GeriNedim BUBİK Başkanlarımız duysun: Oyun alanları istiyoruz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Başkanlarımız duysun: Oyun alanları istiyoruz

İZMİR’e Dair TV’de, program yapımcısı Nurhan Ertuğrul, on yıllık Güzelyalı Muhtarı Nedim Altan’la söyleşti. Muhtarlık tanımından başlayarak, söyleşiden özetler aktarıyorum:




MAHALLEYE SAHİP ÇIKMAK
*** Muhtarlık, mahallede neler olup bittiğini bilmek, sakinlerinin sorunlarını dinleyip onlardan biri olmak, iç dünyalarına girebilmek, dertlerini gerekli yerlere bildirmektir. Geniş çaplı olarak mahalleye sahip çıkmaktır. Muhtarlığı yaşamak önemli olan, benim de felsefem bu.
*** Güzelyalı, 20 bin nüfuslu. Ön kısımlardaki kafeteryalar ve içinde bulunduğumuz parkın da konumu itibariyle akşamüzerleri 50 binlere ulaşıyor. Mithatpaşa Caddesi’nde, alışveriş yapabildiğimiz çarşımız var, yoğunluk çok fazla.
*** Güzelyalı, Göztepe’den sonra Üçkuyular’a kadar gelen düz bir alan. Fazla yağmurlarda, hatta geçtiğimiz aylarda sel bastı... İki dere arasında kurulmuş. Su taşkınları çoktu. Belediyemizle 2012’de ‘Yağmur Suyu Projesi’ başlattık. Sokaklardaki mazgallarla su yeraltından dereye, oradan da denize gidiyor. Çok büyük ölçüde problemi çözdük.

OTOPARK TAM ÇÖZÜLEMEDİ
*** Çok eski bir semt, emekliler çoğunlukta, kültür seviyeleri yüksek. Bu işimizi hem kolaylaştırıyor, hem de zorlaştırıyor. Sakinlerimiz bilinçli. Problemleri, temizlik çalışmalarını kısmi olarak çözdük. Otopark olayını daha çözemedik. Başkanlarımızla konuşuyoruz. Yerler bulunacak, en kısa zamanda çözülecek.
*** Kültürel etkinlikler yapılıyor. Gençlerimiz ve yetişkinlerimiz için Güzelyalı Sanat Merkezi’nde çeşitli kurslarımız var. Çocuklarımıza top oynatacak yeterli alanımız yok. Okul bahçelerini kullanmak istiyorum. Bazı okullar destek veriyor, bazıları veremiyor. Bizler okul bahçelerinde büyüdük, top oynadık. Dersler olmadığı zaman okul bahçeleri kullanılabilse keşke.

ÇOCUKLARIMIZ SPOR YAPMALI
*** Alanlarımız var... Ama spor yapılacak tesislere çevirebilmek için yetkili makamlarla bir araya gelemiyoruz. Spor salonumuz yok. Çok istedik. Güzelyalı Ortaokulu’nun arka tarafında alanımız var, Göztepe Stadı için yetkililerle konuştuk. Başkanlarımıza seslenelim, bizi duysunlar ve çocuklarımızın oynayacağı tesisler açsınlar. Geleceğimiz olan çocuklarımızın spor yapmalarını çok istiyorum. Koşacak, yorulacak, akşam evde dersini çalışacak. Böylelikle başka yönlere sapmayacak.
*** Muhtarlığımın önünde telefon numaram yazılı ve ışıklandırdım. Gece, gündüz, 24 saat bana ulaşabiliyor herkes. Esnafı ziyaret ederim, hatırlarını sorarım. Esnafımla mutluyum. Birbirlerine saygılıdırlar. Kimse kimsenin alanına girmez. İyi geçinirler. Ön tarafta kafeteryalarımız, tramvayımız, vapurumuz, metromuz var... Sahilde çim alanlarımızda güzel sohbetler yapılır. Güzelyalım çok güzel, çok seviyorum.
*** Altyapı problemleri bitmiş durumda. Muhtar olduktan sonra kanallar, evlere giden temiz su hattı yenilendi. Doğalgaz önce Güzelyalı’ya geldi. Çukurda kaldığı için sobalar yüzünden hava kirliliği yaşanıyordu. Evlerin yüzde 95’ doğalgazlı artık. Elektrik hatları yeraltına alındı. Gediz Elektrik veya bana ulaşanlar sokak lambalarını aktif hale gelmesini sağlayabiliyor. Sokaklarımız aydınlık, güvenlik açısından çok önemli.

KENTSEL DÖNÜŞÜM BÜYÜK İDEALİM
*** En büyük idealim, Güzelyalı’yı kentsel dönüşüme sokmak. Burada yaşayanların yepyeni binalara sahip olmasını sağlamak. Mahalle sakinlerim bunu hak ediyor. Mevcut metrekare korunarak, bina olduğu yere oturtulacak. Ama zorluk şu... Yenilenmesi için bina sahibi 350-400 bin lira verecek. Güzelyalı emekli bölgesi. Çoğunluk bu parayı verecek güçte değil. Müteahhitlerle konuştuğumuza göre, katkı payı ödenmeden binalar biraz daha küçültülerek, 1-2 kat fazladan yapılarak yenilenebilir. Başkanlarımla, yeniden yapılandırmayı, vatandaşımızın lehine olacak şekilde yapacağımıza inanıyorum.
*** Pandemi dönemi bütün ülkemizi yordu, alışık olmadığımız bir durumdu yaşadığımız. Gençlerimiz daha da zorlandı. Biz onlara güzel bir dünya bırakalım. Hedefimiz güzel bir gelecek bırakmak. Tek derdimiz herkesin mutluluğu.

