Murat Yılmaz

Murat Yılmaz

muratyilmaz@hurriyet.com.tr

İlber Hoca’nın Ankara’sı

İlber Hoca Ankara’yı sadece sevmez, Ankara’ya aynı zamanda hürmet de ederdi. Ankara da aynı şekilde hocayı hem sever hem de hürmet gösterirdi. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun…

Haberin Devamı

İlber Ortaylı denilince akla ilk olarak kendisinin de yaşadığı yer olan İstanbul gelse de Ankara’nın onun için farklı bir yeri vardı.

*

Hocaya göre İstanbul; derin tarihi, Ankara ise modern Türkiye'nin inşasını temsil ediyordu. Ankara, İlber Hoca’nın biyografisinde yer alan bir özetten öte onun için bir Cumhuriyet başkentinin dönüşümü, entelektüel kimliğin inşası, modernleşmenin öyküsüydü.

*

Ankara anılarında, Keçiören’in bağları, Bahçelievler’in sessiz sokakları, Kızılay’ın bir dönemki nezaketi yer alıyor, Ankaralıların entelektüel canlılığını her zaman vurguluyordu. Hoca, başkente olan duygularını bir konferansta, “Ankara, kolay vazgeçilen bir yer değildir. Çok enteresan bir yerdir Ankara. Ben burayı her zaman otursam da oturmasam da özlemişimdir. Benim için önemli yerdir. Ankara bir kültür başkentidir, bu hale onu Atatürk getirmiştir” sözleriyle dile getiriyordu.

Haberin Devamı

İlber Hoca’nın Ankara’sı

‘ŞİMDİ O DİSİPLİNLİ ANKARA’YI BULMAK ZOR

İlber Hoca, başkentteki her konferansında Ankara’nın bugünkü mimari ve kültürel dönüşümünden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Onun zihnindeki Ankara, parkları, Cumhuriyet yapıları, Opera binasıyla örülü bir estetiğe sahipti. Başkentin hızla betonlaşması ve o eski “Cumhuriyet nezaketinin” kaybolması, Ankara üzerine yaptığı konuşmalarda sıkça rastlanıyordu. “Ankara bir zamanlar çok kibar bir şehirdi. İnsanlar birbirine saygılıydı, sokaklar temizdi ve herkes ne yapacağını bilirdi. Şimdi o disiplinli Ankara’yı bulmak zor” diyordu.

*

Başkentin 60’lı yıllardaki sanat ve akademi şehri konumuna dikkat çeken İlber Hoca, “Bizim nesil için bu bir imtiyazdı. İstanbul’da yoktu bu. Devlet Tiyatroları bir nimettir. Onun yarattığı ortamdan özel tiyatrolar da en iyi şekilde istifade etmişti. 1960’ların Ankaralıları sahneden ve orkestradan anlarlar. Burada tiyatrolarımız, operamız, senfoni orkestramız, balemiz vardı. Bunlar İstanbul’da yoktu. Buradan gitti. 1960’larda bir genç benim gibi burada okursa dışarı bile çıkmadan dünyayı görürdü” tanımlaması yapıyordu.

Haberin Devamı

İlber Hoca’nın Ankara’sı

*

Ankara’nın tarihsel konumunu da her fırsatta vurgulayan İlber Hoca, “Ankara soysuz bir kent değildir. Bizans için önemlidir. Osmanlı vilayetleri içinde en önemlilerindendir ve Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentidir. Başkentin hayatiyetini kazanması lazım. Konumundaki hataların düzelmesi lazım. Ankara sadece Ankara değildir, sadece başkent olduğu için önemli bir yer değildir. Bazı tarihi taşlar bize gösterir. Roma Hamamı dediğimiz askerlerin ve halkın kullanımına açık, büyük hıfzıssıhha tesislerinin Roma'daki ve civarındaki birkaç yerden sonra en güzel örneklerinden iki tanesi Ankara'dadır. Bunlardan birisi Çankırı Caddesi’ndeki hamamlarıdır. Derhal o caddenin temizlenmesi, etrafının istimlak edilmesi ve Roma Kültür Merkezi açılması lazım. Dünya tarihi için çok önemli bir şey. Hacı Bayram ile arasının kazılması gerekiyor. Hamamın içini gezdiğiniz zaman görüyorsunuz ki Ankara hep önemlidir. Polonyalısı, İngiliz'i burada yaşamışlar. Buranın başkent olması tesadüf değil” değerlendirmesi yapıyordu.

