Paylaş
Ankara Kızılcahamam’da bulunuyor.
*
Soğuksu’da tepelere doğru tırmandığınızda İç Anadolu ikliminden Karadeniz iklimine geçişi hissedersiniz.
*
Her türden ağaçla karşılaşabilirsiniz. 15 milyon yıl önceye ait ağaçların fosillerini görünce şaşırabilirsiniz.
*
Ünlü kaplıcalara sahip otelleri, bungalovları ve diğer sosyal tesisleriyle bilenlerin gidip vazgeçemediği bir yer.
*
Nesli tükenen kara akbabaların da yuvaları burada. Sadece akbaba değil, ayı, tilki, çakal, kurt, yaban domuzu, sincap, tavşan, kızıl geyik ve karaca gibi türlere de rastlayabilirsiniz.
*

Soğuksu, Mustafa Kemal Atatürk’ün de 92 yıl önce konakladığı bir yer.
*
Atatürk, İstanbul’a giderken 16 Temmuz 1934’te Kızılcahamam’ı ziyaret eder, Soğuksu Milli Parkı içindeki “Atatürk Çamı” mevkiinde kurulan çadırda bir gece konaklar. Kendisine ikram edilen suyu içip, “Kızılcahamamlılar! Bu su, altın gibi” der. Böylece suyun adı “Altın su” olur. Atatürk ertesi gün, “Bu cennet yurt köşesinde mutlusunuz” diyerek ilçeden ayrılır. Atatürk’ün bağdaş kurup türkü söylediği meşhur fotoğraf da işte Soğuksu’daki “Atatürk Çamı” mevkiinde çekilir.
*
Böyle bir tarihi anekdota da sahip Soğuksu.
*

Atatürk’ün bağdaş kurup türkü söylediği meşhur fotoğraf da Soğuksu’daki “Atatürk Çamı” mevkiinde çekilmiş.
Hem Kızılcahamam’ın hem de Ankara’nın doğal değerlerinden olan Soğuksu Milli Parkı Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden (ABB) Kızılcahamam Belediyesi’ne geçti. Bu geçiş adımı büyük de yankı uyandırdı. Özellikle AK Partili milletvekilleri, “ABB’yi parkı bakımsız bırakma” konusunda eleştirdi.
*

Süleyman Acar
Kızılcahamam Belediye Başkanı Süleyman Acar’a sordum; “Soğuksu’da durum neydi, şimdi ne olacak?” Başkan Acar şöyle yanıtladı: “Soğuksu Milli Parkı, Kızılcahamam’ımızın en önemli simgelerinden biridir. İlçemizle özdeşleşmiş, doğasıyla ve hatıralarıyla herkesin gönlünde yer etmiş kıymetli bir alandır. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü verilerine göre 2019 yılının sadece ilk 6 ayında 2 milyonun üzerinde ziyaretçi ağırlayarak Türkiye genelinde en çok ziyaret edilen milli parklar arasında üst sıralarda yer almıştır. Ancak son 7 yılda, işletmecilik anlamında beklenen ilgi ve yatırımı görememesi nedeniyle parkın eski canlılığını kaybettiği görülmüştür. Bu durum, ilçe esnafımızı ve yerel ekonomiyi de olumsuz etkilemiştir. Bu yıl ise Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) artık Soğuksu Milli Parkı’nı işletmeyeceğini, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne bildirmiştir. Soğuksu Milli Parkı sadece bir mesire alanı değil; Kızılcahamam’ın nefesi, geçmişi ve geleceğidir. Bu bilinçle, parkımızın işletmesini devralarak yeniden hak ettiği değere kavuşturmak için çalışmalarımıza başladık. İlk incelemelerimizde, bakıma ihtiyaç duyan ve ihmal edilmiş bir tablo ile karşılaştık. Ancak biz burayı çok kısa sürede, doğasına yakışır şekilde; temiz, düzenli ve her yaştan vatandaşımızın huzurla vakit geçirebileceği bir yaşam alanına dönüştüreceğiz. Daha önce hayata geçirdiğimiz Soğuksu Bungalov ve restoran projemizle vatandaşlarımızın gösterdiği yoğun ilgi, bu vizyonun ne kadar doğru olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 16 Temmuz 1934 tarihinde ilçemizi ziyaretinde dinlendiği Atatürk Çamı çevresini yenileyerek, bu tarihi değeri daha görünür ve yaşanabilir hale getirdik. Bizler, Kızılcahamam için üretmeye ve değer katmaya devam edeceğiz. Soğuksu Milli Parkı’nı yeniden canlandıracak, ilçemize yakışır hale getirecek ve hak ettiği değere hep birlikte ulaştıracağız.”
*
Görünen o ki Soğuksu Milli Parkı eski günlerine tekrar dönecek. Eskiden olduğu gibi yine yoğun şekilde ziyaretçileri de çekecek.