-----------------------------


BİR ÖNEMLİ UYARI

Maske ve mesafeyi
mutlaka sürdürmeliyiz

SALGIN illetine karşı aşılamanın giderek artması bir anlamda moral olurken, ay başında kısıtlamaların çoğunun kaldırılması öncesi sağlıkçılardan bir uyarı geldi. İzmir Tabip Odası, Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (KLİMUD) ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER),vaka sayısının azalmasının rehavete neden olmaması, salgınla mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

AŞI SONRASI DA DEVAM
Aşı olunsa da maske ve sosyal mesafe önlemlerinin sürdürülmesi savunulan ortak açıklamada şöyle denildi: “Önlem alınmayan, maskesiz ve mesafesiz alanlar KOVİD 19 ve SARS-CoV-2 varyantları için kuluçka ortamına dönüşebilir, bu da bulaştırıcılık düzeyi ve süresini artırabilir. Aşılamanın yaygınlaşması önemli kazanım olsa da, maske ve mesafe önlemlerinden vazgeçmek şu aşamada uygun değildir. Yurttaşlarımızı aşılanmaya, maske ve mesafe kurallarına uymayı sürdürmeye çağırıyoruz.”

X

Sonbaharın sonu kış değil bahar

İZMİR, çok yoğun bir haftayı geride bıraktı. Bu haftada 90’ncı İzmir Enternasyonal Fuarı, Dünya Belediyeler Birliği Kültür Zirvesi, İzmir’in 99’ncu kurtuluş yıldönümü, özetle her şey vardı. İzmirliler, özellikle geçen hafta dışarıdaydı, kurtuluş coşkusunun ve fuar konserlerinde ünlü sanatçılarla buluşmanın tadına vardı. Ben de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’den, bu günlerin bir değerlendirmesini istedim. İşte Başkan Soyer’in gözünden yaşananlar ve de yorumlar:




ÖYLE GURURLUYUZ Kİ
“O kadar gururluyuz ki; yazın rehavetini eylül ayına girer girmez üzerimizden attık ve birbirinden başarılı etkinliklerle sonbahara ‘merhaba’ dedik. Önce 3 Eylül’de 90 yıldır Türkiye’nin geleceğine yön veren İzmir Enternasyonal Fuarı’nın açılışını, gözümüz gibi koruduğumuz Kültürpark’ta yaptık.
FUAR YİNE AYNA OLDU
Fuar bir kez daha ülkemizi ve dünyayı İzmir’de birbirine bağladı. Bir kez daha konserlerden sergilere kadar kültürel etkinliklere ev sahipliği yaptı. Bizler bir kez daha çimlerin üzerinden sahnedeki sanatçılarımıza eşlik ettik. Bir kez daha çocukluğumuzu andık. Fuar bir kez daha ayna oldu, dünyanın ve Türkiye’nin 90 yıllık tarihini bize yansıttı, hatırlattı.

Yazının Devamını Oku

Güzel İzmir’i sevmek ilkesiyle 20 yıl

İZMİR Life, 20 yılı aşmanın onurunu yaşıyor. Bu derginin doğumuna, gelişmesine, vazgeçilmezliğine tanık olanlardanım. Gazete çıkışlarında yanlarına gider, bu dergi için çabalayanların heyecanlarına ortak olmaya çabalardım. Bugüne gelindiğinde zoru başardıklarını görüyorum. Dile kolay, 241 kez yayımlanıp okuyucusuna ulaştı aylık dergi İzmir Life... Derginin bir özet öyküsünü istedim... Ve söz, İzmir Life kurucusu, yaratıcısı, yönetmeni, sorumlusu, yazarlarından biri, özetle her şeyi, İ. Hakkı Kesirli’de:


PİRİŞTİNA İLE SOHBETTE
“Evet, İzmir Life 21’nci yayın yılına girdi. Bir kent kültürü dergisinin bu kadar uzun soluklu olması, kente sahip çıkanların desteği sayesinde başarıldı. Yazarı, çizeri, okuru hep birlikte bugünlere geldik... Hikaye şöyle başladı... 2000 yılının son aylarında bir gün, sevgili Ahmet Piriştina ile bir kahve içimi sırasında ‘Şu kent kitaplığı projesi ile çok büyük iş başarıyorsunuz, ancak bunların baskı sayıları az, kaç kişiye ulaşıyor? Bir kent kültürü dergisi yapılsa, İzmir’in güzellikleri tüm Türkiye’ye tanıtılsa’ demiştim...
ONU DA SEN YAP BİLADER
Başkan bunu hafif yollu bir eleştiri olarak algılamış olmalı ki; ‘Onu da sen yap bilader’ demiş ve eklemişti: ‘Ama öyle üç-beş sayı çıkartıp kaçmak yok, 25 sene çıkmalı.’ Hepimizin gülüşleri, Piriştina’nın martı ötüşlü kahkahaları arasında kaybolmuştu…
Sonrasında, Süleyman Gencel’in toparladığı çoğunluğu Evrensel Gazetesi’nden ayrılmış bir ekiple Mayıs 2001’de yola çıktık. Duygu Özsüphandağ Yayman, Halime Sürek Kahveci, Deniz Çaba, Turan Gültekin, Berk Altınışık ve reklamda Sevtap Cengiz ilk çekirdek ekipti. Nedim Atilla’nın o günlerdeki katkılarını da unutamam. Sonrasında ayrılanlar ve yeni katılanlarla kocaman bir aile olduk. Bugün bu ailenin neredeyse tamamı hiçbir ücret almadan dergiye katkı koymayı sürdürüyor.
OKŞAYAN GÖRDÜM İYİ Mİ

Yazının Devamını Oku

Güzellikleri yaşayalım ama salgını unutmadan

BU hafta çok önemli... Öncelikle okullarına, öğretmenlerine, arkadaşlarına kavuşan her düzeyden öğrencilere başarı diliyorum. Elbette eğitimcilere, ana ve babalara da... Evet, uzun süre beklenen oldu ve okullar açıldı. Devam ediyorum, 90’ncı İzmir Enternasyonal Fuarı, tam anlamıyla doludizgin... 12 Eylül’e kadar sürecek Fuar’da etkinlikler, tanıtımlar, konserler sürüyor. Dolu dolu bir Fuar özleyenler Kültürpark’a akın ediyor...


