GeriMehmet SOYSAL Yarın diye bir şey
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yarın diye bir şey

Dünya evine çekilmiş, umutlu bir haber bekleyişinde... 

İnsanların sel gibi akıp gittiği cadde ve sokaklar ıssız günlerini yaşıyor...

Ve karıncalar misali çekilmişler sanki yuvalarına...

Büyük kalabalıkların kafasındaki tek soru ise şu:

 Evde kal ama nereye kadar?

*

Siyasetbilimci Alberto Mingardi, La Stampa’daki yazısında insanların yeniden huzura kavuşması için katı kurallar yerine esneklik zamanının geldiğine dikkat çekiyor...

“Sorun sadece para değil” diyen Mingardi:

 Aynı zamanda bu yeni koşullarda ne kadar özgür olabileceğimiz...

*

Evde kalmanın ne zaman biteceğinin merak edildiğini belirten Mingardi:

 ‘Evde kalmanın azami tahammül edilebilirliği’ diye bir sınırı olmalı...

 Kapalı kalmanın huzurumuzu ciddi ölçüde bozacağı bir eşikteyiz artık...

*

Estonya’da yayınlanan Eesti Paevaleht gazetesi ise sokağa çıkma kısıtlamalarının kaldırılması konusunda devletin net kriterler koymasını ve ABD’li bilim insanlarının, önlemlerin kademeli olarak nasıl kaldırılabileceği yönündeki önerilerinin de mantıklı göründüğünü belirterek diyor ki:

 Birincisi; iki haftalık bir süre içinde yeni vaka sayısı azalır, ikincisi; hastaneler bütün hastalara bakabilir, üçüncüsü; COVID-19 semptomları gösteren bütün hastalara test yapılabilir ve nihayet bütün hastalar ve temas kurdukları insanlar takip edilebilir.

*

Devletlerin olağanüstü halden çıkışı hızla planlaması ve herkesin izleyebileceği ciddi adımlar atması gerektiğini vurgulayan gazete Eesti Paevaleht:

 Ancak böylece güzel bahar havasına rağmen insanların kısıtlamalara riayet etmesi sağlanabilir.

*

Bulgaristan’da yayınlanan Trud gazetesi ise geniş kapsamlı kısıtlamaların zaman içinde faydadan çok zarar getireceğini dile getiriyor ve diyor ki:

 Sonsuza kadar başımızı kuma gömüp, umut içinde tehlikenin geçmesini bekleyemeyiz.

 Kısıtlamaları hemen ve tamamen kaldırmak gerekmiyor ama önlemler yavaş yavaş kaldırılabilir.

 Şu anda koronavirüsle mücadele için harcadığımız milyarları riskli grupları izole etmek için harcayabiliriz, bu arada toplumun kalan kısmı da kitle bağışıklığı geliştirebilir.

 Bakış açımızı her şey için çok geç olduğunda değiştirmek affedilemez olacaktır, çünkü daha şimdiden sokağa çıkma konusundaki aşırı önlemler için ağır bir bedel ödemiş durumdayız.

*

“Böylesi zorlu günlerde dahi eleştiriler ihanet olarak nitelendirilerek geri çevrilmemeli” diyen La Repubblica gazetesi ise:

 Bu musibetle iki aylık mücadelenin ardından ve olumsuz gelişmelerin zirve yaptığı bir dönemde hangi şeylerin işe yaramadığını söylemekte sakınca görülmemeli.

 Koronavirüs, bugünümüzü zorlaştıran, yarınımıza yük olan devasa boyutlardaki kamu borcundan ulusal sağlık sistemlerinin neredeyse suç teşkil edecek şekilde zayıflatılmasına dek bütün sorunları acımasızca önümüze serdi.

*

“Hükümetler önemli sorulara cevap vermeden sürekli yurttaşlarından bir şeyler talep ediyor” diyor Phileleftheros’tan Vasiliki Zenonos:

 Mali bir felaketle karşı karşıya olan eşimize dostumuza ne diyeceğimizi söyleyen yok...

 Virüsün birkaç saat içinde herkese bulaşabileceği, mültecilerin tutulduğu tutukevleri ve konaklama merkezlerinde hangi önlemlerin alındığı bize anlatılmış değil.

 10 Mart’tan bu yana yemek karnesi almayı bekleyen ve bir lokma yiyeceği olmayan iltica başvurusu sahiplerine ne diyeceğimiz söylenmiyor.

*

Irish Examiner ise virüs yüzünden evden eğitim ve evden çalışmanın avantajlarını şöyle sıralıyor:

 İnsanların hayatın daha ucuz olduğu bölgelerde yaşayabilmesi anlamına geliyor bu.

