GeriMustafa DENİZLİ 90 değil 3 dakika yetti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

90 değil 3 dakika yetti

Beşiktaş, son dönemlere göre daha istekliydi ama henüz ligin ilk devresindeki çizgiye gelemedi. Ancak bu galibiyet psikolojik açıdan siyah beyazlıları olumlu etkileyecek.

Son haftalarda Beşiktaş kazanıyor ama oyunu keyif vermiyordu. Dün ise aksi bir görüntüyle maça başladı...

EVET, tempolu başlayan Beşiktaş, orta sahası çok kolay geçilen Bursaspor... Beşiktaş, oyuna tam hakim başlamışken, ilk Bursa atağı gol oldu.
Bir lider takım, defans arkasına bu kadar kolay adam kaçırmamalı. Atınç, bir pozisyonda koşu yaparak, bir diğerinde de bireysel hatayla Bakambu’yu iki kez kaçırdı. Biri gol oldu, diğerini ise Cenk kurtardı.
Bursa’da özellikle Ozan Tufan, ilk devrede etkili futbolunun çok uzağındaydı. Keza Belluschi... Ve Bursa’nın saha yerleşimi de tam Beşiktaş’ın istediği gibiydi. Siyah beyazlılar özelikle Serdar ve Gökhan’ın olduğu kanadı çok iyi kullanıyor. Aynı şekilde Motta’nın çıkışları da iyiydi. Bursaspor, sol kanadını ihmal etmiş gibi görünüyor.
Beşiktaş’ta Olcay, Demba Ba ve Gökhan devamlı arayış ve üretkenlik içinde. Sosa, Atiba ve Veli, onlara hücum desteği verirken Bursa ataklarında da doğru işler yapıyorlar.
Olimpiyat Stadı’nda oynayan takımlar için rüzgâr çok önemli bir avantaj. Bursaspor, ilk yarıda bunu kullanamadı. İkinci yarıda muhtemelen Beşiktaş kullanır.

Bursaspor beklentilerden uzaktı. Bunun sebebi Volkan Şen’in olmayışı mıydı?

İlk yarıdaki Bursa’nın görüntüsü, bu maçı çok zor kurtaracağı hissi veriyor insana. Beşiktaş, son haftaların görüntüsünden sıyrılmış gibiydi. Ki bu havayı sevmediği Olimpiyat’ta göstermesi de Beşiktaş için önemli. Beşiktaş iyi, ancak bir kaç hafta evvel Galatasaray karşısında izlediğimiz Bursa’dan ise eser yok. Bunu sadece Volkan Şen’in yokluğuna bağlamak mümkün değil. Bir futbolcu bir takımı tek başına bu kadar etkileyemez! Bursa’nın orta sahası, ligin birinci yarısında neredeyse en etkili orta sahasıydı ama şimdi Belluschi, Bekir, Ozan Tufan ve Josue ile o görüntüyü vermiyor. Kendi performanslarının yarısını ortaya koydular. Bursa, paniği bir türlü atlatamıyor. Çok pas hatası yapıyor. Beşiktaş baskısı da var ama hiç bir maçta baskıdan bu kadar etkilenmemişti.

İkinci devreye konuk atak başladı ve Beşiktaş bir süre bocaladı sanki...

İkinci yarıya Bursaspor biraz daha toparlanmış görünerek başladı. Ama bu üretkenlik ve gol pozisyonuna girme manasında
bir toparlanma değildi. Bursa’nın bu maç öncesi en dikkati çeken tarafı, sezonun en iyi pas yapan takımlarından biri olması, iyi futbol oynaması ve mücadelesiydi. Fakat ikinci yarıda Beşiktaş’ın bütün tehlikeleri Bursa’nın çıkarken kaptırdığı toplardan kaynaklandı. Bir takım için bu inanılır bir durum değil. Ya topla çıkmayı ya da pasla çıkmayı denerken kaptırılan tüm toplar Beşiktaş atağına dönüştü.
Beşiktaş, bir arayış içerisinde fakat o etkin, üretici ve sonuca giden futbolu yoktu. Sadece istekliydi ama oyunun da hakimiydi açıkçası. Etkisiz Bursa’ya karşı çok iyi olmasa da istekli bir Beşiktaş, neticede bu oyunu değiştirecek bir görüntü ortaya çıkardı.

Öne çıkan isimler kimlerdi?

Atınç, ikinci devre tekrar oyuna dönüp başarılı oldu. Siyah beyazlılarda Gökhan çok etkiliydi. Kaleci Cenk de oyuna girdikten sonra güven veren bir performans ortaya koydu. Demba Ba da kritik penaltıyı gole çevirerek kalitesini gösterdi. Sosa ve Atiba, dışında sonradan oyuna giren Kerim ve Oğuzhan da öne çıktı. 3-2 kaybeden Bursa’da ise gariptir ki en çok öne çıkan isim kaleci Harun’du!


RAKİPLERİN DİRENCİNİ ETKİLER

Bu galibiyet Beşiktaş’ı bundan sonra nasıl etkiler?

Psikolojik olarak Beşiktaş’ı olumlu etkileyeceği kesin. Beşiktaş, son maçlarına göre biraz daha istekli ve canlıydı ama ligin ilk yarısındaki çizgisine hâlâ gelemedi. Fakat ne olursa olsun, Bursa’yı böyle geçmek hem liderliğini sürdürmesi, hem de rakiplerin direncini etkilemesi açısından önemli bir üç puan...


KARARLAR TARTIŞMALI

Hakemi nasıl buldunuz?

İlk yarıda hakemin bir kararı var. Bir hakem, bir futbolcuda hayati bir tehlike sezdiğinde ne olursa olsun oyunu keser. S.Aziz darbe almamış. Sadece düşme şeklinden kaynaklı bir durum var ve oyun alanının da dışında. Peki hakem burada atağı niye kesti, anlamadım!
Fernandao’ya hakem, neye binaen kırmızı göstermedi anlamak mümkün değil. Kırmızı için hem vicdan hem de kitap kuralına en uygun görüntü oluştu. Bursa’nın 2. golü ile Beşiktaş’ın penaltısı her türlü yoruma açık. Fernandao aktif alanda ve hareketli olduğu ofsayt çalınabilir. Şener’in Kerim’e müdahalesi penaltı için yeterli mi değil mi? Temas var ve Kerim dengesini yitiriyor. Hakem böyle yorumladı ama her iki karar da benim için tartışma konusudur.

X

Erhan’ın kaybı bizi derinden üzdü

Erhan, benim milli takımda ilk oda arkadaşımdı. İzmirli olduğunu orada öğrendim. Daha doğrusu hemşehri çıktık. Milli formayı beraber terlettik.

Yıllar sonra ben G.Saray’a geldim o Almanya’ya döndü. Alp Yalman ile bir gün ”Böyle bir düşüncem var, ne dersiniz?” diye konuştuk.

