Abdalların hikmet meclisi

Kuzey ülkelerinden birinde,, yıllardan; köprüden önceki son çıkış, mevsim sonbahar..

Haberin Devamı

Yaşlı dervişin davetiyle üç abdal daha, birlikte bir ulu meclis kurmuşlar. Dünyanın üç farklı yerinden de kendini arayan üç ayrı insan yavrusu, üç kendine talip kahraman, şimdi anlatması uzun sürecek maceralar sonunda bir süre konaklamak üzere orada buluşmuşlar, velhasıl onlar da meclise dahil olmuşlar. Toplamda yedi kişi; ‘görür görmez’ gözlerin farkettiği kadarıyla çiftliğin gündelik işleriyle meşgul olmaktalar…

Yaşlı dervişe “miskin derviş” derlermiş ötekiler, bir diğer lakabı da “yaralı tabip”. Diğer üç abdaldan birinin ünvanı “züğürt abdal” ki paranın seyrinden, iktisadi ilimlerden çok iyi anlar, diğeri “cahil abdal” ki ehliyeti ilimde içtihad sahibi olacak kadar, üçüncüsü ise “sarhoş abdal” ki onun da gönlünde sönmez bir aşk ateşi yanar.. Taliplere de ad takmışlar; biri “teknolog”, teknolojiye imiş merakı, öteki “dilbaz”, ağzı iyi laf yapar, sonuncusu da “yaman”, pek atılgan, pek cesurmuş beriki…

O gün bahçe çapalanacak. Züğürt abdal toplamış gençleri. Bir yandan toprağı soluklandırırlar bir yandan konuşurlar. “İnsanın cismi toprak, insanlıksa bir bahçe misali; ektiğini biçersin. Ufuktaki yeni çağ öncesi, şimdi herkes kendi toprağını hazırlamakta. Çalışalım biz de, ekime hazırlayalım toprağımızı. Ve ardından ekelim samimiyet tohumlarımızı..
Öyle bir çağ geliyor ki, görünüşe aldananlar şaşıracak, herkesin attığı onca tohumdan yalnızca samimiyet tohumları çiçek açacak. Nitekim hangi dinden, inançtan, hangi ırktan olursa olsunlar, samimi olanlar yakında gelecek hatırlatıcıyı tanıyacak, Hakk söze tabi olacak, hem kendini hem de kendisini takip edecek nesilleri kurtaracak. Geri duranların artık bahanesi kalmayacak..

Haberin Devamı

Gönlünde bir parça samimiyet olan bu sözün doğruluğunu bilir. Olmayansa tohumunu üç kuruşla değiştirendir. Nasıl küfür tek millet olmuşsa, inananların birliği de görünür hale gelecektir.. Varsın onlar tohumların genetiğiyle oynasınlar, hangi bahçeye yağmur yağıp yağmayacağını kontrol edeceklerini, nüfus yoğunluğunu kendi lehlerine istedikleri gibi ayarlayabileceklerini sansınlar. Rahmet her an yağmaktadır açık gönüllere..

Haberin Devamı

Yakında taptıkları para pul olacak. Ağalarının yerine ikame edecekleri sanal para, kölelerini iyice robotlaştıracak. Toprak doyursun gözlerini. Siz toprağa tapmayın amma bilin elinizdekinin kıymetini. Altı altındır lakin elinize kar kalacak olan üstüne diktiğiniz, sonra binbir gayretle sulayıp yeşerttiğiniz, ıslah ettiğiniz ekinin tohumudur ancak” demiş züğürt abdal işin sonunda.. Gençlerin o günkü dersi,, canla başla çalışmalarının hediyesi!

Bir diğer gün yağmur yağarken cahil abdal karşı dağlara bakan sundurmanın altında toplamış bizimkileri; “Rabbimin ilmi karşısında bizimki ne ki? O Alim, O Aziz-ül Hakim, biz aciz, biz cahiliz tabi ki. Lakin bildirileni de inkar etmemek gerekli..

