Hayallerine ortak etti

Her biri farklı iş kollarında deneyim kazanır. Yurt dışında önemli işlere imza atarlar. Daha sonra da doğdukları topraklara dönme kararı alırlar.

Hayallerine ortak arayan Metin Seçim’in yolu da bu süreçte Engin Yiğit ile kesişir. Son dönemin popüler yatırım alanlarından keçi yetiştiriciliğine başlarlar. Yanlarına iki ortak daha alan Metin Seçim ile Engin Yiğit, ‘Keçicik’ markasıyla süt ve süt ürünleri üretmeye başlar. Farkındalık peşinde koşan girişimciler, milli duygularla yeni ürünlere odaklanır. Engin Yiğit ve Metin Seçim, bu yıl Aydın Koçarlı’da Baby Goat markasıyla keçi sütünden Türkiye’nin ilk bebek mamasını üretti. Gündemlerinde ise kozmetik ve bebek beslenmesiyle ilgili yeni ürünler var.

Hayallerine ortak etti

BU hikayenin tek bir kahramanı yok. Milli otomobilin konuşulduğu bir dönemde Metin Seçim ve Engin Yiğit önderliğinde 4 ortak, Türkiye’nin ilk ve tek keçi sütünden bebek mamasını üretmeyi başardı. ‘Türkiye’nin ilk milli maması’ sloganıyla yollarına devam eden Keçicik Süt ve Süt Ürünleri’nin kurucuları Metin Seçim ve Engin Yiğit ile hem girişimcilik serüvenlerini hem de Baby Goat’un ortaya çıkış sürecini ve gelecek planlarını konuştuk. Söze ilk Keçicik Yönetim Kurulu Başkanı Metin Seçim başlıyor... İnşaat Mühendisi Metin Seçim, Aydın’da ekmek fabrikaları olan bir ailede büyümüş. Seçim, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

Hayallerine ortak etti
 


DOĞDUKLARI TOPRAKLARA DÖNDÜLER
“Ben aile işi yerine, kariyerime yapılara olan merakım nedeniyle inşaat alanında devam ettim. Aydın’da çeşitli inşaat projelerim oldu. Ama daha sonra sektörde yaşanan daralma nedeniyle yeni arayışlara başladım. Bir büyükbaş çiftliği kurdum, ama istediğim sonucu alamadım. Ve 2005’te Türkmenistan’a gitme kararı aldım. Orada da bir firmanın genel müdürlüğünü yaptım. İnşaat alanında önemli işlere imza attım. Tabii, bir süre sonra ülkemize dönme isteği ağır bastı. 2010’da Türkiye’ye geri döndüm.”
Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme mezunu olan Engin Yiğit de askerlik sonrası evlilik durumuyla birlikte rotasını yurt dışına çevirmiş. Yiğit, “Eşim İsviçre’de yaşadığı için 2003’te oraya gittik. Kapalı sistem depo yapan uluslararası bir şirkette çalışmaya başladım. En son proje kontrol müdürlüğü yapıyordum. Ve bir süre sonra doğduğum topraklara dönme isteği ağır bastı” diyerek yaşadığı süreci aktardı.

 Hayallerine ortak etti


125 KEÇİYLE ÇİFTLİK KURDULAR
Hemen hemen aynı süreçte Türkiye’ye dönen Metin Seçim ve Engin Yiğit, yeni iş arayışlarına girer. Metin Seçim, o süreci şöyle aktardı:
“Kendi iş alanımdaki tablo beni pek de tatmin etmedi. Ege Üniversitesi’nden bir hocanın yönlendirmesiyle gündemime keçileri aldım. Keçi ve keçi sütü için Avrupa’da birçok ülkeyi gezdim. Yörük bir aileden geliyorum, biz keçiyi seviyoruz. Ama Avrupa’daki gibi değerini bilmiyoruz. Keçi sütünü değerlendirme hayaliyle yola çıktım. Ve bu süreçte akrabalık bağlarımızın da olduğu Engin Yiğit ile tanıştık. Ona hayallerime ortak olma teklifi yaptım. Ayrıca, şu an yurt dışında farklı işleri olan iki dostumuzu da bu yapıya dahil ettik. İlk etapta bir çiftlik kurduk. 125 keçiyle başladık. Ege Üniversitesi’nin tavsiye ettiği noktalardan İsviçre’nin saanen keçisi aldık. Ve bir de mandıra kurduk. Keçicik markasıyla süt ve süt ürünleri üretmeye başladık.”

 Hayallerine ortak etti


BU DA MİLLİ MAMA

“Bu işe para kazanmak adına başlamadık” diyen Metin Seçim, farkındalık arayışları nedeniyle bir süre sonra süt ve süt ürünlerinin bu algıya cevap veremediğini söyleyerek, “Dört ortağın da gayesi farklı olanı yapılmayanı yapmak üzerine kurulu. Ayrıca milli duygularla yarına iyi bir eser bırakmak gibi bir misyonumuz vardı. Ve tüm bu hedeflerle birlikte yaklaşık 3 yıl önce keçi sütünden bebek maması üretmek için AR-GE çalışmalarına başladık. Laboratuvar ortamında bunu başardık. 2005’te yatırım kararı aldık ve 3 aylık deneme üretiminin ardından da bu yıl ürünümüzü Baby Goat markasıyla piyasaya sunduk. Anne sütüne eş değer olan keçi sütüyle mama üretimini stratejik bir konu olarak gördük. Bu yıl yapacaklarımızla birlikte yatırım tutarımız 10 milyon doları bulacak” diyerek geldikleri son durumu aktardı.

 Hayallerine ortak etti


HEDEF GÜNDE 10 TON SÜT

METİN Seçim, 125 keçi ile başladıkları keçi çiftliği maceralarını bugün 500’e çıkardıklarını söylüyor. Seçim, “Kendi keçilerimizin sütünün yanı sıra etrafta bizim kalitede olan 4 çiftlikten de süt alıyoruz. Bu çiftlikler de Ege Üniversitesi ile çalışıyor. Onların da sütünü kullanıyoruz. Şu an günlük kendi çiftliğimizden 1 tonluk süt işliyoruz. Çevre çiftliklerden de sezona göre 1 ile 1.5 tonluk süt alıp işliyoruz. Seneye bunu 5, ilerleyen süreçte ise 10 tona çıkarmayı hedefliyoruz” diyor.

 


ÜRETENE KADAR KİMSEYE SÖYLEMEDİK

TÜRKİYE’de bugüne kadar kimsenin keçi sütünden bebek maması üretmeye cesaret edemediğini söyleyen Engin Yiğit, bunun nedenini çözemediklerini ifade ederek, “Ya cesaret edilemedi ya da engellendi. Çünkü rakipler uluslararası firmalar. Bu nedenle biz de üretime başlayana kadar süreci saklı tuttuk. Şimdi Aydın Koçarlı’da bulunan fabrikamızda üretim yapıyoruz. Aylık 60 bin kutu üretim kapasitemiz var. Şu an sadece iç piyasaya ürün veriyoruz. Arap ve Türk Cumhuriyetleri’nden talep geliyor. İlerleyen süreçte yurt dışına da açılacağız” bilgisini paylaştı.

 Hayallerine ortak etti


ECZANE RAFINDA

BABY Goat, tüketiciyle eczane kanalından buluşuyor. Metin Seçim, bu kanalı seçme nedenlerini ise şöyle aktardı:
“Bilinçli anneler market rafından mama almak istemiyor. Doktorun önerileriyle hareket ediyorlar. Yani bebek mamasında bilinçli bir tüketim söz konusu. Biz de direk doktorlarla temas kurduk ve onların önerisiyle tüketiciyle buluşuyoruz. Şu an Ege’deki eczanelerde varız. Yakında İstanbul ve Anadolu’da da yerimizi alacağız. Markamız oturana kadar da eczane kanalıyla tüketiciyle buluşmaya devam edeceğiz.”

