"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

PKK ile konuşmak mümkün mü?

Önce şunu söyleyelim: Siyasetin meşru zemininde her şey mümkündür.

Herhangi bir şeyin mümkün olup olmadığını belirleyecek olan, birincisi, içinde bulunulan koşullar, ikincisi de o konuda irade olup olmamasıdır.

 

Buna PKK ile diyaloga yeniden başlanması da dâhildir, başkanlık sistemi tartışmalarının yeni bir raya oturması da, yeni anayasa da.

 

Bunu söylerken Başbakan Binali Yıldırımın 8 Haziran’da PKK ile konuşmayı kategorik olarak, eskilerin deyimiyle “ceffel kalem”, tamamen reddetmiş olduğunu unutmuş değilim.

 

“Terör örgütü” dedi başbakan, “Biz görüşebiliriz, silahları bırakabiliriz, konuşalım’ gibi doğrudan, dolaylı haberler geliyor. Konuşacak hiçbir şey yok.”

 

PKK ortalığı savaş alanına çeviriyorken, daha yeni İstanbul ve Midyat’ta bombalar patlatmışken, Kandil’den yeni tehditler savruluyorken Türkiye başbakanının başka türlü konuşması kolay değildir.

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan daha yeni açıkladı Temmuz 2015’ten bu yana “7,600 terörist etkisiz hale getirildi” diye. Bu sayıya öldürülenlerin yanı sıra yaralanan, yakalananlar ve sadece PKK’lı değil IŞİD’liler dâhil. Aynı süreçte güvenlik güçleri resmi açıklamalara göre 600’e yakın şehit verdi.

 

PKK’nın Temmuz 2015’te, 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra diyalogu bitirip yeniden eylemlere başlamasında Suriye iç savaşında IŞİD’in ortaya çıkmasının, Kobani çatışmalarında ABD’nin taktik desteğini bulmasının payı var elbette, ama şimdi konumuz IŞİD değil, PKK.

 

PKK, 2015 yılına, Dolmabahçe mutabakatına gelindiği sıralarda müzakere koşullarının artık 2013’teki çerçevede olmadığını, ABD ile ittifaka girildiğini, güçlendiğini düşündü ve koşulların değiştirilmesini istedi.

 

Ondan bağımsız olarak ama aynı zaman diliminde Erdoğan’ın önüne PKK ile diyalogun AK Parti’ye oy kazandırmadığı, tersine HDP ve MHP’ye kazandırdığı yolunda anketler gelmeye başladı.

 

O günlerde Erdoğan, PKK’yla “Al çözümü, ver başkanlığı” pazarlığı içinde olmakla suçlanıyordu, özellikle de MHP tarafından. İşte Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözü, Dolmabahçe’den iki hafta kadar sonra, 17 Mart’ta bu koşullarda sarf edildi. Sonra 7 Haziran seçimleri ve gerisini biliyoruz.

 

Hayatının uzun yıllarını Kürtçülük suçlamasıyla hapislerde geçirmiş olan İsmail Beşikçi’ye göre, Bu HDP’nin en büyük hatası oldu.

 

BBC Türkçe servisinin sorularını yanıtlayan Beşikçi, “Seni başkan yaptırmayacağız anlayışı yanlıştı” demiş; “Kürtlerin parlamentoyu ikna etmeleri zor olabilir. Ama Başkanla etkili bir pazarlık yürütülebilirdi.”

 

Yani Beşikçi, zamanında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bir kuşku olarak dile getirdiği açıyı doğrulamış oluyor.

 

Beşikçi’ye göre, PKK da HDP’nin 7 Haziran’da 80 milletvekili alması ardından yeniden silaha başvurmak yerine “geri planda kalmalıydı” ve “bu tutum HDP’ye büyük zarar verdi”.

 

Beşikçi aynı zamanda görüşmelerin yeniden başlaması halinde Öcalan ile yapılmasını da PKK açısından uygun bulmuyor, çünkü artık ”milletvekilleri tarafından Kandil’e ulaştırılan mektupların içeriğinde, devletin/hükümetin istedikleri dışında bir ifade” olamayacağına inanıyor.

 

Peki, başa dönüyoruz, PKK ile yeniden bir diyalog, görülmemiş derecede kan dökülen bu ortamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu mücadelenin “Kıyamete kadar” süreceğini söylemişken yeniden başlayabilir mi?

 

Evet, çok zor, bu kadar acı varken çok zor.

 

Öte yandan 2008’de, o Oslo süreci 2010’da kesildikten sonra 2012’de iki diyalog süreci başladığı sırada da PKK kıyasıya terör eylemlerinde bulunuyor, karakol basıyor, okul basıyor, insan öldürüyordu.

 

Gayet iyi hatırlıyoruz; iktidar muhalefetin PKK ile görüşme sorusunu hakaret olarak alıp, “görüşen şerefsizdir” dediği sırada diyalogun hazırlıklarının yapıldığı ortaya çıkmadı mı? Bunu bir çelişki olarak değil, devlet işlerinin, özellikle bu netameli işlerin yürütülüş şekli olarak görünce gerilim yerini yeni imkânlara bırakabilir.

 

Neticede her hükümetin birinci görevi halkın can güvenliğini, huzur ve refahını sağlamak değil mi?

 

Siyaset, meşru zeminde ve iyi niyetle, halkın mutluluğu için yapıldıkça her şey mümkün olabilir.

X