"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Sıra dışı iki öykü...

Her başarılı marka öyküsünün ardında azim ve kararlılık yatar belki ama sanıyorum fark yaratmak için sosyal sorumluluk, insana ve doğaya saygı da barındırması gerekiyor. Bir de büyük hedefler yerine küçük hayallerden yola çıkılması galiba daha iyi oluyor. Söz etmek istediğim iki proje de rastlantı bu ya, 2011 yılında başlamış...

Sıra dışı iki öykü...

İki kara kuzu bir araya gelirse

İki özgür ruh, Akgonca Göztaş ve Ataç Besi üniversite eğitimi için evlerinden çıktıktan sonra, ailelerini her zaman mutlu etmese de hep gönüllerinden geçen işleri yaparlar.
Ataç, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim alır ama doktorluk yapmak istemediğini fark edip yakınlarının tüm itirazlarına karşın dağ ve rafting rehberliği yapar, şirketler için ilginç etkinlikler düzenler.
Akgonca ise Hacettepe’de İşletme ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirir ama hep açık hava işlerinde çalışır. Doğa rehberliği, yelkenli teknelerde gemicilik derken Fransa’ya gider. 8 yıl kadar çeşitli teknelerde şef, hostes, gemici olarak çalışır. Ülkesini özleyip döndüğünde yolu eski arkadaşı Ataç’la kesişir. Sırt çantaları ile gittikleri Tayland’da birkaç ay kalır, geri dönünce de evlenirler.
Patara’da 2 yıl butik otel işletmeciliği yaptıktan sonra yine çantalarını sırtlayıp Güney Amerika’ya giderler. 4 ay boyunca Brezilya, Arjantin ve Şili’yi gezerler. Her kasabanın kendine özel, lokal biralarını tadıp, eve döndüklerinde butik tarzda, farklı biralar üretmeye karar verirler.
Muğla’nın Yeşilyurt (Pisi) köyüne yerleşip, bir yandan organik tarım yaparken bir yandan da bira üretimi üzerine çalışmaya başlarlar. Ataç İngiltere’de bira yapımı ve işletmeciliği okur.
Bu arada iki çocuk sahibi olurlar. Şimdi 7 ve 5 yaşındaki Mercan ve Kiraz’la 44 m2’lik evlerinin bahçesinde tavuk, kedi, köpekleriyle yaşıyorlar. Televizyonları, tabletleri yok. Mobilyalarını paletten kendileri yapmışlar, ikinci el kullanımı ve paylaşımı destekliyorlar. Kullanılmış kitap ve giyecekleri toplayıp, temizleyip köy ilkokullarına gönderiyorlar.
Kullandıkları çoğu ürünü de kendileri yetiştiriyorlar. Meyve ve sebzeleri mevsiminde bolca tüketip, kalanları da kışları kullanmak üzere güneşte kurutuyorlar. Çocuklar köydeki Yeşilyurt İlkokulu’na kendi bisikletleriyle gidip geliyor.
Çoğu kadın, dokuz çalışanla üretimlerini gerçekleştiriyorlar. Fırsat buldukça çocuklarla beraber kendilerini denize atıp yelken yapıyorlar. Ve günün birinde tekneye yerleşmek suretiyle “gezgin” bir hayatın hayalini kuruyorlar.
Markalarına verdikleri isim de işte bu kimselere benzemez yaşamlarından ve felsefelerinden geliyor. Akgonca Göztaş “Çoğunluğu beyaz olan kuzu sürüsünün içinde genelde bir adet kara kuzu olur ya yani Muğla ağzıyla gara guzu. Bizler de uzun yıllar ailelerimizin gara guzusu olduk” diyor.

Sıra dışı iki öykü...