9 EYLÜL ÇOK ÖNEMLİ
Haftayı farklı kılan en önemli gün tabii ki 9 Eylül... İzmir’in kurtuluşunun 99’ncu yıldönümü. Fuar o gün de dolu. Ancak dışarıda da ilk aklıma gelen, “Zafer Yürüyüşü”, “Fener alayı”, “Athena konseri” gibi on binlerce kişiyi toplayabilecek etkinlikler var.
DÜNYANIN GÖZÜ BİZDE
Ve 9 Eylül’de İzmir Kültür Zirvesi başlıyor. İzmir,Dünya Belediyeler Birliği temsilcilerini ağırlayacak. Ve İzmir’in adını tüm dünya yine duyacak. Zirvede oluşacak mesajlar İzmir’den duyurulacak tüm dünyaya. Zirve kapsamında da farklı etkinlikler düzenlenecek.
DOLU DOLU BİR HAFTA
Dedim ya, dolu dolu bir hafta. Ege’nin çeşitli il ve ilçelerinde de kurtuluş günleri kapsamında başta konser olmak üzere, zengin etkinlikler var. Zaten hafta sonu da sevindik. Kadın voleybolcularımız Avrupa üçüncüsü oldu. Erkek voleybolcular, üçte üç yaparak hedef ilerliyor. Milli futbolcular bile Cebelitarık’ı yenmeyi başardı.

Yazının Devamını Oku

‘Nerede o eski fuarlar’ geçti ‘ne olacak yeni fuarlar’ zamanı

İSMİR Enternasyonal Fuarı denilince, “Nerede o eski fuarlar” sorusu gündeme gelir. Gazinolar, birbirinden ünlü sanatçıların Fuar’a mutlaka geldiği anlatılır. O dönemde özel TV’lerin olmadığı, insanların bu sanatçıları, bütçelerine uygun ücretle, ancak Fuar’da görebildiği unutulur. Her defasında, “Ne olacak yeni fuarlar” sorusu takılır aklıma... Elbette, Fuar’ın 90 yıllık geçmişini unutmayacak, anıları yaşatacağız.

 


KÜRESEL İŞLEVİ VAR
90’ncı Fuar’ın, tanıtım toplantısında da kafamda aynı soru vardı. İZFAŞ Genel Müdürü Canan Karaosmanoğlu Alıcı, Atatürk’ün gelecek planlarının hayata geçirilmesi için kurduğu Fuar’ın İzmir’i, Türkiye’yi aştığını, küresel işlev üstlendiğini dile getirdi. Alıcı, Türkiye’nin birçok yeniliği Fuar’da tanıdığını vurgularken, televizyon örneğini verdi.
DÜNYAYLA BAĞ BÜYÜYOR
Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Fuar’ın İzmir’e bir kültür mirası olduğunu vurguladı, kafamdaki soruya özet yanıt verdi adeta:
* İEF’yi zamana uydurmak için çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki İEF büyüdükçe tüm Türkiye’nin dünya ile bağları da büyüyecek ve gelişecek. İEF’yi bu yıl, Atatürk’ün vizyonundan ilhamla ‘90 yıldır birlikte kutluyoruz, geleceği İzmir’de birlikte kuruyoruz’ temalarıyla açıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Gürültülü müzik yok da Say’a var gibi mi geldi

DÜNYACA ünlü, uluslararası sanatçımız Fazıl Say Datça ve Alaçatı’da gürültülü müzikten yakınmış. Gazetelerde, sosyal medyada yayınlanan haberlere göre Alaçatı için özetle şöyle demiş: “Mekanlar en çok desibel yapma yarışında. Saat 23.00- 23.30- 00.00 durması lazım? Yok, hayır devam. 00..45 ancak... 7 ayrı mekan, kendi çaldıklarını sonuna kadar açarsa, 30 kilometreden duyuluyor. Orada yaşanmaz kardeşim. Orada durulamaz. Sohbet edilemez. Orada düşünülemez! Cehennem bu. Ses cehennemi.




Bana istediğiniz sitemi edin kardeşim. Küfür edin bana! Saydırın! Bu ses katliamı hayatlarımıza işkence kardeşim. Sorun saat 12.00 de kesilmesi filan da değil. Sorun desibel boyutu! Ege’de bu mekancıların kendi alanı dışına ses kaçırması bile hak olmamalı. Sadece kendi alanı duymalı, yalıtım mı yapar, sesi mi kısar. O onun sorunu, yapamazsa en ağır cezayı basın.”
Fazıl Say, sonradan mekan sahiplerine seslenmiş: “Size müzik seçiminiz konusunda bir şey diyen yok. Sen bu desibelde opera çalıyor olsan, ben yine aynı yazıyı yazacaktım. Konu müzik seçimi değil, benim hayatımda bu volümde sesi diretmen.”

KİMSE KARŞI DEĞİL
Fazıl Say geçmişte de Alaçatı’da gürültüden yakınmıştı. Şimdi Say’ın yakınmalarına gelecek tepkileri merak ediyorum. İtiraz edenler mi çoğunlukta olacak, hak verenler mi? Aslında müziğe, özellikle eğlence yerlerinde, kimse karşı değil. Hatta 24.00 kısıtlamasının da kaldırılması gerek. Ama gerçekten de çevreyi rahatsız etmeyecek müzikten söz ediyoruz. Müzik adıyla sunulan gürültüden değil. Son olarak aklıma geldi. Alaçatı’daki gürültü sürekli gündeme gelir ya! Hani Çeşme Belediyesi de gürültü denetleme yetkisini almıştı. Alaçatı Turizm Derneği de üyelerini ve gelen konukları bu konuda uyarıyordu Yanlış anımsamıyorsam, gürültüyle mücadele konusunda iddialı sözler verilmişti. Belki de gerçekten gürültü yoktur. Dünya müzik sanatçısı Fazıl Say, o güne özgü bir şanssızlık yaşamıştır, ya da ona gürültü var gibi gelmiştir. Bilemedim. Vardır bir açıklaması!

