Muharrem Sarıkaya

Powell'dan Sezer'e Irak güvencesi

5 Eylül 2002
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, ülkesinin Irak'a muhtemel askeri operasyonuyla ilgili olarak dün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e şu güvenceyi verdi: ‘‘Irak'a operasyon konusunda sürekli sizinle danışma içinde olacağız. Türkiye bu konuda umulmadık bir sürprizle karşılaşmayacak.’’ Aslında Powell'ın dün Sezer'e verdiği bu güvence geçen ocak ayında Başkan George W. Bush'un Başbakan Bülent Ecevit'e verdiği güvencenin yenilenmesi niteliğindeydi. Irak'a askeri operasyon konusunda ABD yönetimindeki şahin kanada karşı muhalefetiyle tanınan Powell, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi dolayısıyla bulunduğu Johannesburg'da Sezer ile yaptığı görüşme sırasında ABD yönetiminin Türkiye'ye güvencesini yeniledi.

Önceki gün randevu talebinde bulunan Powell dün Sezer'in kaldığı Michelangelo Oteli'ne gelirken moralini bozan bir gelişmeyle de karşılaştı. Ülkesinin çevreyle ilgili alınan kararlara katılmaması dolayısıyla sürekli tepkilerle karşılaşan Powell-Sezer görüşmesi öncesi Zirve Genel Kurulu'nda yaptığı konuşması sırasında da ABD sivil toplum örgütleri koalisyonu tarafından, ‘‘Utan Bush’’ sloganlarıyla protesto edildi.

OPERASYON KARARIMIZ YOK

Powell'ın Sezer'le 25 dakika süren ziyaretinin ağırlıklı konuları, Irak, Afganistan ve iki ülkenin ticari ilişkileri üzerinde yoğunlaştı. Powell, bir süre önce Washington'a giden Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal'ın ziyaretinin yararlı geçtiğini kaydederek görüşmeye başladı.

Sezer bu aşamada iki ülkenin stratejik ortaklığının askeri konularda çok iyi gittiğini, ancak ekonomik boyutunun bir türlü öne çıkamadığını vurguladı.

Sezer, Türkiye'nin ABD'ye olan ihracatında kota ve gümrük engeliyle karşılaşmasının önüne geçecek olan Nitelikli Sanayi Bölgesi kurulmasına ilişkin kararın hálá Kongre'den geçmediğine dikkat çekti. Bu konuda ABD yönetiminin desteğini istedi

Bu aşamadan sonra görüşmenin ağırlıklı konusu Irak'a olası operasyon üzerinde yoğunlaştı. Konuyu ilk açan Powell oldu. Irak'ın BM Güvenlik Konseyi kararlarına hálá uymadığını anımsatan Powell şöyle dedi:

‘‘Kitle imha silahlarına sahip Irak'a önemli olan silah deneticilerinin dönüşü değil. Önemli olan Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olmamasıdır.’’

Powell, ülkesinin Irak'a yönelik olası bir operasyon konusunda henüz bir karar sahibi olmadığını da kayda geçirdi. Ancak askeri operasyonun da bir alternatif olarak planlandığını kaydetti.

Sezer ise BM kararlarına Irak'ın uymasının tüm uluslararası toplumu ilgilendirdiğinin altını çizerek söze başladı ve şöyle dedi:

‘‘Operasyon için uluslararası yasallık ve odlaşma (konsensüs) gerekiyor. Bunu beklemenin doğru olacağına inanıyoruz.’’

Sezer, bu sözleriyle Türkiye'nin operasyona sıcak bakmadığının altını çizerken sınır komşusu olarak Türkiye'nin kitle imha silahlarından duyduğu kaygıyı da vurguladı.

SİZE SÜRPRİZ YAPMAYIZ

Sezer, ardından Körfez Savaşı'nda Türkiye'nin uğradığı zarara da atıfta bulundu. Son iki ekonomik krizi de Körfez Savaşı'a dayandıran Sezer şöyle dedi:

‘‘Türkiye'nin karşılaştığı son ekonomik krizlerin temelinde de Körfez Savaşı'nın nedenleri var. Biz Irak'a karşı girişilecek operasyona son derece duyarlıyız. Böyle bir saldırı olasılığı dahi piyasalarımızı olumsuz etkiliyor. Bu nedenle uluslararası toplumla yakın ve doyurucu bir işbirliği içine girmesini kendilerinden beklediğimizi de Irak'a ilettik.’’