Haberin Devamı

Bugünün saltanat ve şöhret düşkünü pek çok alim geçineni anca mescid duvarına taparlar. Kitab’ı çok okurlar, lakin tersten okumaktalar. Firavunun büyücüleri gibi.. Bunlarınkine de söz büyüsü diyelim iyisi mi!

Şeytan ve avanesinin isyanından beri bu böyle. Hz.Musa’yı hiçe sayanlar da, Hz.İsa’ya tuzak kuranlar da, Hz.Muhammed’e(sav) hainlik edenler de aynı, din bezirganlığının yüksek gelirini kaptırmamak dertleri. Soldan yaklaşamayınca sağdan yaklaşmaktalar şimdi.

Bir hatırlatıcı geldikte, iman tazelemeye en büyük direnci bunlar gösterecekler. Vaktinde vazifelerini alçakgönüllülükle, düzgün bir biçimde yapaydılar, bunca psikolojik hastalık, cinnet görülmezden evvel halka şifa vesilesi olurdular belki..

Haberin Devamı

Zahirde görülen batındaki mücadelenin yüzde biri. Hani kafana türlü fena düşünce gelir de tutarsın kendini, ancak eline diline beline kaçıverir birisi, işte onun gibi.. Bu savaş mana aleminde de, cinler aleminde de, bizim alemde de hararetlenerek sürmede kıyamet öncesi. En büyük düşman kibir ehli, azı bile fazla kibir, en başta kendinizinki.
Fenalıklarını teknolojiyle birleştiren klanlar artık havadan, halkı kah galeyana getirici kah bunalıma sürükleyici sinyaller yaymadalar. Bu yayını bozacak karşı teknoloji Hakk sözün gücünde saklı. Bunca şehvet artırıcı icada yapılan yatırım şeytani sinyallerin panzehiri olacak frekansı kitabımızdan çıkarıp gönüllere nakşetmeye harcansa ya keşki.
O da olacak inşaallah. Keza bugünün gözümüzde büyüyen teknolojisinin çok üzerinde bir teknoloji Rahman’ınki..

Anlayacağınız şu Dünya bir Kerbela arsası, aslında bir kutlu mücadele alanı. Tüm peygamberlerin ve iman edenlerin kendi kerbelası vardı. Hamdolsun bizim de var, tarafımız doğru olsun yeter ki. Velhasılıkelam, madem ilimin hası kendini tanımak ve böylece Hakk’ı bilmek, bunun için Peygamberini(sav) iyi bilmek gerek. Kimse de onu ehli beyti gibi bilmedi. Öyleyse; Ehl-i Beyt’i sevdin mi erişir sana ancak Sevgili’nin(sav) himmeti ve Rabbi’ni onun gibi bilmenin lezzeti… Daha iyisini ben bilmem Rabbim bilir lakin budur bu cahilin bugünkü nasihati!”.. Gökler oluk oluk akarken, cahil abdalın sözleri de gençlerin kalbine can suyu vermişti…

Haberin Devamı

Günler kah hizmet kah muhabbetle geçti. O sabah sarhoş abdal peşinde üç kazla çıkageldi. “Hadi bakalım gençler, bu akşam ziyafet var. Şu ardımdaki kazların günü geldi”.. Ve kazları tığladılar. Sarhoş abdal bir kazan kaynar su getirdi, kazlar tahta masanın üzerine serildi.

“Bakın, şu bizim kazlar nasıl da boyunlarını uzata uzata gelen geçene efelenirdi. Bazısının ölüsü dirisinden kıymetli. İçimizdeki kötü huylar gibi. Söylediğin söze çok dikkat etmeli. Şu kaz boynu gibi pek çok boğumdan geçirmeli, gerekliyse faydalıysa, sonra demeli..