O da, Münih Türkgücü’nde oynuyordu. Olumlu baktık. Türkiye’ye gelmesine sağladık. Ve bizi mahcup etmedi. İlk geldiğinde ben yardımcıydım sonra hem teknik direktör olarak çalıştık. Kendine özgü bir insan ve futbolcu kimliği vardı. Takımın başarılarında büyük pay sahibi oldu. Sonra gayet tabii ki futbol kariyerinin sonuna geldi. Sonra rahatsızlandığı ve İzmir’e gittiği haberini aldım.

Onun genç yaşta bir rahatsızlık sonucu aramızdan ayrılması Türkiye’deki tüm futbolseverleri ve bizi derinden üzdü. Tabii ki hizmetleri hiçbir zamanı unutmayacak. Mekanı cennet olsun.

<iframe width="900" height="506" src="https://www.youtube.com/embed/5beNHnBUkyc" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

 

 

Yazının Devamını Oku

Mustafa Denizli'den Mesut Özil eleştirisi! Trabzonspor maçında...

Hürriyet Gazetesi yazarlarından Mustafa Denizli, Fenerbahçe'nin deplasmanda Trabzonspor'u 1-0 mağlup ederek şampiyonluk yolunda kayıpsız döndüğü kritik virajı değerlendirdi.

Kaybeden takım özellikle de Trabzon tamamen yarışın dışına çıkacaktı. Fenerbahçe ise çok büyük bir avantajı kaybedecekti...Bu kadrosuyla Trabzon’un son 10 maçta aldığı sonuçlar bir mucize ötesiydi. Abdullah Avcı başarısıydı. Karşısında biraz güçlü ve kaliteli takım olunca eksikleri daha ön plana çıktı.

1- Maç başlarken görünüm 2 takım için nasıldı?
2- Erol Bulut ve Abdullah Avcı’nın tercihleri nasıldı?
3- Öne çıkan ve fark yaratan ne vardı karşılaşmada?
4- Seyircili bir maç olsaydı bu hangi takım için avantaj olurdu?
5- Forma tercihleri bir fark yaratır mı takımlar üzerinde?
6- Kulübede duruş ve oyuna müdahalede kim daha başarılıydı?

Yazının Devamını Oku

Kolektif futbol kaliteye galip geldi

Derbi öncesi Fenerbahçe daha önde görünüyordu ama sahada böyle olmadı.

“Fenerbahçe kazansaydı çok önemli bir puan farkı yapacaktı ezeli rakibine karşı. Ancak bu şansı kullanamadı. İki maçta Galatasaray’a gol dahi atamadı. Ve şimdi puanlar eşitlendi. Fenerbahçe, Türkiye’nin en kaliteli yaratıcı orta saha oyuncularına sahip. Ama bunu bir türlü kullanamıyor.”

Bütün Türkiye’nin merakla beklediği maç öncesi bireysel olarak iki takımı karşılaştırdığımızda Fenerbahçe’nin Galatasaray’a oranla daha iyi olduğunu söyleyebileceğimiz bir derbiydi. İlk yarıda her iki takım için kısır bir oyun sergilendiğini söyleyebiliriz. Belki de bu yarının en önemli pozisyonlarından bir tanesi Samatta’nın vurup Muslera’nın kollarında kalan bir yan toptu.

İlk devrede özellikle Nazım’la Galatasaray’ın sol tarafını zorlayan bir Fenerbahçe vardı. Fakat burada esas sorun şu; Fenerbahçe’nin önde yer alan üçlüsü neredeyse birbirinin kopyası gibi.

Kolektif oyun anlayışı içerisinde yoklar. Birbirleriyle saha içi dili son derece uzak. Tek tek baktığınız zaman bireysel olarak iyiler ama bir araya gelince üretkenlikleri son derece düşük.

MOHAMED GEÇEN YIL BENiM TREZEGUET’YE SORDUĞUM iKi OYUNCUDAN BiRiYDi

İkinci yarı heyecan ve pozisyon bakımından daha zengindi. Bir defa Fenerbahçe orta sahası kabul etmek gerekir ki Türkiye’deki en kalite yaratıcı ayaklara sahip futbolcularından kurulu. Bu, bir takımın hem önde hem arkada oynayan oyuncuları için büyük avantaj. Fenerbahçe bunu bir türlü kullanamıyor. Zamanla mutlaka kullanacaktır. Galatasaray’ın attığı gol bir anımı aklıma getirdi.

Geçen yıl ben, başında bulunduğum takıma almak için Trezeguet’e Mısır’dan iki futbolcu sormuştum. Bunlardan biri Mostafa Mohamed’di. Mohamed dün hem attığı golle hem yan toplardaki hakimiyetiyle Galatasaray’a büyük katkı sağlayacağını gösterdi.

GALATASARAYLI FUTBOLCULAR SAKiNDi

Yazının Devamını Oku

Genellikle her şeyi tek başına yapardı çünkü o 'olağanüstü' idi

Futbolda ‘olağanüstü’lerin beyinlerinde, diğerlerinden farklı olarak ilaveten bir radar bulunur. Neredeyim, o nerede... Bütün bunları yapacak zeka, hissetme ve görüş yeteneğine sahiptir. Bazılarının 3-5 kişiyle yaptığı sonuca gitme işini tek başına yapabilir. Maradona bunu genellikle tek başına yaptı.

Dünyada çeşitli meslekler vardır; sinema gibi, edebiyat gibi, politika gibi, mühendislik gibi. Bütün bu sektörlerde ön plana çıkan insanlar vardır. Bu insanların özellikle kendi dallarıyla ilgili kişisel yaratıcılıkları, beyinleri, vizyonları, onları farklı kılar ve farklı bir yere koyar. Futbol ve diğer spor branşları da böyle değerlendirilir.

FUTBOL KOLEKTİF OYUNDUR AMA...

Futbol genelde kolektif bir oyun olarak değerlendirilir fakat bu kolektif oyun içerisinde herkes aynı çizgide ve yetenekte değildir. Futbolda vasatlar vardır, iyiler vardır, çok iyiler vardır, mükemmele yakınlar vardır. Bir de olağanüstüler vardır... En az sayı işte bu olağanüstü dediğimiz sınıftadır. Bunlar da futbolun icat edildiğinden beri, hadi bir demeyelim de, iki elin parmaklarını geçmez sayı olarak. Maradona’ya baktığın zaman, 1.70’i bulmayan boyuyla hatta biraz kilolu gözüken fiziğiyle neler neler yaptı ki, bugün sadece ülkesi Arjantin’de değil, bütün dünya ülkelerinde, spor programlarının dışındaki siyaset, ekonomi ve kültür programlarında da ondan bahsetme ihtiyacını ve zorunluluğunu duydular.