 


MAMA DA VAR SABUN DA

EMRE Yiğit, süt ve süt ürünlerini tamamen bıraktıklarını ve bugün bebek mamasının yanı sıra Keçicik markasıyla kozmetik ürünlerine de girdiklerini belirterek, “Keçi sütü bazlı sabunlarımız var. Ayrıca, şampuan ve krem gibi 6 tane kozmetik ürünümüz var. Bunu şu an tamamen yurt dışına gönderiyoruz. Biz bundan sonra kozmetik, bebek beslenmesi ve bebek bakım ürünleri şeklinde üç ana grupta yolumuza devam edeceğiz. Beslenme grubunda yeni ürünler gündemde. Burada mamanın dışında farklı ürünlerimiz de olacak. Pazarda kalıcı olmak adına özellikle bebek grubunda ürün çeşidinin fazla olması gerekiyor. Biz de bu bilinçle çalışıyoruz” diyor.

 

ALIŞKANLIK VE ALGILARI DEĞİŞTİRMEK ZOR
METİN Seçim, süt ve süt ürünleri pazarından çıkma nedenlerini ise şöyle anlattı:
“Klasik mandıracılık yapan çok firma var. Biz farklı bir kulvarda yürümek istedik. Bunun manevi tatmini daha fazla. Bir de Türkiye’de inek sütüne dayalı bir aroma algısı var. Dolayısıyla keçi sütü ve ürünleri Türk halkının damak tadına tam hitap etmiyor. Avrupalı bunun kıymetini biliyor. Dolayısıyla Türkiye’de alışkanlık ve algıları değiştirmek zor. Bugün keçi sütü ve ürünleriyle ilgili tüketim sadece sağlıklı mantığıyla ilerliyor. Dolayısıyla burada yol almak çok zordu. Bizde kulvarımızı değiştirdik.”

 

KISA KISA
* Engin Yiğit, Türkiye’de mama pazarının büyüklüğünün net olmamasından şikayetçi. “Ne kadar ürün giriyor, ne kadar tüketim var net değil” diyen Yiğit, aylık 15 milyon dolarlık bir pazarın varlığından söz edildiğini paylaştı.
* Dünyada keçi sütünden bebek maması üreten firma sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini söyleyen Engin Yiğit, “Bizde bu pazara Türkiye’den dahil olduk” diyor.
* Atalarının doğduğu topraklarda tesis kuran Metin Seçim, 30 dönümlük arazi üzerinde faaliyet gösterdiklerini belirterek, “Biz çok fazla süt üretiminin peşinde değiliz. Kaliteli sütün peşindeyiz” diyerek stratejilerini paylaştı.
* Metin Seçim, 25 kişilik bir ekiple yollarına devam ettiklerini aktardı.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kaktüslerin efendisi

Toprağa, bitkilere olan merakı küçük yaşta başlar. Bu merakla da eğitimini ziraat üzerine yapar.

Okulun ardından da Ünal Vural, kariyerine kamuda çalışarak devam eder. 70’li yıllarda ise İstanbul’da süs bitkileri üzerine kendi hikayesini yazmak için yola çıkar. Ünal Vural, hobi olarak başladığı kaktüs üretiminde de önemli bir aktör olur. Süreç içinde İstanbul’da başlayan serüveni İzmir’e taşıyan Ünal Vural, bugün 2 bin 500’ün üzerindeki ürün çeşidiyle yoluna devam ediyor. Ünal Kaktüs’te ikinci kuşakla yoluna devam eden Ünal Vural’ın gündeminde hem ihracat hem de kaktüs üzerine Urla’da özel bir tesis kurmak var.

ÜNAL Vural... İlerleyen yaşına rağmen hala ilk günkü heyecanla işinin başında olan bir iş insanı. Sektöründe ilklere imza atan, üreten, fark yaratan bir müteşebbis... Ünal Süs Bitkileri Fidanlığı’nın kurucusu Ünal Vural ile girişimcilik hikayesinden kaktüslere ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1939 İzmit doğumlu olan Ünal Vural, burada geniş bahçeleri olduğunu söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

ÇOCUKLUK MERAKI
“Ailem ticaretle uğraşıyordu. Ama benim toprağa ve bitkilere karşı ilgim vardı. Bu bana babaannemden geçen bir özellik. Bahçelerde çok uğraştığımı gören bir komşumuz da benim ziraat alanında eğitim almamın doğru olacağını babama aktarmış. Ve komşumuzun yönlendirmesiyle beni İstanbul’da dönemin Halkalı Ziraat Lisesi’ne yazdırdılar. Burası tekniker yetiştiren bir kurumdu. 1956-57 yılında mezun oldum. Daha sonra da Türkiye Şeker Fabrikaları’nda işe girdim.”

HOBİ OLARAK BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Çılgınlık yapıp akademisyenliği bıraktı kahveci oldu

Üniversitenin ardından iş arama sürecine girer

Bu arada, bir de ‘yüksek lisans yapayım’ der. İşletme üzerine başlayan yüksek lisans süreci akademisyenlikle sonuçlanır. Ayşe İdil Kacar, bir süre sonra üniversitede tıkandığını ve üretemediğini hisseder. Yeni arayışlara giren Kacar, İzmir Alsancak’ta sıkıntıda olan bir kafeyi eşiyle birlikte devralır. Çevresindeki birçok insan ‘çılgınlık’ olarak nitelendirse de Ayşe İdil Kacar, radikal bir kararla akademisyenliği bırakıp yeni bir sürecin fitilini ateşler. Bir yıllık deneyimin ardından Make Me Joi ile markalaşma yoluna giden Ayşe İdil Kacar, bugün yoluna ‘sağlıklı ürün ve sanatla’ harmanlanmış iki şubesiyle devam ediyor. Kacar’ın İzmir’deki şube sayısını 4’e çıkardıktan sonra, önce İstanbul ardından da Türkiye genelinde şubeleşmeyi planlıyor.

AYŞE İdil Kacar... ‘İnsan mutlu olduğu işi yapmalı’ diyenlerden biri olarak, 36 yaşında kariyerini yeni şeyler üretmek adına değiştiren çılgın bir girişimci... Teoride bildiği şeyleri pratikle de harmanlayarak kahve sektörüne yeni soluk getiren bir iş insanı. Make Me Joi markasının kurucularından Ayşe İdil Kacar ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Ziraat mühendisi baba ile matematik öğretmeni annenin çocuğu olarak 1981’de İzmir’de dünyaya ‘merhaba’ diyen Ayşe idil Kacar, babasının görevi nedeniyle çocukluğunun bir kasabada geçtiğini paylaştı. Kacar, o dönemi şöyle özetledi:

 

İLK ADIM PANAYIRINDA
“Manisa Alaşehir’e bağlı Yeşilyurt’ta sakin ve sessiz bir ortamda büyüdüm. Babam Yeşilyurt’ta bulunan ‘Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde görev yapıyordu. ‘O bağ senin, bu bağ benim’ deyip geziyordum. Girişimcilik anlamında da ilk adımımı burada attım. Bayramlarda Yeşilyurt’ta bulunan cadde, trafiğe kapatılıyordu. Burada tezgahlar kuruluyor, bir panayır havası oluşuyordu. Arkadaşlarımla birlikte burada kendi imkanlarımızla yaptığımız bebek gibi şeyleri satıyorduk. Annem öğretmen olduğu için daha temkinliydi. Güvenli bir ortamda hayat sürmemi isterdi. Babam ise risk almayı seven biriydi. Ben galiba bu yönüyle babama çekmiş olabilirim.”