*

Haberin Devamı

27 Aralık 1919’da Dikmen tepesinden Ankara'ya giriş yapan Atatürk'ün binlerce Ankaralı tarafından gönülden karşılandığını anlatan Ortaylı, Kurtuluş Savaşı'nın fiilen bu tarihten sonra başladığını söylüyordu. "27 Aralık'ta, Ankara'nın payitaht olacağı bellidir" diyen İlber Hoca, Mustafa Kemal'in "Geldikleri gibi giderler" sözünün rastgele atılmış bir slogan olmadığını, bu sözlerin açık bir strateji olduğunu her zaman belirtiyordu. Ankara’nın başkent oluşu için de “Ankara’nın başkent oluşunu en çok Ankaralılar sağlamıştır” diyerek Ankaralıların o dönemki duruşuna atıfta bulunuyordu.

*

İlber Hoca, “Konumundaki hataların düzelmesi lazım” dediği Ankara için, "Eski bit pazarı, Hergele Meydanı, Ulus Ziraat Bankası ve diğer tarihi binaların korunması gerekir. Buraların tanzimi bu şekilde normal değildir. Zincirli Camii, eski vilayet binası ve kalenin durumu, tüm bunların düzeltilmesi gerekiyor. Kaleye baktığın zaman göremiyorsun. Bütün bunların düzeltilmesi gerekir" tespitlerini her fırsatta dile getiriyordu.

*

Haberin Devamı

İlber Hoca’nın Ankara’sı

Keçiören ve Etlik, çocukluğunun geçtiği yerdi hocanın. Keçiören’in o yıllardaki durumunu şöyle anlatıyordu: “Benim oturduğum zamanda burası boş mıntıkaydı. Yukarılarda oturuyordu herkes. Ben de en yukarıda çocuk yuvasının olduğu yerde oturan kısımdandım. Konaklar, eski evler, bağlar vardı. Etlik’ten buraya gelmiştik sonra yine oraya gittik. Ben orayı çok seviyorum. Burada da iki yılım geçti, ilkokul son sınıfı okudum. Kız kardeşim de burada dünyaya geldi. Keçiören, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı mekândır. Genelkurmay Karargâhı buradaydı. Eski Çoban Mektebi diyorlar. Ziraatten ve veterinerlikten anlayan köylüler yetiştiren yerdir. Keçiören Ankara’nın eski bağlık semtidir. Yukarıda çift asfalt denen otobüs durağının halen ismi oysa, sonunda bir gazino durağı vardır. İkisinin arasında karakol vardı. Biraz yukarıda çocuk yuvası vardı. O civarda bağlar ve bağ evleri vardı. Bağ evlerinin birkaç tanesi Ermenilerin konaklarıdır. Bazıları da Selanik’ten mübadil olarak gelenlerin konağıdır. Keçiören böyle bir mıntıkaydı. Kırsal nüfuslu Ankara’nın yeni başkenti, fakat eski imparatorluğun kalıntıları her an her köşede görülen yerdi. Benim okuduğum Keçiören İlkokulu, oradan mezun oldum. O da eski bir konaktı o zaman yetiyordu bize. Şimdi mümkün değil öyle bir şeyin kullanılması. Vehbi Koç’un konağı da oradaydı. Halen de oradadır, müzededir. Türkiye sanayisinin kurucusu, öncüsü olan bir adam. Muhterem bir adam, enteresan kişiliktir.”