 Ve emlak krizinde rüzgârların başka yönden esmeye başlamasına da neden olabilir.

 Petrole bağımlılık azalabilir. Çünkü küresel ısınma sürdürülebilir ölçüleri çoktan aştı.

 Evden eğitim ise sürekli yeni öğrenci yurtları inşa edilen üniversite kentlerindeki aşırı yoğunluğu azaltabilir.

*

Kısacası, Avrupa ve başka ülkelerin medyası da bizler gibi tartışıyor ve doğru bir yolu bulmaya çalışıyor...

Evde kal yalnızlığının son durağını arıyor...

Daha önemlisi yarınların nasıl bir yük getireceğini herkes merak ediyor...

Ve “Yarın diye bir şey var mı?” sorusuna cevaplar aranıyor...

Kaynak: Eurotopics

 

X

Başımız belada mı?

Çin virüsten sonra dünyanın başına yeni bir çorap daha mı örüyor?

Bu defa da uzaya gönderdiği roket tutunamayıp aşağı düşüyor...

Riskli ülkeler arasında Türkiye de varmış.

Eskilerin deyimiyle “Başımıza taş yağacak” sözü de gerçek oluyor.

Ve başımıza gökyüzünden roket düşüyor...

*

Çin ise haberleri yalanlıyor.

“Batı’nın uydurması” diyor...

Paniğe gerek olmadığını açıklıyor.

Yazının Devamını Oku

Acılar masal olmuyorsa...

Pandemi yüzünden zor günler yaşanıyor...

Özellikle fakir, gelişmeyen ve nüfusun aşırı yoğun olduğu ülkelerde...

Hindistan ve Çin gibi...

Aş yokluğu yerini aşı yokluğuna bırakıyor...

İnsanlar açlık ile aşı arasında gidip geliyor...

*

Hindistan ve diğer yoksul ülkelerde yaşananları ajansların dünyaya geçtiği haberlerden öğreniyoruz...

Hindistan’da vaka sayısı 21 milyon 64 bin 862’ye, can kaybı ise 230 bin 10’a ulaşmış.

Ülkede günlük vaka sayısının 400 binin üzerinde olduğunu, günlük can kaybının ise 3 bine yaklaştığını bildiren uzmanlar, derin bir çaresizlik ve yoksulluğun yaşandığına dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Sefersiz saldırılar

ABD Başkanı Biden’ın sözde soykırım açıklamasına tepki açıklamalarından başka bilimsel olarak verilmiş bir ciddi karşılık yok...

Örneğin yüz tarihçi bir araya gelip bir mektup yazmadı...

Ve 250 üniversite rektörü ve yönetimi de bir araya gelip bildiri yayınlamadı...

Emekli büyükelçiler ve emekli general ya da amiraller de...

Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı emekli büyükelçi Ömer Engin Lütem Ermeni sorunu ile ilgili kapsamlı bir çalışma yapmış...

*

Soykırım yaptığı iddia edilen Osmanlı Devleti’nde 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi ve 11 başkonsolosun çalıştığını vurgulayan emekli büyükelçi Ömer Engin Lütem 1912 ve 1913 yıllarında yani Balkan Savaşları sırasında dışişleri bakanının Gabriel Naroduncıyan adlı bir Ermeni vatandaşının olduğuna dikkat çekiyor...

Agop Kazakyan’ın maliye bakanı, Ohannes Sakız Paşa’nın ise hazine-i hassa bakanı olduğuna da...

Kim biliyor bu gerçekleri?

Yazının Devamını Oku

İfadenin ikiyüzlü hürriyeti

2. Dünya Savaşı’nda Yahudilere yapılan soykırımı reddettiğini açıkladığında bir kaşık suda boğulmaya çalışılan Fransız düşünür Roger Garaudy, 14 yaşında Protestan, sonra Katolik ve 69 yaşında ise Müslüman olduğunu söylemişti.

Fransız direniş hareketine katılınca Cezayir’deki kamplara sürülen Garaudy savaş sonrasında Fransız Komünist Partisi’ne girmiş ve senatör seçilmişti...

Aykırı çıkışlarıyla dünyanın dikkatini çekmeyi başaran Garaudy, 1970 yılında SSCB’nin Çekoslovakya’yı işgalini eleştirdiğinden dolayı Komünist Parti’den uzaklaştırılmıştı.

1982 yılında ise Müslüman olduğunu açıklayan Garaudy, 1996 yılında soykırımı reddettiğine dair yazdığı ‘İsrail: Terör ve Mitler’ kitabıyla kendisine bağlanmış olan bir fitili de ateşlemişti... 

