Vaziyetten vazifeye

Ayasofya’ya yeniden cami statüsü verilmesine yönelik tartışmalar devam ediyor, ettiriliyor...

Katolik Kilisesi’nin lideri Papa Franciscus da rahatsız olmuş ve “Ayasofyayı düşünüyorum ve büyük acı duyuyorum” demişti...

Birileri Papa Franciscus’un rahatsızlığını, birileri müzeye dönüşümü, birileri Fatih’in vasiyetini gündeme getirerek halkı kutuplaşmaya götüren yeni bir yol keşfetmeye çalışıyor...

*

Papa Franciscus’a en güzel cevabı İslam dini araştırmalarıyla tanınan Almanya’nın tanınmış Cizvit papazlarından Felix Körner veriyor...

İnanan kişilerin Ayasofya’nın mabet olarak kullanılmasından rahatsızlık duymaması gerektiğini söyleyen Körner diyor ki:

 Cami kararı, dindar bir insanı üzmemeli!

*

“Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine dindar bir insanın üzülmesine anlam veremediğini” belirten Körner, Papa Franciscus’a soruyor:

 Atatürk tarafından laiklik nedeniyle sadece bir ziyaret yeri olarak kullanılan ve artık mabet olarak kullanılmayan bir müzenin şimdi tekrar bir ibadethane haline geldiğini düşündüğünüzde sizi üzen ne olabilir?

 Dindar birisine bu acı vermez, bu sadece mutlu edebilir.

*

“Batı Hıristiyanlığı olarak biz, Osmanlılar yaklaştıkça Doğu Roma’yı umursamadık. 1453’te şehri ve dolayısıyla Hıristiyanlık için Ayasofya’yı kaybettik” diyen Körner şöyle devam ediyor:

 Ayasofya’nın cami olması için Türkiye yargısı ve hükümeti bir karar vermiştir...

 O zaman herkes aynı Sultanahmet Camisi’ndeki gibi oraya bir ücret ödemeden girebilecek. Orada dua da edilebilecek.

*

“Hıristiyanlık sonuçta bir kiliseyi kaybetti mi, kaybetmedi mi?” şeklindeki bir soruya ise Körner diyor ki:

 Bence bu ikiyüzlülük. Bu beni rahatsız ediyor çünkü biz, kutsal bilgelik kilisesini 1453’te kaybettik.

 Bu arada kutsal bilgelik de Hazreti İsa’nın kendisidir, o zamandan bu yana orası cami.

 Ondan sonra asıl biz oranın müzeye çevrilmesi dolayısıyla orayı ikinci kez kaybetmiştik.

 Şimdi orayı bir kez daha kaybetmedik.

 İnançlı insanlar olarak böyle görmeliyiz, orayı tekrar kazandık.

 Ayasofya’dan yükselen ‘namaza davet’ çağrısını kabul edip şunu söyleyeceğiz, “Memnuniyetle bu camiye bir toprak talebi olmadan gideceğiz, bu yeri Müslümanlar ile veya tek tek ibadetimiz için manevi bir dürtü ve manevi taşıyıcı olarak kullanmak istiyoruz.”

 Ben böyle görüyorum.

*

 “Papa, kendisine ve Ortodokslar ile diğer piskoposlara acı verdiğini söylüyorsa, neden acı verdiğini de açıkça belirtmeleri gerekir” diyen Körner:

 Böyle bir yerin, dinler arası tanıklık için nasıl kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Örneğin, Hıristiyanlar olarak bilinçli şekilde orada dua etmeye davet edildiysek, tıpkı Hazreti Muhammed’in Medine’deki Hıristiyanları 7. yüzyılda camisine dua etmeye davet ettiği gibi...

*

Küreselleşme tellallığı yapanlar Papaz Felix Körner gibi evrensel bir bakışı yakalayamıyor...

Kısacası, yaşadığımız olayların yalancı bir tanığı olmak istemiyorsak kimin neye inandığıyla değil, neyin doğru oluşuyla daha çok ilgili olmalıyız...

Ve empati yaparak karar vermemiz gerekiyor...

Yaraları kaşıyarak gündemi yangın yerine çevirmenin kimseye bir yararı yok...

