’da gürültülü müzikten yakınmış. Gazetelerde, sosyal medyada yayınlanan haberlere göre Alaçatı için özetle şöyle demiş: “Mekanlar en çok desibel yapma yarışında. Saat 23.00- 23.30- 00.00 durması lazım? Yok, hayır devam. 00..45 ancak... 7 ayrı mekan, kendi çaldıklarını sonuna kadar açarsa, 30 kilometreden duyuluyor. Orada yaşanmaz kardeşim. Orada durulamaz. Sohbet edilemez. Orada düşünülemez! Cehennem bu. Ses cehennemi.




Bana istediğiniz sitemi edin kardeşim. Küfür edin bana! Saydırın! Bu ses katliamı hayatlarımıza işkence kardeşim. Sorun saat 12.00 de kesilmesi filan da değil. Sorun desibel boyutu! Ege’de bu mekancıların kendi alanı dışına ses kaçırması bile hak olmamalı. Sadece kendi alanı duymalı, yalıtım mı yapar, sesi mi kısar. O onun sorunu, yapamazsa en ağır cezayı basın.”
Fazıl Say, sonradan mekan sahiplerine seslenmiş: “Size müzik seçiminiz konusunda bir şey diyen yok. Sen bu desibelde opera çalıyor olsan, ben yine aynı yazıyı yazacaktım. Konu müzik seçimi değil, benim hayatımda bu volümde sesi diretmen.”

KİMSE KARŞI DEĞİL
Fazıl Say geçmişte de Alaçatı’da gürültüden yakınmıştı. Şimdi Say’ın yakınmalarına gelecek tepkileri merak ediyorum. İtiraz edenler mi çoğunlukta olacak, hak verenler mi? Aslında müziğe, özellikle eğlence yerlerinde, kimse karşı değil. Hatta 24.00 kısıtlamasının da kaldırılması gerek. Ama gerçekten de çevreyi rahatsız etmeyecek müzikten söz ediyoruz. Müzik adıyla sunulan gürültüden değil. Son olarak aklıma geldi. Alaçatı’daki gürültü sürekli gündeme gelir ya! Hani Çeşme Belediyesi de gürültü denetleme yetkisini almıştı. Alaçatı Turizm Derneği de üyelerini ve gelen konukları bu konuda uyarıyordu Yanlış anımsamıyorsam, gürültüyle mücadele konusunda iddialı sözler verilmişti. Belki de gerçekten gürültü yoktur. Dünya müzik sanatçısı Fazıl Say, o güne özgü bir şanssızlık yaşamıştır, ya da ona gürültü var gibi gelmiştir. Bilemedim. Vardır bir açıklaması!

Yazının Devamını Oku

İzmir-Ukrayna arasında sağlık turizmi adımı

SOSYAL medyadaki, “Ukrayna ile İzmir arasında sağlık köprüsü” haberi ilgimi çekti. Çünkü köprünün İzmir ayağında, Türkiye’de ilk kez, “Titreşim Tıbbı” kitabını yazan, ardından “Açlık Diyeti” yayımlanan Dr. Murat Balanlı vardı ve kendisinden söz etmiştim bir süre önce. İzmir’de, “Bütüncül İyileşme ve Sağlıklı Yaşam” temalarıyla çalışan, “Kendinize iyilik yapın: Acıkın, aç kalın, sağlıklı kalın” öğüdü veren Dr. Balanlı’nın görüşlerinden özetler anımsayalım önce:


BEDENİMİZİN SESLERİ
* “Titreşim tıbbının esas aldığı temel bilgi, ‘Her şey enerji ile titreşir, tüm enerjiler bir bilgi içerir.’ Bedenimiz de enerji alanı ile çevrilidir. Bedenimizden yükselen ses detone yani bozuk değilse sağlığımız yerindedir. Fiziksel bedenimizin herhangi bölgesinden detone ses yükseliyorsa hastalık başlamış demektir.
AÇLIK SÜRESİNİN YARARI
* İnsanın doğasına daha uygun şey, acıktıktan sonra yemekle buluşmasıdır. Yoksa sadece öğün vakti geldi diye yemek, kendimize en büyük zarardır. İki öğün, hatta zaman zaman tek öğünle gün geçiştirilmelidir. Nelerin yenilip, nelerin yenilmeyeceği kadar, yemeklerin zamanlanması da önemlidir. Bu süreçte aç kalma süresinin uzun tutulması, vücudumuzda çok yararlı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
BESLENME DÜZENİ ŞART
* Sadece kilo vermek için mi açlık diyeti yapmalıyız? Hedef kilo vermek değil, sağlıklı kalmak olmalı. Beslenme zamanlarının bu şekilde düzenlenmesi, kilo vermenin yanında, kronik yangıyı ve insülin direncini ortadan kaldırmak suretiyle başta kanser olmak üzere pek çok hastalığı engelleyecektir. Obezite dediğimiz olay, buzdağının görünen kısmıdır. Altında kansere kadar varabilen bir dizi hastalık kocaman bir dağ olarak durmaktadır.”

