"Musa Kesler" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Kesler" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Kesler

‘Siyasi ayak’ söylemi kaç kusur örter?

Belli ki bu tartışmalar uzun sürecek. Çok da su kaldıracak. Sürecin henüz görünmeyen boyutları olduğu da muhakkak. Kısa sürede durum ve taraflar daha da berraklaşaktır. Meselenin ana aktörü eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile başlayalım. İnternet Andıcı davasında Yüce Divan’da yargılanmasına Cumhurbaşkanı Erdoğan izin vermemiş, hakkında adli süreç böylece nihayete ermişti. 

‘Ergenekon’, Balyoz’ ve türevi soruşturma ve dava süreçlerini baştan sona takip ettim. FETÖ savcılarının ne kadar pervasızca insanların hayatlarını karartabildiklerine şahit oldum. Hukuki metin ve süreçlerdeki her çelişki ve çarpıklığı açıkça yazdım. Meseleye ‘siyah ve beyaz’ perspektifiyle de bakmadım. Mesleki konumumun elverdiği ölçüde inisiyatif almaya da çalıştım.  Şahsi gözlem ve tecrübelerime dayanan kanaatler edindim. Bazılarını paylaşmak isterim.

 

‘Komutan kim?’

İnternet Andıcı’ soruşturmasından başlayalım. Bu davada Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız ve Harekat Başkanı Korgeneral Mehmet Eröz de sanıktı. Başbuğ, dava konusu andıçtan haberi olmadığını söylüyordu. Ama Eröz ‘Bu doğru değil, defalarca bilgi verdik’ diyordu. Yargılanan diğer komutanlar da ‘komutan’ onayı olmadan andıcın yürürlüğe giremeyeceğinde ısrarlıydı.  ‘O komutan kim?’ sorusuna ise ‘Genelkurmay Başkanı(İlker Başbuğ)’ cevabını veriyorlardı. O halde iki taraftan biri yalan söylüyordu. Ama hangisi ve niye?

 

Andıç ve ‘post it’

Bu yazıya başlarken o davada yargılananlardan emekli komutanlardan biriyle konuştum. O anlattı. Andıçlar  Genelkurmay Başkanı tarafından imzalanıyormuş, Başbuğ bu usulü kaldırmış. Sadece onayı için paraf açılmış. İmza ise ‘post it’ üzerine atılıyormuş. Yani andıcın üzerine yapıştırılan küçük kağıt parçasına... Askeri veya mülki bürokraside bu usul nereye oturuyor bilinmez ama bence bu haliyle ciddi bir iddia...

 

Doğan ve Başbuğ

Balyoz davasında yargılanan Orgeneral Çetin Doğan, ‘Darbe planı’ olarak yargılanan seminerin suç olmadığını savunmuştu ısrarla. ‘Suçsa da sorumlusu benim, burada yargılananlar benim emrimde, onların sorumluluğu yoktur’ mealinde herkesin takdir ettiği bir savunma yapmıştı mahkemede... Başbuğ’un sorumluluğu yüklediği astları tarafından yalanlanmasıyla bu tavrı mukayese edince çok şaşırmıştım.

 

 

Özkök’ten farklı ne yaptı?

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, gelen isimsiz ihbar mektuplarını alıp soruşturulması için ilgili birimlere göndermesiyle biliniyor. Çok da ağır eleştiriliyor. Aynı mektuplar Başbuğ Genelkurmay Başkanı iken de gelmiş. Hatta MİT ihbar mektuplarını ona elde  teslim etmiş. Mektuplardan birinde 1500’e yakın subayın ismi var. ‘Bunlar Ergenekoncu, darbe yapacaklar’ diye yazıyor.  Peki sayın Başbuğ ne yapmış? Soruşturulması için ‘ilgili birimlere’ göndermiş.

 

Zaten ihbarı gönderenlerin olmasını istediği şey de bu... Oradaki isimlerin bir şekilde soruşturuluyor olması... Soruşturan da Askeri Savcı Kurtuluş Kaya, FETÖ’nün askeri yargıdaki en etkili adamlarından biri. Neredeyse her taşın altından çıkıyor. Bilenler bilir. Askeri Hakim Muharrem Köse ile birlikte yapmadıkları kalmamış. FETÖ karşıtlarına tam olarak kan kusturmuşlar. Bunu da ‘Kemalist’ kimlik altında yapmışlar.

 

Hava Kuvvetleri’ne havale

Başbuğ’a Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde de bir flash disk verilmiş. FETÖ yapılanmasına dair belgeler içeriyor. O da Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na havale etmiş. Genelkurmay Başkanı olduktan sonra bu belgelerin akıbetini takip edip etmediğini bilmiyoruz. Ancak ilgili soruşturmanın 15 Temmuz darbecilerinden Akın Öztürk tarafından örtbas edildiğine dair yorumlar bize açık bir fikir veriyor.

 

Kaybolan ifadeler...

Sayın Başbuğ, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarının önünü açan düzenlemeyi eleştiriyor ama askeri yargının hali zaten içler acısıymış. Maalesef çok örnekleri var. Mesela 2006 yılında Fetullah Gülen’in eski ve en yakın sırdaşlarından Nurettin Veren, Genelkurmay’a giderek ifade verdi. FETÖ’nün askerdeki yapılanmasını anlattı. İmamların isimlerini verdi. Sonuç? Aytunç Erkin’in ‘Dayının Casusları’ kitabında anlattığına göre o ifadeler kayboldu! Başbuğ Genelkurmay Başkanıydı. Kimse merak etmedi mi o ifadeleri? O ifadeler de geçen isimleri?

