Aramızda kalsın

 Çocukluğundan itibaren ‘bir karavan alıp, kahve ya da ekmeğin üzerine şunu koyup satabiliriz’ diyerek, fikirler üretir.

Üniversite eğitiminin ardından da kariyerine çeşitli şirketlerin pazar araştırma ve pazarlama bölümlerinde devam eder. İrem Terci, bir yandan da ideal kilosuna kavuşabilmek için denemediği diyet ve yöntem kalmaz. ‘Zayıf olmayı istemenin’, ‘sağlıklı olmayı istemekle’ yer değiştirdiği gün İrem Terci’nin de hayatı değişir. Terci, gerekli eğitimleri aldıktan sonra kariyerine bütünsel beslenme uzmanı olarak devam eder ve 2017’de kendi şirketini kurar. İrem Terci, bir yıl sonra da ‘Aramızda Kalsın’ markasıyla yeni bir girişime imza atar. “Hem diyet yapıyoruz, hem de lezzetli, sağlıklı, tatlı ürünler yiyoruz, olayımız marka adının çıkış noktası oldu” diyen Terci’nin gündeminde ise ihracat var.

Aramızda kalsın
 

İREM Terci... Kariyeri kurumsalda başlasa da en büyük tutkusu beslenmenin peşinden giden genç bir iş insanı. Kendini mutlu eden şeyi keşfederek başarıyı yakalayan bir girişimci. ‘Aramızda Kalsın’ın kurucusu İrem Terci ile girişimcilik serüvenini konuştuk. 1984 İzmir doğumlu olan İrem Terci, “Beslenmeyle ilgili her şey, yemek yapmak, başkalarına yedirmek, zaten beni en mutlu eden şeylerdi. Bunun dışında çocukluğumdan beri hep yeni iş fikirleri üretirdim. Ekmeğin üzerine şunu koyup satabiliriz, bir karavan alıp, kahve satabiliriz gibi” diyerek, girişimcilik serüveninin küçük yaşlarda başladığını aktardı.

TUTKUSUNUN PEŞİNDEN GİTTİ
Lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini ise İngiltere’de London South Bank Üniversitesi Uluslararası İşletme ve Pazarlama Bölümü’nde tamamlayan İrem Terci, 2010’da ülkeye döner ve çeşitli şirketlerin pazar araştırma ve pazarlama bölümlerinde görev yapar. “Kariyerime her ne kadar kurumsal hayatta başlasam da beslenme konusu benim için her zaman bir tutkuydu. Açıkçası, bunun benim kişisel hikayemle büyük ölçüde ilgisi var” diyen İrem Terci, şöyle devam etti:
“Uzun yıllar kilo sorunlarıyla mücadele etmiş, ideal kilosuna kavuşabilmek için denemediği diyet ve yöntem kalmamış, her pazartesi diyete başlayıp, her çarşamba bozarak yıllarını geçirmiş biriydim. ‘Diyet’ yani ‘bedel ödemek’ kelimesinin ‘denge’ kelimesiyle, ‘zayıf olmayı istemenin’ de ‘sağlıklı olmayı istemekle’ yer değiştirdiği gün benim hayatım da değişti. Bunu da yıllar önce birlikte çalıştığım bütünsel beslenme koçuyla gerçekleştirdim. Sonrasında bu konu benim tutkum haline geldi ve eğitim almaya karar verdim.”

Aramızda kalsın

İSTİFA EDİP KENDİ ŞİRKETİN KURDU
İrem Terci, bütünsel beslenme ve sağlık koçluğu eğitimini California State University ile The State Universtiy of New York’tan akredite olan ve merkezi Amerika’da bulunan beslenme okulu Institute For Integrative Nutrition’da tamamlar. İrem Terci, o süreci şöyle aktardı:
“2017’de diplomam geldikten sonra istifa edip, kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Ve bütünsel beslenme uzmanı olarak çalışmaya başladım. Değişimin zor olmadığını, kalıcı olabileceğini bizzat deneyimlemiş biri olarak, herkesi ‘diyet’ yapmaktan vazgeçirip, besinlerle ilgili bilinçlendirmeyi kendime amaç edindim. Değişime açık olan, hazır olan herkese bunun mümkün olabileceğini göstererek insanların hayatlarında fark yaratabilmek için çalışmaya başladım.”

NEDEN BU ÜRÜNLER MARKA OLMASIN
Bütünsel beslenme hizmeti verdiği danışanlarıyla uzun yıllar aynı problemleri yaşadığı için çok fazla empati kuran İrem Terci, “Şunu yiyebilirsiniz, bunu içebilirsiniz demek yerine sağlıklı atıştırmalık pişirip onlara hediye ediyordum. Her gün kek, kurabiye pişirmek çok fazla vakit alınca ben de pişmeyen, tatlı ancak sağlıklı atıştırmalıklar yapıp hediye etmeye başladım. Baktım ki, çok beğeniliyor, çeşit geliştirdim. Mesela spor yapanlar için whey proteinli yaptım, kalorisi düşük olmalı diyenler için atıştırmalıklar yaptım, içerisindeki iyi yağ oranı yüksek olsun diyenler için başka bir çeşit geliştirdim. Bir yerden sonra ‘neden bu ürünler marka olmasın ki’ dedim. Çok zor ulaşılabilecek bir hayal gibi görünse de ve başlarda çok korksam da ‘neden olmasın’ fikrine korkularımdan daha çok sarıldım sanırım. Ve 2018’de ‘Aramızda Kalsın’ isimli şekersiz, sağlıklı atıştırmalık markasını kurdum. İsim de danışanlarımla aramızdaki iletişimden doğdu. Aramızda kalsın, hem diyet yapıyoruz hem de lezzetli, sağlıklı, tatlı ürünler yiyoruz olayımız marka adının çıkış noktası oldu” diyerek, kuruluş sürecini paylaştı.

Aramızda kalsın
 

 
GÖZÜ YURTDIŞINDA

İREM Terci, ürünlerinin satışını iki yıldır kendi e-ticaret sitesinin yanı sıra sağlıklı ürünlerin satışını yapan başka e-ticaret platformları ile organik dükkanlardan yapıldığını söyledi. Terci, “Aramızda Kalsın atıştırmalıkları, iki yıldır butik bir şekilde üretiliyordu. Kısa zaman önce yıllardır iş yapış kalitesine, ürünlerine ve vizyonuna hayran olduğum İzmirli OTS Organik’le birlikte yolumuza devam etme kararı aldık. OTS Organik’le birlikte tüm ürünleri aileye eklenecek yeni çeşitlerle birlikte, yüzde 100 organik içerikle her tüketicinin kolaylıkla ulaşabileceği satış ağıyla pazara sunmak öncelikli hedefimiz. Türkiye lansmanı sonrası ürünlerimizin yurtdışı pazarda da satışa sunulması için planlarımızı yapıyoruz. İstanbul’dan yola çıksak da büyümemizi İzmir’den yapacağız” diyor.

 
BIRAK DAĞINIK KALSIN

YAKLAŞIK iki ay önce “Bırak Dağınık Kalsın” isimli bir de kitap çıkaran İrem Terci, kitabın içinde 40 farklı sağlıklı yemek tarifinin yer aldığını paylaşarak, şu bilgileri aktardı: “Ancak kitabı farklılaştıran, her bir tarifin yanında birer tane de öykü bulunması. 40 farklı tarif yanında insana ait 40 farklı öykü bulunuyor. Aslında içerisinde sağlıklı yemek tarifleri bulunan bir kişisel gelişim kitabı diyebilirim. Herkesin kendinden mutlaka bir şeyler bulacağına, kimi zaman okurken kahkahalarla gülüp kimi zaman da duygulanacağına emin olduğum, içime çok sinen, sıcacık bir kitap oldu.”

KISA KISA

* Bu yola çıkarken birçok kişinin “imkansız, bu yaştan sonra çok zor, delilik, olmaz” sözleriyle karşılaşan İrem Terci, “O gün de bugün de hayal kurmaktan hiç vazgeçmedim, hala da vazgeçmiyorum. Çünkü, imkansız gibi görünen her şey aslında sadece ‘adım atılmayı’ bekliyor. İyi bir niyetle atılan her adım başka bir kapıyı kolaylıkla açarak bize yol gösteriyor. Zor olan, değişim değil aslında. Zor olan kendimizin ve çevremizdekilerin ‘olmaz’ deyişlerine rağmen adım atabilmek” diyor.

X

Keçe sanatıyla yeni bir yolculuğa çıktı

Tempolu iş hayatına anne olunca ara verir. Bir yandan oğlunu büyütür, diğer tarafta da boş zamanlarını değerlendirmenin yolunu arar. Ve, sosyal medya platformunda gezerken, karşısına keçe sanatı çıkar. Özlem Akman, el yeteneğini de kullanarak keçeden bebekler yapmaya başlar. Akman’ın hobisi, hayvan büstlerinden heykellere kadar çeşitli ürünlerle devam eder. Özlem Akman, aile işinin yanında kendi hikayesini de yazma kararı alır. Ve, BorArt.Co by Özlem Akman ismiyle markalaşır. Akman’ın gündeminde ise e-ticaret sitesiyle aile bütçesine katkı sağlamak isteyen kadınlara kapılarını açmak var.

 

ÖZLEM Akman... El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünlere ilgisini önce hobi haline getiren ardından da bunu girişime dönüştüren genç bir girişimci. ‘Kadın isterse her şeyi yapar’ söylemini gerçekleştirenlerden biri olan BorArt.Co’nun yaratıcısı Özlem Akman ile keçe sanatıyla olan yolculuğunu konuştuk. 1989 İzmir doğumlu olan Özlem Akman, elişine karşı her zaman ilgisinin olduğunu belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

EL İŞİ AİLE GELENEĞİ
“Burada hem annem, hem babaannem hem de anneannemin yönlendirmelerinin etkisi büyük. Bir şeyleri güzelleştirmek, farklı yapmak, değişim-dönüşüm gerçekleştirmek hep hoşuma gitmiştir. Resim, örgü, kanaviçe gibi çalışmalarım oldu. Bu el işine yatkınlık hep devam etti. Sanatla ilgili her çalışmaya ayrı bir sempatim oldu. El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünler ilgimi çekmekle birlikte, nasıl yapıldığı konusunda da kafa yoruyordum. Bu ilgi devam ederken de Anadolu Üniversitesi İktisat’tan mezun oldum ve kariyer yolculuğuma İZMO Bilişim’in finans bölümünde çalışarak başladım.”

BOŞ ZAMANINI DEĞERLENDİRDİ

Yazının Devamını Oku

Asi girişimciden sıra dışı marka

Dede amcasının yönlendirmesiyle önce limonata, ardından da taşların üzerine ülke bayraklarını çizerek turistlere satar.

Mertcan Karaağaç, okul sonrası her yaz dönemini de bir işletmede çırak olarak geçirir. İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği sonrası Amerika’da eğitim hayatına devam eder. Mertcan Karağaç, memleketi Denizli’ye dönüp aile şirketinde kariyerini sürdürür. Ama kuşaklar arası uyum nedeniyle kendi hikayesini yazmaya karar verir. Ve Tuck markasıyla İzmir’de 3’üncü nesil kahve sektörüne adım atar. Pandemi döneminde Cold Brew’i çıkaran Mertcan Karağaç, bugün üç kentte 10 şubeyle yoluna devam ediyor. Bir yandan yeni şubelerle büyümeyi planlayan Mertcan Karaağaç’ın gündeminde ayrıca, Cold Brew ile hem market rafı hem de ihracat var.

MERTCAN Karaağaç... Ticareti küçük yaşta öğrenmenin avantajıyla karşısına çıkan fırsatları ve kırılmaları girişime çevirmeyi başaran genç bir iş insanı. Sıradan olanı reddeden ve hayattaki her detayda farklılığı arama tutkusuyla hareket eden bir girişimci. Tuck’ın kurucusu Mertcan Karaağaç ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Denizlili doktor bir baba ile zaman zaman aile şirketinde görev alan bir annenin 1990 doğumlu çocuğu olan Mertcan Karağaç, girişimcilikte ilk adımını 9 yaşında attığını belirterek, o dönemi şöyle aktardı:

HAYAT DERSİ AŞEVİNDE
“Annemin amcası, bizim amca dedemiz, aile şirketinde önce kararlarda izi olan bir isimdi. Hayatı boyunca da hiç durmadığı için bizleri de küçük yaşta teşvik ediyordu, ticarete atılmamızı söylerdi. ‘Limonata satabilirsiniz’ önerisinde bulundu ve ilk sermayemizi de o verdi. Aldığımız 20 kilo limondan, anneme limonata yaptırdık. Ve arkadaşım Ragıp Can ile birlikte yazlığımızın olduğu Kuşadası’nda limonata satmaya başladık. Sonra denizlerde sektirdiğimiz düz taşlardan yola çıkarak, bunların üzerine ülke bayraklarını çizip, turistlere sattık. Kilden bir takım şeyler yaptık. Yine kolye yapıp sattık. Her yaz bir macerayla geçti. Annem ve babam, hayatı erken yaşta öğrenmemizi istiyordu. Okul bittikten sonra, yazları mutlaka bir yerde çalıştım. Bu kaportacı da oldu, elektrikçi de. Hatta tabağımda bıraktığım pilavın dersini çıkarmak adına aşevi de...”

AMERİKA’DA DA BOŞ DURMADI

Yazının Devamını Oku

Battaniyeleri bebekleri geliri de kızları ısıtıyor

Kariyerine yön vermek için iş görüşmeleri yapar. Ama istediği gibi bir iş bulamayınca da kendi şirketini kurma kararı alır. Gülten Taner, pazarlamadan firmaların imaj yenilemesine kadar çeşitli konularda danışmanlık yapar. Türkiye’ye getirdiği ev tipi ekmek makinesinin tanıtım ve pazarlamasını yapar. Glutensiz ekmek tarifleri kitapçığı hazırlar. Gülten Taner, 2018’de ise organik bebek battaniyeleri üretmek için Guppies and You markasını hayata geçirir. Gelirinin bir kısmını da kız çocuklarının eğitimine ayırır. Gülten Taner, Guppies and You’u dünyada bilinen bir marka yaparak daha çok kız çocuğunun okuması için burs sağlamayı hedefliyor.