Yazının Devamını Oku

30 Ağustos’ta çifte bayram olsun

BU hastalıktan ve çaresizlikten kıvranan çok bebek ve aile var. Milyonlarca dolar ve euro ile dillendirilen tedavi giderlerini tez zamanda devletin ödemesini umuyorum. Daha önce birkaç kez sözünü ettiğim Ahmet Alp’le ilgili gelişmeleri özetlerken, bu hastalığı çeken tüm bebeklere sağlık diliyorum.


ÇANAKKALE ONUN İÇİN SEFERBER
Çanakkale’de, Biga’nın Kemer Köyü’nden SMA Tip 1 hastası Ahmet Alp bebek için neredeyse tüm kent ayakta. Kampanyalar, destek programları düzenleniyor, herkes olanakları ölçüsünde katkı koyuyor. Kimi harçlığını, kimi el işlerinden sağladığı geliri, kimi günlük hasılatını bağışlıyor. Çanakkale Belediyesi de bebeğin tedavisi amacıyla başlatılan kampanyaya katkı verdi, kentliler umut olmaya çağrıldı. Başkan Ülgür Gökhan, yardım için internette canlı programa da katıldı.
SAĞLIĞI EN GÜZEL HEDİYE
Gökhan, Babalar Günü’nde kendisine gelen, “Babalar gününüzü en içten dileklerimizle kutlar, Ahmet Alp’e umut olduğunuz için sonsuz teşekkür ederiz” yazılı afişle mesajı paylaşmış, duygularını da, “Babalar gününde aldığım güzel hediyeyi paylaşmak istedim. Kampanyanın en kısa zamanda tamamlanması ve Ahmet Alp’in sağlığına kavuşması kadar güzel hediye düşünemiyorum” diyerek dile getirmişti.
İŞ İNSANLARINA MEKTUP
Çanakkale Belediye Meclisi’nin son toplantısında Başkan Gökhan, Ahmet Alp için yardım çağrısını yineledi, iş insanlarına bu konuda mektup yazdığını belirterek, “Ahmet Alp için Çanakkaleli iş insanlarına mektup yazdım. Çok ciddi bağışlar geldi, tek seferde 50 bin lira, 100 bin lira gibi... Karınca kararınca, herkes bütçesi kadar bir hayır yapabilirse iyi olur diye düşünüyorum” dedi.

Yazının Devamını Oku

Kabuslara tek çare: Umutlar kırılmasın

DOSTLAR, arada içi daralır insanın, gülümsemeye bile neden bulamaz ya... Bugünlerde çoğumuz o ruh halinin eşiğinde, içinde gibiyiz sanki. Daha geçenlerde memleketin yangın yeri olmasını izliyorduk endişeyle. Ormanlar cayın cayır yandı. Manavgat, Bodrum, Marmaris, Köyceğiz çok zarar gördü. “Tarihin en büyük orman yangını” diye anılacak. Dokuz da can yitirdik. Dilerim son büyük yangın olur.



YANGIN SONRASI SEL FELAKETİ

“Yangın yaraları nasıl sarılacak, kararan ormanlar yeniden yeşerebilecek mi” diye düşünür olduk, herkes yardım yarışına girdi, “Yapılacak çok iş var, yurduma kolay gelsin” dedim ben de. Ve yangın yarası çok tazeyken sel vurdu, Kastamonu ve Sinop civarını, tomruklar vurdu geçti. Bozkurt ilçesinde suyun üçüncü, dördüncü katlara yükseldiği söylendi. Görüntüler korkunçtu, sel suları apartmanları kağıttan yapılmış da deprem vurmuş gibi, yıkmıştı. Bu yazıyı yazarken yitirdiğimiz can 70, kayıp sayısı 77’ydi. Afet bölgesi ilan edildi oralar. Her yer balçıktı. Çaresizce bakıp kalıyoruz görüntülere.

