GeriMete Tamer OMUR Çocuk ruhundan girişimci çıktı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çocuk ruhundan girişimci çıktı

 Hikaye işsiz olduğu dönemde eşinin hediye ettiği hobi dergisiyle başlar.

Hiçbir dikiş bilgisi olmamasına rağmen bir gecede o dergide gördüğü oyuncak köpeği yapar. Ve Senem Şenyuva Başdönmez, ertesi gün çocuk oyuncakları dikmeye karar verir. İçindeki çocuğu dışarı çıkaran Senem Şenyuva Başdönmez, KOSGEB’e başvurarak kadın girişimci kursuna katılır. Kursun ardından da Senem Şenyuva Başdönmez, Senemiskoo ismiyle kendi markasını hayata geçirir. Bugün tamamı el yapımı sağlıklı oyuncaklar üreten Senem Şenyuva Başdönmez’in hedefi ise Senemiskoo’yu el yapımı oyuncak fabrikasına dönüştürmek.

Çocuk ruhundan girişimci çıktı

 

SENEM Şenyuva Başdönmez... Hayat şartları farklı yerlere sürüklese de içindeki çocuk ruhuyla yaratıcılığı birleştiren bir isim. Uzun işsizlik sürecini de kendi yeteneğiyle noktalayan bir girişimci. Senemiskoo markasının kurucusu Senem Şenyuva Başdönmez ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. İzmir’de çok renkli ve neşeli bir ailenin içinde dünyaya gözlerini 1982’de açtığını söyleyen Senem Şenyuva Başdönmez, annesinin çok güzel dikiş diken bir ev kadını olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

Çocuk ruhundan girişimci çıktı


UZUN SÜRE İŞSİZ KALDI
“Gençlik döneminde dikiş dikmeyi çok öğretmek istedi, ama ben o zamanlar hep farklı düşünceler içinde olduğumdan öğrenmek istemedim. Ancak kendimi bildim bileli de takılarımı kendim yapan, sıkıldığım kıyafetlerimi kendi tarzımda güncelleyip kullanan biriydim. Bunun sonucunda da kendimi Dokuz Eylül Üniversitesi İMYO Gemoloji Uzmanlığı ve Mücevher Tasarımı’nda buldum. Üniversitenin ardından da kariyerime, birkaç küçük işletme ve atölyede takılar yaparak devam ettim. Ama evlendikten sonra uzun bir işsizlik dönemi yaşadım. Kendi işimle ilgili o kadar çok iş aradım ki. Bir süre sonra kendi işimle ilgili değil, farklı sektörlerde de işlere bakmaya başladım, ancak bir türlü aradığım şekilde bir iş bulamadım.”

Çocuk ruhundan girişimci çıktı


DERGİ HAYATINI DEĞİŞTİRDİ
Bir süre sonra Senem Şenyuva Başdönmez, evde takılar yapıp bazı dükkanlara satmaya başlar. İyi sonuçlar aldıkça yeni fikirlerin ortaya çıkmaya başladığını dile getiren Başdönmez, asıl kırılmanın ise eşinin eve getirdiği hobi dergisiyle olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Bu dergide oyuncak bir köpek yapımı vardı. Hiçbir dikiş bilgim yokken ‘bunu acaba yapabilir miyim’ diye düşünürken eski bir tişörtümü kesip, kalıp çıkarırken buldum kendimi. O gece oyuncağı iğne ve iplikle elde diktim. Ertesi gün eşime, ‘çocuk oyuncakları dikmeye başlayacağım’ dedim. Eşim de bir hafta sonra bir adet dikiş makinesiyle geldi. Makineyle ilgili bir bilgim olmamasına rağmen makinenin başına oturdum ve yaklaşık 3 günde 10 parça çeşitli oyuncaklar diktim. Daha sonra bir özel okulun yılbaşı kermesi olduğunu duydum ve oraya diktiğim 10 parça oyuncakla katıldım. Oyuncaklarıma gösterilen rağbetle hepsi satıldı. Emeğimin karşılığını almak beni çok mutlu etti.”

Çocuk ruhundan girişimci çıktı


HAYAL DÜNYASINA KATKI
Çocuk oyuncakları dikmeye odaklanan Senem Şenyuva Başdönmez, daha sonra KOSGEB’e başvurarak kadın girişimci kursuna başlar. “Kurs tamamlandıktan sonra artık resmi kayıtlarımın zamanı gelmişti ve küçük bir dükkan tuttum” diyen Başdönmez, “KOSGEB desteği ile bu maceraya bir adım daha attım. Akabinde Senemiskoo markasıyla yola koyuldum. Hem, elyapimitasarimlar.com internet sitem hem de sosyal medya hesaplarımdan satışlar yapmaya başladım. Önceliğimi de hijyenik, yıkanabilir, sağlıklı çocuk oyuncakları üretimine verdim. Bugün ise çocukların hayal dünyalarını kısıtlamayan sade oyuncaklar üretiyorum. Oyuncakların en büyük özelliği yıkanabilir olması dışında pamuklu yerli üretim olan kumaşlar kullanıyorum. Hem çeşitli noktalarla hem de online satış kanalları aracılığıyla tüketiciyle buluşuyoruz” diyerek Senemiskoo’nun geldiği noktayı paylaştı.

Çocuk ruhundan girişimci çıktı


HEDEFİ OYUNCAK FABRİKASI

GELECEK planları hakkında da değerlendirme yapan Senem Şenyuva Başdönmez, şu bilgileri paylaştı: “Önceliğimiz Senemiskoo’yu daha da büyütmek. Atölyemizi el yapımı oyuncak fabrikasına dönüştürmek istiyoruz. Böylece bir çok kadına da iş imkanı sunmayı hedefliyoruz. Yerli çocuk oyuncakları üreten bir firma olarak müşteri memnuniyetini en üst sıralarda tutarak kurumsallaşmayı amaçlıyoruz. Senemiskoo olarak şimdilik bir ihracatımız bulunmuyor. Ancak İzmir Tuhafiye Manifatura ve Benzerleri Odası’nın yürüttüğü ‘Döngüsel Ekonomi’ çalışmaları kapsamında projenin ilgili paydaşları, Almanya, Finlandiya, Slovakya, İtalya ve İspanya’dan gelen uzmanlar Senemiskoo’ya ziyarette bulundu. Bu sayede gelecekte yapabileceğimiz ihracat bağlantılarıyla ilgili çalışmalarımız da olacak.”

Çocuk ruhundan girişimci çıktı

KISA KISA

* Son dönemde yetişkinlerden ‘bizlere niye bir şey yok’ sorusuyla karşılaştığını söyleyen Senem Şenyuva Başdönmez, “Bu nedenle bazı hediyelik eşya ve dekorasyon ürünleri de üretmeye başladık” diyor.

X

Nerede kalmıştık

Son dönemde faiz oranlarının yükselmesi, piyasalardaki belirsizlik ve döviz kurundaki hareketlilik gibi nedenlerle duraklama sürecine giren Ege gayrimenkul piyasası tekrar hareketlenmeye ve adından söz ettirmeye başladı.

ASLINDA her şey, 2010’lu yılların başında İzmir başta olmak üzere Ege Bölgesi’nde ardı ardına konut, rezidans, AVM, iş merkezi ve otel yatırımlarının yükselmesiyle başladı. Milyon dolarlık yeni projelerle birlikte biz de 2012’de Hürriyet EGE’de ‘İnşaat Dünyası’ ismiyle sektördeki gelişmelerden projelere birçok konuya yer vermeye başladık.

YÜZDE 126 BÜYÜDÜ

O yıl Ege’nin 8 kentinde, yani Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla ve Uşak’ta toplam 77 bin 669 konut satıldı. Bir yıl sonra sektörde büyük bir büyüme gerçekleşti ve Ege’de konut satış oranı yüzde 126 artarak 175 bin 751’e ulaştı. Aynı dönemde Türkiye’de ise 2012’ye kıyasla yüzde 63 büyümeyle 1 milyon 144 bin 989 konut satış yoluyla el değiştirdi. Bu, o zamana kadar Türkiye tarihinde en büyük satış rakamı olarak önemli bir rekordu. Bunun arkasında ise 2013 başında yapılan KDV düzenlemesi oldu. 2013 önceki ruhsatlı konutların yüzde 1 KDV, 2013 ruhsatlı konutların yüzde 18 KDV ile, yani daha yüksek fiyattan satılacak olması KDV’nin yüzde 1 olduğu konutlardan almak isteyenleri harekete geçirdi. Yüzde 1 KDV stokundan yararlanmak isteyenler 2013’te alıma geçti. Ayrıca konut kredi faizlerinin yılın son çeyreğine kadar düşük seviyelerde kalması da konut alacakları hareketlendirdi.

2018’DE DURAKLAMA

Gayrimenkul sektöründeki bu hareketlilik ve büyüme trendi önümüzdeki yıllarda da devam etti. Taki 2018’e kadar... 2017’de Ege özelinde bir önceki yıla kıyasla yüzde 6.7’lik büyümeyle 228 bin 772 konut satıldı. 2018’de ise yüzde 3.7 küçülmeyle Ege’nin 8 kentinde 220 bin 144 konut satıldı. Faiz oranlarının yükselmesi, piyasalardaki belirsizlik ve döviz kurundaki hareketlilikle birlikte Ege’de de hem yatırım iştahı, hem de konut alma süreci yavaşlamaya girmiş oldu. Düşüş 2019’da da sürdü.

PANDEMİDE REKOR

Yazının Devamını Oku

Kese kağıdından sekiz şirket çıktı

Ticarete ilgisi ilkokul çağlarında başlar. Manavlara kese kağıdı da satar, sınıf arkadaşlarına kola da. Tevfik Bilsev, lisenin ardından da edindiği sermayeyle İzmir Bornova’da dükkan açar. Televizyondan bisiklete, oto teybinden ütü masasına birçok ürünün ticaretini yapar. Tevfik Bilsev, 2015’te ise fast food sektöründe global bir markanın bayiliğini alır. 2019’da Ferdi Baba’ya ortak olan Tevfik Bilsev, 2020’de ise restoran ayağında Fabrice’i kurar. Bugün beyaz eşya ve elektronik perakendesi ile gıda alanında 10’larca mağazayla yoluna devam eden Tevfik Bilsev’in gündeminde ise Fabrice ve Ferdi Baba’yı yurtdışına taşımak var.

 

TEVFİK Bilsev... Küçük bir dükkanda başlayan girişimcilik serüvenini 8 firmalı bir grup şirketine dönüştürmeyi başaran iş insanı. Piyasanın ihtiyaçlarını okuyan ve uzun araştırmalar sonunda da bunu işe dönüştürerek başarıyı yakalayan bir girişimci. Bilsev Group Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Bilsev ile hem mücadeleyle dolu girişimcilik öyküsünü hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1967 İzmir Bornova doğumlu Tevfik Bilsev, ticaretle çok küçük yaşta tanıştığını belirterek, o süreci şöyle paylaştı:

VERESİYE SATIŞ YOK
“Babam, konsoloslukta görev yapıyordu, memurdu. Benim ticaret karşı büyük merakım vardı. Çok iyi gözlem yaptığımı düşünüyorum. İlkokul yıllarında manavların kese kağıdı kullandığını gördüğümde ben de bir fikir belirdi. Kimi zaman anneanneme kimi zamanda babaanneme hamur yaptırdım. Konu komşudan da gazeteleri toplayarak kese kağıdı yapmaya başladım ve bunları manavlara sattım. İlk ticari girişim böylece başlamış oldu. Bunu ortaokul yıllarında kola satışları izledi. Okul arkadaşlarıma kola satarak işi kendimce biraz büyütmüş oldum. Bu satışları çikolata izledi. Veresiye, ertesi gün öderim de yok. Çünkü oradan parayı alıp yeni ürün almam gerekiyordu.”

KÜÇÜK BİR DÜKKANDAN

Yazının Devamını Oku

Kız kardeşler şapkadan girişim çıkardılar

HER ikisi de farklı alanlarda eğitim alır. Kariyerlerine de farklı kulvarlarda devam eder. Elif Merve ile İrem Çopuroğlu kardeşler, bir yandan da ‘bir şeyler yaratmalıyız’ hissiyle araştırmalar yapar. Şapkalara karşı büyük tutkusu olan Elif Merve Çopuroğlu, istediği ürünü bulamayınca, kardeşi İrem devreye girer. “Şapka tasarlamak istiyorum” sözüyle girişimin fitili de ateşlenir. Ve Bodrum’da butik bir şapkacı olarak Les Merimes doğar. Kısa sürede ünü Bodrum sınırlarının dışına taşan markanın rotasında Avrupa, özelikle de İngiltere var.

 

LES Merimes... İrem’in modaya olan merakı ile Elif Merve’nin şapkaya aşkının harmanlanmasıyla ortaya çıkan bir marka. Genlerinde; özgünlük, farklılık ve güçlü durmayı barındıran bir girişim. Elif Merve - İrem Çopuroğlu kardeşlerden hem markanın doğuş öyküsünü hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan, çocukluğundan itibaren takıp takıştırmayı hep seven, yaş aldıkça da bu sevdası aksesuvarlarla birleştiren ve şapkalar en büyük tutkusu olan Elif Merve, Yeditepe Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü’nden mezun olur.

FARKLI KULVARLARDA YÜRÜDÜLER
1996 İzmir doğumlu İrem ise çocukluğundan beri onu hep heyecanlandıran, araştırmaya, gözlemlemeye iten, merak uyandıran alan moda olsa da Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirir. Bugün bir yandan Bodrum’da iç mimarlık yapan Elif Merve ile İstanbul’da takı firmasının marka danışmanlığını yürüten İrem, öte tarafta ise ortak bir şeyler yapmak adına da kafa yorar. İrem, o süreci şöyle aktardı:

SİPARİŞ İSTEĞİNİ KARŞILAMADI

Yazının Devamını Oku

Şimdi de sevimli dostlar için yemek

Hayatı köpek sahibi olmasıyla değişir. Burçin Ünal Kurt, dört ayaklı dostlarının ömürlerini uzatmak için araştırmalara girer ve karşısına da taze gıda çıkar. Ve Burçin Ünal Kurt, Ori ve Gami için yurtdışından köpek beslenme uzmanına reçeteler hazırlatır. Burçin Ünal Kurt, kız kardeşiyle birlikte evin mutfağında bu reçeteye bağlı kalarak sevimli dostları için özel yemekler hazırlar. Taze yemeğin köpeklerin hayatını 32 aya kadar uzattığını ve kanser riskini azalttığını okuyan Burçin Ünal Kurt, içindeki büyük hayvan sevgisiyle bunun daha fazla sevimli dosta dokunmasını ister. Ve İzmir’de Origami Pet Food’u kurar. Bugün hazırlanan taze köpek yemeklerini abonelik sistemiyle sevimli dostlara ulaştıran Burçin Ünal Kurt’un gündeminde hem reçete sayısını artırmak hem de yurtdışına açılmak var.

 

BURÇİN Ünal Kurt. Markalaşma konusundaki uzmanlığıyla yıllardır birçok şirketin büyümesinde itici güç olan bir isim. Şimdi de bu güç ve deneyimi sevimli dostların sağlıklı beslenmesi için kullanan bir girişimci. Origami Pet Food’un kurucularından Burçin Ünal Kurt ile hem kariyer yolculuğunu hem yeni markasının doğuş öyküsünü hem de yarınlara dair planlarını konuştuk. İzmir doğumlu olan 37 yaşındaki Burçin Ünal Kurt, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme’yi bitirdikten sonra yüksek lisans için yurtdışına gittiğini söyleyerek, hikayenin devamını şöyle aktardı:

DOĞDUĞU TOPRAKLARA DÖNDÜ

“Uluslararası pazarlama üzerine Paris’te 2.5 yıl süren bir eğitim hayatımın ardından İstanbul’a döndüm ve profesyonel iş hayatı başladı. Burada uzun yıllar marka danışmanlığı odağında bir kariyer yolculuğum oldu. Hızlı tüketim ürünleri için yıllarca marka yaratımları ve geliştirmeleri içerisinde başarılı hikayelerde rol aldım. 2014’te evlendim. Benim gibi İzmirli olan eşim Eren Kurt ise o dönem Ankara’da yaşıyordu. İstanbul ve Ankara arasında bir mekik dokuma sürecimiz oldu. Ve bir süre sonra doğduğumuz topraklara dönme kararı aldık. Çünkü İstanbul ve iş temposunun hiç de bana göre olmadığını artık fark ettim.”

GIDADA YENİ BİR YOLCULUK

2015’te İzmir’e dönen Kurt ailesi, gıda alanında yeni bir girişimi hayata geçirir. Burçin Ünal Kurt ise bu süreçte bu girişimin markalaşma sürecine katkı koyar. Burçin Ünal Kurt, “Bu katkı sürecini de kendi ajansımızı kurarak yaptık. Casual Consultancy ile markalarımız için dünya trendlerinin takibi, tüketici istekleri, marka konumlandırmaları, rakip analizleri ve konsept geliştirme konusunda faaliyet göstermeye başladık. Bir markayla başlayan yolculuğumuz 10’lara ulaştı” diyerek, gıda ve ajans sürecinde geldikleri noktayı paylaştı.

Yazının Devamını Oku

Geleceğe yatırım otonom taşıma robotu

Yolları İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde kesişir. Dr. Pınar Oğuz Ekim, 3 yıl önce Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde okuyan öğrencileri Bekir Bostancı, Sercan Çağdaş Tekkök ve Mehmet Emre Söyünmez’le birlikte TÜBİTAK için projeler geliştirmeye başlar. Süreç içerisinde sterilizasyon robotundan akıllı reklam robotuna kadar çeşitli proje ve ürünler ortaya çıkar. Bekir Bostancı, Sercan Çağdaş Tekkök ve Mehmet Emre Söyünmez, hocaları Dr. Pınar Oğuz Ekim’le birlikte İzmir Bilimpark’ta Advoard Robotik’i kurar. Ve yapay zeka aracılığıyla rota çizebilen, insan gücüne olan ihtiyacı üçte iki oranında azaltan otonom taşıma robotunu piyasaya çıkarırlar. Amerikalı bir şirketten de yaklaşık 1 milyon TL’lik yatırım desteği alan Advoard Robotik’in gündeminde ise hem otonom taşıma robotlarını geliştirmek hem de farklı sektörlere ürünler geliştirmek ile yurtdışına açılmak var.

 

ADVOARD Robotik... Startup aşamasında Amerikalı bir şirketten yatırım desteği almayı başaran ve gelecekte hayatımızda oldukça fazla yer edinecek robot teknolojisini odağına alan bir girişim. Advoard Robotik’in kurucu ortakları Dr. Pınar Oğuz Ekim, Sercan Çağdaş Tekkök, Mehmet Emre Söyünmez ve Bekir Bostancı ile hem şirketin kuruluş serüveni hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 2003 ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği mezunu olan ve aynı bölümde de yüksek lisans yapan Dr. Pınar Oğuz Ekim, yüksek lisans yaptığı süreçte de TÜBİTAK-SAGE’de AR-GE mühendisi olarak çalışır. Portekiz’de Lizbon Teknik Üniversitesi’nde doktora yapan Ekim, şöyle devam etti: “Beş yılın ardından eşimin işi nedeniyle Türkiye’ye döndüm. Gebze Teknik Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Daha sonra ise Singapur süreci başladı. Nanyang Teknik Üniversitesi’nde akıllı trafik sistemleri üzerine çalıştım. İkinci çocuğum dünyaya gelince Türkiye’ye dönme kararı aldım. 2018’den bu yana da İzmir Ekonomi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik–Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak kariyer yolculuğuma devam ediyorum.”

DERSTEN ORTAKLIK ÇIKTI

Mehmet Emre Söyünmez, 2016’da Sercan Çağdaş Tekkök ve Bekir Bostancı da 2015’te İzmir Ekonomi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü tam burslu kazanır. Ve sınıf arkadaşı olan üç genç, Dr. Pınar Oğuz Ekin’den önce ‘mikro elektronik aygıtlar’, ardından da ‘sinyaller ve sistemler’ dersini alır. Bu süreçte Mehmet Emre Söyünmez, Sercan Çağdaş Tekkök ve Bekir Bostancı’nın başarıları, Dr. Pınar Oğuz Ekin’in dikkatini çeker. Ve Dr. Ekin, 3 öğrencisiyle birlikte TÜBİTAK için projeler geliştirmeye başlar. Bir yandan TÜBİTAK için proje geliştiren ekip, 2020’de de şirketleşme kararı alır. Advoard Robotik Ar-Ge Yazılım A.Ş.’yi kurarlar. Bekir Bostancı, o süreci şöyle anlattı:
“Okulu bitirdikten sonra, hep kendi işimi kurma üzerine bir hayalim vardı. Bir şirket kurup ülkeme katma değer yaratmak istiyordum. Yazılım alanında da bir birikimim vardı. Pandemi öncesi Mehmet Emre ve Sercan Çağdaş, yurtdışına gitme planları yapıyordu. Ama bu gerçekleşmeyince, TÜBİTAK projeleriyle başlayan birlikte iş yapma kültürünü ortaklığa çevirme kararı aldık. Bize ilk günden itibaren güvenen hocamız Dr. Pınar Oğuz Ekim’le birlikte TÜBİTAK desteğiyle İzmir Bilimpark’ta şirketimizi kurduk.”

Yazının Devamını Oku

Suyun kaldırma gücünü iş fikrine dönüştürdü

Yoğun yarış dönemlerinden birinde, ağır bir idman esnasında kaval kemiğimde bir stres kırığı oluşur. Çözümü, suda koşuda bulur. Bu aktiviteyle hem iyileşir hem de spor gücünden hiçbir şey kaybetmez. Benhür Öncel, bir süre sonra odağını bu alana kaydırıp suda koşu eğitmeni olur. Benhür Öncel, 4 yıl önce de profesyonel iş hayatına noktayı koyup suda koşuyu Bodrum’da bir girişime dönüştürür. Bugün BENHUR ONCEL’S Aquarunning markasıyla yolculuğuna devam eden Benhür Öncel’in hedefinde ise sistemi franchise modeliyle ülke geneline yaymak var.

 

 

BENHÜR Öncel.. Atletizm tutkusunun peşinden giden ama bu uğurda yaşadığı olumsuzluğu da fırsata dönüştürmeyi başaran bir sporcu. Suyun kaldırma gücünden faydalanarak ilklere imza atan bir girişimci. BENHUR ONCEL’S Aquarunning’in kurucusu Benhür Öncel’le markalaşma sürecinden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1986 Bodrum doğumlu Benhür Öncel, çok küçük yaşlarda atletizmle tanıştığını paylaşarak, şöyle devam etti:

HER ŞEY KIRIKLA BAŞLADI
“Yıllardır profesyonel lisanslı atlet olarak yurtiçinde yarışıyorum. Atletizm Federasyonu’nun yapmış olduğu yarışmalarda da birçok ödülüm var. Hayatımın hep içinde olan sporun yanı sıra Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra da kurumsal iş hayatım başladı. Bankacılık sektöründe kariyerime devam ettim. Koşuya olan tutkum sebebiyle de kurumsal hayatın çalışma temposu içinde koşuyu hiç bırakmadım. Atlet olduğunuz zaman belli bir mesafede antrenman yapmanız gerekir. Bu aslında kemiklere ve eklemlere de doğal olarak yük bindirir. Yoğun yarış dönemlerinden birinde, ağır bir idman esnasında kaval kemiğimde bir stres kırığı oluştu.”

KALDIĞI YERDEN DEVAM ETTİ

Yazının Devamını Oku

İstediği takıyı bulamadı kendi markasını yarattı

TAKI kullanmayı hep çok sever. Pandemi döneminde eğitim için gittiği Amerika’dan eşyalarını bir depoya koyarak Türkiye’ye döner. Takıları da Amerika’da kalınca Naz Şahin, sürekli siparişler verse de istediği ürünü bir türlü bulamaz. Annesinin, ‘Alıyorsun ama beğenmiyorsun ve takmıyorsun. O zaman kendin tasarla’ sözü işin fitilini ateşler.

Takı tasarımcısı bir akrabasının da desteğiyle Naz Şahin, İzmir’de kendi koleksiyonunu hazırlar. Ürünler çok beğenilince de, bunu ‘Iris The Brand’ ismiyle markalaştırmaya karar verir. Bugün bir yandan online olarak elektrik elektronik mühendisliği eğitimine devam eden Naz Şahin, öte taraftan da markasını büyütmek için uğraş veriyor. Hedefte ise İbiza ve Mykonos’a mağaza açmak var.

NAZ Şahin... Aslında elektrik elektronik mühendisliği alanında eğitim alsa da girişimini farklı bir alanda hayata geçiren genç bir girişimci. İhtiyacını markalaştıran bir iş insanı. Iris The Brand markasının kurucusu Naz Şahin ile hem kariyer yolcuğunu, hem yeri markasını, hem de yarınlara dair hedeflerini konuştuk. 1998 İzmir doğumlu Naz Şahin, lise ikinci sınıfta Karşıyaka Spor Kulübü’nde profesyonel voleybol oynarken 2017’de Amerika’dan burs kazandığını ve Winchendon School Boston’da 3 yıl okuduğunu paylaştı. Naz Şahin, şöyle devam etti:

VOLEYBOLA VEDA
“Daha sonra iki yıl Central Wyoming College’da voleybol oynadım, aynı zamanda STEM Major’de ön lisans programı aldım. Ardından da California State Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği sürecim başladı. Şu an 3 dönemim kaldı. Üç dönem sonra mezun olacağım. Üniversitenin ilk iki yılından sonra ise voleybolu bırakmak zorunda kaldım, çünkü zor bir bölümde okuyordum ve ders yükü oldukça ağır.”

ABD’YE DÖNEMEDİ

Yazının Devamını Oku

Çöpten girişim çıktı

ÇEVRE mühendisliği okumaya başladığı günden itibaren atık sularla ilgili çalışmalar yapar. Lisans ve yüksek lisans tezlerini de bu alanda tamamlar. Orhan Küçükgül, kariyerine önce İstanbul ardından da İzmir’de belediyede katı atık konusunda devam eder. 2004’te ise Lefkoşa’da ortaklı bir yapıyla düzenli depolama sahası ve geri dönüşüm tesisi kurar. 2008’de ise Kuşadası’nda Avrupa Birliği’nin finanse ettiği bir tesisin proje müdürlüğünü üstlenir. 2011’de geri dönüşüm tesisi üzerine kendi şirketini kuran Orhan Küçükgül’ün aklında ise kompost gübre üretimi vardır. Uzun uğraşlar sonunda endüstriyel gıda atıklarından 2016’da kopmost organik gübre üretmeyi başaran Orhan Küçükgül’ün hedefinde bu ürünü daha fazla çiftçiye ulaştırmak var.


 

ORHAN Küçükgül...Zor olanın peşinden giderek çöpe giden endüstriyel gıda atıklarından katma değerli bir ürün üreten sıra dışı bir girişimci. Ecorec Çevre ve Enerji Teknolojileri A.Ş.’nin kurucusu Dr. Orhan Küçükgül ile hem kariyer yolculuğunu hem kompost organik gübreyi hem de girişimcilik serüvenini konuştuk. 1963 Kars doğumlu olan Orhan Küçükgül, ziraat mühendisi babasının memuriyeti nedeniyle ilkokul eğitimini Manisa’da aldığını, daha sonra Erzurum’a gittiğini söyledi. Orhan Küçükgül, şöyle devam etti:

ÜNİVERSİTE İÇİN İZMİR’E
“Ortaokul ve liseyi de Erzurum’da okudum. Ama lise son sınıfta babam, benim eğitimimi de düşünerek batıya tayin istedi ve Eskişehir’e yerleştik. Daha sonra üniversite macerası başladı ve İzmir’e geldim. Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği’nden mezun oldum. Ve aynı okulda yüksek lisans yapmaya başladım. Aynı zamanda da araştırma görevlisi olarak kariyerime yön verdim.”

BULAŞIKÇILIK DA YAPTI

Yazının Devamını Oku

Kargonun demir leydisi

Yıllarca kargo sektöründe şube müdürlüğü ve acente işletmeciliği yapar. Ama bir süre sonra hem sektördeki değişiklikler, hem de işte yaşanan sorunlar nedeniyle Tuba Kadik, 16 yıllık kargoculuk sektörüne noktayı koyar. Ve rotasını Bodrum’a çevirir.

Tuba Kadik, Bodrum’da kargo dışında ekmek-peynir, sokakta oyuncak, internetten anne-kız pijaması satışı gibi farklı işler yapmak istese de başarılı olamaz. En büyük birikim ve sermayesinin kargoculuk olduğuna karar veren Tuba Kadik, Bodrum Cargo’yu kurar. Bugün Bodrumluların kargolarını yurtdışına göndermek için mücadele veren Tuba Kadik’in hedefleri arasında ise sektördeki kadın sayısının artması var.

TUBA Kadik... Erkek egemen sektörde ayakta kalmayı başarabilen bir isim. Tüm olumsuz tablolara rağmen pes etmeyip küllerinden yeniden doğan yeni bir girişimci. Bodrum Cargo’nun kurucusu Tuba Kadik ile hem kariyer yolculuğunu hem de yeni girişimini konuştuk. 1974 İstanbul doğumlu olan Tuba Kadik, 2 yaşında anne ve babası ayrılınca babaannesi tarafından büyütülür. Aile özlemiyle büyüyen Tuba Kadik, bu durumun kendisini duygusal olarak narin, naif, hayat mücadelesinde ise cesur ve güçlü yaptığını paylaştı. Kariyer yolculuğuna ilk adımı sigortacılık sektöründe attığını söyleyen Tuba Kadik, hikayenin devamını şöyle aktardı:

İDDİAYA BİLE GİRDİLER

“2003’te ise yolum kargo sektörüyle keşişti. Kargoculuk mesleğimin ilk yıllarında kadın kargocu yok denilecek kadar azdı. Beni gören müşteriler önce çok şaşırdı, sonra çok sevindi. Sırf kadın kargocu olmamdan ötürü müşteriler de beni destekledi. O yıllarda şirkette erkek egemenliği mevcuttu. Gerek personel, gerekse şirket yöneticileri ve çalışanlar önceleri benim bir kadın ve naif, hassas kişiliğimden dolayı şube işletmeciliği yapamayacağımı ve bu konuda pes edeceğimi düşündü. Hatta iddiaya bile girenler oldu. Bu durumu lehime çevirdim, benim enerjim oldu ve en zirveye kadar ulaştım. Bu zirve yolculuğum ise benim kişilik yapıma tamamen ters durum oldu, mesleki deformasyon yaşayarak kişilik yapımı değiştirdi. Naif Tuba gitti, yerine keskin ve sert çizgileri olan Tuba geldi. Maalesef kargo sektöründe yaşanan zorluklar kimlik yapımı değiştirdi. Bundan da hiç hoşnut değildim ama yapacak bir şey yoktu. Erkek egemenliği yoğun olarak yaşanan sektörde böyle olması gerekiyordu.”

TUTKUSU KABUSA DÖNDÜ

Yıllarca kargo sektöründe şube müdürlüğü ve acente işletmeciliği yapan Tuba Kadik, görev aldığı süreçte hiç dinlenmeden gece - gündüz çok büyük özveri ve sevgiyle çalıştığını söyledi. Kadik, “Lakin son yıllarda kargoculukta yaşanan müşteri yapı değişikliği, sektörün bu duruma pek hazır olmaması, yaşanan tüm sorunların ilk durağı şube ortamların olması ve kargo işleyişini bilen kişi sayısının azalması gibi durumlar beni çok fazla yıprattı. İş yerinde yaşadığım sorunlarla, anne-baba kaybından sonraki depresyon birleşti. Rahatsızlığımdan dolayı tutkuyla yaptığım iş kabusum oldu. Uyumuyor, yarın ne olacak endişesi sürekli zihnimde dolaşıyordu. Bunun yanı sıra, yapmış olduğum işimin devam edebilmesi için annemden kalan evimi satmıştım, bu durum beni çok etkilemişti. Acı içinde kıvranıyordum. Maalesef benim bu durumu kimse görmedi ve çözüm oluşturulmadı” diyerek, dayanacak gücüm kalmadığında ise çalıştığı kargo şirketinden ayrılarak 2019’da Bodrum’a yerleşme kararı aldığını paylaştı.

Yazının Devamını Oku

Sanatla oyunu buluşturdu

ÜNİVERSİTE yıllarında dünyada neler olduğunu görmek adına keşfe çıkar. Bu keşif 27 yaşına kadar yaklaşık 40 ülkede; eğitim, araştırma ve çalışmayla geçer. En son Amerika’da MoMa’yı gezdiği sırada bir katın oyunlara ayrıldığını görünce, Simay Dinç’in zihninde bir ışık yanar. “Oyun, sanat ve milyarlarca dolarlık bu endüstriyi bir potada eritmem gerekiyor” diyen Simay Dinç, Türkiye’ye döner. Ve sanatla oyunu buluşturma hedefiyle kardeşi Eray Dinç ile Recontact Games’i kurar. Simay Dinç, daha sonra Ayvalık Küçükköy’ün de bilim ve sanat köyü olabilmesi için harekete geçer. Bu hedefle Küçükköy’de Kıraarthane’yi hayata geçirir. Şu ana kadar 21 ülkeden sanatçı, bilim insanı ve girişimciyi Küçükköy’de ağırlayan Simay Dinç’in gündeminde ise bölgeyi oyun endüstrisinde kuluçka merkezi yapmak var.

SİMAY Dinç... Zor olanın peşinden giderek farkındalıklara imza atan bir sosyal girişimci. Kardeşi Eray Dinç’in de vizonuyla birlikte paylaştıkça değer yaratan işler üretmeyi kendine ilke edinmiş bir isim. Recontact Games ve Kıraarthane’nin kurucularından Simay Dinç ile kariyer yolculuğundan oyun endüstrisine, markaların doğuş öyküsünden Küçükköy’ün dönüşümüne kadar birçok konuyu konuştuk. 1986 İstanbul doğumlu Simay Dinç, hem annesinin hem de babasının kendi işlerini yapması nedeniyle girişimci bir ruhla büyüdüğünü aktardı. Dinç, şöyle devam etti:

DÜNYAYI KEŞFE ÇIKTI

“17 yaşında İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Ama okula girdikten sonra sadece mezun olmakla kendi hayalimi gerçekleştiremeyeceğimi düşündüm. Çünkü eğitim aslında bir şey kazandırmıyor. Bu nedenle 18 yaşımda, dünyada neler olup bittiğini keşfetmek için yurtdışına açılma kararı aldım. Ve ilk adımı Amerika’yla attım. Her yaz tatilimde bir ülke deneyimi yaşadım. Eğitim, araştırma ve çalışma odaklı Avusturya’dan Japonya’ya, Almanya’dan Singapur’a kadar 40’a yakın ülke gezdim. Çalışarak hem kendi paramı kazandım, hem de gideceğim ülke için kaynak yarattım. Bu keşif 27 yaşıma kadar devam etti.”

IŞIK MOMA’DA YANDI

Beş yaşından itibaren bilgisayar oyunlarına merak salan ve atari salonlarından çıkmayan Simay Dinç, hem oyun teknolojilerine hem de sanata karşı olan merakıyla gittiği yurtdışında teknoloji fuarları, sanat galeri, müzeleri gezdiğini paylaştı. Dinç, “2013’te Amerika’da Museum of Modern Art’ı(MoMa-Modern Sanat Müzesi) gezerken, bir katının oyunlara ayrıldığını gördüm. İşte o zaman tüm keşif sürecim şekillendi. Oyun, sanat ve milyarlarca dolarlık bir endüstriyi bir potada eritmem gerektiği fikri ortaya çıktı. Kardeşim Eray Dinç’le de sinemayı oyuna çevirmek gibi hayalimiz vardı. Türkiye’ye döndüm ve kardeşimle birlikte Recontact Games’i kurduk. 2015’te de oynanabilir sanat üretmek mottosuyla ilk oyunumuz Recontact İstanbul’ı çıkardık. Oyun App Store Türkiye’de ‘yılın oyunu’ seçildi. Daha sonra ise Los Angeles New Media Film Festivali, International Mobile Games Awards gibi önemli ödülleri Türkiye’ye getirdik. Şimdi serinin üçüncü oyunu ile ilk defa bilgisayar oyuncularıyla buluşmaya hazırlanıyoruz. Recontact: Londra için başrol koltuğunda Game of Thrones’ta Whitewalker olarak karşımıza çıkan, Doctor Who, Clash of Titans gibi projelerde yer almış ünlü İngiliz aktör Ross Mullan yer alıyor. Ayrıca, oyunculara ve sinema seyircilerine yeni bir deneyim sunabilmek adına Londra’da yapılan çekimler için 8 milyon sanat eserini sergileyen British Museum kapatıldı” diyerek, oyun teknolojilerinde geldikleri durumu aktardı.

Yazının Devamını Oku

5-6 masa hayalinden yeme içme merkezine

Aslında planları, Ayvalık’a yerleştiklerinde butik bir otel ve 6-7 masalı bir mekan açmaktı. Fikret Polat, inşaat sektörünün yoğun temposunu mutfakta oyalanarak, Şermin Ateş Polat ise borsa dünyasının stresinden uzaklaşmak hedefiyle mekan açmayı düşünür. Ama bütün planlar, Tariş’in eski zeytinyağı fabrikasını kiralayarak restore etmeleriyle değişir.

Eski zeytinyağı fabrikasını yiyecek içecek merkezine dönüştürme fikriyle hareket eden Polat çifti, bu süreçte pandeminin başlamasıyla bir anda kendilerini sektörün içinde bulur. Payeli Restaurant’ı kuran Fikret ve Şermin Polat, bir yandan da Tariş Meydan ismi verilen eski zeytinyağı fabrikasını yiyecek-içecek merkezine dönüştürmek için mücadele ediyor. Hedefte ise orta vadede şubeleşmek var.




PAYELİ Restaurant... Hem kendi bünyesinde hem de yer aldığı Tariş Meydan’da farklı konseptlerle Ayvalık’ın gastronomi zenginliğine yeni soluk getiren bir mekan. Fikret ve Şermin Ateş Polat çifti ile hem Payeli’nin doğuş öyküsünü hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. Payeli Restaurant’ın İstanbul merkezli Polindek Boya İnşaat’ın bir markası olduğunu dile getiren Fikret Polat, şöyle devam etti:

10 YILLIK DENEYİM

“Bizim girişimcilik hikayemizin asıl başlangıcı Polindek... Burayı, dekorasyon boyaları tatbik ve uygulama metodlarından edindiğimiz 10 yıllık deneyimle 2003’te kardeşimle kurduk. Aynı yıl İtalya’nın önde gelen boya üreticilerinden Materispaints Grubu’nun Baldini Vernici markasıyla distribütörlük anlaşması yaparak bu markanın Türkiye ve KKTC dağıtımına başladık. 2006 yılında ise İtalyan Spiver SRL ile anlaşarak bu markanın ürünlerinin Türkiye-KKTC-Irak-Azerbaycan pazarında satış ve dağıtımında yetkili tek distiribütörü olma hakkını elde ettik. İtalyan stil 100’den fazla ürün ve efektiyle ev, otel, işyeri, sosyal ve kültürel birçok yapı projelerinde ürünlerini başarıyla sunuyoruz. Standart ürün efektleri haricinde özel uygulama teknikleriyle geliştirmiş olduğu 50 farklı özel efekt ürünüyle de sektörde farklılığımızı ortaya koyduk. Dekorasyon boyaları haricinde 2010’da ‘Art on the Wall’ imajıyla duvar kaplamaları konusunda yurtiçi ve yurtdışı birçok önemli projeye özel duvar kağıtları ve 3 boyutlu duvar panelleri ithal ediyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Pandemide o boşluğu girişime dönüştürdü

BİR yandan kendi mesleği olan iç mimarlığı yapar. Öte tarafta ise yeni arayışlara girer. Ve ev aksesuvarları üzerine çalışma başlatır. Aslı Sağgül, yüksek fiyat tablosu nedeniyle bu ilk girişiminde istediği sonucu alamaz. Pandemi nedeniyle eve kapandığı dönemde de bu arayışlarını sürdürür. Bu süreçte yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle İzmir Çeşme’de glutensiz ürün alanındaki boşluğu fark eder. Yönünü mutfağa çeviren Sağgül, sağlıklı fırın felsefesiyle cheesecake ve kurabiyeler sunduğu La Marvie’i kurar. Sağgül’ün hedefinde hem şubeleşmek hem de paketli ürünler var.

 

ASLI Sağgül... Sağlık sorunu nedeniyle karşısına çıkan fırsatı girişime dönüştürmeyi başaran çiçeği burnunda genç bir girişimci. La Marvie Cheesecake & Coffee’nin kurucusu Aslı Sağgül ile hem kariyer yolculuğunu, hem yeni markasını, hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1992 İzmir doğumlu olan Aslı Sağgül, babasının mimar olması nedeniyle sektörün içinde büyüdüğünü, yaz tatillerinde şantiyelere gittiğini paylaştı. “Aslında hep mimarlık mesleğinin içindeydim” diyen Aslı Sağgül’ün bu durumu, üniversite tercihinde de etkili olur. Bahçeşehir Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nü kazanınca İstanbul sürecinin başladığını ifade eden Aslı Sağgül, şöyle devam etti:

BİLİNÇLİ BİR TERCİH

“Hem sektörün içinde büyüdüm hem de küçüklüğümden itibaren ne zaman bir mekana girsem, ‘ben olsam nasıl tasarlarım’ diye düşünürdüm. Babamın mimarlıkla ilgili dergilerini karıştırırdım. Yani meslek seçimimim bilinçli bir tercih oldu. Günün sonunda insanları mutlu eden alanlar yaratmak bana ayrı bir heyecan vereceğini düşünüyordum. Ve 2014’te mezun olur olmaz da İstanbul’da pek çok iç mimarlık ofisi deneyimim oldu. 2016’da ise doğduğum topraklara geri döndüm. Babamın kurduğu Mobilite Mimarlık’ta kariyerime devam etme kararı aldım. Şu an orada kurucu ortak olarak mesleğime ve tasarımlarıma devam ediyorum.”

İLK GİRİŞİM OLUMSUZ

Aile şirketinin büyümesi için mücadele eden Aslı Sağgül, bir yandan da içindeki girişimci ruhla yeni arayışlara girer. İç mimarlıkla da bağı olduğu için ev aksesuvarları üzerine bir çalışma başlattığını söyleyen Aslı Sağgül, “Bu, yaklaşık 2-3 yıl önce hobi amaçlı bir adımdı.

Yazının Devamını Oku

Hem mesleği haline getirdi hem de sanatı günlük hayata dahil etti

ÇAMURLA macerası çok küçük yaşlarda başlar. Taşları toz haline getirerek heykeller yapar. Seda Yaman, bu merakı üniversite tercihinde de etkili olur. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Heykel Ana Sanat Dalı’nı bitirse de Seda Yaman, muhabirlik ve fotoğrafçılık alanında kariyerine yön verir. Seda Yaman, 34 yılın ardından da ‘ben şehir için yaratılmış bir organizma değilim’ diyerek rotasını Bodrum’a çevirir. Burada kendine dönmeyi seçen Seda Yaman, çamurla olan macerasını işi haline getirir. Bir taraftan ‘Seda Yaman’ markasıyla seramik ürünler üreten Yaman, bir yandan da metal heykelleri ürün portföyüne eklemek için gün sayıyor.

 

SEDA Yaman... Yaşadığı bölgenin ve koşulların etkisiyle kendine dönmeyi ve kendini yaşamayı seçen bir isim. Bu durumu da çamurun sırla olan ilişkisini derinleştirip çalışmalarını daha yalın ve doğayla uyumlu hale getiren sanatçı bir girişimci. Sanatı insanların günlük hayatına dahil etmeyi kendine amaç edinen Seda Yaman ile hem kariyer yolculuğunu hem de markasının doğuş öyküsünü konuştuk. Emekli bir edebiyat öğretmeni anne ile denizcilik işletmeleri müdürü bir babanın 1976 İstanbul doğumlu tek çocuğu olarak dünyaya ‘merhaba’ diyen Seda Yaman, anne ve babasının hem eğitim hayatı hem de mesleğini seçme konusunda her zaman destekleyici olduğunu anlatarak, hikayenin devamını şöyle aktardı:

MACERA KÜÇÜKKEN BAŞLADI

“Küçükken hep sokaklarda oynuyordum. Öyle ki eve girmiyordum. Bazı taşları seçerek topluyordum. Sonra da bir betona oturup kırılmış cam parçalarıyla onları kazıyarak, tozlarını çıkartıyordum. Sonra da o tozları ıslatıp heykelcikler yapıyordum. Benim çamurla asıl maceram da aslında böyle başladı. Bir nevi kendim icat ederek. Bu macera üniversite seçimimde de etkili oldu ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Heykel Ana Sanat Dalı’nı kazandım.”

ŞEHİR İÇİN YARATILMADIM

Yazının Devamını Oku

Küçük bir atölyeden şirketler grubuna

FARKLI alanlarda eğitim alan üç mühendis Şükrü, Günseli ve Sabri Ünlütürk, 1987’de 5 dikiş makinesiyle tekstil sektörüne ilk adımı atar. 1992’de ise ekibe Elvan Ünlütürk katılır. Fason üretimle başlayan hikaye süreç içinde grup şirketine dönüşür. Bugün 2 bine yakın çalışanıyla Sun Grup, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde müşterilerine katma değerli ürünler sunarak ülkeye döviz kazandırıyor. Bugün 36 mağazası bulunan Jimmy Key’de ise hedef, her yıl Türkiye’de 5 mağaza açmak. Ayrıca, bu markayı yurtdışına taşımak da gündemde.

 

SUN Grup... Hem ortaklar arasındaki uyum hem de kurumsallaşma hamleleriyle yoluna emin adımlarla devam eden bir şirket. Tasarım ve AR-GE’ye verdiği önemle de hem ülkeye döviz kazandıran hem de istihdam sağlayan bir kurum. Jimmy Key Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Ünlütürk ile hem şirketin kuruluş öyküsünü hem de Jimmy Key’in hedeflerini konuştuk. Grubun amiral gemisi olan Sun Tekstil’in sıfırdan başlayan bir hikayesi olduğunu dile getiren Elvan Ünlütürk, süreci şöyle anlattı:

DETERJAN YERİNE TEKSTİL

“Sun Tekstil’i maden, metalürji ve jeoloji mühendislikleri alanında eğitim alan Şükrü Ünlütürk ve eşi Günseli Ünlütürk ile benim eşim Sabri Ünlütürk 1987 kuruyor. 3’ü de farklı alanlarda eğitim almış olmalarına rağmen, yatırımlarını tekstile yapıyorlar. Üniversite sonrası baba mesleği deterjanda gelecek göremedikleri için yeni arayışlara giriliyor. Ve o süreçte de Ankara’da tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir akrabanın, ‘gelin birlikte çalışalım’ sözüyle ilk adım atılıyor. İzmir’de 4-5 dikiş makinesiyle tekstil macerası başlıyor. Tekstil mühendisliğinde mezun olduktan sonra 1992’de ben de Sun Tekstil’de çalışmaya başladım.”

KENDİ MARKASINI DA YARATTI

Beş dikiş makinesiyle başlayan fason üretimin 1989’da ihracatla yeni bir boyut kazandığını söyleyen Elvan Ünlütürk, “O dönem yoğun olarak Amerika’ya ihracat yapılıyordu. 1992’de ise ilk örgü makinelerimizi almaya başladık. 4 taneyle başlayan örgü makinesi sayısı bugün 250 civarında. Küçük bir boyahane kurduk. 2000’de de Ekoten Tekstil’i satın alarak kumaş üretimi serüvenimiz başladı. 1997 yılında da kendi markasını yaratmak üzere yola çıkan Sun Tekstil, ilk Jimmy Key koleksiyonunu gerçekleştirdi. Süreç içinde de AR-GE merkezimizi kurduk ve teknik tekstile yatırım yaptık. Hollanda ortaklığıyla otomotiv sanayi alanında faaliyet gösteren Ames Europe ile de yeni bir kulvar yarattık. Bunun yanı sıra yine teknik tekstil kapsamında, savunma sanayi için kamuflaj kumaşları üretimi yapan bir yapımız da var” diyerek, Sun Tekstil ile başlayan serüvenin geldiği son durumu paylaştı.

Yazının Devamını Oku

Babasının hayalini markalaştırdı

HER şey babasının İzmir Urla’da zeytin bahçesi almasıyla başlar. Kariyerine profesyonel olarak devam eden iç mimar Kübra Özmen Kutanoğlu da bir süre sonra kendini babasının en büyük tutkusunun içinde bulur. Süreç içinde babasının hobisi Kübra Özmen Kutanoğlu’nun da mesleklerinden biri olur ve bunu da bir markaya dönüştürür. “Hayal Bahçe’den” ismiyle yeni bir yolculuğa çıkan Kübra Özmen Kutanoğlu, bugün Türk zeytinyağının kalitesini dünyaya duyurma hedefiyle çalışıyor. Kutanoğlu’nun gündeminde ise hem zeytinyağı tüketicisinin bilinçlenmesi hem de ihracat var.




KÜBRA Özmen Kutanoğlu... Hiç bilmediği bir sektörde aldığı eğitimlerle kendini geliştirerek zeytin ve zeytinyağı sevdalısına dönüşen bir iş insanı. Bunun için de İstanbul ve İzmir arasında mekik dokuyan genç bir girişimci. Hayal Bahçe’den markasına hayat veren Kübra Özmen Kutanoğlu ile hem kariyer yolculuğunu, hem markanın doğuş öyküsünü, hem de geleceğe dair hedeflerini konuştuk. 1991 İstanbul doğumlu olan Kübra Özmen Kutanoğlu, çocukluğundan itibaren üretmeyi çok sevdiğini paylaşarak, şöyle devam etti:

İÇ MİMARLIĞI TERCİH ETTİ

“Bu istekle de kendime en uygun mesleğin iç mimarlık olduğunu düşünüyordum. Öyle de oldu. Bahçeşehir Üniversitesi’nde İç Mimarlık okudum. Tek tercihimdi. Üniversitenin ardından da bir inşaat firmasında profesyonel iş hayatına ilk adımımı attım. Şantiyede çalıştım. Benim için önemli bir deneyim oldu. Bir yıllık çalışmanın ardından da yurtdışına gittim. Burada da mesleğimle ilgili eğitimler aldım. Daha sonra Türkiye’ye döndüm ve Beykoz Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Bugün orada Yapı ve Teknik İşler Müdürü olarak kariyerime devam ediyorum.”

Yazının Devamını Oku

Denizin gizli kahramanları

HER ikisi de su ürünleri mühendisliği üzerine eğitimi alır. Semira Çakaloz ve Ata Burak Çakaloz’un yolları balık çiftliği tesisi kurulumu yapan bir firmada kesişir. Bir süre sonra firmanın faaliyetlerine son vermesiyle Çakaloz çifti, kendi hikayelerini yazma kararı alır. Ve 2009’da İzmir’de Asakua Su Ürünleri’ni kuran Semira Çakaloz ve Ata Burak Çakaloz, rotalarını yurtdışına çevirir. Bugün balık çiftliği kurulumundan denizcilik malzemelerine kadar geniş bir alanda faaliyetlerini yürüten Semira Çakaloz ve Ata Burak Çakaloz’un gündeminde hem istihdamı artırmak, hem de yeni tasarımlarla sektöre katkı sağlamak var.

 

SEMİRA ve Ata Burak Çakaloz... Kurdukları tesislerle, hızla büyüyen su ürünleri sektörünün aslında gizli kahramanları. Bu çalışmalarıyla da ülkeye döviz kazandıran iki girişimci. Asakua Su Ürünleri’nin kurucularından Semira Çakaloz ile hem firmanın doğuş öyküsünü hem de gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. Semira Çakaloz, Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Mühendisliği’ni, Ata Burak Çakaloz ise Sinop Üniversitesi’nde su ürünleri mühendisliği okur. Semra Çakaloz, üniversitenin ardından da kendi mesleğini yapabileceği uygun şartların olmaması nedeniyle profesyonel kariyerinde ilk adımı havacılık alanında atar. Semira Çakaloz, o süreci şöyle aktarıyor:

 

YOLLAR ORKİNOS ÇİFTLİĞİNDE KESİŞTİ

“O yıllarda kadınların balık çitliklerinde çalışabilecekleri bir ortam maalesef yoktu. Erkek egemen bir sektördü. O süreçte Ata ise Ege Üniversitesi’nde master yapıyordu. Ben bir süre sonra Antalya’da bulunan bir orkinos çiftliğinde işe girdim. Ve böylece eğitimini aldığım sektöre geri döndüm. Burada çalıştığım süreçte de Ata ile tanıştım. Yüksek lisan yapan Ata, orkinoslarla ilgili yaptığı araştırma nedeniyle ortak bir arkadaşımızın yönlendirmesiyle benimle irtibata geçti. 1 yıllık orkinos deneyimin ardından, Milas’ta balık çiftlikleri kuran bir proje şirketine geçtim. Daha sonra Ata da o şirkette çalışmaya başladı. “

KENDİ HİKAYELERİNİ YAZDILAR

Yazının Devamını Oku

Ölümsüz ağaca borcunu yeni markayla ödedi

AİLESİ yıllarca ekmeğini zeytin ağacının meyvesini işlemek için ürettikleri makinelerden kazanır. Özden Gözlüklü Saka da 6 yaşından itibaren bu serüvenin bir parçası olur. Sekreterlik de yapar, CNC tezgahlarını da kullanır.

 

Aile şirketinde kariyer basamaklarını birer birer çıkan Özden Gözlüklü Saka’nın aklında ise hep kendi markasını yaratmak vardır. “En iyi iş bildiğin iştir” mottosuyla da odağını zeytin ve zeytinyağına çevirir. Özden Gözlüklü Saka, kızı Defne’nin alerji problemini yüksek polifenollü zeytinyağı sayesinde atlatmasıyla bu alanda bir marka çıkartmaya karar verir. Ve 2021 Şubat’ta Defnelia’yı kurar. Defnelia ile kısa sürede hem ulusal hem de uluslararası yarışmalardan ödülle dönen Özden Gözlüklü Saka’nın hedefi ise yüksek polifenollü zeytinyağı üretiminin yanı sıra farklı sağlıklı ürünler de var.

ÖZDEN Gözlüklü Saka... Bugün bir yandan global bir oyuncu olan aile şirketinin büyümesi için emek veren, öte tarafta kendi hikayesiyle de farkındalık yaratmak için koşturan genç bir girişimci. Yüksek polifenollü zeytinyağını insanların günlük rutinlerinden biri haline getirmeyi kendine misyon edinmiş bir iş insanı. Defnelia’nın kurucusu Özden Gözlüklü Saka’yla kariyer yolculuğundan markanın doğuş serüveninden yarınlara dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1988 Aydın doğumlu olan Özden Gözlüklü Saka, 5-6 yaşlarında sekreterlik yaparak kariyer hayatına o zamanki ismi Hakkı Usta ve Oğulları olan HAUS’ta başlar. Özden Gözlüklü Saka, o süreci şöyle paylaştı:

KÜÇÜK YAŞTA BAŞLADI

“8-9 yaşlarında iken annem de aile şirketimizde muhasebe müdürü olarak çalışmaya başlamıştı. O yaşlarda da anneme yardım ederdim. Bunun yanı sıra üretimde CNC tezgahlarını kullanırdım. Yani kendimi bildim bileli aile şirketimizin içindeyim. Aydın’daki ilköğretim ve lise eğitimini tamamladıktan sonra üniversite için İzmir’e gittim. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Üniversite 1 ve 2’nci sınıf dönem arası ve yaz tatillerinde de firmamızın muhasebe, satın alma, satış sonrası hizmetler, satış ve pazarlama departmanlarında belirli sürelerde staj yaptım. İzmir’de de farklı kurumlarda staj deneyimlerim oldu. Yine 2’nci sınıfta Avrupa Birliği’nin organize ettiği firmamızın da partneri olduğu bir projeyi yürüttüm. Üniversiteyi bitirdikten sonra Sunderland Üniversitesi Londra Kampüsü’nde MBA tamamladım. MBA’ye başlamadan öncede firmamızın satış sonrası hizmetler departmanında babamla birlikte bazı çalışmalar yaptık.”

Yazının Devamını Oku

Zeytinin tozunu çıkardı

ABLALARI gibi akademisyen olmayı planlar. Ama babasının aldığı zeytin bahçesi tüm kariyer hedeflerini değiştirir.

 

Aysu Gürman, zeytinden yağ elde edilme sürecinde karasu gerçeğiyle yüzleşir. Yüksek lisans yaptığı süreçte de, ilan panosunda gördüğü TÜBİTAK’ın teknogirişim desteğiyle odağını zeytine çevirir. Ve hazırladığı proje destek alınca da EGE Teknopark’ta AnadOlive ismiyle kendi şirketini kurar. Gürman, zeytin ve zeytinyağı proses yan ürünlerini sıfır atık felsefesiyle geri dönüştürerek ‘toz zeytin’ üretir. Bugün toz zeytinin yanına baharat grubu ile zeytin yaprağı çayını da ekleyen Aysu Gürman’ın hedefinde ise ihracat var. Gürman, ayrıca karasudan kozmetik ve ilaç sanayine yönelik de ürünler geliştirmeyi planlıyor.

AYSU Gürman... Çalışmalarıyla hem çevre kirliliğinin önüne geçmek için mücadele veren hem de yüksek katma değerli gıda ürünleri üreten genç bir girişimci. Tüm bunları da sürdürülebilir kalkınma hedefiyle hayata geçiren bir isim. AnadOlive Gıda ve Sanayi’nin kurucusu Aysu Gürman ile hem girişimcilik macerasını hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. Mali müşavir bir baba ve ev kadını annenin dört kızından en küçüğü olarak 1990’da İzmir’de dünyaya ‘merhaba’ diyen Aysu Gürman, Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği’nden mezun olur olmaz hemen aynı bölümde yüksek lisansa başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

BAHÇE PLANLARI DEĞİŞTİRDİ

“Ablamın biri babamla çalışıyor, diğer ikisi de akademisyen. Ben de iki ablamın peşinden giderek akademisyen olma planıyla, yüksek lisans sürecine başladım. Tabii tüm bunlardan önce babam 2015’te Manisa Saruhanlı’da 35 dönümlük zeytin bahçesi aldı. Babam, ‘hadi mezun oluyorsun, bu bahçe senin. Ne yapacaksın bakalım’ diyerek, omuzlarıma bir yük verdi. Gıda mühendisi olarak topraktan sonrası benim uzmanlığıma girse de babam bana farklı şeyler yapmam adına bir fırsatın kapılarını aralamış oldu. Ve ilk hasadımızı yapıp zeytinlerimizi elle topladık. Sonra o zeytinler yağa dönüşürken, teorideki bilgilerin pratikte hiç de öyle olmadığını gördüm. Zeytinden yağ elde ediliyor ama arkasında birçok proses de ortaya çıkıyor. Hem pirina hem de karasu gibi bir gerçekle yüzleştik.”

Yazının Devamını Oku

Sağlığı ve bakımı eve taşıdı

Kimine göre radikal, kimine göre ise riskli olarak yorumlanan her adımına çevresinden ‘yapma’ sözü yükselir. Bu, hem üniversite hastanesinden ayrılıp özel sektöre geçtiğinde hem de özeli bırakıp kliniğini kurduğunda böyle olur. Beyin ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Gökhan Gürel, süreç içinde de evde sağlık ve bakım hizmeti ihtiyacının arttığını fark eder, Evde Bakım İzmir’i kurar. Bugün İzmir merkezli Home Care Evde Sağlık & Bakım markasıyla ihtiyaca kurumsal çözümler sunan Dr. Gürel, bunu önce ulusal sonra da global oyuncu haline getirmeyi planlıyor. Gürel’in gündeminde ayrıca dijitalleşme de var.

 

 

GÖKHAN Gürel... Sağlıkçı kimliğinin yanına girişimciliği de ekleyen bir isim. Çocukluğundan itibaren de ihtiyaçları iyi okuyarak onlara çözüm geliştiren, sağlık alanında ‘farklı ne yapabilirim’ sorusuna yanıtlar arayan bir doktor... Dr. Gökhan Gürel ile hem kariyer yolculuğunu, hem Home Care Evde Sağlık & Bakım’ın doğuş öyküsünü, hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1978’de Akhisarlı tütün eksperi bir bananın oğlu olarak dünyaya ‘merhaba’ diyen Gökhan Gürel, lisans öncesi öğrenimlerini Akhisar’da yaptığını, girişimcilik anlamında da ilk adımları o yıllarda attığını paylaştı. Güler, o süreci şöyle aktardı:

GAZETE DE SATAR LİMONATA DA

“İçimdeki bir dürtüyle ticarete karşı bir merakım vardı. Bunun da ilk adımını nüfus sayımı gibi nedenlerle sokağa çıkma yasağının olduğu süreçlerde gazete satarak attım. Bayram gazetesiyle devam ettirdim. Ortaokul yıllarında ise bir arkadaşımla birlikte pazarda limonata satarak serüven devam etti. Tabii ekonomik bir ihtiyaçtan bunu yapmıyordum. Hatta, babam bir keresinde beni limonata satarken gördü ve çok kızdı. O gün içim acısa da limonatayı dökerek evin yolunu tuttum. Lise yıllarında da boş durmadım. Sigara fabrikasında çalışanlara ütü ve masasını pazarladım.”

İLK ADIMI ÜNİVERSİTE DE ATTI

Yazının Devamını Oku

Globale İzmir imzası

HER şey 2001’de Belçika’da başlar. Dijital ajans olarak kısa sürede global bir marka olmayı başarır. Emakina, 2006’da da Türkiye’ye gelerek İzmir ofisini açar. 20 yılda 3 kıtada, 18 ülkede 22 ofise ulaşan Emakina, bugün birçok projesini İzmir’de geliştirerek dünyaya ihraç ediyor. Özel çevrimiçi ve çevrimdışı yolculukları tasarlayıp çevrimiçi dünya ile çevrimdışı dünyayı bir araya getirmeye devam eden markanın gündeminde ise İzmir’deki 300 olan çalışan sayısını 500 çıkarmak var. Ayrıca, Türkiye’deki firmaları da global oyuncu yapmak gibi hedefi bulunuyor

 

EMAKİNA... Belçika merkezli ve borsaya açık bir dijital ajans... Kendi içinden girişimciler yetiştirerek de büyümeyi tercih eden global bir oyuncu. Emakina Türkiye Yönetim Kurulu Danışmanı Özgür Baykut ve Genel Müdür Semih Turgut ile markanın öyküsünden Türkiye operasyonlarına, gelecek planlarından İzmir’in konumuna kadar birçok konuyu konuştuk. Kendilerini kullanıcı ajansı olarak tanımladıklarını, bunun nedenini ise müşterilerinin müşterilerini hedef alarak çalışmalar yapmalarına bağlayan Özgür Baykut, şöyle devam etti:

20 YILDA 2 BİN 200 PROJE

“Alanında bağımsız bir ajansız. Avrupa’da da ilk 5’teyiz. Belçika’da halka açık bir şirketiz. Yüzde 30 teknoloji, yüzde 70’de strateji ve iş geliştirme şirketeyiz. Şu an birçok bilindik global marka bizim müşterimiz. Hemen her ülkede iş yapıyoruz. Müşterilerimiz arasında spor ayakkabısı satan da var 640 bin dolara yüzük satan da... 20 yılda 2 bin 200’ün üzerinde proje yaptık. E-ticaretten web tasarımına, mobil uygulamalardan iletişime çok geniş bir kulvarda çalışıyoruz. Ve sektör ayırmaksızın bunu yapıyoruz.”

DÜNYAYA TEKNOLOJİ İHRACATI

Emakina’nın bugün global bir oyuncu olduğunu ve 18 ülkede 22 ofisi bulunduğunu paylaşan Özgür Baykut, Türkiye ofisinin hikayesinin ise şöyle anlattı:

Yazının Devamını Oku