 

GÜLTEN Taner... Kız çocuklarının toplumdaki ilerlemenin mihenk taşı olduğuna ve bunun da ancak eğitimle mümkün olduğuna inanan bir iş insanı. Öyle ki, hayata geçirdiği girişimin gelirinin bir bölümünü kız çocuklarının eğitimine ayıran sosyal bir girişimci. Guppies and You markasının kurucusu Gülten Taner ile hem girişimcilik serüvenini hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1968 İzmir Urla doğumlu Gülten Taner, göçmen bir ailede, renkli bir kültür mozaiği içerisinde, gelenek ve göreneklerle harmanlanan bir ortamda büyür. Babasının esnaf olması nedeniyle de küçük yaşlardan itibaren onunla dükkanda uzun vakitler geçirdiğini söyleyen Gülten Taner, şöyle devam etti:

BİR ALTIN BİLEZİK OLSUN
“Bizler okuyup birer meslek sahibi olmak, kendi ayaklarımızın üzerinde durmak hedefiyle yetiştirildik. Büyüklerimizin deyimiyle ‘bileğimizde bir altın bilezik olsun’ telkiniyle büyüdük. Çevremdeki bu kültür çeşitliliği içinde sosyal bilimlere ilgi duydum ve Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okumaya karar verdim. Üniversitede okurken üçüncü yıldan itibaren önce part-time olarak Bornova Pamukbank’ta, sonra da tam zamanlı ITT International’de çalışmaya başladım. Burada satış-pazarlama, büyük müşteri portföyü yönetme gibi sonradan hayatıma yön verecek pek çok şeyi öğrenme fırsatı buldum. Öğrendiklerimin ışığında tezim, ‘işletmelerde prodüktivitenin ve verimliliğinin artırılması’ oldu. Mezun olduktan 2 yıl sonra İngiltere’ye Kent Üniversitesi’ne gittim. İşletme ve Yöneticilik yüksek lisansı yaptım. Daha sonra da yemeğe olan merakımdan dolayı Cordon Bleu Yemek Okulu’na gittim. Bir süre İngiltere’de Canterbury Catering hizmetlerinde asistanlık yaptım.”

CESUR BİR GİRİŞİMCİLİK

Yazının Devamını Oku

Adını ilk 3’e yazdırdı

Almanya’da tank fabrikasında 8 yıl çalıştıktan sonra, doğduğu topraklara döner ve kendi hikayesini yazmak için hareket geçer. İlk başta otomotiv, toprak ve deri sektörlerine yönelik yedek parça üretir. Temuçin Arbak, 80’li yılların başında ise ‘yapılmayanı yapma’ misyonuyla kule dönüş dişlilerinin imalatına başlar. Daha sonra ikinci kuşaktan Tibet Arbak sürece dahil olur ve AR-GE çalışmalarıyla Tibet Makina’yı büyütmek için mesai harcar. Önce rüzgar türbinlerine ardından da savunma sanayi için ürettiği ürünlerle şirketin adını, dünyada ilk üçe yazdırır. Bugün çeşitli sektörlere kule dönüş dişlisi, rulman yatakları ve alüminyum tel yataklı dişlileri üreten Tibet Makina’da ikinci kuşağın hedefi, ‘Türkiye’de üretilmeyeni ürütme’ misyonuyla sistemsel çözümler geliştirmek.

TİBET Arbak... Babasının başlattığı serüvene, katma değeri yüksek ürünler ekleyerek üretim bayrağını yarınlara taşımak için mücadele veren bir iş insanı. Bu süreçte de karşısına çıkan onca zorluk ve engele rağmen ülke ekonomisine katkı sağlayan bir sanayici. Tibet Makina’nın ikinci kuşak temsilcilerinden Tibet Arbak ile hem markanın doğuş öyküsünü hem kendisinin sürece katılma serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. İlk adımı atan baba Temuçin Arbak’ın Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi Torna Tesviye Bölümü’nden mezun olduğunu paylaştı. Arbak, şöyle devam etti:

ALMANYA’YA İLK GİDENLERDEN
“Merhum dedem gümrük memurluğundan emekli olduktan sonra gümrük müşavirliği yapar. Babam da kariyer yolculuğuna burada başlar. Ama bir süre sonra bu işin çok da kendine uygun olmadığını düşünür. Çünkü yaratıcılığı, üretmeyi seven bir yapısı vardır. O dönemde ise Almanya’nın Türkiye’den iş gücü almaya başladığı yıllardır. Babamın bir arkadaşı da bu listede yer alır, ama gitmekten vazgeçer. Onun yerine babam gitmeye karar verir. Yani babam da Almanya’ya ilk giden kafilenin içinde yer alır. Orada tank fabrikasında çalışır. Kısa sürede de bölüm şefliğine kadar yükselir. 1969’da ise ben dünyaya gelince, ‘ben çocuğumu memleketimde büyütmek istiyorum’ diyerek dönüş kararı alır.”

 

‘YAPILMAYANI YAPALIM’ DEDİ

Yazının Devamını Oku

Bireysel ihtiyaçtan global marka yarattı

Yoğun iş stresini hafifletmek için golf oynamaya başlar. Ama karşısına 3 boyutlu görme engeli çıkar. Görme konusunda yaşadığı sorun, Batuhan Okur’a önemli bir girişimcilik fırsatı sunar. Okur, atılan topun gittiği yeri görmek için bir atış monitörü geliştirir ve 2010’da Singapur’da Rapsodo doğar. Okur, süreç içerisinde golfün yanına beyzbolu ekleyerek yazılım ve donanım üretir. Batuhan Okur, 2018’de de İzmir AR-GE ofisini kurarak Amerika’ya ihracata başlar. “Bugün 4 ayrı kıtada 4 farklı ülkede faaliyet gösteren spor teknolojisi firmasıyız” diyen Batuhan Okur’un gündeminde ise hem istihdam artışı hem de Türkiye’deki cirosunu iki yılda 50 milyon dolara çıkarmak var.

BATUHAN Okur... Türkiye için bir beyin göçü olsa da İzmir Urla’da kurduğu AR-GE merkeziyle ülkesine olan borcunu yatırımla ödeyen bir girişimci. Türk yazılımcıların dünyaya İzmir’den açılmasını kendine misyon edinen bir iş insanı. Rapsodo’nun kurucusu Batuhan Okur ile girişimcilik serüveninden İzmir yatırımına, gelecek planlarından spor teknolojisine kadar birçok konuyu konuştuk. Eskişehir doğumlu Okur, Eskişehir Fen Lisesi’nin ardından 1997’de ODTÜ Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olur. 1998’de Amerika’ya giden Okur, hikayenin devamını şöyle anlattı:

İŞ STRESİNDE KAÇIŞ
“2004’e kadar Amerika’da kaldım. Ardından önce Singapur, sonra Tayvan’da ikişer yıl çalıştım. İkinci çocuk olunca seyahatleri azaltmak amacıyla Singapur’a gerdi döndüm. 150 milyon dolarlık bir işi yönetmeye başladım. Bu işin stresi nedeniyle olsa gerek, daha sık golf oynamaya başladım. Benim 3 boyutlu görmeme engel olan bir göz problemim var. O güne kadar bana sıkıntı yaşatmayan bu sorun, golf performansımı geliştirmeme engel olmaya başladı. Attığım topun gittiği yeri görmek için atış monitörü araştırırken, pazardaki yüksek fiyatlı ürünleri gördüm ve inceledim. Ve daha yüksek teknolojiye sahip, taşınması kolay, daha erişilebilir bir fiyat politikası olan ürün geliştirmeye karar verdim.”

BEYZBOL TOPU BİLE YOKTU

Yazının Devamını Oku

Anne ve babası kurdu o dünya markası yaptı

Yıl 1979... Ümit ve Bahar Yorgancıoğlu, ‘iç mekan kontrat’ işleri yapmak için ilk adımı atar. Daha sonra ise ‘özgün mobilya perakendesi’ olma hedefiyle 1989’da İzmir’de ilk mağaza açılır. Çocukluğundan beri işin içerisinde olan ikinci kuşaktan Doruk Yorgancıoğlu da Amerika’da eğitim aldığı dönem pazardaki fırsatları fark eder. Ve 2008’de ailesini ikna ederek Amerika’da mağaza açar. Yönünü doğudan batıya çeviren Doruk Yorgancıoğlu, Dorya’yı devlet adamlarından ünlü simalara kadar birçok ismin evini, ofisini donatan bir marka haline getirir. Bugün hem Dorya Home markasıyla birçok ülkeye ihracat yapan, hem de 2’si Türkiye’de 3’ü Amerika’da toplam 5 mağazayla yola devam eden Doruk Yorgancıoğlu’nun gündeminde sanal mağazalar ile tekne üretimi var.

 

DORUK Yorgancıoğlu... Kaliteye tasarımı ekleyerek aile şirketinin dünyada sayılı markalarından biri olması için mücadele vermiş iş insanı. Kuşaklar arası uyumunun da etkisiyle mobilya ihracatının ortalama kilogram değerini 40 dolarlara çıkarmayı başaran Dorya A.Ş.’nin ikinci kuşak temsilcisi Doruk Yorgancıoğlu ile hem markanın hikayesini, hem sürece katılma serüvenini hem de gelecek planlarını konuştuk... 1981 İzmir doğumlu Doruk Yorgancıoğlu, babasının işletme, annesinin ise mimarlık mezunu olduğunu paylaşarak, Dorya’nın doğuş öyküsünü şöyle aktardı:

HER ŞEY KONTRAT İŞİYLE BAŞLADI
“Babam Ümit Yorgancıoğlu ile annem Bahar Yorgancıoğlu, 1979’da bir boşluğu görerek mobilya sektörüne giriş yapıyor. O dönem ana faaliyet konuları kontrat. Devlet, banka ya da şirketlerin ofis mobilyaları ve giydirmelerini yaparak çalışıyorlar. Bir süre sonra faaliyetlerine ev mobilyasını da eklemeye karar veriyorlar. Bununla birlikte 1989’da İzmir’de ilk mağazamızı açıyorlar. Tabii, kontrat işi de komutanlıklar, valilikler, büyükelçiler şekilde devam ediyor. 1996’da ise ihracat serüveni başlıyor. Dubai’de katıldıkları bir fuarın ardından Orta Doğu’ya ihracat gerçekleşiyor.”

Yazının Devamını Oku

Ağır sözleşme şartları markasına hayat verdi

Almanya’dan Türkiye’ye geldiğinde, aklında anaokulu açma fikri vardır. Ama kardeşinin Almanya’da diş beyazlatma merkezi açmasıyla işin seyri değişir. Beyhan Nalbantoğlu da bu merkezi İzmir’e taşımak ister. Diş beyazlatma üzerine eğitimler alan Beyhan Nalbantoğlu, Alman firmanın bayiliğini alır. Ancak ağır sözleşme şartları nedeniyle girişimden vazgeçen Beyhan Nalbantoğlu, bir süre sonra bunu kendi markasıyla hayata geçirir. Ofisini tutar, ama pandemiye takılır. Beyhan Nalbantoğlu da bu kez diş beyazlatmayı eve taşır. Yurtdışında ürettirdiği diş beyazlatma kitiyle girişimini hayata geçiren Beyhan Nalbantoğlu’nun gündeminde White Art markasıyla merkezler açmak var.

 

BEYHAN Nalbantoğlu... Farklı bir alanda eğitim alsa da karşısına çıkan fırsatı girişime çevirmeyi başaran iş insanı. Bu süreçte yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen genç bir girişimci... White Art’ın kurucusu Beyhan Nalbantoğlu ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecek ile ilgili planlarını konuştuk. 1990 Hatay doğumlu olan Beyhan Nalbantoğlu, hikayenin devamını şöyle aktardı:

ALMAN DİSİPLİNİYLE BÜYÜDÜ
“Hatay, doğumlu olsam da aslen Mardinliyiz. Babam makine mühendisi. Ve iş için Almanya’ya çalışmaya gitti. Önce o, ardından da biz gurbetçi olduk. 4 yaşımdan sonra benim için Almanya macerası başladı. Eğitim hayatıma orada devam ettim. Önce anaokulu üzerine eğitim aldım. Ardından da pedagog oldum. Aslında aldığım eğitimin Türkiye’de tam karşılığı yok. Ama anaokulu ve çocuk gelişimi üzerine bir eğitim diyebiliriz. Beş yıllık eğitim sürecinde de her yıl zorunlu stajlarım oldu. 2018’de ise evlendim. Evlilikle birlikte de Türkiye’ye döndüm.”

NEDEN TÜRKİYE’DE DE OLMASIN

Yazının Devamını Oku

Üç kuşaktır hatır için üretiyorlar

İlk adımı dede Şeref Ünel, 1951’de atar. 1987’de işi tamamen baba Emin Ünel ve anne Sema Ünel, devralır. Daha sonra ise kahve çuvalları, kahve çekirdekleri ve kavurma makineleriyle iç içe bir çocukluk geçiren üçüncü kuşaktan Şive Ünel, sahneye çıkar. Süt ve ürünleri teknolojisi bölümünden mezun olsa da Şive Ünel, dede mesleğinde kariyerine devam etme kararı alır. “Bizim kahvemizin hatırı ömürlük” diyen Şive Ünel, bugün Manisa Turgutlu’da bulunan Kurukahveci Şeref Ünel’in adını 100 yıllık şirketler listesine yazdırma hedefiyle çalışıyor.

 

ŞİVE Ünel... Her ne kadar var olan aile işinde kariyer yolculuğuna başlasa da orayı çağın gereklerine göre güncelleyerek sürece katkı koyan bir isim. Baba ve annesinin tecrübesine atikliğini ekleyerek farkındalık yaratan Kurukahveci Şeref Ünel’in üçüncü kuşak temsilcilerinden Şive Ünel ile hem markanın hikayesini hem de kendisinin katılma sürecini konuştuk. 1981 Manisa Turgutlu doğumlu Şive Ünel, her şeyi başlatan ismin dede Şeref Ünel olduğunu belirterek, o dönemi şöyle aktardı:


MARKALAŞMA İKİNCİ KUŞAKTAN
“Dedem Şeref Ünel, 1951 yılında Turgutlu’da ‘Şeref Ünel Kurukahve Tahmis’i kurar. Ve Turgutlu’nun ilk kurukahvecisi unvanını alır. Kahve sektöründe dedem, özenle seçilmiş kahve çekirdeklerini bakır kazanda kavurup, taş değirmende öğüterek yer edinir. İlerleyen zamanlarda da dedem Şeref Ünel ve babam Emin Ünel’in ortaklığıyla kahvenin yolculuğu devam eder. 1987 yılında da işi tamamen babam Emin Ünel ve annem Sema Ünel devralarak markalaşma süreci başlamış olur.”


Yazının Devamını Oku

O dinozor evin mutfağına sığmadı

İşin fitilini, Rüzgar’ın dinozorlu pasta istemesi ateşler.

 

Anne Didem Özer de bu isteği hayata geçirmek için kapısını çaldığı büyük bir markadan hatırı sayılır fiyat duyunca, oğlu için hiçbir deneyimi olmamasına rağmen mutfağa girer. Ve yaptığı dinozorlu pasta çok beğenilince de ‘bize de yapar mısın’ talepleriyle karşılaşır. Uzunca süre bu taleplere cevap veren Didem Özer, bir yandan da kurumsaldaki kariyerine devam eder. Ama yıllar içinde ürettiği pastalar evin mutfağına sığamaz hale gelir. Didem Özer, eşi Volkan Özer’le birlikte NO Yirmi Dokuz’u kurarak işi resmiyete döker. Ve 12 metrekarelik bir alanda Pasta Kodu markasıyla tüketiciyle buluşurlar. Her şey yolunda giderken, son İzmir depremi mutfağın bulunduğu binayı da etkiler. Bina mühürlenince Özer çifti de iki saat içinde üretimi başka bir noktaya taşıyarak kaldıkları yerden devam eder. Bugün toptanın yanı sıra iki şubeyle yoluna devam eden Özer çiftinin hedefleri arasında, yeni şubeler var.

PASTA Kodu... Özer çiftinin özgür olmayı bekleyen hevesinin ortaya çıkmış hali. Dinozorların nesli tükense de yaratıcılığın tükenmediğini göstermek adına tatlılar üreten bir marka... NO Yirmi Dokuz’un kurucuları Didem ve Volkan Özer çiftiyle hem Pasta Kodu’nun hikayesini hem de gelecek planlarını konuştuk. İzmir 1978 doğumlu olan Didem Özer, insan kaynakları uzmanı olarak uzun süre kurumsal bir firmada çalışır. Hayallerinde ise hep üretmek olan Didem Özer, bunu resim ya da el işleri yaparak hayata geçirir. 1976 İzmir doğumlu olan Volkan Özer de muhasebe eğitiminin ardından elektronik alanında faaliyet gösteren aile şirketini büyütmek için çalışır. Mutfağa olan merakı nedeniyle de Volkan Özer’in hayali ise hep bir restoran açmak üzerinedir. Ama sürecin onları bambaşka bir yere götürdüğünü söyleyen Didem Özer, o kırılmayı şöyle anlattı:



O PARAYI VEREMEM

Yazının Devamını Oku

İşin sırrı kadın dayanışmasında

Yaklaşık 9 yıllık bankacılık macerasının ardından yeni ufuklara yelken açmak için istifa eder. Ve, birçok konuda eğitim alır.

Bu sırada kızına ikiz kardeşlerin gelmesiyle de Selma Yağcıköse, tüm odağını bu alana yöneltir. Selma Yağcıköse, hem ikizlerinin hem de başka bebeklerin organik ipliklerle hazırlanan el yapımı ürünlerle büyümesi için harekete geçer. Selma Yağcıköse, Türkiye’nin kaliteli ipliklerini Anadolu kadınının hünerli elleriyle birleştirme hedefiyle Manisa Salihli’de Mandalina Bebek Butik’i kurar. “Aile bütçesine katkı sağlamak isteyen onlarca kadın sanatçı, gecelerini gündüzlerine katarak hem kendi zamanlarını nitelikli hale getiriyor hem de çok değerli bir katma değer yaratıyor” diyen Yağcıköse, Türk kadının el becerisini dünyaya tanıtmayı hedefliyor.


 

SELMA Yağcıköse... Kırklı yaşlara gelirken hayallerinin peşinden giden ve buna başka kadınları da ortak eden bir iş insanı. Markalaşma yolunda ilerlemeye çalışan, yoktan var eden girişimci ruhlara ilham kaynağı olmayı kendine misyon edinen Mandalina Bebek Butik’in kurucusu Selma Yağcıköse ile girişimcilik sürecinden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Manisa Salihli’de 1981 yılında dünyaya gelen Selma Yağcıköse, üniversiteyi bitirene kadar babasının görevi nedeniyle yurdun dört bir yanında farklı kültürleri yaşayarak büyür. Hayatındaki ilk dönüm noktasını ailesini lisede yatılı okumaya ikna ederek yaşadığını söyleyen Selma Yağcıköse, şöyle devam etti:

GELECEK İÇİN İSTİFA ETTİ
“İzmir Kız Lisesi’nde 3 yıl sürecek muhteşem yaşam serüvenim böylece başlamış oldu. Üst nesillerimden bu yana girişimciliğin denenmediği bir ailede büyüdüğüm için olsa gerek, nerede çalışabileceğime odaklanarak eğitim hayatımı sürdürdüm. Kendi işimi kurmanın hayalleri ise hep aklımın bir köşesindeydi ve en iyi zaman için hazır olduğumdan emin olana dek bekledim. Aslında buna beklemek denemez de finale ulaşmak için gerekli tüm evreleri tüm hakkaniyetiyle tamamlamak denebilir. Hayatımın hiç bir döneminde asla boş durmadım, katıldığım bir eğitim bir sertifika programı bir etkinlik mutlaka oldu. Lisans eğitimimi Ankara’da Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde tamamlayıp, özel bir bankada çalışmaya başladım. 9 yıl çalıştıktan sonra, hayatımın sonuna kadar emek harcamak istediğim işin başka bir alanda beni beklediğinden emin olarak istifa ettim.”

Yazının Devamını Oku

El emeğini dijitale taşıdı kadınlara ek gelir sağladı

Her şey yeni bir iş için aile içinde yapılan beyin fırtınasında ortaya çıkar.

Anneannesinin el işi yaparak çocuklarını okutması ve evin geçimini bu yolla sağlaması işin fitilini ateşler. Zeynep Osmanlı da binlerce ev kadının ihtiyacı olan ek geliri, el emeğindeki yetenekleriyle sağlayabileceğini düşünür. El emeği, göz nuru ürünleri tüketiciyle buluşturma hedefiyle Zeynep Osmanlı, sanal marketlerin yer aldığı e-ticaret platformu Zeos Store’u kurar. Bir yıl gibi kısa sürede e-ticaret platformunda 567 adet sanal mağaza açmış üreticiye ulaşan Zeynep Osmanlı, yurtdışı için de ayrı bir internet sitesi kurar. Birçok ülkede satış gerçekleştirmeyi hedefleyen Zeynep Osmanlı’nın gündeminde daha çok kadına ulaşmak var.

ZEYNEP Osmanlı... Hemcinslerinin bağımsız bir şekilde ürünlerini pazarlama ve kazancını değerlendirme fırsatı için harekete geçen bir girişimci. Evlerde üretilen ürünleri e-ticaret platformu aracılığıyla ülkenin dört bir yanına göndererek kadınlara ek gelir sağlayan Zeos Store’un kurucusu Zeynep Osmanlı ile girişimcilik serüvenini konuştuk. 1986 İzmir’de dünyaya gelen Zeynep Osmanlı, annesinin subay olması nedeniyle ilk ve ortaokul hayatının İstanbul Levent’de geçtiğini, daha sonra ise İzmir’e taşındıklarını söyledi. İzmir Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra da İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda Tasarım Bölümü’nde yüksek öğrenim serüveninin başladığını aktararak, şöyle devam etti:

ANNEANNESİ İLHAM OLDU
“Daha sonra evlilikle birlikte de kariyer yolculuğum başladı. Eşimle fatura ödeme merkezi açtık. İki yıl gibi zaman içerisinde fatura ödeme merkezimizi 410 bayilik bir genel müdürlük olan Taft A.Ş.’ye çevirdik. Eşimle birlikte şirket ortağı olarak yöneticiliğini üstlendiğim şirketimizde 10 yıl süresince farklı pozisyonlarda görev aldım. Daha sonra ise yeni arayışlara girdim. Ailemle iş konusunda beyin fırtınası yaparken annem, anneannemin evde el işi yaparak kendisini, kardeşlerini nasıl okuttuğunu ve evin geçimini bu yolla sağladığını anlattı. Bunu duyduğumda binlerce ev kadının ihtiyacı olan ek geliri, el emeğindeki yetenekleriyle aile ekonomisine destek olabileceklerini düşündüm. Bunu gerçekleştirebilecek sanal bir marketin ülkemizin her köşesindeki el emekçisine ulaşabileceğini varsayarak domain adresimi o gece satın aldım ve çok severek yaptığım işimin temellerini atmış oldum.”

ŞİMDİLİK 567 SANAL MAĞAZA

Yazının Devamını Oku

Acısıyla tatlısıyla bir girişimci hikayesi

Yolları 2010’da Bodrum’da kesişir.

 

Önce hayatlarını, ardında da işlerini birleştirirler. Belgüzar Akşit ile Suat Aydar çifti, organizasyon ve catering hizmetinin yanında meyveleri çikolatayla buluştururlar. Gelen taleple de dökme çikolatayı ürün portföylerine katarlar. Zamanla ‘Bodrum için ne yapabiliriz’ diye kafa yoran Aydar çifti, bölgenin coğrafi işaretli mandalinasıyla çikolata üreterek bir ilke imza atar. Patent sevincini basınla paylaştıktan bir gün sonra Suat Aydar, kalbine yenik düşer. Eşinin vefatıyla sarsılan Belgüzar Akşit Aydar, işin mutfağına geçer. Bugün 150 çeşit çikolata üreten Belgüzar Akşit Aydar’ın gündeminde patentli ürünleri Bodrum Mandalinası Çikolatası’nı tablet olarak çeşitli noktalarda satışa sunmak var.

 

BELGÜZAR Akşit Aydar... Muhasebecilikle başlayıp, butik çikolata üretimiyle devam eden kariyer yolculuğunda büyük sorumluluklar yüklenen bir iş insanı. Eşinin acısını kalbine gömerek birlikte başlattıkları hikayeyi daha da iyi noktalara taşımak için mücadele veren bir girişimci. Bodrum Çikolata’nın kurucularından Belgüzar Akşit Aydar ile girişimcilik hikayesinden, markanın kuruluş serüvenine ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1971 Ankara doğumlu Belgüzar Akşit Aydar, iktisat üzerine eğitim aldıktan sonra kariyerine muhasebeci olarak devam ettiğini dile getirerek, şunları anlattı:

YOLLARI BODRUM’DA KESİŞTİ

Yazının Devamını Oku

Kaktüslerin efendisi

Toprağa, bitkilere olan merakı küçük yaşta başlar. Bu merakla da eğitimini ziraat üzerine yapar.

Okulun ardından da Ünal Vural, kariyerine kamuda çalışarak devam eder. 70’li yıllarda ise İstanbul’da süs bitkileri üzerine kendi hikayesini yazmak için yola çıkar. Ünal Vural, hobi olarak başladığı kaktüs üretiminde de önemli bir aktör olur. Süreç içinde İstanbul’da başlayan serüveni İzmir’e taşıyan Ünal Vural, bugün 2 bin 500’ün üzerindeki ürün çeşidiyle yoluna devam ediyor. Ünal Kaktüs’te ikinci kuşakla yoluna devam eden Ünal Vural’ın gündeminde hem ihracat hem de kaktüs üzerine Urla’da özel bir tesis kurmak var.

ÜNAL Vural... İlerleyen yaşına rağmen hala ilk günkü heyecanla işinin başında olan bir iş insanı. Sektöründe ilklere imza atan, üreten, fark yaratan bir müteşebbis... Ünal Süs Bitkileri Fidanlığı’nın kurucusu Ünal Vural ile girişimcilik hikayesinden kaktüslere ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1939 İzmit doğumlu olan Ünal Vural, burada geniş bahçeleri olduğunu söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

ÇOCUKLUK MERAKI
“Ailem ticaretle uğraşıyordu. Ama benim toprağa ve bitkilere karşı ilgim vardı. Bu bana babaannemden geçen bir özellik. Bahçelerde çok uğraştığımı gören bir komşumuz da benim ziraat alanında eğitim almamın doğru olacağını babama aktarmış. Ve komşumuzun yönlendirmesiyle beni İstanbul’da dönemin Halkalı Ziraat Lisesi’ne yazdırdılar. Burası tekniker yetiştiren bir kurumdu. 1956-57 yılında mezun oldum. Daha sonra da Türkiye Şeker Fabrikaları’nda işe girdim.”

HOBİ OLARAK BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Çılgınlık yapıp akademisyenliği bıraktı kahveci oldu

Üniversitenin ardından iş arama sürecine girer

Bu arada, bir de ‘yüksek lisans yapayım’ der. İşletme üzerine başlayan yüksek lisans süreci akademisyenlikle sonuçlanır. Ayşe İdil Kacar, bir süre sonra üniversitede tıkandığını ve üretemediğini hisseder. Yeni arayışlara giren Kacar, İzmir Alsancak’ta sıkıntıda olan bir kafeyi eşiyle birlikte devralır. Çevresindeki birçok insan ‘çılgınlık’ olarak nitelendirse de Ayşe İdil Kacar, radikal bir kararla akademisyenliği bırakıp yeni bir sürecin fitilini ateşler. Bir yıllık deneyimin ardından Make Me Joi ile markalaşma yoluna giden Ayşe İdil Kacar, bugün yoluna ‘sağlıklı ürün ve sanatla’ harmanlanmış iki şubesiyle devam ediyor. Kacar’ın İzmir’deki şube sayısını 4’e çıkardıktan sonra, önce İstanbul ardından da Türkiye genelinde şubeleşmeyi planlıyor.

AYŞE İdil Kacar... ‘İnsan mutlu olduğu işi yapmalı’ diyenlerden biri olarak, 36 yaşında kariyerini yeni şeyler üretmek adına değiştiren çılgın bir girişimci... Teoride bildiği şeyleri pratikle de harmanlayarak kahve sektörüne yeni soluk getiren bir iş insanı. Make Me Joi markasının kurucularından Ayşe İdil Kacar ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Ziraat mühendisi baba ile matematik öğretmeni annenin çocuğu olarak 1981’de İzmir’de dünyaya ‘merhaba’ diyen Ayşe idil Kacar, babasının görevi nedeniyle çocukluğunun bir kasabada geçtiğini paylaştı. Kacar, o dönemi şöyle özetledi:

 

İLK ADIM PANAYIRINDA
“Manisa Alaşehir’e bağlı Yeşilyurt’ta sakin ve sessiz bir ortamda büyüdüm. Babam Yeşilyurt’ta bulunan ‘Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde görev yapıyordu. ‘O bağ senin, bu bağ benim’ deyip geziyordum. Girişimcilik anlamında da ilk adımımı burada attım. Bayramlarda Yeşilyurt’ta bulunan cadde, trafiğe kapatılıyordu. Burada tezgahlar kuruluyor, bir panayır havası oluşuyordu. Arkadaşlarımla birlikte burada kendi imkanlarımızla yaptığımız bebek gibi şeyleri satıyorduk. Annem öğretmen olduğu için daha temkinliydi. Güvenli bir ortamda hayat sürmemi isterdi. Babam ise risk almayı seven biriydi. Ben galiba bu yönüyle babama çekmiş olabilirim.”

BİR DE MASTER YAPAYIM

Yazının Devamını Oku

Mutfakta yaşam var

İlk adımı evinin mutfağında atar.

Hazırladığı diyet yemekleri banka çalışanlarının beğenisine sunar. ‘Adana’da diyet yemeği tutmaz’ söylemlerine kulak asmaz. Yaşam Orak, zamanla evin mutfağına sığmaz ve diyet yemekleri üzerine mekan açar. Süreç içinde de 5 öğün şeklinde yemeklerini pakete sokar. Ama bir süre sonra eşinin görevi nedeniyle her şeyi Adana’da bırakıp İzmir’e gelir. Ve sıfırdan başlar. Yaşam Orak, ‘Lezzetli Yaşam’ markasıyla diyetten sporcu beslenme paketine kadar kişiye özel seçenekler hazırlar. Bugün Adana’da başlattığı hikayesine İzmir’de devam eden Orak, kişiye özel diyet paketlerinin yanına kantin, ofis ve davet seçeneklerini de ekleyerek büyüyor. Bir yandan yeni alanlar açmak için uğraş veren Yaşam Orak, diğer tarafta ise ara öğün grubuyla market raflarına girmeyi hedefliyor.

YAŞAM Orak... Adana ve Gaziantep gibi mutfak kültürünün güçlü olduğu iki farklı kentte büyümesine rağmen yemek dünyasına alışılmışın dışında adım atarak farkındalığını ortaya koyan bir iş insanı. Yoğun tempolu işiyle de zor olanın peşinden giden genç bir girişimci... Lezzetli Yaşam’ın kurucusu Yaşam Orak, hem girişimcilik hikayesini hem sektörü hem de geleceğe dair planlarını aktardı. Öğretmen anne ve babanın çocuğu olarak 1983’te Tarsus’ta dünyaya ‘merhaba’ diyen Yaşam Orak, hikayenin devamını şöyle anlattı:

TERCİHİN YÖNÜ DEĞİŞTİ
“Babam Manisalı, annem ise Tarsuslu. Ben de Tarsus doğumluyum, ama anne ve babanın görevi nedeniyle Gaziantep’te geçti çocukluğum. Tabii, birçok kişi gibi gerçek yeteneklerimi bilmeden büyüdüm. Doktor, eczacı ya da mühendis olmalı baskısıyla hareket etmek zorunda kaldım. Tıp okuma hedefiyle lisede fen bölümünü seçtim. Ama çok sosyal ve hareketli bir öğrenciydim. O zaman babam da okul müdürümdü ve ben tıp okumak istemediğimi söyledim. Bu alan dışında eğitimime devam etmem gerektiğini söyledim. Yeni bir yol haritası belirledik. Bu kez odağıma işletmeyi koyduk. Ve Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Üniversite sürecinde de çok akademik bir hayat yaşamadım.”

KEBAP DİYARINDA DİYET

Yazının Devamını Oku

Lavaboya el verdi

HEP kendi işini yapma, icat etme hayaliye büyür. İş hayatına ilk adımı ise lise yıllarında turizm sektöründe çalışarak atar.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekoratif Tasarım Bölümü’nden mezun olunca da yüksek lisans için Amerika’nın yolunu tutar. Beytan Kün, satıştan bilişime birçok alanda çalışır. Altı yıllık Amerika macerasının ardından da İzmir’e dönen Kün, kariyerine uluslararası şirketlerde devam eder. Kün’ün hayatı doğaltaş ve seramikten ürünler yapan üniversite arkadaşıyla karşılaşmasıyla değişir. Beytan Kün, hem hayalini hem de bu alanda farkındalık yaratmak için harekete geçer. El yapımı lavabo ve duvar karoları fikriyle 2012’de İzmir’de Kuhn Seramik’i kurar. Bugün Türkiye’de birçok noktaya ürün veren Kün’ün gündeminde ise ihracat var.

BEYTAN Kün... Hem çocukluk döneminde hem de profesyonel çalışma hayatı boyunca girişimcilik ruhunu hep canlı tutarak kendini geliştirmiş bir isim. Edindiği tüm birikimi de lavabo ve duvar karosuna katma değer ekleyerek farkını ortaya koyan bir iş insanı. Kuhn Seramik’in kurucusu Beytan Kün ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair hedeflerine birçok konuyu konuştuk. 1974 Ankara doğumlu olan Kün, banka müdürü olan babasının tayiniyle birlikte ilkokul dördüncü sınıftan sonra İzmir’e taşındıklarını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle anlattı:

KENDİ İŞİNİN HAYALİNİ KURDU

“1983’te İzmir’e geldim. Babam çocukluğundan itibaren hep ticaretin içinde olan olduğu için bana da rol model oldu. Benim de yeni bir iş kurma, yeni ürünler geliştirme fikri hep kafamda olan bir şeydi. Bunu o dönem hayata geçiremedim. Ama lisedeyken yaz tatilinde Bodrum’da bir otelde çalışmaya başlayarak yeni bir dönemin de kapısını aralamış oldum. Bana büyük bir deneyim kattı, hayatı ve insanları yakından tanıdım.”

SANATIN ÜZERİNE İŞLETME

Bir yandan kendi iş kurma hayali kuran Beytan Kün, öte tarafta ise tasarım ve resim yapmayı da çok sever. Sanata duyduğu bu ilgi üniversite tercihinde de etkili olur. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekoratif Tasarım Bölümü’nü kazanan Kün, “Üniversite döneminde de stajlarla kariyerime yön verdim. Daha sonra ise hem kendimi geliştirmek hem de dünya vatandaşlığı vizyonuyla yurtdışına açılmam gerektiğini düşündüm. Ablam Amerika’ya gidip geldiği için onun referansıyla bu açılımı orada yapabileceğimi düşündüm ve 1995’te işletme üzerine yüksek lisans yapmak için gittim. Farklı bir alanda okumaya başladım. Bir yandan da çalıştım. İlk etapta okuldaki kütüphanede çalıştım. Daha sonra ise çalışma hayatıma sırasıyla güneş gözlüğü satışı ve bilişim alanında devam ettim” diyerek, Amerika serüvenini anlattı.

Yazının Devamını Oku

Her şey yeşil bavulla başladı

Okuldan kalan zamanında bakkalda da çalışır, pizzacıda da...

 

Bir an önce ticarete atılmak iste de ailesini aşamaz ve okulla iş hayatını birlikte yürütür. Ama üçüncü sınıfta çalışma isteği ağır basar ve üniversiteyi bırakır. Sezer Topçuoğlu, İstanbul’da barmenlik yaparak kariyerine devam eder. Topçuoğlu’nun ufkunu ise çorap ve boxer satan bir seyyar satıcı açar. Yoğun tempoyla iş yapan restoran ve bar çalışanlarının bu ürünlere olan talebini fark eder. Topçuoğlu, çorap-boxer işini İzmir’e taşır. İstanbul’dan aldığı çorap ve boxerları bavula koyarak Alaçatı’da satar. Belli bir sermaye edinen Sezer Topçuoğlu, Socks Army ismiyle markalaşma yoluna gider. Bugün e-ticaret kanalıyla tüketiciyle buluşan Sezer Topçuoğlu, bir yandan özel tasarım çorapların yanına yeni ürünler eklemek için çalışıyor diğer yandan ise global oyuncu olmak için uğraş veriyor.

 

SEZER Topçuoğlu... Küçük yaşta ticarete olan merakının peşinden giden bir girişimci. Karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendirerek girişime dönüştüren bir iş insanı. Socks Army markasının yaratıcısı Sezer Topçuoğlu ile girişimcilik serüveninin dünü, bugünü ve yarınını konuştuk. 1993 İstanbul doğumlu olan Sezer Topçuoğlu, babasının İstanbul’da market işlettiğini, tavuk çiftliği açma hedefiyle de İzmir’e taşındıklarını belirterek, şöyle devam etti:

İLK PARA TAKI VE OYUNCAKTAN
“Dört yaşımda İzmir’le tanıştım. Babamın tavuk çiftliği planı istediği gibi gitmedi. O süreçte bir takım sıkıntılar yaşandı. Maddi kayıplar oldu. Babam, o defteri kapattı ve tekrar bildiği işine döndü. Babamın da etkisiyle bende de ticarete karşı bir ilgi vardı. İlk adımı ise ablamın boncuklardan yaptığı takı ile benim oyuncaklarımı evin önünde satarak yaptım. Okuldan kalan zamanlarımda eniştemin bakkalında çalıştım. Bakkaldan sonra da bir tanıdığımızın pizzacısında komilik yaptım. Farklı bir deneyim kazandım. Lise boyunca bu çalışma farklı mekanlarda devam etti. İlk yıl üniversiteyi kazanamayınca da tam zamanlı çalışma sürecim başladı. Bir yandan da sınava hazırladım.”

Yazının Devamını Oku

Güzelliğe erkek bakışı

Lisenin ardından hemen iş hayatına atılmak ister.

 

Şoförlük de yapar, müteahhitlik de restorancılık da... Emre Akkent, süreç içerisinde işler istediği gibi gitmeyince kariyerine profesyonel olarak devam etme kararı alır. Bir balık yemi üreticisinde satış şefi olarak işe girer. Satış müdürlüğüne kadar yükselen Emre Akkent, daha sonra otel ve kahvehanelerde kullanılan çay makinelerinin bayiliğini alarak yeni bir kulvara adım atar. Burada gördüğü olumsuzluklar yeni bir fırsatın da kapısını aralar. Emre Akkent, sudaki kireci arındıran arıtma cihazlarının üretimine başlar. Bir yandan arıtma alanında büyüyen Emre Akkent, eşiyle de güzellik merkezi açarak faaliyet alanını genişletir. Ancak, medeni durumdaki değişiklikle yine ana işine odaklanan Emre Akkent, 2016’de kendi markasıyla tekrar güzellik merkezi sektörüne geri dönüş yapar. Bugün Dr. Well Barcelona ile İzmir’de 5 noktaya ulaşan Emre Akkent’in gündeminde hem bir okul hem de kendi markasıyla kozmetik üretimi var.

 

EMRE Akkent... Gıdadan inşaata birçok sektörde edindiği deneyimlerle adım attığı işlerde farkındalık yaratmayı kendine amaç edinen ve yaşadığı olumsuzluklara rağmen pes etmeyen bir iş insanı. Ağırlıklı kadınların hakim olduğu güzellik sektörüne erkeklerin de ismini yazdıran bir girişimci. Dr. Well Barcelona’nın kurucusu Emre Akkent ile hem girişimcilik serüveni hem de geleceğe dair hedeflerini konuştuk. Öğretmen anne ile müteahhit babanın çocuğu olarak 1979’da İzmir’de dünyaya gelen Emre Akkent, hikayesine şöyle devam etti:

BABASININ ŞOFÖRÜ OLDU
“Ticaretin içinde büyüdüm. 5 yaşından itibaren de inşaatlara gitmeye başladım. Çivileri düzelterek kendimce bir katkı koymaya çalışıyordum. Başarılı da bir öğrenciydim, ama müzik öğretmenimin 10 yerine 9 vermesiyle takdir yerine teşekkür alınca bir küskünlük başladı. Aslında küçüklüğümden beri ticarete karşı büyük bir merakım vardı. Paralarımı ütülerdim. ‘Paraya saygı duyarsan o da sana gelir’ gibi bir mantığım vardı. Ailem izin verseydi çok küçük yaşta limon satarak ticarete atılacaktım, ama olmadı. Eğitimden ziyade biran önce ticarete atılmak istiyordum. Liseyi bitirdiğimde babam bana ne yapmak istediğimi sordu. Dilersem beni okutabileceğini söyledi. Ama ben çalışmak istediğimi söyledim. Ve kendi rızamla 19 yaşımda babamın şoförlüğünü yaparak ilk adımı attım.”

Yazının Devamını Oku

Mobil uygulamayla global pazarda

İngilizce hazırlık okuduğu lisede, yazılımla tanışır.

 

Aldığı kitapla da bu alanda kendini geliştirir ve zamanla ufak uygulamalar yapar. Bu birikim üniversite tercihinde de etkili olur ve Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’ni kazanır. Emin Budak, okulun ardından da arkadaşıyla birlikte mobil uygulamalar üzerine İzmir’de şirket kurar. 3.5 yılın ardından ise şirketi devreden Emin Budak, kariyerine önce profesyonel olarak ardından da yazılım geliştirme şirketini kurarak devam eder. Geçtiğimiz yıl girişimlerine yeni bir halka ekleyen Emin Budak, çocuklara yönelik eğlendiren ve geliştiren mobil uygulama hedefiyle Kidso’yu hayata geçirir. Kidso ile dünya genelinde 1 milyon indirmeye ulaşan Emin Budak’ın hedefi ise global bir aktör olmak.

 

EMİN Budak... Yazılımla tanışığı ilk günden itibaren farkındalık yaratmayı kendine misyon edinen bir isim. Bilgi birikimiyle de mobil uygulamalarda önemli projelere imza atan genç bir girişimci. İnferne ile Kidso’nun kurucularından Emin Budak, hem girişimcilik serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını paylaştı. 1986 İzmir doğumlu Emin Budak, babasının asker olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

ACABA YAPABİLİR MİYİM
“Babam elektrik ve elektronik alanında çeşitli çalışmalar yapıyordu. Bende de onun etkisiyle elektrik ve elektroniğe karşı bir merak oluştu. Elektrikle ilgili basit devreler kuruyordum. Bu merak lise döneminde internete kaydı. İnternette basit basit programlar görüyordum. ‘Acaba ben yapabilir miyim’ diye araştırmalar yapınca da yazılımla tanışmış oldum. Açıkçası, o yıllarda örnek alabileceğimiz pek de kimse yoktu. En önemli kaynak kitaplardı. İngilizce hazırlık okurken bir kitap temin edip, yazılım alanında kendimi geliştirmeye başladım.”

Yazının Devamını Oku