65 yaş üstüne 6 saat havalanmak yeter

“NE çektik bu 65 yaş ve üstünden yahu!” Herhalde böyle deniliyordu. Salgın belası geldiğinde bu yaş grubu tıkıldı evlerine. Balkonu, bahçesi olan şanslıydı. Olmayan pencerelere talimdi, bakılacak yer varsa. Ardından pazar günleri biraz hava almaları sağlandı. En son dışarı salıverildiler. Ama illa bir kısıtlama gerekti. Bu kez saat 10.00-20.00 arası dışarıda olma izni verildi. Haaa, marketlere de belirli saatlerde girebilirlerdi.


KISITLAMA KARARI
Ve bakıldı ki, virüs belası tırmanıyor. En önemli önlem hazırdı: 65 yaş üstünün 10.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmasına izin var. Dışarıda 6 saat kalmaları yeterdi. Bazı iller daha tedbirliydi, çıkma saatini 11.00 olarak belirledi. Eeee tabii ya, 5 saat havalanmak elbette yeterdi de artardı bile...

AKLA GELEN SORULAR
Bu salgın belasını yayan 65 yaş ve üstü müdür? 10.00-16.00 saatleri arasında virüs onlara ilişmiyor mu? Virüs, bu yaş grubuna saat 16.00’dan ertesi gün 10.00’a kadar mı bela oluyor? 65 yaşı doldurmayanlar ay ve gün farkıyla mı tehlikeden kurtuluyor? Bu yaş grubu, izin verilen 5-6 saatte dışarı çıkınca yığılma olmaz mı? Diğer yaştakilerle daha fazla temas gerçekleşmez mi?

VALİ DE ÇOK ENDİŞELİ
Bölgemizde bu yaş grubuna kısıtlama geldi. İzmir, Denizli, Balıkesir, Çanakkale, Uşak, Aydın... Haaa, salgın açısından durum iç açıcı değil. Özellikle İzmir’de deprem sonrası hasta sayısı arttı. Çünkü can derdine düşenler, kısa süreli de olsa, önlemleri es geçti. Vali Yavuz Selim Köşger, son günlerde doğal olarak depreme yoğunlaştıklarını vurgulayıp, “Tüm dünyanın değişmeyen gündemi korona, İzmir’de de tırmanışta. Depremin olduğu günkü rakamlara kıyasen bugün iki katından fazla artış gerçekleşmiş durumda” diyordu.

ÇADIR KENTE MEKTUP
İzmir İl Sağlık Müdürü Mehmet Burak Öztop da çadır sakinlerini mektupla uyardı: “Yaşadığımız deprem felaketinin ardından pek çoğumuz evlerinden çıkmak zorunda kalarak çadır kentlerde yaşamaya başladı. Dünyada ve ülkemizde büyük mücadele verilen koronavirüs, ne yazık ki halen aramızda. Şimdi daha zor şartlarda virüsle mücadele etmek durumundayız. Yaşadığınız sıkıntılara yeni sağlık sorunlarınızın da eklenmemesi ve yaralarınızın çabucak sarılabilmesi için hep birlikte gerekli önlemleri almaya özen gösterelim.”

O SAATLERDE RİSK YOK MU
Evet salgın tırmanışta... Açık havada sigara yasağı gibi önlemler de getirildi. (Maskeler çıkarılacağı için yerinde bir önlem. Ama nerede, nasıl uygulanacak, göreceğiz.) Toplum sağlığı için önlemler alınması doğal elbette. Ben yine 65 yaş ve üstüne getirilen kısıtlamaların nedenini anlayamıyorum. “Amaç büyüklerimizi korumak” gibi gerekçeler var ama yetmez. Yineliyorum:
“10.00-16.00 saatleri arasında risk yok, diğer saatlerde risk çok...” Öyle midir? Herkese virüs belasından uzak sağlıklı, güzel günler... Tüm önlemlerin umulan sonuçları vermesini diliyorum. Gerekirse elbette yeni kısıtlamalar, engellemeler gelecektir. Gerek kalmamasını da diliyorum.

-----

‘BİR DEPREMİN ARDINDAN’ DEVAM
İzmir söz konusu olunca
teselli veren örnekler

115 can yitirdiğimiz, İzmir’i ve ülkeyi yasa boğan deprem sonrası yaşananlardan teselli payı da çıkarmak istiyorum. Depremle ilgili paylaşımlarda, “Bu işler siyasi malzeme, çekişme konusu yapılmasın” dedim. Ve birkaç güzel örnek:

65 yaş üstüne 6 saat havalanmak yeter

GEÇMİŞ OLSUN ZİYARETİ
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ziyaret ederek, kentte yaşanan deprem nedeniyle geçmiş olsun dileklerini iletti. Kurum, çalışmalara katılan herkesin canla başla, gece gündüz çalıştığını söyleyerek, “Valimiz başta olmak üzere, siz kıymetli İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımıza, bakan yardımcılarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

BAKAN KOORDİNASYONU
Soyer de Kurum’a teşekkür etti: “Ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Bu büyük afetin belki de en önemli anahtarı sonrasında yaşanan sorunlarla ilgili koordinasyondu. Kentin tüm dinamiklerinin seferber edilerek ve hepsinin büyük bir ahenkle, uyum içerisinde katılmalarını sağlayarak bunu vatandaşlarımızın en az zararla, en az üzüntüyle atlatmalarını sağlayacak bir koordinasyon ortaya koydunuz” dedi.

UZUN VADELİ ÇALIŞMA OLSUN
İzmir Depremi Ortak Akıl Buluşması’nda Başkan Soyer’den alıntılar: “Bakanlarımız, valimiz ve ilgili kurumlarımızla eşgüdüm halinde çalışmalarımızı sürdürdük. Bu eşgüdümün kısa bir dönem için değil, uzun vadeye yayılan sürdürülebilir bir çalışma olmasını önemle vurgulamak istiyorum.”