Yazının Devamını Oku

İzmir-Ukrayna arasında sağlık turizmi adımı

SOSYAL medyadaki, “Ukrayna ile İzmir arasında sağlık köprüsü” haberi ilgimi çekti. Çünkü köprünün İzmir ayağında, Türkiye’de ilk kez, “Titreşim Tıbbı” kitabını yazan, ardından “Açlık Diyeti” yayımlanan Dr. Murat Balanlı vardı ve kendisinden söz etmiştim bir süre önce. İzmir’de, “Bütüncül İyileşme ve Sağlıklı Yaşam” temalarıyla çalışan, “Kendinize iyilik yapın: Acıkın, aç kalın, sağlıklı kalın” öğüdü veren Dr. Balanlı’nın görüşlerinden özetler anımsayalım önce:


BEDENİMİZİN SESLERİ
* “Titreşim tıbbının esas aldığı temel bilgi, ‘Her şey enerji ile titreşir, tüm enerjiler bir bilgi içerir.’ Bedenimiz de enerji alanı ile çevrilidir. Bedenimizden yükselen ses detone yani bozuk değilse sağlığımız yerindedir. Fiziksel bedenimizin herhangi bölgesinden detone ses yükseliyorsa hastalık başlamış demektir.
AÇLIK SÜRESİNİN YARARI
* İnsanın doğasına daha uygun şey, acıktıktan sonra yemekle buluşmasıdır. Yoksa sadece öğün vakti geldi diye yemek, kendimize en büyük zarardır. İki öğün, hatta zaman zaman tek öğünle gün geçiştirilmelidir. Nelerin yenilip, nelerin yenilmeyeceği kadar, yemeklerin zamanlanması da önemlidir. Bu süreçte aç kalma süresinin uzun tutulması, vücudumuzda çok yararlı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
BESLENME DÜZENİ ŞART
* Sadece kilo vermek için mi açlık diyeti yapmalıyız? Hedef kilo vermek değil, sağlıklı kalmak olmalı. Beslenme zamanlarının bu şekilde düzenlenmesi, kilo vermenin yanında, kronik yangıyı ve insülin direncini ortadan kaldırmak suretiyle başta kanser olmak üzere pek çok hastalığı engelleyecektir. Obezite dediğimiz olay, buzdağının görünen kısmıdır. Altında kansere kadar varabilen bir dizi hastalık kocaman bir dağ olarak durmaktadır.”

Yazının Devamını Oku

30 Ağustos’ta çifte bayram olsun

BU hastalıktan ve çaresizlikten kıvranan çok bebek ve aile var. Milyonlarca dolar ve euro ile dillendirilen tedavi giderlerini tez zamanda devletin ödemesini umuyorum. Daha önce birkaç kez sözünü ettiğim Ahmet Alp’le ilgili gelişmeleri özetlerken, bu hastalığı çeken tüm bebeklere sağlık diliyorum.


ÇANAKKALE ONUN İÇİN SEFERBER
Çanakkale’de, Biga’nın Kemer Köyü’nden SMA Tip 1 hastası Ahmet Alp bebek için neredeyse tüm kent ayakta. Kampanyalar, destek programları düzenleniyor, herkes olanakları ölçüsünde katkı koyuyor. Kimi harçlığını, kimi el işlerinden sağladığı geliri, kimi günlük hasılatını bağışlıyor. Çanakkale Belediyesi de bebeğin tedavisi amacıyla başlatılan kampanyaya katkı verdi, kentliler umut olmaya çağrıldı. Başkan Ülgür Gökhan, yardım için internette canlı programa da katıldı.
SAĞLIĞI EN GÜZEL HEDİYE
Gökhan, Babalar Günü’nde kendisine gelen, “Babalar gününüzü en içten dileklerimizle kutlar, Ahmet Alp’e umut olduğunuz için sonsuz teşekkür ederiz” yazılı afişle mesajı paylaşmış, duygularını da, “Babalar gününde aldığım güzel hediyeyi paylaşmak istedim. Kampanyanın en kısa zamanda tamamlanması ve Ahmet Alp’in sağlığına kavuşması kadar güzel hediye düşünemiyorum” diyerek dile getirmişti.
İŞ İNSANLARINA MEKTUP
Çanakkale Belediye Meclisi’nin son toplantısında Başkan Gökhan, Ahmet Alp için yardım çağrısını yineledi, iş insanlarına bu konuda mektup yazdığını belirterek, “Ahmet Alp için Çanakkaleli iş insanlarına mektup yazdım. Çok ciddi bağışlar geldi, tek seferde 50 bin lira, 100 bin lira gibi... Karınca kararınca, herkes bütçesi kadar bir hayır yapabilirse iyi olur diye düşünüyorum” dedi.

Yazının Devamını Oku

Kabuslara tek çare: Umutlar kırılmasın

DOSTLAR, arada içi daralır insanın, gülümsemeye bile neden bulamaz ya... Bugünlerde çoğumuz o ruh halinin eşiğinde, içinde gibiyiz sanki. Daha geçenlerde memleketin yangın yeri olmasını izliyorduk endişeyle. Ormanlar cayın cayır yandı. Manavgat, Bodrum, Marmaris, Köyceğiz çok zarar gördü. “Tarihin en büyük orman yangını” diye anılacak. Dokuz da can yitirdik. Dilerim son büyük yangın olur.



YANGIN SONRASI SEL FELAKETİ

“Yangın yaraları nasıl sarılacak, kararan ormanlar yeniden yeşerebilecek mi” diye düşünür olduk, herkes yardım yarışına girdi, “Yapılacak çok iş var, yurduma kolay gelsin” dedim ben de. Ve yangın yarası çok tazeyken sel vurdu, Kastamonu ve Sinop civarını, tomruklar vurdu geçti. Bozkurt ilçesinde suyun üçüncü, dördüncü katlara yükseldiği söylendi. Görüntüler korkunçtu, sel suları apartmanları kağıttan yapılmış da deprem vurmuş gibi, yıkmıştı. Bu yazıyı yazarken yitirdiğimiz can 70, kayıp sayısı 77’ydi. Afet bölgesi ilan edildi oralar. Her yer balçıktı. Çaresizce bakıp kalıyoruz görüntülere.