Kızılcahamam Belediye Başkanı Süleyman Acar, ABB’den devraldıkları Soğuksu Milli Parkı’nın son haline ilişkin fotoğrafları da paylaştı.
NAMAZGÂH TEPE’DEN DUATEPE’YE

GEÇEN hafta “İlber Hoca’nın Ankara’sı” başlıklı yazımda İlber Ortaylı ve Ankara’ya bakışına değinmiştim.
*
Çok sayıda geri dönüş aldım bu yazıyla ilgili. Ankara’nın ve Ankaralıların İlber Hoca’ya karşı hürmetini ve sahiplenişini bir kez daha gördüm. Tekrar mekânı cennet olsun.
*

Yavuz Demir
Dikkat çeken bir geri dönüş de Ankara Bilim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Demir’den geldi.
*
Yavuz Hoca, İlber Hoca’nın büyük Ankara aşkını bildiğinden kaleme aldığı “Mekân ve İnsan” isimli yazısını bizzat İlber Hoca'ya atfetmiş. “Bir kenti, bir tarihi, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek adına” anlamlı satırlara yer vermiş.
*
Yazıda, Milli Mücadele yıllarında şehit düşen binlerce askerin defnedildiği Namazgâh Tepesi’ni de hatırlatmıştım. İlber Hoca’nın “Cumhuriyet’in Doğuşu” kitabında bu konuya yer verdiğine değinmiştim.
*
Prof. Dr. Yavuz Demir, Milli Mücadele ve Namazgâh Tepe ruhunu sanatla buluşturan “Yankılı Tepeler” isimli eserini de paylaştı. Tarihin kendini öykü formunda sunma iktidarına sahip olmadığına; resme, şiire ve musikiye aksetmeyen tarihin sadece bir anlatı olarak kalacağına inanılarak hazırlanan Yankılı Tepeler senfonik şiiri, Büyük Taarruz'un hikâyesini, Namazgâh Tepe ve Duatepe olmak üzere iki tepe sembolü üzerinden anlatıyor. Eser bugüne kadar İstanbul'da İstanbul Senfoni Orkestrası, Çanakkale'de İstanbul Senfoni Orkestrası, Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Samsun’da Ankara Devlet Opera ve Balesi, Eskişehir’de Polifonik Orkestrası tarafından icra edilmiş. YouTube’dan dinleyebilirsiniz.
*
İlber Hoca’nın yeri dolmayacak… Bu durum bizi üzüyor… Ankara’ya katkıları da unutulmayacak… Bir yandan da izinden giden, Ankara’ya katkı sunmaya devam eden kıymetli bilim insanları olacak… Bunun olduğunu görmek de sevindiriyor…
EN SADIK ‘DOST’UN HİKÂYESİ