Powell, Sezer'in bu yaklaşımına şu güvenceyle karşılık verdi:

‘‘Türkiye'yle Irak konusunda verimli ve yakın bir danışma içinde bulunacağız. Türkiye bu konuda umulmadık bir sürprizle karşılaşmayacak.’’
Yazının Devamını Oku

Sezer'in iki önceliği: Yoksullukla savaş, yapısal değişim

3 Eylül 2002
<B>CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer'</B>in dün Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Doruğu'ndaki konuşması, Türkiye'ye yollanan mesajlarla doluydu. Sezer'in, Güney Afrika'nın Johannesburg kentinde yapılan ‘‘Doruk’’ toplantısındaki konuşması üç ana başlıkta toplanıyordu: Küreselleşmenin daha da ağır yük getirdiği yoksullukla savaş, demokratikleşme ve sivil toplum örgütlerinin yönetime katılımının artırılması.

Sezer'in konuşmasının en dikkat çeken bölümü ise küreselleşmeye yaklaşımında ortaya çıktı. Sezer'in küreselleşmeye yaklaşımı, dışarda zirveyi protesto eden çevreci grupların bazılarının görüşleriyle örtüşüyordu.

Sezer, küreselleşmenin ‘‘bir tehdit oluşturduğu’’ görüşünü gizlemedi ve şöyle dedi:

‘‘Kimi ulusları ve toplumsal kesimleri tehdit eden küreselleşmenin tüm insanlığın yararına sonuçlar verecek biçimde yönlendirilmesi, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın çevrenin korunmasıyla bağlantılı olarak yürütülmesi, ulusal ve uluslararası düzeyde daha kapsamlı bir işbirliğini ve daha etkili düzenekleri gerektirmektedir.’’

Sezer,
bu aşamada iki yıl önce New York'ta yapılan Binyıl Zirvesi'nde yoksulluğun ortadan kaldırılması, ortak çevrenin korunması, insan hakları, demokrasi ve iyi yönetişim konularında altına imza koydukları kararları anımsattı.

Cumhurbaşkanı Sezer'in zirvelerde alınan kararlara ilişkin yaklaşımı da ‘‘kararları almakla yetiniyoruz, gerisini getirmiyoruz’’ yönündeydi.Sezer'in bu yaklaşımı, geçen hafta zirvenin başlangıcında BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sözleriyle de örtüştü.

Sezer bu çerçevede dünya liderlerine uyarıda da bulundu:

‘‘Eğer bu erekler yönünde kararlı adımlar atamazsak, dünyada, varlıklı uluslar ile yokluk ve yoksulluk içindeki uluslar arasındaki uçurumun kapatılmasını ve gelecek kuşakların yaşanabilir bir çevreye kavuşmalarını sağlayamayız.’’

Sezer,
küreselleşmenin öncelikli amacının ülkeler arasındaki gelir dağılımında var olan adaletsizliği gidermek olması gerektiğini kaydedip şu uyarıda bulundu:

‘‘lkeler arasındaki gelir uçurumları, yoksul devletlerin azgelişmişliğini daha da kalıcı duruma dönüştürmekte, azgelişmişlik ise uluslararası ekonomik sistemden dışlanmaya yol açarak, terörün yerleşmesi için uygun bir ortam hazırlamaktadır.’’

YAPISAL DEĞİŞİM

Sezer'
in, Türkiye'de yoksullukla savaşımda yaptıkları değerlendirmeleri aktarırken söylediği şu sözler, Ankara'daki siyasilere de bir mesaj niteliğindeydi:

‘‘Yoksullukla savaşım sırasında yaptığımız değerlendirmeler, yapısal değişikliklerle, demokratik ve katılımcı düzeneklerin birlikte ve bir bütün içinde ele alınması gerektiğine işaret etmektedir.’’

SİVİL TOPLUM

Sezer, ülkeler arasındaki işbirliğinin gelişmesiyle sürdürülebilir kalkınmanın daha rahat sağlanabileceğine de işaret etti. Ancak bunun için ulusal düzeyde kararların nasıl alındığının önemli olduğunu vurguladı. Sezer, ulusal düzeydeki kararların alınmasının çerçevesini de şu sözlerle çizdi:

‘‘Ulusal düzeydeki kararların demokratik bir ortamda toplumu oluşturan bireyler ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla alınması ve uygulanması, bu sürecin temelini oluşturacaktır.’’

Sezer'
in dün Johannesburg'daki Sürdürülebilir Kalkınma Doruğu'nda dünya liderlerine yaptığı konuşması, Afrika kıtasının en ucundan Türkiye'ye gönderilmiş mesajlarla doluydu.
Yazının Devamını Oku

Küreselliğin kavgası Johannesburg

1 Eylül 2002
<B>GÜNEY </B>Afrika'nın Johannesburg Kenti'nde dünya bir haftadır sürdürülebilir kalkınmanın nasıl sağlanacağı üzerinde kafa yoruyor. Tartışmalar, Türkiye'de Çevre Bakanı Fevzi Aytekin'in eşi Güler Aytekin'i Johannesburg'a getirmesine gerekçe gösterdiği ‘‘çorap ve don yıkama’’nın ötesinde seyrediyor.

