Paylaş
Samimi, kimliği ve gustosu olan, sık gidilebilecek, kendini tekrarlamayan restoranların daha doğrusu buluşma noktalarının azlığı.
Kordon boyundaki balık lokantaları, ara sokaklardaki meyhaneler ve geçmişten bugüne yaşayan birkaç iyi esnaf lokantası dışında İzmir sanki sadece kafelere teslim olmuş gibidir.
Sanıyorum bunun nedenleri arasında İzmirlilerin büyük bir bölümünün neredeyse yılın altı ayını Çeşme, Alaçatı, Foça gibi yerleşim yerlerindeki sayfiye evlerinde geçirmeleri, diğerlerinin de en azından hafta sonları şehirden kaçması ve bu sahillerde gerçekten çok iyi, artık birer klasik olan balık restoranları varlığı geliyordu.
Bir zamanlar Beğendik Abi ile özdeşleşen Urla sekiz yıl önce yeme-içme sahnesine şef restoranlarıyla girdi. Vino Locale, OD Urla, Teruar Urla ve Atilla Heilbronn ile bölge bir gastronomik rotaya dönüştü. Her geçen yıl yeni şef restoranları, yeni lezzet durakları açılmaya başladı.
Geçen hafta sonu gittiğim İstinye Park İzmir’in orta avlusundaki iki yeni restoran İzmir’in bu eksikliğini giderecek, ihtiyaca cevap verecek çok önemli ve öncü bir adım.
İzmirli yeme-içme severler zaten şimdiden sahiplenmişler gibi görünüyor. Ben ikisinden de çok mutlu ayrıldım.
Üç günlük hızlı turumun Urla ve Seferihisar ayağı ise gelecek hafta sonuna...
FARO 7 BİSTRO
İstinyePark lüks bir AVM olarak hayatımıza İstanbul’da girdi.
Ancak açıldığı yıldan beri hem mimari tasarımı hem de yönetilebilir büyüklüğüyle kendimi iyi hissettiğim, her gidişimde ziyaret ettiğim İzmir’de açılan oldu.

Tabii bunda büyük ölçüde yine bu kente büyük artı değer kattığını, bir eksikliği giderdiğini düşündüğüm İzmir İstinyePark’ın içinde yer alan Hyatt Regency’de konaklamamın ve kuruluşundan bu yana başında olan Genel Müdürü Zafer Canbaz’ın payı büyük.
Burası kentin, kendine has bir kimliği olan, lobiden odalarına mülk sahibi Orjin Grup’un koleksiyonuna ait yapıtların yer aldığı bir sanat galerisi gibi olan oteliyken yapılan düzenlemelerin ardından çıtasını daha da yükselterek Grand Hyatt İzmir olarak hizmet vermeye başladı.

Yapılan yeniliklerden biri de otele ait ama bağımsız girişi olan, henüz iki hafta önce açılan Faro 7 Bistro.
Zafer Canbaz ve otelin yeni Pazarlama Müdürü Ezgi Nur Başbuğa ile buluşup Faro’nun hikâyesini dinledim, menüyü deneyimledik.
Otelin açıldığı dönemden bu yana Zafer Bey’le her buluşmamızda lüks bir alışveriş merkezi ve otelin konuklarının beklentilerine cevap verecek, otel tarafından desteklenecek ama kesinlikle otelden bağımsız konuşlanacak restoranı olmamasının bir eksiklik olduğunu konuşurduk.
Yoğun bir çalışmanın ardından projeyi özenli bir biçimde gerçekleştirirken en zorlandığı noktalardan biri adı olmuş.
Uzun süre isim arayışının ardından, üzerinde yer aldıkları Deniz Feneri Caddesinin İspanyolca ve İtalyancası Faro’da karar kılmışlar. Sonuna da binanın numarası 7’yi eklemişler.

Faro 7’nin menüsü günün her saati gelinecek bir bistro olarak kurgulanmış.
Mevsimselliğin de göz önüne alındığı menü ‘salatalar’, ‘paylaşımlık tabaklar’, ‘makarnalar’, ‘pizzalar’, ‘ana yemekler’ ve ‘tatlılar’ olmak üzere altı bölüme ayrılmış.
Her bölümde en fazla dört ya da beş çeşit var.
Avokado ve narenciyeli enginar salatası, kabak mücver, taze trüf mantarlı, orman meyveli brüle yanında briyoş ekmekle, ızgara deniz levreği ve damla sakızlı dondurmayla çikolata sufle gibi çeşitlerin her biri çok başarılıydı.
Restoran Müdürü Cem Murat Mutlu’nun pozitif enerjisi de tüm servis ekibine yansıyordu.
İçecekler içinse çok kapsamlı ayrı bir menü hazırlanmış. Bira, şarap, tüm alkollü ve alkolsüz içecekler ve kokteyller farklı ülke ve bölgelere göre ayrılmış.
Hem yemek hem de içecek fiyatları İstanbul’daki benzeri yerlerle karşılaştırılamayacak denli makul...
ESCA: OSMAN SEZENER
2018 yılında cesur bir adım atarak aileye ait zeytinliğin ortasında açtığı OD Urla ile Türkiye Gastronomi sahnesine farklı bir bakış ve duruş getiren şef mutfağı anlayışını değiştiren Osman Sezener şimdi yeni bir yolculuğa çıktı.

İstinyePark İzmir’de farklı ama kentin ihtiyacı olan, ortaya paylaşımlı tabakların geldiği, günün her saati gidilebilecek bir buluşma noktası olan projesi ESCA’yı altı ay kadar önce hayata geçirdi.
Geçen hafta sonu onunla da buluştuk. Hem hikâyesini anlattı hem de yemeklerimizi yedik.
Osman bu kez sadece Ege değil Akdeniz ruhu ağırlıklı ama Uzak Asya gibi farklı mutfaklardan da örneklerin yer aldığı bir menü kurgulamış.

UrbanJobs’un kurucusu mimar Murat Dede’nin tasarladığı mekân da iç ve dış oturma alanlarıyla, barıyla kentin hem özgürlüğüne düşkün hem de paylaşmayı seven yapısını yansıtıyor.

Yine mevsimselliğin ön planda olduğu ama bu kez farklı mutfaklardan kendisinin de en sevdiği yemekleri bir araya getirdiği menüden seçtiğimiz ‘et karpaçyo’, ‘orkinos tataki’, ‘karides tempura, orkinos ve somon tartarlı sushiler’, ara sıcak ‘ızgara kalamar,’ ‘ıspanak ve dağ kekikli ızgara porçini,’ ‘trüflü patates gofret’, ana yemek olarak ‘Antep fıstıklı kuzu pirzola’ ve yanında özel dondurmasıyla tiramisu... Osman şef ve ekibi ne yapsa iyi yapar dedirtiyordu. Burada da fiyat-kalite dengesi övgüye değer...
Paylaş