SALGIN İLLETİNİ UNUTMAYALIM

Yazının Devamını Oku

yoluyla ilaç adaleti

O bir İzmirli, 7 yıllık gencecik avukat. Adı Beyza Aksoy, Kuşadası’nda yaşıyor. Sağlık hukukuyla ilgili uzman eğitimli. Açtığı davalarla özellikle kanserli hastaların ilaç bedellerinin karşılanmasını sağlayınca adı duyulmuş, benzer 100’ün üzerinde dosyası var. İlaç bedelleriyle ilgili gelişmelerin özetini Aksoy’dan dinliyoruz:


BAKANLIK UYGUN BULMADI
“Adana’da 50 yaşındaki bir müvekkilime rahim ve yumuşak doku kanseri tanısı konuldu. Özel bir hastanedeki kemoterapi yeterli görülmeyince, onkoloğu ‘akıllı ilaç’ olarak bilinen ‘Tecentriq’ isimli ilacı uygun buldu. Hastalık ve kemoterapinin zayıf düşürdüğü kişinin bağışıklığını güçlendirmeyi, yalnızca kanserli hücreleri hedef alıp diğerlerine zarar vermeden tedaviyi öngören, yaşam süresini ve kalitesini artıran ilacın temini ve uygulanması için Sağlık Bakanlığı’na başvuruldu. Bakanlık ilacın kullanımını uygun bulmadı, başvurumuzu reddetti.
SGK BEDELİ VERMEK İSTEMEDİ
Sağlık Bakanlığı’na Ankara 8’inci İdare Mahkemesi’nde dava açtım. Mahkeme, bakanlığın işlemini durdurdu, 25 Şubat 2021’de davamızı kabul etti ve kazandık. Müvekkilim uzun süre ilacı ücretsiz kullandı, önemli iyileşme kaydedildi. İthal ilacın dozuna 12 bin 500 lira ödeyen, en az 6-7 doz daha gereken müvekkil adına ilacın bedelini karşılaması için Adana SGK İl Müdürlüğü’ne başvurduk, reddedildik.
MAHKEMEDEN ‘ÖDE’ KARARI
Ödediği bedelin geri ödenmesi ve yürütmenin durması istemiyle Adana 2’nci İdare Mahkemesi’nde dava açtık. Mahkeme, 4 Mayıs 2021’de SGK’nın ilaç bedelini ödemesine karar verdi. Müvekkilim uzun süre ilacı ücretsiz kullandı. 10 Haziran 2021’de haklılığımız kabul edildi, SGK’ya açtığımız davayı da kazanmış olduk. İlaç 15 bin-18 bin lira. 21 günde bir ödenmek zorunda. ‘Tecentriq’adlı ilacın dışında, kanser hastaları, ‘Keytruda, Optivo, Lynparza’ gibi yüksek bedelli ilaçları ne yazık ki satın alıyor.

Yazının Devamını Oku

Yapılacak çok iş var yurduma kolay gelsin

MEMLEKET yangın yeri. Tarihe geçecek bu orman yangını asla unutulmaz. Unutulmaması, dersler çıkarılması da şart. Belki öyküler yazılacak, besteler yapılacak... Bu yangın uzadıkça geçmişte tanık olduklarımı, sonrasını anımsıyorum.

Elbette bu denli büyük değildi. Ormancılarla bir röportajımız geldi aklıma. Manisa Spil’de, Kuşadası Pamucak’ta bütün işi 24 saat bir kuleden duman gözetlemek olanlar... Sabuncubeli’nde yollarla ormanlık arasındaki zakkumların özellikle sigara izmaritini önlemek için dikildiğini o zaman öğrendim. (Gözetleme kuleleriyle zakkum fidanlığı bugün de var mı?)
İYİ NİYETLİ BİR YARIŞ
Her kafadan, elbette iyi niyetle sesler geliyor... İşi yardım olanlar, “7.5 milyon fidan” diyor. İş dünyasının her kesiminde dur durak yok zaten. TOBB bir günde 15.5 milyon lira toplandığını, gereken şekilde harcanacağını bildiriyor. Her ağzını açan 100 binlerce, milyonlarca fidandan söz ediyor. Ayrıca yangın yerlerine gönderilen gıda maddesi, su, buz, gerekli donanım, alet, açıkta kalan vatandaşa giysi gibi yardımlardan tepeler oluştu. İzledikçe duygusala bağlıyor insan, boğazlar düğümleniveriyor.
HEPSİ ALINIR HERHALDE
Özetle, kenetlendik yine. “Kararan yerlerin yeniden yeşermesi için her şey yapılır. Uçaktır, helikopterdir, yangın söndürme için ne gerekiyorsa da artık hazır edilir herhalde. Sahi, büyükşehir belediyelerinin itfaiyelerine orman yangınına karşı uçak, helikopter alınamaz mı?” diye düşünüyorum yavaştan. Ancak biraz da fren gerek. Bol keseden söz vermek yerine, ortalık bir durulsun, “Nerede, neye ihtiyaç var, milyonlarca fidanın şimdi zamanı mı?” gibi sorulara yanıt gerek.
SEFERBERLİK GEREK
Ormanlar için bir şeyler yapmak istiyor ama yangın bölgelerine gidemiyorsunuz. Eliniz, kolunuz bağlı durmayacaksınız. Bulunduğunuz yer, il, ilçe, köy, mahalle neresi olursa olsun, ormanlık alanlardaki çöpleri toplayabilirsiniz. Özellikle cam, şişe kırığı, piller, plastik gibi yanıcı, yangın çıkarıcı her şeyi... Tabii ki doğaya çöp atmayacaksınız siz de, attırmayacaksınız. Arabanızdan sigara izmariti fırlatmayacaksınız. Yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde ormanlık alanlarda çöp toplama seferberliği düzenlenebilir. Okullar açılırsa, bu kampanyalara her yaştan öğrenciler katılabilir. En önemli konulardan biri: Ormanlara girilmesin, şu mangal merakına bir çare bulunsun. Örneğin havai fişek yasak, istenirse renkli gösteri için lazer var.