Temiz su, enerji, daha iyi tarım ve biyo çeşitliliğin nasıl sağlanacağı, yoksulluğun giderilmesi, su sıkıntısını azaltmak, dünya ticaretini daha adil kılmak üzerinde duruluyor.

Bir de küreselleşmenin azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin üzerindeki etkileri...

Aslında zirvenin ana konusu, bunların ötesinde ekonomiye kilitlenmiş durumda. Bir anlamda, ev sahibi Güney Afrika'daki paradoks, aslında zirvenin ana temasına da damgasını vurmuş durumda.

Dünyanın en kaliteli elmas ve pırlantalarını çıkaran, altın madeni zengini olan ülkede zengin ile fakir arasındaki uçurum şehir dolaşılırken göze çarpıyor.

Zengin semtlerindeki villaların duvarlarının etrafları dikenli tellerle örülmüş. Duvarın en üst bölümünü ise sıralı elektrikli güvenlik telleri tamamlıyor.

Şehir merkezinden 10 dakika ilerde ise evsiz, işsiz, açlık sınırında yaşamlarını devam ettirmeye çalışan binlerce Afrikalılar...

Sokakta ise aç, evsiz insanların sorunlarının çözülmesi için dengeli gelir dağılımı isteyenlerden, küreselleşme karşıtlarına, çevrecilere kadar onlarca örgütün katılımıyla düzenlenen yürüyüşler, gösteriler.

FAKİRİN ZENGİNİ

Aslında sokaktaki göstericisinden, zirveye katılan gelişmiş ve gelişmekte olan ülke temsilcilerine kadar herkes sürdürülebilir kalkınmadan yana olduğunu kayda geçiriyor. Sorun, bu kalkınmanın nasıl sağlanacağı.

Ancak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da vurguladığı gibi; Rio de Janeiro'da yapılan BM Yeryüzü Doruğu'nun devamı niteliğinde olan Johannesburg Doruğu'na kadar geçen 10 yıl sürede kalkınmanın nasıl sağlanacağına ilişkin alınan kararların hiçbiri uygulanmamış.

Bunun nedeni de yine aynı noktada kilitleniyor; azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik mücadelesi. Azgelişmişler, gelişmiş ülkelere şu suçlamaları yöneltiyor:

‘‘Sürdürülebilir kalkınmayı sağlamamız için pazarlarınızı açmıyor, kotaları kaldırmıyor, kapılarınızı kapalı tutuyorsunuz...’’

Gelişmiş ülkelerin azgelişmişlere suçlaması ise ‘‘fakirin zengini’’ne dönük:

‘‘Sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için azgelişmiş ülkelere yaptığımız yardımların tutarı yüz milyar dolarlarla ifade edilebilecek düzeyde. Ancak bu yardımları azgelişmiş ülkelerin diktatörleri veya gelişmekte olan ülkelerin siyasileri ceplerine indirip kişisel amaçları için kullanıyorlar. Kalkınmayı engelliyorlar. Bunun için bu ülkelerde demokratikleşme ile ekonomik gelişmişlik birbirine paralel gitmeli...’’

TAHTEREVALLİ POLİTİKASI

Türkiye ise bu tartışmalarda bazen gelişmiş, bazen gelişmekte olan ülke pozisyonunda tahterevalli politikası izliyor.

Gelişmiş ülkeler, ekolojik denge deyip büyük baraj yapımına karşı çıktığı yerde azgelişmiş ülkelerle saf tutarken, gümrüklerin kaldırılması, kotaların tamamen yok edilmesine dönük yerlerde ise gelişmiş ülke pozisyonuna dönüyor.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in temsil ettiği zirvede aslında Türkiye'nin ağırlıklı tarafı gelişmiş ülke yönünde oluyor.

Türkiye'nin küreselleşmeye yaklaşımı da iki yıl önce New York'taki ‘‘Bin Yıl Zirvesi’’nde Sezer'in ortaya koyduğu politikadan farklı değil: Küreselleşme, insanlık için yeni fırsatlar vaat etmekle birlikte, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kılmamak için özen göstermeliyiz...
Yazının Devamını Oku

Baykal: Solda birlik geride kaldı, artık olmaz

29 Ağustos 2002
<B>BAŞBAKAN Bülent Ecevit, </B>dün <B>‘‘Ulusal solu özümseyen demokratik solcuların DSP çatısı altında toplanması’’</B> çağrısında bulunurken, CHP Lideri <B>Deniz Baykal,</B> 12 saat öncesinde solda birlik arayışlarına kapılarını kapattığını açıkladı:<br> ‘‘Solda birlik arayışını biz bir kenarda bıraktık, bundan sonra solda birlik için uğraş olmaz...’’

Baykal,
bu sözleri önceki gün Antalya'da Mustafa Erdoğan'ın sahneye koyduğu, yeni adı ‘‘Anadolu Ateşi’’ olan dans gösterisini izlerken söyledi.

Baykal, gösterinin yapıldığı Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu'na eşi Olcay Baykal, kızı, torunları, aile dostları ile birlikte spor bir kıyafet giymiş olarak geldi. Ne koruma ordusu, ne de rahatsız edecek boyutta etrafını sarmış kalabalıklar söz konusuydu.

Açıkhava Tiyatrosu'nu tıklım tıklım dolduran kalabalıktan bazıları Baykal yanından geçerken uzatıp elini sıkıyor, ‘‘İyi gidiyorsunuz, desteğimiz yanınızda’’ diyor, bazısı ayağa kalkıp el sallarken ‘‘Aynen devam, tamam mı?’’ diye bağırıyordu.

Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden gelmiş, kendisine el sallayan turistlerden bazılarını Baykal tanıyor, uzaktan ‘‘Yahu seçime gidiyoruz, sen hálá burada mısın?’’ diye gülerek sitemini iletiyordu.

Baykal bununla da kalmadı, tanıdığı bazı kişilere, ‘‘Belediye başkanını birinci sıraya koyarsak ne dersin? İkinci sıra için bir düşündüğün var mı?’’ sorularını yöneltti.

Dikkati çeken, aldığı yanıtların hep aynı cümle olmasıydı:

‘‘Yeter ki örgütten olsunlar...’’

SOLDA BİRLİK BİTTİ

Baykal'
la yerine oturduktan sonra sohbete başladık. İlk sorumuz, Ecevit'in ulusal solu özümseyenlerin partisinin çatısı altında birleşmesine dönük bir gün sonra yapacağı açıklamaydı.

Baykal, önce gülümsedi ve ardından sorularla dolu şu sözleri söyledi:

‘‘Sayın Ecevit'e, gelin baba ocağına dönün dedim. Şimdi Ecevit ulusal sol görüşü benimseyenlere çağrıyı yapıp da ne olacak? Ne fayda getirecek? Zaten partisi dibe inmiş. CHP'ye gelmeyip de ne yaptılar? AB, pazar ekonomisi diyorsa burada var, sosyal demokrasi, çağdaşlık, laiklik diyorsa hepsi burada var. Ne eksik? Ecevit'in çağrısı sanırım bize olmayacak, Mümtaz Soysal'a falandır o çağrı. Zaten solda birlik çabasını biz bir kenara bıraktık. Artık uğraşmıyoruz...’’

İŞTE ANADOLU SOLU

Gösteri başladığında sohbetimize ara verdik. Tam Mevlevi semah gösterisinin bölümüydü.

Baykal, omzumuza dokunup ekledi:

‘‘İşte Anadolu solu. Ben bunu söylediğimde, Mevlana dediğimde, beni sağcılıkla suçladılar. Bakıyorum şimdi herkes aynı noktaya geldi. Ama yolumuza devam ediyoruz. Anadolu solunu biz kucaklıyoruz.’’

Bu aşamada, bazı sürpriz adaylardan da söz etmeye başladı. İnönü ailesinin bir ferdi olan merhum Metin Toker'in kızı Gülsün Toker'in kendilerinden aday olduğunu anımsattı. Ömer İnönü'nün oğlunun aday olmasını istediğini vurguladı.

Ayrıca ASO Başkanı Zafer Çağlayan, eski Sanayi Bakanı Yalım Erez, eski Adalet Bakanı Hasan Denizkurdu'nu da kucaklamaya hazır olduklarını bildirdi.

SEZER VE KIVRIKOĞLU

Baykal,
seçimi erteletme ve hükümeti yıkma çabalarının da kendilerinin çok uzağında olduğunu belirtti. Seçimin ertelenmesi olasılığının ortadan kalktığını vurgulayan Baykal, bunu da iki açıklamanın pekiştirdiğini belirterek şöyle dedi:

‘‘Önce Sayın Cumhurbaşkanı'nın sözcüsü aracılığıyla, ardından Genelkurmay Başkanı'nın bizzat beyanı çok önemliydi. Asker seçim istemiyor söylentilerini yok etti. Seçimi erteletme çabalarının gücünü kırdı. Artık seçimin ertelenmesi zor.’’

Tiyatroya geldiğinde olduğu gibi yine benzer ilgi içinde ayrıldı.
Yazının Devamını Oku

Baykal'ın ‘seçim iptal’ anketi

20 Ağustos 2002
<B>KEMAL Derviş </B>ile görüşmesi öncesinin akşamında <B>Deniz Baykal</B>'ın aklını kurcalayan tek soru şu:‘‘Seçimin iptali olası mı?’’

Soruyu yönelttiği kişiler TÜTAV Başkanı Kemal Baytaş'ın evinde verdiği davete katılan, yüksek yargı organından kişiler, siyasiler, bürokratlar ve biz gazeteciler.

Zaten, Baykal gelmeden önce de CHP Genel Başkan Yardımcısı İnal Batu da aynı soru üzerinde kafa yoruyor.

Baykal, davete gelip herkesle tokalaştıktan sonra çevresinde toplananlara anket yapar gibi aynı soruyu yöneltiyor:

‘‘Sizler ne düşünüyorsunuz; seçimin iptali söz konusu mu?’’

YÜZDE 50-50

Baytaş
'ın görüşü; ‘‘Yüzde 50-50’’ oluyor.

Yüksek yargı yöneticisi ve bürokratlar da farklı bir tavır göstermiyor. Hatta onlar, ‘‘Yüzde 40 seçim olur, yüzde 60 iptal edilir’’ öngörüsünde bulunuyor.

Biz gazeteciler ise daha temkinli davranıyoruz;

‘‘Yüzde 51 olur, 49 iptal edilir.’’

Baykal
, herkesi tek tek dinledikten sonra, bir süre konuşmadan bekliyor.

Elindeki bardağı hafifçe çevirdikten sonra gülümseyip ekliyor:

‘‘İlginç şeyler oluyor. Seçimin iptal edilmesi yönünde bir hareket olduğu haberleri bana da geliyor.’’

‘‘Sizin öngörünüz ne?’’
diye soruduğumuzda yanıtı şöyle oluyor:

‘‘Seçimi iptal ettiremezler. İptal ettirecek olan parti perişan olur. Yerin dibine batar. İptal ettirdiklerinde bir daha seçim yapılmayacak mı? O seçimde başlarını kaldırıp seçmenin yüzüne bile bakamazlar. Zaten batmış durumdalar, seçimi iptal ettirirlerse iyice batarlar. Daha önemlisi ekonomi çığrından çıkar, yönetilemez hale gelir.’’

Baykal
'a göre, milletvekili aday listelerinin açıklanacağı 11 Eylül'den sonra milletvekillerinin isyanıyla seçimin iptalinin olasılığı da düşük.

UĞRAŞANLAR VAR

Baykal
, bunu söylese de seçimin yapılması konusunda ısrarlı görünen MHP ve AKP'ye de dün ‘‘Seçim iptal edilir mi?’’ sorusu hákimdi.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ‘‘Seçimin iptal ettirileceği bizim de kulağımıza geliyor’’ dedi ve ekledi:

‘‘Ayrıca iptal şansı da yok değil, hatta her geçen gün biraz daha yükseliyor. Ancak seçimin iptali demek hep birlikte çıldırıp, cinnet getirmemiz demektir. Bunu yapacak var mı?’’

AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz da ‘‘Seçim iptali için uğraşanların olduğunu biliyoruz’’ diye söze girdi.

Kapusuz'a göre, seçimin iptali için kritik tarih Anayasa gereği Meclis'in yeni yasama döneminin açılışının yapılacağı 1 Ekim...

KİM İPTAL ETTİRECEK?

Her ne kadar açıktan söylemiyorlarsa da ‘‘seçim iptali için uğraştıkları’’ suçlamasını getirdikleri partiler DSP, SP, ANAP, YTP ve ‘‘başbakanlığı almak’’ kaydıyla DYP olarak gösteriliyor.

DYP seçim konusundaki ısrarını dün de dile getirdi.

ANAP Genel Başkan Yardımcısı Kenan Sönmez de dün, ‘‘Bu arayışlar bizim dışımızda’’ diyerek iddiaları reddetti.

Sönmez, seçimden kaçışın olamayacağını, ilk kez sürprizlerle dolu kampanya hazırladıklarını belirtip, ‘‘Seçim için kararlıyız, 14 Eylül'de kampanyayı başlatıyoruz’’ dedi.

YTP Genel Başkan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ise ‘‘seçimi erteletmek için uğraştıkları’’ suçlamalarına sert tepki gösterdi:

‘‘Benim özelliğimi herkes bilir. Bir şey yapacaksam gizli kapaklı değil, aleni yaparım. Bizim öyle bir girişimimiz de, çabamız da yok...’’

Siyasi partilerin hepsinin yaklaşımı böyle iken; seçimin iptal edilmesi olasılığı yükseliyor kaygısı nereden kaynaklanıyor?

Sorunun yanıtını kimse veremiyor...
Yazının Devamını Oku

CHP pusulası Derviş'e göre mi dönecek?

18 Ağustos 2002
<B>KEMAL Derviş, </B>yüzünü CHP'ye dönerken, son dönemde kendisine en yakın isimlerden Arı Grubu Lideri <B>Kemal Köprülü</B> dün şunları söyledi: ‘‘CHP pusulasını Derviş'e çevirirse ve merkeze, yani sağa doğru kayarsa başarılı olur. Derviş de bunu istiyor. Yoksa sosyal liberal sentezin hayata geçme şansı olmaz. Kemal Bey de bunun dışında CHP'de olmaz...’’

Derviş
de, önceki gün ‘‘Sosyal liberal sentezi merkez solun ittifakıyla hayata geçirme’’ niyetini yineledi.

Yakınlarına göre Derviş, bu uğraşını CHP çatısı altında ‘‘sivil toplum örgütlerinin’’ desteği ve baskısıyla gerçekleştirme niyetinde.

REVİZYONİST LİBERALİZM

Önce Derviş'in devamlı vurguladığı, 19. yüzyıl başında T.H.Green tarafından ortaya konulan 'Sosyal Liberal Sentez'i açmak gerekiyor.

Marksist-Sosyalist düşüncenin o dönemdeki ağırlığıyla irtifa kaybeden liberalizme Green, ‘‘işbirliğine dayalı bireyselliği’’ ön plana çıkaran yeni bir tanım getiriyor.

Klasik liberalizmin katılığını, sosyal yönü ağır basan yeni bir tanımlamayla yumuşatıyor. Yani liberalizmi revizyonist hale getiriyor.

Tony Blair'in İngiltere'de İşçi Partisi'nin başına gelmesiyle, sentez adını ‘‘üçüncü yol’’ olarak alıyor. Blair, sentezi restore ediyor.

Blair kadar baskın olmasa da ABD'de Bill Clinton, Almanya'da da Gerhard Schröder'in de uygulamayı takip ediyor. Başarılı da oluyorlar.

SENDİKALARIN DURUŞU

Şimdi Derviş bu sentezi, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Türk-İş Başkanı Bayram Meral'in de katkısı ile CHP'de hayata geçirme kararlılığında.

Oysa, iki konfederasyon başkanının yakın geçmişteki duruşları ve söylemlerine bakıldığında bu sentezle bütünleştiklerini söylemek zor.

Özellikle de IMF, Dünya Bankası, özelleştirme, kamu çalışanları ve özel sektöre bakışlarındaki sendikacılık anlayışları, liberal sosyal sentezin uzağında duruyor.

1980'lerin ortasından sonra özellikle İngiltere'de, ardından Fransa, İtalya, ABD'de değişime uğrayan, Japonya'da ise gerçek anlamını bulan ‘‘üçüncü yolla uyumlu’’ sendikal anlayış, Türk-İş ve DİSK'te görülmüyor.

İskandinavya'daki Ombudsman uygulamasına benzeyen, işçi-işveren arasında, verimlilik ve kalitenin yükselmesini birinci ilke edinip, işçi lehine arabuluculuk yapan sendikal uygulama, iki konfederasyon tarafından da hayata geçirilmiş değil.

Klasik, toplu sözleşme temeline dayanan faaliyet, her iki konfederasyonda geçerliliğini sürdürüyor.

İlginç olan her iki başkan da CHP'den aday olmak istiyor.

PUSULA GÜLÜ

Konuya bir de sentezin uygulanmak istendiği CHP açısından bakalım.

Şu bir gerçek ki; CHP bu değişim için çok önceden düğmeye basmıştı.

Baykal, bir önceki kurultayda merkeze yakın bir politika uygulayacağını açıklamış, ‘‘Ricky Martin’’eleştirilerine rağmen delegenin oyunu almıştı.

Çatı ve şehirli seçmen yeni politikayı benimsemiş olsa da CHP tabanının ağırlığını oluşturan köylü-işçi kesimi, tam özdeşleşemedi.

Baykal, bundan dolayı uzun süredir yeni politikayı yumuşak bir geçişle uyguluyor.

Hatta, bundan daha ileri gitme, keskin bir viraj alma niyetinde olmadığını da önceki gün NTV'de Ali Kırca ile sohbetinde ortaya koydu.

Yani CHP, başta da Köprülü'nün vurguladığı gibi politikasının pusula gülünü Derviş'e göre belirleme anlayışında değil.