Neni Brasserie’de konuk şef

Caddebostan’da 2 yıl önce açılan Neni, kısa sürede Anadolu yakasının en popüler yerlerinden biri oldu. Dekorasyonu, çalışanların içten servisi ve tabii yemekleriyle ilgi görüyor.
Hafta içinde 2 gün, Paris’in ünlü bistrolarından La Régale’nin şefi, gösterişten uzak yalın dekorasyonlu, uygun fiyata iyi malzemeli kaliteli yemek akımı bistronominin temsilcilerinden Bruno Doucet, Neni’nin mutfağına konuk şef olarak girdi.
Şef yemek boyunca mekânın danışman şefi Aydın Demir’le birlikte mutfaktan çıkmadı. Gecenin sonunda yabancı bir mutfakta, yabancısı olduğu malzemelerle yemek yapmanın keyifli ama bir o kadar da zor olduğundan söz etti.
Şef mevsim geçişine uygun hem kereviz gibi kış hem de kuşkonmaz ve enginar gibi bahar sebzelerini kullanmıştı hazırladığı menüde.
En sevdiklerim sote kalamarlı mürekkep balıklı risotto ve çocukluğumun sütlaçlarını hatırlatan kıvamıyla Hindistancevizi sütünde pişmiş, üstünde vanilyalı fırında tropik meyvelerle sunulan bir cins nişasta topiaca ile yapılan puding oldu. Bazı yemekler menüde kalıcı olacakmış...

Papazın Çiftliği’nden Palivor’a

Kerem ve Emre Oral’la 2011 yılında Radikal Gazetesi’nde çalışırken Istranca Ormanları’nın ortasında doğayla iç içe alternatif bir yaşam hedefliyle inşaatına başladıkları çiftlik evleri hakkında konuşmak üzere buluşmuştuk.
Mimar ve işletmeci iki kardeş, “Çocuklarla ilişkimizin sinemaya götürmekle, alışveriş merkezlerinde istediklerini almakla sınırlı olduğunu fark edip, doğada yaşamın şart olduğunu hissetmeye başladığımızda bu projeye karar verdik” diyerek söze başlamışlardı.
Uzun arayışlardan sonra Kırklareli Demirköy ilçesi yakınlarında, 1700’lerde hayvancılık, tarım ve bağcılık yapan bir papazın çiftliği olan araziyi satın alırlar. Bağcılık, hayvancılık ve avcılık gibi faaliyetlere de olanak sağlayan çiftlik ve bağ evleri yaparlar. Bölgenin eski adı olan Palivor Çiftliği bir anlamda tekrar hayata geçer. Yörede yaşayan köylüleri de projeye dahil ederler.

Sıra dışı iki öykü...

9 yıl önce “İstanbul’a 2.5 saat olmasına rağmen kimse gitmiyor. Köyler boşalmış, terk edilmiş, yoksul. İnsanlar Trakya’ya sırtını dönmüşler nedense, hiçbir yatırım yok, yolları bozuk. Biz gözümüzü kararttık, karanlığın ortasına bir kurşun attık” dedikleri bölge onlar gibi Trakya’ya yatırım yapan birçok iş insanı, bölge belediyeleri ve Trakya Kalkınma Ajansı’nın katkılarıyla değişmeye başladı son 10 yıl içinde.  
Hayallerinin büyük bir bölümünü zoru başararak hayata geçirdiler. Birkaç yıl içinde köylüleri organize ederek, teknolojik altyapıyı kurarak Palivor Çiftliği markasıyla doğal süt ve et ürünleri üretmeye başladılar. Ardından İstanbul’da satış noktası açtılar. Ürün yelpazeleri zaman içinde daha da çeşitlendi. Kısa bir süre önce de İstinye Park’ta Palivor Çiftliği’nde üretilen tüm ürünlerin satılacağı hem de lokanta olarak hizmet verecek yeni bir konsept hayata geçirerek franchising verdiler. İlk proje ortakları Spicy Gurme Foods’un kurucusu Şafak Tunca.

MENÜDE NELER VAR

Hafta başında kalabalık bir arkadaş grubuyla öğlen yemeğine gittik. Sarı mercimek ve karamelize soğanla yapılan safranlı fava, pancarlı gravlaks, Boşnakların ünlü sokası başta olmak üzere denediğim tüm çeşitler çok lezzetliydi. Peynir ve şarküteri ürünlerinin yanı sıra mezelerin tümü satın da alınabiliyor. İtalya’da pizza kursuna giden Emre Oral’ın yaptığı pizzalar da çok başarılıydı.

 

X