<iframe width="1280" height="720" src="https://www.youtube.com/embed/85XbfpDT78M" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

FUTBOL BİR ZEKA OYUNUDUR

Futbol bir zeka oyunudur bireysel olarak. Bu zeka ve yetenek farklılıkları sizi olağanüstüler sınıfına koyar. Futbol zekası dediğim ayrı bir zeka türüdür. Yaratıcılık, hissetme, koordinasyon, beyin ile adalenin birlikte çalışması vs. hepsi mevcuttur. Fakat olağanüstülerde bir farklı mevcudiyet vardır. Onların beyinlerinde, diğerlerinden farklı olarak ilaveten bir radar bulunur. Neredeyim, o nerede, oradaki benim takım arkadaşım olabilir, rakip olabilir... Bütün bunları yapacak zeka, hissetme ve görüş yeteneğine sahiptir. Görmez ama görür. Bu his de mevcuttur

BİR TERCİH YAPMALIDIR

Ve bir tercihe kendini zorlar. Bu tercih zaman zaman onu kolektif anlayışın içine sokar, zaman zaman da çevresiyle beraber yapacağı işleri tek başına yapmayı dener. Niye dener? Çünkü o zekaya, o yeteneğe sahiptir. Kendine güveni vardır ve tamdır. İşte bugün akıllarda kalan bu olağanüstülerde çok olağanüstü görüntüler mevcuttur. Nedir o? Bazılarının 3-5 kişiyle yaptığı sonuca gitme işini tek başına yapabilir. Maradona bunu genellikle tek başına yaptı.

Yazının Devamını Oku

Futbolda tecrübeyi parayla satın alamazsın

Pandeminin Başakşehir hariç 3 takımı olumsuz etkileyeceği açıktı. Çünkü G.Saray, Trabzon ve Sivas taraftar desteğini müthiş yaşayan takımlardı.

- Bir sezon geride kaldı, sizce Medipol Başakşehir şampiyonluğu hak etti mi?

Başakşehir şampiyonluğu hak etti. Niye hak etti? Türkçe’de bir laf vardır ‘damdan düşen halden anlar’ diye. Bununla kastım çok açık. Geçtiğimiz yıllarda Başakşehir, Abdullah Avcı, ile birkaç kez şampiyonluk yörüngesine girdi. Ama o dönemde şampiyonluk yarışı hem daha farklı takımlarla, hem de “Hızlı” bir şekilde devam ediyordu. Hızdan kastımı anladınız herhalde... Pandemi dönemi ve lige verilen aradan söz ediyorum. Yarışta 4 takım vardı. Trabzon, Galatasaray, Başakşehir ve Sivasspor. Pandemi döneminin Başakşehir hariç 3 takımı olumsuz etkileyeceği çok açıktı. Çünkü Galatasaray da, Trabzonspor da, Sivas da taraftar desteğini müthiş yaşayan takımlardı.

OKAN BURUK FAKTÖRÜ

Pandemi dönemi girmeseydi favorim Galatasaray’dı. Zirve ile arasında 3 puan fark vardı. Ama Covid 19 nedeniyle verilen ara sonrası yaptığım bir röportajda Başakşehir’in avantajlı olduğunu söylemiştim. Ve öyle de oldu. Şampiyonluktaki tek etken bu değil tabii ki. Başakşehir’in bir avantajı da futbolculuğunda şampiyonluğu yaşamış, bunun demek olduğunu bilen Okan Buruk gibi genç, başarılı ve çalışkan bir teknik adam... Ve elbette alternatifli bir kadro yapısı. Dolayısıyla bütün şartları değerlendirdiğin zaman içeride-dışarıda oynadığı maçlara baktığın zaman ‘Başakşehir bu şampiyonluğu hak etti mi?’ diye sorduğunuzda ben de ‘hak etti’ diyebilirim.

PANDEMİ VE SAKATLIK HIZLARINI KESTİ

- Trabzonspor şampiyonluğa bu kadar yakınken neden başaramadı?

Ünal Karaman’ın ayrılışı sonrası çok çalkantılı bir döneme gireceği beklenirken, soru işaretleri artarken, Hüseyin Cimşir ile sanki böyle bir değişiklik yaşanmamış gibi çok güzel bir çizgi takip ettiler ve güzel futbol oynadılar. Ama soru işaretleri de devam etti.

HEYECAN ZİRVE YAPMIŞTI

Yazının Devamını Oku

Sessiz günlerin sonunda ışıklı geceler başlıyor

Uzun bir aradan sonra insanlar ekran başında, kafelerde ve evlerde tekrar futbol konuşmaya başlayacak. Ve sosyal yaşamımızdaki önemli bir eksiği doldurmuş olacaklar.

Yarışın en heyecanlı haftalarında mecburen verilen aradan sonra tekrar başlıyoruz. Özlenen birçok kare tekrar canlanacak ama bu karelerin en önemli unsurlarından biri eksik olacak. Futbolun taraftarsız oynanması, saha içini de saha dışını da olumsuz etkileyen faktörlerden biri. Heyecanlı bir filmin devre arasında filmi seyredenler, ‘İkinci yarıda neler olacak, film nasıl sonuçlanacak?’ diye fikir yürütürler ve filmin sonunu beklerler. Bir de 34 bölümlük bir dizi film olarak düşünelim. 26 bölümünü izledik. Finali son 8 haftası olacak bu dizi film nasıl bitecek? Bunu merak edip konuşuruz. Bu dizinin son bölümü için özellikle yukarıdaki 4, aşağıdaki 6 arasında müthiş bir yarış bizi bekliyor. Nerede bekliyor? Ekran başında.

DÜDÜKLER BİLE ÖZLENDİ

Bu insanlar atılan şutları, kaleci kurtarışlarını hatta ve hatta hakem düdüklerini dahi özlediler. Başlangıç haftasının hemen sonrasında Ziraat Türkiye Kupası’nda final niteliğinde olabilecek bir Fenerbahçe-Trabzon maçı da Alanya-Antalya ile beraber ayrı bir renk ve heyecan katacak. Bu arada futbolcuların, teknik adamların işlerinin bu ortamda zor olacağını, konsantrasyon kaybı olabileceğini hep söyledik. Favorisi olmayan bir dörtlü grup yukarıda, ki bu grubun içerisinde Trabzonspor, Başakşehir, Galatasaray ve Sivas var. Önümüzde öyle bir 8 hafta bulunuyor ki; lig sonunda 2 hatta 3 takımın aynı puanlara erişme şansının dahi olabileceği haftalar. Aşağıdaki takımlar da en az yukarıdaki kadar heyecanlı ve Süper Lig’e tutunma yarışlarının olacağı maçları yaşayacaklar. Muhtemelen hakemlerin kendi adına daha rahat maç yönetebileceği haftalar diye de düşünebiliriz. Şartlar ne olursa olsun taraftar gruplarının, hakem kararlarına verdiği tepkiler zaman zaman hakemi dahi zor durumda bırakabiliyordu.