ORTAK AKIL VE DAYANIŞMA
İzmir depremi, el ele vererek, siyaset ve fikir ayrılıklarını bırakıp ortak akıl ve dayanışma kültürümüzü güçlendirerek tüm sorunların üstesinden gelebileceğimizi hatırlattı...
Umarım felaketler olmadan da, İzmir sözkonusu olduğunda böylesine hoşgörü, görev paylaşımı, iyi niyet, işbirliği sürer.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Önlemlere devam edelim güzel günler uzak değil

SALGIN illeti, doğal olarak herkesin gündeminde ilk sırada. Gelişmeleri izliyor, “Kim ne dedi, önlemlere devam mı, aşılar yeterli mi” gibi konuları konuşup duruyoruz. Geçenlerde, sosyal medyada bir paylaşım dikkatimi çekti. Zaman zaman aşıyla ilgili görüşlerine yer vermiştim. Bu kez danışmıyorum, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi parazitoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Aşı Bilim Derneği Başkanı Prof. Dr. Yüksel Gürüz’den, biraz moral olsun diye, iletiyorum:


TEST SONUÇLARI OLUMLU GİBİ
“Ege Üniversitesi’nde her gün yapılan Kovid-19 PCR testlerinde eylül ayında görmeye başladığımız yüzde 37 gibi pozitiflik, kısıtlamalar sonrasında aralık ayı ortasında yüzde 20’lere, ocak ayı başında yüzde 14’lere, 18 Ocak 2021 itibariyle de yüzde 4 civarına geriledi. Aşılama ile taviz vermeden MASKE, MESAFE ve HİJYEN tedbirlerine devam edersek, güzel günler uzak değil.”
Nasıl, insanın en azından biraz rahatlayıp gülümsemesi geliyor değil mi? Daha da güzel gelişmeler duymayı diliyorum...

-----

BİR ÇAĞRI
‘Mekanlara HES

Yazının Devamını Oku

Engellinin yerine park edenin cezası engelliye harcansın

CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, TBMM Başkanlığı’na engellilerle ilgili bir yasa önerisini sunmuş. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öneren Kılıç, engellilerin yaşamda birçok zorlukla karşılaştığını vurgulamış:


“Engelli bireyler, birçok insanın varlığına alıştığı ve kolaylıkla ulaşabildiği sağlık, eğitim, istihdam, ulaşım ve bilgi edinme gibi hizmetlere erişimde bariyerlerle karşılaşmaktadırlar. Bu nedenle de onların toplum ve devlet tarafından desteklenmeye ihtiyaçları vardır.

DESTEK ALMALARI ŞART
Araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesiminden oluştuğunu ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Ülkemizde de engelli vatandaşlarımızın büyük kesimi açlık sınırının altında yaşamaktadır. Temel insani ihtiyaçlarını gideremeyen bireylerin engelden kaynaklanan bakımının yanı sıra sağlık ve sosyal sorunlarının üstesinden gelmesi de zordur. Bu da engelli bireyin kendisinin ve ailesinin giderlerini karşılamada destek alması gerçeğini ortaya koymaktadır.”

AKÜLÜ ARABA OLABİLİR
Kılıç, “Karayolları Trafik Kanunu’na göre taşıt yolu üzerinde aracını park eden kişi 132 lira ceza ödemektedir. Ancak aracını engelli yerine park ettiği zaman bu ceza ikiye katlanarak 264 lira olmaktadır” demiş. Kılıç, yasa önerisiyle, bu özel yerlere araç park edenlerin ödedikleri cezalardan elde edilecek gelirin engellilerin başta akülü araba olmak üzere benzeri ihtiyaçları için kullanılmasının amaçlandığını bildirmiş.
Bu öneri TBMM’de kabul edilip yasalaşırsa engellilere bir kaynak yaratılmış ve de o cezalar yerini bulmuş olur sanki... (264 liralık ceza artmış da olabilir)

-----

Yazının Devamını Oku

Suda tartışmayı bırakalım verimli kullanıma bakalım

BU ara sıkça konuşuyoruz ya, “Yağışlar yeterli değil”, “Kuraklık tehlikesi var”, “Son şiddetli yağışın yararı oldu mu?” Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Prof. Dr. Doğan Yaşar, su ve iklim konusunda ilk akla gelen uzmanlardandır. “Su” diye sordum, işte görüşleri:


“Su, yaşamın temelini oluşturduğu için tarih boyunca ülkelerin ve kentlerin ileriye dönük politikalarında birinci faktör olmuştur. Su, tarım ve balıkçılık gibi yaşamın temel faktörlerinin kontrolü, enerji için vazgeçilmez olması, yaşam açısından sürekli ve detaylı çalışılması gereken en önemli bilim dallarından biri haline gelmiştir.

SIKINTILAR BEKLENİYOR
Su ile başlayan bir sıkıntı, zincirleme olarak diğer alanlarda da kendini gösterecektir. 2020’li yıllardan sonra öngörülen ciddi boyutlardaki ‘mini soğuma’ dönemine girilmesi sonucunda oluşacak kuraklık nedeniyle su açısından büyük sıkıntılar beklenmektedir. Bu durumda ülkelerin yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının, stratejik önemi olacaktır.

CANIMIZI ÇOK ACITIYOR
İklimler ya küresel ısınmada (yağmur çağı) ya da soğumada (kuraklık çağı) olur. Yani iklim krizi değil, iklimlerin neden olduğu krizler vardır. Son 20 yılda 2008, 2013 ve 2017 dışında yağışlar ortalamaların üzerindeydi. Ancak her kuraklık, artık canımızı daha çok acıtıyor. Çünkü nüfusumuz patladı ve suyla planlarımız, kanunlar çok yetersiz kaldı.