*

İfade hürriyetinin öncülüğünü yapan Fransız mahkemeleri Garaudy’i cezalandırmış ve kitabın basımını yasaklamıştı.

Soykırım diyenleri dünyanın her yerinde el üstünde tutan anlayış reddedenleri ise taşa tutuyor...

İfadesine bile tahammül yok.

Nasıl bir ifade hürriyeti ise...

Yazının Devamını Oku

Karşılıklı çatışmalar

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Biden’ın ‘Ermeni soykırımı’ açıklamasının sürpriz olmaması gerektiğini belirtiyor ve diyor ki:

Kendisi uzun zamandır 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlıyor ve bu açıklaması da bekleniyordu...

Yani özür dilenmediği gibi normal bir şeymiş gibi karşılamamızı bekliyor...

Diplomasiyi de komediye çevirdiler...

*

Aykırı çıkışlarıyla gündeme gelen içimizdeki tuhaf koro hâlâ ABD’ye bir şey diyemiyor.

Daha doğrusu demek istemiyorlar...

İnsan haklarından dem vuranlar söz konusu Türkiye olunca meydanlara, sokaklara çıkıyorlar ama ABD olduğunda evlerinde oturmayı tercih ediyorlar...

Prof.

Yazının Devamını Oku

İçimizdeki tuhaflıklar

ABD Başkanı Biden’ın sözde ‘soykırım’ sözlerine karşılık yüzlerce tepki açıklaması yapıldı...

Sonuçta bir şey değişmedi...

71 yıl önce Kore’de uğruna savaştığımız müttefik ABD dostluğunun gerçek yüzü bu işte...

Her geçen gün ABD’nin kaybettiğimiz sevimli yüzünü ararken, beklerken onlar daha da çirkinleştirdikleri yüzünü bize göstermeye devam ediyor...

*

Kızılderilileri ve ülkesindeki siyahi vatandaşları yıllarca katleden ABD’nin katliam geçmişi ise şöyle:

Vietnam 4 milyon.

Kore 3 milyon.

Kamboçya ve Laos’da 1 milyon.

Yazının Devamını Oku

Bir fitili ateşlemek

Yüzyıl önce yaşananları yeniden Ermeni lobisinin ısrarıyla Türkiye’ye karşı olan kinlerini gündeme taşıyan ABD Başkanı Biden ve kurmayları bir fitili daha ateşliyor...

Ve Türkiye’yi 1915 olaylarından sorumlu tutuyor, sözde ‘soykırım’ yapmakla suçluyor...

Neden bugün?

Çünkü Türkiye kendi çıkarlarına aykırı davranınca ve katliamlarına ortak olmayınca eski bir alışkanlığını hatırlayan ABD, yüzyıldan beri başımızda boza pişirir gibi sürekli Ermeni olaylarını sopa gibi gösterip tehdit etmeyi sürdürüyor...

Güya 1.5 milyon Ermeni’yi tehcir etmişiz!

Katletmişiz...

İmha kampanyasıyla ölüme göndermişiz!

*

Düne kadar

Yazının Devamını Oku

Düşünmeye başlamak

Akdeniz’de yine facia...

Libya açıklarında lastik botun batmasıyla 100 kişi sularda öldü...

Uluslararası Göç Örgütü haberi verirken bunlardan düzensiz göçmen diye söz ediyor...

Kendi kurdukları sömürge düzeninin sonuçlarına böyle diyorlar...

Hesabını da yerlerinden ettikleri insanlara çıkarıyorlar...

Yaşadığı coğrafyadaki işsizlik, yoksulluk ve huzursuzluk yüzünden ülkesini, toprağını terk edip ekmeğin yolculuğuna çıkanların bu dramı hiç bitmiyor...

Ekmeklerine sularda kan tükürüyorlar...

*

Doğdukları yerde büyüyemeyen ve ölemeyen insanların dramını anlayan yok...

Yazının Devamını Oku

Bir arada yaşayabilmek

Osmanlı’yı geri getirmenin hayal olduğunu, geleceğine dair kâbus yaşayanların da büyük bir yanlışın içerisinde olduğunu yazmıştık...

Yeni dünya düzeninde Y, Z ve Alfa kuşaklarının demokrasiyle bile yetinmeyen bir durumda olduğunu görmüyoruz galiba...

Teknolojinin imkânlarıyla dünyayı her an izleyen ve gören bu kuşakların hukuksuz sosyal medya adreslerinde nasıl davrandıklarını, düşündüklerini görüyor ve şahit oluyoruz...

