Paylaş
“Bu COP’ın fırtınalı siyasi sularda gerçekleşeceğini biliyorduk. İnkâr, bölünme, jeopolitik, bu yıl uluslararası iş birliğine ağır darbe vurdu. Ancak iklim iş birliğinin canlı ve güçlü olduğunu, insanlığı yaşanabilir bir gezegen için mücadelede tuttuğunu ve 1.5 C derecelik hedefi ulaşılabilir kılma konusunda kararlı olduğunu gösterdi. Kazandığımızı söyleyemem ama mücadelemiz devam ediyor. Uluslar Belem’de dayanışmayı, bilimi ve ekonomik sağduyuyu seçtiler.”
Ama maalesef böylesi toplantılarda söylenen sözler, birlik mesajları gerçeği değiştirmiyor.
Hafta sonunda The Guardian’da yayımlanan, yardım kuruluşu Oxfam’ın toplumsal eşitlik perspektifli ‘adil pay’ araştırmasına göre, 2026’nın ilk 10 gününde dünyanın en zengin yüzde 1’i tüm insanlığın adil karbon payını, yüzde 0.1’lik en zengin kesim ise sadece 3 günde kendi yıllık payını tüketmiş.
Oxfam’a göre en zenginler orantısız güç ve etkiye sahip ve aynı zamanda en kirletici endüstrilere yatırım yapıyorlar. Oysa 2015’te Paris Anlaşması’yla belirlenen 1.5 derece üstünde olmaması gereken küresel ısınma sınırları içinde kalmak için dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’inin 2030 yılına dek emisyonlarını yüzde 97 oranında azaltması gerekiyordu.

AVRUPA BİRLİĞİ DURUM VE HEDEFLER
Dünya genelinde durum ve hedefler biraz fazla karmaşık. Bu yüzden bugün bizim ne durumda olduğumuzu anlamak için 2026 yılında AB ve Türkiye için planlanan karbon emisyonu hedefleri üstüne yoğunlaşmanın daha yol gösterici olduğunu düşündüm.
AB 2030’a dek sera gazı emisyonlarını 1990 seviyesine kıyasla yüzde 55 azaltma hedefini sürdürüyor.
Bunun yanı sıra uzun vadeli hedefinde ise 2040’a kadar net sera gazı emisyonlarının yüzde 90 azaltılması planlanıyor.
Bu taahhütlere ulaşmak için de AB Emisyon Ticaret Sistemi (AB ETS), Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi uyum araçları ve stratejik çerçeveler de yürürlüğe giriyor.
2026 ÖNGÖRÜLERİ
AB’nin sera gazı emisyonları son yıllarda azalma eğiliminde. Bu eğilim, enerji sektörü dönüşümü ve karbon fiyatlandırma mekanizmalarıyla destekleniyor. Bu yüzden de enerji dönüşümü ve yenilenebilir kapasite artışı sayesinde 2026’da toplam emisyonların önceki yıllara göre daha düşük olacağı tahmin ediliyor.

Tam uygulamaya girecek ‘Sınırda Karbon Düzenlemesi’ AB ülkeleri içi ve dışındaki ticaret partnerlerini de karbon azaltımına zorlayacak tahminler arasında.
Türkiye için öngörüler ise pek fazla iç açıcı değil. Mevcut politikalar devam ettiği sürece emisyonların en iyi olasılıkla sabit ya da hafif artış eğiliminde olacağı, daha kötü senaryoya göre de 2030’a dek artmaya devam edeceği yönünde. 2026 verilerinin büyük bir olasılıkla 2027’nin ikinci yarısından itibaren resmi olarak yayınlanacağı tahmin ediliyor.
OXFAM İklim Adaleti Danışmanı Beth John’un Birleşik Krallık hükümetine önerdiği gibi; “Özel jet sahipleri, petrol ve gaz şirketleri gibi en büyük kirleticilerin adil bir biçimde vergilendirilmesi, daha yeşil bir gelecek için gereken fonları yaratmak, en makul yol”.
Ancak dünyayı en çok kirleten ülkelerin başında gelen ABD’nin Trump’ın 2017’de göreve gelmesiyle ilk yaptığı işlerden biri Paris İklim Sözleşmesi’nden çıkma kararıydı. Karar 2020’de yürürlüğe girdi ve anlaşma kapsamındaki taahhütlerini iptal etti.
Biden’ın 2021 Ocak’ta başkanlık koltuğuna oturmasıyla ABD tekrar anlaşmaya dahil oldu. Trump 2025’te ikinci kez göreve geldiğinde ise hiç vakit kaybetmeden yeniden çıkma kararını imzaladı.
Hatta bununla yetinmeyerek bu yılın başında ABD’yi Paris Anlaşması’nın yasal çerçevesini oluşturan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden (UNFCCC) çekmek için adım attı.
Tabii ki bu kararlar fosil yakıt üretimini teşvik eden, çevresel düzenlemeleri gevşeten ve enerji egemenliği söylemini sahiplenen bir yönetim için normal. Zaten Amerika’nın değişmesini, bırakın iklimi herhangi bir konuda şu ankinden farklı politikalar benimseyebileceğini düşünmüyorum.
Benim dileğim Türkiye ve Avustralya’nın eş başkanlığı üstleneceği, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak COP 31’de Türkiye’nin daha yeşil bir dünya için yaptığı katkıyla da anılması. Hayal bu demeyin, bakarsınız gerçekleştiririz...
TÜRKİYE DURUM VE HEDEFLER
Ülkemize gelince... Paris Anlaşması kapsamındaki güncellenmiş Ulusal İklim Taahhütleri’nde 2030’a dek sera gazı emisyonlarını yüzde 41 azaltmayı taahhüt etmişiz.
Paris Antlaşması çerçevesinde ulusal politikasında belirttiği Net-Sıfır ve Uzun Vadeli Hedef ise 2053’e kadar sıfır emisyon.
Emisyon Ticaret Sistemi ETS’ye gelince, Türkiye 1 Ocak 2026 itibarıyla uygulamaya alınması için düzenlemeler yapmaya başladı.
Sistemin ilk aşamada yıllık 50 bin ton ve üzerinde emisyon salan tesisleri kapsaması hedefleniyor.
Ayrıca Türkiye AB’ye ihracatta karbon ayak izini ölçme ve Karbon Sınır Mekanizması’na (CBAM) uyum sağlama zorunluluğuyla karşı karşıya. Ve bu yıl özellikle dış ticarette maliyetlere ve raporlamaya etki edecek bir mekanizma olarak karşısına çıkıyor.
Kısaca verileri özetleyecek olursak, ETS’nin yürürlüğe gireceği 2026 Türkiye için bir eşik ve AB’nin karbon sınır mekanizmasına uyum açısından çok önemli ve kritik bir yıl.
Paylaş