Babaanne tarifiyle gelen girişim

İlkokulda çekirdek, üniversite yıllarında ise meze satar. Turizm işletmeciliği, reklam ajansıyla yoluna devam eder. 2015’te girişimciliğin yanına anneliği de ekleyen Ebru Engin Onat, İstanbul’da kızını büyütmek istemeyerek rotayı Bodrum’a çevirir.

 

Bir sabah yürüyüşünde mandalina bahçelerinin farkındalığını yaşar. Ve Ebru Engin Onat, babaannesinin sirke tarifini Bodrum mandalinasıyla buluşturma kararı alır. ‘Bu sirkeyi satamazsın’ sözlerine kulak asmayan Ebru Engin Onat, odağını yurtdışına çevirir. Bugün sirkenin yanında boza, kombucha ve acı sos üretimi de yapan Ebru Engin Onat, sirke konusunda önemli bir aktör olan İtalyanlara ise ihracat için gün sayıyor.

Babaanne tarifiyle gelen girişim

EBRU Engin Onat... Kendini bildi bileli hep kendi işin yapan bir iş insanı. Ve yaptığı işlere katma değer getiren genç girişimci. Coğrafi işaretli Bodrum mandalinasından sirke, kombucha ve boza üreterek buna yeni bir halka ekleyen Mandarina Gıda’nın kurucularından Ebru Engin Onat ile girişimcilik serüveninden, gelecek planlarına bir çok konuyu konuştuk. 1983 Bursa doğumlu Ebru Engin Onat, hayata bakış açısını farklılaştıran bir babaanneyle büyüdüğünü dile getirerek, şöyle devam etti:

Babaanne tarifiyle gelen girişim


İLK ADIM ÇEKİRDEKTEN
“Girit kökenli olan babaannem, önce toprak ve üretim olması gerektiğini öğretti bana. Dünyanın neresinde olursak olalım, üretim donanımıyla kazanç ve hayatta kalabileceğimiz fikrini aşıladı. Bu düşünceyle de ilkokul yıllarında mahalle arkadaşımın köyünden getirdiği ayçekirdeğini kavurup külahlara koyarak sattık. Girişimciliğe ilk adımıma babam çok kızsa da ilk paramı böyle kazandım.”

Babaanne tarifiyle gelen girişim


KAR PAYINDAN ORTAKLIĞA
Ebru Engin Onat, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandığında da üretmeye devam eder. Bir üniversite etkinliği sırasında keşfettiği atıl bir bahçeyi tekrar ayağa kaldırmak için kolları sıvayıp, işe koyulur. Ebru Engin Onat, “Bu atıl alanda meze satma teklifim ilk başta karşılık bulmasa da sonunda amacıma ulaştım. Kar payı ile yola çıktığım sürecin sonunda o restoranın yüzde 50 ortağı oldum. Üniversitenin ardından da rotayı Bozcaada’ya çevirdim. Burada da tarım ve turizmi birleştirdim. Yıllar içerisinde yurtdışı deneyimleriyle birlikte iş yaşamında yer alırken, en son İstanbul’da reklam ve sinema sektöründe yoluma devam ettim” diyerek 2012’de İstanbul’da ortaklı bir yapıyla reklam ajansı kurduğunu paylaştı.

Babaanne tarifiyle gelen girişim


O SÖZLERE KULAK ASMADI
Kariyerine hep kendi işinin patronu olarak devam eden Ebru Engin Onat, hikayesinin devamını şöyle aktardı: “2015’te kızım dünyaya geldi ve İstanbul’da çocuk büyütmek istemediğimize karar verdik. Bodrum’a 2018’de yerleştik. Ajans işlerini Bodrum’dan yapmaya başladım. Bir sabah yürüyüşünde Yalıkavak’ta mandalina bahçelerinin farkındalığını yaşadım. Dillere destan Bodrum mandalinasının yerlere dökülmesi beni çok üzdü. Bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. Çocukluğumdan beri içinde olduğum kültürel miras, ata tariflerini aşık olduğum Bodrum mandalinasıyla birleştirme fikri doğdu. Babaannemin tarifiyle yola çıktım. Yaklaşık bir yıl hem resmi işlemler hem de sirke anasını oluşturmak için uğraş verdim. Birçok insan, ‘sen anca pazarda satarsın, hatta satamazsın’ sözlerine kulak asmadım. Bodrum’da 2019’da hikayeme inanan Erim Sabuncuoğlu ile birlikte Mandarina Gıda’yı kurduk.”


MEŞE FIÇIDA
BEKLETİLİYOR

SIFIR atık mantığıyla yola çıktıklarını söyleyen Ebru Engin Onat, “Coğrafi işaretli Bodrum mandalinasından sirke üretmek ilk başta zordu. Ama sonunda bir ilke imza attık. Meşe fıçılarda 1.5 yıl beklettiğimiz ürünleri Mandarina markasıyla piyasaya çıkardık. Sirkenin yanına yine coğrafi işaretli Bodrum mandalinasıyla boza da ürettim. Ayrıca, Japonya’dan mayasını getirdiğimiz ve Datça’nın balıyla mayaladığımız Bodrum mandalinasından kombucha üretimimiz de mevcut. Ürünlerimizin hepsi butik üretim. Bu üç ürüne bir de ata tohumlarından elde ederek ürettiğimiz acı sosu ekledik” diyerek Mandarina Gıda’nın geldiği son durumu paylaştı.

 
TERECİYE TERE SATACAK

MANDARİNA Gıda’nın hedef pazar olarak kendine yurtdışını seçtiğini dile getiren Ebru Engin Onat, gelecekle ilgili hedeflerini şöyle aktardı: “Sirke oluştururken Montenegro hedefli başlamıştık. İş İtalya’ya ürün göndermeye döndüğünde 1.5 yılda sirke yapmanın ne kadar doğru olduğunu fark ettik. Koronavirüs salgını öncesi İtalya ile imzaları atmıştık, ama gümrük kapıları kapanınca beklemeye başladık. Şimdi dünyada sirke konusunda önemli bir yerde olan İtalya’ya ihracat yapmak için gün sayıyoruz. Bodrum mandalinasıyla en az 5 yıllık balzamik sirke de üretmeyi hedefliyoruz. Bir diğer planımız ise meşe fıçılarla başladığımız üretim serüvenimizi mandalina ağaçlarının altına gömeceğimiz küplerle taçlandırmak istiyoruz. Bunu gastronomi ve tarım turizmiyle birleştirmek de hedeflerimiz arasında.”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Ağır sözleşme şartları markasına hayat verdi

Almanya’dan Türkiye’ye geldiğinde, aklında anaokulu açma fikri vardır. Ama kardeşinin Almanya’da diş beyazlatma merkezi açmasıyla işin seyri değişir. Beyhan Nalbantoğlu da bu merkezi İzmir’e taşımak ister. Diş beyazlatma üzerine eğitimler alan Beyhan Nalbantoğlu, Alman firmanın bayiliğini alır. Ancak ağır sözleşme şartları nedeniyle girişimden vazgeçen Beyhan Nalbantoğlu, bir süre sonra bunu kendi markasıyla hayata geçirir. Ofisini tutar, ama pandemiye takılır. Beyhan Nalbantoğlu da bu kez diş beyazlatmayı eve taşır. Yurtdışında ürettirdiği diş beyazlatma kitiyle girişimini hayata geçiren Beyhan Nalbantoğlu’nun gündeminde White Art markasıyla merkezler açmak var.