Özellikle böylesine hassas bir konuyu siyasi arenaya çekerek tartışmaya ve halkı kutuplaştırmaya da kimsenin hakkı yoktur...

Ayasofya isteyene müze, isteyene camidir...

Haliyle her iki kesimin yarasını, acısını ve içindeki yangını söndürecek bir karardır...

Adalet de budur...

Demokrasi de...

Çokseslilik de...

Yeni vaziyet alışlara da gerek yok...

Vaziyetten vazifeler çıkartmaya da...

X

Mezar taşları

Dünyanın her yerindeki namuslu vatandaşların, namussuzlardan çektiği kadar başka kimseden çekmediğini biliyoruz...

Her türlü bela, kriz, oyun bu vatandaşların kaderi değildir...

*

Uyuşturucu baronlarına, kaçakçılara, vurgunculara, suç şebekelerinin eli kanlı katillerine, illegal yollardan geçinenlere, cezaevlerine sayısız defa girip çıkanlara, sabıka sicillerinin ansiklopediye dönüştüğü mafya örgütlerinin elebaşlarına gösterilen rağbet yüzünden, yeni kuşaklar oklarını kırıp dijital kalelerine çekilmiş...

*

“Babayım” diyerek dünya kamuoyunda şöhret kazananların işledikleri cinayetler ve kepazeliklerle kaç kişiyi babasız bıraktıklarını unutanların kahraman sayılmasından da bıkıp usandık...

Yeraltı dünyasının vahşi portrelerinin hayat hikâyelerinin filmlere, dizilere çekilmesinden ve romanlara yazılmasından da...

*

Sosyal medyanın tüm mecralarını öyle kullanıyorlar ki...

Yazının Devamını Oku

Uçurum eşiklerinde...

Birileri at etinden sucuk yapıyor.

Birileri zeytinyağına başka yağları karıştırıp satıyor.

Ve birileri de telefonla milyonlarca lira dolandırıyor...

Kurdukları şirketlerle trilyonlar çarpıyor...

*

Birileri ‘Hocayım’ diyerek kadınların çıplak bedenine dua yazdığını söylüyor...

Birileri ‘Şeyhim’ diye kendini ilan ediyor ve garabet şeylere imza atıyor...

Birileri ‘Şifacıyım’ diyerek bitkileri karıştırıp satıyor...

Para ve güç dağına giden yolda her şeyi normalleştirmenin ve mubah görmenin sorumsuzluğunu yaşıyoruz...

Yazının Devamını Oku

Tuzlu dalgaların kıyılarında

Dünya tersine kürek çekiyor...

Birileri aşıyla ilgili her gün ‘pek yakında’ diyerek hayali hikâyeler anlatıyor...

Gün kazanmanın derdine düşenlere karşı bilim adamları en erken üç yıl diyor...

*

Modern politik terörizm masallarıyla büyük kalabalıklar meşgul ediliyor...

Sokak lambalarının altında geçip giden ve biten sayısız insanın hayatları kimsenin umurunda değil gibi...

Her şeyin iyiye doğru gideceğine dair umut, insanoğluna özgü bir fantezi olduğu müddetçe her felaketin arkasındaki gerçekleri bilemeyeceğiz...

*

Denizlerin tuzlu dalgalarında sayısız mülteci boğularak hayatını kaybetti ve cesetleri kıyılara vurdu...

Yazının Devamını Oku

Fütursuz saldırılar

Çaresizliklerinin çaresini sınırları dışında fütursuzca aramaya alışkın küresel güçlerin birleşerek Türkiye’ye saldırmaları yeni bir şey değil...

Gelenekselleştirdikleri davranışlarından biri...

Birinci Dünya Savaşı’nı...

Ve Haçlı seferlerini unutmadık...

Dünyanın yoksul ülkelerindeki halkl–arı nasıl katlettiklerini ve kaynaklarını nasıl ele geçirdiklerini de...

*

Bizlere insanlık dersi vermeye çalışan, soykırım iftiraları atan Fransa, Almanya ve diğerlerinin geçmişte yaptıklarını biliyoruz...

Kahramanmaraş ve Gaziantep’te Fransızların fütursuz saldırılarında nasıl davrandıklarını da...

Dışişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Gazap saatleri

‘Tarih tekerrürden ibarettir’ diyerek yaşanılanların sayısız tekrarlarını kabul edenler aynı filmin tekrarını seyretmekten bıkıp usanmayanlardır...

Niye tekrar ediyor?

“Ders alınmadığı için” diyenlere soruyoruz:

Dersi kimler alacak ya da verecek?

*

Popülizm teorisyenleri dünyanın gerçek gündemini günlük magazin ve polemiklerle gizlemeye çalışıyor...

Körleşen, topallaşan sistemlerin bozuk ya da kırık çarklarını gizliyor...

Dünyanın büyük kalabalıkları ise işsizliğin dağlarında geziniyor... Yani, ekmeksizliğin, mutsuzluğun, sahipsizliğin ve yalnızlığın...

*

Yazının Devamını Oku

Tarifsiz zarar hesapları

Hudson Enstitüsü Ortadoğu uzmanı Michael Doran demiş ki:

Amerika’nın bir Erdoğan sorunu yok, Türkiye sorunu var!

Yani?

Kim gelirse gelsin bu sorun devam edecek gibi...

Nereye kadar?

ABD’nin isteklerini karşılayacak, uzaktan kumanda edilebilecek bir lider gelene kadar...

Kronik muhalif koro da gerçekleri bir görebilse...

*

Obama

Yazının Devamını Oku

Ya masa ya saha

Fransa ve ABD ırkçılık üzerinden yeni dizayn oyunların ve haritaların peşinde...

Osmanlı Devleti’ni ırkçılık kışkırtmalarıyla ve isyanlarıyla tasfiye edenler yüzyıl sonra aynı oyunu bir kez daha oynuyor...

Yıllardan beri içimizdeki farklılıkların fay hatlarını kırabilmek uğruna terör dahil her yolu denemekten çekinmiyorlar...

Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına aykırı duruş sergileyen Türkiye’yi ise içeriden karıştırabilmek için sürekli Kürtleri tahrik etmeye çalışıyorlar...

*

Fransa yeni bastırdığı ders kitaplarından birinde Kürtlerden “Devleti olmayan ulus” diye söz ediyor...

Osmanlı döneminde de aynı ifadeyi Araplar, Kuzey Afrikalılar ve Balkanlar’daki farklı ırklara mensup topluluklar için söyleyerek isyan ettirmişlerdi...

Osmanlı Devleti sınırlarında yaşayan farklı ırkların hepsini “hürriyet” ve “devlet” vaatleriyle kandırmışlardı...

Son yüzyıldan beri ne kadar hürriyete kavuştuklarını, nasıl bir devlet kurdurduklarını, uzaktan kumandayla nasıl terörize ettiklerini, kaynaklarına nasıl çöktüklerini, halklarını nasıl eğitimsiz ve aç bıraktıklarını görüyoruz...

Yazının Devamını Oku

Yerle gök arasında bilinmeyenler

Cemil Meriç diyor ki: Sen sen ol, bir an önce bir şebekeye dahil ol!

 

Özal’ın ölümündeki sır perdesinin bugüne kadar sadece aralanabilmesi ve arkasındaki gizli gerçeklerin bir türlü ortaya çıkarılamayışı, şebekelerin güçleri yüzündendir...

Prof. Sevil Atasoy’un Özal’ın zehirlendiğine dair yaptığı açıklamalar da anlamsızlaştırılıyor...

Korkut Özal, ‘Baş Başa’ programımda Özal’a yapılan suikastın ardındaki ismin Erol Simavi olduğunu açıklamıştı...

DGM savcıları açıklamayı ihbar kabul ederek soruşturma başlatmıştı...

Korkut Özal, DGM’ye giderek ifade vermiş ve bildiklerini anlatmıştı...

Hukuki oyalama taktikleriyle anlamsızlaştırılan dava, adliye koridorlarından arşivlere taşınmıştı...

*

Yazının Devamını Oku

Yerüstündeki şeytanlar

Özal öldürüldü mü?

Zehirlendi mi?

27 yıldan beri çok şey söylendi ve yazıldı ama iddiaların ötesine geçilemedi...

Mezarı dahi açıldı...