AVANTAJ BAŞAKŞEHİR'DE

Üstteki dörtlü gruptan taraftar desteğiyle oynamaya daha alışmış 3 takım var; Galatasaray, Trabzonspor ve Demir Grup Sivasspor. Daha az seyirciye sahip olsa da Medipol Başakşehir, bu yarışın favorisi değil belki ama muhtemelen şartlar gereği en avantajlısı diyebiliriz. Çok uzun bir aradan sonra Türkiye’deki insanlar ekran başında, kafelerde, evlerde, her yerde tekrar futbol konuşmaya başlayacak. Ve sosyal yaşamımızdaki önemli bir eksiği doldurmuş olacaklar. Bugünkü şartlar son haftalarda değişir ve taraftar gruplarıyla oynanacak maçlar olursa, bu durum yeni başlayacak sezon için de olumlu bir çağrışım yaratacaktır.

HER ŞEY TAMAMSA GÜZEL

Görsel ve yazılı medya, radyolar, telefon trafiği, yüz yüze görüşmeler günlük yaşamımızın önemli bir bölümünü tekrar kapsayacak. Bu anlamda bütün takımlara bu yarışta bol şanslar diliyorum. Hem şampiyonluk adına hem de ligde kalma adına mücadele edenlere. Onlar için heyecan hat safhada olacaktır. Böyle bir 8 hafta bugün start alıyor. Yavaş yavaş ilk haftadan sonra insanların neler hissettiğini, eskiyle yeniyi kıyaslarken nelerin değiştiğini onlardan da duymuş ve görmüş olacağız. Kısacası durum budur. Lig yarışı başlıyor. Ama bir laf vardır: Her şey tamamsa her şey güzeldir. Bizde her şeyin tamam olduğu haftalarda bu güzelliğe kavuşmak umuduyla...

Yazının Devamını Oku

Seni mahcup etmedim!

Mustafa Denizli, 1965 yılında kendisini Altay Kulübü’ne getiren Prof. Dr. Orhan Cura’yı kaybetti. Tecrübeli çalıştırıcı, Cura’ya bu satırlarla veda etti...

Her gün yaptığım işlerden, mahalle arkadaşlarımla birlikte birini daha yapıyordum. Yani sokak arasında top oynuyordum. Yolun başında bir cip durduğunu fark ettim. Oyun bittiği zaman cipten bir beyefendi indi, yanıma geldi. “Adın ne?” dedi. “Mustafa efendim” dedim. “Altay’ın genç takımında oynamak ister misin?” dedi. Liseye de başlamam lazımdı. Lise de İzmir’deydi. “Tabii oynamak isterim efendim” dedim. Kartını çıkardı, bana uzattı. “Benim adım Orhan Cura, doktorum. Aynı zamanda Altay’da yönetim kurulundayım. Haziran ayında sezon açılışı var. Bu kartla kulübe gel” dedi. Sezonun açılış günü kulübe gittim. Çok geniş kadro içerisinde gençler de vardı. Bunlardan biri de bendim. Mutluluktan uçuyordum. Aradan bir yıl geçti. Mayıs ayında bana “Senden futbolcu olmaz” dediler.

Ağlayarak Çeşme’ye döndüm. Orhan Abi, Çeşme’ye geldiğinde bana uğradı. Çok üzgün olduğunu, bana üzülmememi söyledi. Ben de ona “Orhan Abi ben futbolcu olacağım” dedim. Bu konuşma mayısa ayının sonundaydı. O günden itibaren plajda sabahın köründe, akşamın karanlığında ormanlarda 3.5 ay gece gündüz durmadan çalıştım çalıştım çalıştım. “Senden futbolcu olmaz” dediklerinden 5 ay sonra Mersin’de Romanya’ya karşı oynayan Türk Genç Milli Takımı’nın santrforu olarak sahaya çıktım. Ardından Ümit ve A Milli Takım’da da oynadığım dönemler onun en mutlu zamanlarıydı. Ve sonra 18 yıl Altay forması altında uzun yıllarını da kaptan olarak geçirerek bütün gençliğimi, futbolculuk yaşamımı burada sürdürdüm. Dünyanın en mutlu insanlarından biriydi. 1979- 80 sezonunda takım kaptanı olarak Türkiye Kupası’nı kaldırdığımda bana ağlayarak sarılışı hayatım boyu unutamayacağım bir andı.

Bugün böyle büyük bir tıp adamının bir büyük Altaylı’nın daha vefat haberini aldım. Bütün aile fertleri tıp insanlarından oluşan Orhan Abi hayat çizgimi belirleyen bir insan oldu. Onu mahcup etmediğim için büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Hem çok sevdiğim ailesinin hem içinden yetiştiğim Altay camiasının hem de Türk tıp camiasının başı sağ olsun. Bana verdiklerin ve kazandırdıkların için yaşamım boyunca minnettarlığım devam edecektir. Huzur içinde, nurlar içinde uyu. Mekanın cennet olsun canım Orhan Abi’cim.

Yazının Devamını Oku

Yumurtasız omlet

Tempolu mu çekişmeli mi pozisyonlu mu hissedemediğimiz bir 90 dakika.

OYNAYAN takımlar Süper Lig’in 1 ve 2. sıralarını işgal eden takımlar. Ve de akşam oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçı da keza aynı şekilde. Belki bir taraftarın sezon boyu en fazla görmek istediği hafta. Neticede, yani atmosferini yaşamadığın, futbolun tempolu mu pozisyonlu mu, çekişmeli mi geçtiğini çok rahat hissedemediğimiz bir 90 dakika.

HAKEMiN iŞi KOLAYLAŞTI

AMA hissettiğimiz çok güzel bir şey şampiyonluğuna oynayan 2 takım futbolcularının saha içinde son derece olumlu davranışları, birbirlerine saygıları hem kendilerinin hem de karşılaşmanın hakemi Fırat aydınus’un işini kolaylaştırdı.

2 STOPER DEMBA BA’DAN UZAK KALINCA

BAŞAKŞEHİR golünde Trabzonspor’un iki stoperinin bu kadar kritik bir pozisyonda Demba Ba’dan bu kadar uzak kalması golü getirdi. Genellikle Trabzonspor’un daha baskılı göründüğü bir maç, Galatasaray’ın da beraberlik durumunu çok etkilemeyeceği bir sonuç oldu. Bu yazıyı yazarken Galatasaray maçı oynanmadı ama ne olursa olsun Galatasaray bu sonuçla en azından psikolojik olarak Beşiktaş karşısına çok stresli çıkmayacaktı.

Yazının Devamını Oku

Oynayanı ve izleyeni bu zevkten mahrum etmeyin

Temposu olan bir maçtı. Fakat tribünlerin boş olması bu hissi insanlarda yaşatmıyor.

DEVAMLI söylediğimiz; futbolun bir seyir oyunu olduğudur. Bu seyiri sağlayan da taraftar dediğimiz, futbol izleyicisi dediğimiz gruplar... Öyle bir zamana denk geldik ki; Avrupa futbolu durmuşken biz belki de ligin kaderini belli edecek haftayı ev sahibi takımların bu avantajını kullanamadan geçtik. Oyunun geneline baktığınız zaman bu bahsettiğimiz taraftar psikolojisi, şartlar ne olursa olsun ev sahibi takım için bir itici güç, rakipler için bir baskıdır. Bugün bu unsurlar ortadan kalktı. Oyunun geneline baktığınızda G.Saray’ın daha istekli, daha sonuç odaklı oynadığı ve zaman zaman da sonucu değiştirecek pozisyonlar bulduğunu söyleyebiliriz.