Haberin Devamı

İlber Hoca’nın Ankara’sı

ÖĞRENCİLERE ‘KAFEYE DEĞİL KALEYE GİDİN’ TAVSİYESİ

Ankara Kalesi de hocanın önem verdiği yerlerin başında geliyordu. "Ankara Kalesi'nin etrafı temizlenmelidir. 1957'lerdeki saçma sapan imar hareketlerinin kalıntıları silinmelidir” diyordu. İçerisinde yaşamın olduğu kalelerin nadir olduğunu belirten İlber Hoca, başkentte gençlerle bir buluşmasında da “Kafeye değil kaleye gidin” tavsiyesi vererek, “Sosyal hayatınızı hiç de çok çekiciliği olmayan Ankara kafelerinde harcamayı düşünmeyin. Çünkü bu dediğim kurumlar, hem sizin kesenize çok zarar getirmeyecektir hem de vaktinizi iyi değerlendireceksiniz. Buradaki müze (Anadolu Medeniyetleri Müzesi) dünyaca meşhurdur onu size söyleyeyim. Biraz akıllı entelektüellerseniz Ankara Kalesi’nin civarından ayrılmamanız gerekir. Bir Türk, Anadolu şehrini hatta bir Ortadoğu şehrini, kültürünü anlamak için bu çok önemlidir. Aksine böyle bu taraflara (kent merkezi) kapanır kalırsanız iş yok” diyordu.

İlber Hoca’nın Ankara’sı

MÜLKİYE’Yİ SADECE BİR OKUL OLARAK DEĞİL BİR TERBİYE OCAĞI OLARAK DA TANIMLARDI

BİR zamanlar "Taş Mektep" olarak adlandırılan, ünlü isimlerin mezun olduğu Ankara Atatürk Lisesi, İlber Hoca’nın da eğitim hayatının temel taşlarındandı.

*

Onun için asıl dönüm noktası Türkiye siyasetinin ve bürokrasisinin mutfağı konumunda olan Mülkiye’ydi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi). Mülkiye’yi sadece bir okul olarak değil bir terbiye ocağı olarak da tanımlardı. Hürriyet’teki bir köşe yazısında Mülkiye öğrencilerini, “Mülkiye talebesinin opera ve temsillere gitmesi, konser dinlemesi, mektepte adab-ı muaşeret kurallarına uygun olarak garsonların yaptığı servisle öğlen ve akşam yemeklerini yemesi usuldendi” diye anlattı.

*

İlber Hoca’nın Ankara’sı

1979 Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi.

Mülkiye’de verdiği derslerdeki farklı duruşuyla öğrencilerinin hafızasına kazındı. Ortaylı’nın derslerinde öğrencileri panikleten an, rastgele bir öğrenciye dönüp, “Son zamanlarda ne okuyorsun” diye sormasıydı. Yine bir gün bu soruyu sorduğu bir öğrencinin popüler bir roman ismini vermesi üzerine, “Evladım, burası Mülkiye, kantin değil. Git o elindekini çay bahçesinde oku, buraya ciddi metinlerle gel” diyerek dersin seviyesini bir anda 19. yüzyıl diplomasi tarihine çektiği anlatılır.

*

Zengin birikimini derslere de yansıtırdı. Kaynak verirken sadece Türkçe eserleri değil, Almanca, Fransızca ve Rusça kaynakları da tahtaya yazarak, “Bunları bilmeden ‘bu konuyu anladım’ diyemezsiniz” uyarısı yapardı.