DOST Kitabevi, Ankara’nın kültürel hafızasında önemli bir yere sahip.
*
Kitabevlerinin bir bir kapandığı dönemde kırtasiye, oyuncak, sınavlara hazırlık kitapları gibi farklı alanlara yönelmemiş, her şeye rağmen dün olduğu gibi bugün de bağımsız bir kitapçılık yapmak için adeta son kale gibi sürece direnmiştir.
*
“Dost Kitabevi Yayınları” adıyla pek çok eser kazandırmıştır.
*
Kentin en işlek yerinde, herkesin anılarındadır.
*
Kızılay’da “Dost'un önünde buluşmak” Ankaralılar için yıllardır klasik bir sosyalleşme ritüelidir.
*
Nazlı Berivan Ak, “Dost: 49 Yılın Hikâyesi” isimli belgeseliyle Dost Kitabevi’nin hikâyesini izleyicilerle buluşturmuş. 40 dakikalık belgeseli izledim.
*
Dost’un kurucusu Erdal Akalın, Zafer Çarşısı'nda başlayan ve Kızılay’da devam eden yolculuklarını, ülkenin çalkantılı dönemlerinde atlattıkları badireleri, cezaevi süreçlerini, Türkiye’de barkod sistemiyle ilk kitap satışlarını, dağıtımcılığı, kitap seçme aşamalarını, yolu Dost’tan geçen isimleri, öğrencilerle kitabevinin ilişkisini ve yurt dışından ülkemize getirerek yayınladıkları kitapları uzun soluklu anlatıyor.
*
Erdal Akalın, “Ankara’dan İstanbul’a yaşanan kültür göçü”ne de değiniyor belgeselde. Başkentin aslında trendlere öncülük ettiğini vurguluyor.
*
Belgesel sadece Dost’un değil kitabevlerinin ve yayıncılığın dönüşümünü de anlatıyor.
*
“Dost: 49 Yılın Hikâyesi”, Nazlı Berivan Ak’ın “Kitapçı” belgeselinin ardından ikinci çalışmasıymış. Kurgusu Çağlar Kara, müziği Ceren Kaan, görsel tasarımı Tahir Berk Yılmaz’a ait belgeseli, Ak’ın YouTube kanalından izleyebilirsiniz.
*
Yolu benim gibi Dost’tan geçenlerin ilgiyle izleyeceklerini tahmin ediyorum.
*
Dijitalleşmenin dört bir yanımızı sardığı şu süreçte, okumanın azaldığı hızlı tüketimin baş döndürdüğü bu dönemde kitap mabedi Dost Kitabevi iyi ki var. Umarım hep var olur…
ESAT HÂL

ANKARA Büyükşehir Belediyesi (ABB), yenileme ve güçlendirme yaparak tamamladığı Esat Semt Hali ve Çarşısı’nı, “Esat Hâl” adıyla yeniden kente kazandırdı. Görkemli de bir açılış yapıldı.
*
İçerisinde Esat Hâl Sanat Galerisi, Esat Genç Akademi ve Prof. Dr. Ruşen Keleş Kütüphanesi’nin yanında dikkat çeken mekânlar var. Esat Hâl’in ilk sergisi de Cumhuriyet döneminin önemli sanatçılarından Nevide Gökaydın’ın eserlerinden oluşan “Bir Cumhuriyet Kadını: Nevide Gökaydın” sergisi oldu. “Tasarım Pazarı” etkinliği de yerel tasarımcıların çalışmalarına ev sahipliği yaptı. Bu etkinliği bir günde 5 bin kişi ziyaret etti.
*
Bizim Aziz Devrimci de geçen hafta “Esat Hâl”e gitti, gezdi, gördü yazdı. İlerleyen günlerde dükkânları tek tek yazacağını da belirtti.
*
Bu bahane ile zaman fakiri olan ben de bir gün Aziz ağabeyin yanına takılıp gidip Esat Hâl’i keşfetmeyi planlıyorum… Yolunuz düşerse siz de gidin.

Paylaş