PUANI iKi iSiM GETiRDi

Beşiktaş maçın belki ilk ve son tehlikeli atağını N’koudou ile yarattı. Muslera bu pozisyonda son derece başarılıydı. Beşiktaş’ın derbide puan kazanmasının en önemli faktörlerinden biri Sergen Yalçın’ın kanatta kullandığı Boyd ve N’koudou oldu. Galatasaray’ın gol ataklarının özellikle Mariano tarafından geldiğini düşü
nürsek N’koudou, Mariano çıkışlarını engelledi. Oradan tehlike yaşanmasına fırsat tanımadı. Keza aynı şekilde Boyd da Saracchi’nin çıkışlarına mani oldu. Zaman zaman çıktılar.

HENRY ONYEKURU SONUCU BELiRLEDi

İkinci yarıda Belhanda-Ömer değişikliği Galatasaray’a daha fazla hareketlilik daha fazla hücum etkinliği kazandırdı diyebiliriz. Ama burada en önemli faktör bence maçın sonucunu tayin eden futbolcu Onyekuru oldu. Onyekuru’nun maçın içinde o kadar önemli 3 tane pozisyonu var ki bunların bir tanesi kendisi için 2 tanesi de ki rahat pozisyonlardı maçın en net gol pozisyonu, gol olacak pozisyonlarında pas isabetini bulamadı. Temposu olan bir maçtı. Fakat tribünlerin boş olması bu hissi yaşatmıyor. Halbuki 50 bin kişi ile oynanacak bu maç, taraftara ve TV başındaki insanlara keyif verebilirdi. Her iki takımın iyi niyetle mücadele eden herhangi bir gerginlik yaratmayan oyunun bu manada ilk defa bir derbi yöneten hakemin işini kolaştırdığını da söyleyebiliriz.

GALiBiYETE YAKIN TARAF NET GALATASARAY’DI

GALATASARAY kazansaydı düşündüğü hedefe çok ciddi bir adım atmış olacaktı. Haftayı kapatırken, haftaya başladığımız görüntü dışında bir tablo ortaya çıkmadı. Galibiyete yakın olan taraf net biçimde Galatasaray’dı. Şimdi bu pazarı değerlendirecek olursak belki bu tablodan bugün itibariyle en kazançlı takım kazandığı takdirde Sivasspor olacak. Ve bugün ortaya çıkan tabloda takımlar şunu söyledi “Biz bu yarışı beraber sürdürmek istiyoruz.” Ve görünen o ki bu yarış bir müddet daha Sivas’ın kazanması halinde 4’lü devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Galatasaray en zor virajı 20 yıl sonra kayıpsız döndü

Maçtan önce herkesin düşündüğü; takımların derbiye hangi kadrolarla çıkacağıydı.

Daha farklı kadrolar olabilir miydi, olabilirdi. Olması da lazımdı. Özellikle Fenerbahçe açısından. Psikolojik olarak baskı altında olan Fenerbahçe, Galatasaray’ın girdiği iki net pozisyonu değerlendirememesiyle biraz kendine geldi. Esasında bu pozisyon, iki şeyi gerçekleştirdi. ß Galatasaray’ın yaşadığı psikolojik baskıyı belki biraz daha artırdı. Fenerbahçe’nin de toparlanmasına neden oldu.

BASKI ARTABİLİRDİ

Penaltı pozisyonuna kadar oyunda daha iyi görünen Galatasaray’dı. Devamında Galatasaray’ın gol bulma şansı büyük ölçüde duran toplardan olabilirdi. Nitekim öyle oldu. Onyekuru oyunun başındaki pozisyonları değerlendirse, esasında Fenerbahçe zaten psikolojik olarak yaşadığı baskıda hissettiklerini daha fazla hissedebilirdi.

İYİ NİYET ÖNEMLİ

Ama burada esas önemli olan, futbolcuların derbide iyi niyeti ve sorumluluğu ile hakeme yardımcı olmaları. Yardımcı olmaya çalışacakları yerde, tam tersi hakemi zorda bırakacak ve taraftarın önüne atacak davranışları oldu. Türk futbolunun en büyük sorunu bu. Yüzyıldan fazladır devam eden rekabette futbolcular, daha sorumlu olmalı ve taraftarlara olumlu mesajlar vermeli. Türkiye’de bunu göremiyoruz. Gördüğümüzde de herhalde bayram edeceğiz. Her şeye itiraz, dünyanın hiçbir yerinde olmaz. Oyunda kalite yok. Heyecan son derece yüksek.

BÜYÜK AVANTAJ

Galatasaray tecrübesiyle bu yarışta sonuna kadar olacağını gösterdi. Şundan gösterdi; en zor virajı hiç hasar olmadan atlattı. Ciddi bir avantaj. Galatasaray’ın pozisyon üretmesine Fenerbahçe’nin tercihleri neden oldu

HENRY ONYEKURU GECEYİ 3-4 GOLLE BİTİREBİLİRDİ

Yazının Devamını Oku

Sezonun en değerli 3 puanı

Trabzonspor dün kendisi için son derece önemli olan 3 puanı aldı. Futbol olarak oynadığı oyunun karşılığını aldığı dersek gerçekçi olmaz. Üretkenliği son derece azdı. Özellikle ilk yarıda orta sahada Fenerbahçe o kadar rahat top kullandı ki Trabzonspor’un üstünlük kurması mümkün değildi.

Türkiye'nin bu hafta itibariyle kilitlendiği bir maçtı. Karşılaşma öncesi eskiden devam eden rekabetin üst düzeye çıktığını oynanmadan önce söyleyebiliriz. Özellikle belirtmek lazım ki, uzatma bölümüne kadar sahada iyi niyetle mücadale eden oyuncu bir grubu vardı. Trabzon oyuna o kadar gergin başladı ki yediği golle gerginliği duble yaptı. Maça tam anlamıyla şokla başladı. Oyunun kaderini tayin eden adam Uğurcan oldu. Trabzonspor dün kendisi için son derece önemli olan 3 puanı aldı. Futbol olarak oynadığı oyunun karşılığını aldığı dersek gerçekçi olmaz.

SÖRLOTH’UN AKILLI KOŞUSU

Üretkenliği son derece azdı. Özellikle ilk yarıda orta sahada Fenerbahçe o kadar rahat top kullandı ki Trabzonspor’un üstünlük kurması mümkün değildi. Sörloth’un akıllı koşusu, Ekuban’ın akıllı pası, Sosa’dan her zaman beklediğim akıl dolu bir ters top ve devamında kafayla indirilen topa novak’ın vuruşu.

MIKEL GİRİNCE...

İkinci yarıda Kruse’nin bu kadar rahat oynamasına Trabzonspor tedbir almayı düşündü ve Mikel’le bu alanları kapattı. Bu Fenerbahçe’ye ciddi bir olumsuzluk olarak yansıdı.

