Misafirsiz iftar olur mu

Hepimiz ‘Evde kal’ çağrısına uymak durumunda olduğumuza göre bu sene iftarda misafir ağırlamak pek kolay olmayacak.

Haberin Devamı

Tüm yabancı gezginlerin hemfikir olduğu bir konu vardır: Türkler misafirperverdir. Hal böyleyken ramazanda misafir çağırmak özellikle sevilen bir âdettir. Davet sahibi “Ne ikram etsek, ne pişirsek?”, davetli ise “Giderken ne götürsek?” diye düşünür durur. İftar daveti dışarıda, yani bir restoranda olacaksa “Kaçta çıkmak gerekir?” sorusu başroldedir. Çünkü toplantınızın biraz uzaması bile trafikte iftara yetişme stresi anlamına gelebilir... Gelin görün ki bu bildik sahnelere bu ramazan pek tanık olamayacağız. Restoranlar kapalı, trafikten eser yok. Misafirlik daha ziyade tablet, bilgisayar ekranlarında yaşanacak, sofrada değil de akıllı telefon uygulamalarında buluşacağız. Ama çok daha eski zamanları düşününce buna bile şükretmek gerekmez mi?

Haberin Devamı

İKİ KİŞİYSEN ÜÇÜNCÜYÜ ÇAĞIR

Ateşi yak evlat! Bu gece soğuk bir gecedir.

Dışarıda dondurucu bir rüzgâr var.

Bu gece bir misafir getirebilirsen bil ki sen hürsün.

Çok eski bir Arap şiirinde misafir ağırlama arzusu böyle anlatılmıştır. “Ateş yakma” bir tür davet sembolü olduğu gibi yol gösterme amacı da taşıyordu. “Misafirler” daha ziyade uzaktan gelen kişilerdi. Çöllerde, bozkırlarda, dağlarda “Tanrı misafirlerine” sahip çıkılması, otellerin, restoranların olmadığı bir dünyada hayat kurtaran bir hareketti. Misafirperverlik bahsinde akla hemen “misafirlerin babası” künyesini taşıyan Hz. İbrahim gelir. Kuran-ı Kerim’de onun evine gelenlere cömert ikramlarda bulunması anlatılır. Hatta akşam misafiri yoksa dışarıya çıkıp “Halil İbrahim sofrasında” ağırlamak için birini aradığı rivayet edilir. Hz. Peygamber de “Kimin yanında iki kişilik yemek varsa üçüncü kişiyi, dört kişilik yiyeceği olan beşinci ya da altıncı kişiyi misafir etsin!” demiş, misafir ağırlamayan kimselerin hayırdan uzak olduğunu vurgulamıştır. Dede Korkut hikâyelerinin açılış bölümlerinde ise konuğu olmayan “kara evlerin” yıkılması dilenirdi.

Misafirsiz iftar olur mu

Haberin Devamı

BEREKETİN ONDA DOKUZU

Misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır” atasözü, misafir “azizlemenin” bir eve bereket getireceği inancını yansıtır. Geleneksel olarak misafir, ilk akşam en cömert ikramlarla, en güzel şekilde ağırlanırdı. İkinci ve üçüncü gecelerde ise ev halkıyla aynı yemekleri yemesi doğal karşılanırdı. Sonraki gecelerde ise misafirin ağırlanması bir vazife olmaktan çıkar, ev sahibinin sadakası olarak kabul edilirdi. Benzer bir anlayışla devletin sunduğu en önemli hizmetlerden biri de yollarda “trafik” güvenliğini sağlamak, yolcuların konaklaması için kervansaraylar inşa etmekti.

VEZİR-İ AZAM DAVET EDERSE

Osmanlı Devleti’nde iftar davetleri, yönetici sınıfın birbiriyle ilişkileri açısından hayli önemli bir yer tutardı. Hatta bu davetler zamanla sistematik hale gelmiş, iftara davet edilecek isimlerin listesi padişahın onayına sunulmuştur. Arşiv belgelerinin yanı sıra Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi’nin (ö. 1848) “Teşrîfât-ı Kadîme” adlı risalesinden öğrendiğimize göre iftar davetlerine genellikle ramazanın dördüncü gününde başlanırdı. İlk on beş günde ulema ve diğer bürokratlar, yirminci gecede yeniçeri ağası ve ocak ağaları çağrılırken sonrasında diğer askeri görevliler ağırlanırdı.

Haberin Devamı

MİSAFİRİN İYİSİ

Elbette tüm bu konukseverlik kültürünün bir parçası da “misafir edebi” idi. Atalarımız “Misafirin iyisi gelir gider kuş gibi, misafirin kötüsü oturur baykuş gibi” demiş. Aynı konuda “Misafir umduğunu değil bulduğunu yer” sözünü hemen herkes bilir. 12. yüzyıla ait bir kıssa, ramazandaki misafir sabrı ve hoşgörüsü hakkında sıra dışı bir örnektir. Rivayete göre adamın birisi yolda karşılaştığı Basra’nın sayılan sufîlerinden Ahmed er-Rifâî’yi iftara davet etmiş. O da bu daveti geri çevirmemiş. Konuğuyla birlikte evine varan adam, ailesine haber verip sofra hazırlığı yapmak için izin isteyerek içeri girmiş. Eve girdikten az sonra duyduğu ezan sesiyle orucunu açmış. İftar heyecanıyla kapıdaki misafirini tamamen unutmuş. Gayet güzel bir şekilde yemiş içmiş. Nice nice sonra yatsı namazını kılmak üzere evden çıktığında ne görsün, yaşlı başlı misafiri kapıda sabırla kendisini bekliyor! Adam dalgınlığından ötürü çok utanmış, tekrar tekrar özür dilemiş. Ancak karşısındaki gönül dostu onu hiç incitmediği gibi bir de üstüne teselli etmiş: “Hiç üzülme evlat! Ziyanı yok. Bunda da vardır bir hayır. Haydi, gidelim namazımızı kılalım. İstersen yine iftar ederiz”.

Yazarın Tüm Yazıları