Şimdi her biriniz birer kaz alın yolmaya, kolay olması için iyice batırın aşk ateşiyle kaynamış şu suya ve her tüyü sizdeki kötü huylarmışçasına yolun kazlarınızı, ta ki tertemiz kala”..

Kazlar yolundu, parçalandı, ayıklandı ve akşam yenmek üzere kaynamaya konuldu. Sarhoş abdal Kaygusuz’dan bir şiir mırıldanmaktaydı; ‘Bir kaz aldım ben karıdan / Boynu da uzun borudan / Kırk abdal kanın kurudan / Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz… / Kazı koyduk bir ocağa / Uçtu gitti bir bucağa / Bu ne haldir hacı ağa / Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz… / Suyuna biz saldık bulgur / Bulgur Allah deyü kalgır / Be yarenler bu ne haldir / Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz… / Kaygusuz Abdal n'idelim / Ahd ile vefa güdelim / Kaldırıp postu gidelim / Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz…”

Kazların kurban edilmesinden kaynatılmasına, gençler anladı ki bu kendi eğitimlerine remizdi. Ve nihayet akşamki yemeğe kaz pişmişti..

Sofra başında toplandılar. Yediler, içtiler, neşelendiler. Gecenin sonunda miskin abdal söz aldı, ayrılma vaktinin geldiğini bildirdi; “Dilbaz derviş, dilin gönül olduğunu bildin, bundan böyle yalnız hak söylesin dilin! Tekno derviş, en yüksek teknolojinin Hakk’tan olduğunu bildin, bundan böyle Hakk kitabının sırlarını insanların hizmetine kullanmaya işlesin beynin! Ve sen yaman derviş, ahmaklıkla korkaklık arasını buldun, artık arayanlara “sırat-ı müstakim”(sırat köprüsü) üzere rehberlik edesin, yolda kalanların kalbine kuvvet veresin!..

Yaptığınız hizmetlerin sonucu himmet bulursunuz, Hakk yolunda zahmet yok, rahmet vardır. Bugün bu şölen sofrasındaki lokmanız size canınızdan bir candır. Kıymetini bilin, emaneti israf etmeyin.. Bizim size emanetimiz bu ıslah edilmiş tohumlardır. Ekeceğiniz yeri iyi seçin, ekmeden evvel toprağını çapalamaya üşenmeyin. Gittiğiniz yerde siz de toprağı işleyecek çiftçiler yetiştirin..

İnsanları gıdaları hastalandırır, yahut şifalandırır. Güzel söz, güzel koku, her türlü güzellik de şifalı gıdadır. Elinizden geldiğince gönül yapın. Gönlünde samimiyet tohumu olanlara onu yeşertmelerini öğretin. Olmayıp da mahzun olan varsa gelsin o tohumu sizden alsın. Kimse Hakk’ı zalim sanmasın..

Bir yara vardır ki ancak, kalp yarası derler adına, bu yolda sizde de açılacak, ki ‘Allah kırık kalplerle birliktedir ve O’nun merhamet ve ihsanı gönlü kırık kişiye doğru uçar’.. İşte o hastalığın tabibi Hakk’ın ta kendisi, velakin bu fakiri de tabip hasta etti. Daha da ötesi, bu hastalığın şifadır kendisi. Teslim olun Yaradan’a, güvenin, herşeyin en hayırlısını O bilesi!”…

Abdalların meclisi şimdilik sırlandı. Kış kapıya dayanmıştı. Ancak gönüllerde yanan gürül gürül bir ateş vardı.. Sabah gün doğumunda erkenden yola koyuldular, kendi kerbelalarına doğru. Vedalaşma yoktu, çünkü ayrılık ancak bir hayal mahsuluydu..

Yolları asan olsun! Bu hikaye de burada son buldu. Ve artık yeni senede yeni hikayeler yazılacak… Hu

Musa Dede / GÖLGENİN HAKİKATİ

Yazarın Tüm Yazıları