Arap ülkelerinde dahi durum böyle iken hangi Osmanlı geri geliyor sorusuna da kimse bir cevap bulamıyor...

Bulamayacak da...

*

Ortadoğu araştırmalarıyla bilinen Prof. Bernard LewisHata Neredeydi?” kitabıyla putları kırıyor...

Sadece Osmanlı’nın değil tüm İslam dünyasının neden ve nerede hata yaptığını yazan Lewis, neden kaybettiğini bilmeyenlerin nerede hata yaptıklarını da bulamayacaklarını ve yeniden geri dönüşlerinin de haliyle imkânsız olacağını belirtiyor...

Harvard Üniversitesi’nde tarih ve iktisat dersleri veren Prof.

Yazının Devamını Oku

Büyük beklentiler

Osmanlı’nın geri geleceğine dair bazıları kâbus yaşıyor...

Birileri de hayal kuruyor...

Hayalci ve kâbuslarıyla yaşayanlara açıklıkla diyebiliriz ki, o dönem bitti ve asla geri gelmeyecek...

Ve gelmeyecek şeyin de hayalini kurmaya da kâbusunu yaşamaya da gerek yok.

Hayalini kuranlara aldırış etmeye de...

*

Niye gelmeyecek?

O büyük kalabalıklar yeryüzünde yok...

Yani diyorum ki...

Yazının Devamını Oku

Körkuyularda

S. Ahmet Arvasi diyordu ki:

- İslamiyet’i kurtarmayı bırakalım, İslamiyet’le kurtulmaya bakalım...

*

Kendini kurtaramayanlar sürekli İslamiyet’i kurtarmaya çalışıyor...

Din bezirgânları ise tarih boyunca ‘gerçekleri’ saklayıp körkuyularda sakladıklarını din diye insanlara anlatıp yalan pazarlamış...

Diğer hak dinleri de böyle bozmuşlardı...

Hak kitapları böyle değiştirmişlerdi...

Dinler ve kitaplar bozuldukça Allah yeni bir din, yeni bir kitap ve peygamber göndermiştir...

Son din İslam ve son peygamber ise

Yazının Devamını Oku

Saklı şeyler

Ramazan ayı başladı...

Herkesin kendisiyle muhasebeleşmesi, hesaplaşmasıdır yani...

Ve suskunluğudur...

Günahlardan uzaklaşmasıdır...

Tövbe vakitleridir.

Pide ve hurma ayı hiç değildir...

Bayramının adı da şeker değildir!

Tabii ki iman edenler ve inananlar içindir oruç...

İnanmamaya kimsenin bir şey demeye hakkı da yoktur...

Yazının Devamını Oku

Sular ısınıyor gibi

ABD Karadeniz’e iki savaş gemisini gönderiyor...

Tatile çıkmadığına göre, niçin geldiği de biliniyor...

Rusya, Afganistan’da kaybettiği savaştaki unvanını geri alacağı bir yer arıyor...

Ukrayna işin hikâyesi...

*

ABD; Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Yunanistan, Girit ve Malta adalarına yeni askeri üsler kuruyor...

AB ülkeleri de güvenliğini gerekçe gösterip destek oluyor...

İsrail, İngiltere ve Arap ülkeleri de ABD’nin yanında yer alıyor...

Tek amaç Rusya ve Çin’i durdurmak...

Yazının Devamını Oku

Arıtılmış gerçekler

Rusya’nın Ukrayna derdi bitmiyor...

Bitmeyecek de...

Ve tabii ki ABD ve AB ülkelerinin de...

Yaralar kaşınıyor sürekli...

*

Pandemi günlerinin başlamasından beri evlerindeki kargaşayı, huzursuzluğu, işsizliği ve isyanı bitirmek isteyenlerin bin yıldan beri uyguladığı klasik bir metot sefere çıkmak...

Yani savaşmak...

Arıtılmış gerçekler piyasaya sunuluyor...

Ve herkesin sanal gerçeklerden oluşan bir gündemi var...

Yazının Devamını Oku

Bozucu etkiler

ABD, Rusya’dan aldığımız S-400 sistemleri gerekçesiyle Türkiye’ye CAATSA yasası kapsamında yaptırımlarını bugün devreye sokuyor...

Yeni dünya düzeni ve dostluk anlayışı da böyle bir şey...

ABD, NATO ve AB dahil çifte standart uyguluyor...

Yunanistan, Rusya’dan alınca hiç kimse bir şey demiyor...

Türkiye aldığında ise yaptırımlarla tehdit ediliyor...

Neden?

*

Eski başkan Trump dahi ABD’nin uyguladığı çifte standardı G-20 Zirvesi’nde gündeme getirmiş ve Obama dönemini suçlamıştı...

ABD’den yıllarca hava savunma sistemlerini istedik vermedi...

Yazının Devamını Oku

Tehlikeli çember

ABD, Avrupa’ya yerleşiyor...

Kavala, Selanik, Volos ve Girit’e üs kuruyor... Yunanistan Biden ile anlaştıklarını açıklıyor...

Bir yandan askeri ortak tatbikatlar, diğer yandan yeni üsler kurulmasının altında yatan amaç belli...

Rusya tehlikesine karşı korumak bahanesiyle Avrupa’ya yerleşmek isteyen ABD, diğer yandan Türkiye’ye karşı da Yunanistan’ı kışkırtmaya devam ediyor.

Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya’daki Rusya varlığına karşı da kendi varlığını sürdüreceğinin mesajını veriyor.

Ve ayrıca Ege Denizi, Karadeniz ve Balkanlar’ı da kontrol edeceğini söylüyor.

*

Yunan medyasındaki haberlere göre ABD’nin 50 yerde askeri üs kuracağını ve bunun karşılığında ise büyük çapta hibe silahların verileceğini açıklıyor.

Hibe silahların listesini ise Washington’da bulunan Yunanistan Başbakanı

Yazının Devamını Oku

Gölgelerin sessizliği

Belçika’nın eski başbakanlarından Guy Verhofstadt on beş yıl önce Avrupa Birleşik Devletleri kitabında içinde bulundukları düşünme sürecini eleştiriyordu...

Ve AB’nin gerilemesi tehlikesine dikkat çekiyordu.

Ekonomisi modernleştirilmiş siyasi bir Avrupa Birliği’nin kaçınılmaz olduğunu ve “ortak bir ordu kurulması” teklifini gündeme getiriyordu...

ABD’nin iş yaptığına, AB’nin ise hâlâ düşündüğüne bir anlam veremediğini belirten Verhofstadt demişti ki:

- AB bir bisiklete benzer. Durması halinde ayakta kalamaz yıkılır!

*

Yıkılması halinde 50 yıllık emeklerinin boşa gideceğini, Euro’nun son bulacağını, sınır kapılarının yeniden oluşacağını ve serbest dolaşımının sona ereceğini anlattığı kitabında Türkiye’nin AB’ye katılımının faydalarına değiniyordu...

AB ülkelerinde aynı değer, gelenek ve kültürlerin buluşturulamayacağını vurgulayan Verhofstadt siyasi ve sosyal uyumun yeterli olabileceğini ifade etmişti...

Ortak bir para birimi sahibi olmanın bir anlamı olmadığını ve 50 yıldan beri bir savunma birliği kurma fikrini hayata geçiremediklerinden şikâyet eden

Yazının Devamını Oku

Kripto günler

Kripto örgütler derken geldik kripto paralara...

Bitcoin, Ethereum, Ripple, Monero, Zcash, Dash ve diğerleri...

Sahipleri kim?

Richard Branson, Elon Musk ve Bill Gates olduğu söyleniyor...

Kripto paranın karşılığı nedir?

Belli değil.

Sabah kalkan alıyor akşam kime bozduracağını bilmiyor.

Muhatap belli değil.

Kanunlar yetersiz...

Yazının Devamını Oku

Korkuya doğru

Yunanistan üzerinden Türkiye’ye karşı yeni oyunlar hazırlanıyor.   

Bir yandan ortak askeri tatbikatlar, diğer yandan Doğu Akdeniz’deki birliktelikler ve en son 25 Mart günü Osmanlı’dan ayrılışının 200. yıldönümü töreninde yaşananlar...

Ve ABD F-16’larının törendeki gösterileri...

Yunanistan ve Arap dünyasının Türkiye aleyhine birleşmesi de oldukça garip...

Güney Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Suriye’deki PKK uzantıları olan YPG ve PYD ile olan gelişmeler daha da dikkat çekici...

*

Etrafımızda bir şeyler dönüyor, döndürülüyor...

ABD ve AB içerdeki ekonomik sıkışıklık ve karışıklık senaryolarını dışarıda çıkaracağı büyük krizlerle filme çekmeye hazırlanıyor...

Türkiye üzerinden Çin ve Rusya’yı da köşeye sıkıştırmak isteyen güçler kendi halklarını yeniden güvenlik sendromuna sokmayı düşünüyor...

Yazının Devamını Oku