BİR DE MASTER YAPAYIM

Yazının Devamını Oku

Mutfakta yaşam var

İlk adımı evinin mutfağında atar.

Hazırladığı diyet yemekleri banka çalışanlarının beğenisine sunar. ‘Adana’da diyet yemeği tutmaz’ söylemlerine kulak asmaz. Yaşam Orak, zamanla evin mutfağına sığmaz ve diyet yemekleri üzerine mekan açar. Süreç içinde de 5 öğün şeklinde yemeklerini pakete sokar. Ama bir süre sonra eşinin görevi nedeniyle her şeyi Adana’da bırakıp İzmir’e gelir. Ve sıfırdan başlar. Yaşam Orak, ‘Lezzetli Yaşam’ markasıyla diyetten sporcu beslenme paketine kadar kişiye özel seçenekler hazırlar. Bugün Adana’da başlattığı hikayesine İzmir’de devam eden Orak, kişiye özel diyet paketlerinin yanına kantin, ofis ve davet seçeneklerini de ekleyerek büyüyor. Bir yandan yeni alanlar açmak için uğraş veren Yaşam Orak, diğer tarafta ise ara öğün grubuyla market raflarına girmeyi hedefliyor.

YAŞAM Orak... Adana ve Gaziantep gibi mutfak kültürünün güçlü olduğu iki farklı kentte büyümesine rağmen yemek dünyasına alışılmışın dışında adım atarak farkındalığını ortaya koyan bir iş insanı. Yoğun tempolu işiyle de zor olanın peşinden giden genç bir girişimci... Lezzetli Yaşam’ın kurucusu Yaşam Orak, hem girişimcilik hikayesini hem sektörü hem de geleceğe dair planlarını aktardı. Öğretmen anne ve babanın çocuğu olarak 1983’te Tarsus’ta dünyaya ‘merhaba’ diyen Yaşam Orak, hikayenin devamını şöyle anlattı:

TERCİHİN YÖNÜ DEĞİŞTİ
“Babam Manisalı, annem ise Tarsuslu. Ben de Tarsus doğumluyum, ama anne ve babanın görevi nedeniyle Gaziantep’te geçti çocukluğum. Tabii, birçok kişi gibi gerçek yeteneklerimi bilmeden büyüdüm. Doktor, eczacı ya da mühendis olmalı baskısıyla hareket etmek zorunda kaldım. Tıp okuma hedefiyle lisede fen bölümünü seçtim. Ama çok sosyal ve hareketli bir öğrenciydim. O zaman babam da okul müdürümdü ve ben tıp okumak istemediğimi söyledim. Bu alan dışında eğitimime devam etmem gerektiğini söyledim. Yeni bir yol haritası belirledik. Bu kez odağıma işletmeyi koyduk. Ve Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Üniversite sürecinde de çok akademik bir hayat yaşamadım.”

KEBAP DİYARINDA DİYET

Yazının Devamını Oku

Lavaboya el verdi

HEP kendi işini yapma, icat etme hayaliye büyür. İş hayatına ilk adımı ise lise yıllarında turizm sektöründe çalışarak atar.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekoratif Tasarım Bölümü’nden mezun olunca da yüksek lisans için Amerika’nın yolunu tutar. Beytan Kün, satıştan bilişime birçok alanda çalışır. Altı yıllık Amerika macerasının ardından da İzmir’e dönen Kün, kariyerine uluslararası şirketlerde devam eder. Kün’ün hayatı doğaltaş ve seramikten ürünler yapan üniversite arkadaşıyla karşılaşmasıyla değişir. Beytan Kün, hem hayalini hem de bu alanda farkındalık yaratmak için harekete geçer. El yapımı lavabo ve duvar karoları fikriyle 2012’de İzmir’de Kuhn Seramik’i kurar. Bugün Türkiye’de birçok noktaya ürün veren Kün’ün gündeminde ise ihracat var.

BEYTAN Kün... Hem çocukluk döneminde hem de profesyonel çalışma hayatı boyunca girişimcilik ruhunu hep canlı tutarak kendini geliştirmiş bir isim. Edindiği tüm birikimi de lavabo ve duvar karosuna katma değer ekleyerek farkını ortaya koyan bir iş insanı. Kuhn Seramik’in kurucusu Beytan Kün ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair hedeflerine birçok konuyu konuştuk. 1974 Ankara doğumlu olan Kün, banka müdürü olan babasının tayiniyle birlikte ilkokul dördüncü sınıftan sonra İzmir’e taşındıklarını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

KENDİ İŞİNİN HAYALİNİ KURDU

“1983’te İzmir’e geldim. Babam çocukluğundan itibaren hep ticaretin içinde olan olduğu için bana da rol model oldu. Benim de yeni bir iş kurma, yeni ürünler geliştirme fikri hep kafamda olan bir şeydi. Bunu o dönem hayata geçiremedim. Ama lisedeyken yaz tatilinde Bodrum’da bir otelde çalışmaya başlayarak yeni bir dönemin de kapısını aralamış oldum. Bana büyük bir deneyim kattı, hayatı ve insanları yakından tanıdım.”

SANATIN ÜZERİNE İŞLETME

Bir yandan kendi iş kurma hayali kuran Beytan Kün, öte tarafta ise tasarım ve resim yapmayı da çok sever. Sanata duyduğu bu ilgi üniversite tercihinde de etkili olur. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekoratif Tasarım Bölümü’nü kazanan Kün, “Üniversite döneminde de stajlarla kariyerime yön verdim. Daha sonra ise hem kendimi geliştirmek hem de dünya vatandaşlığı vizyonuyla yurtdışına açılmam gerektiğini düşündüm. Ablam Amerika’ya gidip geldiği için onun referansıyla bu açılımı orada yapabileceğimi düşündüm ve 1995’te işletme üzerine yüksek lisans yapmak için gittim. Farklı bir alanda okumaya başladım. Bir yandan da çalıştım. İlk etapta okuldaki kütüphanede çalıştım. Daha sonra ise çalışma hayatıma sırasıyla güneş gözlüğü satışı ve bilişim alanında devam ettim” diyerek, Amerika serüvenini anlattı.

Yazının Devamını Oku

Her şey yeşil bavulla başladı

Okuldan kalan zamanında bakkalda da çalışır, pizzacıda da...

 

Bir an önce ticarete atılmak iste de ailesini aşamaz ve okulla iş hayatını birlikte yürütür. Ama üçüncü sınıfta çalışma isteği ağır basar ve üniversiteyi bırakır. Sezer Topçuoğlu, İstanbul’da barmenlik yaparak kariyerine devam eder. Topçuoğlu’nun ufkunu ise çorap ve boxer satan bir seyyar satıcı açar. Yoğun tempoyla iş yapan restoran ve bar çalışanlarının bu ürünlere olan talebini fark eder. Topçuoğlu, çorap-boxer işini İzmir’e taşır. İstanbul’dan aldığı çorap ve boxerları bavula koyarak Alaçatı’da satar. Belli bir sermaye edinen Sezer Topçuoğlu, Socks Army ismiyle markalaşma yoluna gider. Bugün e-ticaret kanalıyla tüketiciyle buluşan Sezer Topçuoğlu, bir yandan özel tasarım çorapların yanına yeni ürünler eklemek için çalışıyor diğer yandan ise global oyuncu olmak için uğraş veriyor.