Sonuç olarak Baykal'ın da önceki gün vurguladığı gibi ‘‘CHP'nin kapısı ancak Deviş ile diğer sol partiler iltihat edecekse açık...’’

Bundan dolayı Derviş'in ‘‘olmayacak gibi görüneni söyleyip, ısrarla üzerinde durarak sonuç almaya dönük’’ politikasının tutması bu kez zor.
Yazının Devamını Oku

İki cephede ittifakın durumu

15 Ağustos 2002
<B>KEMAL Derviş, ‘‘merkez solda ittifak’’</B> arayışına, bir süre daha devam edeceğini bugün açıklayacak. Ancak merkez soldaki ittifakın, CHP ve YTP'nin dün durduğu noktada çok kolay olmadığı gerçek.

CHP lideri Deniz Baykal, ‘‘Gelin CHP çatısı altında birleşelim’’ çağrısında bulunurken YTP de dün gece itibariyle bu çağrıyı dikkate almış durumda.

YTP'nin yaklaşımı ise iki noktada bütünleşiyor:

1- Madem çağrıda bulunuyor, Baykal da özveride bulunup çekilsin.

2- Bütünleşmenin nerde olacağına birlikte karar verelim.

YTP'den gelen bu yaklaşım Derviş'in bugün yapacağı ‘‘Baykal da Cem de çekilsin’’ çağrısında elini güçlendirmiş bulunuyor.

DYP-ANAP ARAYIŞI DONDU

Merkezin solunda bunlar olurken, merkezin sağındaki ittifak arayışı da dün itibarıyla donduruldu.

ANAP'ta Yaşar Topçu ve DYP liderinin eşi Özer Çiller ile başlayan ittifak arayışı, bir haftadır da ANAP'lı Devlet Bakanı Nejat Arseven ile DYP'li Ömer Barutçu arasında devam ediyordu.

Barutçu dün geldikleri noktayı, ‘‘İttifak görüşmelerini Tansu Çiller adına yürütmek için yetki almış biri olarak söylüyorum, ANAP risk alamadığı için yol alamıyoruz’’ diye açıkladı. Barutçu şöyle devam etti:

‘‘İttifakı isteyen ANAP. Dolayısıyla teklifi getirenin adım da atması lazım. ANAP seçim sonrası AB tarafında olanlarla bir araya gelip hükümet oluşturma arayışında, hem de bu hükümette AB'ye karşı olanlarla birlikte.’’

Barutçu, ‘‘
Tansu Çiller'e Başbakanlık verip borcunuzu ödeyin, öyle ittifak yapalım’’ şartını da ‘‘şu an bir kenara bıraktıklarını’’ söyledi.

DYP'nin tek şartı, ANAP'ın çekilerek hükümetin yıkılmasını sağlaması ve AB taraftarı olan partilerle seçime kadar yeni bir hükümet kurulması.

İttifaka sıcak bakan ANAP, bu yaklaşımı ‘‘gerçekçi’’ bulmuyor.

ANAP hükümetten çekilmesi halinde bile, mevcut hükümetin yıkılmasının zor olacağına inanıyor.

Ecevit'in, MHP ile seçime kadar hükümeti devam ettirmesinin önünde bir engel bulunmayacağını kayda geçiriyor.

ANAP, ‘‘Bizim çekilmemiz önemli değil, bundan önce gelin ittifak yasasını çıkaralım, sonra yeni hükümet formülünü arayalım’’ görüşünü DYP'ye iletmiş.

ANAP'a hakim bir diğer kaygı da ‘‘DYP, ANAP'ın seçime hükümet dışında gitmesinin yöntemini arıyor’’ şeklinde.

YTP-AKP: BİZ YOKUZ

ANAP hükümetten ayrılsa bile, Meclis'in sayıca fazla diğer iki partisi YTP ve AKP de mevcut hükümetin yıkılmasına sıcak bakmıyor.

AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz dün sorumuz üzerine ANAP'ın çekilmesi halinde bile, mevcut hükümetin devamı yönünde tavır sergileyeceklerini açıkladı.

Kapusuz, yeni hükümetin, seçimin ertelenmesi anlamına geleceğine inanıyor.

Aynı durum YTP'ye de hakim. Onlar da yeni bir hükümet oluşumu ve seçimin ertelenmesine karşılar.

UMUT İSYANCILARDA

Buna rağmen seçimin ertelenme ihtimali, düşük de olsa olası.

11 Eylül'de milletvekili listeleri açıklandıktan sonra, aday olamayan milletvekillerinin isyan hareketini başlatması kaçınılmaz görünüyor.

Her ne kadar karar alınmış olsa da MHP'nin 3 Kasım'da seçimin yapılmasına ilişkin önergesi 1 Ekim'de Meclis'te yeniden görüşülecek.