SİYAH VE BEYAZ BİR ARADA!

Maçta tempo, mücadele var mıydı? Vardı. Bütün bunları yöneten de bir hakem vardı. Ali Palabıyık benim çok beğendiğim hakemlerden biridir. Gerçekten mükemmel kararlarla oyunu yakından izledi. Ama bazı pozisyonlarda o kadar ters hareketler yaptı ki izleyenlere siyah ve beyazı bir arada yaşattı.

STURRIDGE KATKI YAPAMADI

Yazının Devamını Oku

Sinir sistemine çelik ilave et

Fenerbahçe - Beşiktaş derbisini Hürriyet okurları için değerlendiren Mustafa Denizli, gergin tavırlarıyla dikkat çeken Ersun Yanal'a seslendi.

Maçın kaderini orta sahalar belirledi. Geçmiş haftalara bakacak olursak iki teknik adamın da belki hayatlarında bu kadar sıkıntılı, bu kadar baskı altında hazırlandığı maçlar olmamıştır.‘Kaderi orta sahalar belirledi’ derken Beşiktaş oyuna hem hücum hem defansif manada çok fazla katkı sağlamayan, etkili olmayan bir orta saha ile başladı. Buna karşılık Fenerbahçe orta sahası oyun yönetimini ele alan, organize edebilen ama bunlardan daha da önemlisi çok rahat topla buluşabilen bir görüntü verdi.

KRUSE’NiN EN RAHAT MAÇI

Özellikle Max Kruse futbol hayatının belki de en az baskı hissettiği maçını oynadı.

Beşiktaş’ın oyuna bu tercihle başlaması esasında Fenerbahçe tribünlerinin bir ölçüde belki sıkıntı yaşamamasına neden oldu. Çünkü Beşiktaş’ın bu başlangıçla önde top tutma şansı son derece düşüktü ve olmadı. Bu oyun Fenerbahçe’ye hem skor hem oyun üstünlüğünü getirdi.

TOLGA TERCiHi iSABETLiYDi

Tabii şunu söylemek çok yanlış olmaz... Fenerbahçe’nin Tolga’yı sol çizgide kullanması, Gökhan’ın son sezonlarda en az hücum etkinliği olan maçlardan birini çıkarmasına neden oldu. Bunun yanında Beşiktaş’ın gol atma şansı ancak Atiba’nın ilk yarı itibariyle bulduğu bir pozisyonla sonuçlandı. Beşiktaş bence maçtaki ideal kadrosunu 62. dakikada bulabildi. Kısacası temposu yüksek başlaması beklenen bir müsabakaydı. Öyle de başladı. Tempo bir yerde özellikle ilk 45 dakika itibariyle tek taraflı oldu. Bütün bu tabloya baktığım zaman maçı kazanan Fenerbahçe, rakibinin sadece 1 puan önüne geçti. Dolayısıyla bu tabloyu geçtiğimiz yıllardan da hatırlayacak olursak, Göztepe’ye kaybeden Galatasaray dahil bu yarışın mutlak içinde olacaktır.

VAZGEÇTiĞiN ZAMAN KAYBEDERSiN

Teknik adamların 90 dakikalık tercihleri başarılı ve başarısız olarak değerlendirilebilir. Ama bu takımlar bulundukları yerlerde bu teknik adamlarla bulunuyorlar. Dolayısıyla hatalarıyla ve başarılarıyla bu yarışın içinde devam ediyorlar. Bir hafta boyunca, ‘O kaybederse şöyle olur’ denilen senaryolara hiç gerek yok. Futbolda önemli olan yarışın sonudur. Kısaca şunu söyleyeceğim; yarışın içindeki takımlar kaybettikleri zaman değil, vazgeçtikleri zaman kaybederler. Ve benim gördüğüm kadarıyla hiçbirinde vazgeçme niyeti yok. Klasmanda yerleri ne olursa olsun, tarihleri boyunca bu yarışın içinde olan teknik adamlar hiçbir şekilde kopmazlar.

Yazının Devamını Oku

Maçın sonunu getiremediler

Hafta içi Vodafone Park’ta izlediğim Beşiktaş’a oranla dün sahada daha mücadeleci bir takım vardı ancak skoru lehine çeviremedi. Bursa müthiş dirençliydi. Sahada kalite olarak olmasa bile efor olarak sahada her şeyini ortaya koymayan futbolcu yok gibiydi.

-Beşiktaş Bursa’de iki puan bıraktı. Maç hakkında ne diyebiliriz?
-HAKİKATEN dişe diş bir 90 dakika yaşandı. Beşiktaş’ın hafta içinde oynadığı Partizan maçına gitmiştim. Dün, o maçtan daha istekli, en azından daha mücadeleci bir Beşiktaş vardı ama sonucu lehine çeviremedi. Bursaspor da müthiş dirençli, istekli bir futbol sergiledi. Beşiktaş özellikle ikinci yarının başında Oğuzhan’ın organize ettiği paslarla pozisyon yarattı, gol buldu. Bu hız bir 15 dakika devam etti. Bursa’nın maçı bırakmaya hiç niyeti yoktu nitekim düşündükleri golü son dakikalarda buldular. Karius ve Chedjou takımlarında ilk kez forma giydiler ve doğru tercih olduklarını gösterdiler. Sahada kalite olmasa bile efor olarak her şeyini ortaya koymayan futbolcu yok gibiydi. Keyifli bir 90 dakika izledik. Ligin başı her zaman enteresan sonuçlara gebedir. Tabloya baktığımız zaman da bunu çok net görebiliyoruz.


COCU HALEN KARARSIZ
-Hiddink, Beenhakker, Advocaat ve şimdi de Cocu... ‘Hollandalı hocalar Türkiye’de başarılı olamaz’ sözü bir kez daha gerçekleşir mi?
-UNUTTUĞUNUZ bir isim daha var, G.Saray’da görev yapan Rijkaard. Hepsi çok değerli... ‘Hollandalı hocalar Türkiye’de başarılı olamaz’ sözü yanlış ancak Hollandalı hocalar şimdiye kadar Türkiye’de başarılı olamadılar denebilir çünkü ortada 5 deneme var. Burada daha değişik faktörler var. Ülkeye veya kulübe uyum sorunu yahut değerlendirme ve gözlemlerin farklı olması gibi ki F.Bahçe’de bunu görüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Cocu'nun Fenerbahçe'sinde problem belli: İdeal 11 hâlâ bulunamadı

Mustafa Denizli, 3 maçta 3 puanda kalan F.Bahçe’yi değerlendirdi:

1-) Galatasaray, sezon başında bu yana sorunlar yaşadığı Gomis’i sattı. Ticari boyutu bir kenara bırakırsak bu hamle doğru mu? Yeri dolar mı yoksa G.Saray Gomis’i arar mı?