 

SEZER Topçuoğlu... Küçük yaşta ticarete olan merakının peşinden giden bir girişimci. Karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendirerek girişime dönüştüren bir iş insanı. Socks Army markasının yaratıcısı Sezer Topçuoğlu ile girişimcilik serüveninin dünü, bugünü ve yarınını konuştuk. 1993 İstanbul doğumlu olan Sezer Topçuoğlu, babasının İstanbul’da market işlettiğini, tavuk çiftliği açma hedefiyle de İzmir’e taşındıklarını belirterek, şöyle devam etti:

İLK PARA TAKI VE OYUNCAKTAN
“Dört yaşımda İzmir’le tanıştım. Babamın tavuk çiftliği planı istediği gibi gitmedi. O süreçte bir takım sıkıntılar yaşandı. Maddi kayıplar oldu. Babam, o defteri kapattı ve tekrar bildiği işine döndü. Babamın da etkisiyle bende de ticarete karşı bir ilgi vardı. İlk adımı ise ablamın boncuklardan yaptığı takı ile benim oyuncaklarımı evin önünde satarak yaptım. Okuldan kalan zamanlarımda eniştemin bakkalında çalıştım. Bakkaldan sonra da bir tanıdığımızın pizzacısında komilik yaptım. Farklı bir deneyim kazandım. Lise boyunca bu çalışma farklı mekanlarda devam etti. İlk yıl üniversiteyi kazanamayınca da tam zamanlı çalışma sürecim başladı. Bir yandan da sınava hazırladım.”

Yazının Devamını Oku

Güzelliğe erkek bakışı

Lisenin ardından hemen iş hayatına atılmak ister.

 

Şoförlük de yapar, müteahhitlik de restorancılık da... Emre Akkent, süreç içerisinde işler istediği gibi gitmeyince kariyerine profesyonel olarak devam etme kararı alır. Bir balık yemi üreticisinde satış şefi olarak işe girer. Satış müdürlüğüne kadar yükselen Emre Akkent, daha sonra otel ve kahvehanelerde kullanılan çay makinelerinin bayiliğini alarak yeni bir kulvara adım atar. Burada gördüğü olumsuzluklar yeni bir fırsatın da kapısını aralar. Emre Akkent, sudaki kireci arındıran arıtma cihazlarının üretimine başlar. Bir yandan arıtma alanında büyüyen Emre Akkent, eşiyle de güzellik merkezi açarak faaliyet alanını genişletir. Ancak, medeni durumdaki değişiklikle yine ana işine odaklanan Emre Akkent, 2016’de kendi markasıyla tekrar güzellik merkezi sektörüne geri dönüş yapar. Bugün Dr. Well Barcelona ile İzmir’de 5 noktaya ulaşan Emre Akkent’in gündeminde hem bir okul hem de kendi markasıyla kozmetik üretimi var.

 

EMRE Akkent... Gıdadan inşaata birçok sektörde edindiği deneyimlerle adım attığı işlerde farkındalık yaratmayı kendine amaç edinen ve yaşadığı olumsuzluklara rağmen pes etmeyen bir iş insanı. Ağırlıklı kadınların hakim olduğu güzellik sektörüne erkeklerin de ismini yazdıran bir girişimci. Dr. Well Barcelona’nın kurucusu Emre Akkent ile hem girişimcilik serüveni hem de geleceğe dair hedeflerini konuştuk. Öğretmen anne ile müteahhit babanın çocuğu olarak 1979’da İzmir’de dünyaya gelen Emre Akkent, hikayesine şöyle devam etti:

BABASININ ŞOFÖRÜ OLDU
“Ticaretin içinde büyüdüm. 5 yaşından itibaren de inşaatlara gitmeye başladım. Çivileri düzelterek kendimce bir katkı koymaya çalışıyordum. Başarılı da bir öğrenciydim, ama müzik öğretmenimin 10 yerine 9 vermesiyle takdir yerine teşekkür alınca bir küskünlük başladı. Aslında küçüklüğümden beri ticarete karşı büyük bir merakım vardı. Paralarımı ütülerdim. ‘Paraya saygı duyarsan o da sana gelir’ gibi bir mantığım vardı. Ailem izin verseydi çok küçük yaşta limon satarak ticarete atılacaktım, ama olmadı. Eğitimden ziyade biran önce ticarete atılmak istiyordum. Liseyi bitirdiğimde babam bana ne yapmak istediğimi sordu. Dilersem beni okutabileceğini söyledi. Ama ben çalışmak istediğimi söyledim. Ve kendi rızamla 19 yaşımda babamın şoförlüğünü yaparak ilk adımı attım.”

Yazının Devamını Oku

Mobil uygulamayla global pazarda

İngilizce hazırlık okuduğu lisede, yazılımla tanışır.

 

Aldığı kitapla da bu alanda kendini geliştirir ve zamanla ufak uygulamalar yapar. Bu birikim üniversite tercihinde de etkili olur ve Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’ni kazanır. Emin Budak, okulun ardından da arkadaşıyla birlikte mobil uygulamalar üzerine İzmir’de şirket kurar. 3.5 yılın ardından ise şirketi devreden Emin Budak, kariyerine önce profesyonel olarak ardından da yazılım geliştirme şirketini kurarak devam eder. Geçtiğimiz yıl girişimlerine yeni bir halka ekleyen Emin Budak, çocuklara yönelik eğlendiren ve geliştiren mobil uygulama hedefiyle Kidso’yu hayata geçirir. Kidso ile dünya genelinde 1 milyon indirmeye ulaşan Emin Budak’ın hedefi ise global bir aktör olmak.

 

EMİN Budak... Yazılımla tanışığı ilk günden itibaren farkındalık yaratmayı kendine misyon edinen bir isim. Bilgi birikimiyle de mobil uygulamalarda önemli projelere imza atan genç bir girişimci. İnferne ile Kidso’nun kurucularından Emin Budak, hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını paylaştı. 1986 İzmir doğumlu Emin Budak, babasının asker olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

ACABA YAPABİLİR MİYİM
“Babam elektrik ve elektronik alanında çeşitli çalışmalar yapıyordu. Bende de onun etkisiyle elektrik ve elektroniğe karşı bir merak oluştu. Elektrikle ilgili basit devreler kuruyordum. Bu merak lise döneminde internete kaydı. İnternette basit basit programlar görüyordum. ‘Acaba ben yapabilir miyim’ diye araştırmalar yapınca da yazılımla tanışmış oldum. Açıkçası, o yıllarda örnek alabileceğimiz pek de kimse yoktu. En önemli kaynak kitaplardı. İngilizce hazırlık okurken bir kitap temin edip, yazılım alanında kendimi geliştirmeye başladım.”

Yazının Devamını Oku

Başka boyutta girişimcilik

Resme olan ilgisiyle lisede grafik okur.

 

Resme olan ilgisiyle lisede grafik okur. Staj döneminde yaptığı işlerle de içindeki yeteneği keşfeder. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde okuduğu yıllarda da çeşitli ajanslarda sanat yönetmenliği yapar. Uğur Berkay Şenerken, üniversitenin ardından da kariyerine grafik tasarım alanında devam eder. Uğur Berkay Şenerken, süreç içinde kendi ajansını da kurar, ahşap üzerine ürünler de üretir. Şenerken, İstanbul’daki iş stresinden kurtulmak için soluğu İzmir Şirince’de yaşayan ailesinin yanında alır. Bugün bir yandan kahve, şarap ve yemek konseptiyle hizmet veren aile işletmesini geleceğe taşımak için emek veren Uğur Berkay Şenerken, diğer tarafta ise ‘başka’ anlamına gelen Maada markasıyla resimlerini sanat severlerin beğenisine sunuyor. Şenerken’in gündeminde ise resimle endüstriyel tasarımı buluşturacağı masadan aydınlatmaya çeşitli ürünler var.