*

İlber Hoca’nın Ankara’sı

1968

Mülkiye’deki derslere geç kalmak, İlber Hoca’nın en tahammül edemediği durumlardandı. Derse 5 dakika geç giren öğrenciyi kapıda durdurup, "Burası bir devlet dairesinin ciddiyetini taşır, sizin yatak odanız değil. Ya vaktinde gelin ya da kapının dışındaki o güzel Ankara havasını solumaya devam edin" diyerek içeri almadığı da meşhurdu. Fakat bu yaptırımı uygulayan İlber Hoca, ders sonunda koridorda kendisine nitelikli bir soru soran öğrenciyle okulun çıkışına kadar dakikalarca yürüyerek sohbet de ederdi. Ankara Üniversitesi'ndeki derslerinde harita kullanımına da yüksek derece önem verirdi. “Coğrafya bilmeyen adamın tarihçiliği, adresi bilmeden mektup yazmaya benzer” dediği rivayet edilirdi.

*

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi de (DTCF) hoca için ayrı bir yerde konumlanırdı. DTCF'deki derslerinde tarihi binaların ruhuna sürekli vurgu yapardı. Binanın mimarı Bruno Taut’a atıfta bulunur ve "Bu binanın koridorlarında yürürken bile bir şeyler öğrenmelisiniz, duvarlar size Cumhuriyet'in neşesini ve ciddiyetini anlatır" öğüdünde bulunurdu.

*

Dersleri devam zorunluluğu olmamasına rağmen öğrencilerden ortalamanın üzerinde bir ilgi görürdü. Tıp gibi farklı fakültelerden gelip kaçak ders dinleyenlerin olduğu bile söylenirdi. Öğrencilerinden Hanife Fişek, “Derste sorduğu sorulara akıllıca cevaplar alamadığında yaptığı terslemeleri ise onu dersten uzaklaştıran değil tersine bir stand up gösterisi yapan biri gibi popüler hale getirmişti” diye anlattı İlber Hoca’yı.

*

Ankara Üniversitesi’nde İlber Hoca’dan ders alanlar şanslılardı. Öğrencilere sadece ne düşüneceklerini değil nasıl bir duruş sergileyeceklerini de öğretiyordu. Ankara'nın o dönemki gri, ciddi ve bürokratik havasını, derslerinde bir avantaja çevirir, öğrencilerine birer “devlet adamı adayı” veya “ciddi bilim insanı” muamelesi de yapardı.

NAMAZGÂH TEPE’YE SÜREKLİ DİKKAT ÇEKİYORDU

İlber Hoca’nın Ankara’sı

HÜRRİYET Ankara’da bizim de defalarca gündeme getirdiğimiz “Namazgâh Tepesi’ne anıt” konusuna da her fırsatta dikkat çekti İlber Hoca. “Cumhuriyet’in Doğuşu” kitabında, Milli Mücadele yıllarında şehit düşen binlerce askerin defnedildiği Namazgâh Tepesi’ni hatırlatarak, günümüzde Etnografya Müzesi ile Türk Ocağı’nın bulunduğu bu bölgeye otopark yapılmasını eleştirerek, “Bunların yerine bina dikmek, otopark yapmak iki arada bir derede çıkarılan usulsüz yapılardır” değerlendirmesinde bulundu. İlber Hoca kitabında bu konuya şöyle değiniyordu: “Ankara’da ünlü Namazgâh Tepesi, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında cepheden şehre nakledilen yaralılardan şifa bulamayarak hastanede ölen askerlerin gömüldüğü yerdir. Bu tepenin üstünde Üçüncü Tiyatro (Halkevi), Etnografya Müzesi ve Atatürk’ün heykeli yer alır. Tepenin eteklerindeki mezarlıkların ve o zamanki şehrin etrafında bulunanların bugün çoğu yok olmuştur. Bunların yerine bina dikmek, otopark yapmak iki arada bir derede çıkarılan usulsüz yapılardır. Sadece usulsüz değil, saygısız... Oysa tarihî topografyanın tespit edilip yerine anıt dikilmesi, lüzumsuz yapılaşmanın önlenmesi icap ederdi.” Otoparkın bulunduğu kısımla ilgili bir gelişme olmasa da Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) bir süre sonra Talatpaşa Bulvarı üzerindeki refüj kısmına bir anıt çalışması yaptı.

Yazarın Tüm Yazıları