YANLIŞ YERLEŞİM

Yazının Devamını Oku

İzmir serbest şehir olursa tüm ülkenin önü açılır

İZMİR Life, yeni yılın ilk sayısında, “İzmir serbest şehir olursa, Türkiye ekonomisi patlama yapar” diyor. Ve sunum;

 

“Serbest şehir İzmir, Türkiye’yi her alanda yükseğe taşır. Özel idari statüyle vergi yükünün, ticaret kısıtlamalarının, bürokratik kontrolün kaldırılması yahut çok hafif tutulması, ihracata dönük faaliyeti geliştirmeye uygun koşullar yaratabilir. İzmir’in ‘Serbest Şehir’ olması, Türkiye ekonomisinin de çıkış yolu...”
Çok önemli konuyla ilgili görüşlerden özetler:


JAK ESKİNAZİ
(EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ KOORDİNATÖR BAŞKANI)

Yazının Devamını Oku

Bizim aşı çok uzak değil gibi

BU salgın belası sürdükçe, aşı konusu gündemden asla düşmeyecek. Hangi aşı daha iyi? Aşılama ne zaman başlıyor? Yan etkiler var mı? Önce kimler aşılanacak? Bunlar ve daha fazla sorular, yorumlar uzayıp gidecek. Ya yerli malı aşılar?

 


Özellikle bizim bölgede ne var ne yok? Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aşı Bilimi Derneği Başkanı Prof. Dr. Adnan Yüksel Gürüz’e sordum. Bana ilettiği nottan, Türkiye’de Ege, Selçuk, Erciyes, Mehmet Ali Aydınlar, Ankara, Boğaziçi, Bezmialem Vakıf, Ortadoğu Teknik üniversiteleri, Koçak Farma firması, İzmir Biomedikal ve Genom Merkezi’nde Kovid—19’a karşı aşı çalışmalarının sürdüğünü çıkardım.

KLİNİK AŞAMA YAKINDA
Gürüz’den çalışmaların hangi aşamada olduğunu da öğrendim: “Ege Üniversitesi olarak Kovid-19’a karşı hızlı DNA aşısı geliştirmek üzere onaylanan proje takımının bir üyesi olarak, preklinik aşamanın önemli kısmını tamamladık. İmmünojenik epitopları içeren parçalara karşı 4 farklı aşı modeli geliştirdik. Hayvan deneylerini tamamladık, iyi antikor yanıtlar aldık. Bu aşamada, aşılarımızın içinde herhangi bir toksik kalıntı var mı, onu araştırıyoruz. Bu aşama sonrası iyi üretim uygulamaları kısmına başlayacağız. Bahar başında klinik aşamaya geçmeyi planlıyoruz.”

RİSKLİ YAN ETKİSİ YOK
Gürüz’e aşıyla ilgili genel ve Çin’den gelenle ilgili görüşlerini de sordum, işte yanıtlar: “Sinovac firmasının CoronoVac (PiCoVacc), Çinlilerin çok iyi bildikleri üretim teknolojisi ile hazırlanmış inaktif virüs aşısıdır. Çin hükümeti erken kullanım izni vererek FAZ 3 sonuçlarını beklemeden 100 binlerce vatandaşına risk gruplarına göre uygulamaya başladı. Türkiye’de 7 bin civarında gönüllüye FAZ 3 kapsamında aşılama yapıldı. Çin’le bizim verilerimiz yan etki açısından çok uyumlu görünüyor. Ağır, hayati riske sokan yan etki yok. Aşı yerinde ağrı (yüzde 2,94), yorgunluk (yüzde 1,44), ateş (yüzde 0,27) en sık rastlanan şikayetler.

YÜZDE 50 KORUSA BİLE

Yazının Devamını Oku

Turizmciye daha çok destek gerek

BUGÜN bir değişiklik yapayım, kısa kısa haberler vereyim dedim. Kimi ekonomik, kimi duyuru... Önce turizmden başlayalım...Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Celal Bayraktaroğlu, salgın önlemleri yüzünden turizmcilerin aylardır zorda olduğunu bildirdi. Bayraktaroğlu “Birçok işletme uzun süredir kapısına kilit vurdu, hatta çoğu satışa çıkarıldı. Sektörün her alanında milyonlarca insan ekmek yiyor, aile geçindiriyor. Destekler yetersiz, yeni düzenleme şart” dedi.



BORÇLAR SİLİNEBİLİR
Bayraktaroğlu, özellikle elektrik, su ödemeleri, sigorta primleri ve çalışanların ücretleri konusunda işletmelere daha çok destek gerektiğine dikkat çekti: “Kiracılar için durum çok daha zor. Maliyetler, borçlar çığ gibi büyüyor, işletmeler iflas bayrağını çekmemek için direniyor. Önümüzdeki yaz için yurt dışından yüksek talep beklemiyoruz. 2020 yılında oluşan, turizmcilerin devlete olan vergi ve SGK primi gibi borçların bir kereye mahsus silinmesi elimizi rahatlatacak. Bu yapılamıyorsa bile en azından dayanabilmeleri için turizmin paydaşlarına sıfır faizli ve daha uzun vadeli kredi desteği sağlanmalı, krediye ulaşmak da kolay olmalı.”

UMUTLUYUZ AMA
Her şeye rağmen turizmciler olarak yeni yıla umutla baktıklarını belirten Bayraktaroğlu, “Bu umudun yeşerebilmesi için gereken destekler sağlanmalı. Bizler de salgın sonrası dönem için hazırlıklı olmalı, Türkiye’yi tanıtmaya devam etmeli, kalite, hijyen ve dijitalleşmeye önem vermeliyiz” dedi.
Alaçatılı turizmcilerin istek ve önerileri böyle. Tüm işkollarındakiler gibi, onlar da soluklanmak istiyor. Dilerim, bir formül bulunur, turizmciler de biraz rahatlar.

-----

Yazının Devamını Oku

Gevşeme yok önleme devam

 YENİ yılın ikinci günündeyiz. Herkesin yaka silktiği 2020’yi geride bıraktık, hatta kimimize göre atlattık...

Peki 2021’in iyilik, güzellik, sağlık, mutluluk getireceğinden emin miyiz? 2019’la vedalaşırken de 2020’de salgın, orman yangınları, depremler, toplu şehit haberleri, kadın cinayetlerinde artış getireceğini elbette bilmiyorduk. Ve özellikle salgın, tüm dünya gibi hepimizi vurdu, kabusumuz oldu... (Olmayı da sürdürüyor...)