 

UĞUR Berkay Şenerken... Sanatın farklı alanlarında etkin olan bir isim. Çizimin yanında endüstriyel tasarım, fotoğraf ile ahşap eserler üreten ve bunları da aile işletmesine aktaran bir girişimci. Üzüm Cafe’nin ikinci kuşak temsilcisi ve Maada Art Works’un kurucusu Uğur Berkay Şenerken ile sanatla dolu girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1987 İstanbul doğumlu olan Uğur Berkay Şener, annesinin mimar, babasının ise ticaretle uğraştığını belirterek, şöyle devam etti:

YETENEĞİNİ KEŞFETTİ
“Küçüklüğümden beri elimin altında hep bir bilgisayar oldu. Böyle olunca da fotoshop benzeri uygulamalara karşı bir merakım doğdu. Bunun yanında resme karşı da bir ilgim oluştu. Bu birikimle lisede grafik tasarım okudum. Kariyerimdeki kırılma ise böyle başladı. Lise 3’te zorunlu stajımı İstanbul’da ünlü bir ajansta yapma fırsatı buldum. Bilgi birikimimle birlikte burada işler yapmaya başladım ve bunlar hem sanat yönetmenleri hem de patronum tarafından çok beğenildi. İçimdeki yeteneği keşfettim ve grafik tasarıma odaklandım.”

Yazının Devamını Oku

13’ünde çırak 25’inde patron

 Kendi ayaklarının üzerinde durmak adına 13 yaşında çırak olarak iş hayatına atılır.

Elektroniğe olan merakıyla da o dönem İzmir’de televizyon üreten bir firmada işe girer. Engin Boz, AR-GE sorumluluğuna kadar yükselir. 1992’deki Körfez krizinde fabrikanın kapanması Engin Boz’u, ortaklı bir yapıyla elektrik-elektronik servisi kurmaya zorlar. Zaman içerisinde ortaklarla yollarını ayıran Boz, güvenlik kameraları alanına odaklanır. IP tabanlı projeler üretir. Boz, bugün elektronik güvenlik sistemleri alanında faaliyetlerine devam ediyor. Gündeminde ise askeri alanlar için geliştirdiği taşınabilir termal kamerayı koronavirüs sürecinde eklemeler yaparak hem ateş hem de maske kontrolü yapabilen bir sisteme dönüştürdüğü Portcam’ın seri üretimi var.

 

ENGİN Boz... Karşısına çıkan onca sıkıntıya ve zorluğa rağmen asla pes etmeden yoluna devam eden bir iş insanı. Yaptığı her projeye katma değer katmayı kendine misyon edinmiş bir girişimci. Grupteknik Elektronik Güvenlik Sistemleri’nin kurucusu Engin Boz, hem girişimcilik hikayesini hem de gelecekle ilgili planlarını anlattı. 1967 İzmir doğumlu olan Engin Boz, ailevi nedenlerle küçük yaşta çalışma kararı aldığını belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

FABRİKA KAPISINDA KALDI
“Kendi ayaklarımın üzerinde durmak için ortaokul 2’de eğitim hayatımı sonlandırdım. İzmir Çiğli’de o dönem televizyon üreten bir firmaya gittim ve beni işe almalarını istedim. 13 yaşında olduğum için bu talep karşılık bulmadı. Fabrikanın bahçesinde ağlarken de sonradan üretim müdürü olduğunu öğrendiğim biri gelip benimle konuştu. Üzgün olmamın nedenini sordu. Durumu ona aktardıktan sonra beni işe aldı. Oraya gitme nedenim ise küçüklüğümden beri elektrik ve elektroniğe karşı büyük merakımın olmasıydı. Öyle ki, bu uğurda dayak da yedim, çeşitli cihazları da bozdum. İşe girdikten bir süre sonra ortaokulu dışarıdan bitirdim. Fabrika bünyesinde kurulan çıraklık eğitim merkezine de yazıldım. Ve 4 yıllık eğitimin ardından buradan mezun olan ilk kişi oldum.”

GERÇEK HAYATLA YÜZLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

Sanatın kraliçe arısı

Sanata karşı ilgisi çok küçük yaşta başlar.

Galatasaray Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nün ardından, profesyonel iş hayatına adım atar. Papatya Karkıner, daha sonra kariyerine ailenin hukuk bürosunda devam etme kararı alır. Karkıner, hukuk bürosu kökenli bir çağrı merkezinin kuruluşunda görev alır. Çağrı merkezini kampüse dönüştürerek de çıtayı yukarı taşır. Papatya Karkıner, anne olduğu dönemde ise yeni arayışlara girer. Bu arayışlar Papatya Karkıner’i, en büyük tutkusu sanata yönlendirir. Ve 2019’da sanatın ulaşılabilirliğini artırma misyonuyla İzmir Kemeraltı’nda Kovan Yaratıcı Deneyim Merkezi ortaya çıkar. Koronavirüs sürecinde zor günler geçiren bölge esnafına destek için ‘Kemeraltı’ndan’ projesini hayata geçirir. Bugün bir yandan aile şirketi için emek veren Papatya Karkıner, diğer tarafta ise Kovan ile hem sanat galerisi ve atölye olarak yoluna devam ediyor, hem de sanat eserlerinin satışını yapıyor. Hedefte ise tüm iş kollarını büyütmek var.

PAPATYA Karkıner... Hayalleri ve tutkularının peşinden giden, bu uğurda da kendini geliştiren bir iş insanı. Daha çok insanı sanatla buluşturma hedefiyle çalışan genç bir girişimci. Kovan Yaratıcı Deneyim Merkezi’nin kurucusu Papatya Karkıner ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan Papatya Karkıner, baba, kardeş ve kuzenlerinin avukat olduğunu, hukuk kökenli bir ailede büyümesine rağmen üniversite tercihinde sosyal ve sanatsal tarafının ağır bastığını söyledi. Karkıner, o dönemi şöyle aktardı:

BABA OCAĞINA DÖNDÜ
“Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nü kazandım. Üniversitenin ardından İngiltere’de yüksek lisan yaptım. Orada ise daha çok medya yönetimi üzerine odaklandım. 2009’da İzmir’e döndüm. Burada da birkaç ajansta çalıştım. İki yabancı dil ve proje yönetimi eğitimi deneyimimle Bornova Belediyesi’nde işe girdim. Uluslararası projeleri yönettim. Bu süreçte ise hukuk bürosu üzerine çalışan aile şirketimiz büyüme dönemindeydi. Babam yanına çağırınca, 2 yıllık belediye deneyiminin ardından aile şirketinde çalışmaya başladım. Hukuk bürosunu kurumsallaştırma, doğru büyümesi gibi bir görev edindim. İnsan kaynakları yöneticisi oldum.”

ÇAĞRI MERKEZLERİNE KAMPÜS

Yazının Devamını Oku

Bir koltuğa dört girişim

Takı da satar, sigortacılık yapan ailesine yardım da eder.

ODTÜ Kimya Mühendisliği’ni kazandığı dönemde de boş durmaz. Tuğçe Gülcüler Öktem, parti organizasyonundan garsonluğa kadar birçok işte çalışır. Üniversitenin ardından da İzmir’de aile şirketinde kariyerine yön verme kararı alır. İş güvenliği uzmanlığıyla da Tuğçe Gülcüler Öktem, kendi şirketini kurar. Ama 2 yıllık yoğun temponun ardından bu işi devreden Tuğçe Gülcüler Öktem, sigortacılık sektörüne odaklanır. Farkındalık yaratan işlerin peşinde de koşan Tuğçe Gülcüler Öktem, önce Sahne Modda’yı ardından da Kübik Kafe’ye hayat verir. Tuğçe Gülcüler Öktem, hazır ofis sektörüne de el atar ve ortaya Coza Workin Space’si çıkarır. Bugün bir yandan aile şirketi için koşturan Tuğçe Gülcüler Öktem, diğer tarafta ise markalarının büyümesi için yoğun bir mesai harcıyor. Gündeminde ise yeni şubeler ve dijitalleşme var.