Bir transfere ticari amaç olarak da teknik açıdan da bakabilirsin. Gomis veya herhangi bir forvet yeri doldurulmayacak kişiler değildir. Bu her takım için geçerli. İkincisi bana göre Gomis kadar değerli bir alternatif var: Eren. Ayrıca hiçbir takım hedef santraforla oynamak zorunda değil. Zaten G.Saray’ın yerine göre hedef santrforsuz oynayacak bir kadro yapısı da var. Ön tarafta Rodrigues gibi müthiş süratli, Onyekuru gibi çok iyi koşu yapabilen, Emre gibi, Selçuk gibi, Fernando gibi, (kımıldarsa) Belhanda gibi geriden top kullanabilen, Mariano ve Nagatomo gibi kanattan hücuma destek veren oyuncuları var. Yani G.Saray Gomis’siz hatta zaman zaman Eren’siz oynayabilir. Dolayısıyla bu ticari açıdan bir artı, teknik açıdan da bir eksiklik değil.

Bir de şunu söyleyeyim; Bazı golcülerin kendini aştığı yıllar vardır. Gomis geçen sezon onu yaşadı. Ama sene başında yaptığı hareket, bu sezon onun ve takımı için sorunlu geçeceğinin işaretiydi. Dolayısıyla G.Saray böyle bir soruna mahal bırakmadan konuyu erken kapattı. Gomis taraftarın da sempatiyle baktığı bir isimdi. Ancak Fransız yıldızın sezon başından bu yana izlediğim vücut dili hiç olumlu mesaj vermiyordu. Benim açımdan Gomis’in gönderilmesi G.Saray adına artı bir hareket.

 

2-) Galatasaray, Alanya’yı ağırlıyor. Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz. Emre Akbaba için de özel bir maç olacak...

Galatasaray iki haftada 6 puanı hanesine yazdırdı. Zorlanmadı mı, zorlandı. Hem Ankaragücü hem de Göztepe maçlarında zorlandı ama kazandı. Demek ki Galatasaray kendi çizgisine yakın oynamasa bile kazanıyor. Dolayısıyla lige kötü başlayan Alanya karşısında da mutlak favori. Emre Akbaba’ya gelirsek... Oynarsa tabii ki biraz farklı duygular hissedeceği bir maç olacaktır. Karşısında oynayacağı oyuncuları çok iyi tanıması avantajına olacak. Sonuçta karşısında, onlara karşı nasıl üstünlük sağlayacağını bildiği eski takım arkadaşları olacak. Eğer oynarsa, Emre açısından artılarla sona erebilecek bir maç olabilir.

 

3-) Beşiktaş da kaleye Karius’u aldı. Şampiyonlar Ligi’nden bir travma taşıyan Karius seçimini nasıl buluyorsunuz? Rehabilete mi olur yoksa ‘bir düşüş’ olarak mı algılar buraya gelmeyi?

Yazının Devamını Oku

İdeal Fenerbahçe ancak ekim ayında ortaya çıkar

Çoktan geride kalan ‘bloklar arası’ tabirini Fenerbahçe, Benfica karşısında yeniden hayata geçirdi!  Ayew, GIulIano VE Valbuena, BenfIca MAÇINDA hiçbir şekilde oyuna etkinlik koyamadılar. F.Bahçeli oyuncuların yaptığı koşular takıma katkı sağlamadı aksine fizik gücünü eksiltmeye neden oldu. 

İLK Benfica maçından önce “F.Bahçe gol atarsa turu geçer” demiştim. Ama F.Bahçe  ne ilk maçta ne de rövanşta turu atlatacak golleri bulamadı. Özellikle stadın dışında ve içinde tur atlamaya inanmış muazzam bir taraftar topluluğu vardı. Ki Benfica ataklarının önemli bir bölümünü tribündeki taraftar ıslığı kesti diyebiliriz, müthiş bir müdahale vardı. Fakat F.Bahçe’nin rövanştaki dizilişi ve tercihleriyle tur atlayacak bir skoru bulması çok zordu, ne yazık ki...

İKİ FARKLI BLOK

Futbolda ‘bloklar arası’ tabiri çok gerilerde kaldı ancak Benfica önünde F.Bahçe bu tabiri yeniden hayata geçirdi. Benfica gibi çok yüksek kalite olmayan ama çabuk oynayan ve orta sahası dörtlü-beşli olan bir takıma karşı sadece Eljif Elmas ve Mehmet Topal’la karşı koymak ve oyun üstünlüğünü yakalamak çok zordu. Benfica karşısına çıkan kadro ligde birçok takıma karşı hem bol gollü galibiyet hem de keyif veren bir futbol ortaya çıkarabilir ama bir Şampiyonlar Ligi ön elemesinde bu kadro ve anlayış zorlanır. Nitekim zorlandı. Eğer bir takımda asgari 7-8 kişi iyi ve iyinin üzerinde olmazsa tur atlama şansınız son derece zordur çünkü ilk maçta elde ettiğin 1-0’lık mağlubiyeti çevirmenin birinci anahtarı gol yememektir.

TEMPOLU BAŞLADI

Ancak rövanştaki kadro ve dizilişle bunun zor olacağı oyunun başında hissedildi. Evet istekli ve tempolu başlamak bir atmosferin ortaya çıkardığı durumdur. Taraftarın oyun başındaki müthiş tezahüratı da bu isteği ortaya çıkardı. Ama neticede tur atlamak için yemeden atacağın iki gole ihtiyacın var.

SAHADAKi GÖRÜNTÜYLE TUR ATLAMAK ZATEN ÇOK ZORDU

Isla, Neustadter, Hasan Ali defansta görev yapamazken Skrtel vasat bir görüntü ortaya koydu ancak onlardan daha akıllı ve aktifti. Ayakta kalmaya çalışan üç kişiden ikisi Topal ve Elmas’tı. Biraz da Alper enerjisiyle onlara ayak uydurdu. Bir takımda sadece üç-dört kişi iyiyse o takımın hiçbir kupada başarılı olma şansı yoktur. Ayew, Giuliano, Valbuena hiçbir şekilde oyuna etkinlik koyamadılar. Dolayısıyla F.Bahçe’nin tur atlama şansı bu görüntü itibarıyla yok denecek kadar azdı.

Oyunun büyük bir bölümünü

Yazının Devamını Oku

Rahat fikstür yok

Hürriyet Spor Müdürü Mehmet Arslan sordu, Mustafa Denizli yanıtladı...

“Derbiyi sürpriz yapan” kazanır dediniz. Sürpriz olmadığı için mi berabere bitti.

SÜRPRIZE açık olması gereken F.Bahçe’ydi. Aykut Hoca, Ekici ile bunu yapmak istedi ama olmadı. Ekici iyi değildi. G.Saray’daysa Fernando ile Donk tercihlerinden biri olacaktı. Hoca doğru şekilde Fernando’yu seçti. O da sahada kaldığı sürece başarıyldı. Oyunda “Bu nereden çıktı” dediğimiz bir şey olmadı. Maçtan önce de “Üç sonuçtan ikisi G.Saray için iyi olur. F.Bahçe’ ise galibiyetle iddiasını sürdürür” dedik. Beraberlik tek F.Bahçe için kayıp, G.Saray için belki büyük kazanç değil, ama en azından kayıp da değil.