Prof. Dr. Sevil Atasoy, ‘Yeraltındaki Melekler, Yerüstündeki Şeytanlar’ adlı kitabında Özal’ın ölümüne dair çarpıcı şeyler yazıyordu.

*

Ölüme neden olan ilacın yüksek dozda tüketildiğini vurgulayan Prof. Sevil Atasoy diyor ki:

-Özal’ın ölümüne neden olan kimyasal maddeyi Adli Tıp Kurumu Kimya Dairesi bulmuş ve raporuna yazmış.

- Bu bir müstahzar ilaç... Bana göre ölüme neden olan bu ilaç. Çünkü tüm veriler bu yönde.

Yazının Devamını Oku

Çıkmaz sokaklar

2 Ağustos 1923...

29. ABD Başkanı olan Warren Gamaliel Harding’in seçim kampanyasının finansmanını Rockefeller’in kurduğu petrol şirketi Standart Oil üstleniyor.

Şirketin ABD menfaatlerine aykırı şekilde siyasete yön vermesine karşı duruş sergileyen Mr. Harding, baskılara dayanamayınca Washington’ı terk ederek kimsenin bilmediği bir tatile çıkıyor...

Ve birkaç gün sonra Başkan Mr. Harding’in ölüm haberiyle çalkantılı günler geçiren ABD’de kimse meçhul ölümün perde arkasını araştırmıyor...

*

“Zehirli böcek ısırması” diyerek ölüm raporunu yazanlara isyan eden Mr. Harding’in eşinin yıllarca “Kocamı iki ayaklı böcekler zehirledi” demesine rağmen hiç kimse o iki ayaklı zehirli böcekleri bulmadı, bulamadı ve dosya kapatıldı...

Daha sonraları aydınlatılamayan ve faillerinin meçhul kaldığı Başkan Kennedy suikastı gibi...

*

Bin yıllık tarihimizin sayfalarına yazılan meçhul ölümlerin sayısını bilmiyoruz ama sadece 1983 yılının ilk dört ayındaki dört kişinin meçhul ölümü dahi her şeyi bize anlatıyor...

Yazının Devamını Oku

Kuyulardaki yılanlar

90’lı yıllarda Rusya Başbakan Yardımcısı Lev Voronin diyor ki:

Türkiye petrol okyanusunun üzerindedir!

*

Petrol okyanusunun üzerinde olduğumuzu başkaları söylüyor ama içimizdeki başkaları, “Avrupa, ABD ne der?” sorularıyla, başkalarının ne diyeceği konusuyla daha çok meşgulmüş...

Petrol arayışlarına karşı duruş sergileyenlerden bazılarının kim olduğunu da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, 15 Temmuz darbecilerinin yakalandıkları gün emniyette çekilen fotoğraflardaki iki denizci subayını işaret edişiyle öğreniyoruz...

Anlıyoruz ki başkalarını değil, öncelikle içimizdeki başkalarını ikna etmek gerekiyormuş...

*

Yüzyıldan beri arıyor gibi görünen, kuyuları açıp açıp kapatan, dışımızdaki başkalarıyla gizli hesaplar yapan içimizdeki başkalarından kurtulmadıkça petrol okyanusunun üzerinde olduğumuzu anlayamayacağız...

Anlayanları da esrarengiz cinayetlerle kaybetmiş ve ne acıdır ki katillerini de asla bulamamışız!

Yazının Devamını Oku

Yüzyılın savaşı

Yüzyıldan beri her sektörün büyük ihtiyacı olan enerji kaynakları yüzünden bitmeyen savaşların dünyayı kana buladığını biliyoruz...

Her savaşın birinci nedeninin enerji ve petrol kaynakları olduğunu da...

Makineleşen sanayinin en büyük ihtiyacı olan enerji kaynaklarının zaman içerisinde milletlerarası çatışmaların aracı haline dönüştürüldüğünü söylemeye
gerek yok...

Yüzyıldan beri petrol uğruna savaşılıyor...

*

Klişe argümanlarla yüzyıl boyunca bir türlü bulunamayan değil buldurulmayan petrol ve gaz kaynaklarıyla ilgili anlatılan ve yazılanlara gülüp geçenlerin dilinde tek söyledikleri şey “Şehir efsanelerine inanmayın” sözleri oluyordu...