 

TUĞÇE Gülcüler Öktem... Kendini değer yaratan işler geliştirmeye adayan bir iş insanı. Zaman zaman yol kazası yaşasa da aynı anda birçok işe odaklanarak başarıyı yakalamış genç bir girişimci. İnsanların mutlu olabileceği ortamlar yaratan bir ekosistem kurucusu. Gülcüler Sigorta’nın genel koordinatörü, Kübik Kafe & Market ve Coza Working Space’in kurucusu ve Sahne Modda’nın işleticisi Tuğçe Gülcüler Öktem ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Asker baba, kimya öğretmeni annenin kızı olarak 1989’da Bursa’da dünyaya geldiğini söyleyen Tuğçe Gülcüler Öktem, hikayesinin devamını şöyle paylaştı:


Yazının Devamını Oku

Balkondan Amerika’ya

İtalyan dili ve edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra, küçük bir atölyede ihracat personeli olarak profesyonel iş hayatına ilk adımı atar.

Süreç içerisinde tekstil ve deri sektöründe müşteri temsilciliği de yapar, İtalyanca öğretmenliği de... Yurdanur Yurtsever Karadeniz, anne olunca iş hayatına ara verir. Bu sürede ise kızlarının küçülen kot pantolonlarından hobi amaçlı çanta yapar. Zamanla eskiyen ürünleri de kullanarak özgün çantalar tasarlamaya başlar. 2018’de kendi şirketini kuran Karadeniz, bugün evinin 3 metrekarelik balkonunda ürettiği origami çantalarını Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyor. ‘Evviva by Yuri’ markasıyla İzmir’den, Amerika başta olmak üzere çeşitli ülkelere ihracat da yapan Karadeniz’in gündeminde hayallerine başka kadınları dahil etmek var.

YURDANUR Yurtsever Karadeniz... Bir yıl arayla dünyaya gelen iki kızının bakımını üstlenerek ara verdiği profesyonel iş hayatına girişimci olarak iddialı bir dönüş yapan iş insanı... Mücadeleci ve yaratıcı kimliğiyle de birçok ev kadınına rol model olacak girişimci. Evviva by Yuri markasının kurucusu Yurdanur Yurtsever Karadeniz ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1979 İzmir doğumlu olan Yurdanur Yurtseven Karadeniz, İzmir’deki lise eğitiminin ardından üniversite için Ankara’nın yolunu tuttuğunu söyleyerek, şöyle devam etti:

ALTI AY İŞSİZ KALDI
“Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İtalyan Dili Edebiyatı Bölümü’nden 2005’te mezun oldum. İki dil bilen biri olarak hemen iş bulacağımı düşündüm, ama 6 ay işsiz kaldım. Daha sonra İzmir’de küçük bir atölyede ihracat personeli olarak çalışmaya başladım. Ama ben ilk günden beri tekstil sektöründe çalışmak istiyordum. Ve o yönde kariyerime yön verdim. Daha sonra ise bir deri firmasında müşteri temsilcisi olarak profesyonel iş hayatıma devam ettim. Burada da ünlü bir İtalyan markayla çalışma şansı elde ettim. Ama bazı çalışma arkadaşlarıyla sorun yaşayınca istifa etim.”

İLK ÇANTALAR KIZLARINA

Yazının Devamını Oku

Kemik suyuna girişim

BAHÇEDEKİ çam ağacının fıstıklarını toplayıp, evlerinin önünde satarak ilk parasını kazanır.

 

Tarımla uğraşan dedesinin hikayelerini dinleyerek büyür. Seda Tütüncüoğlu, lisenin ardından ‘Mutfak Sanatları Akademisi’ için İzmir’den İstanbul’a gider. Süreç içinde hem birçok mutfakta görev çalışır hem de İngiltere ve Güney Afrika gibi ülkelerde aldığı çeşitli eğitimlerle kendini geliştirir. Seda Tütüncüoğlu, annelikle birlikte de sağlıklı beslenmeye odaklanır. Tütüncüoğlu’nun yaptığı ilikli kemik suyunun ünü, mutfağının dışına taşar. Ve gelen taleplerle bunu İzmir’de girişime dönüştürme kararı alır. Bugün Stock Station markasıyla tüketiciyle buluşan Seda Tütüncüoğlu, bir yandan yeni ürünler ve ihracat için koştururken diğer tarafta ise ilikli kemik suyu kafeleri kurmayı hedefliyor.

SEDA Tütüncüoğlu... Küçük yaşta adım attığı gastronomi dünyasında edindiği tecrübe ve bilgi birikimini kendi işine aktarmayı başaran bir iş insanı. ‘Karanlık günlerde iyi fikirler doğarmış’ sözünü, mücadeleci kişiliğiyle ortaya koyan bir kadın girişimci. Stock Station markasının yaratıcısı Seda Tütüncüoğlu ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan Tütüncüoğlu, göçmen bir ailenin ilk çocuğu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:


DEDESİNİN İZİNDEN YÜRÜDÜ

Yazının Devamını Oku

VAR’a İzmir’den mobil hakem

Her şey Murat Albayrak’ın ‘Bir fikrim var ve bunun marka haklarını nasıl korurum’ sorusuna cevap aramasıyla başlar.

 Albayrak, bu sorunun cevabını ise Avukat Okan Özaydın’da bulur. Özaydın, hakemlerin ‘VAR’ uygulamasında verdiği kararlara seyircinin de katılabileceği mobil uygulamanın hem marka haklarını korumaya alır hem de yeni yatırımcılar bulmanın kapısını açar. Kısa sürede 10 binlerce indirmeye ulaşan İzmirli VAR Online, bugün 13 ortaklı bir yapıyla yoluna devam ediyor. Anlık oylarla interaktif şekilde kamuoyu görüşünün belirlenebileceği platformda Albayrak ve Özaydın, bunu tüm dünyaya yaymayı hedefliyor.

 

VAR Online... Bilişim kenti olma hedefiyle yoluna devam eden İzmir’de ortaya çıkan çiçeği burnunda bir girişim. Her zaman gündem oluşturmaya en müsait alanlardan biri olan futbolda hayata geçirilen teknolojik bir atılım. Rope’nin markası olan VAR Online’nın kuruluş hikayesini ve gelecek planlarını, kurucu ortaklardan Murat Albayrak ile Okan Özaydın’dan dinledik. Fotoğrafçılık eğitimi alan 34 yaşındaki Murat Albayrak, Türkiye ve diğer futbol ülkelerinde hakemlerin hep tartışma konusu olduğunu belirterek, VAR’ın bu tartışmaları bazı noktalarda minimuma indirdiğini, bazı noktalarda ise tavan seviyesine çıkardığını paylaştı. Albayrak, şöyle devam etti:

O SORULARIN CEVABI
“Bir hakemin ısrarla VAR’a gitmemesi üzerine bu işin içine taraftarları da dahil etmek gerektiğini ve bunun bir mobil uygulamayla olabileceğini düşünmeye başladım. Tabii, sadece bir fikirdi bu ve yaklaşık 6 ay kadar yatırımcı aramakla, bol bol fikri anlatmakla geçirdim. İşte tam bu noktada avukat Okan Özaydın’la yolumuz kesişti ve bu fikri nasıl daha iyi korurum, ileriye taşırım sorusuyla birleşti. Asıl macera da burada başladı. Girişim nasıl olur, yatırımcı nasıl bulunur, marka hakları ve birçok konuda Okan Özaydın’ın deneyimiyle pekişerek güzel bir iş çıkardık. Ve 2019 Haziran’da VAR Online doğdu. Tabii, Okan Özaydın’ın daha önce Ege Genç İş İnsanları Derneği yöneticisi olması benim için ayrıca şans oldu.”