Genel olarak baktığınızda derbide galibiyeti kaçıran taraf sizce hangi takımdı?

KALİTEDEN bahsedemeyiz ama heyecan yüksekti. 90 dakikayı hatırladığında iki tarafın da kazanacak kadar pozisyonu oldu. Böyle bir oyun için de verilen verilmeyen kartlar veya penaltı pozisyonları öne çıkıyor. Bence sonuç bu kararların dışında, adaletliydi. Hiçbirinin ezici bir üstünlüğünün olmadığı bir derbi oldu. Futbol kalitesi derbi kalitesinin çok altındaydı.

Yazının Devamını Oku

Bu engelliler engel tanımaz

Maçı statta izlediniz. Bu başarıyı bekliyor muydunuz? Nasıl yorumluyorsunuz?

- İlk maçlarından itibaren takip ediyorum. Butün ülke insanı gibi ben de finalde yanlarında olmayı arzuladım. Ve bu mutluluğu onlarla birlikte yaşadık. Final heyecanı başkadır. Rakip de çok güçlüydü. Önce final heyecanını yendiler, sonra güçlü rakiplerini...

Maçtan önce oyuncularla bir araya geldiniz mi?

- Evet, çıkış tünelinde takımla birlikte oldum. Onlarla maç öncesi konuşmanın hem heyecanını, hem mutluluğunu yaşadım.

Sizce başarı nasıl geldi?

- Bu takım bu başarıyı nasıl kazanacağını zaten ilk baştan itibaren bize gösterdi. Maç öncesi vücut dillerinde, gözlerinde, ‘Biz bir takımız, biz bir ruhuz, şimdi çıkıyoruz, kupayla döneceğiz’ hissini yaşattılar. Bu bir Avrupa şampiyonluğu değil, insanlık şampiyonluğu. Hepsinin kısaca hikayesini bildiğim için ve hep şunu dedim: Bu engelliler engel tanımaz.

Milli maçlar için hep bir prim konusu vardır. Bu çocukların da hakkı değil mi prim?

- Bunlar prim istemez ama devlet verir. Bunlar prim istemez ama özel sektör verir. Bunlar prim istemez ama vatandaş da verir!

Yazının Devamını Oku

Barça'nın korku pasları ve Modric!

Yıllardır Nou Camp’ta maç izlerim, maç oynarım... Barcelona taraftarının bu kadar oyundan uzak olduğu bir ilk 45 dakika hatırlamıyorum. Zaten ne içerdekiler ne dışardakiler böyle kötü bir 45 dakika El Clasico’da yaşamamışlardır.

Esasında tribünlerde gözlemlediğim bir milli maç, saha içerisinde ise El Clasico. Katalonya marşıyla başlayan seremoni içerdeki mücadeleyle devam etti.

Benim beklentim ikinci yarıda Arda ve Iniesta ile coşacak bir Barcelona’ydı. Tabi yıllardır Barcelona’yı büyüten, mükemmel yapan bir orta sahası vardı.

Hâlbuki dün Barcelona’nın en fazla sıkıntı yaşadığı yer oldu orta sahası. Sadece bu maçta değil bundan öncekilerde de bu kadar gereksiz, korku dolu paslar yapan, yana oynayan, dünyanın belki de en etkili hücumcularının aynı takımda olduğunu düşünürseniz, ortaya nasıl bir tablo çıktığını kafanızda canlandırabilirsiniz.

Önünde Messi, Suarez, Neymar gibi olağanüstü hücumcuların olduğu takımda Rakitic, Busquets ve Gomes gibi bir orta saha ile etkili olamayacağınızı yaşamanız kadar doğal bir şey olamaz.

Yazının Devamını Oku

Kendini arayan adam

1-0, 1-0, 1-0, 1-0… Fenerbahçe böyle böyle kazanıyor. En problemli günleri kazanarak geçen bir takım var neticede. Son maçlarda Fenerbahçe takım savunmasını iyi yapıyor. bundan sonra tempolu ve sonuca gidecek oyun oynamak istiyorsa, De Souza’nın bu oyunda yeri yok.

İlk Yarı:

 

İlk yarıda topa sahip ama temposuz bir F.Bahçe vardı. Sizce bu tespit doğru mu?

 

Doğru. Genel görüntü o. Fakat ben maçtan ziyade ilk 45 dakika başka bir şeye baktım. Baktığım da direk olarak Robin van Persie’ydi. Bu kadar büyük bir isim, bu kadar büyük bir kariyer... Maçı izlerken, onun futbol adına bir şeyler yapıp başarmasını istiyorum. Çalışıyor; çabalıyor ama kim olduğunu, nasıl oynadığını bulamıyor. Belki beklentilerin altında eziliyor. Bir gerçek ki RVP bu değil. Yoksa hakikaten gazetede çıkan Barcelona haberlerinin doğruluk payı mı var? Bu görüntüsünde ya bu söylediklerim ya da aklının karışık olduğu gibi bir çıkarımım var.
Maça gelince 45 dakikanın aşağı yukarı tamamını F.Bahçe baskısı altında geçirdik dersek, yeridir. Maç başladı, taraftar başladı. Fener bastırdı, taraftar bastırdı... Sağdan geliyor, soldan geliyor ama sadece geliyor. Bir tek net pozisyonu yok. Ve dakikalar 45’i gösterirken skorboard da yerinde duruyordu.

 

Aykut Kocaman’ın Konya’sını nasıl buldunuz?

Yazının Devamını Oku

Kazansaydı bitirmişti

Maçın kırılma anları iki pozisyon ve iki oyuncu değişikliğiydi. Beşiktaş’ın şanssızlığı iki fırsata da Ersan’la girmesiydi. Sosa’nın ve rakibin el freni Fernandes’in çıkması ise sonucu belirledi.

Kaybedilen 2 puanı nasıl yorumlamak lazım?

 

Kazanamamak Beşiktaş’ı puan hesaplarının içine soktu. Kendi maçından sonra Sporting ne yapacak diye beklemek durumunda kaldı. Ama istediği haber de Arnavutluk’tan geldi. Skenderbeu, sürpriz bir sonuca imza atıp Sporting’i yendi. Sporting, 4 puanda kalırken Beşiktaş ise puanını 6’ya taşıdı. Beşiktaş, gelecek hafta Skenderbeu’yu yenerse puanını 9’a çıkaracak. Ve son hafta Portekiz’de sadece kaybetmemesi gerekecek.
Dün Arnavutluk’ta yenilen Sporting gelecek hafta Lokomotiv’i, Moskova’da yenebilir. Fakat ipler yine de Beşiktaş’ın elinde olacak. Şunu da belirtmekte fayda var. Beşiktaş, Olimpiyat’ta kazansaydı, işini son haftaya bırakmayacak ve Portekiz’de kaybetme/kazanma endişesi taşımayacaktı.


Beşiktaş neyi eksik yaptı?


Yazının Devamını Oku