Oysa gerçekleri şehir efsanesine çevirenler kendi yalanlarını piyasaya sürüyordu...

*

Yazının Devamını Oku

Buzdağının altı

Yıl 1943...

Dünyanın sayılı siyasetbilimci ve stratejistlerinden Zbigniev Brzezinski, ‘Stratejik Vizyon’ kitabında petrolün haritalar üzerinde nasıl paylaştırıldığını yazar...

Eski ABD Başkanı Roosevelt’in elleriyle çizdiği Ortadoğu’ya ait bir harita taslağını çıkararak İngiltere’nin ABD Büyükelçisi Lord Halifax’e söylediklerini şöyle anlatır...

Roosevelt, İngiliz büyükelçi Halifax’e Ortadoğu haritasını göstererek der ki:

- İran petrolü sizindir. Irak ve Kuveyt’teki petrolü bölüşeceğiz. Suudi Arabistan petrolüne gelince, oradaki petrol bizimdir!

*

Enerji kaynaklarına ve petrol kuyularına sahip olma uğruna kaç coğrafyanın yakılıp yıkıldığını, kaç milyon insanın öldürüldüğünü ve ülkelerin nasıl yerle bir edildiğini biliyoruz...

İran ve Irak’ta kaç iktidarın darbelerle alaşağı edildiğini, kaç kralın öldürüldüğünü, sayısını bilemeyeceğimiz kadar ihanet oyunlarının oynandığını da...

Düne kadar bulunup da kapatılan kör kuyuların hikâyelerini yazmaya başladığımızda sayfaların yetmeyeceğini de...

Yazının Devamını Oku

Arayanların bulduğu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘eksen değişikliği’ sayılan tarihi müjdeyi verdi...

Evet, Türkiye Karadeniz kıyılarında doğalgazı keşfetti...

Zonguldak açıklarında bulunan doğalgaz müjdesi gerçekten bu ülkeye farklı bir kalkınma stratejisine taşıyacak...

Bağımsızlığın tesisinde büyük öneme sahip olan bu tarihi müjdeyi açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, petrol ve gaz ile ilgili oyunları da başlıklar halinde anlattıktan sonra ‘Önce insan’ diyerek bu ülkenin duruşunu da dünyaya şöyle açıklıyordu:

 İnsanlık bizde kalsın petrol onların olsun...

*

Dört bir yanımızda petrol ve gaz olmasına rağmen yıllardan beri tüm aramalarda bir şey çıkmayışının altında yatan gizli oyunlara da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılında enerji ve maden politikasını değiştirdiklerini vurgulayarak diyordu ki:

Şimdi yerli ve milli imkânlarımızla yapılan çalışmalarımız sonuç verdi... Ve bize görülmemiş zenginlikte kapı açıldı... Karadeniz’de 320 milyar metreküp doğalgaz bulduk...

*

Yazının Devamını Oku

Pastoral yaşamlar

“Bu ülkenin üzerine sadece güneş bedava doğar” diyorlar ya...

Bin yıldan beri böyle...

On altı devletin yıkılış öykülerinden habersiz yaşıyoruz...

Ve yaşadığı ihanetlerinden...

Niye kaybettiğimizin nedenlerini de bilmiyoruz...

Hatırlamıyoruz bile...

*

“Kazandıklarınız kaybettiklerinizi geri getirmiyorsa zarardasınız” diyerek nasihat edilir ama kazandıklarımızın kaybettiklerimizden daha önemsiz olmadığının farkına varamıyoruz...

Bin yıldan beri iktidar koltuklarındakilerine karşı hiç vazgeçilmeyen bir muhalefet etme alışkanlığımız var...

Yazının Devamını Oku

Boş tabaklar

İslam coğrafyasındaki ülkeler son yüzyıldan beri petrolden, gazdan kazandıklarıyla değirmenin çarklarını döndürüyor...

Terörize edilen bir düzenin düzensizliğiyle bunalan halk ise yoksulluğuyla, huzursuzluğuyla, işsizliğiyle, hukuksuzluğuyla, eğitimsizliğiyle, açlığıyla savaşıyor...

Emirlikleri, krallıkları ve zenginleri, israf ederek saltanat sürmeye ve hoyratça yaşamaya devam ediyor...