Seçim tartışma ve ittifak arayışı öyle görülüyor ki 1 Ekim gününe kadar devam edecek.
Yazının Devamını Oku

YTP-DTP, Hüsnü Doğan'ı da ittifakta istiyor

13 Ağustos 2002
<B>KEMAL Derviş</B>, <B>‘‘merkez sol’’</B> ittifakını sağlamak için YTP'den çarşamba gününe kadar süre isterken, birlikte seçime girme konusunda anlaşan YTP ve DTP de <B>‘‘merkez partiler</B> <B>ittifakını’’</B> genişletme peşinde. YTP-DTP, aralarına Avrasya Partisi (AAP) lideri Hüsnü Doğan'ı da almak için teklif götürdü.

Doğan, YTP Genel Başkan Yardımcılığı görevine gelecek Hüsamettin Özkan ve DTP lideri Mehmet Ali Bayar'ın kendisini ziyaret ederek ittifak önerisi getirdiklerini doğruladı.

Doğan ile dünkü sohbetimizden edindiğimiz izlenim, gelen bu teklife soğuk bakmadığı yönünde.

Ancak ‘‘bazı şeylerin de netleşmesi gerektiği’’ görüşünde.

Doğan'ın, netleşmesini istediği konuların başında, Derviş'in bir an önce kararını vermesi geliyor.

Doğan, ‘‘Derviş'in kararsızlığı tabii her şeyi etkiliyor. Bir an önce kararını verirse o zaman siyasette netleşme olacak’’ dedi.

Bir diğer beklentisi, ‘‘Derviş YTP'de karar kılarsa bir liderlik sorunu olup olmayacağına’’ dönük.

Doğan, ‘‘Derviş, lider ben olacağım diyecek mi?’’ sorusuna yanıt arıyor.

YTP ile işbirliği yapması halinde, partinin omurgasının ‘‘sol’’ üzerine kurulup kurulmayacağı da aradığı bir diğer yanıt.

Her ne kadar ‘‘merkez parti’’ olacakları kendisine söylenmiş olsa da Doğan, bunun milletvekili adayları ile de kanıtlanması gerektiğini vurguluyor.

OLMAZLARLA OLMAYIZ

‘‘Olmazlarla olmayız’’
diyen Doğan, bunu Özkan ve Bayar'a da aktarmış.

Dün bu konuda şöyle dedi:

‘‘Hem Özkan ile hem de Mehmet Ali Bey'le görüştüğümde de söyledim. Bir kere bu ittifak projesinin toplanabilir olması lazım. Bir araya gelebilecek adamların birlikteliğinin sağlanabilir olması lazım. Yoksa, birbiriyle bir araya gelemeyecek kişilerin bir araya toplanması bir şey ifade etmez.’’

DP ÇATISINDA BİRLİK ZOR

Doğan,
sorumuz üzerine bir diğer ittifak arayışını da doğruladı.

Bir süre önce ANAP milletvekili Erkan Mumcu'nun dile getirdiği ‘‘Demokrat Parti çatısı altında merkez sağ partilerin bütünleşmesi’’ önerisinin kendisine de iletildiğini bildirdi.

Buna göre, merkez sağ partilerden bir araya gelebilecek durumda olanlar DP çatısı altında toplanacaklar.

Hüsnü Doğan, Erkan Mumcu ile bu konuyu konuştuğunu gizlemedi.

Doğan'ın DP çatısı altında birleşme projesine bakışı ise şöyle:

‘‘DP içinde toplu hareket çok zor gibi geliyor. Bu proje daha çok yeni. Ayrıca seçim tarihine çok az bir süre kaldı. Bir ay sonra da listelerin teslim edilmesi gerekiyor. Bu arayışın gerçekleşmesi uzak gibi...’’

Doğan
'ın, DP çatısı altında bir araya gelmekten çok, YTP-DTP işbirliğine daha sıcak baktığını söylemek olası.

Ancak buradaki en önemli unsur da Kemal Derviş'in pozisyonunu net olarak belirlemesinde kilitleniyor.

Derviş'in atacağı adım 3 Kasım seçim sonuçlarıyla birlikte bazı partilerin siyasi ikballerine bir nebze de olsa etki yapacak.

Derviş'in önceki gün İsmail Cem, Hüsamettin Özkan ve Mehmet Ali Bayar ile görüşmesinde verdiği söz doğrultusunda ‘‘1-2 gün içinde’’ kararını açıklamaması durumunda, siyasetteki puslu havanın devam edeceği bir gerçek.

Bu da Derviş'in yaptığı görüşmelerde ortaya koyduğu matematiksel hesapların daha da karmaşık hale gelmesine neden olacak.
Yazının Devamını Oku