SALGIN BELASINI UNUTMA
Bu salgın belasını, “Aman 2020’yi atlattık” düşüncesiyle asla hafife almamak gerek. Unutmayalım, ortalama olarak 5-6 dakikada bir can yitiriyoruz. 9 ayda hemen her gün ortalama bir sağlık çalışanıyla vedalaştık. Ve kişisel olarak yapabileceklerimiz çok da abartılı değil. Maske takacağız, zorunlu uzaklığa dikkat edeceğiz, sık sık elimizi, ağzımızı, burnumuzu sabunla yıkayacağız. Hep yinelerim: “Üç M’ye dikkat! Maske, Mesafe, Musluk...” Uymayanlara ne yapılıyor, para cezası veriliyor.


KAMU CEZALARI MI VERİLSE
Zaman zaman sokağa çıkmak yasak. Hele maskesiz asla! Mazeretsiz, izinsiz çıkanlara yine para cezası. Yılbaşı gecesi yasak olmasına karşın parti, özel eğlence yapan var mıydı, yakalandılar mı, ne uygulandı, tam bilemiyorum. Bu yasaklara; toplumla kafa bulurcasına karşı gelenlere, farklı cezalar mı verilse? Örneğin korona hastalarının yoğun bakım servislerinde temizlik mi yapsalar? O hastaları yakından mı görseler? Neyse canım, benimki hep o kendini bilmezlere kızgınlıktan.


Yazının Devamını Oku

BAY ACİL’den yeni yıl reçetesi

 YILBAŞI geleneğimizdir... Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Başkanı Uz. Dr. Ülkümen Rodoplu’yu konuk ederim bu köşede. Genelde yeni yılla ilgili önerilerini dile getirir, ben de sizlerle paylaşırım.

Bu yıl belleklerde pek de iyi anılmayacak. Salgın belası, orman yangınları, son olarak 30 Ekim depremi, ilk akla gelen tatsızlıklar. Hayat kurtarmayı, hayatta kalmayı, hayata tutunmayı anlamaya, öğrenmeye ve öğretmeye çalışan, çabalayan Dr. Ülkümen Rodoplu’dan gelen öneriler bizleri yeni yıla ve yeni dünyaya hazırlamayı hedefliyor. Söz, “Sağlık ve umut” diyen “Bay Acil” Rodoplu’da:
“2020 yılının kaderini Kovid-19 belirledi. 20 saniyede sabunlu suyla yok olan virüs, tüm dünyaya yeni bir düzen getirdi. Yeni dünya. Yeni düzen.

SAĞLIK İÇİN ÖNERİLER
* Yavaşlayalım artık. Yaşadığımız her saniyenin, aldığımız her nefesin kıymetini anlamalıyız. Bize hizmete hazır olan vücudumuza teşekkür etmeye başlamalıyız.
* Sevdiklerimiz ile daha fazla zaman geçirdiğimizde daha huzurlu, güvende ve mutlu olduğumuzun farkında mıyız ?
* Yürümeyi ve hareketi sevmeye başlayalım.

Yazının Devamını Oku

Büyükşehir’in binası yıkılsın daha büyük meydan kazanalım

İZMİR Büyükşehir Belediyesi’nin Konak’taki hizmet binası 30 Ekim depreminde hasar gördü, yıkımı gündeme geldi. Başkan Tunç Soyer de binanın yıkılacağını, yerine sembolik bir meclis ve belediye binasının yapılabileceğini bildirdi. Soyer, yandaki kamu binalarının da bu yıkımı örnek alabileceğini söyledi.

 

 


KARŞI ÇIKANLAR OLABİLİR
Mühendis ya da mimar değilim. Ancak Büyükşehir’in Konak’ta denizin dibindeki hizmet binası hiç bir zaman içime sinmedi, İzmir’e de yakıştıramadım. Öteden beri Büyükşehir’inkiyle birlikte yandaki Merkez Bankası (Şimdi İletişim Başkanlığı), Vergi Dairesi ve SGK binalarının yıkılmasını, kentin simgesi Konak Meydanı’nın genişletilmesini ve İzmir’in denizle daha da buluşmasını savundum. Alsancak’ta eski TEKEL’in sigara fabrikasının da Büyükşehir’e çok yakışacağını söyledim durdum. Yıkım şimdi yine gündemde... Karşı çıkan uzmanlar da var, elbette saygı duyarım.

KEMERALTI’NA TAŞINSIN
Belediye binasının Kemeraltı ve Konak’tan uzaklaştırılmaması da bir görüş. İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu Başkanı, köşe arkadaşlarımdan sevgili Sıtkı Şükürer de Kemeraltı’nı savundu, Tevfik Paşa Konağı, Albayrak Pasajı, Alga gibi binaları önerdi. Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi de Büyükşehir ve Konak belediyelerinin Kemeraltı’na taşınmasını önerdi, “Belediyeler tarihi çarşıya taşınırsa oraları hem hareketlenir, hem de Kemeraltı’nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nden kalıcı statüye kavuşmasına katkı sağlanmış olur” dedi.

BEKLEYİP GÖRECEĞİZ

Yazının Devamını Oku

Yılbaşında can yoluna can suyu: Hücresel tedavi merkezine bağış

KİT-VAK (Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı) bugüne değin çok önemli eserleri yaşama geçirdi: Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi, Ege Üniversitesi Hasta ve Yakınları Barınma Evi, Dokuz Eylül Üniversitesi Abdulrezzak Sancak Barınma Evi... Ve tabii ki sayısız insana can yolunda can suyu çabaları...


Şimdi sırada çok önemli bir girişim var: Tülay Aktaş Hastanesi’nde ölümleri en aza indirmek ve çocuklarımızı sağlıklarına kavuşturmak üzere dünyadaki en gelişmiş sağlık merkezleriyle uyumlu olarak, yenilikleri ülkemize taşıyacak ‘Hücresel Tedavi Merkezi...’

TEDAVİDE BAŞARI ORANI ARTACAK
Ege Üniversitesi Kit-Vak Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi’nde her yıl ortalama 50 çocuğa ilik nakli yapılıyor. Tedavilerin başarı oranı yüzde 80 civarındayken, Hücresel Tedavi Merkezi yaşama geçtiğinde, bu oran yüzde 100’e yaklaşacak. Dünyadaki tüm yenilikler yakından izlendiğinden, ilik nakli olan çocukların tedavisiyle ilik veren gönüllülerin sağlığı da daha iyi koşullarda korunacak.

DAHA FAZLA ÇOCUĞA YAŞAM
Yaklaşık 2 milyon liraya mal olacak merkezin protokolü geçen yıl imzalandı. Kit-Vak Başkanı İklil Ulueren ve yöneticilerden dinliyoruz:
“Kök hücre, kemik iliği nakli, çocukluk çağında ölümcül olan, başta lösemi gibi kanserler ve yaşamın mümkün olmadığı birçok doğumsal hastalıkta tek tedavi yöntemidir. Uygulanan tedavinin standartlarını daha da yükseltmek ve dolayısıyla daha fazla çocuğumuzu yaşama kazandırmak Kit-Vak’ın en büyük hedefidir.

HEDEF ULUSLARARASI BELGE

Yazının Devamını Oku

Esnaftan alışveriş ve yerli malı vatandaşlık görevidir

BU ara salgın yüzünden zorunlu kapanan işyerleri, esnafın darboğaza girmesi ve de açıklanan destek paketi gündemde ya. Destekleri her esnaf doğal olarak kendine göre yorumluyor, kimi mutluluğunu dile getiriyor, kimi yetersiz buluyor.

 

Ben bugün esnafın, “Bizden alışveriş yapın, yerli malı alın” çağrısına değineceğim. Bu konuda da üst kuruluş olan İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) Başkanı Zekeriya Mutlu’ya kulak vereceğim.

NEFESTİR AMA YETMEZ
Önce Mutlu’nun destek paketiyle ilgili görüşlerini özetleyeyim. Kira ve nakit desteğini başlangıç için olumlu adım olarak görüyor, iyi niyetli yaklaşımlardan mutlu olduğunu vurgulayıp, emeği geçenlere teşekkür ediyor. Mutlu, “Hibe ve kira yardımları yeterli olmasa da, ayakta kalma mücadelesi veren üyelerimize bir nebze olsun nefes aldıracaktır. Ancak ekonomik krizin sosyal krize dönüşmemesi için ilave ve daha güçlü önlemlere de ihtiyaç duyulmaktadır” diyor.

HERKES ONU KULLANMALI
Gelelim konumuza... Önce çocukluğumdaki, “Yerli malı, yurdun malı... Herkes onu kullanmalı” sözünü anımsıyorum ve devam... Salgın döneminde küçük işletmelerin dayanma gücü kalmadığını savunan Mutlu, 12-18 Aralık arasında Yerli Malı Haftası’nın kutlandığını anımsatarak, yerli malı tüketimine daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini vurguluyor, işte görüşlerinden özet:

EKONOMİK MÜCADELEYE KATKI

Yazının Devamını Oku

Suya dikkat önlemleri

 HAFTA sonu, sokağa çıkma kısıtlamasına karşın, yüzümüz güldü... Uzun süredir yolunu gözlediğimiz yağmur sonunda geldi. Bazı yerlerde ilk gece sıkıntı yaşandı ama genelde özlemişiz yahu yağmuru... Ben yine de bu yağmura karşın, susuzluk tehlikesine değineceğim. Çanakkale Belediyesi bir dizi önlem aldı bile. Başkan Ülgür Gökhan, “Su krizinin kapıda olduğunu” vurguladı, önlemlere uyulmasını istedi, “Tasarruflu kullanmamız şart” dedi. Ve Çanakkale Belediyesi’nin internet sitesinden özet:

 

BARAJDA KRİTİK TABLO
“Özellikle son yıllarda yağışların mevsim normallerinin altında kalması, ormanlarda yaşanan tahribatlar, kirli enerji yatırımları ve iyice gün yüzüne çıkan küresel ısınma ile birlikte kentimizin tek içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılandığı nokta olan Atikhisar Barajı’ndaki su seviyesinde ciddi düşüş yaşanıyor. 54 milyon metreküp kapasitesi bulunan barajda yaklaşık 12 milyon metreküp su kaldı. Bu miktarın bir bölümünün kullanılamayan dip suyu ve kentin yıllık su tüketiminin de ortalama 12 milyon metreküp olduğu düşünüldüğünde ortaya kritik bir tablo çıkıyor.

KUYU ARAYIŞI DEVAM
Kentin tek su kaynağı olan Atikhisar Barajı’ndaki son durumu yakından takip eden Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, DSİ yetkilileriyle bir araya geldi. Gökhan, tarımsal sulama faaliyetlerinin Umurbey Barajı’ndan karşılanmasına yönelik taleplerinin olumlu karşılandığını ifade etti. Gökhan, olası bir kuraklık senaryosu ile karşı karşıya kalma durumunda ise, yine Umurbey Barajı’ndan arıtma tesisine su nakli projesini de yetkilere aktardıklarını ve mümkün olabileceği yanıtını aldıklarını açıkladı. Başkan Gökhan, bunların yanı sıra Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden de (ÇOMÜ) danışmanlık alınarak, kentin çeşitli noktalarında su kuyusu arayışının da devam ettiğini söyledi.

ENCÜMENDEN YASAKLAR
Belediye encümeni de su tasarrufu için bir dizi karar aldı: * Şehir şebeke suyu ile hortumla araba yıkanması, konut ve işyeri önlerinin ve içlerinin hortumla yıkanması, halı ve kilim yıkanması yasaklandı. * Bahçe sulamalarının sabah ve akşam, mümkünse kuyu suyu veya yağmurlama, damlama sistemi ile yapılması. * Yüksek tüketimi olan sanayi tesislerinde suyun tasarruflu kullanılabilmesi için kısıtlamaya gidilmesi. * Oto yıkama, halı yıkama hamam, WC gibi su tüketimi yüksek olan işyerlerinde ön ödemeli elektronik sayaç takılması ve yeraltı suyu kullanımı varsa mekanik sayaç ile kullanılan suyun tespitinin yapılması. * Park, bahçe, yeşil alan, tarımsal amaçlı üretim yapılan yerlerde sulamaların kısıtlandırılması, acil sulama ihtiyacı olan yerlerin yağmurlama, damlama sulama ile su kullanımının minimuma indirilmesi. Zabıta Müdürlüğü kararların uygulanmasını denetleyecek, uymayanlar cezalandırılacak.

Yazının Devamını Oku

Moral bozmak yok! ‘Merhaba’ diyerek eğitime destek var

BUGÜNLERDE Didim’de farklı bir heyecan var. ‘Merhaba’ heyecanı... Zülfü Livaneli’den dinlediğimiz ünlü türkü... Daha da ileri gidelim, bu heyecanla hem ilçe tanıtılırken, hem de eğitime destek için kollar sıvanıyor. Artık açıklama zamanı:


“Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği, gazeteci Umut Kaşan’ın projesiyle, sözleri Yaşar Kemal, müziği Zülfü Livaneli’nin olan ‘Merhaba’ türküsünü müzisyen Başar Sayılgan’ın düzenlemesi, yerel seslerle yeniden yorumlayarak Youtube kanalı üzerinden eğitime de destek olmayı amaçlıyor. Projenin yönetmenliğini de Umut Kaşan üstlendi.

KATKILARLA ÇEKİLDİ
Vokal ve enstrümanlarda Başar Sayılgan, Ömercan Özüaydın, Engin Ağrı, Cem Sezgin, Doç. Dr. Yakup Kıvrak, Melek Çağla Yavuncu, Kenan Ceylan, Özlem Ağrı, Vedat Demirhan, Veysel Başboğa, Samet Temiz, Zeynep Nurcan Bakmaz, Derya Aslan Demir, Ali Durmuş, Ceren Aydıncı, Aşık Veysel Korosu, Pir Sultan Abdal Grubu olan, çocuk oyuncu Ulaş Bulut Ağrı’nın yer aldığı proje Didimli firmaların destek ve katkıları ile çekildi.

HER ABONELİK ÖNEMLİ KATKI
Umut Kaşan, salgın günlerinin herkes için zor geçtiğini vurgularken projeyi anlattı:
“Sosyal yardımlaşmaya imkân veren konser ve etkinlikler durdu. Uzaktan eğitim, maddi imkânsızlıklar yaşayan bazı öğrenciler için de oldukça zor. Ama bizler bu günlerde her zamankinden daha çok yardımlaşacağız. Moral bozmak yok. Moral en büyük sağlık. Didim’den vereceğimiz bir ‘Merhaba’ ile güzel ilçemiz Didim’i tanıtırken, hem de eğitime destek sağlanacak. Youtube kanalımıza her abonelik eğitime destektir.”

DİDİM CEMEVİ İÇİN SÖYLE

Yazının Devamını Oku

Benzersiz müze vakfıyla bilimin bölgesel kalkınmaya katkı imzası

İZMİR’in en önemli ortopedi uzmanlarından Doç. Dr. Levent Köstem, yılların merakı, hedefi ve birikimiyle, eşi emekli biyoloji öğretmeni Güler Köstem’le el ele verdi, bir zeytinyağı müzesi kurmak için yola çıktı.

 

Uzun süren yolculuk meyvesini verdi, 2017 yılında Urla Uzunkuyu’da 20 bin metrekarelik alanda, 6 bin 150 metrekarelik kapalı alanı olan, “Köstem Zeytinyağı Müzesi” açıldı. O dönem Levent Köstem, dünyada bir ilk ve eşsiz olan müzeyi tanıtırken, “Anadolu topraklarında bugüne kadar kullanılan tüm zeytinyağı çıkarma sistemlerini 1/1 ölçekte sergiliyoruz. Müzeyi kurarken Klazomenai antik şehrinin eski kazı başkanı Prof. Dr. Güven Bakır ve ekibinden destek aldık” diyordu.

ANLAŞMA İMZALANDI
Ve o müzeyi izleyen vakıf yine çok önemli bir ilk adım attı, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile işbirliği anlaşması yaptı. Anlaşmayı Dr. Köstem’le imzalayan Rektör Prof. Dr. Yusuf Baran, “Enstitümüz Tasarım, Mimarlık ve Kent Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Köstem Kültür Eğitim ve Müzecilik Vakfı arasında bir işbirliği anlaşması imzaladık. Başta batı Urla olmak üzere bölgesel kalkınmanın sağlanması adına çalışmalar yapılacak, projeler yürütülecektir. Bu örnek işbirliğinin bölgemiz ve ülkemiz için faydalı olmasını diliyoruz” dedi.

20 YILLIK YOLCULUK
İşbirliğini öğrenince, zeytin ve zeytinyağı sevdalısı, müzenin mimarı Levent Köstem’den görüş istedim: “Köstem Zeytinyağı Müzesi’ni kurma fikri ile birlikte, bu kurumu oluşturma çabalarıma başlayalı neredeyse 20 yıl oldu. Bu 20 yıl içinde dünya ve biz çok değiştik. Ama benim baştan itibaren müze ile birlikte yapmak istediklerim çok da değişmedi. Çünkü ‘Müze sadece içinde sergilenecek eserleri sunup insanların gezmesini sağlayacak bir kurum olmamalı’ diye düşünüyordum. Bu amaçla başından beri kurumsal ve mimari planlamayı bu şekilde yapmaya çalıştım.

ÇEVREYE KATKI GEREK

Yazının Devamını Oku

Çaresiz kalıyoruz ikametini bize taşı

TATİLCİLERİN gözdesi olan ilçeler, yaz aylarında kış nüfuslarının 10-15 katı kişiye hizmet vermeye çabalıyor. Bu ilçelerin belediye başkanları, kış nüfuslarını artırarak genel bütçeden daha çok pay ve personel alabilmek için yaz aylarında kampanyalar başlattı.