SALGIN İLLETİNİ UNUTMAYALIM

Yazının Devamını Oku

yoluyla ilaç adaleti

O bir İzmirli, 7 yıllık gencecik avukat. Adı Beyza Aksoy, Kuşadası’nda yaşıyor. Sağlık hukukuyla ilgili uzman eğitimli. Açtığı davalarla özellikle kanserli hastaların ilaç bedellerinin karşılanmasını sağlayınca adı duyulmuş, benzer 100’ün üzerinde dosyası var. İlaç bedelleriyle ilgili gelişmelerin özetini Aksoy’dan dinliyoruz:


BAKANLIK UYGUN BULMADI
“Adana’da 50 yaşındaki bir müvekkilime rahim ve yumuşak doku kanseri tanısı konuldu. Özel bir hastanedeki kemoterapi yeterli görülmeyince, onkoloğu ‘akıllı ilaç’ olarak bilinen ‘Tecentriq’ isimli ilacı uygun buldu. Hastalık ve kemoterapinin zayıf düşürdüğü kişinin bağışıklığını güçlendirmeyi, yalnızca kanserli hücreleri hedef alıp diğerlerine zarar vermeden tedaviyi öngören, yaşam süresini ve kalitesini artıran ilacın temini ve uygulanması için Sağlık Bakanlığı’na başvuruldu. Bakanlık ilacın kullanımını uygun bulmadı, başvurumuzu reddetti.
SGK BEDELİ VERMEK İSTEMEDİ
Sağlık Bakanlığı’na Ankara 8’inci İdare Mahkemesi’nde dava açtım. Mahkeme, bakanlığın işlemini durdurdu, 25 Şubat 2021’de davamızı kabul etti ve kazandık. Müvekkilim uzun süre ilacı ücretsiz kullandı, önemli iyileşme kaydedildi. İthal ilacın dozuna 12 bin 500 lira ödeyen, en az 6-7 doz daha gereken müvekkil adına ilacın bedelini karşılaması için Adana SGK İl Müdürlüğü’ne başvurduk, reddedildik.
MAHKEMEDEN ‘ÖDE’ KARARI
Ödediği bedelin geri ödenmesi ve yürütmenin durması istemiyle Adana 2’nci İdare Mahkemesi’nde dava açtık. Mahkeme, 4 Mayıs 2021’de SGK’nın ilaç bedelini ödemesine karar verdi. Müvekkilim uzun süre ilacı ücretsiz kullandı. 10 Haziran 2021’de haklılığımız kabul edildi, SGK’ya açtığımız davayı da kazanmış olduk. İlaç 15 bin-18 bin lira. 21 günde bir ödenmek zorunda. ‘Tecentriq’adlı ilacın dışında, kanser hastaları, ‘Keytruda, Optivo, Lynparza’ gibi yüksek bedelli ilaçları ne yazık ki satın alıyor.

Yazının Devamını Oku

Yapılacak çok iş var yurduma kolay gelsin

MEMLEKET yangın yeri. Tarihe geçecek bu orman yangını asla unutulmaz. Unutulmaması, dersler çıkarılması da şart. Belki öyküler yazılacak, besteler yapılacak... Bu yangın uzadıkça geçmişte tanık olduklarımı, sonrasını anımsıyorum.

Elbette bu denli büyük değildi. Ormancılarla bir röportajımız geldi aklıma. Manisa Spil’de, Kuşadası Pamucak’ta bütün işi 24 saat bir kuleden duman gözetlemek olanlar... Sabuncubeli’nde yollarla ormanlık arasındaki zakkumların özellikle sigara izmaritini önlemek için dikildiğini o zaman öğrendim. (Gözetleme kuleleriyle zakkum fidanlığı bugün de var mı?)
İYİ NİYETLİ BİR YARIŞ
Her kafadan, elbette iyi niyetle sesler geliyor... İşi yardım olanlar, “7.5 milyon fidan” diyor. İş dünyasının her kesiminde dur durak yok zaten. TOBB bir günde 15.5 milyon lira toplandığını, gereken şekilde harcanacağını bildiriyor. Her ağzını açan 100 binlerce, milyonlarca fidandan söz ediyor. Ayrıca yangın yerlerine gönderilen gıda maddesi, su, buz, gerekli donanım, alet, açıkta kalan vatandaşa giysi gibi yardımlardan tepeler oluştu. İzledikçe duygusala bağlıyor insan, boğazlar düğümleniveriyor.
HEPSİ ALINIR HERHALDE
Özetle, kenetlendik yine. “Kararan yerlerin yeniden yeşermesi için her şey yapılır. Uçaktır, helikopterdir, yangın söndürme için ne gerekiyorsa da artık hazır edilir herhalde. Sahi, büyükşehir belediyelerinin itfaiyelerine orman yangınına karşı uçak, helikopter alınamaz mı?” diye düşünüyorum yavaştan. Ancak biraz da fren gerek. Bol keseden söz vermek yerine, ortalık bir durulsun, “Nerede, neye ihtiyaç var, milyonlarca fidanın şimdi zamanı mı?” gibi sorulara yanıt gerek.
SEFERBERLİK GEREK
Ormanlar için bir şeyler yapmak istiyor ama yangın bölgelerine gidemiyorsunuz. Eliniz, kolunuz bağlı durmayacaksınız. Bulunduğunuz yer, il, ilçe, köy, mahalle neresi olursa olsun, ormanlık alanlardaki çöpleri toplayabilirsiniz. Özellikle cam, şişe kırığı, piller, plastik gibi yanıcı, yangın çıkarıcı her şeyi... Tabii ki doğaya çöp atmayacaksınız siz de, attırmayacaksınız. Arabanızdan sigara izmariti fırlatmayacaksınız. Yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde ormanlık alanlarda çöp toplama seferberliği düzenlenebilir. Okullar açılırsa, bu kampanyalara her yaştan öğrenciler katılabilir. En önemli konulardan biri: Ormanlara girilmesin, şu mangal merakına bir çare bulunsun. Örneğin havai fişek yasak, istenirse renkli gösteri için lazer var.

Yazının Devamını Oku

Fazla söze gerek yok yakanın elleri kırılsın

MEMLEKET yangın yeri... Her yerden alev alev haberler geliyor. “Ciğerimiz yandı”, “Ciğerimize ateş düştü”, “Ormanlar alev alev”, “Yeşili kararttık...” Yıllardır bu başlıklara alıştık her orman yangınında... Olayın ne denli ciddi ve endişe verici olduğunu, nasıl etkilendiğimizi anlatırlardı. Fazla ekleme yapmayacağım… İçimiz, dışımız yanıyor. Alevin, ateşin nereden geleceğini bilemez hale geldik. Felaket yaşıyoruz. Böylesini gerçekten görmedik, yaşamadık.


MEMLEKETE KOLAY GELSİN
Ormanı bilerek ya da bilmeyerek yakanların elleri kırılsın. Kasıtlı yakanlar daha da beter olsun. Alevlerin bastırılmasında, yangınların söndürülmesinde ihmali olanlar mutlaka hesap versin. Sorumluların yakasına yapışılsın. Bol keseden fidan, para yardımı sözü verenler soğukkanlı olsun, kargaşa yaratılmasın. Tüm yardımların gerekli yerlere ulaşması ve harcanması sağlansın. Ateşle savaşta can verenlere, şehitlerimize rahmet, yaralılara ve etkilenenlere acil sağlık diliyorum. Umarım yaralar bir an önce sarılır. Tüm memlekete kolay gelsin!


--------------------

Yazının Devamını Oku

‘Küçük Amal’ İzmir’e konuk

Suriyeli bir mülteci kızı simgeleyen ve 4 aylık yolculuğa çıkan 3,5 metrelik ’Küçük Amal’ adlı kukla, 4 Ağustos’ta Selçuk, 5 Ağustos’ta Urla’da olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Amal’ı 6-8 Ağustos’ta konuk edecek.

 

Amal, Kemeraltı ve Konak’a gidecek, zeybek öğrenecek. Kültürpark’ta İzmirlilerle buluşup açık hava konserlerini izleyecek, çocuklar ve mülteci arkadaşlarıyla oyunlar oynayacak Amal 8 Ağustos’ta Çeşme’den Türkiye’ye veda edecek.

----------------

BİR İBRET YOLCULUK

İzmir’e özel konuk:

Yazının Devamını Oku