Güzelliğe erkek bakışı

Lisenin ardından hemen iş hayatına atılmak ister.

 

Şoförlük de yapar, müteahhitlik de restorancılık da... Emre Akkent, süreç içerisinde işler istediği gibi gitmeyince kariyerine profesyonel olarak devam etme kararı alır. Bir balık yemi üreticisinde satış şefi olarak işe girer. Satış müdürlüğüne kadar yükselen Emre Akkent, daha sonra otel ve kahvehanelerde kullanılan çay makinelerinin bayiliğini alarak yeni bir kulvara adım atar. Burada gördüğü olumsuzluklar yeni bir fırsatın da kapısını aralar. Emre Akkent, sudaki kireci arındıran arıtma cihazlarının üretimine başlar. Bir yandan arıtma alanında büyüyen Emre Akkent, eşiyle de güzellik merkezi açarak faaliyet alanını genişletir. Ancak, medeni durumdaki değişiklikle yine ana işine odaklanan Emre Akkent, 2016’de kendi markasıyla tekrar güzellik merkezi sektörüne geri dönüş yapar. Bugün Dr. Well Barcelona ile İzmir’de 5 noktaya ulaşan Emre Akkent’in gündeminde hem bir okul hem de kendi markasıyla kozmetik üretimi var.

Güzelliğe erkek bakışı

 

EMRE Akkent... Gıdadan inşaata birçok sektörde edindiği deneyimlerle adım attığı işlerde farkındalık yaratmayı kendine amaç edinen ve yaşadığı olumsuzluklara rağmen pes etmeyen bir iş insanı. Ağırlıklı kadınların hakim olduğu güzellik sektörüne erkeklerin de ismini yazdıran bir girişimci. Dr. Well Barcelona’nın kurucusu Emre Akkent ile hem girişimcilik serüveni hem de geleceğe dair hedeflerini konuştuk. Öğretmen anne ile müteahhit babanın çocuğu olarak 1979’da İzmir’de dünyaya gelen Emre Akkent, hikayesine şöyle devam etti:

BABASININ ŞOFÖRÜ OLDU
“Ticaretin içinde büyüdüm. 5 yaşından itibaren de inşaatlara gitmeye başladım. Çivileri düzelterek kendimce bir katkı koymaya çalışıyordum. Başarılı da bir öğrenciydim, ama müzik öğretmenimin 10 yerine 9 vermesiyle takdir yerine teşekkür alınca bir küskünlük başladı. Aslında küçüklüğümden beri ticarete karşı büyük bir merakım vardı. Paralarımı ütülerdim. ‘Paraya saygı duyarsan o da sana gelir’ gibi bir mantığım vardı. Ailem izin verseydi çok küçük yaşta limon satarak ticarete atılacaktım, ama olmadı. Eğitimden ziyade biran önce ticarete atılmak istiyordum. Liseyi bitirdiğimde babam bana ne yapmak istediğimi sordu. Dilersem beni okutabileceğini söyledi. Ama ben çalışmak istediğimi söyledim. Ve kendi rızamla 19 yaşımda babamın şoförlüğünü yaparak ilk adımı attım.”

Güzelliğe erkek bakışı

BU İŞİN GELECEĞİ YOK
Babasının gölgesi olan Emre Akkent, her toplantıya katılır. İyi bir gözlem ve deneyim sürecinin ardından babası Emre Akkent’e inşaat şirketi kurar. “O dönem odaya kayıtlı en genç müteahhit unvanı aldım” diyen Akkent, o süreci şöyle anlattı:
“16 adetlik bir depo inşaatı ilk işimdi. Bu sürede babam işlerini çok büyümüştü, ama 2001 öncesi yüklü bir kredi çekmişti. Yani krize büyük borç yüküyle girdi ve iflas etti. Ben işlerimi başarıyla tamamlasam da bu sektörde devam etmeme kararı aldım. İnşaat sektörünün ardından kuzenimle birlikte ocakbaşı mantığıyla restoran açtık. Restoran devam ederken bir akrabamız bu işin geleceğinin olmadığını, üniversite okumam gerektiğini söyledi. Benim de zincir yaratma gibi hayallerim vardı. Ama kuzenimle fikirlerim uyuşmadı ve 1 yılın ardından ortaklık son buldu. Ben de akrabamızı dinledim ve üniversite sınavına girip 24’ümde Ege Üniversitesi Su Ürünleri’ni kazandım. İkinci sınıfta ise balık yemi üreten arkadaşımdan iş teklifi aldım. Bu kez okulu yarıda bırakıp satış şefi olarak kariyerime yön verme kararı aldım. Satış müdürlüğüne kadar yükseldim.”

Güzelliğe erkek bakışı

‘BU İŞ TUTMAZ’ DEDİLER
Kariyer basamaklarını birer birer çıkan Emre Akkent, profesyonel iş hayatında da uzun süre kalmaz. “Bir kuzenim otel ve kahvehanelerde kullanılan çay makinelerinin imalatına başlamıştı. Bu kez bir iş teklifi ondan geldi. Üç yıllık profesyonel hayattan sonra bu kez de çay makinelerinin Ankara bayiliğini aldım. Ama o iş öyle göründüğü değilmiş. Satıcıların bir takım usulsüzlüklerini görünce bu işi de bırakma kararı aldım. Ama çay makinelerinde sudaki kireci arındıran arıtma cihazları dikkatimi çekmişti. İzmir’de bunları üretmeye başladım. Zaman içinde daha büyük arıtma işleri gelmeye başladı. Üretimin yanında tezgahaltı arıtmaların da satışını yapıyordum. 2010’da evlendim. Eşim İstanbul’dan İzmir’e gelince bu kez onunla yeni arayışlara girdik ve karşımıza güzellik merkezleri çıktı. ‘Bu iş tutmaz’ söylemlerine rağmen fırsat sitelerini kullanarak çok önemli başarılara imza attık. Süreç içinde boşanınca o iş kolu eşimde kaldı. Ben ise arıtma alanında yoluma devam ettim. Tabii, o arada bir de yine restorancılığa geri döndüm. İzmir Kemeraltı’da köfteci açtım. Bu kez ‘tuttu’ dedim ve ikinci şubeyi de açtım, ama o bizi aşağı çekti. Ve bir süre sonra da bu alandaki işlerimi devrettim. Yine rahat durmadım ve bu kez meyhane açtım. Ama o sektörün de bana göre olmadığını gördüm. O sektörden de çıktım. Arıtmanın yanında yeni arayışlara girdim, karşıma yine güzellik sektörü çıktı. Eski eşimden izin alarak kendi markamla güzellik merkezini 2016’de İzmir’de açtım” diyerek Dr. Well Barcelona’nın kuruluşu sürecini paylaştı.

 
SIRADA OKUL VAR

FRANCHISE modeliyle büyüdüklerini dile getiren Emre Akkent, “Şu an İzmir’de 5 şubemiz var. Bunların bazılarına ben de ortağım. Bize her hafta ortalama 2 tane franchise talebi geliyor. Ama bizim her yerde olmak gibi bir derdimiz yok. Sistemimiz hazır, ama kalifiye eleman ayağında sıkıntı var. Bu sıkıntıyı gidermek adına bir estetik okulu kurmayı hedefliyoruz” diyerek, okulda da farklı bir sistemle fark yaratacaklarını paylaştı.

 
KOZMETİKTE DE
KENDİ MARKASI

ESTETİK merkezleri ayağında sürdürülebilir bir büyümeyi hedeflediklerini dile getiren Emre Akkent, gelecekte kozmetik alanında kendi markalarını yaratma planlarının bulunduğunu belirterek, “Kendi markamızla kozmetik ürünlerimizi üretmek istiyoruz. Formüller hazır. Ambalajlarımızın siparişlerini de verdik. Serum ve krem olarak iki grupta ürünlerimiz olacak. Yakında satışa girecek. Şu an fason ürettiriyoruz, ama hedefler arasında kendi tesisimizi de kurmak var. Bir diğer plan ise bu markayla global pazara çıkmak” diyor.

KISA KISA

* Güzellik merkezlerinde kadınların hakimiyetine dikkat çeken Emre Akkent, “Ben sektöre erkek gözüyle yeni bir bakış açısı getirdiğime inanıyorum” diyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Her şey yeşil bavulla başladı

Okuldan kalan zamanında bakkalda da çalışır, pizzacıda da...

 

Bir an önce ticarete atılmak iste de ailesini aşamaz ve okulla iş hayatını birlikte yürütür. Ama üçüncü sınıfta çalışma isteği ağır basar ve üniversiteyi bırakır. Sezer Topçuoğlu, İstanbul’da barmenlik yaparak kariyerine devam eder. Topçuoğlu’nun ufkunu ise çorap ve boxer satan bir seyyar satıcı açar. Yoğun tempoyla iş yapan restoran ve bar çalışanlarının bu ürünlere olan talebini fark eder. Topçuoğlu, çorap-boxer işini İzmir’e taşır. İstanbul’dan aldığı çorap ve boxerları bavula koyarak Alaçatı’da satar. Belli bir sermaye edinen Sezer Topçuoğlu, Socks Army ismiyle markalaşma yoluna gider. Bugün e-ticaret kanalıyla tüketiciyle buluşan Sezer Topçuoğlu, bir yandan özel tasarım çorapların yanına yeni ürünler eklemek için çalışıyor diğer yandan ise global oyuncu olmak için uğraş veriyor.

 

SEZER Topçuoğlu... Küçük yaşta ticarete olan merakının peşinden giden bir girişimci. Karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendirerek girişime dönüştüren bir iş insanı. Socks Army markasının yaratıcısı Sezer Topçuoğlu ile girişimcilik serüveninin dünü, bugünü ve yarınını konuştuk. 1993 İstanbul doğumlu olan Sezer Topçuoğlu, babasının İstanbul’da market işlettiğini, tavuk çiftliği açma hedefiyle de İzmir’e taşındıklarını belirterek, şöyle devam etti:

İLK PARA TAKI VE OYUNCAKTAN
“Dört yaşımda İzmir’le tanıştım. Babamın tavuk çiftliği planı istediği gibi gitmedi. O süreçte bir takım sıkıntılar yaşandı. Maddi kayıplar oldu. Babam, o defteri kapattı ve tekrar bildiği işine döndü. Babamın da etkisiyle bende de ticarete karşı bir ilgi vardı. İlk adımı ise ablamın boncuklardan yaptığı takı ile benim oyuncaklarımı evin önünde satarak yaptım. Okuldan kalan zamanlarımda eniştemin bakkalında çalıştım. Bakkaldan sonra da bir tanıdığımızın pizzacısında komilik yaptım. Farklı bir deneyim kazandım. Lise boyunca bu çalışma farklı mekanlarda devam etti. İlk yıl üniversiteyi kazanamayınca da tam zamanlı çalışma sürecim başladı. Bir yandan da sınava hazırladım.”

Yazının Devamını Oku

Mobil uygulamayla global pazarda

İngilizce hazırlık okuduğu lisede, yazılımla tanışır.

 

Aldığı kitapla da bu alanda kendini geliştirir ve zamanla ufak uygulamalar yapar. Bu birikim üniversite tercihinde de etkili olur ve Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’ni kazanır. Emin Budak, okulun ardından da arkadaşıyla birlikte mobil uygulamalar üzerine İzmir’de şirket kurar. 3.5 yılın ardından ise şirketi devreden Emin Budak, kariyerine önce profesyonel olarak ardından da yazılım geliştirme şirketini kurarak devam eder. Geçtiğimiz yıl girişimlerine yeni bir halka ekleyen Emin Budak, çocuklara yönelik eğlendiren ve geliştiren mobil uygulama hedefiyle Kidso’yu hayata geçirir. Kidso ile dünya genelinde 1 milyon indirmeye ulaşan Emin Budak’ın hedefi ise global bir aktör olmak.

 

EMİN Budak... Yazılımla tanışığı ilk günden itibaren farkındalık yaratmayı kendine misyon edinen bir isim. Bilgi birikimiyle de mobil uygulamalarda önemli projelere imza atan genç bir girişimci. İnferne ile Kidso’nun kurucularından Emin Budak, hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını paylaştı. 1986 İzmir doğumlu Emin Budak, babasının asker olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

ACABA YAPABİLİR MİYİM
“Babam elektrik ve elektronik alanında çeşitli çalışmalar yapıyordu. Bende de onun etkisiyle elektrik ve elektroniğe karşı bir merak oluştu. Elektrikle ilgili basit devreler kuruyordum. Bu merak lise döneminde internete kaydı. İnternette basit basit programlar görüyordum. ‘Acaba ben yapabilir miyim’ diye araştırmalar yapınca da yazılımla tanışmış oldum. Açıkçası, o yıllarda örnek alabileceğimiz pek de kimse yoktu. En önemli kaynak kitaplardı. İngilizce hazırlık okurken bir kitap temin edip, yazılım alanında kendimi geliştirmeye başladım.”

Yazının Devamını Oku

Başka boyutta girişimcilik

Resme olan ilgisiyle lisede grafik okur.

 

Resme olan ilgisiyle lisede grafik okur. Staj döneminde yaptığı işlerle de içindeki yeteneği keşfeder. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde okuduğu yıllarda da çeşitli ajanslarda sanat yönetmenliği yapar. Uğur Berkay Şenerken, üniversitenin ardından da kariyerine grafik tasarım alanında devam eder. Uğur Berkay Şenerken, süreç içinde kendi ajansını da kurar, ahşap üzerine ürünler de üretir. Şenerken, İstanbul’daki iş stresinden kurtulmak için soluğu İzmir Şirince’de yaşayan ailesinin yanında alır. Bugün bir yandan kahve, şarap ve yemek konseptiyle hizmet veren aile işletmesini geleceğe taşımak için emek veren Uğur Berkay Şenerken, diğer tarafta ise ‘başka’ anlamına gelen Maada markasıyla resimlerini sanat severlerin beğenisine sunuyor. Şenerken’in gündeminde ise resimle endüstriyel tasarımı buluşturacağı masadan aydınlatmaya çeşitli ürünler var.

 

UĞUR Berkay Şenerken... Sanatın farklı alanlarında etkin olan bir isim. Çizimin yanında endüstriyel tasarım, fotoğraf ile ahşap eserler üreten ve bunları da aile işletmesine aktaran bir girişimci. Üzüm Cafe’nin ikinci kuşak temsilcisi ve Maada Art Works’un kurucusu Uğur Berkay Şenerken ile sanatla dolu girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1987 İstanbul doğumlu olan Uğur Berkay Şener, annesinin mimar, babasının ise ticaretle uğraştığını belirterek, şöyle devam etti:

YETENEĞİNİ KEŞFETTİ
“Küçüklüğümden beri elimin altında hep bir bilgisayar oldu. Böyle olunca da fotoshop benzeri uygulamalara karşı bir merakım doğdu. Bunun yanında resme karşı da bir ilgim oluştu. Bu birikimle lisede grafik tasarım okudum. Kariyerimdeki kırılma ise böyle başladı. Lise 3’te zorunlu stajımı İstanbul’da ünlü bir ajansta yapma fırsatı buldum. Bilgi birikimimle birlikte burada işler yapmaya başladım ve bunlar hem sanat yönetmenleri hem de patronum tarafından çok beğenildi. İçimdeki yeteneği keşfettim ve grafik tasarıma odaklandım.”

Yazının Devamını Oku

13’ünde çırak 25’inde patron

 Kendi ayaklarının üzerinde durmak adına 13 yaşında çırak olarak iş hayatına atılır.

Elektroniğe olan merakıyla da o dönem İzmir’de televizyon üreten bir firmada işe girer. Engin Boz, AR-GE sorumluluğuna kadar yükselir. 1992’deki Körfez krizinde fabrikanın kapanması Engin Boz’u, ortaklı bir yapıyla elektrik-elektronik servisi kurmaya zorlar. Zaman içerisinde ortaklarla yollarını ayıran Boz, güvenlik kameraları alanına odaklanır. IP tabanlı projeler üretir. Boz, bugün elektronik güvenlik sistemleri alanında faaliyetlerine devam ediyor. Gündeminde ise askeri alanlar için geliştirdiği taşınabilir termal kamerayı koronavirüs sürecinde eklemeler yaparak hem ateş hem de maske kontrolü yapabilen bir sisteme dönüştürdüğü Portcam’ın seri üretimi var.

 

ENGİN Boz... Karşısına çıkan onca sıkıntıya ve zorluğa rağmen asla pes etmeden yoluna devam eden bir iş insanı. Yaptığı her projeye katma değer katmayı kendine misyon edinmiş bir girişimci. Grupteknik Elektronik Güvenlik Sistemleri’nin kurucusu Engin Boz, hem girişimcilik hikayesini hem de gelecekle ilgili planlarını anlattı. 1967 İzmir doğumlu olan Engin Boz, ailevi nedenlerle küçük yaşta çalışma kararı aldığını belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

FABRİKA KAPISINDA KALDI
“Kendi ayaklarımın üzerinde durmak için ortaokul 2’de eğitim hayatımı sonlandırdım. İzmir Çiğli’de o dönem televizyon üreten bir firmaya gittim ve beni işe almalarını istedim. 13 yaşında olduğum için bu talep karşılık bulmadı. Fabrikanın bahçesinde ağlarken de sonradan üretim müdürü olduğunu öğrendiğim biri gelip benimle konuştu. Üzgün olmamın nedenini sordu. Durumu ona aktardıktan sonra beni işe aldı. Oraya gitme nedenim ise küçüklüğümden beri elektrik ve elektroniğe karşı büyük merakımın olmasıydı. Öyle ki, bu uğurda dayak da yedim, çeşitli cihazları da bozdum. İşe girdikten bir süre sonra ortaokulu dışarıdan bitirdim. Fabrika bünyesinde kurulan çıraklık eğitim merkezine de yazıldım. Ve 4 yıllık eğitimin ardından buradan mezun olan ilk kişi oldum.”

GERÇEK HAYATLA YÜZLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

Sanatın kraliçe arısı

Sanata karşı ilgisi çok küçük yaşta başlar.

Galatasaray Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nün ardından, profesyonel iş hayatına adım atar. Papatya Karkıner, daha sonra kariyerine ailenin hukuk bürosunda devam etme kararı alır. Karkıner, hukuk bürosu kökenli bir çağrı merkezinin kuruluşunda görev alır. Çağrı merkezini kampüse dönüştürerek de çıtayı yukarı taşır. Papatya Karkıner, anne olduğu dönemde ise yeni arayışlara girer. Bu arayışlar Papatya Karkıner’i, en büyük tutkusu sanata yönlendirir. Ve 2019’da sanatın ulaşılabilirliğini artırma misyonuyla İzmir Kemeraltı’nda Kovan Yaratıcı Deneyim Merkezi ortaya çıkar. Koronavirüs sürecinde zor günler geçiren bölge esnafına destek için ‘Kemeraltı’ndan’ projesini hayata geçirir. Bugün bir yandan aile şirketi için emek veren Papatya Karkıner, diğer tarafta ise Kovan ile hem sanat galerisi ve atölye olarak yoluna devam ediyor, hem de sanat eserlerinin satışını yapıyor. Hedefte ise tüm iş kollarını büyütmek var.

PAPATYA Karkıner... Hayalleri ve tutkularının peşinden giden, bu uğurda da kendini geliştiren bir iş insanı. Daha çok insanı sanatla buluşturma hedefiyle çalışan genç bir girişimci. Kovan Yaratıcı Deneyim Merkezi’nin kurucusu Papatya Karkıner ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan Papatya Karkıner, baba, kardeş ve kuzenlerinin avukat olduğunu, hukuk kökenli bir ailede büyümesine rağmen üniversite tercihinde sosyal ve sanatsal tarafının ağır bastığını söyledi. Karkıner, o dönemi şöyle aktardı:

BABA OCAĞINA DÖNDÜ
“Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nü kazandım. Üniversitenin ardından İngiltere’de yüksek lisan yaptım. Orada ise daha çok medya yönetimi üzerine odaklandım. 2009’da İzmir’e döndüm. Burada da birkaç ajansta çalıştım. İki yabancı dil ve proje yönetimi eğitimi deneyimimle Bornova Belediyesi’nde işe girdim. Uluslararası projeleri yönettim. Bu süreçte ise hukuk bürosu üzerine çalışan aile şirketimiz büyüme dönemindeydi. Babam yanına çağırınca, 2 yıllık belediye deneyiminin ardından aile şirketinde çalışmaya başladım. Hukuk bürosunu kurumsallaştırma, doğru büyümesi gibi bir görev edindim. İnsan kaynakları yöneticisi oldum.”

ÇAĞRI MERKEZLERİNE KAMPÜS

Yazının Devamını Oku

Bir koltuğa dört girişim

Takı da satar, sigortacılık yapan ailesine yardım da eder.

ODTÜ Kimya Mühendisliği’ni kazandığı dönemde de boş durmaz. Tuğçe Gülcüler Öktem, parti organizasyonundan garsonluğa kadar birçok işte çalışır. Üniversitenin ardından da İzmir’de aile şirketinde kariyerine yön verme kararı alır. İş güvenliği uzmanlığıyla da Tuğçe Gülcüler Öktem, kendi şirketini kurar. Ama 2 yıllık yoğun temponun ardından bu işi devreden Tuğçe Gülcüler Öktem, sigortacılık sektörüne odaklanır. Farkındalık yaratan işlerin peşinde de koşan Tuğçe Gülcüler Öktem, önce Sahne Modda’yı ardından da Kübik Kafe’ye hayat verir. Tuğçe Gülcüler Öktem, hazır ofis sektörüne de el atar ve ortaya Coza Workin Space’si çıkarır. Bugün bir yandan aile şirketi için koşturan Tuğçe Gülcüler Öktem, diğer tarafta ise markalarının büyümesi için yoğun bir mesai harcıyor. Gündeminde ise yeni şubeler ve dijitalleşme var.



 

TUĞÇE Gülcüler Öktem... Kendini değer yaratan işler geliştirmeye adayan bir iş insanı. Zaman zaman yol kazası yaşasa da aynı anda birçok işe odaklanarak başarıyı yakalamış genç bir girişimci. İnsanların mutlu olabileceği ortamlar yaratan bir ekosistem kurucusu. Gülcüler Sigorta’nın genel koordinatörü, Kübik Kafe & Market ve Coza Working Space’in kurucusu ve Sahne Modda’nın işleticisi Tuğçe Gülcüler Öktem ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Asker baba, kimya öğretmeni annenin kızı olarak 1989’da Bursa’da dünyaya geldiğini söyleyen Tuğçe Gülcüler Öktem, hikayesinin devamını şöyle paylaştı:


Yazının Devamını Oku

Balkondan Amerika’ya

İtalyan dili ve edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra, küçük bir atölyede ihracat personeli olarak profesyonel iş hayatına ilk adımı atar.

Süreç içerisinde tekstil ve deri sektöründe müşteri temsilciliği de yapar, İtalyanca öğretmenliği de... Yurdanur Yurtsever Karadeniz, anne olunca iş hayatına ara verir. Bu sürede ise kızlarının küçülen kot pantolonlarından hobi amaçlı çanta yapar. Zamanla eskiyen ürünleri de kullanarak özgün çantalar tasarlamaya başlar. 2018’de kendi şirketini kuran Karadeniz, bugün evinin 3 metrekarelik balkonunda ürettiği origami çantalarını Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyor. ‘Evviva by Yuri’ markasıyla İzmir’den, Amerika başta olmak üzere çeşitli ülkelere ihracat da yapan Karadeniz’in gündeminde hayallerine başka kadınları dahil etmek var.

YURDANUR Yurtsever Karadeniz... Bir yıl arayla dünyaya gelen iki kızının bakımını üstlenerek ara verdiği profesyonel iş hayatına girişimci olarak iddialı bir dönüş yapan iş insanı... Mücadeleci ve yaratıcı kimliğiyle de birçok ev kadınına rol model olacak girişimci. Evviva by Yuri markasının kurucusu Yurdanur Yurtsever Karadeniz ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1979 İzmir doğumlu olan Yurdanur Yurtseven Karadeniz, İzmir’deki lise eğitiminin ardından üniversite için Ankara’nın yolunu tuttuğunu söyleyerek, şöyle devam etti:

ALTI AY İŞSİZ KALDI
“Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İtalyan Dili Edebiyatı Bölümü’nden 2005’te mezun oldum. İki dil bilen biri olarak hemen iş bulacağımı düşündüm, ama 6 ay işsiz kaldım. Daha sonra İzmir’de küçük bir atölyede ihracat personeli olarak çalışmaya başladım. Ama ben ilk günden beri tekstil sektöründe çalışmak istiyordum. Ve o yönde kariyerime yön verdim. Daha sonra ise bir deri firmasında müşteri temsilcisi olarak profesyonel iş hayatıma devam ettim. Burada da ünlü bir İtalyan markayla çalışma şansı elde ettim. Ama bazı çalışma arkadaşlarıyla sorun yaşayınca istifa etim.”

İLK ÇANTALAR KIZLARINA

Yazının Devamını Oku

Kemik suyuna girişim

BAHÇEDEKİ çam ağacının fıstıklarını toplayıp, evlerinin önünde satarak ilk parasını kazanır.

 

Tarımla uğraşan dedesinin hikayelerini dinleyerek büyür. Seda Tütüncüoğlu, lisenin ardından ‘Mutfak Sanatları Akademisi’ için İzmir’den İstanbul’a gider. Süreç içinde hem birçok mutfakta görev çalışır hem de İngiltere ve Güney Afrika gibi ülkelerde aldığı çeşitli eğitimlerle kendini geliştirir. Seda Tütüncüoğlu, annelikle birlikte de sağlıklı beslenmeye odaklanır. Tütüncüoğlu’nun yaptığı ilikli kemik suyunun ünü, mutfağının dışına taşar. Ve gelen taleplerle bunu İzmir’de girişime dönüştürme kararı alır. Bugün Stock Station markasıyla tüketiciyle buluşan Seda Tütüncüoğlu, bir yandan yeni ürünler ve ihracat için koştururken diğer tarafta ise ilikli kemik suyu kafeleri kurmayı hedefliyor.

SEDA Tütüncüoğlu... Küçük yaşta adım attığı gastronomi dünyasında edindiği tecrübe ve bilgi birikimini kendi işine aktarmayı başaran bir iş insanı. ‘Karanlık günlerde iyi fikirler doğarmış’ sözünü, mücadeleci kişiliğiyle ortaya koyan bir kadın girişimci. Stock Station markasının yaratıcısı Seda Tütüncüoğlu ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan Tütüncüoğlu, göçmen bir ailenin ilk çocuğu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:


DEDESİNİN İZİNDEN YÜRÜDÜ

Yazının Devamını Oku

VAR’a İzmir’den mobil hakem

Her şey Murat Albayrak’ın ‘Bir fikrim var ve bunun marka haklarını nasıl korurum’ sorusuna cevap aramasıyla başlar.

 Albayrak, bu sorunun cevabını ise Avukat Okan Özaydın’da bulur. Özaydın, hakemlerin ‘VAR’ uygulamasında verdiği kararlara seyircinin de katılabileceği mobil uygulamanın hem marka haklarını korumaya alır hem de yeni yatırımcılar bulmanın kapısını açar. Kısa sürede 10 binlerce indirmeye ulaşan İzmirli VAR Online, bugün 13 ortaklı bir yapıyla yoluna devam ediyor. Anlık oylarla interaktif şekilde kamuoyu görüşünün belirlenebileceği platformda Albayrak ve Özaydın, bunu tüm dünyaya yaymayı hedefliyor.

 

VAR Online... Bilişim kenti olma hedefiyle yoluna devam eden İzmir’de ortaya çıkan çiçeği burnunda bir girişim. Her zaman gündem oluşturmaya en müsait alanlardan biri olan futbolda hayata geçirilen teknolojik bir atılım. Rope’nin markası olan VAR Online’nın kuruluş hikayesini ve gelecek planlarını, kurucu ortaklardan Murat Albayrak ile Okan Özaydın’dan dinledik. Fotoğrafçılık eğitimi alan 34 yaşındaki Murat Albayrak, Türkiye ve diğer futbol ülkelerinde hakemlerin hep tartışma konusu olduğunu belirterek, VAR’ın bu tartışmaları bazı noktalarda minimuma indirdiğini, bazı noktalarda ise tavan seviyesine çıkardığını paylaştı. Albayrak, şöyle devam etti:

O SORULARIN CEVABI
“Bir hakemin ısrarla VAR’a gitmemesi üzerine bu işin içine taraftarları da dahil etmek gerektiğini ve bunun bir mobil uygulamayla olabileceğini düşünmeye başladım. Tabii, sadece bir fikirdi bu ve yaklaşık 6 ay kadar yatırımcı aramakla, bol bol fikri anlatmakla geçirdim. İşte tam bu noktada avukat Okan Özaydın’la yolumuz kesişti ve bu fikri nasıl daha iyi korurum, ileriye taşırım sorusuyla birleşti. Asıl macera da burada başladı. Girişim nasıl olur, yatırımcı nasıl bulunur, marka hakları ve birçok konuda Okan Özaydın’ın deneyimiyle pekişerek güzel bir iş çıkardık. Ve 2019 Haziran’da VAR Online doğdu. Tabii, Okan Özaydın’ın daha önce Ege Genç İş İnsanları Derneği yöneticisi olması benim için ayrıca şans oldu.”

SEYİRCİ MAÇA DAHİL OLDU

Yazının Devamını Oku

Hedef Türkiye’den unicorn çıkarmak

Lise yıllarında web sitesi yaparak erken yaşta para kazanır.

Murat Ödemiş, üniversitenin ilk yıllarında da üretmeye devam eder. Üçüncü sınıfta odağını mobil uygulamalara çeviren Murat Ödemiş, 2011’de okul arkadaşlarıyla İzmir’de MobileCrea’yı kurar. 2014’te bu şirketi satan Murat Ödemiş, Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak kariyerine devam ederken yeni bir girişimin fitilini ateşler. Ödemiş, üniversite tercihlerine yön veren dijital platform Univerlist’i kurar. Global bir marka yaratma hedefiyle yoluna devam eden Murat Ödemiş’in gündeminde ise eğitim teknolojileri alanında Türkiye’den unicorn, yani değeri 1 milyar doları aşan bir şirket çıkarmak var.

 

MURAT Ödemiş... İnternetle tanıştığı ilk günden itibaren hep üretmeyi kendine ilke edinen bir isim. Bu alanda geliştirdiği teknolojilerle de insan hayatına dokunmayı benimseyen bir girişimci. Univerlist’in kurucusu Murat Ödemiş ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1988 doğumlu Murat Ödemiş, baba mesleği sebebiyle İzmir öncesinde birçok şehir ve okul değiştirdiğini söyleyerek, o dönemi şöyle anlattı:


İLK PARA İNTERNETTEN
“Babam emekli albay ve annem öğretmen. İlkokulu Ankara’da, ortaokulu Kıbrıs’ta, liseyi de Bolu’da okudum. Farklı kültürler, farklı insanlar tanımanın, değişikliğe adapte olmanın girişimcilikte bana avantaj oluşturduğunu düşünüyorum. 2000’li yılların başında internetle tanıştım. Ve henüz lisedeyken web sitesi yapıyordum. E-ticaret, hosting, server benzeri işlerden erken yaşta para kazanmaya başladım. Bu merak üniversite tercihimde de etkili oldu. Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Üniversite yıllarında teknoloji alanında elde ettiğim uluslararası başarılar sebebiyle, özel yetenek bursuyla okudum. Belki de Türkiye’de mühendislik alanında özel yetenek bursuyla okuyan ilk öğrenci olabilirim.”


Yazının Devamını Oku

Çekirdekten girişimci

HEM ekonomik hem de ailesinin ‘adam ol’ isteğiyle küçük yaşta çalışma hayatına dahil olur.

 

 

Gevrek de satar, pazarda su da. Şenol Aslanoğlu, endüstri mühendisliği okuduğu yıllarda da çalışmaya devam eder. Anketörlükten şehirlerarası otobüste hostluğa kadar birçok işte çalışır. Şenol Aslanoğlu, üniversitenin ardından kariyerine profesyonel olarak devam eder. 26 yaşında ise İzmir’de bir hizmet şirketi kurarak kendi yolunu çizer. Bugün A Artı OSGB ile iş sağlığı ve güvenliği alanında hizmet veren Şenol Aslanoğlu, 2019’da da Smart Start Coworking’i kurarak kendine yeni bir kulvar açar. Şenol Aslanoğlu, start-uplara destek için ortak yaşam konsepti ile sağlıklı ürünleri paket servisle tüketiciyle buluşturacak 2 girişim için de gün sayıyor.

ŞENOL Aslanoğlu... Küçük yaşta başladığı çalışma hayatıyla birlikte birçok sektörde edindiği deneyimle girişimcilik serüvenini şekillendiren bir iş insanı. “Türkiye’nin genç girişimcilere ve inovasyona ihtiyacı var” diyerek çalışan A Artı OSGB ve Smart Start Coworking’in kurucusu Şenol Aslanoğlu ile girişimcilik hikayesinden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Öğretmen baba ve ev kadını annenin 1975 İzmir doğumlu çocuğu olduğunu anlatan Şenol Aslanoğlu, şöyle devam etti:

GEVREK DE SATAR SU DA

“O dönem birçok çocuk gibi bende yaz tatillerinde çalıştım. Kimi zaman Balçova sokaklarında su sattım, kimi zaman da pazarda soğuk su. Bir yıl diş hekimi, bir yıl berberin yanında çıraklık yaptım. Biraz ekonomik gerekçelerle, ama çoğunlukla ailemin adam olmamı istemesi sebebiyle çalışmayı öğrendim. İlkokul döneminde Kemeraltı’nda naylon poşet de sattım. Liseye kadar okul ve yazlar böyle geçti. İzmir Atatürk Lisesi’nin ilk iki yılında derslerden pek kafa kaldıramadım ama son sınıfta ticaret sahnesine geri döndüm. Bir arkadaşımla birlikte okulumuzun logosunun olduğu tişört tasarlayıp bastırdık. Parasının da yarısını ödedik. Kalan kısmı ise ürünleri sattığımızda verecektik. Ama ilk başta kimseye tişört satamayınca beni bir kaygı aldı. Bir hafta sonra bir tişört satınca arkası çorap söküğü gibi geldi. En zoru ilkini satmakmış, birini ikna etmeyi başarırsan ve ikna ettiğin doğru ise devamı gelir. Lisede ayrıca Kültürpark’ta bekçilik de yaptım.”

Yazının Devamını Oku

Hakime Hanım’ın torunu işbaşında

 HAKİMLİKTEN emekli olan babaanne Nefise Yücekök, yolu, suyu, elektriği olmayan bir yerde çiftlik kurar.

Herkesin ‘olmaz dediği’ noktada İzmir Urla’da mandalina bahçesiyle ilk adımı atar. Süreç içinde bayrağı ikinci kuşaktan Ahmet Naki ile Mesrure Yücekök devralır. Üçüncü kuşaktan Emine Yücekök ise müzik işletmesi üzerine yüksek lisansın ardından kariyerine eğlence sektöründe devam eder. Çocukluğundan itibaren hayatının bir parçası çiftlik olan Emine Yücekök, 2013’te İstanbul’dan İzmir’e dönme kararı alır. Çiftçiliğe farklı bir soluk getirmek hedefiyle yola çıkan Emine Yücekök, önce toptan satıştan perakendeye döner. Mandalina, zeytin, enginar ve kekiğin yanına nohut, böğürtlen, lavanta, adaçayı, üzüm ile damla sakızı gibi ürünleri ekler. Hakime Hanım Çiftliği ismiyle markalaşan ve tarımsal ürünlere katma değer de ekleyen Emine Yücekök’ün gündeminde bir üretimhane var.

 

HAKİME Hanım Çiftliği... 60’lı yılların sonunda kısıtlı imkanlar ve pek çok kişinin ‘bu iş olmaz’ sözüne rağmen ortaya çıkan bir oluşum. 60 yaşında merhum Nefise Yücekök’ün bir hayaliyle kurulan ve kuşaklararası uyumla bugün yeni bir halle yoluna devam eden girişim. Hakime Hanım Çiftliği’nin üçüncü kuşak temsilcisi ile girişimcilik serüvenininden gelecek planlarına ve çiftliğin doğuş hikayesine kadar birçok konuyu konuştuk. 1983 Ankara doğumlu olan Emine Yücekök, işin fitilini 1968 yılında emekli olan babaanne Nefise Yücekök’ün ateşlediğini söyleyerek, o süreci şöyle aktardı:

EMEKLİLİK PROJESİ

“Babaannem Nefise Yücekök, hakimlikten emekli olduktan sonra baba mesleği çiftçiliğe dönmek ister. Gaziantepli olmasına rağmen, kardeşine yakın olmak için İzmir Urla’ya göç eder. Yıl 1968. Türkiye’nin ilk kadın hakimelerinden biri olan babaannem tek başına, yolu, suyu, elektriği olmayan bu çiftliğe yerleşir. Mandalina yetiştirmek ister. Fidanları Rize’den getirtir. Herkesin ‘olmaz’ dediği şeyleri, o dönemin imkanlarına rağmen başarır. 4 bin satsuma cinsi mandalina ağaçlıklı bahçeyi kurar. Zeytin aşkından dolayı da her yerden farklı çeşitler diker.“·

Yazının Devamını Oku

Babaanne tarifiyle gelen girişim

İlkokulda çekirdek, üniversite yıllarında ise meze satar. Turizm işletmeciliği, reklam ajansıyla yoluna devam eder. 2015’te girişimciliğin yanına anneliği de ekleyen Ebru Engin Onat, İstanbul’da kızını büyütmek istemeyerek rotayı Bodrum’a çevirir.

 

Bir sabah yürüyüşünde mandalina bahçelerinin farkındalığını yaşar. Ve Ebru Engin Onat, babaannesinin sirke tarifini Bodrum mandalinasıyla buluşturma kararı alır. ‘Bu sirkeyi satamazsın’ sözlerine kulak asmayan Ebru Engin Onat, odağını yurtdışına çevirir. Bugün sirkenin yanında boza, kombucha ve acı sos üretimi de yapan Ebru Engin Onat, sirke konusunda önemli bir aktör olan İtalyanlara ise ihracat için gün sayıyor.

EBRU Engin Onat... Kendini bildi bileli hep kendi işin yapan bir iş insanı. Ve yaptığı işlere katma değer getiren genç girişimci. Coğrafi işaretli Bodrum mandalinasından sirke, kombucha ve boza üreterek buna yeni bir halka ekleyen Mandarina Gıda’nın kurucularından Ebru Engin Onat ile girişimcilik serüveninden, gelecek planlarına bir çok konuyu konuştuk. 1983 Bursa doğumlu Ebru Engin Onat, hayata bakış açısını farklılaştıran bir babaanneyle büyüdüğünü dile getirerek, şöyle devam etti:


İLK ADIM ÇEKİRDEKTEN

Yazının Devamını Oku

Çocuk ruhundan girişimci çıktı

 Hikaye işsiz olduğu dönemde eşinin hediye ettiği hobi dergisiyle başlar.

Hiçbir dikiş bilgisi olmamasına rağmen bir gecede o dergide gördüğü oyuncak köpeği yapar. Ve Senem Şenyuva Başdönmez, ertesi gün çocuk oyuncakları dikmeye karar verir. İçindeki çocuğu dışarı çıkaran Senem Şenyuva Başdönmez, KOSGEB’e başvurarak kadın girişimci kursuna katılır. Kursun ardından da Senem Şenyuva Başdönmez, Senemiskoo ismiyle kendi markasını hayata geçirir. Bugün tamamı el yapımı sağlıklı oyuncaklar üreten Senem Şenyuva Başdönmez’in hedefi ise Senemiskoo’yu el yapımı oyuncak fabrikasına dönüştürmek.

 

SENEM Şenyuva Başdönmez... Hayat şartları farklı yerlere sürüklese de içindeki çocuk ruhuyla yaratıcılığı birleştiren bir isim. Uzun işsizlik sürecini de kendi yeteneğiyle noktalayan bir girişimci. Senemiskoo markasının kurucusu Senem Şenyuva Başdönmez ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. İzmir’de çok renkli ve neşeli bir ailenin içinde dünyaya gözlerini 1982’de açtığını söyleyen Senem Şenyuva Başdönmez, annesinin çok güzel dikiş diken bir ev kadını olduğunu belirterek, şöyle devam etti:


UZUN SÜRE İŞSİZ KALDI

Yazının Devamını Oku

Baba kurdu çocukları dünya markası yapacak

 Aile bütçesine katkı için eğitimini yarıda bırakıp demirci ustalarının yanında çırak olarak çalışmaya başlar.

Zamanla da demir atölyelerini idare eder hale gelir. Hüseyin Beydemir, 29 yaşında ise ‘bir şeyler yapabilir miyim’ diyerek ustalarından izin ister. Kumlama işine başlayan Hüseyin Beydemir, zamanla kumlama makineleri de üretir. 1985’te İzmir’de kurduğu Beydemir’in ürün portföyüne taşıma ve istifleme amaçlı sac kasa, palet ve rafı ekler. Çocukluğundan itibaren hep işin içinde olan, ama hayallerinin peşinden giden Seçil Beydemir Kaynak ise babasının rahatsızlığıyla birlikte öğretmenlikten sanayiciliğe geçer. Daha sonra ikinci kuşaktan Melih Beydemir de takıma katılır. Bugün kurucu Hüseyin Beydemir ile ikinci kuşaktan Seçil Beydemir Kaynak ve Melih Beydemir yönetiminde üretim serüvenine devam eden Beydemir A.Ş.’nin hedefi dünya markası olmak.

BEYDEMİR A.Ş... Temelleri küçük bir sanayi sitesinde atılan ve kurucusunun özverili çalışmasıyla yavaş, ama emin adımlarla büyüyen bir sanayi kuruluşu. Kendi alanında ilklere imza atan şirketin başarısındaki sır ise kuşaklar arası uyum. Beydemir Sac Profil A.Ş.’nin kuruluş hikayesini ve gelecek planlarını ikinci kuşaktan Seçil Beydemir Kaynak’tan dinledik. İşin kahramanı Hüseyin Beydemir’in 1952 İzmir Bayraklı doğumlu ve 5 çocuklu bir ailenin iki numarası olduğunu aktaran Seçil Beydemir Kaynak, hikayenin devamını şöyle aktardı:


SENDEN NASIL DEMİRCİ OLACAK
“Dedem, büyük kiremit ve yağ fabrikalarının yüksek baca ile fırınlarını ören inşaat ustasıymış. Babam Hüseyin Beydemir ise çok başarılı olmasına rağmen ortaokul yıllarında aile bütçesine destek amacıyla okulu yarıda bırakır. Demir ustalarının yanında çırak olarak çalışmaya başlar. O kadar zayıf bir çocukmuş ki, ustaları ‘senden nasıl demirci olacak’ derler. Zamanla Türkiye’de en büyük sac satan ve sac kesen demir atölyesini idare eder noktaya gelir. Babam, 29 yaşında radikal bir karar alır. ‘Biz de bir şeyler yapabilir miyiz’ heyecanıyla kendi işini kurmak için ustalarından izin ister. 1981’de bir arkadaşıyla birlikte İzmir’de 2. Sanayi Sitesi’nde 400 metrekare bir alanda kumlama işine başlar. 1983’te ise kumlama makinelerinin imalatı ve sac işine de girme kararı alır. 1985’te ortağından ayrılan babam, Beydemir markasıyla kendi işine yalnız olarak devam eder.”

GİTTERBOX’UN İLK ÜRETİCİSİ

Yazının Devamını Oku

Tamirhaneden sanayiciliğe

Babasının oto tamirhanesinde kamyon altlarında, kir pas içinde çalışır.

Bu, Ege Üniversitesi Buca Mimarlık Mühendislik Okulu Makine Bölümü’nü bitirdikten sonra da aynı tempoyla devam eder. İsmail Kazcıoğlu, süreç içinde ‘Niye okudum? Zaten biz bu işi yapıyorduk, başka bir şeyler de yapmam lazım’ der. Ve Kütahya Simav’daki aile işinde boru ve hortum takımları üretimine başlar. 1998’de ise Simav’dan İzmir’e gelen ve kardeşleriyle yollarını ayıran İsmail Kazcıoğlu, üretime yeni ürün ve markalar ilave eder. Bugün üçüncü kuşakla birlikte birçok sektör için rekorlu hortum ve boru üretimi yapan İsmail Kazcıoğlu’nun hedefleri arasında ise BAYOSB’de yeni bir fabrika kurmak var.

İSMAİL Kazcıoğlu... Çekirdekten yetişse de bunu üniversite eğitimiyle taçlandıran bir iş insanı. ‘Hazır alıp satmakla sadece günü kurtarırsın’ diyerek kendini üretime adayan bir sanayici. Üreterek kalkınmayı kendine misyon edinen Kazcıoğlu Hidrolik’in kurucusu 1952 Kütahya Simav doğumlu İsmail Kazcıoğlu ile girişimcilik öyküsünden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. İsmail Kazcıoğlu, babasının Simav’da BMC kamyon servisi ve oto tamir atölyesi olduğunu belirterek, şöyle devam etti:


TULUMU GİYİP ÇALIŞTI
“Babam, önce kamyon şoförlüğü, ardından da 60’lı yıllarda ise kamyonların kırılan-bozulan parçalarının tamirine yönelir. Biz beş erkek kardeşiz. Ben ise üç numarayım. Kariyer yolculuğum da babamın kamyon servisi ve oto tamir atölyesinde başladı. Daha sonra ise Ege Üniversitesi Buca Mimarlık Mühendislik Okulu Makine Bölümü’nü kazandım. O zaman Simav’da mühendislik olanağı da yoktu, yaz tatillerinde tamirhanede tulum giyip çalıştım. Ağır vasıta tamiri yapardık.”


Yazının Devamını Oku

Gelecek vaat eden mimarlar

BİR tasarım yapmak ve bunun hayata geçmesi fikri onları hep heyecanlandırır.

Bu hisle de başarılı ve mutlu olabilecekleri tek mesleğin mimarlık olduğuna karar verdiler. Ayşe Vatansever, Aşkıbirce Uzkurt ve Cemre Şahin Kazıcı... Aslında her birinin farklı yaşam hikayesi olsa da ortak noktaları mimarlık. Üniversitenin ardından da büyük bir cesaret örneği göstererek genç yaşta kendi mimarlık ofislerini kurmaları. Bugün her biri kendi şirketinde fark yaratan işlere imza atan üç mimar, ‘çok genç ve yenisiniz’ söylemlerine kulak asmayıp, aldıkları projeleri başarıyla teslim ederek en güzel yanıtı veriyor. İşte, mesleği birlikte büyüyecekleri bir bebek gibi gören Cemre Şahin Kazıcı, Ayşe Vatansever ve Aşkıbirce Uzkurt’un ilham veren hikayeleri.


SANATLA MATEMATİĞİN
KESİŞTİĞİ NOKTA

AYŞE Vatansever... 30İKİ60 Mimarlık’ın kurucusu 1993 İzmir doğumlu olan Vatansever, fen lisesinde okuduğu yıllarda sayısal alanda kendisine en uygun mesleğin mimarlık olduğuna karar verir. “Bunun nedeni matematik ve sanatın kesiştiği tek nokta bana göre mimarlık” diyen Ayşe Vatansever, “Çocukluğumdan beri müzik, resim ve tiyatro odağında sanat hep hayatımın içindeydi. Buna fen lisesinde okuduğum yıllarda matematik de eklenince tercihim şekillendi ve 2011’de Yaşar Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nü kazandım. Ben sanatın hangi alanına girersem gireyim kendimi kaybediyorum. Dünyayla bağım kopuyor. Bu mimarlıkta da böyle oldu. İkinci sınıftan sonra zorunlu şantiye stajım vardı. O dönem İstanbul merkezli bir firmanın İzmir’de karma projesi bulunuyordu. Orada staj yapmak için çok uğraş verdim ve en sonunda amacıma ulaştım. Stajın ikinci haftasında da projede 3260 kodu olarak nitelendirilen bir alanda hata tespit ettim” diyerek bu süreçteki performansı nedeniyle staj sonrası da işe devam etme teklifi alarak kariyer yolculuğuna devam ettiğini aktardı.

Ayşe Vatansever


Yazının Devamını Oku

İzmirli elektronik mühendisinden Koronaya karşı ev tipi solunum cihazı

 Elektroniğe karşı ilgisi ortaokulda gittiği Almanya’da başlar.

Bu merak Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği’ni kazanmasıyla da taçlanır. Armağan Ergün, yüksek lisansın ardından kariyerine Amerika’da Silikon Vadisi’nde devam eder. 2002’de Amerika’daki kriz nedeniyle çalıştığı şirketin kapanmasıyla Armağan Ergün, kendi hikayesini yazmak adına ortaklı bir yapıyla ilk girişimcilik adımını atar. TV teknolojileri alanında önemli ilkelere imza atan Ergün, eşinin görevi nedeniyle İzmir’e döner. Uzay teknolojileri alanında girişimlerine devam eden Armağan Ergün, babasının kalp krizinden vefatıyla odağını sağlık sektörüne çevirir. Bu alanda kalp sorunlarına karşı erken uyarı veren mobil tabanlı bir teknoloji geliştirir. Bugün bir yandan uzay ve sağlık sektörüne yönelik ürünler için koşuşturan Armağan Ergün, diğer tarafta ise koronovirüs salgınına karşı evde kullanım için ekonomik solunumuz cihazı geliştirdi.

ARMAĞAN Ergün... Yaklaşık 8 yıl yaşadığı Amerika’da ortaklarıyla birlikte hayata geçirdiği farkındalık geleneğini Türkiye’ye taşıyarak katma değer yaratmak için mücadele veren bir mühendis. Teknolojinin ulaşılabilir olması adına ürünler geliştiren bir girişimci. DVLX ARGE Mühendislik ve Mobil Med’in kurucularından Armağan Ergün ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1972 İzmir doğumlu olan Armağan Ergün, macerasının küçük yaşlarda radyo gibi elektronik aletleri bozarak başladığını belirterek, şöyle devam etti:

KIRILMA ALMANYA’DA
“Elektroniğe karşı bir merakım vardı. Ama asıl kırılma, öğretmen olan annemin Almanya’ya gitmesiyle oldu. Türklere eğitim vermek için Almanya’ya giden annemle birlikte biz de gittik. Ortaokul ve lise eğitimimi burada aldım. Almanya’daki sistem farklı olduğu için ben de mesleğimi seçmiş oldum. Bilgisayar ve elektronikle çok haşır neşirdim. Ve elektronik mühendisi olmaya karar verdim. Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği’ni kazanarak da bu alandaki ilk adımımı attım. 1994’te üniversiteden mezun olduktan sonra yine aynı bölümde yüksek lisans eğitimi aldım. Bu süreçte de savunma alanında roketler üzerine faaliyet gösteren TÜBİTAK SAGE’da çalıştım.”

İLK ADIM AMERİKA’DA

Yazının Devamını Oku

60 metrekareden 30 ülkeye ihracata

Makinelere merakı çocukluğundan başlar. İlkokulda ödevini yapmaz, ama tahta ve metal parçalarını çakıyla şekle sokarak pulluk yapar. Nazmi Tutkun, çırak olarak adım attığı iş hayatında torna ustalığına kadar yükselir.

 

Çeşitli makineler geliştiren Nazmi Tutkun, 1969’da Almanya’ya gider. Daha sonra yurda dönen Tutkun, 15 yıllık kazancıyla İzmir’de 60 metrekarelik atölyede kendi işini kurar. Tarım sektörü için yedek parçalar üretir. Nazmi Tutkun, tam otomatik zeytin çekirdeği çıkarma makinesi üretimiyle de önemli bir ilke imza atar. Zamanla odağını sofralık zeytin işleme makinelerine çeviren Nazmi Tutkun, bugün Tutkun Makina ile 30 ülkeye ihracat yapıyor. İkinci kuşaktan aldığı güçle Nazmi Tutkun’un gündeminde ise yeni ürünler var.

NAZMİ Tutkun... İlkokul mezunu olmasına karşı kendi imkanlarıyla öğrendiği teknik resim çizebilme kabiliyetini makinelere aktaran bir sanayici. Umudunu hiç bir zaman yitirmeyen ve sektöründe ilklere imza atan azimli bir iş insanı. Tutkun Makina’nın kurucusu Nazmi Tutkun ile girişimcilik hikayesinden gelecek planlarına birçok konuyu konuştuk. 1945 Bulgaristan Kırcaali doğumlu olan Nazmi Tutkun, 1951 yılında göçmen olarak Türkiye’ye gelir. Tutkun, hikayenin devamını şöyle aktardı:


ÇAKIYLA PULLUK YAPTI
“Ben 5 yaşında iken Bulgaristan’dan İzmir’e geldik. Çocukluğumdan itibaren de makinelere karşı bir merakım vardı. Gördüğüm bir ürünü yapmaya çalışırdım. İlkokulda ödev yapmaz, ama tahta ve metal parçalarını çakıyla şekle sokarak pulluk yapar, öğretmenime ‘dersimi yapmadım, ama pulluk yaptım’ derdim. İlkokulun ardından da okula devam etmedim. Çırak olarak çalışma hayatına adım attım. 1969’da askerden geldikten sonra ise bir müddet sanayide torna ustası olarak çalıştım. İzmir Karabağlar’da marangoz makineleri imalatı yapan bir firmada kendimi geliştirme imkanı buldum.”

Yazının Devamını Oku