 

BEYHAN Nalbantoğlu... Farklı bir alanda eğitim alsa da karşısına çıkan fırsatı girişime çevirmeyi başaran iş insanı. Bu süreçte yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen genç bir girişimci... White Art’ın kurucusu Beyhan Nalbantoğlu ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecek ile ilgili planlarını konuştuk. 1990 Hatay doğumlu olan Beyhan Nalbantoğlu, hikayenin devamını şöyle aktardı:

ALMAN DİSİPLİNİYLE BÜYÜDÜ
“Hatay, doğumlu olsam da aslen Mardinliyiz. Babam makine mühendisi. Ve iş için Almanya’ya çalışmaya gitti. Önce o, ardından da biz gurbetçi olduk. 4 yaşımdan sonra benim için Almanya macerası başladı. Eğitim hayatıma orada devam ettim. Önce anaokulu üzerine eğitim aldım. Ardından da pedagog oldum. Aslında aldığım eğitimin Türkiye’de tam karşılığı yok. Ama anaokulu ve çocuk gelişimi üzerine bir eğitim diyebiliriz. Beş yıllık eğitim sürecinde de her yıl zorunlu stajlarım oldu. 2018’de ise evlendim. Evlilikle birlikte de Türkiye’ye döndüm.”

NEDEN TÜRKİYE’DE DE OLMASIN

Yazının Devamını Oku

Üç kuşaktır hatır için üretiyorlar

İlk adımı dede Şeref Ünel, 1951’de atar. 1987’de işi tamamen baba Emin Ünel ve anne Sema Ünel, devralır. Daha sonra ise kahve çuvalları, kahve çekirdekleri ve kavurma makineleriyle iç içe bir çocukluk geçiren üçüncü kuşaktan Şive Ünel, sahneye çıkar. Süt ve ürünleri teknolojisi bölümünden mezun olsa da Şive Ünel, dede mesleğinde kariyerine devam etme kararı alır. “Bizim kahvemizin hatırı ömürlük” diyen Şive Ünel, bugün Manisa Turgutlu’da bulunan Kurukahveci Şeref Ünel’in adını 100 yıllık şirketler listesine yazdırma hedefiyle çalışıyor.

 

ŞİVE Ünel... Her ne kadar var olan aile işinde kariyer yolculuğuna başlasa da orayı çağın gereklerine göre güncelleyerek sürece katkı koyan bir isim. Baba ve annesinin tecrübesine atikliğini ekleyerek farkındalık yaratan Kurukahveci Şeref Ünel’in üçüncü kuşak temsilcilerinden Şive Ünel ile hem markanın hikayesini hem de kendisinin katılma sürecini konuştuk. 1981 Manisa Turgutlu doğumlu Şive Ünel, her şeyi başlatan ismin dede Şeref Ünel olduğunu belirterek, o dönemi şöyle aktardı:


MARKALAŞMA İKİNCİ KUŞAKTAN
“Dedem Şeref Ünel, 1951 yılında Turgutlu’da ‘Şeref Ünel Kurukahve Tahmis’i kurar. Ve Turgutlu’nun ilk kurukahvecisi unvanını alır. Kahve sektöründe dedem, özenle seçilmiş kahve çekirdeklerini bakır kazanda kavurup, taş değirmende öğüterek yer edinir. İlerleyen zamanlarda da dedem Şeref Ünel ve babam Emin Ünel’in ortaklığıyla kahvenin yolculuğu devam eder. 1987 yılında da işi tamamen babam Emin Ünel ve annem Sema Ünel devralarak markalaşma süreci başlamış olur.”


Yazının Devamını Oku

O dinozor evin mutfağına sığmadı

İşin fitilini, Rüzgar’ın dinozorlu pasta istemesi ateşler.

 

Anne Didem Özer de bu isteği hayata geçirmek için kapısını çaldığı büyük bir markadan hatırı sayılır fiyat duyunca, oğlu için hiçbir deneyimi olmamasına rağmen mutfağa girer. Ve yaptığı dinozorlu pasta çok beğenilince de ‘bize de yapar mısın’ talepleriyle karşılaşır. Uzunca süre bu taleplere cevap veren Didem Özer, bir yandan da kurumsaldaki kariyerine devam eder. Ama yıllar içinde ürettiği pastalar evin mutfağına sığamaz hale gelir. Didem Özer, eşi Volkan Özer’le birlikte NO Yirmi Dokuz’u kurarak işi resmiyete döker. Ve 12 metrekarelik bir alanda Pasta Kodu markasıyla tüketiciyle buluşurlar. Her şey yolunda giderken, son İzmir depremi mutfağın bulunduğu binayı da etkiler. Bina mühürlenince Özer çifti de iki saat içinde üretimi başka bir noktaya taşıyarak kaldıkları yerden devam eder. Bugün toptanın yanı sıra iki şubeyle yoluna devam eden Özer çiftinin hedefleri arasında, yeni şubeler var.

PASTA Kodu... Özer çiftinin özgür olmayı bekleyen hevesinin ortaya çıkmış hali. Dinozorların nesli tükense de yaratıcılığın tükenmediğini göstermek adına tatlılar üreten bir marka... NO Yirmi Dokuz’un kurucuları Didem ve Volkan Özer çiftiyle hem Pasta Kodu’nun hikayesini hem de gelecek planlarını konuştuk. İzmir 1978 doğumlu olan Didem Özer, insan kaynakları uzmanı olarak uzun süre kurumsal bir firmada çalışır. Hayallerinde ise hep üretmek olan Didem Özer, bunu resim ya da el işleri yaparak hayata geçirir. 1976 İzmir doğumlu olan Volkan Özer de muhasebe eğitiminin ardından elektronik alanında faaliyet gösteren aile şirketini büyütmek için çalışır. Mutfağa olan merakı nedeniyle de Volkan Özer’in hayali ise hep bir restoran açmak üzerinedir. Ama sürecin onları bambaşka bir yere götürdüğünü söyleyen Didem Özer, o kırılmayı şöyle anlattı:



O PARAYI VEREMEM

Yazının Devamını Oku

İşin sırrı kadın dayanışmasında

Yaklaşık 9 yıllık bankacılık macerasının ardından yeni ufuklara yelken açmak için istifa eder. Ve, birçok konuda eğitim alır.

Bu sırada kızına ikiz kardeşlerin gelmesiyle de Selma Yağcıköse, tüm odağını bu alana yöneltir. Selma Yağcıköse, hem ikizlerinin hem de başka bebeklerin organik ipliklerle hazırlanan el yapımı ürünlerle büyümesi için harekete geçer. Selma Yağcıköse, Türkiye’nin kaliteli ipliklerini Anadolu kadınının hünerli elleriyle birleştirme hedefiyle Manisa Salihli’de Mandalina Bebek Butik’i kurar. “Aile bütçesine katkı sağlamak isteyen onlarca kadın sanatçı, gecelerini gündüzlerine katarak hem kendi zamanlarını nitelikli hale getiriyor hem de çok değerli bir katma değer yaratıyor” diyen Yağcıköse, Türk kadının el becerisini dünyaya tanıtmayı hedefliyor.


 

SELMA Yağcıköse... Kırklı yaşlara gelirken hayallerinin peşinden giden ve buna başka kadınları da ortak eden bir iş insanı. Markalaşma yolunda ilerlemeye çalışan, yoktan var eden girişimci ruhlara ilham kaynağı olmayı kendine misyon edinen Mandalina Bebek Butik’in kurucusu Selma Yağcıköse ile girişimcilik sürecinden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Manisa Salihli’de 1981 yılında dünyaya gelen Selma Yağcıköse, üniversiteyi bitirene kadar babasının görevi nedeniyle yurdun dört bir yanında farklı kültürleri yaşayarak büyür. Hayatındaki ilk dönüm noktasını ailesini lisede yatılı okumaya ikna ederek yaşadığını söyleyen Selma Yağcıköse, şöyle devam etti:

GELECEK İÇİN İSTİFA ETTİ
“İzmir Kız Lisesi’nde 3 yıl sürecek muhteşem yaşam serüvenim böylece başlamış oldu. Üst nesillerimden bu yana girişimciliğin denenmediği bir ailede büyüdüğüm için olsa gerek, nerede çalışabileceğime odaklanarak eğitim hayatımı sürdürdüm. Kendi işimi kurmanın hayalleri ise hep aklımın bir köşesindeydi ve en iyi zaman için hazır olduğumdan emin olana dek bekledim. Aslında buna beklemek denemez de finale ulaşmak için gerekli tüm evreleri tüm hakkaniyetiyle tamamlamak denebilir. Hayatımın hiç bir döneminde asla boş durmadım, katıldığım bir eğitim bir sertifika programı bir etkinlik mutlaka oldu. Lisans eğitimimi Ankara’da Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde tamamlayıp, özel bir bankada çalışmaya başladım. 9 yıl çalıştıktan sonra, hayatımın sonuna kadar emek harcamak istediğim işin başka bir alanda beni beklediğinden emin olarak istifa ettim.”

Yazının Devamını Oku

El emeğini dijitale taşıdı kadınlara ek gelir sağladı

Her şey yeni bir iş için aile içinde yapılan beyin fırtınasında ortaya çıkar.

Anneannesinin el işi yaparak çocuklarını okutması ve evin geçimini bu yolla sağlaması işin fitilini ateşler. Zeynep Osmanlı da binlerce ev kadının ihtiyacı olan ek geliri, el emeğindeki yetenekleriyle sağlayabileceğini düşünür. El emeği, göz nuru ürünleri tüketiciyle buluşturma hedefiyle Zeynep Osmanlı, sanal marketlerin yer aldığı e-ticaret platformu Zeos Store’u kurar. Bir yıl gibi kısa sürede e-ticaret platformunda 567 adet sanal mağaza açmış üreticiye ulaşan Zeynep Osmanlı, yurtdışı için de ayrı bir internet sitesi kurar. Birçok ülkede satış gerçekleştirmeyi hedefleyen Zeynep Osmanlı’nın gündeminde daha çok kadına ulaşmak var.

ZEYNEP Osmanlı... Hemcinslerinin bağımsız bir şekilde ürünlerini pazarlama ve kazancını değerlendirme fırsatı için harekete geçen bir girişimci. Evlerde üretilen ürünleri e-ticaret platformu aracılığıyla ülkenin dört bir yanına göndererek kadınlara ek gelir sağlayan Zeos Store’un kurucusu Zeynep Osmanlı ile girişimcilik serüvenini konuştuk. 1986 İzmir’de dünyaya gelen Zeynep Osmanlı, annesinin subay olması nedeniyle ilk ve ortaokul hayatının İstanbul Levent’de geçtiğini, daha sonra ise İzmir’e taşındıklarını söyledi. İzmir Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra da İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda Tasarım Bölümü’nde yüksek öğrenim serüveninin başladığını aktararak, şöyle devam etti:

ANNEANNESİ İLHAM OLDU
“Daha sonra evlilikle birlikte de kariyer yolculuğum başladı. Eşimle fatura ödeme merkezi açtık. İki yıl gibi zaman içerisinde fatura ödeme merkezimizi 410 bayilik bir genel müdürlük olan Taft A.Ş.’ye çevirdik. Eşimle birlikte şirket ortağı olarak yöneticiliğini üstlendiğim şirketimizde 10 yıl süresince farklı pozisyonlarda görev aldım. Daha sonra ise yeni arayışlara girdim. Ailemle iş konusunda beyin fırtınası yaparken annem, anneannemin evde el işi yaparak kendisini, kardeşlerini nasıl okuttuğunu ve evin geçimini bu yolla sağladığını anlattı. Bunu duyduğumda binlerce ev kadının ihtiyacı olan ek geliri, el emeğindeki yetenekleriyle aile ekonomisine destek olabileceklerini düşündüm. Bunu gerçekleştirebilecek sanal bir marketin ülkemizin her köşesindeki el emekçisine ulaşabileceğini varsayarak domain adresimi o gece satın aldım ve çok severek yaptığım işimin temellerini atmış oldum.”

ŞİMDİLİK 567 SANAL MAĞAZA

Yazının Devamını Oku

Aramızda kalsın

 Çocukluğundan itibaren ‘bir karavan alıp, kahve ya da ekmeğin üzerine şunu koyup satabiliriz’ diyerek, fikirler üretir.

Üniversite eğitiminin ardından da kariyerine çeşitli şirketlerin pazar araştırma ve pazarlama bölümlerinde devam eder. İrem Terci, bir yandan da ideal kilosuna kavuşabilmek için denemediği diyet ve yöntem kalmaz. ‘Zayıf olmayı istemenin’, ‘sağlıklı olmayı istemekle’ yer değiştirdiği gün İrem Terci’nin de hayatı değişir. Terci, gerekli eğitimleri aldıktan sonra kariyerine bütünsel beslenme uzmanı olarak devam eder ve 2017’de kendi şirketini kurar. İrem Terci, bir yıl sonra da ‘Aramızda Kalsın’ markasıyla yeni bir girişime imza atar. “Hem diyet yapıyoruz, hem de lezzetli, sağlıklı, tatlı ürünler yiyoruz, olayımız marka adının çıkış noktası oldu” diyen Terci’nin gündeminde ise ihracat var.


 

İREM Terci... Kariyeri kurumsalda başlasa da en büyük tutkusu beslenmenin peşinden giden genç bir iş insanı. Kendini mutlu eden şeyi keşfederek başarıyı yakalayan bir girişimci. ‘Aramızda Kalsın’ın kurucusu İrem Terci ile girişimcilik serüvenini konuştuk. 1984 İzmir doğumlu olan İrem Terci, “Beslenmeyle ilgili her şey, yemek yapmak, başkalarına yedirmek, zaten beni en mutlu eden şeylerdi. Bunun dışında çocukluğumdan beri hep yeni iş fikirleri üretirdim. Ekmeğin üzerine şunu koyup satabiliriz, bir karavan alıp, kahve satabiliriz gibi” diyerek, girişimcilik serüveninin küçük yaşlarda başladığını aktardı.

TUTKUSUNUN PEŞİNDEN GİTTİ
Lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini ise İngiltere’de London South Bank Üniversitesi Uluslararası İşletme ve Pazarlama Bölümü’nde tamamlayan İrem Terci, 2010’da ülkeye döner ve çeşitli şirketlerin pazar araştırma ve pazarlama bölümlerinde görev yapar. “Kariyerime her ne kadar kurumsal hayatta başlasam da beslenme konusu benim için her zaman bir tutkuydu. Açıkçası, bunun benim kişisel hikayemle büyük ölçüde ilgisi var” diyen İrem Terci, şöyle devam etti:
“Uzun yıllar kilo sorunlarıyla mücadele etmiş, ideal kilosuna kavuşabilmek için denemediği diyet ve yöntem kalmamış, her pazartesi diyete başlayıp, her çarşamba bozarak yıllarını geçirmiş biriydim. ‘Diyet’ yani ‘bedel ödemek’ kelimesinin ‘denge’ kelimesiyle, ‘zayıf olmayı istemenin’ de ‘sağlıklı olmayı istemekle’ yer değiştirdiği gün benim hayatım da değişti. Bunu da yıllar önce birlikte çalıştığım bütünsel beslenme koçuyla gerçekleştirdim. Sonrasında bu konu benim tutkum haline geldi ve eğitim almaya karar verdim.”

Yazının Devamını Oku

Acısıyla tatlısıyla bir girişimci hikayesi

Yolları 2010’da Bodrum’da kesişir.

 

Önce hayatlarını, ardında da işlerini birleştirirler. Belgüzar Akşit ile Suat Aydar çifti, organizasyon ve catering hizmetinin yanında meyveleri çikolatayla buluştururlar. Gelen taleple de dökme çikolatayı ürün portföylerine katarlar. Zamanla ‘Bodrum için ne yapabiliriz’ diye kafa yoran Aydar çifti, bölgenin coğrafi işaretli mandalinasıyla çikolata üreterek bir ilke imza atar. Patent sevincini basınla paylaştıktan bir gün sonra Suat Aydar, kalbine yenik düşer. Eşinin vefatıyla sarsılan Belgüzar Akşit Aydar, işin mutfağına geçer. Bugün 150 çeşit çikolata üreten Belgüzar Akşit Aydar’ın gündeminde patentli ürünleri Bodrum Mandalinası Çikolatası’nı tablet olarak çeşitli noktalarda satışa sunmak var.

 

BELGÜZAR Akşit Aydar... Muhasebecilikle başlayıp, butik çikolata üretimiyle devam eden kariyer yolculuğunda büyük sorumluluklar yüklenen bir iş insanı. Eşinin acısını kalbine gömerek birlikte başlattıkları hikayeyi daha da iyi noktalara taşımak için mücadele veren bir girişimci. Bodrum Çikolata’nın kurucularından Belgüzar Akşit Aydar ile girişimcilik hikayesinden, markanın kuruluş serüvenine ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1971 Ankara doğumlu Belgüzar Akşit Aydar, iktisat üzerine eğitim aldıktan sonra kariyerine muhasebeci olarak devam ettiğini dile getirerek, şunları anlattı:

YOLLARI BODRUM’DA KESİŞTİ

Yazının Devamını Oku

Kaktüslerin efendisi

Toprağa, bitkilere olan merakı küçük yaşta başlar. Bu merakla da eğitimini ziraat üzerine yapar.

Okulun ardından da Ünal Vural, kariyerine kamuda çalışarak devam eder. 70’li yıllarda ise İstanbul’da süs bitkileri üzerine kendi hikayesini yazmak için yola çıkar. Ünal Vural, hobi olarak başladığı kaktüs üretiminde de önemli bir aktör olur. Süreç içinde İstanbul’da başlayan serüveni İzmir’e taşıyan Ünal Vural, bugün 2 bin 500’ün üzerindeki ürün çeşidiyle yoluna devam ediyor. Ünal Kaktüs’te ikinci kuşakla yoluna devam eden Ünal Vural’ın gündeminde hem ihracat hem de kaktüs üzerine Urla’da özel bir tesis kurmak var.

ÜNAL Vural... İlerleyen yaşına rağmen hala ilk günkü heyecanla işinin başında olan bir iş insanı. Sektöründe ilklere imza atan, üreten, fark yaratan bir müteşebbis... Ünal Süs Bitkileri Fidanlığı’nın kurucusu Ünal Vural ile girişimcilik hikayesinden kaktüslere ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1939 İzmit doğumlu olan Ünal Vural, burada geniş bahçeleri olduğunu söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

ÇOCUKLUK MERAKI
“Ailem ticaretle uğraşıyordu. Ama benim toprağa ve bitkilere karşı ilgim vardı. Bu bana babaannemden geçen bir özellik. Bahçelerde çok uğraştığımı gören bir komşumuz da benim ziraat alanında eğitim almamın doğru olacağını babama aktarmış. Ve komşumuzun yönlendirmesiyle beni İstanbul’da dönemin Halkalı Ziraat Lisesi’ne yazdırdılar. Burası tekniker yetiştiren bir kurumdu. 1956-57 yılında mezun oldum. Daha sonra da Türkiye Şeker Fabrikaları’nda işe girdim.”

HOBİ OLARAK BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Çılgınlık yapıp akademisyenliği bıraktı kahveci oldu

Üniversitenin ardından iş arama sürecine girer

Bu arada, bir de ‘yüksek lisans yapayım’ der. İşletme üzerine başlayan yüksek lisans süreci akademisyenlikle sonuçlanır. Ayşe İdil Kacar, bir süre sonra üniversitede tıkandığını ve üretemediğini hisseder. Yeni arayışlara giren Kacar, İzmir Alsancak’ta sıkıntıda olan bir kafeyi eşiyle birlikte devralır. Çevresindeki birçok insan ‘çılgınlık’ olarak nitelendirse de Ayşe İdil Kacar, radikal bir kararla akademisyenliği bırakıp yeni bir sürecin fitilini ateşler. Bir yıllık deneyimin ardından Make Me Joi ile markalaşma yoluna giden Ayşe İdil Kacar, bugün yoluna ‘sağlıklı ürün ve sanatla’ harmanlanmış iki şubesiyle devam ediyor. Kacar’ın İzmir’deki şube sayısını 4’e çıkardıktan sonra, önce İstanbul ardından da Türkiye genelinde şubeleşmeyi planlıyor.

AYŞE İdil Kacar... ‘İnsan mutlu olduğu işi yapmalı’ diyenlerden biri olarak, 36 yaşında kariyerini yeni şeyler üretmek adına değiştiren çılgın bir girişimci... Teoride bildiği şeyleri pratikle de harmanlayarak kahve sektörüne yeni soluk getiren bir iş insanı. Make Me Joi markasının kurucularından Ayşe İdil Kacar ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Ziraat mühendisi baba ile matematik öğretmeni annenin çocuğu olarak 1981’de İzmir’de dünyaya ‘merhaba’ diyen Ayşe idil Kacar, babasının görevi nedeniyle çocukluğunun bir kasabada geçtiğini paylaştı. Kacar, o dönemi şöyle özetledi:

 

İLK ADIM PANAYIRINDA
“Manisa Alaşehir’e bağlı Yeşilyurt’ta sakin ve sessiz bir ortamda büyüdüm. Babam Yeşilyurt’ta bulunan ‘Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde görev yapıyordu. ‘O bağ senin, bu bağ benim’ deyip geziyordum. Girişimcilik anlamında da ilk adımımı burada attım. Bayramlarda Yeşilyurt’ta bulunan cadde, trafiğe kapatılıyordu. Burada tezgahlar kuruluyor, bir panayır havası oluşuyordu. Arkadaşlarımla birlikte burada kendi imkanlarımızla yaptığımız bebek gibi şeyleri satıyorduk. Annem öğretmen olduğu için daha temkinliydi. Güvenli bir ortamda hayat sürmemi isterdi. Babam ise risk almayı seven biriydi. Ben galiba bu yönüyle babama çekmiş olabilirim.”

BİR DE MASTER YAPAYIM

Yazının Devamını Oku

Mutfakta yaşam var

İlk adımı evinin mutfağında atar.

Hazırladığı diyet yemekleri banka çalışanlarının beğenisine sunar. ‘Adana’da diyet yemeği tutmaz’ söylemlerine kulak asmaz. Yaşam Orak, zamanla evin mutfağına sığmaz ve diyet yemekleri üzerine mekan açar. Süreç içinde de 5 öğün şeklinde yemeklerini pakete sokar. Ama bir süre sonra eşinin görevi nedeniyle her şeyi Adana’da bırakıp İzmir’e gelir. Ve sıfırdan başlar. Yaşam Orak, ‘Lezzetli Yaşam’ markasıyla diyetten sporcu beslenme paketine kadar kişiye özel seçenekler hazırlar. Bugün Adana’da başlattığı hikayesine İzmir’de devam eden Orak, kişiye özel diyet paketlerinin yanına kantin, ofis ve davet seçeneklerini de ekleyerek büyüyor. Bir yandan yeni alanlar açmak için uğraş veren Yaşam Orak, diğer tarafta ise ara öğün grubuyla market raflarına girmeyi hedefliyor.

YAŞAM Orak... Adana ve Gaziantep gibi mutfak kültürünün güçlü olduğu iki farklı kentte büyümesine rağmen yemek dünyasına alışılmışın dışında adım atarak farkındalığını ortaya koyan bir iş insanı. Yoğun tempolu işiyle de zor olanın peşinden giden genç bir girişimci... Lezzetli Yaşam’ın kurucusu Yaşam Orak, hem girişimcilik hikayesini hem sektörü hem de geleceğe dair planlarını aktardı. Öğretmen anne ve babanın çocuğu olarak 1983’te Tarsus’ta dünyaya ‘merhaba’ diyen Yaşam Orak, hikayenin devamını şöyle anlattı:

TERCİHİN YÖNÜ DEĞİŞTİ
“Babam Manisalı, annem ise Tarsuslu. Ben de Tarsus doğumluyum, ama anne ve babanın görevi nedeniyle Gaziantep’te geçti çocukluğum. Tabii, birçok kişi gibi gerçek yeteneklerimi bilmeden büyüdüm. Doktor, eczacı ya da mühendis olmalı baskısıyla hareket etmek zorunda kaldım. Tıp okuma hedefiyle lisede fen bölümünü seçtim. Ama çok sosyal ve hareketli bir öğrenciydim. O zaman babam da okul müdürümdü ve ben tıp okumak istemediğimi söyledim. Bu alan dışında eğitimime devam etmem gerektiğini söyledim. Yeni bir yol haritası belirledik. Bu kez odağıma işletmeyi koyduk. Ve Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Üniversite sürecinde de çok akademik bir hayat yaşamadım.”

KEBAP DİYARINDA DİYET

Yazının Devamını Oku

Lavaboya el verdi

HEP kendi işini yapma, icat etme hayaliye büyür. İş hayatına ilk adımı ise lise yıllarında turizm sektöründe çalışarak atar.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekoratif Tasarım Bölümü’nden mezun olunca da yüksek lisans için Amerika’nın yolunu tutar. Beytan Kün, satıştan bilişime birçok alanda çalışır. Altı yıllık Amerika macerasının ardından da İzmir’e dönen Kün, kariyerine uluslararası şirketlerde devam eder. Kün’ün hayatı doğaltaş ve seramikten ürünler yapan üniversite arkadaşıyla karşılaşmasıyla değişir. Beytan Kün, hem hayalini hem de bu alanda farkındalık yaratmak için harekete geçer. El yapımı lavabo ve duvar karoları fikriyle 2012’de İzmir’de Kuhn Seramik’i kurar. Bugün Türkiye’de birçok noktaya ürün veren Kün’ün gündeminde ise ihracat var.

BEYTAN Kün... Hem çocukluk döneminde hem de profesyonel çalışma hayatı boyunca girişimcilik ruhunu hep canlı tutarak kendini geliştirmiş bir isim. Edindiği tüm birikimi de lavabo ve duvar karosuna katma değer ekleyerek farkını ortaya koyan bir iş insanı. Kuhn Seramik’in kurucusu Beytan Kün ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair hedeflerine birçok konuyu konuştuk. 1974 Ankara doğumlu olan Kün, banka müdürü olan babasının tayiniyle birlikte ilkokul dördüncü sınıftan sonra İzmir’e taşındıklarını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

KENDİ İŞİNİN HAYALİNİ KURDU

“1983’te İzmir’e geldim. Babam çocukluğundan itibaren hep ticaretin içinde olan olduğu için bana da rol model oldu. Benim de yeni bir iş kurma, yeni ürünler geliştirme fikri hep kafamda olan bir şeydi. Bunu o dönem hayata geçiremedim. Ama lisedeyken yaz tatilinde Bodrum’da bir otelde çalışmaya başlayarak yeni bir dönemin de kapısını aralamış oldum. Bana büyük bir deneyim kattı, hayatı ve insanları yakından tanıdım.”

SANATIN ÜZERİNE İŞLETME

Bir yandan kendi iş kurma hayali kuran Beytan Kün, öte tarafta ise tasarım ve resim yapmayı da çok sever. Sanata duyduğu bu ilgi üniversite tercihinde de etkili olur. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekoratif Tasarım Bölümü’nü kazanan Kün, “Üniversite döneminde de stajlarla kariyerime yön verdim. Daha sonra ise hem kendimi geliştirmek hem de dünya vatandaşlığı vizyonuyla yurtdışına açılmam gerektiğini düşündüm. Ablam Amerika’ya gidip geldiği için onun referansıyla bu açılımı orada yapabileceğimi düşündüm ve 1995’te işletme üzerine yüksek lisans yapmak için gittim. Farklı bir alanda okumaya başladım. Bir yandan da çalıştım. İlk etapta okuldaki kütüphanede çalıştım. Daha sonra ise çalışma hayatıma sırasıyla güneş gözlüğü satışı ve bilişim alanında devam ettim” diyerek, Amerika serüvenini anlattı.

Yazının Devamını Oku

Her şey yeşil bavulla başladı

Okuldan kalan zamanında bakkalda da çalışır, pizzacıda da...

 

Bir an önce ticarete atılmak iste de ailesini aşamaz ve okulla iş hayatını birlikte yürütür. Ama üçüncü sınıfta çalışma isteği ağır basar ve üniversiteyi bırakır. Sezer Topçuoğlu, İstanbul’da barmenlik yaparak kariyerine devam eder. Topçuoğlu’nun ufkunu ise çorap ve boxer satan bir seyyar satıcı açar. Yoğun tempoyla iş yapan restoran ve bar çalışanlarının bu ürünlere olan talebini fark eder. Topçuoğlu, çorap-boxer işini İzmir’e taşır. İstanbul’dan aldığı çorap ve boxerları bavula koyarak Alaçatı’da satar. Belli bir sermaye edinen Sezer Topçuoğlu, Socks Army ismiyle markalaşma yoluna gider. Bugün e-ticaret kanalıyla tüketiciyle buluşan Sezer Topçuoğlu, bir yandan özel tasarım çorapların yanına yeni ürünler eklemek için çalışıyor diğer yandan ise global oyuncu olmak için uğraş veriyor.

 

SEZER Topçuoğlu... Küçük yaşta ticarete olan merakının peşinden giden bir girişimci. Karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendirerek girişime dönüştüren bir iş insanı. Socks Army markasının yaratıcısı Sezer Topçuoğlu ile girişimcilik serüveninin dünü, bugünü ve yarınını konuştuk. 1993 İstanbul doğumlu olan Sezer Topçuoğlu, babasının İstanbul’da market işlettiğini, tavuk çiftliği açma hedefiyle de İzmir’e taşındıklarını belirterek, şöyle devam etti:

İLK PARA TAKI VE OYUNCAKTAN
“Dört yaşımda İzmir’le tanıştım. Babamın tavuk çiftliği planı istediği gibi gitmedi. O süreçte bir takım sıkıntılar yaşandı. Maddi kayıplar oldu. Babam, o defteri kapattı ve tekrar bildiği işine döndü. Babamın da etkisiyle bende de ticarete karşı bir ilgi vardı. İlk adımı ise ablamın boncuklardan yaptığı takı ile benim oyuncaklarımı evin önünde satarak yaptım. Okuldan kalan zamanlarımda eniştemin bakkalında çalıştım. Bakkaldan sonra da bir tanıdığımızın pizzacısında komilik yaptım. Farklı bir deneyim kazandım. Lise boyunca bu çalışma farklı mekanlarda devam etti. İlk yıl üniversiteyi kazanamayınca da tam zamanlı çalışma sürecim başladı. Bir yandan da sınava hazırladım.”

Yazının Devamını Oku

Güzelliğe erkek bakışı

Lisenin ardından hemen iş hayatına atılmak ister.

 

Şoförlük de yapar, müteahhitlik de restorancılık da... Emre Akkent, süreç içerisinde işler istediği gibi gitmeyince kariyerine profesyonel olarak devam etme kararı alır. Bir balık yemi üreticisinde satış şefi olarak işe girer. Satış müdürlüğüne kadar yükselen Emre Akkent, daha sonra otel ve kahvehanelerde kullanılan çay makinelerinin bayiliğini alarak yeni bir kulvara adım atar. Burada gördüğü olumsuzluklar yeni bir fırsatın da kapısını aralar. Emre Akkent, sudaki kireci arındıran arıtma cihazlarının üretimine başlar. Bir yandan arıtma alanında büyüyen Emre Akkent, eşiyle de güzellik merkezi açarak faaliyet alanını genişletir. Ancak, medeni durumdaki değişiklikle yine ana işine odaklanan Emre Akkent, 2016’de kendi markasıyla tekrar güzellik merkezi sektörüne geri dönüş yapar. Bugün Dr. Well Barcelona ile İzmir’de 5 noktaya ulaşan Emre Akkent’in gündeminde hem bir okul hem de kendi markasıyla kozmetik üretimi var.

 

EMRE Akkent... Gıdadan inşaata birçok sektörde edindiği deneyimlerle adım attığı işlerde farkındalık yaratmayı kendine amaç edinen ve yaşadığı olumsuzluklara rağmen pes etmeyen bir iş insanı. Ağırlıklı kadınların hakim olduğu güzellik sektörüne erkeklerin de ismini yazdıran bir girişimci. Dr. Well Barcelona’nın kurucusu Emre Akkent ile hem girişimcilik serüveni hem de geleceğe dair hedeflerini konuştuk. Öğretmen anne ile müteahhit babanın çocuğu olarak 1979’da İzmir’de dünyaya gelen Emre Akkent, hikayesine şöyle devam etti:

BABASININ ŞOFÖRÜ OLDU
“Ticaretin içinde büyüdüm. 5 yaşından itibaren de inşaatlara gitmeye başladım. Çivileri düzelterek kendimce bir katkı koymaya çalışıyordum. Başarılı da bir öğrenciydim, ama müzik öğretmenimin 10 yerine 9 vermesiyle takdir yerine teşekkür alınca bir küskünlük başladı. Aslında küçüklüğümden beri ticarete karşı büyük bir merakım vardı. Paralarımı ütülerdim. ‘Paraya saygı duyarsan o da sana gelir’ gibi bir mantığım vardı. Ailem izin verseydi çok küçük yaşta limon satarak ticarete atılacaktım, ama olmadı. Eğitimden ziyade biran önce ticarete atılmak istiyordum. Liseyi bitirdiğimde babam bana ne yapmak istediğimi sordu. Dilersem beni okutabileceğini söyledi. Ama ben çalışmak istediğimi söyledim. Ve kendi rızamla 19 yaşımda babamın şoförlüğünü yaparak ilk adımı attım.”

Yazının Devamını Oku

Mobil uygulamayla global pazarda

İngilizce hazırlık okuduğu lisede, yazılımla tanışır.

 

Aldığı kitapla da bu alanda kendini geliştirir ve zamanla ufak uygulamalar yapar. Bu birikim üniversite tercihinde de etkili olur ve Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’ni kazanır. Emin Budak, okulun ardından da arkadaşıyla birlikte mobil uygulamalar üzerine İzmir’de şirket kurar. 3.5 yılın ardından ise şirketi devreden Emin Budak, kariyerine önce profesyonel olarak ardından da yazılım geliştirme şirketini kurarak devam eder. Geçtiğimiz yıl girişimlerine yeni bir halka ekleyen Emin Budak, çocuklara yönelik eğlendiren ve geliştiren mobil uygulama hedefiyle Kidso’yu hayata geçirir. Kidso ile dünya genelinde 1 milyon indirmeye ulaşan Emin Budak’ın hedefi ise global bir aktör olmak.

 

EMİN Budak... Yazılımla tanışığı ilk günden itibaren farkındalık yaratmayı kendine misyon edinen bir isim. Bilgi birikimiyle de mobil uygulamalarda önemli projelere imza atan genç bir girişimci. İnferne ile Kidso’nun kurucularından Emin Budak, hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını paylaştı. 1986 İzmir doğumlu Emin Budak, babasının asker olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

ACABA YAPABİLİR MİYİM
“Babam elektrik ve elektronik alanında çeşitli çalışmalar yapıyordu. Bende de onun etkisiyle elektrik ve elektroniğe karşı bir merak oluştu. Elektrikle ilgili basit devreler kuruyordum. Bu merak lise döneminde internete kaydı. İnternette basit basit programlar görüyordum. ‘Acaba ben yapabilir miyim’ diye araştırmalar yapınca da yazılımla tanışmış oldum. Açıkçası, o yıllarda örnek alabileceğimiz pek de kimse yoktu. En önemli kaynak kitaplardı. İngilizce hazırlık okurken bir kitap temin edip, yazılım alanında kendimi geliştirmeye başladım.”

Yazının Devamını Oku

Başka boyutta girişimcilik

Resme olan ilgisiyle lisede grafik okur.

 

Resme olan ilgisiyle lisede grafik okur. Staj döneminde yaptığı işlerle de içindeki yeteneği keşfeder. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde okuduğu yıllarda da çeşitli ajanslarda sanat yönetmenliği yapar. Uğur Berkay Şenerken, üniversitenin ardından da kariyerine grafik tasarım alanında devam eder. Uğur Berkay Şenerken, süreç içinde kendi ajansını da kurar, ahşap üzerine ürünler de üretir. Şenerken, İstanbul’daki iş stresinden kurtulmak için soluğu İzmir Şirince’de yaşayan ailesinin yanında alır. Bugün bir yandan kahve, şarap ve yemek konseptiyle hizmet veren aile işletmesini geleceğe taşımak için emek veren Uğur Berkay Şenerken, diğer tarafta ise ‘başka’ anlamına gelen Maada markasıyla resimlerini sanat severlerin beğenisine sunuyor. Şenerken’in gündeminde ise resimle endüstriyel tasarımı buluşturacağı masadan aydınlatmaya çeşitli ürünler var.

 

UĞUR Berkay Şenerken... Sanatın farklı alanlarında etkin olan bir isim. Çizimin yanında endüstriyel tasarım, fotoğraf ile ahşap eserler üreten ve bunları da aile işletmesine aktaran bir girişimci. Üzüm Cafe’nin ikinci kuşak temsilcisi ve Maada Art Works’un kurucusu Uğur Berkay Şenerken ile sanatla dolu girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1987 İstanbul doğumlu olan Uğur Berkay Şener, annesinin mimar, babasının ise ticaretle uğraştığını belirterek, şöyle devam etti:

YETENEĞİNİ KEŞFETTİ
“Küçüklüğümden beri elimin altında hep bir bilgisayar oldu. Böyle olunca da fotoshop benzeri uygulamalara karşı bir merakım doğdu. Bunun yanında resme karşı da bir ilgim oluştu. Bu birikimle lisede grafik tasarım okudum. Kariyerimdeki kırılma ise böyle başladı. Lise 3’te zorunlu stajımı İstanbul’da ünlü bir ajansta yapma fırsatı buldum. Bilgi birikimimle birlikte burada işler yapmaya başladım ve bunlar hem sanat yönetmenleri hem de patronum tarafından çok beğenildi. İçimdeki yeteneği keşfettim ve grafik tasarıma odaklandım.”

Yazının Devamını Oku

13’ünde çırak 25’inde patron

 Kendi ayaklarının üzerinde durmak adına 13 yaşında çırak olarak iş hayatına atılır.

Elektroniğe olan merakıyla da o dönem İzmir’de televizyon üreten bir firmada işe girer. Engin Boz, AR-GE sorumluluğuna kadar yükselir. 1992’deki Körfez krizinde fabrikanın kapanması Engin Boz’u, ortaklı bir yapıyla elektrik-elektronik servisi kurmaya zorlar. Zaman içerisinde ortaklarla yollarını ayıran Boz, güvenlik kameraları alanına odaklanır. IP tabanlı projeler üretir. Boz, bugün elektronik güvenlik sistemleri alanında faaliyetlerine devam ediyor. Gündeminde ise askeri alanlar için geliştirdiği taşınabilir termal kamerayı koronavirüs sürecinde eklemeler yaparak hem ateş hem de maske kontrolü yapabilen bir sisteme dönüştürdüğü Portcam’ın seri üretimi var.

 

ENGİN Boz... Karşısına çıkan onca sıkıntıya ve zorluğa rağmen asla pes etmeden yoluna devam eden bir iş insanı. Yaptığı her projeye katma değer katmayı kendine misyon edinmiş bir girişimci. Grupteknik Elektronik Güvenlik Sistemleri’nin kurucusu Engin Boz, hem girişimcilik hikayesini hem de gelecekle ilgili planlarını anlattı. 1967 İzmir doğumlu olan Engin Boz, ailevi nedenlerle küçük yaşta çalışma kararı aldığını belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

FABRİKA KAPISINDA KALDI
“Kendi ayaklarımın üzerinde durmak için ortaokul 2’de eğitim hayatımı sonlandırdım. İzmir Çiğli’de o dönem televizyon üreten bir firmaya gittim ve beni işe almalarını istedim. 13 yaşında olduğum için bu talep karşılık bulmadı. Fabrikanın bahçesinde ağlarken de sonradan üretim müdürü olduğunu öğrendiğim biri gelip benimle konuştu. Üzgün olmamın nedenini sordu. Durumu ona aktardıktan sonra beni işe aldı. Oraya gitme nedenim ise küçüklüğümden beri elektrik ve elektroniğe karşı büyük merakımın olmasıydı. Öyle ki, bu uğurda dayak da yedim, çeşitli cihazları da bozdum. İşe girdikten bir süre sonra ortaokulu dışarıdan bitirdim. Fabrika bünyesinde kurulan çıraklık eğitim merkezine de yazıldım. Ve 4 yıllık eğitimin ardından buradan mezun olan ilk kişi oldum.”

GERÇEK HAYATLA YÜZLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

Sanatın kraliçe arısı

Sanata karşı ilgisi çok küçük yaşta başlar.

Galatasaray Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nün ardından, profesyonel iş hayatına adım atar. Papatya Karkıner, daha sonra kariyerine ailenin hukuk bürosunda devam etme kararı alır. Karkıner, hukuk bürosu kökenli bir çağrı merkezinin kuruluşunda görev alır. Çağrı merkezini kampüse dönüştürerek de çıtayı yukarı taşır. Papatya Karkıner, anne olduğu dönemde ise yeni arayışlara girer. Bu arayışlar Papatya Karkıner’i, en büyük tutkusu sanata yönlendirir. Ve 2019’da sanatın ulaşılabilirliğini artırma misyonuyla İzmir Kemeraltı’nda Kovan Yaratıcı Deneyim Merkezi ortaya çıkar. Koronavirüs sürecinde zor günler geçiren bölge esnafına destek için ‘Kemeraltı’ndan’ projesini hayata geçirir. Bugün bir yandan aile şirketi için emek veren Papatya Karkıner, diğer tarafta ise Kovan ile hem sanat galerisi ve atölye olarak yoluna devam ediyor, hem de sanat eserlerinin satışını yapıyor. Hedefte ise tüm iş kollarını büyütmek var.

PAPATYA Karkıner... Hayalleri ve tutkularının peşinden giden, bu uğurda da kendini geliştiren bir iş insanı. Daha çok insanı sanatla buluşturma hedefiyle çalışan genç bir girişimci. Kovan Yaratıcı Deneyim Merkezi’nin kurucusu Papatya Karkıner ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan Papatya Karkıner, baba, kardeş ve kuzenlerinin avukat olduğunu, hukuk kökenli bir ailede büyümesine rağmen üniversite tercihinde sosyal ve sanatsal tarafının ağır bastığını söyledi. Karkıner, o dönemi şöyle aktardı:

BABA OCAĞINA DÖNDÜ
“Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nü kazandım. Üniversitenin ardından İngiltere’de yüksek lisan yaptım. Orada ise daha çok medya yönetimi üzerine odaklandım. 2009’da İzmir’e döndüm. Burada da birkaç ajansta çalıştım. İki yabancı dil ve proje yönetimi eğitimi deneyimimle Bornova Belediyesi’nde işe girdim. Uluslararası projeleri yönettim. Bu süreçte ise hukuk bürosu üzerine çalışan aile şirketimiz büyüme dönemindeydi. Babam yanına çağırınca, 2 yıllık belediye deneyiminin ardından aile şirketinde çalışmaya başladım. Hukuk bürosunu kurumsallaştırma, doğru büyümesi gibi bir görev edindim. İnsan kaynakları yöneticisi oldum.”

ÇAĞRI MERKEZLERİNE KAMPÜS

Yazının Devamını Oku

Bir koltuğa dört girişim

Takı da satar, sigortacılık yapan ailesine yardım da eder.

ODTÜ Kimya Mühendisliği’ni kazandığı dönemde de boş durmaz. Tuğçe Gülcüler Öktem, parti organizasyonundan garsonluğa kadar birçok işte çalışır. Üniversitenin ardından da İzmir’de aile şirketinde kariyerine yön verme kararı alır. İş güvenliği uzmanlığıyla da Tuğçe Gülcüler Öktem, kendi şirketini kurar. Ama 2 yıllık yoğun temponun ardından bu işi devreden Tuğçe Gülcüler Öktem, sigortacılık sektörüne odaklanır. Farkındalık yaratan işlerin peşinde de koşan Tuğçe Gülcüler Öktem, önce Sahne Modda’yı ardından da Kübik Kafe’ye hayat verir. Tuğçe Gülcüler Öktem, hazır ofis sektörüne de el atar ve ortaya Coza Workin Space’si çıkarır. Bugün bir yandan aile şirketi için koşturan Tuğçe Gülcüler Öktem, diğer tarafta ise markalarının büyümesi için yoğun bir mesai harcıyor. Gündeminde ise yeni şubeler ve dijitalleşme var.



 

TUĞÇE Gülcüler Öktem... Kendini değer yaratan işler geliştirmeye adayan bir iş insanı. Zaman zaman yol kazası yaşasa da aynı anda birçok işe odaklanarak başarıyı yakalamış genç bir girişimci. İnsanların mutlu olabileceği ortamlar yaratan bir ekosistem kurucusu. Gülcüler Sigorta’nın genel koordinatörü, Kübik Kafe & Market ve Coza Working Space’in kurucusu ve Sahne Modda’nın işleticisi Tuğçe Gülcüler Öktem ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Asker baba, kimya öğretmeni annenin kızı olarak 1989’da Bursa’da dünyaya geldiğini söyleyen Tuğçe Gülcüler Öktem, hikayesinin devamını şöyle paylaştı:


Yazının Devamını Oku

Balkondan Amerika’ya

İtalyan dili ve edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra, küçük bir atölyede ihracat personeli olarak profesyonel iş hayatına ilk adımı atar.

Süreç içerisinde tekstil ve deri sektöründe müşteri temsilciliği de yapar, İtalyanca öğretmenliği de... Yurdanur Yurtsever Karadeniz, anne olunca iş hayatına ara verir. Bu sürede ise kızlarının küçülen kot pantolonlarından hobi amaçlı çanta yapar. Zamanla eskiyen ürünleri de kullanarak özgün çantalar tasarlamaya başlar. 2018’de kendi şirketini kuran Karadeniz, bugün evinin 3 metrekarelik balkonunda ürettiği origami çantalarını Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyor. ‘Evviva by Yuri’ markasıyla İzmir’den, Amerika başta olmak üzere çeşitli ülkelere ihracat da yapan Karadeniz’in gündeminde hayallerine başka kadınları dahil etmek var.

YURDANUR Yurtsever Karadeniz... Bir yıl arayla dünyaya gelen iki kızının bakımını üstlenerek ara verdiği profesyonel iş hayatına girişimci olarak iddialı bir dönüş yapan iş insanı... Mücadeleci ve yaratıcı kimliğiyle de birçok ev kadınına rol model olacak girişimci. Evviva by Yuri markasının kurucusu Yurdanur Yurtsever Karadeniz ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1979 İzmir doğumlu olan Yurdanur Yurtseven Karadeniz, İzmir’deki lise eğitiminin ardından üniversite için Ankara’nın yolunu tuttuğunu söyleyerek, şöyle devam etti:

ALTI AY İŞSİZ KALDI
“Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İtalyan Dili Edebiyatı Bölümü’nden 2005’te mezun oldum. İki dil bilen biri olarak hemen iş bulacağımı düşündüm, ama 6 ay işsiz kaldım. Daha sonra İzmir’de küçük bir atölyede ihracat personeli olarak çalışmaya başladım. Ama ben ilk günden beri tekstil sektöründe çalışmak istiyordum. Ve o yönde kariyerime yön verdim. Daha sonra ise bir deri firmasında müşteri temsilcisi olarak profesyonel iş hayatıma devam ettim. Burada da ünlü bir İtalyan markayla çalışma şansı elde ettim. Ama bazı çalışma arkadaşlarıyla sorun yaşayınca istifa etim.”

İLK ÇANTALAR KIZLARINA

Yazının Devamını Oku

Kemik suyuna girişim

BAHÇEDEKİ çam ağacının fıstıklarını toplayıp, evlerinin önünde satarak ilk parasını kazanır.

 

Tarımla uğraşan dedesinin hikayelerini dinleyerek büyür. Seda Tütüncüoğlu, lisenin ardından ‘Mutfak Sanatları Akademisi’ için İzmir’den İstanbul’a gider. Süreç içinde hem birçok mutfakta görev çalışır hem de İngiltere ve Güney Afrika gibi ülkelerde aldığı çeşitli eğitimlerle kendini geliştirir. Seda Tütüncüoğlu, annelikle birlikte de sağlıklı beslenmeye odaklanır. Tütüncüoğlu’nun yaptığı ilikli kemik suyunun ünü, mutfağının dışına taşar. Ve gelen taleplerle bunu İzmir’de girişime dönüştürme kararı alır. Bugün Stock Station markasıyla tüketiciyle buluşan Seda Tütüncüoğlu, bir yandan yeni ürünler ve ihracat için koştururken diğer tarafta ise ilikli kemik suyu kafeleri kurmayı hedefliyor.

SEDA Tütüncüoğlu... Küçük yaşta adım attığı gastronomi dünyasında edindiği tecrübe ve bilgi birikimini kendi işine aktarmayı başaran bir iş insanı. ‘Karanlık günlerde iyi fikirler doğarmış’ sözünü, mücadeleci kişiliğiyle ortaya koyan bir kadın girişimci. Stock Station markasının yaratıcısı Seda Tütüncüoğlu ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan Tütüncüoğlu, göçmen bir ailenin ilk çocuğu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:


DEDESİNİN İZİNDEN YÜRÜDÜ

Yazının Devamını Oku