Yazının Devamını Oku

‘Bilimsel kuraklıkta ısrar’ çok orman kaybettirir

ORMAN yangınlarıyla ilgili iklim bilim uzmanı, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın görüşlerinden özet sunuyorum bugün:

BU YANGIN MİLATTIR
“Ülkemizde son 18 aydır her türlü doğal afetle yüzleştik. Salgın hastalık, 30 Ekim İzmir depremi, seller, müsilaj ve yaşamakta olduğumuz büyük yangın. Artık Türkiye’de ekosistemle ilgili bir konu açıldığında, ‘Büyük yangından önce, büyük yangından sonra’ denilerek bu yangının bir milat olacağından şüphem yok. Ancak doğal afetlerin felakete dönüşmesinde şüphesiz en büyük pay bizimdir. Doğal afetler bundan sonra da olacak. Felaketlere dönüştürmemeyi öğrenmemiz lazım. Bu yangından da dersler çıkarıp bir daha böyle felaket yaşamamak için hazırlık gerektiğine inanıyorum.
BU SEFERKİ REKORTMEN
Yaşadığımız, Türkiye’nin en büyük orman yangını olmaya adaydır. Son yıllarda yangınlarda orman kaybımızın rekoru, 16 bini yine Manavgat bölgesinde olmak üzere, 29 bin 749 hektarla 2008’de kırılmıştı. Önemli özelliği ise son 30 yılın en kurak yılı olmasıydı. Yüzde 26 eksik yağışla yine çok kurak dönemdeyiz. Kabaca hesaplar, yanan alanın 120 bin hektarlarda olduğunu göstermektedir. En çok orman alanı kaybettiğimiz bu iki yılın ortak özelliği aşırı kurak olmasıdır.
YAKMAZ ZENGİNLEŞTİRİR
Türkiye’nin orman alanları, küresel ısınmanın şiddetlenmesiyle 2003’lü yıllardan günümüze 20.8 milyondan 23 milyon hektarlara çıkmıştır. Bu artış fide dikerek gerçekleştirilemez. İklim bilimini bilmeyen bazı kişiler, bu yangınların nedeni olarak küresel ısınmayı gösterse de, yağış artıran küresel ısınma orman yakmaz, aksine zenginleştirir ve genişletir.
SAÇMA SAPAN BAHANE

Yazının Devamını Oku

Fazla söze gerek yok yakanın elleri kırılsın

MEMLEKET yangın yeri... Her yerden alev alev haberler geliyor. “Ciğerimiz yandı”, “Ciğerimize ateş düştü”, “Ormanlar alev alev”, “Yeşili kararttık...” Yıllardır bu başlıklara alıştık her orman yangınında... Olayın ne denli ciddi ve endişe verici olduğunu, nasıl etkilendiğimizi anlatırlardı. Fazla ekleme yapmayacağım… İçimiz, dışımız yanıyor. Alevin, ateşin nereden geleceğini bilemez hale geldik. Felaket yaşıyoruz. Böylesini gerçekten görmedik, yaşamadık.


MEMLEKETE KOLAY GELSİN
Ormanı bilerek ya da bilmeyerek yakanların elleri kırılsın. Kasıtlı yakanlar daha da beter olsun. Alevlerin bastırılmasında, yangınların söndürülmesinde ihmali olanlar mutlaka hesap versin. Sorumluların yakasına yapışılsın. Bol keseden fidan, para yardımı sözü verenler soğukkanlı olsun, kargaşa yaratılmasın. Tüm yardımların gerekli yerlere ulaşması ve harcanması sağlansın. Ateşle savaşta can verenlere, şehitlerimize rahmet, yaralılara ve etkilenenlere acil sağlık diliyorum. Umarım yaralar bir an önce sarılır. Tüm memlekete kolay gelsin!


--------------------

Yazının Devamını Oku

‘Küçük Amal’ İzmir’e konuk

Suriyeli bir mülteci kızı simgeleyen ve 4 aylık yolculuğa çıkan 3,5 metrelik ’Küçük Amal’ adlı kukla, 4 Ağustos’ta Selçuk, 5 Ağustos’ta Urla’da olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Amal’ı 6-8 Ağustos’ta konuk edecek.

 

Amal, Kemeraltı ve Konak’a gidecek, zeybek öğrenecek. Kültürpark’ta İzmirlilerle buluşup açık hava konserlerini izleyecek, çocuklar ve mülteci arkadaşlarıyla oyunlar oynayacak Amal 8 Ağustos’ta Çeşme’den Türkiye’ye veda edecek.

----------------

BİR İBRET YOLCULUK

İzmir’e özel konuk:

Yazının Devamını Oku

Bu Masal’ı duyanın umudu tazeleniyor

YILLARIN dostu ve çalışma arkadaşım gazeteci Ergül Satıç, bir fotoğrafla şu yazıyı paylaştı sosyal medyada: “Bu dünya güzeli sarı bebek var ya... Adı Masal Ela... Mesai arkadaşım, büyük oğlum, Mete Tamer Omur’un kızı. Bütün bayram boyunca sokak hayvanları için evinin önünde gazoz sattı. Güzel insanlar işte böyle yetişiyor, Coco Dedesi de (Bir süre önce yitirdiğimiz arkadaşımız Nejat Bekmen) görse büyük gurur duyardı. Bravo Masal Ela, vicdanın seni hiç terk etmesin güzel kızım.”





KENDİ KÜÇÜK YÜREĞİ BÜYÜK
Ben, “Bu MASAL efsane, şahane ve de bizlere umut” dedim... Ve bazı yorumlar: “Bravo kendi küçük, yüreği büyük yavrumuza, yapmış olduğu bu davranış bizleri de çok sevindirdi, hayvan sever olarak... Ana-baba ve elbette Masal Ela’yı kutlamamak mümkün mü? Canim yavrum güzel ruhun var olsun. Hay maşallah! İşte bu yüzden umutluyuz. Bu çocuklardan umudum var. Dünyayı sevgi kurtaracak, biz görmesek de torunlarımızın göreceği inancı ve umudunu taşıyorum. Hayatta en zor şeyi öğrenmiş, insan olmayı. Umarım her şey çok yolunda gider onun için... Aferin güzel kızım hayattaki en büyük zenginliğe sahipsin: VİCDANA. Allahım Masal Ela’nın gönlündeki aslanı hayatta gümbür gümbür kükretsin.”