 

Hakim emekli olmak zorunda kaldı

O ifadeleri alan askeri hakim Zekeriya Duran da baskı ve şantaj sonucu emekli olmak zorunda kaldı. Kimler yapmıştı bu baskıyı? Detaylar yukarıda bahsettiğim kitapta var. Merak edenler oradan bakabilir. Aynı kitapta bir başka detay daha var. Genelkurmay’ın santrali dinlenmiş. Başbuğ’un yaptığı her görüşme kaydedilmiş. Bu dinleme ve kayıt cihazlarının alım ihalesi de Başbuğ’a onaylatılmış!

 

Kozmik Oda için Köse’nin aklına mı uydu?

Kozmik Oda meselesi ise orta yerde duruyor. FETÖ mağduru askeri hakim Mehmet Yüzbaşıoğlu mahkemede anlattı. Savcı Okşan Çiğdem, Başbuğ’a ‘Kozmik Oda’nın harddiski (sivil hakim-savcıya) verilmesin’ şeklinde görüş bildirmiş. Ama Başbuğ ‘Verilsin’ diyen FETÖ kasabı Muharrem Köse’nin görüşüne uymuş ve odanın sırlarına teslim etmiş. Hatta Genelkurmay’a çağırıp görüşünü aldığı Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu’nun da ‘Hukuken izin vermeme hakkınız var’ demesine rağmen...

 

Saldıray Berk nerede?

Peki Kozmik Oda’ya sokmasa ne olurdu? Kendine göre açıklamaları var tabi. Ama 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk’in de tavrı ortada. Erzurum’dan gelen ‘özel yetkili’ savcıları 3. Ordu’ya sokmadı. Ne oldu peki? Bence o yapının en güçlü dönemindeki en net, kesin ve belki de tek askeri duruş budur. Saldıray Berk’i hiç bunun primini toplamaya çalışırken gördünüz mü?

 

Askeri yargı delik deşik

Örnekler çok... Demem o ki FETÖ askeri yargıyı çoktan ele geçirmiş. 2014’te ‘Fetullahçılar darbe yapacak’ şeklindeki ihbar mektubunu soruşturmak isteyen Askeri Yargıtay Üyesi Yasin Aslan’a disiplin cezası verip onu emekli olmak zorunda bırakacak kadar güçlüler.

1986’da  askeri lise için soru çalmışlar, 1990’da Harbiye için soru çalmışlar. Ordunun her yerini ele geçirmişler. Darbeden sonra 186 general amiral atıldı. Toplam general amiral sayısının neredeyse üçte ikisi. Yüzlerce de ‘kurmay albay’ yani general adayı var atılanlar arasında. Bunlar 90 ile 94 arasında orduya dahil olmuşlar. Tepelere kadar yükselmişler.  Bunların herhangi birinin ismi Askeri Şura’da gündeme gelmiş de birisi itiraz mı etmiş acaba?

 

Şok mangaları

Şok mangalarıyla sistematik işkence yapılarak Harbiye’den atılan yüzlerce subay adayı var. Bunların feryadını kimse duymadı. FETÖ mağdurlarından emekli Albay Mustafa Önsel’in ‘Ağacın Kurdu’ kitabını tavsiye ederim. Duyması gerekenler elbette önce üst düzey komutanlardı. Şimdi içinde ‘Köprüdeki askerler’ ifadesi geçen cümleler kurmaya can atanların kulakları o zaman bir şekilde tıkalıydı demek...

 

Temizlik tamamlanmadı

Ordunun bütün hayati birimleri tek tek ele geçirilmiş. Bütün bunlar da ordunun kendi iç sistematiği dahilinde olmuş. Dışardan bir müdahalenin imkânsız olduğu alanları bile doldurmuşlar. Binlercesi atıldı ordudan, hala da kimse ‘Temizlik tamamlandı’ diyemiyor. Ne zaman ve nasıl doldular TSK’ya böyle? Bunu sezmesi, belirlemesi ve müdahale etmesi gerekenler herkesten önce ordunun komutanları değil miydi? Askeri Şura’da şerh konulması atılmayı zaten engellemiyordu. Şura’ya bu itham ile gelip de siyasi müdahale neticesinde atılamayan bir kurmay subay veya general mi var? Varsa bilmek hakkımız. Terfiler zaten ordu içinde yapılıyordu. Kaldı ki 1988’den 2003’e kadar ‘disiplinsizlik’ gerekçesiyle ordudan atılanların sayısı da 300 civarında. Bunların da sadece 10’da biri kadarı için Fetullahçılık tespiti yapılabilmiş…  Ayrıca  Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt,  İlker Başbuğ döneminde 'irtica' tespitiyle ordudan atılanlar var. Ama 'Fetullahçılık' tespiti yok.

 

Hiç de hiç kusura bakmasınlar ağlar örülürken öylece bakmışlar.  Şimdi ‘siyasi ayak’ diyerek kimse sorumluluktan kaçamaz. Herkesin aynaya bakıp ağır bir özeleştiri yapması şart…

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI