Survivor ve Açlık

Meraklılarının gözü aydın: Survivor yeni sezonuyla ekranda.

Haberin Devamı

Milyonlarca kişi kendi ekmek kavgasını unutmak için, yine para karşılığında aç kalanların mücadelesini izleyecek. Gerçek ‘survivor’, yani atalarımızın hayatta kalma savaşı ise ekrandakinden çok daha çetindi.

 

Hani derler ya, “açlık insanı insanlıktan çıkarır”, “açlık insana her şeyi yaptırır” diye… Elbette bu sözler boşuna söylenmedi. Tarım Devrimi öncesinde yaşayan atalarımız hayatta kalmak için nüfusun sınırlandırılması gerektiğinin farkındaydılar. Ne de olsa kendi yaşam alanları (Survivor’daki ada) kalabalıklaştığında gıda kaynakları yetersiz kalabiliyordu. Bu durumda ‘gidecek ismin belirlenmesi’ kaçınılmazdı. Neyse ki hastalıklar ve zorlu doğa koşulları ‘gidecek’ isimleri kolayca belirliyordu. Zaten ortalama yaşam süresi, tahminlere göre kadınlar için 29, erkekler için 33’tü. Ayrıca hayatta kalanlar, gidenlerin yerine, yenilerinin gelmemesi için önlemler geliştirdiler.

 

Haberin Devamı

KIZ ÇOCUKLARIN ÖDEDİĞİ BEDEL

 

Nüfus bilimciler, Yontma Taş Devri denilen dönemde avcı-toplayıcı gruplarda yeni doğan bebeklerden en az %23-%35’inin ölüme terk edildiğini tahmin ediyorlar. Bu “vahşi” uygulama, onlar için hayatta kalma önlemiydi. Elbette nüfusun denetlenmesi için ölüme terk edilecekler kız çocukları olmalıydı: Çünkü nüfus sadece kadınlar aracılığıyla artıyordu! Pek çok araştırmacı, günümüze dek uzanan kız çocuklarını ikinci sınıf görme / istenmeyen ilan etme eğilimin kökeninde bu çevresel etkenin olduğunu düşünüyor. Bugün bizim için vahşet olan bu tercihin sadece ‘taş devri’ne özgü olduğunu sanmayalım. İslam öncesinde bazı bedevi kabilelerinde görülen kız bebeklerin çöle bırakılmasını da aynı doğrultuda değerlendirmek gerekir. Bu tür korkunç, “bireysel nüfus kontrolü” yöntemleri Çin başta olmak üzere Asya’nın pek çok bölgesinde, 19.Yüzyıl’da bile görülüyordu.

 

AÇLIK HER AN KAPIDA

 

Haberin Devamı

Tarım Devrimi sonrasında her şey güllük gülistanlık olmadı elbette. Düşük verimlilik bir yana hasadın saklanması, uzak diyarlara ulaştırılması ve bozulmadan korunması çok ciddi bir sorundu. Kuraklık, doğal afetler, salgın hastalıklar, savaşlar, en zengin şehirleri bile (örneğin İstanbul) kıtlıkla karşı karşıya bırakıyordu. Kıtlık ve açlık, çok daha yakın tarihlerde bile karşımıza çıkar. Ankara başta olmak üzere Orta Anadolu’da 1873-75 yıllarında yaşanan kıtlıkta insanlar açlıktan ölmüş, saman temin edilemediği için binlerce hayvan kaybedilmiştir. Yakın dönemin en büyük facialarından biriyse, Karadeniz’den komşumuz olan Ukrayna’da, Sovyet döneminde yaşandı. 1932-33 yıllarındaki “Holodomor” adı verilen büyük kıtlıkta, en az 2 milyon kişi açlıktan hayatını kaybetti! Bu konu, Ukrayna ve Rusya arasındaki en önemli tarihi tartışmalarından birisi olmayı sürdürüyor.

 

Haberin Devamı

KOLTUKTA MEYVE YERKEN

 

80’li yıllarda “We Are the World” şarkısı eşliğinde Afrika’da açlık çekenlere “ah-vah” çeken medeniyetimiz, bugün de benzer tavırda. Dünya genelinde yüz milyonlarca kişi, insanların hayatta kalma mücadelesine seyirciyiz. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve daha pek çok yerde insanlar gönüllü olmadıkları bir ‘survivor’ içindeler. Yüzlercesi Ege’de bir ‘ada’ya katılmak için canını ortaya koyuyor. Aslında, modern dünyadaki çatışmaların kökeninde de “açlık” var. Ancak artık bu Taş Devri’ndeki atalarımızın hayatına mâl olan açlık değil, kapitalizmin doymayan mal-mülk açlığıdır. Hal böyleyken… ‘Medeniyet’in türlü güzelliklerinden yararlanıp, kendi ‘huzur adası’nda karnını doyuran, TV karşısında meyvesini-tatlısını yiyen güçlülerin ‘zayıfları’, ‘sayısı çok artan doğurganları’, ‘küçükleri’ vahşi doğaya bırakmalarına neden şaşıralım ki?

Haberin Devamı


Bakalım bu Survivor’da hangi sürprizlerle karşılaşacağız; kim kiminle ittifak kuracak; adadan ilk kimler gidecek? Ünlüler mi, gönüllüler mi yoksa bir kez daha garibanlar mı?

 

Yazarın Tüm Yazıları