GAZOZ PARASIYLA MAMA

Yazının Devamını Oku

Güzellik düşmanlarına karşı el ele vermeliyiz

BUCA’nın bana göre bu günlerde çok önemli iki sorunu var. İki sorunu da yaratanlar doğa, çevre ve güzellik düşmanları. Ve de uyanıklar. Öncelikle işi uyanıklık kısmını ele alalım. Geçenlerde de, “Bir haklı yakınma-Başkan’ın kaçak moloz isyanı” başlığıyla iletmiştim, işte özet:




GÜNDE 25 KAMYON MOLOZ
“Buca Belediyesi’nin tüm önlem ve çalışmalarına karşın, kaçak moloz dökümü kent merkezine kadar indi. Ekipler, her gün Seyhan Mahallesi’nde günde 25 kamyon moloz toplamaya başladı. Sorunun önüne geçilmesi için önlemler artırıldı, pankartlarla uyarı yazıları asılırken İzmir genelindeki ilgili sivil toplum kuruluşları göreve çağrıldı. Belediye, inşaat sektörüyle ilgili odalar, meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla destek ve duyarlılık için yazışma süreci başlattı.
MERKEZE KADAR GELDİLER
Başkan Erhan Kılıç da çalışmaların ciddi parasal yük getirdiğini vurgulayıp kaçak moloz dökümüne isyan ediyor: ‘Tüm önlemlere rağmen maalesef Buca kaçak moloz döküm sahası haline geldi. Özellikle Kaynaklar bölgesinde yeşil alanın korunması için bariyerler kurduk, kamyonların girişlerini engelledik, alanları temizledik. Kaçak moloz dökümleri, şimdi kent merkezimizde artmaya başladı.

Yazının Devamını Oku

Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden

EFENDİM mutlu bayramlar... “Turizmde yaralar sarılıyor, sezon yıl sonuna kadar uzuyor, bayram tatili ilaç gibi gelecek” gibi açıklamalar peş peşe geldi. Bazı tatil merkezlerinin yerel yöneticileri, “Yer ayırtmadan gelmeyin”, yani, “Yeter” dedi. Bu haberler turizm adına sevindirici. Haaa, oralarda bu uzun tatilde ne sıkıntılar çekilir, insanlar nerede yatıp kalkar, ne yer ne içer, bilemiyorum. Geçmişte bazı yerlere su, ekmek takviyesi yapılmıştı.



KEYFİNİ ÇIKARMAYA BAKIN

Neyse bırakalım bu olumsuzlukları. Öncelikle her nerede kalıyor ya da kalmıyor olursanız olun, iyi tatiller diliyorum. Olanak ya da olanaksızlıkları boş verip, tatilin keyfini çıkarın. En azından plaja gidince biraz çaba ve yol isteyerek denize girebilir, şu sıcak günlerde serinleyebilirsiniz. Kalabalık bir tatil, belki de anılarınızda özel bölüm alır. (Tabii ki her şeyi içinde olan, otel ve benzeri konaklama yerlerindeyseniz sorun yok.)

SALGIN İLLETİNİ UNUTMA

Yazının Devamını Oku

‘Temiz Menderes’ de gündeme getirilirse güzel olmaz mı?

BÜYÜKŞEHİR Belediyesi ve Ege Belediyeler Birliği Başkanı Tunç Soyer’in, İzmir Körfezi’ne akan 401 kilometrelik Gediz Nehri’ndeki kirliliğin kaynağını belirlemek için başlattığı bin 800 kilometrelik inceleme turu bugün Foça’da sona eriyor.

Körfez’de yüzmek hedefini, “Karşıyaka’dan Güzelbahçe’ye kulaç atmak” olarak bir üstü basamağa çeken Soyer, “Temiz Gediz Temiz Körfez” sloganlı turla ilgili, “Gediz’in denize döküldüğü noktada kirliliği kesemezsek temiz körfez mümkün değil. Bizim Gediz’in doğduğu yerden döküldüğü yere kadar birlikte çalışmamıza ihtiyaç var. İzmir’in dışında Manisa, Kütahya, Uşak’ta, Gediz’in geçtiği bütün mecralarda birlikte çalışmamız gerekiyor. Bu sadece İzmir’in meselesi değil. Gediz Havzası Türkiye’de tarım üretiminin yüzde 10’unu yapıyor” diyor.

EL ELE VERMELİYİZ
Soyer, Gediz’in temizliği için el ele vermek gerektiğini, bugüne değin verilen zararı gidermenin olası olduğunu da vurguluyor: “Belediyelerimizle sorunlara çözüm arayacağız. Gerekli noktalarda da hükümet ve bakanlık yetkililerini bilgilendireceğiz. Onlardan bazı çözümleri talep edeceğiz. Ama bizim seçilmiş yöneticiler olarak asli görevimiz el ele vererek doğanın zenginliğini koruma, tarımsal alanlarımızın, üretim yapan çiftçilerimiz için bereketini korumaya çalışmaktır.”

YOL HARİTASI ÇİZİLİR
Soyer, bugün Foça’da, Gediz izlenimlerini aktaracak, olası çözümlerden söz edecek herhalde. Gediz’le ilgili bu girişimi önemsiyorum, somut sonuçlar alınmasını diliyorum. Ve aklıma düşüyor: “Benzeri çalışma, toplu balık ölümleriyle ve kirliliğiyle gündemden düşmeyen, üreticinin su alamamaktan yakındığı Menderes için de yapılamaz mı? İlgili belediyeler, etkililer ve yetkililer oraya da el atamaz mı? ‘Temiz Menderes’ kampanyası başlatılamaz mı? En azından bir yol haritası çıkarılabilir. Belki de nehri hiç çekinmeden kirletenler kendilerine çeki düzen verir. Elbette nehrin konumu ve koşullar el veriyorsa. Ama sonuçta iyi olur yahu!”