Kazandıklarını Batı ülkelerinin bankalarına, fonlarına yatırıyor...

Ve paralarını on katına çıkarmayı hedefleyenlerin paraları on yılda bir finansal oyunlarla buharlaşıyor...

Yani modern dünyanın modern kumarhaneleri diye bilinen fon ve farklı borsalarda servetleri sıfırlanıyor...

Yine de evde kazandıklarını uzaklardaki modern kumarhanelerde kaybetmeyi sürdürüyorlar...

Lüksün simgeleri sayılan uçak, yat, kat, araç ve malikânelere verdikleri paralarla ülkelerinde kaç bin yoksulun kurtulacağını bilmiyoruz ama israf alışkanlıklarından kurtulamadıklarını biliyoruz...

Virüs illetinden de bir ders çıkaramıyorlar...

Yazının Devamını Oku

Lafayette günleri

Doğu Akdeniz’de Oruç Reis gemisiyle hidrokarbon arama çalışmalarına Yunanistan, Fransa, Mısır, BAE, İsrail itiraz ediyor...

Ve ortamı yangın yerine çevirmeye çalışıyor...

Kendileri ise Akdeniz’de petrol, gaz aramaya devam ediyor...

Türkiye arayınca hukuk dışı kendileri olunca hepsi hukuka uygun bir anlayışla hareket eden bu devletler bölgedeki askeri varlıklarını geçici olarak arttıracaklarını vurgulayarak bizi tehdit ediyor...

*

Politik oyunlara fazlasıyla entegre olan devletler, güçler, lobiler ve gruplar yeni savaşların kapılarını vurmaya olağanüstü bir telaşla devam ediyor...

Bir yanda hayatın her alanını kısıtlayan, tehdit eden virüs, diğer yanda evinde kalıp ama ülkesinde kalamayan ve sömürgeci zihniyetiyle asırlardan beri saltanat süren bazı devletlerin hoyratlığı arasında huzursuzluğa mahkûm edilen büyük bir kalabalık kendine çıkış yolu arıyor...

*

Fransa’nın çıkarlarını engelleyen Türkiye tehdit ediliyor...

Yazının Devamını Oku

Küçük hesap defterleri

Beyrut’taki halkın tepkileri üzerine iki bakanın istifasıyla başlayan süreç hükümetin istifasıyla sonuçlandı...

Seçime gidilmesi gerektiğini söyleyen iki bakan ve hükümetin istifasına rağmen halk protestolarını sürdürüyor...

1975 yılından itibaren 15 yıl boyunca iç savaşları yaşayan halk bıkıp usanmış...

150 bin kişinin öldüğü, 1 milyondan fazla insanın yaralandığı iç savaşlar yüzünden Beyrut’ta her gün farklı bir olay oluyor ve perişan olan halk yaralarını sarmaya çalışıyor...

Farklı din ve mezheplere ait halkın bir arada yaşamasını engelleyecek ne kadar gizli oyun varsa oynanıyor...

Ortalık yangın yerine döndürüldüğünde herkes bir yerlerde gizlediği yol haritalarının yazıldığı küçük hesap defterlerini açarak hareket ediyor...

*

Suriye, Libya, Suudi Arabistan, Irak, İran, İsrail, Arap, Rum Ortodoks, Filistin, Ermeni ve Yezidilerin ve silahlandırdıkları örgütlerin cirit attığı Beyrut’ta 18 farklı dini grup bulunuyor...

Oysa bir zamanlar Ortadoğu’nun İsviçresi gibiydi Beyrut...

Yazının Devamını Oku

Çağın delilikleri

Bir küle dönüşen Beyrut’taki ihmalin ya da pis oyunların ardından halk sokaklara dökülerek facianın sorumlusunu arıyor...

Demiştik ki, bir-iki gümrük müdürü ve personelini bulup içeri atarlar ve sorumluları bulmuş olurlar...

Öyle de oldu...

Ama halkın öfkesi dinmiyor hâlâ...

Lübnan Başbakanı Hasan Diyab ise öfkeli halkı sakinleştirebilmek için seçime gidileceğini söylüyor...

Halkın öfkesi dinecek mi?

Seçimle her şey değişecek mi?

Belli değil...

*

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI