GeriMete Tamer OMUR Acısıyla tatlısıyla bir girişimci hikayesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Acısıyla tatlısıyla bir girişimci hikayesi

Yolları 2010’da Bodrum’da kesişir.

 

Önce hayatlarını, ardında da işlerini birleştirirler. Belgüzar Akşit ile Suat Aydar çifti, organizasyon ve catering hizmetinin yanında meyveleri çikolatayla buluştururlar. Gelen taleple de dökme çikolatayı ürün portföylerine katarlar. Zamanla ‘Bodrum için ne yapabiliriz’ diye kafa yoran Aydar çifti, bölgenin coğrafi işaretli mandalinasıyla çikolata üreterek bir ilke imza atar. Patent sevincini basınla paylaştıktan bir gün sonra Suat Aydar, kalbine yenik düşer. Eşinin vefatıyla sarsılan Belgüzar Akşit Aydar, işin mutfağına geçer. Bugün 150 çeşit çikolata üreten Belgüzar Akşit Aydar’ın gündeminde patentli ürünleri Bodrum Mandalinası Çikolatası’nı tablet olarak çeşitli noktalarda satışa sunmak var.

Acısıyla tatlısıyla  bir girişimci hikayesi

 

BELGÜZAR Akşit Aydar... Muhasebecilikle başlayıp, butik çikolata üretimiyle devam eden kariyer yolculuğunda büyük sorumluluklar yüklenen bir iş insanı. Eşinin acısını kalbine gömerek birlikte başlattıkları hikayeyi daha da iyi noktalara taşımak için mücadele veren bir girişimci. Bodrum Çikolata’nın kurucularından Belgüzar Akşit Aydar ile girişimcilik hikayesinden, markanın kuruluş serüvenine ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1971 Ankara doğumlu Belgüzar Akşit Aydar, iktisat üzerine eğitim aldıktan sonra kariyerine muhasebeci olarak devam ettiğini dile getirerek, şunları anlattı:

Acısıyla tatlısıyla  bir girişimci hikayesi

YOLLARI BODRUM’DA KESİŞTİ
“20’li yaşlarda Bodrum’da yaşayan ablamın yanına tatil için gelip gidiyordum. Daha sonra hayatıma ve işime burada devam etme kararı aldım. 2010’da ise yolum Suat Aydar ile kesişti. ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu Suat, o dönem Aydın’da gıda makineleri üretimi ve gıda maddeleri üretimi üzerine çalışıyordu. Zaman içinde de organizasyon ve catering işlerini faaliyet alanında dahil etti. Suat, gıda üzerine AR-GE’ler de yapıyordu. Bizim tanışmamızla birlikte Suat da Bodrum’a taşındı. Meyflower kuruldu. Hediyelik lezzetli çiçekler ile organizasyon ve catering işleri yapıyordu. Ben ise kariyerime muhasebeci olarak devam ediyordum. 2012’de de evlendik.”

Acısıyla tatlısıyla  bir girişimci hikayesi

MANDALİNA ÇİKOLATAYLA BULUŞTU
Evlilikle birlikte işleri de birleştiren Belgüzar Akşit ve Suat Aydar, hediyelik lezzetli çiçekler kapsamında çikolatayla kaplanan meyve buketleriyle birlikte müşterilerden dökme çikolata talebi de almaya başlar. Belgüzar Akşit Aydar, “Bu taleple birlikte dökme çikolata da yapmaya başladık. Bu Suat’ın çok hoşuna gitti. Bu alanda ‘kendimizi geliştirelim’ dedik. Büyük çikolata firmalarının ustalarından dersler almaya başladık. İşin püf noktasını öğrendik. Ve 2013’te ikinci firmamız Bodrum Çikolata kurulmuş oldu. Suat’ın aklına sürekli yeni fikirler geliyordu. Bir süre sonra da ‘Bodrum için ne yaparız’ sorusuna kafa yormaya başladık. Burada da karşımıza coğrafi işaretli Bodrum mandalinası çıktı. Bodrum mandalinasını çikolatayla buluşturduk” diyerek, 9 aylık AR-GE çalışmasının ardından ‘Bodrum Mandalinası Çikolatası’nın ortaya çıktığını paylaştı.

Acısıyla tatlısıyla  bir girişimci hikayesi
Acısıyla tatlısıyla  bir girişimci hikayesi

ZOR DÖNEMDE BÜYÜK SORUMLULUK
Bodrum Mandalinası Çikolatası ile önemli bir ilke imza attıklarını söyleyen Belgüzar Akşit Aydar, Türk Patent ve Marka Kurumu’na patent başvurusunda bulunduklarını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Mandalina ile çikolatanın buluşması zor oldu, ama biz bunu başardık ve patentini de aldık. Sektöre de ilham kaynağı oldu. 24 Şubat 2016’da bu sevincimizi basınla paylaştık. Ama bir gün sonra Suat’ı kalp krizinden kaybettik. Benim için oldukça zor bir dönemdi. O ana kadar işin hep muhasebe tarafındaydım. Ama eşimle başlattığımız eserin yaşaması için güçlü olmam gerekiyordu. Tabii, ilk başta çok da korktum, ‘yapamayacağım’ diye düşündüm. O dönem çevremdekilerin cesaretlendirmesiyle işe koyuldum. İşin mutfağında olmasam da Suat, bana üretimle ilgili tüm bilgileri veriyordu. Ve her ürünü, damağıma güvendiği için bana test ettiriyordu. Oradan gelen bir deneyimim vardı. Onun yaptıklarını hem yaşatmak, hem de bir adım ileriye taşımak için mücadeleye devam ediyorum.”


MEVSİMİNE
GÖRE ÜRÜN

BUGÜN Bodrum Çikolatası olarak 70 ile 150 çeşit çikolata ürettiklerini söyleyen Belgüzar Akşit Aydar, “Vitrinde her gün 20-25 çeşit ürün bulunuyor. Patentli ürünümüz Bodrum Mandalinası Çikolatası’nda ise iki çeşidimiz her zaman vitrinimizde yerini alıyor. Biz butik bir üreticiyiz. İki haftalık periyotlarda üretim yapıyoruz. Bu süreçte de yaklaşık 150 kilo ürün çıkıyor. Kullandığımız meyve ve kuruyemişler nedeniyle de mevsimlere göre ürünlerimiz değişiklik gösteriyor” diyor.


ALTERNATİF
BİR HEDİYE

İŞİN mutfağında duran Belgüzar Akşit Aydar, tüketiciyle atölyenin yanı sıra online kanallarla Türkiye’nin dört bir yanına ürün gönderebildiklerini paylaştı, “Hatta Bodrum’un turistik bir bölge olmasının da avantajıyla yurtdışından gelen turistler, dönüşte farklı bir hediye olarak bizim ürünlerimizi tercih ediyor. Bu durumda, dolaylı yoldan da ihracatımızda oluyor. Bodrum Mandalinası Çikolatamızı, çeşitli noktalarda tablet olarak da satmak istiyoruz. Pandemi nedeniyle hayata geçiremedik, ama gündemimizde var” diyerek, gelecek planlarını da paylaştı.

KISA KISA

* Ürünleriyle birçok insanın mutluluğuna ortak olduklarını söyleyen Belgüzar Akşit Aydar, “Ürünün sunumuna da önem gösteriyorum. Kutuları kendim tasarlıyorum. Yeni ürün denemeyi de çok seviyoruz. Bu kapsamda cennet hurmalı çikolata yaptık” diyor.

X

Zeytin ağacının dallarında hayata yeniden tutundu

Yaşadığı rahatsızlıkla birlikte rotasını İstanbul’dan Çanakkale’nin Kozlu Köyü’ne çevirir. Kıdemli bir ralli yarışçısı olan ve ağır iş makinesi ticaretiyle uğraşan Akın Bilgütay, Kozlu’da önce otel işletmeciliği yapar. Ama hastalığın verdiği yorgunlukla otel işine ara verir. Yönünü döndüğü mutfakta ise Çanakkale yöresinin zeytinyağlarıyla tanışır. Ve bu tanışıklık bir süre sonra da kendi markasını yaratmakla sonuçlanır. Akın Bilgütay, bölgedeki antik kent Lamponia’yı markasıyla yeniden ayağa kaldırır. Bugün zeytinyağından zeytin kahvesine çeşitli ürünleriyle tüketicinin karşısına çıkan Akın Bilgütay, hem iç piyasada hem de yurtdışında daha fazla eve konuk olmak istiyor.


 

 

AKIN Bilgütay... Kanserle giriştiği mücadeleyi kazanan; kaderiyle dövüşmeyi bırakıp, barış anlaşması imzalayan bir isim. Bir zeytin ağacının dallarında yeniden filizlenerek kendi girişimcilik hikayesini yazan bir iş insanı. Lamponia Olive Oil’in kurucusu Akın Bilgütay ile hem İstanbul’dan Kozlu’ya geliş sürecini, hem markanın doğuş öyküsünü hem de yarınlara ilişkin hedeflerini konuştuk. 1970 İstanbul doğumlu Akın Bilgütay, lise öğrenimini motor meslek lisesinde tamamladıktan sonra 2 yıl da turizm okuduğunu söyleyerek, hikayenin devamını şöyle anlattı:

HASTALIK HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ
“İş hayatına ise aile şirketinde başladım. İş makineleri kiralama, alım-satımı konusunda çalıştım. Daha sonra ise otomobil sporcusu oldum. Bu kariyerim 30 yıl devam etti. Birçok şampiyonluğa imza attım. Biraz müzikle uğraştım. Amatör olarak bateri eğitimi aldım ve bu hala devam ediyor. Tüm bunları yaşarken 2011’de kanser rahatsızlığıyla birlikte benim için yeni bir süreç başladı. İstanbul’dan uzaklaşma kararı aldım ve yolum Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Kozlu Köyü’ne düştü.”

ZEYTİNYAĞIYLA TANIŞTI

Yazının Devamını Oku

Restoranı ev ve teknelere taşıdı

HER şeyi koklayan, iyi yemek isteyen ve kolay beğenmeyen biri olarak mutfağa ilgisi çok küçük yaşlarda başlar.

Kalbindeki meslekle profesyonel olarak tanışması ise biraz geç olur. Güvenli alanından çıkan Birnur Çölok, aşçılık okur. Önce İstanbul, ardından da Amerika’da önemli şeflerin yanında deneyim kazanan Birnur Çölok, daha sonra rotasını Bodrum’a çevirir. Burada Bernie’s Kitchen’ı açar. Pandemi sürecinde ise ‘eve servis yapmıyor musunuz’ sorusuyla mekanını kapatan Birnur Çölok, Bernie’s Private Chef Services markasıyla yeni bir oluşumu hayata geçirir. Şef kiralama sistemiyle bugün ev ve teknelere mutfağını taşıyan Birnur Çölok’un hedefinde ise hem özel şeflik konseptini Türkiye’ye yaymak hem de bir restoran projesi var.

BİRNUR Çölok... Korku ve tereddütlerini bir kenara bırakarak hayalindeki mesleğin peşinden giderek şef olan bir isim. Mekanlardan bağımsız geliştirdiği sistemle de farkındalıkları hayata geçiren bir girişimci. Bernie’s Private Chef Services’in kurucusu Birnur Çölok ile hem kariyer yolculuğunu hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1989 İstanbul doğumlu Birnur Çölok, mutfağa ilgisinin çok küçük yaşlarda başladığını söyleyerek, şöyle devam etti:

SORULARINA YANIT ARADI
“Her şeyi koklayan, iyi yemek yemeği isteyen, kolay beğenmeyen bir çocuktum. ‘Önüme konan yemek nasıl yapılmış, içinde ne var’ sorularına yanıt arardım. Meraklıydım. Anne ve babam da yoğun çalıştığı için bunu fırsat bilip kendimi mutfağa atardım. En sevdiğim şeylerden biri kalabalık sofralardı. Konu komşuyu çağırıp, yaptığım yemekleri tatsınlar, denesinler isterdim. Buna bayılırdım.”

KORKULAR BİR KENARA KONDU

Yazının Devamını Oku

İşin ‘sır’ı iyi büyüde

İktisat okuyup, bankacılık yapsa da Rana Durak’ın hayatının içinde el işçiliği, zanaatkarlık hep yer alır. Tiyatro/ dramatik yazarlık okuyan Eda Durak Yüksel’in de yaşamında sanat ve yaratıcı işler hep olur. İşin fitilini ise Rana Durak’ın aktif beyaz yakalı iş hayatını sonlandırması ateşler. Rana Durak, hayalini kurduğu yaşam için atacağı adıma kız kardeşi Eda Durak Yüksel’i de ortak eder. Ve iki kız kardeş, sanatı ve tasarımı incecik porselenlerle buluşturma hedefiyle İzmir’de Maji Atelier’i kurar. İlham kaynağı mitoloji olan el yapımı porselen ve ketenlerle sofralara konuk olan kardeşlerin gündeminde ise yurtdışı var.

MAJİ Atelier... Aslında iki kız kardeşin hayallerinin porselen ve ketene yansıması. İsminden aldığı anlamla da sofralarda büyülü efektler yaratmayı kendine amaç edinen bir marka. Maji Atelier’in kurucuları Rana Durak ve Eda Durak Yüksel ile hem markanın doğuş öyküsünü hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. Manisa Akhisarlı demirci bir baba ile ev kadını bir annenin çocukları olan Rana ve Eda, sanatla dolu bir ortamda büyür. Rana Durak, o süreci şöyle anlattı.

EL BECERESİ ÇOCUKLUKTAN
“Çamurla tanışıklığımız çocukluk yıllarından geliyor. Aileden gelen bir el becerimiz de vardı. Annemin dergilerini kesip, resimlerden desenler çıkarıyorduk. Babamla da ahşap oymacılığı yapıyorduk. Böyle bir ortamda büyüdük. Ben böyle bir ortamda büyümeme rağmen çok farklı bir alanda kariyerime yön verdim. İktisat okudum ve 1990’da çalışma hayatına atıldım. Bu çalışma hayatımın da büyük kısmını bankacılık oluşturdu. Hayatının hep hayal ve sanat tarafında yer almayı seven kardeşim Eda ise güzel sanatlar tiyatro/dramatik yazarlık bölümünü bitirdi. Reklam, senaryo ve çocuk kitabı yazarlığı yapan Eda, kalemi elinden hiç bırakmadı. Takı tasarımı üzerine bir dönem markası da oldu.”

ELİNİ ÇAMURDAN ÇIKARAMADI
Rana Durak, yoğun ve stresli iş hayatının olumsuz etkilerini el becerilerini de geliştiren kurslara katılarak atar. Ahşap oymadan nakışa, boyamadan seramiğe kadar birçok şeyi deneyimleyen ve hobi olarak yapan Rana Durak, 2015’te emekli olur. Rana Durak, “Emeklilik sonrası bir süre çalışmadım. Bir süre sonra emlak işi yaptım, aile işlerine yardımcı oldum. Pandeminin başlarında bir porselen atölyesine gittim. Bu geçmişten gelen tanışıklık bir aşk doğurdu bende. Elimi çamurdan çıkaramaz oldum. Şimdi bizle çalışan Onur Bilgi ustamdan özel ders almaya başladım. Porselen bir tutku oldu. Kız kardeşim Eda da yaptıklarımı görünce, ‘bunu nasıl geliştirir, farklılaştırız’ üzerine beyin fırtınası yaptık. Ve aslında hep hayalini kurduğumuz yaşama bir adım atmış olduk” diyerek kız kardeşi Eda’yla güçlerini ve yeteneklerini birleştirerek 2020’nin sonlarında Maji Atelier’i kurduklarını paylaştı.

Yazının Devamını Oku

O talep yeni bir girişime ilham oldu

 ORTAOKULDAN itibaren profesyonel olarak biran önce iş hayatına atılmak ister. Bu istekle de üniversitede ekonomi okur. Bu süreçte öğrencilere derste verir, satış odaklı iş deneyimleri olur. Aslı Özoğuz, bu birikimlerini daha sonra medikal yatak üretimi yapan aile şirketinin yurtdışına açılması için kullanır. SPM’nin 24 ülkeye ihracat yapmasında katkı sağlayan Aslı Özoğuz, gelen taleplerle birlikte de medikal yataktaki başarıyı evlere de taşıma kararı alır. Ve 2020’de Ashly’i kurar. Bugün ev yatağıyla tüketicinin karşısına çıkan Aslı Özoğuz’un gündeminde hem mağazalaşma hem de ihracat var.

 

ASLI Özoğuz... Sporcu kimliğinin de etkisiyle mücadeleci ve disiplinli yapısıyla başarıyı yakalamış bir iş insanı. Yılların birikimini kendi markasına aktaran bir girişimci. SPM’nin Genel Koordinatörü ve Ashly Bedding markasının kurucusu Aslı Özoğuz ile kariyer yolculuğundan yarınlara dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Asker bir baba, ev kadını annenin kızı olarak 1983’te İzmir’de dünyaya gelen Aslı Özoğuz, çocukluğundan itibaren yabancı dillere karşı hep merakı olduğunu ama bu alanda çok da fırsatı olmadığını paylaştı, şöyle devam etti:


ÇALIŞMAM GEREKİYOR
“Dile olan merakım, Almanca ve İngilizce ile sınırlı kaldı. Bir diğer merakım ise spordu. Hayatım sporla geçti diyebilirim. Hentbol ve basketbol oynadım. Lisanlı sporcuydum. Tüm bunların yanı sıra ticaret ve iş hayatına karşı da ilgim vardı. İlkokul yıllarında amcamın bakkalında kasada durup, satış yaparak, fiş kesmişliğim de oldu. Ortaokuldan itibaren de sürekli, ‘benim çalışmam, iş hayatına atılmam gerekiyor’ diyordum. Burada da kendi işimi kurmaktan ziyade profesyonel çalışma hayatına yönetici olarak adım atmak istiyordum. Bu hedefle Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde ekonomi okudum.”


Yazının Devamını Oku

Denizi olmayan kentte büyüdü şimdi ise tekneler üretiyor

Yıllarca kamuda çalışır. Emeklilik sonrasında kariyerine profesyonel olarak devam etme planları yapsa da kamudan, ‘bize iş yap’ teklifiyle işin seyri değişir. Gemi inşaatı ve gemi makineleri mühendisi Nazif İnam, 1996’da İzmir’de Gözüyılmaz Mühendislik’i kurar. Ve süreç içinde, özellikle iş tekneleri üretiminde uzmanlaşır. Savunma, enerji ve denizcilik sektörlerinde büyük küresel oyuncuların hizmet tedarikçisi ve çözüm ortağı olur. Nazif İnam, bugün ikinci kuşakla birlikte ülke ekonomisine katkı sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Farklı ortaklıklarla birlikte lüks ve zevk tekne üretiminde de ‘varım’ diyen İnam ailesinin gündeminde ise şirketleri global bir oyuncuk yapmak var. Ayrıca, firmalarını denizciliğin gelişmesine katkı koyan bir okul olarak nesiller boyu yaşatmak da hedefler arasında.

 

NAZİF İnam... Kamuda edindiği bilgi birikimini kendi işine aktararak katma değer yaratan deniz sevdalısı bir iş insanı. Tasarım ve dizaynla sektöründe farkını ortaya koyan bir üretici. Gözüyılmaz Mühendislik’in kurucusu Nazif İnam ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Çiftçi bir babanın ve ev kadını bir annenin oğlu olarak 1954 yılında Kütahya’da dünyaya ‘merhaba’ diyen Nazif İnam, denizi olmayan bir kentte büyüse de denize karşı büyük bir ilgisi olduğunu paylaşarak, hikayenin devamını şöyle aktardı:

ÖZGÜR RUHUN ESERİ
“Babam lise mezunuydu. Fransızca, Arapça ve eski Türkçe’yi de bilirdi. Vizyoner biriydi. Farklı düşündüğü için de önümüzü açtı. Bu yapıyla özgür bir ruhla büyüdüm. Ya uçak ya da gemi mühendisi olma hedefim vardı. Bu hedefle de İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Makineleri Bölümü’nü kazandım. 1975 yılında mezun oldum. Ve kariyerime İskenderun Demir Çelik Fabrikası Limanı’nda operasyon mühendisi olarak başladım. Daha sonra askere gittim. Ardından İzmir’e geldim ve DEGAŞ Tersanesi’nde olan kontrol mühendisi oldum.”

BİRÇOK KADEMEDE GÖREV
DEGAŞ’ın ardından Alaybey Tersanesi’nde dizayn ve planlama mühendisi olarak kariyerine devam eden Nazif İnam, “Daha sonra tekne imalat ve montaj atölyesinde üretimden sorumlu şef mühendis oldum. Üretim ve planlama şefliği yaptım. Değişik tipte geminin imalat ve donatım işlerinde bilfiil yer aldım. Birçok geminin bakım ve onarım işlerini gerçekleştirdim” diyerek, kamudan çalışanına fayda yaratan birçok farkındalığı hayata geçirdikten sonra 1996 yılında emekli olduğunu paylaştı.

Yazının Devamını Oku

Kurumsal hayatı bırakıp çiftçi oldu

Tarım bankacılığı alanında portföy yöneticiliği yapmanın verdiği deneyimle süreç içinde yolu pek çok çiftçiyle kesişir. Bu kesişme, tarıma karşı olan ilgi ve merakını artırır. Ve Enise Soykan da rotasını bu alana çevirmeye karar verir. ‘Ne üretebilirim’ sorusuna cevap arayan Soykan, doğduğu topraklar Milas’ta salep ve çilek üretiminde karar kılar. Bugün Mevsim Tarımcılık ile yoluna devam eden, Muğla’da Salep Üreticileri Birliği’nin kurulmasına öncülük eden, çilek için de çalışmalarını sürdüren Enise Soykan’ın gündeminde ise ihracat ve daha fazla kadına iş alanı yaratmak var.




ENİSE Soykan... Kurumsal hayatın stresini toprağa dokunarak atanlardan. Ve çiftçiliğin sadece erkek işi olmadığını, kadınların da bu alanda başarılı olabileceğini göstermek için emek sarfa eden bir üretici. Mevsim Tarımcılık’ın kurucusu Enise Soykan ile kurumsal hayattan tarlaya geçişi ile yarınlara dair hedeflerini konuştuk. 1986 Muğla Milas doğumlu Enise Soykan, üniversite yılları hariç hayatının büyük bir bölümünü Milas’ta geçirdiğini paylaşarak, şöyle devam etti:

NASIL ÜRETİM YAPABİLİRİM
“Üniversitede aldığım iktisat eğitimi sonrası tarım alanında uzmanlaşmış özel bir bankada gişe memuru olarak çalışmaya başladım. Kısa zamanda da kendi portföyümü oluşturdum. Ve tarım portföy yöneticisi konumuna kadar yükseldim. Tarım bankacılığı alanında bu işi yapmamın verdiği deneyimle de zaman içinde pek çok çiftçiyle tanışma şansı yakaladım. Bu da dolaylı yönden çiftçilikle ilgili bilgi ve deneyim kazanmamı sağladı. Özellikle bir şey üretiyor olmaları, beni bu alana en çok çeken nokta oldu. ‘Ben nasıl üretim yapabilirim’ diye araştırırken de Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Barış Saylak ve tekniker Ünal Yılmaz ile uzun uzun görüşmeler yaptık. Karşılıklı bilgi alışverişi ve yönlendirmeler sonucu salep ve çilek üretimi yapmaya başladım. Ve 10 yıl kadar severek yaptığım portföy yöneticiliğinden severek de olsa ayrılıp yeni bir yola girdim.”

Yazının Devamını Oku

Pandemi hayatlara O da dekorasyona iz bıraktı

Her şey pandemi döneminde tadilat için geldikleri Bodrum’da başlar. Herkes gibi Elif Abacıoğlu da bu süreci evinde geçirmek zorunda kalır. ‘Evden ne yapabilirim’ sorusuna yanıt arayan Elif Abacıoğlu’nun karşısına ise küçük yaşta başladığı boyama, tasarlama ve geri dönüşümlü ürünler yapma merakı çıkar. Ve epoksiyle ev dekorasyon ürünleri üretmeye başlar. E-ticaretin gücünü de arkasında alan Elif Abacıoğlu, Bodrum’da Culaccino Art’ı kurar. Bugün çeşitli mağaza ve e-ticaret kanalıyla tüketiciyle buluşan Elif Abacıoğlu’nun hedefi ise markasını global bir oyuncu halin getirmek.

 

ELİF Abacıoğlu... Pandemi nedeniyle eve kapanma sürecinde boş durmayan ve yeni bir girişimin fitilini ateşleyen genç iş insanı. Yaratıcı ve farklı olmayı el yapımı ev dekorasyon ürünlerine aktaran Culaccino Art’ı kurucusu Elif Abacıoğlu’yla girişimcilik yolculuğundan yarınlara dair hedeflerine kadar birçok konuyu konuştuk. Ticaretle uğraşan bir anne ve babanın kızı olarak 1996’da İstanbul’da dünyaya gelen Elif Abacıoğlu, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

SOSYAL GİRİŞİMCİ
“Ben göremedim ama dedem, ilk vida üreticilerinden. Babam ise vida makinesi ticaretiyle bu geleneği sürdürdü. Annem de halamla birlikte demir-çelik ticaretiyle ilgileniyordu. Yani ticaretin içinde büyüdüm ama çocukluğundan beri boyamaya, tasarlamaya ve geri dönüşümlü ürünler yapmaya çok meraklı oldum. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü okudum. İş hayatına da sosyal girişim olan bir sivil toplum kuruluşunda başladım ve alanımla ilgili öğrencilik hayatım boyunca gönüllü olarak kent sosyolojisi üzerine çalışmalar yaptım.”

PANDEMİ FAKTÖRÜ

Yazının Devamını Oku

O gün oyuncak bebeklerini giydiriyordu şimdi ise...

Önce oyuncak bebekleri için kıyafetler tasarlar ve diker. Bu alandaki merakıyla da hem lise hem üniversite eğitimini, moda ve hazır giyim üzerine yapar. Cahide Erden, okulun ardından da kariyerine tekstil sektöründe profesyonel olarak devam eder. En son çalıştığı şirketin küçülme kararı almasıyla birlikte Cahide Erden de kendi işini kurma hayalini gerçekleştirmek için harekete geçer. Ve Hollanda’dan gelen siparişle birlikte 2011’de İzmir’de Azure Tekstil’i kurar. Ağırlıklı organik bebek ve çocuk giyimi üzerine uzmanlaşır, ihracat yapar. 2021’de ‘Nova Scotia’ ismiyle kendi markasını hayata geçiren Cahide Erden’in gündeminde hem ürün gamını genişletmek hem de yeni pazarlarda büyümek var.

 

CAHİDE Erden... Çocuk yaşta başlayan tutkusunu işe dönüştüren bir iş insanı. Bunu da basamakları birer bire çıkarak hayata geçiren bir girişimci. Azure Tekstil’in kurucusu ve Nova Scotia markasının yaratıcısı olan Cahide Erden ile girişimcilik serüvenini ve yarınlara dair hedeflerini konuştuk. Giyim öğretmeni bir anne ile derici bir babanın kızı olarak 1982’de İzmir’de dünyaya ‘merhaba’ diyen Cahide Erden, tekstilin içinde büyüdüğünü paylaşarak, şöyle devam etti:

HEM DİSİPLİN HEM TUTKU
“Hem annem hem de babamın işleri nedeniyle tekstil sektörünün içine doğdum diyebilirim. Benim maceram ise annemin yönlendirmeleriyle oyuncak bebeklerime kıyafet tasarlayıp dikerek başladı. Hatta ilkokul yıllarında yine annemin öncülüğünde örgü de yaptım. Ama annem bunu hep bir kalıba göre yaptırdı. Yani hem bir disiplin hem de bir tutkuyla büyüdüm. Bu tutku eğitim tercihlerimde de yönlendirici oldu. Liseyi moda tasarım üzerine okudum. Daha sonra ise Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde hazır giyim üzerine eğitim aldım.”

KENDİ İŞİMİ KURMALIYIM
Cahide Erden, üniversiteden 2001’de mezun olduktan sonra İzmir’de tekstil sektöründe iş hayatına ilk adımı atar. Bir profesyonel olarak işin mutfağında çalışan Cahide Erden, “Üretim süreçlerine tanıklık ettim. En son bir İtalyan firmada çalışıyordum. Bu firma, global bir marka için üretim yapıyordu. Ben de o markanın Türkiye’deki üretiminden sorumluydum. Çok yoğun bir tempom vardı. Ama bir süre sonra İtalyan firma küçülme kararı aldı. Bu kararla ben de kendimi sorgulamaya başladım. Aslında liseden itibaren hep ‘kendi işimi yapmalıyım’ diyordum. Firmanın küçülme kararıyla birlikte de bunu hayata geçirmek için uygun zamanın geldiğini düşündüm” diyerek, hayalinin peşinden gittiğini anlattı.


Yazının Devamını Oku

Nerede kalmıştık

Son dönemde faiz oranlarının yükselmesi, piyasalardaki belirsizlik ve döviz kurundaki hareketlilik gibi nedenlerle duraklama sürecine giren Ege gayrimenkul piyasası tekrar hareketlenmeye ve adından söz ettirmeye başladı.

ASLINDA her şey, 2010’lu yılların başında İzmir başta olmak üzere Ege Bölgesi’nde ardı ardına konut, rezidans, AVM, iş merkezi ve otel yatırımlarının yükselmesiyle başladı. Milyon dolarlık yeni projelerle birlikte biz de 2012’de Hürriyet EGE’de ‘İnşaat Dünyası’ ismiyle sektördeki gelişmelerden projelere birçok konuya yer vermeye başladık.

YÜZDE 126 BÜYÜDÜ

O yıl Ege’nin 8 kentinde, yani Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla ve Uşak’ta toplam 77 bin 669 konut satıldı. Bir yıl sonra sektörde büyük bir büyüme gerçekleşti ve Ege’de konut satış oranı yüzde 126 artarak 175 bin 751’e ulaştı. Aynı dönemde Türkiye’de ise 2012’ye kıyasla yüzde 63 büyümeyle 1 milyon 144 bin 989 konut satış yoluyla el değiştirdi. Bu, o zamana kadar Türkiye tarihinde en büyük satış rakamı olarak önemli bir rekordu. Bunun arkasında ise 2013 başında yapılan KDV düzenlemesi oldu. 2013 önceki ruhsatlı konutların yüzde 1 KDV, 2013 ruhsatlı konutların yüzde 18 KDV ile, yani daha yüksek fiyattan satılacak olması KDV’nin yüzde 1 olduğu konutlardan almak isteyenleri harekete geçirdi. Yüzde 1 KDV stokundan yararlanmak isteyenler 2013’te alıma geçti. Ayrıca konut kredi faizlerinin yılın son çeyreğine kadar düşük seviyelerde kalması da konut alacakları hareketlendirdi.

2018’DE DURAKLAMA

Gayrimenkul sektöründeki bu hareketlilik ve büyüme trendi önümüzdeki yıllarda da devam etti. Taki 2018’e kadar... 2017’de Ege özelinde bir önceki yıla kıyasla yüzde 6.7’lik büyümeyle 228 bin 772 konut satıldı. 2018’de ise yüzde 3.7 küçülmeyle Ege’nin 8 kentinde 220 bin 144 konut satıldı. Faiz oranlarının yükselmesi, piyasalardaki belirsizlik ve döviz kurundaki hareketlilikle birlikte Ege’de de hem yatırım iştahı, hem de konut alma süreci yavaşlamaya girmiş oldu. Düşüş 2019’da da sürdü.

PANDEMİDE REKOR

Yazının Devamını Oku

Kese kağıdından sekiz şirket çıktı

Ticarete ilgisi ilkokul çağlarında başlar. Manavlara kese kağıdı da satar, sınıf arkadaşlarına kola da. Tevfik Bilsev, lisenin ardından da edindiği sermayeyle İzmir Bornova’da dükkan açar. Televizyondan bisiklete, oto teybinden ütü masasına birçok ürünün ticaretini yapar. Tevfik Bilsev, 2015’te ise fast food sektöründe global bir markanın bayiliğini alır. 2019’da Ferdi Baba’ya ortak olan Tevfik Bilsev, 2020’de ise restoran ayağında Fabrice’i kurar. Bugün beyaz eşya ve elektronik perakendesi ile gıda alanında 10’larca mağazayla yoluna devam eden Tevfik Bilsev’in gündeminde ise Fabrice ve Ferdi Baba’yı yurtdışına taşımak var.

 

TEVFİK Bilsev... Küçük bir dükkanda başlayan girişimcilik serüvenini 8 firmalı bir grup şirketine dönüştürmeyi başaran iş insanı. Piyasanın ihtiyaçlarını okuyan ve uzun araştırmalar sonunda da bunu işe dönüştürerek başarıyı yakalayan bir girişimci. Bilsev Group Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Bilsev ile hem mücadeleyle dolu girişimcilik öyküsünü hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1967 İzmir Bornova doğumlu Tevfik Bilsev, ticaretle çok küçük yaşta tanıştığını belirterek, o süreci şöyle paylaştı:

VERESİYE SATIŞ YOK
“Babam, konsoloslukta görev yapıyordu, memurdu. Benim ticaret karşı büyük merakım vardı. Çok iyi gözlem yaptığımı düşünüyorum. İlkokul yıllarında manavların kese kağıdı kullandığını gördüğümde ben de bir fikir belirdi. Kimi zaman anneanneme kimi zamanda babaanneme hamur yaptırdım. Konu komşudan da gazeteleri toplayarak kese kağıdı yapmaya başladım ve bunları manavlara sattım. İlk ticari girişim böylece başlamış oldu. Bunu ortaokul yıllarında kola satışları izledi. Okul arkadaşlarıma kola satarak işi kendimce biraz büyütmüş oldum. Bu satışları çikolata izledi. Veresiye, ertesi gün öderim de yok. Çünkü oradan parayı alıp yeni ürün almam gerekiyordu.”

KÜÇÜK BİR DÜKKANDAN

Yazının Devamını Oku

Kız kardeşler şapkadan girişim çıkardılar

HER ikisi de farklı alanlarda eğitim alır. Kariyerlerine de farklı kulvarlarda devam eder. Elif Merve ile İrem Çopuroğlu kardeşler, bir yandan da ‘bir şeyler yaratmalıyız’ hissiyle araştırmalar yapar. Şapkalara karşı büyük tutkusu olan Elif Merve Çopuroğlu, istediği ürünü bulamayınca, kardeşi İrem devreye girer. “Şapka tasarlamak istiyorum” sözüyle girişimin fitili de ateşlenir. Ve Bodrum’da butik bir şapkacı olarak Les Merimes doğar. Kısa sürede ünü Bodrum sınırlarının dışına taşan markanın rotasında Avrupa, özelikle de İngiltere var.

 

LES Merimes... İrem’in modaya olan merakı ile Elif Merve’nin şapkaya aşkının harmanlanmasıyla ortaya çıkan bir marka. Genlerinde; özgünlük, farklılık ve güçlü durmayı barındıran bir girişim. Elif Merve - İrem Çopuroğlu kardeşlerden hem markanın doğuş öyküsünü hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1986 İzmir doğumlu olan, çocukluğundan itibaren takıp takıştırmayı hep seven, yaş aldıkça da bu sevdası aksesuvarlarla birleştiren ve şapkalar en büyük tutkusu olan Elif Merve, Yeditepe Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü’nden mezun olur.

FARKLI KULVARLARDA YÜRÜDÜLER
1996 İzmir doğumlu İrem ise çocukluğundan beri onu hep heyecanlandıran, araştırmaya, gözlemlemeye iten, merak uyandıran alan moda olsa da Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirir. Bugün bir yandan Bodrum’da iç mimarlık yapan Elif Merve ile İstanbul’da takı firmasının marka danışmanlığını yürüten İrem, öte tarafta ise ortak bir şeyler yapmak adına da kafa yorar. İrem, o süreci şöyle aktardı:

SİPARİŞ İSTEĞİNİ KARŞILAMADI

Yazının Devamını Oku

Şimdi de sevimli dostlar için yemek

Hayatı köpek sahibi olmasıyla değişir. Burçin Ünal Kurt, dört ayaklı dostlarının ömürlerini uzatmak için araştırmalara girer ve karşısına da taze gıda çıkar. Ve Burçin Ünal Kurt, Ori ve Gami için yurtdışından köpek beslenme uzmanına reçeteler hazırlatır. Burçin Ünal Kurt, kız kardeşiyle birlikte evin mutfağında bu reçeteye bağlı kalarak sevimli dostları için özel yemekler hazırlar. Taze yemeğin köpeklerin hayatını 32 aya kadar uzattığını ve kanser riskini azalttığını okuyan Burçin Ünal Kurt, içindeki büyük hayvan sevgisiyle bunun daha fazla sevimli dosta dokunmasını ister. Ve İzmir’de Origami Pet Food’u kurar. Bugün hazırlanan taze köpek yemeklerini abonelik sistemiyle sevimli dostlara ulaştıran Burçin Ünal Kurt’un gündeminde hem reçete sayısını artırmak hem de yurtdışına açılmak var.

 

BURÇİN Ünal Kurt. Markalaşma konusundaki uzmanlığıyla yıllardır birçok şirketin büyümesinde itici güç olan bir isim. Şimdi de bu güç ve deneyimi sevimli dostların sağlıklı beslenmesi için kullanan bir girişimci. Origami Pet Food’un kurucularından Burçin Ünal Kurt ile hem kariyer yolculuğunu hem yeni markasının doğuş öyküsünü hem de yarınlara dair planlarını konuştuk. İzmir doğumlu olan 37 yaşındaki Burçin Ünal Kurt, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme’yi bitirdikten sonra yüksek lisans için yurtdışına gittiğini söyleyerek, hikayenin devamını şöyle aktardı:

DOĞDUĞU TOPRAKLARA DÖNDÜ

“Uluslararası pazarlama üzerine Paris’te 2.5 yıl süren bir eğitim hayatımın ardından İstanbul’a döndüm ve profesyonel iş hayatı başladı. Burada uzun yıllar marka danışmanlığı odağında bir kariyer yolculuğum oldu. Hızlı tüketim ürünleri için yıllarca marka yaratımları ve geliştirmeleri içerisinde başarılı hikayelerde rol aldım. 2014’te evlendim. Benim gibi İzmirli olan eşim Eren Kurt ise o dönem Ankara’da yaşıyordu. İstanbul ve Ankara arasında bir mekik dokuma sürecimiz oldu. Ve bir süre sonra doğduğumuz topraklara dönme kararı aldık. Çünkü İstanbul ve iş temposunun hiç de bana göre olmadığını artık fark ettim.”

GIDADA YENİ BİR YOLCULUK

2015’te İzmir’e dönen Kurt ailesi, gıda alanında yeni bir girişimi hayata geçirir. Burçin Ünal Kurt ise bu süreçte bu girişimin markalaşma sürecine katkı koyar. Burçin Ünal Kurt, “Bu katkı sürecini de kendi ajansımızı kurarak yaptık. Casual Consultancy ile markalarımız için dünya trendlerinin takibi, tüketici istekleri, marka konumlandırmaları, rakip analizleri ve konsept geliştirme konusunda faaliyet göstermeye başladık. Bir markayla başlayan yolculuğumuz 10’lara ulaştı” diyerek, gıda ve ajans sürecinde geldikleri noktayı paylaştı.

Yazının Devamını Oku

Geleceğe yatırım otonom taşıma robotu

Yolları İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde kesişir. Dr. Pınar Oğuz Ekim, 3 yıl önce Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde okuyan öğrencileri Bekir Bostancı, Sercan Çağdaş Tekkök ve Mehmet Emre Söyünmez’le birlikte TÜBİTAK için projeler geliştirmeye başlar. Süreç içerisinde sterilizasyon robotundan akıllı reklam robotuna kadar çeşitli proje ve ürünler ortaya çıkar. Bekir Bostancı, Sercan Çağdaş Tekkök ve Mehmet Emre Söyünmez, hocaları Dr. Pınar Oğuz Ekim’le birlikte İzmir Bilimpark’ta Advoard Robotik’i kurar. Ve yapay zeka aracılığıyla rota çizebilen, insan gücüne olan ihtiyacı üçte iki oranında azaltan otonom taşıma robotunu piyasaya çıkarırlar. Amerikalı bir şirketten de yaklaşık 1 milyon TL’lik yatırım desteği alan Advoard Robotik’in gündeminde ise hem otonom taşıma robotlarını geliştirmek hem de farklı sektörlere ürünler geliştirmek ile yurtdışına açılmak var.

 

ADVOARD Robotik... Startup aşamasında Amerikalı bir şirketten yatırım desteği almayı başaran ve gelecekte hayatımızda oldukça fazla yer edinecek robot teknolojisini odağına alan bir girişim. Advoard Robotik’in kurucu ortakları Dr. Pınar Oğuz Ekim, Sercan Çağdaş Tekkök, Mehmet Emre Söyünmez ve Bekir Bostancı ile hem şirketin kuruluş serüveni hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 2003 ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği mezunu olan ve aynı bölümde de yüksek lisans yapan Dr. Pınar Oğuz Ekim, yüksek lisans yaptığı süreçte de TÜBİTAK-SAGE’de AR-GE mühendisi olarak çalışır. Portekiz’de Lizbon Teknik Üniversitesi’nde doktora yapan Ekim, şöyle devam etti: “Beş yılın ardından eşimin işi nedeniyle Türkiye’ye döndüm. Gebze Teknik Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Daha sonra ise Singapur süreci başladı. Nanyang Teknik Üniversitesi’nde akıllı trafik sistemleri üzerine çalıştım. İkinci çocuğum dünyaya gelince Türkiye’ye dönme kararı aldım. 2018’den bu yana da İzmir Ekonomi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik–Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak kariyer yolculuğuma devam ediyorum.”

DERSTEN ORTAKLIK ÇIKTI

Mehmet Emre Söyünmez, 2016’da Sercan Çağdaş Tekkök ve Bekir Bostancı da 2015’te İzmir Ekonomi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü tam burslu kazanır. Ve sınıf arkadaşı olan üç genç, Dr. Pınar Oğuz Ekin’den önce ‘mikro elektronik aygıtlar’, ardından da ‘sinyaller ve sistemler’ dersini alır. Bu süreçte Mehmet Emre Söyünmez, Sercan Çağdaş Tekkök ve Bekir Bostancı’nın başarıları, Dr. Pınar Oğuz Ekin’in dikkatini çeker. Ve Dr. Ekin, 3 öğrencisiyle birlikte TÜBİTAK için projeler geliştirmeye başlar. Bir yandan TÜBİTAK için proje geliştiren ekip, 2020’de de şirketleşme kararı alır. Advoard Robotik Ar-Ge Yazılım A.Ş.’yi kurarlar. Bekir Bostancı, o süreci şöyle anlattı:
“Okulu bitirdikten sonra, hep kendi işimi kurma üzerine bir hayalim vardı. Bir şirket kurup ülkeme katma değer yaratmak istiyordum. Yazılım alanında da bir birikimim vardı. Pandemi öncesi Mehmet Emre ve Sercan Çağdaş, yurtdışına gitme planları yapıyordu. Ama bu gerçekleşmeyince, TÜBİTAK projeleriyle başlayan birlikte iş yapma kültürünü ortaklığa çevirme kararı aldık. Bize ilk günden itibaren güvenen hocamız Dr. Pınar Oğuz Ekim’le birlikte TÜBİTAK desteğiyle İzmir Bilimpark’ta şirketimizi kurduk.”

Yazının Devamını Oku

Suyun kaldırma gücünü iş fikrine dönüştürdü

Yoğun yarış dönemlerinden birinde, ağır bir idman esnasında kaval kemiğimde bir stres kırığı oluşur. Çözümü, suda koşuda bulur. Bu aktiviteyle hem iyileşir hem de spor gücünden hiçbir şey kaybetmez. Benhür Öncel, bir süre sonra odağını bu alana kaydırıp suda koşu eğitmeni olur. Benhür Öncel, 4 yıl önce de profesyonel iş hayatına noktayı koyup suda koşuyu Bodrum’da bir girişime dönüştürür. Bugün BENHUR ONCEL’S Aquarunning markasıyla yolculuğuna devam eden Benhür Öncel’in hedefinde ise sistemi franchise modeliyle ülke geneline yaymak var.

 

 

BENHÜR Öncel.. Atletizm tutkusunun peşinden giden ama bu uğurda yaşadığı olumsuzluğu da fırsata dönüştürmeyi başaran bir sporcu. Suyun kaldırma gücünden faydalanarak ilklere imza atan bir girişimci. BENHUR ONCEL’S Aquarunning’in kurucusu Benhür Öncel’le markalaşma sürecinden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1986 Bodrum doğumlu Benhür Öncel, çok küçük yaşlarda atletizmle tanıştığını paylaşarak, şöyle devam etti:

HER ŞEY KIRIKLA BAŞLADI
“Yıllardır profesyonel lisanslı atlet olarak yurtiçinde yarışıyorum. Atletizm Federasyonu’nun yapmış olduğu yarışmalarda da birçok ödülüm var. Hayatımın hep içinde olan sporun yanı sıra Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra da kurumsal iş hayatım başladı. Bankacılık sektöründe kariyerime devam ettim. Koşuya olan tutkum sebebiyle de kurumsal hayatın çalışma temposu içinde koşuyu hiç bırakmadım. Atlet olduğunuz zaman belli bir mesafede antrenman yapmanız gerekir. Bu aslında kemiklere ve eklemlere de doğal olarak yük bindirir. Yoğun yarış dönemlerinden birinde, ağır bir idman esnasında kaval kemiğimde bir stres kırığı oluştu.”

KALDIĞI YERDEN DEVAM ETTİ

Yazının Devamını Oku

İstediği takıyı bulamadı kendi markasını yarattı

TAKI kullanmayı hep çok sever. Pandemi döneminde eğitim için gittiği Amerika’dan eşyalarını bir depoya koyarak Türkiye’ye döner. Takıları da Amerika’da kalınca Naz Şahin, sürekli siparişler verse de istediği ürünü bir türlü bulamaz. Annesinin, ‘Alıyorsun ama beğenmiyorsun ve takmıyorsun. O zaman kendin tasarla’ sözü işin fitilini ateşler.

Takı tasarımcısı bir akrabasının da desteğiyle Naz Şahin, İzmir’de kendi koleksiyonunu hazırlar. Ürünler çok beğenilince de, bunu ‘Iris The Brand’ ismiyle markalaştırmaya karar verir. Bugün bir yandan online olarak elektrik elektronik mühendisliği eğitimine devam eden Naz Şahin, öte taraftan da markasını büyütmek için uğraş veriyor. Hedefte ise İbiza ve Mykonos’a mağaza açmak var.

NAZ Şahin... Aslında elektrik elektronik mühendisliği alanında eğitim alsa da girişimini farklı bir alanda hayata geçiren genç bir girişimci. İhtiyacını markalaştıran bir iş insanı. Iris The Brand markasının kurucusu Naz Şahin ile hem kariyer yolcuğunu, hem yeri markasını, hem de yarınlara dair hedeflerini konuştuk. 1998 İzmir doğumlu Naz Şahin, lise ikinci sınıfta Karşıyaka Spor Kulübü’nde profesyonel voleybol oynarken 2017’de Amerika’dan burs kazandığını ve Winchendon School Boston’da 3 yıl okuduğunu paylaştı. Naz Şahin, şöyle devam etti:

VOLEYBOLA VEDA
“Daha sonra iki yıl Central Wyoming College’da voleybol oynadım, aynı zamanda STEM Major’de ön lisans programı aldım. Ardından da California State Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği sürecim başladı. Şu an 3 dönemim kaldı. Üç dönem sonra mezun olacağım. Üniversitenin ilk iki yılından sonra ise voleybolu bırakmak zorunda kaldım, çünkü zor bir bölümde okuyordum ve ders yükü oldukça ağır.”

ABD’YE DÖNEMEDİ

Yazının Devamını Oku

Çöpten girişim çıktı

ÇEVRE mühendisliği okumaya başladığı günden itibaren atık sularla ilgili çalışmalar yapar. Lisans ve yüksek lisans tezlerini de bu alanda tamamlar. Orhan Küçükgül, kariyerine önce İstanbul ardından da İzmir’de belediyede katı atık konusunda devam eder. 2004’te ise Lefkoşa’da ortaklı bir yapıyla düzenli depolama sahası ve geri dönüşüm tesisi kurar. 2008’de ise Kuşadası’nda Avrupa Birliği’nin finanse ettiği bir tesisin proje müdürlüğünü üstlenir. 2011’de geri dönüşüm tesisi üzerine kendi şirketini kuran Orhan Küçükgül’ün aklında ise kompost gübre üretimi vardır. Uzun uğraşlar sonunda endüstriyel gıda atıklarından 2016’da kopmost organik gübre üretmeyi başaran Orhan Küçükgül’ün hedefinde bu ürünü daha fazla çiftçiye ulaştırmak var.


 

ORHAN Küçükgül...Zor olanın peşinden giderek çöpe giden endüstriyel gıda atıklarından katma değerli bir ürün üreten sıra dışı bir girişimci. Ecorec Çevre ve Enerji Teknolojileri A.Ş.’nin kurucusu Dr. Orhan Küçükgül ile hem kariyer yolculuğunu hem kompost organik gübreyi hem de girişimcilik serüvenini konuştuk. 1963 Kars doğumlu olan Orhan Küçükgül, ziraat mühendisi babasının memuriyeti nedeniyle ilkokul eğitimini Manisa’da aldığını, daha sonra Erzurum’a gittiğini söyledi. Orhan Küçükgül, şöyle devam etti:

ÜNİVERSİTE İÇİN İZMİR’E
“Ortaokul ve liseyi de Erzurum’da okudum. Ama lise son sınıfta babam, benim eğitimimi de düşünerek batıya tayin istedi ve Eskişehir’e yerleştik. Daha sonra üniversite macerası başladı ve İzmir’e geldim. Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği’nden mezun oldum. Ve aynı okulda yüksek lisans yapmaya başladım. Aynı zamanda da araştırma görevlisi olarak kariyerime yön verdim.”

BULAŞIKÇILIK DA YAPTI

Yazının Devamını Oku

Kargonun demir leydisi

Yıllarca kargo sektöründe şube müdürlüğü ve acente işletmeciliği yapar. Ama bir süre sonra hem sektördeki değişiklikler, hem de işte yaşanan sorunlar nedeniyle Tuba Kadik, 16 yıllık kargoculuk sektörüne noktayı koyar. Ve rotasını Bodrum’a çevirir.

Tuba Kadik, Bodrum’da kargo dışında ekmek-peynir, sokakta oyuncak, internetten anne-kız pijaması satışı gibi farklı işler yapmak istese de başarılı olamaz. En büyük birikim ve sermayesinin kargoculuk olduğuna karar veren Tuba Kadik, Bodrum Cargo’yu kurar. Bugün Bodrumluların kargolarını yurtdışına göndermek için mücadele veren Tuba Kadik’in hedefleri arasında ise sektördeki kadın sayısının artması var.

TUBA Kadik... Erkek egemen sektörde ayakta kalmayı başarabilen bir isim. Tüm olumsuz tablolara rağmen pes etmeyip küllerinden yeniden doğan yeni bir girişimci. Bodrum Cargo’nun kurucusu Tuba Kadik ile hem kariyer yolculuğunu hem de yeni girişimini konuştuk. 1974 İstanbul doğumlu olan Tuba Kadik, 2 yaşında anne ve babası ayrılınca babaannesi tarafından büyütülür. Aile özlemiyle büyüyen Tuba Kadik, bu durumun kendisini duygusal olarak narin, naif, hayat mücadelesinde ise cesur ve güçlü yaptığını paylaştı. Kariyer yolculuğuna ilk adımı sigortacılık sektöründe attığını söyleyen Tuba Kadik, hikayenin devamını şöyle aktardı:

İDDİAYA BİLE GİRDİLER

“2003’te ise yolum kargo sektörüyle keşişti. Kargoculuk mesleğimin ilk yıllarında kadın kargocu yok denilecek kadar azdı. Beni gören müşteriler önce çok şaşırdı, sonra çok sevindi. Sırf kadın kargocu olmamdan ötürü müşteriler de beni destekledi. O yıllarda şirkette erkek egemenliği mevcuttu. Gerek personel, gerekse şirket yöneticileri ve çalışanlar önceleri benim bir kadın ve naif, hassas kişiliğimden dolayı şube işletmeciliği yapamayacağımı ve bu konuda pes edeceğimi düşündü. Hatta iddiaya bile girenler oldu. Bu durumu lehime çevirdim, benim enerjim oldu ve en zirveye kadar ulaştım. Bu zirve yolculuğum ise benim kişilik yapıma tamamen ters durum oldu, mesleki deformasyon yaşayarak kişilik yapımı değiştirdi. Naif Tuba gitti, yerine keskin ve sert çizgileri olan Tuba geldi. Maalesef kargo sektöründe yaşanan zorluklar kimlik yapımı değiştirdi. Bundan da hiç hoşnut değildim ama yapacak bir şey yoktu. Erkek egemenliği yoğun olarak yaşanan sektörde böyle olması gerekiyordu.”

TUTKUSU KABUSA DÖNDÜ

Yıllarca kargo sektöründe şube müdürlüğü ve acente işletmeciliği yapan Tuba Kadik, görev aldığı süreçte hiç dinlenmeden gece - gündüz çok büyük özveri ve sevgiyle çalıştığını söyledi. Kadik, “Lakin son yıllarda kargoculukta yaşanan müşteri yapı değişikliği, sektörün bu duruma pek hazır olmaması, yaşanan tüm sorunların ilk durağı şube ortamların olması ve kargo işleyişini bilen kişi sayısının azalması gibi durumlar beni çok fazla yıprattı. İş yerinde yaşadığım sorunlarla, anne-baba kaybından sonraki depresyon birleşti. Rahatsızlığımdan dolayı tutkuyla yaptığım iş kabusum oldu. Uyumuyor, yarın ne olacak endişesi sürekli zihnimde dolaşıyordu. Bunun yanı sıra, yapmış olduğum işimin devam edebilmesi için annemden kalan evimi satmıştım, bu durum beni çok etkilemişti. Acı içinde kıvranıyordum. Maalesef benim bu durumu kimse görmedi ve çözüm oluşturulmadı” diyerek, dayanacak gücüm kalmadığında ise çalıştığı kargo şirketinden ayrılarak 2019’da Bodrum’a yerleşme kararı aldığını paylaştı.

Yazının Devamını Oku

Sanatla oyunu buluşturdu

ÜNİVERSİTE yıllarında dünyada neler olduğunu görmek adına keşfe çıkar. Bu keşif 27 yaşına kadar yaklaşık 40 ülkede; eğitim, araştırma ve çalışmayla geçer. En son Amerika’da MoMa’yı gezdiği sırada bir katın oyunlara ayrıldığını görünce, Simay Dinç’in zihninde bir ışık yanar. “Oyun, sanat ve milyarlarca dolarlık bu endüstriyi bir potada eritmem gerekiyor” diyen Simay Dinç, Türkiye’ye döner. Ve sanatla oyunu buluşturma hedefiyle kardeşi Eray Dinç ile Recontact Games’i kurar. Simay Dinç, daha sonra Ayvalık Küçükköy’ün de bilim ve sanat köyü olabilmesi için harekete geçer. Bu hedefle Küçükköy’de Kıraarthane’yi hayata geçirir. Şu ana kadar 21 ülkeden sanatçı, bilim insanı ve girişimciyi Küçükköy’de ağırlayan Simay Dinç’in gündeminde ise bölgeyi oyun endüstrisinde kuluçka merkezi yapmak var.

SİMAY Dinç... Zor olanın peşinden giderek farkındalıklara imza atan bir sosyal girişimci. Kardeşi Eray Dinç’in de vizonuyla birlikte paylaştıkça değer yaratan işler üretmeyi kendine ilke edinmiş bir isim. Recontact Games ve Kıraarthane’nin kurucularından Simay Dinç ile kariyer yolculuğundan oyun endüstrisine, markaların doğuş öyküsünden Küçükköy’ün dönüşümüne kadar birçok konuyu konuştuk. 1986 İstanbul doğumlu Simay Dinç, hem annesinin hem de babasının kendi işlerini yapması nedeniyle girişimci bir ruhla büyüdüğünü aktardı. Dinç, şöyle devam etti:

DÜNYAYI KEŞFE ÇIKTI

“17 yaşında İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Ama okula girdikten sonra sadece mezun olmakla kendi hayalimi gerçekleştiremeyeceğimi düşündüm. Çünkü eğitim aslında bir şey kazandırmıyor. Bu nedenle 18 yaşımda, dünyada neler olup bittiğini keşfetmek için yurtdışına açılma kararı aldım. Ve ilk adımı Amerika’yla attım. Her yaz tatilimde bir ülke deneyimi yaşadım. Eğitim, araştırma ve çalışma odaklı Avusturya’dan Japonya’ya, Almanya’dan Singapur’a kadar 40’a yakın ülke gezdim. Çalışarak hem kendi paramı kazandım, hem de gideceğim ülke için kaynak yarattım. Bu keşif 27 yaşıma kadar devam etti.”

IŞIK MOMA’DA YANDI

Beş yaşından itibaren bilgisayar oyunlarına merak salan ve atari salonlarından çıkmayan Simay Dinç, hem oyun teknolojilerine hem de sanata karşı olan merakıyla gittiği yurtdışında teknoloji fuarları, sanat galeri, müzeleri gezdiğini paylaştı. Dinç, “2013’te Amerika’da Museum of Modern Art’ı(MoMa-Modern Sanat Müzesi) gezerken, bir katının oyunlara ayrıldığını gördüm. İşte o zaman tüm keşif sürecim şekillendi. Oyun, sanat ve milyarlarca dolarlık bir endüstriyi bir potada eritmem gerektiği fikri ortaya çıktı. Kardeşim Eray Dinç’le de sinemayı oyuna çevirmek gibi hayalimiz vardı. Türkiye’ye döndüm ve kardeşimle birlikte Recontact Games’i kurduk. 2015’te de oynanabilir sanat üretmek mottosuyla ilk oyunumuz Recontact İstanbul’ı çıkardık. Oyun App Store Türkiye’de ‘yılın oyunu’ seçildi. Daha sonra ise Los Angeles New Media Film Festivali, International Mobile Games Awards gibi önemli ödülleri Türkiye’ye getirdik. Şimdi serinin üçüncü oyunu ile ilk defa bilgisayar oyuncularıyla buluşmaya hazırlanıyoruz. Recontact: Londra için başrol koltuğunda Game of Thrones’ta Whitewalker olarak karşımıza çıkan, Doctor Who, Clash of Titans gibi projelerde yer almış ünlü İngiliz aktör Ross Mullan yer alıyor. Ayrıca, oyunculara ve sinema seyircilerine yeni bir deneyim sunabilmek adına Londra’da yapılan çekimler için 8 milyon sanat eserini sergileyen British Museum kapatıldı” diyerek, oyun teknolojilerinde geldikleri durumu aktardı.

Yazının Devamını Oku

5-6 masa hayalinden yeme içme merkezine

Aslında planları, Ayvalık’a yerleştiklerinde butik bir otel ve 6-7 masalı bir mekan açmaktı. Fikret Polat, inşaat sektörünün yoğun temposunu mutfakta oyalanarak, Şermin Ateş Polat ise borsa dünyasının stresinden uzaklaşmak hedefiyle mekan açmayı düşünür. Ama bütün planlar, Tariş’in eski zeytinyağı fabrikasını kiralayarak restore etmeleriyle değişir.

Eski zeytinyağı fabrikasını yiyecek içecek merkezine dönüştürme fikriyle hareket eden Polat çifti, bu süreçte pandeminin başlamasıyla bir anda kendilerini sektörün içinde bulur. Payeli Restaurant’ı kuran Fikret ve Şermin Polat, bir yandan da Tariş Meydan ismi verilen eski zeytinyağı fabrikasını yiyecek-içecek merkezine dönüştürmek için mücadele ediyor. Hedefte ise orta vadede şubeleşmek var.




PAYELİ Restaurant... Hem kendi bünyesinde hem de yer aldığı Tariş Meydan’da farklı konseptlerle Ayvalık’ın gastronomi zenginliğine yeni soluk getiren bir mekan. Fikret ve Şermin Ateş Polat çifti ile hem Payeli’nin doğuş öyküsünü hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. Payeli Restaurant’ın İstanbul merkezli Polindek Boya İnşaat’ın bir markası olduğunu dile getiren Fikret Polat, şöyle devam etti:

10 YILLIK DENEYİM

“Bizim girişimcilik hikayemizin asıl başlangıcı Polindek... Burayı, dekorasyon boyaları tatbik ve uygulama metodlarından edindiğimiz 10 yıllık deneyimle 2003’te kardeşimle kurduk. Aynı yıl İtalya’nın önde gelen boya üreticilerinden Materispaints Grubu’nun Baldini Vernici markasıyla distribütörlük anlaşması yaparak bu markanın Türkiye ve KKTC dağıtımına başladık. 2006 yılında ise İtalyan Spiver SRL ile anlaşarak bu markanın ürünlerinin Türkiye-KKTC-Irak-Azerbaycan pazarında satış ve dağıtımında yetkili tek distiribütörü olma hakkını elde ettik. İtalyan stil 100’den fazla ürün ve efektiyle ev, otel, işyeri, sosyal ve kültürel birçok yapı projelerinde ürünlerini başarıyla sunuyoruz. Standart ürün efektleri haricinde özel uygulama teknikleriyle geliştirmiş olduğu 50 farklı özel efekt ürünüyle de sektörde farklılığımızı ortaya koyduk. Dekorasyon boyaları haricinde 2010’da ‘Art on the Wall’ imajıyla duvar kaplamaları konusunda yurtiçi ve yurtdışı birçok önemli projeye özel duvar kağıtları ve 3 boyutlu duvar panelleri ithal ediyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Pandemide o boşluğu girişime dönüştürdü

BİR yandan kendi mesleği olan iç mimarlığı yapar. Öte tarafta ise yeni arayışlara girer. Ve ev aksesuvarları üzerine çalışma başlatır. Aslı Sağgül, yüksek fiyat tablosu nedeniyle bu ilk girişiminde istediği sonucu alamaz. Pandemi nedeniyle eve kapandığı dönemde de bu arayışlarını sürdürür. Bu süreçte yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle İzmir Çeşme’de glutensiz ürün alanındaki boşluğu fark eder. Yönünü mutfağa çeviren Sağgül, sağlıklı fırın felsefesiyle cheesecake ve kurabiyeler sunduğu La Marvie’i kurar. Sağgül’ün hedefinde hem şubeleşmek hem de paketli ürünler var.

 

ASLI Sağgül... Sağlık sorunu nedeniyle karşısına çıkan fırsatı girişime dönüştürmeyi başaran çiçeği burnunda genç bir girişimci. La Marvie Cheesecake & Coffee’nin kurucusu Aslı Sağgül ile hem kariyer yolculuğunu, hem yeni markasını, hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1992 İzmir doğumlu olan Aslı Sağgül, babasının mimar olması nedeniyle sektörün içinde büyüdüğünü, yaz tatillerinde şantiyelere gittiğini paylaştı. “Aslında hep mimarlık mesleğinin içindeydim” diyen Aslı Sağgül’ün bu durumu, üniversite tercihinde de etkili olur. Bahçeşehir Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nü kazanınca İstanbul sürecinin başladığını ifade eden Aslı Sağgül, şöyle devam etti:

BİLİNÇLİ BİR TERCİH

“Hem sektörün içinde büyüdüm hem de küçüklüğümden itibaren ne zaman bir mekana girsem, ‘ben olsam nasıl tasarlarım’ diye düşünürdüm. Babamın mimarlıkla ilgili dergilerini karıştırırdım. Yani meslek seçimimim bilinçli bir tercih oldu. Günün sonunda insanları mutlu eden alanlar yaratmak bana ayrı bir heyecan vereceğini düşünüyordum. Ve 2014’te mezun olur olmaz da İstanbul’da pek çok iç mimarlık ofisi deneyimim oldu. 2016’da ise doğduğum topraklara geri döndüm. Babamın kurduğu Mobilite Mimarlık’ta kariyerime devam etme kararı aldım. Şu an orada kurucu ortak olarak mesleğime ve tasarımlarıma devam ediyorum.”

İLK GİRİŞİM OLUMSUZ

Aile şirketinin büyümesi için mücadele eden Aslı Sağgül, bir yandan da içindeki girişimci ruhla yeni arayışlara girer. İç mimarlıkla da bağı olduğu için ev aksesuvarları üzerine bir çalışma başlattığını söyleyen Aslı Sağgül, “Bu, yaklaşık 2-3 yıl önce hobi amaçlı bir adımdı.

Yazının Devamını Oku