-------------------------------

BİR HAKLI YAKINMA

Başkan’ın kaçak

Yazının Devamını Oku

Güldüren tatil zehir olmasın

UZUN bayram tatilini bir yerlerde geçirmek istiyor, ancak gidebileceğiniz kendinizin, dost ve yakınlarınızın evi, yazlığı yoksa, siz de kirala(ya)mamışsanız, otel ve benzeri işletmelerde konaklamak niyetiniz varsa geç kaldınız... Nereden mi biliyorum? Yaklaşık bir hafta önce Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı Mehmet İşler’in sosyal medyadaki şu açıklamasını gördüm:



İŞLETMELER MUTLU
“Çeşme, Urla, Foça, Gümüldür, Seferihisar, Dikili’ye kadar otellerimizde doluluk oranları yüzde 90’ı aştı, yüzde 100’e doğru gidiyoruz. İşletmeler, hem Ramazan, hem Kurban bayramlarını birlikte yaşarcasına mutlu. Tabii ki bu mutluluğun, yoğunluğun, 12 aya yayılmasını isterdik. Temmuz, turizm için pandemi sebebiyle zamanında başlayamayan ayların da telafisi oluyor. Az odamız kaldı vatandaşlar ellerini çabuk tutsun. Ege’nin klimatik atmosferi ve yaşam tarzı iç pazarı çekiyor. Ege iç pazarda liderliğe oynuyor.”

YARALAR SARILACAK
Haklıyım değil mi? Bu saatten sonra yer bulma şansı çok az. İşler, salgına bağlı beklentisini de, “Pandemi kontrol altına alınmış vaziyette devam ederse, aşılamayla da birlikte sezonun ekim sonrasına uzaması bile sözkonusu. Yani önümüzde iyi bir senaryo var, bu sene turizm sektörünün yaralarını sarma senesi olacak” diyerek dile getirmiş.

Yazının Devamını Oku

Kendinize iyilik yapın: Acıkın, aç kalın, sağlıklı kalın

BUGÜN biraz “sağlık” diyelim, sıradışı bir doktorun dediklerine göz atalım. Türkiye’de ilk kez, “Titreşim Tıbbı” kitabını yazan, ardından “Açlık Diyeti” yayımlanan Dr. Murat Balanlı, iç hastalıkları uzmanı olmasına karşın, hastalarını ilaçsız tedavi ediyor. Hastalıkları iyileştirmek için hekimin kendisinin ilaç gibi olması gerektiğine inanıyor.



Dr. Balanlı, dahiliye uzmanı ve yönetici olarak çeşitli hastanelerle kamu kuruluşlarında çalışmış, şimdi İzmir’de, “Bütüncül İyileşme ve Sağlıklı Yaşam” temalarıyla hizmet veriyor. Sevgili Sibel Önbaş’ın İzmir Life dergisinde söyleştiği Dr. Murat Balan’dan özet alıntılar:

VÜCUTTAN BOZUK SES GELİRSE
“Hipokrat’ın ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ mottosunu uyguluyorum. Bir hekim sanatını icra etmeli, benzetecek olursak, terziliğe soyunmalıdır. Her hasta özeldir. Ona göre kıyafet dikilmelidir. Onun ruhuna, duygularına hitap edebilmeli ve fiziksel ihtiyaçlarını dengeleyebilmelidir. Titreşim tıbbının esas aldığı temel bilgi, ‘Her şey enerji ile titreşir, tüm enerjiler bir bilgi içerir.’ Bedenimiz de enerji alanı ile çevrilidir. Bedenimizden yükselen ses detone yani bozuk değilse sağlığımız yerindedir. Fiziksel bedenimizin herhangi bölgesinden detone ses yükseliyorsa hastalık başlamış demektir.”

VAKİT GELDİ DİYE YEMEYİN
“İnsanın doğasına daha uygun şey, acıktıktan sonra yemekle buluşmasıdır. Yoksa sadece öğün vakti geldi diye yemek, kendimize en büyük zarardır. İki öğün, hatta zaman zaman tek öğünle gün geçiştirilmelidir. Bedensel faaliyetlerimizi bize dayatılan saatlere göre değil de içinde yaşadığımız evrenle uyumlu çalışan, kusursuz işleyen iç saatimize göre ayarlamalıyız.”

Yazının Devamını Oku

Söz konusu o bebek olunca gerisi ayrıntı

ÇANAKKALE’nin gündeminde bugünlerde doğal olarak çeşitli konular var. Örneğin deniz salyası... Salgın illeti zaten eksik olmuyor, o kabus rakamlar geride kaldı da derin soluk alındı. Daha da konu sayılabilir herhalde. Ama en önemli, belki de ilk sırada yer alan, tüm kenti ilgilendiren konu Ahmet Alp.

 

AHMET ALP’E DESTEK İÇİN
Biga’nın Kemer Köyü’nden SMA Tip 1 hastası Ahmet Alp bebek için neredeyse tüm kent ayakta. Kampanyalar, destek programları düzenleniyor, herkes olanakları ölçüsünde katkı koyuyor. Kimi harçlığını, kimi el işlerinden sağladığı geliri, kimi günlük hasılatını bağışlıyor. Amaç Ahmet Alp’e nefes olabilmek. Sağlığına kavuşmak için yardım bekleyen bebeğin ailesi, bu önemli çabanın başlarında, seslerinin duyurulmasına yardımcı olan gazetecilere sosyal medyadan seslenmişti:

SESİ VE KELİMELERİ OLUN
“Ahmet Alp sesini duyuramayan bir bebekken sizlerin sayesinde artık ismi duyuluyor. Lütfen onu tanıdıktan sonra ellerini bırakmayın. Lütfen her zaman dediğimiz gibi birlik olalım. Çevrenize Ahmet Alp’ten bahsetmeyi asla unutmayın. Ahmet Alp’in çıkaramadığı ses, konuşamadığı kelimeler olalım. Bugün belki de bizim için dönüm noktası olabilir. Çok kişinin az parasıyla başaracağız.”

BELEDİYE DE SEFERBER
Çanakkale Belediyesi de Ahmet Alp bebeğin tedavi olabilmesi amacıyla başlatılan kampanyaya katkı verdi. Çeşitli noktalarda afişlerle kentliler umut olmaya çağrıldı. Başkan Ülgür Gökhan, yardım için internetten canlı yayınlanan programa da katıldı. Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Gökhan Bayram’ın düzenlediği programı izleyenler bağışta bulunmuş, bebeğin anne ve babası Bahar-Recep Güven de katkı sunanlara teşekkür etmişti.

SAĞLIĞI EN GÜZEL HEDİYE

Yazının Devamını Oku