Çünkü, salgın belası yüzünden bu merkezlerde evleri olanlar kışı da buralarda geçirmeye niyetli. İzmir civarındaki yerlerde 30 Ekim depremi de kalacakların sayısını katladı. Tabii ki, kampanyalar, doğurganlık ve yeni bebekleri içermiyor!? Amaç yılın büyük bölümünü bu merkezlerde geçirenlerin ikametgahlarını alarak nüfusun artışına katkıda bulunmaları. Bu kampanyaları anımsatayım istedim:

SEVGİ EMEK İSTER
Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran, 44 bin 500 olan nüfusu 50 bine taşıyabilmek amacıyla, ‘Birinci ikameti Çeşme’ye taşıyoruz’ kampanyası başlattı. Salgın nedeniyle yazlıkçıların büyük bölümünün evlerine dönmediğini, depremin de bu akımı tetiklediğini vurgulayan Oran, şöyle diyor:
“Çeşme’de yazlığı olan ve yılın büyük bölümünü burada geçirmek isteyen hemşerilerimizin ikametlerini buraya alarak kampanyamıza destek olmaya çağırıyoruz. Nüfusumuz arttığında personel kadromuz da daha kaliteli hizmet verebilecek sayıya ulaşacak. Genel bütçe gelirimiz artacak ve ekonomik olarak da güçleneceğiz. Sevgi emek ister, haydi göreve. El ele verelim, nüfusumuzu artıralım!”

BODRUM’U SEVİYORSAN
Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras da yazlık beldelerin genel bütçeden kış nüfusuna göre pay aldığını anımsattı, ilçe nüfusunun 176 bin 500 olduğunu, ancak özellikle salgın yüzünden bu kış 400 bin kişiye hizmet vermeye çalışacaklarını vurgulayan Aras, “Bodrum’u seviyorsan Bodrumlu ol” kampanyası başlattıklarını belirterek, şunları söylüyor:

ÇÖZÜM ÜRETMEK İÇİN

Yazının Devamını Oku

İzmir’den dünyaya çağrı: Şimdi birleşme zamanı

KÜLTÜRPARK’taki İsmet İnönü Sanat Merkezi’ndeydik geçen cumartesi günü. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İstanbul’dan başlattığı, “İzmir Zamanı” çağrısını sürdürdü. Sunumunda sürekli birlik ve beraberliğin, dayanışmanın önemini vurguladı. Önce, “İzmir’in Ortak Akıl Çağrısı” notuna göz atalım:


DÜŞÜNCE ÜRETİM MEYDANI
“Karamsarlığı, yoksulluğu, toplumumuzun bölünmüşlüğünü topyekun hayatımızdan çıkaracağız. Özgür, neşeli ve uyum içinde, yeni bir hayatı İzmir’den inşa etmeye başlıyoruz. Gelin, doğa olaylarının yıkıcı felaketlere dönüşmediği bir hayat için İzmir’de bir düşünce, üretim meydanı oluşturalım ve bunu tüm Türkiye’ye taşıyalım. Yalnızca binalarımızı, park ve caddelerimizi değil, ticareti, tarımı, turizmi, kültür ve sanatı, yaşamın tüm alanlarını birlikte tasarlayalım. Akdeniz’in ortak aklı ve vicdanıyla, yaşama dair yeni bir sözü olan herkesi İzmir’le birleşmeye davet ediyoruz.”

BAŞARININ SIRRI: BERABERLİK
Soyer, İzmir’in 18 ayda tarihindeki en büyük orman yangınlarından birini, salgını, deprem felaketini ve tsunamiyi yaşadığını, bu çok zor sürecin kriz yönetimiyle geçildiğini vurguladı. Ve konuşmadan alıntılar:
“Her şeyin olağan gibi göründüğü durumlarda aramızdaki farklara odaklanıyor ve hiç bitmeyen ‘sen, ben ve öteki’ tartışmasının içine sürükleniyoruz. Oysa pandemi ve afet koşullarında bizi birbirimizden ayıran sebeplerin önemi kalmıyor, ortak değerlerimiz ve özelliklerimiz öne çıkıyor. Birbirimize sımsıkı sarılıyoruz. Dahası birlikte hareket ettiğimizde neleri başardığımızı, ayrıştığımızda ise ne çok şeyi kaybettiğimizi daha iyi anlıyoruz. Çok daha büyük başarılar elde etmenin yegane yolunun birlik ve beraberlikten geçtiğini açıkça görüyoruz. Depremi de, dayanışmamızı da unutmamak ve unutturmamak için gelin, doğa olaylarının yıkıcı felaketlere dönüşmesini beklemeden bu acılar bir daha yaşanmasın diye şimdiden birleşelim.”

-----


Yazının Devamını Oku

Saatte 6-7 kişi can veriyor 600 bin kişi geçim derdinde

HEP başka konulara geçmek istiyorum, ama ne yazık ki olmuyor. Tabii ki yine o salgın belasından söz edeceğim...

 

 

Daha doğrusu bizlerin o korona belasına karşı ne denli kahraman olduğumuzdan. Kahramanlık ne mi? Hani o, “Yeni normal” diye açıldık, saçıldık ve de kıymetini bilemedik ya. “Mümkün olduğunca evlerden çıkmayın, maske takın, mesafeye dikkat edin, başta eller, burun ve ağız olmak üzere temizliği ihmal etmeyin” uyarılarını şaka sandık.

VİRÜS AZDI HASTALIK ARTTI
Yaz aylarında yaşam nasıl olsa dışarıdaydı, virüs de açık havayı sevmezdi ya!? Vur patlasın, çal oynasın... Sonra ne oldu? O üst üste, alt alta kalabalıklar... Önlemlere dikkat edilmeyen yiyecek, içecek, eğlence yerleri... Virüs adeta azdı, hasta sayısı tırmandı da tırmandı... Ne oldu, yeni önlemler geldi.

YENİ ÖNLEMLER YETECEK Mİ
Kahvehaneler kapatıldı, restoran, lokanta, kafelerden yapabilenler, belirli saatlerde yalnızca paket ve gel-al servise geçti. Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması geldi. (Ama kim dinlerdi... AVM’lerde yerlerde piknik yapar gibi oturup yiyip, içenler oldu. Bir türlü aklım almadı, ama oldu işte.) Sonunda; zaten depremle sarsılan İzmir’de sahillerde oturarak piknik yasaklandı... AVM’lerde masa, sandalyeler kaldırıldı. Yere oturup yeme-içme yasaklandı. Daha sıkı önlemler de yakındır sanırım.