SEYİRCİ MAÇA DAHİL OLDU

Yazının Devamını Oku

Hedef Türkiye’den unicorn çıkarmak

Lise yıllarında web sitesi yaparak erken yaşta para kazanır.

Murat Ödemiş, üniversitenin ilk yıllarında da üretmeye devam eder. Üçüncü sınıfta odağını mobil uygulamalara çeviren Murat Ödemiş, 2011’de okul arkadaşlarıyla İzmir’de MobileCrea’yı kurar. 2014’te bu şirketi satan Murat Ödemiş, Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak kariyerine devam ederken yeni bir girişimin fitilini ateşler. Ödemiş, üniversite tercihlerine yön veren dijital platform Univerlist’i kurar. Global bir marka yaratma hedefiyle yoluna devam eden Murat Ödemiş’in gündeminde ise eğitim teknolojileri alanında Türkiye’den unicorn, yani değeri 1 milyar doları aşan bir şirket çıkarmak var.

 

MURAT Ödemiş... İnternetle tanıştığı ilk günden itibaren hep üretmeyi kendine ilke edinen bir isim. Bu alanda geliştirdiği teknolojilerle de insan hayatına dokunmayı benimseyen bir girişimci. Univerlist’in kurucusu Murat Ödemiş ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1988 doğumlu Murat Ödemiş, baba mesleği sebebiyle İzmir öncesinde birçok şehir ve okul değiştirdiğini söyleyerek, o dönemi şöyle anlattı:


İLK PARA İNTERNETTEN
“Babam emekli albay ve annem öğretmen. İlkokulu Ankara’da, ortaokulu Kıbrıs’ta, liseyi de Bolu’da okudum. Farklı kültürler, farklı insanlar tanımanın, değişikliğe adapte olmanın girişimcilikte bana avantaj oluşturduğunu düşünüyorum. 2000’li yılların başında internetle tanıştım. Ve henüz lisedeyken web sitesi yapıyordum. E-ticaret, hosting, server benzeri işlerden erken yaşta para kazanmaya başladım. Bu merak üniversite tercihimde de etkili oldu. Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Üniversite yıllarında teknoloji alanında elde ettiğim uluslararası başarılar sebebiyle, özel yetenek bursuyla okudum. Belki de Türkiye’de mühendislik alanında özel yetenek bursuyla okuyan ilk öğrenci olabilirim.”


Yazının Devamını Oku

Çekirdekten girişimci

HEM ekonomik hem de ailesinin ‘adam ol’ isteğiyle küçük yaşta çalışma hayatına dahil olur.

 

 

Gevrek de satar, pazarda su da. Şenol Aslanoğlu, endüstri mühendisliği okuduğu yıllarda da çalışmaya devam eder. Anketörlükten şehirlerarası otobüste hostluğa kadar birçok işte çalışır. Şenol Aslanoğlu, üniversitenin ardından kariyerine profesyonel olarak devam eder. 26 yaşında ise İzmir’de bir hizmet şirketi kurarak kendi yolunu çizer. Bugün A Artı OSGB ile iş sağlığı ve güvenliği alanında hizmet veren Şenol Aslanoğlu, 2019’da da Smart Start Coworking’i kurarak kendine yeni bir kulvar açar. Şenol Aslanoğlu, start-uplara destek için ortak yaşam konsepti ile sağlıklı ürünleri paket servisle tüketiciyle buluşturacak 2 girişim için de gün sayıyor.

ŞENOL Aslanoğlu... Küçük yaşta başladığı çalışma hayatıyla birlikte birçok sektörde edindiği deneyimle girişimcilik serüvenini şekillendiren bir iş insanı. “Türkiye’nin genç girişimcilere ve inovasyona ihtiyacı var” diyerek çalışan A Artı OSGB ve Smart Start Coworking’in kurucusu Şenol Aslanoğlu ile girişimcilik hikayesinden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Öğretmen baba ve ev kadını annenin 1975 İzmir doğumlu çocuğu olduğunu anlatan Şenol Aslanoğlu, şöyle devam etti:

GEVREK DE SATAR SU DA

“O dönem birçok çocuk gibi bende yaz tatillerinde çalıştım. Kimi zaman Balçova sokaklarında su sattım, kimi zaman da pazarda soğuk su. Bir yıl diş hekimi, bir yıl berberin yanında çıraklık yaptım. Biraz ekonomik gerekçelerle, ama çoğunlukla ailemin adam olmamı istemesi sebebiyle çalışmayı öğrendim. İlkokul döneminde Kemeraltı’nda naylon poşet de sattım. Liseye kadar okul ve yazlar böyle geçti. İzmir Atatürk Lisesi’nin ilk iki yılında derslerden pek kafa kaldıramadım ama son sınıfta ticaret sahnesine geri döndüm. Bir arkadaşımla birlikte okulumuzun logosunun olduğu tişört tasarlayıp bastırdık. Parasının da yarısını ödedik. Kalan kısmı ise ürünleri sattığımızda verecektik. Ama ilk başta kimseye tişört satamayınca beni bir kaygı aldı. Bir hafta sonra bir tişört satınca arkası çorap söküğü gibi geldi. En zoru ilkini satmakmış, birini ikna etmeyi başarırsan ve ikna ettiğin doğru ise devamı gelir. Lisede ayrıca Kültürpark’ta bekçilik de yaptım.”

Yazının Devamını Oku

Hakime Hanım’ın torunu işbaşında

 HAKİMLİKTEN emekli olan babaanne Nefise Yücekök, yolu, suyu, elektriği olmayan bir yerde çiftlik kurar.

Herkesin ‘olmaz dediği’ noktada İzmir Urla’da mandalina bahçesiyle ilk adımı atar. Süreç içinde bayrağı ikinci kuşaktan Ahmet Naki ile Mesrure Yücekök devralır. Üçüncü kuşaktan Emine Yücekök ise müzik işletmesi üzerine yüksek lisansın ardından kariyerine eğlence sektöründe devam eder. Çocukluğundan itibaren hayatının bir parçası çiftlik olan Emine Yücekök, 2013’te İstanbul’dan İzmir’e dönme kararı alır. Çiftçiliğe farklı bir soluk getirmek hedefiyle yola çıkan Emine Yücekök, önce toptan satıştan perakendeye döner. Mandalina, zeytin, enginar ve kekiğin yanına nohut, böğürtlen, lavanta, adaçayı, üzüm ile damla sakızı gibi ürünleri ekler. Hakime Hanım Çiftliği ismiyle markalaşan ve tarımsal ürünlere katma değer de ekleyen Emine Yücekök’ün gündeminde bir üretimhane var.

 

HAKİME Hanım Çiftliği... 60’lı yılların sonunda kısıtlı imkanlar ve pek çok kişinin ‘bu iş olmaz’ sözüne rağmen ortaya çıkan bir oluşum. 60 yaşında merhum Nefise Yücekök’ün bir hayaliyle kurulan ve kuşaklararası uyumla bugün yeni bir halle yoluna devam eden girişim. Hakime Hanım Çiftliği’nin üçüncü kuşak temsilcisi ile girişimcilik serüvenininden gelecek planlarına ve çiftliğin doğuş hikayesine kadar birçok konuyu konuştuk. 1983 Ankara doğumlu olan Emine Yücekök, işin fitilini 1968 yılında emekli olan babaanne Nefise Yücekök’ün ateşlediğini söyleyerek, o süreci şöyle aktardı:

EMEKLİLİK PROJESİ

“Babaannem Nefise Yücekök, hakimlikten emekli olduktan sonra baba mesleği çiftçiliğe dönmek ister. Gaziantepli olmasına rağmen, kardeşine yakın olmak için İzmir Urla’ya göç eder. Yıl 1968. Türkiye’nin ilk kadın hakimelerinden biri olan babaannem tek başına, yolu, suyu, elektriği olmayan bu çiftliğe yerleşir. Mandalina yetiştirmek ister. Fidanları Rize’den getirtir. Herkesin ‘olmaz’ dediği şeyleri, o dönemin imkanlarına rağmen başarır. 4 bin satsuma cinsi mandalina ağaçlıklı bahçeyi kurar. Zeytin aşkından dolayı da her yerden farklı çeşitler diker.“·

Yazının Devamını Oku

Babaanne tarifiyle gelen girişim

İlkokulda çekirdek, üniversite yıllarında ise meze satar. Turizm işletmeciliği, reklam ajansıyla yoluna devam eder. 2015’te girişimciliğin yanına anneliği de ekleyen Ebru Engin Onat, İstanbul’da kızını büyütmek istemeyerek rotayı Bodrum’a çevirir.

 

Bir sabah yürüyüşünde mandalina bahçelerinin farkındalığını yaşar. Ve Ebru Engin Onat, babaannesinin sirke tarifini Bodrum mandalinasıyla buluşturma kararı alır. ‘Bu sirkeyi satamazsın’ sözlerine kulak asmayan Ebru Engin Onat, odağını yurtdışına çevirir. Bugün sirkenin yanında boza, kombucha ve acı sos üretimi de yapan Ebru Engin Onat, sirke konusunda önemli bir aktör olan İtalyanlara ise ihracat için gün sayıyor.

EBRU Engin Onat... Kendini bildi bileli hep kendi işin yapan bir iş insanı. Ve yaptığı işlere katma değer getiren genç girişimci. Coğrafi işaretli Bodrum mandalinasından sirke, kombucha ve boza üreterek buna yeni bir halka ekleyen Mandarina Gıda’nın kurucularından Ebru Engin Onat ile girişimcilik serüveninden, gelecek planlarına bir çok konuyu konuştuk. 1983 Bursa doğumlu Ebru Engin Onat, hayata bakış açısını farklılaştıran bir babaanneyle büyüdüğünü dile getirerek, şöyle devam etti:


İLK ADIM ÇEKİRDEKTEN

Yazının Devamını Oku

Çocuk ruhundan girişimci çıktı

 Hikaye işsiz olduğu dönemde eşinin hediye ettiği hobi dergisiyle başlar.

Hiçbir dikiş bilgisi olmamasına rağmen bir gecede o dergide gördüğü oyuncak köpeği yapar. Ve Senem Şenyuva Başdönmez, ertesi gün çocuk oyuncakları dikmeye karar verir. İçindeki çocuğu dışarı çıkaran Senem Şenyuva Başdönmez, KOSGEB’e başvurarak kadın girişimci kursuna katılır. Kursun ardından da Senem Şenyuva Başdönmez, Senemiskoo ismiyle kendi markasını hayata geçirir. Bugün tamamı el yapımı sağlıklı oyuncaklar üreten Senem Şenyuva Başdönmez’in hedefi ise Senemiskoo’yu el yapımı oyuncak fabrikasına dönüştürmek.

 

SENEM Şenyuva Başdönmez... Hayat şartları farklı yerlere sürüklese de içindeki çocuk ruhuyla yaratıcılığı birleştiren bir isim. Uzun işsizlik sürecini de kendi yeteneğiyle noktalayan bir girişimci. Senemiskoo markasının kurucusu Senem Şenyuva Başdönmez ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. İzmir’de çok renkli ve neşeli bir ailenin içinde dünyaya gözlerini 1982’de açtığını söyleyen Senem Şenyuva Başdönmez, annesinin çok güzel dikiş diken bir ev kadını olduğunu belirterek, şöyle devam etti:


UZUN SÜRE İŞSİZ KALDI

Yazının Devamını Oku

Baba kurdu çocukları dünya markası yapacak

 Aile bütçesine katkı için eğitimini yarıda bırakıp demirci ustalarının yanında çırak olarak çalışmaya başlar.

Zamanla da demir atölyelerini idare eder hale gelir. Hüseyin Beydemir, 29 yaşında ise ‘bir şeyler yapabilir miyim’ diyerek ustalarından izin ister. Kumlama işine başlayan Hüseyin Beydemir, zamanla kumlama makineleri de üretir. 1985’te İzmir’de kurduğu Beydemir’in ürün portföyüne taşıma ve istifleme amaçlı sac kasa, palet ve rafı ekler. Çocukluğundan itibaren hep işin içinde olan, ama hayallerinin peşinden giden Seçil Beydemir Kaynak ise babasının rahatsızlığıyla birlikte öğretmenlikten sanayiciliğe geçer. Daha sonra ikinci kuşaktan Melih Beydemir de takıma katılır. Bugün kurucu Hüseyin Beydemir ile ikinci kuşaktan Seçil Beydemir Kaynak ve Melih Beydemir yönetiminde üretim serüvenine devam eden Beydemir A.Ş.’nin hedefi dünya markası olmak.

BEYDEMİR A.Ş... Temelleri küçük bir sanayi sitesinde atılan ve kurucusunun özverili çalışmasıyla yavaş, ama emin adımlarla büyüyen bir sanayi kuruluşu. Kendi alanında ilklere imza atan şirketin başarısındaki sır ise kuşaklar arası uyum. Beydemir Sac Profil A.Ş.’nin kuruluş hikayesini ve gelecek planlarını ikinci kuşaktan Seçil Beydemir Kaynak’tan dinledik. İşin kahramanı Hüseyin Beydemir’in 1952 İzmir Bayraklı doğumlu ve 5 çocuklu bir ailenin iki numarası olduğunu aktaran Seçil Beydemir Kaynak, hikayenin devamını şöyle aktardı:


SENDEN NASIL DEMİRCİ OLACAK
“Dedem, büyük kiremit ve yağ fabrikalarının yüksek baca ile fırınlarını ören inşaat ustasıymış. Babam Hüseyin Beydemir ise çok başarılı olmasına rağmen ortaokul yıllarında aile bütçesine destek amacıyla okulu yarıda bırakır. Demir ustalarının yanında çırak olarak çalışmaya başlar. O kadar zayıf bir çocukmuş ki, ustaları ‘senden nasıl demirci olacak’ derler. Zamanla Türkiye’de en büyük sac satan ve sac kesen demir atölyesini idare eder noktaya gelir. Babam, 29 yaşında radikal bir karar alır. ‘Biz de bir şeyler yapabilir miyiz’ heyecanıyla kendi işini kurmak için ustalarından izin ister. 1981’de bir arkadaşıyla birlikte İzmir’de 2. Sanayi Sitesi’nde 400 metrekare bir alanda kumlama işine başlar. 1983’te ise kumlama makinelerinin imalatı ve sac işine de girme kararı alır. 1985’te ortağından ayrılan babam, Beydemir markasıyla kendi işine yalnız olarak devam eder.”

GİTTERBOX’UN İLK ÜRETİCİSİ

Yazının Devamını Oku