10-11 DAKİKADA BİR KİŞİ

Yazının Devamını Oku

Haydi gönüllü evde kalmaya

65 yaş ve üstüne, dışarı çıkıp 6 saat hava almak elbette çok gelecekti. Hemen 3 saate indirildi.

 

(Yeter de artar bile. Alt tarafı biraz gezinecekler, belki doktora gidecekler ya da ilaç almaya falan...) 20 yaş ve altı da artık 3 saat dışarıda... İşte salgına en büyük önlem! Restoran, lokanta, kafeler de paket servise bağlandı. Kahvehaneler kapandı. Hafta sonları da gündüz 10 saat sokağa çıkılabilecek.

‘YETMEZ’ DİYEN DE VAR
Şaka bir yana... Dilerim yeni önlemlerin yararı olur, salgın frenlenir. Gerçi bazı bilim insanları, “yetmez” diyor. Elbette ben bilemem, etkililer ve yetkililer karar verecektir. Ama durumun vahim olduğu da gerçek. İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger ne diyor:

VALİ: PATLAMA GERÇEKLEŞTİ
“Deprem maalesef bütün pozitif ve sağlıklı insanların birbirine karışmasına sebep oldu. Bir patlama gerçekleşti. Vatandaşlarımızdan depremde gösterdikleri duruşu, kararlılığı burada da göstermeleri ve korona vakalarını el birliği ile azaltmalarını istiyorum. En başta kendi sağlığımızı ve canımızı korumamız lazım. İzmirli hemşehrilerimizin duyarlı ve bilinçli olduklarını biliyorum. Bundan sonraki süreçte de yine aynı duyarlılığı göstereceklerine inanıyorum.” (Korona testi pozitif çıkan Vali Köşger’e geçmiş olsun. Acil sağlık diliyorum.)

İZMİRLİ’YE BAŞKAN RİCASI

Yazının Devamını Oku

Uğurlar olsun Nedim Abi sen hep bizimlesin

“İZMİR’den bir yıldız kaydı...

Canımız, güzelimiz Nedim Demirağ’ı yitirdik... Başımız sağ olsun... Melekler yoldaşı olsun... Yeri dolmaz, yokluğuna alışmak zor...” demişim sosyal medyada, geçen pazartesi akşamı, acı haberi aldıktan sonra. Bir şaşkınlık, bir inanmazlık, bir çaresizlikle gerçeği kabullenmek... Ve de hıçkırıkları boğazda düğümlemeyi bırakarak koy vermek... Sonra da sosyal medyadan duyurma çabası...

BİR RENK DAHA SOLDU
Ben çok da duygusal yazamam... Yukarıdaki sözcükler dökülüverdi o arada... Sonrasında boş boş gezinmek... Yaşları da frenlemek olanaksız... Sıcağı sıcağına en dokunaklı ve de gerçek sözcükler İlyas Özgüven’den: “İzmir’in en güzel abisi Nedim Demirağ veda etti bize. Benim en güzel abim gitti öylece. Ne diyeyim, nasıl diyeyim gitti diye. İzmir’in bir rengi daha soldu. ‘Koca Arnavut’ diye seslendiği Ahmet Piriştina ile gülerler mi artık bize birlikte? Hayatımı yazıdan kazandım sayesinde. Nurlar içinde yat güzel abim. Koca yürekli, yufka yürekli dev adam. Hakkını ödeyemem. Yattığın yer incitmesin.”

TANIMAYANLAR BİLE SEVERDİ
Kafamdaki Nedim Demirağ’ı yazmış: “İzmir’in en güzel abisi...” Gerçekten de yalnızca 21 yıl Ege Temsilcisi olduğu Hürriyet’in değil, İzmir’in abisiydi o... Tanımayanlar bile mutlaka adını duymuş ve benimsemişti, “Nedim Abi” diye... “Nedim Bey” diyen de vardı doğal olarak. Ama benim, bizlerin abisiydi.

ADAM GİBİ DEĞİL, ADAMDI
21 yıl çalıştık birlikte. Çok şey paylaştık. Birlikte heyecanlandık, sevindik, güldük, gülümsedik, kahkaha attık... Güzellikleri paylaştık. Acıları, olumsuzlukları da... Öfkelendik bazen birlikte, bazen buğulandı gözler, yaş damladığı da oldu. Çok şey öğrendik ondan... Yöneticiydi, arkadaştı... Bir bakardık alçak gönüllü bir öğrenci olurdu gerektiğinde. Ama sonuç olarak, büyüklü, küçüklü herkesin abisiydi. Hani, “Adam gibi adam” denir ya, o değildi. Çünkü adamın hasıydı...

GURUR, HEYECAN GÜNLERİ

Yazının Devamını Oku

Suyumuzun tek damlasını bile çok dikkatli kullanmak şart

 MUSLUKTAN “Tısssss” gibi sinir bozucu bir ses gelmesini isteyen var mıdır? Mutlaka yoktur.

Salgın, deprem derken fırsat olmadı, sudan, kapımıza kadar gelen susuzluk tehlikesinden konuşalım. Tüm ülkede yağışlar barajları dolduramadı. Umudumuz yeni yağışlarda... Tabii ki sel, su baskını, heyelan gibi felaketlere neden olmamasını da diliyoruz. Malum, bu yıl ülke olarak yeterince olumsuzluk gördük, etkilerini de yaşıyoruz...

BARAJLARIN SON HALİ
“Suya dikkat” derken İzmir’e bir göz atalım... Barajların durumuna... Kaynak, 13 Kasım’daki İZSU verileri... İşte barajlardaki su miktarı ve doluluk oranları:
Tahtalı: 107 milyon 60 metreküp, yüzde 37.30. Balçova: 1 milyon 192 bin metreküp, yüzde 15.64. Gördes: 24 milyon 355 bin metreküp, yüzde 5.32. Ürkmez: 2 milyon 469 bin metreküp, yüzde 65.59. Güzelhisar: 66 milyon 561 bin metreküp, yüzde 46.42. Alaçatı Kutlu Aktaş: 2 milyon 346 bin metreküp, yüzde 14. 66.

GEÇEN YILIN RAKAMLARI

Yazının Devamını Oku