GeriMehmet SOYSAL Üçüncü şahıslar...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Üçüncü şahıslar...

İstanbul’un çok uzaklarındayız...

Sessizliği özlemişiz...

Ve kendimizle yalnız kalmayı...

“Akşamlar bir roman gibi biterdi” mısralarını üçüncü bir şahsın gözüyle yazan Attilâ İlhan bugün yaşasaydı belki de akşamlar bir tweet gibi biteceğinden “felaketim olurdu ağlardım” diyebilirdi...

Öyle eski yıllarda olduğu gibi uzaktan bakarak seven üçüncü şahısların şiirleri, romanları ve hikâyeleri yok artık...

Aşkların arasına artık sayısını bilemeyeceğimiz kadar üçüncü şahıslar girip çıkıyor...

Sosyal medya sayesinde kimse duygularını bile gizlemiyor...

Bir kadının fotoğrafına sapıkça cümleler yazan binlerce kişinin yorumlarını okuyunca anlıyoruz ki şiir, roman ve hikâyelerin yoksunluğu tüketmiş birçok şeyleri... X, Y, Z veya hangi kuşak olduğu da önemli değil...

*

Şairlerin yokluğunda Y, Z kuşağı da eski kuşakların yazdıklarına sığınıyor...

Onların şiir, hikâye ve romanlarından alıntı sözler paylaşıyor... Çünkü, kendileri o duyguların çok uzağında geziniyor...

Bu yüzden hâlâ Attilâ İlhan, Cemal Süreya, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl, Sezai Karakoç var...

Y, Z kuşağının şairleri, hikâyecileri, romancıları yok gibi...

İki satır yazarak yüzyıllar sonra dahi okunabilecek birine biz rastgelmedik...

Twitter yazarları, Instagram, Facebook fotoğrafçıları var...

Yorum yazanların sayısı ise belirsiz...

*

Bizim kuşakların hayatlarının içinden ne trenler geçip gitti...

Darbeler... Kurşunlar... Kavgalar...

Sosyal medyamız ise meydanlardı...

Ve bir köşede kurşunlanma ihtimali...

*

Kış günlerinde kütüphane kapılarındaki kuyruklarda içeriye girmeyi bekleyerek geçip giden hafta sonları... Ve Meydan Larousse ansiklopedisinin ciltlerinden birini bulup ev ödevini yapmanın telaşlı heyecanı...

Ateşi saatler önce sönmüş bir odun sobasının etrafında üşüyen ellerimizi ısıtmanın mutluluğu...

Orlon iple örülen kazakların, eldivenlerin içinde üşüyen ellerimiz ve lastik ayakkabıların içinde soğuktan donan ayaklarımız vardı...

Uzaktaydı ve hayalimizdeydi her şey...

Günler içimizde biriktirdiğimiz hayallerle akıp giden bir nehir gibiydi...

*

Uzaktan sevmek vardı...

Ellerini tutmadan, gözlerine bakamadan geçip giden günler yaşanıyordu... Kavuşacağımız günler için umut dolu bir yüreğimiz...

Ve bir gün hepsi yalan olacağını bilsek de...

*

Sadece bayramlarda görüp yiyebileceğimiz şekerler, çikolatalar ve kış akşamlarının vazgeçilmezi portakal ve mandalinalar vardı...

Yazdan kurutulmuş kayısı, dut, pestil ve ne varsa artık..

Siyah-beyaz televizyonda ise ‘Bonanza’, ‘Küçük Ev’, ‘Komiser Kolombo’ dizileri...

Büyük bir radyodan saat başı haberler...

Demirel, Türkeş, Ecevit ve Erbakan ile geçip giden gençlik yılları... Ve bir de “Gel ha gönül havalanma” diyerek başlayan Turan Engin’den türkülerin akşamları...

*

Beyaz bir kediye sarılarak geçen hırıltılı geceler...

Çamurlu mahallenin boş arsalarında plastik topla oynanan kavgalı maçlar...

Markaların ve lüks yaşamların sevdalısı büyük bir kalabalık arasında yaşıyoruz artık...

Yarış arabalarıyla dolaşan...

Büyük tekerlekli araçlarıyla dağlarda, çamurlu yollarda off-road yapan yeni bir kuşak var...

Y ve Z kuşağı...

İki tweet beş resimden ibaret bir hayatın çocukları gibi görülse de...

İdealsiz yaşamların çocukları denilse de...

Ve hayalsiz, aşksız...

Hasretinden prangalar eskitmeyenler yani...

Her şeyin iki tık ötede ve parmaklarının altındaki klavyede olduğu söylense de... Umudumuz yine onların geleceği inşa etmesinde...

*

Asrın asi, yaramaz bilgisayar çocukları...

Sabahtan akşama kadar online vaziyetinde ellerinde telefon...

Y ve Z kuşaklarını nasıl okuyacağız ki...

Her evde sayıları gittikçe artıyor...

Bir de buna Alfa çocukları dahil oluyor...

Bende bir Y bir de Alfa çocuğu var, iyi biliyorum...

YouTube’daki videoları fazla izlediğinde her uyarıma karşı aşırı tepki veren 7 yaşındaki Ayşe Zeynep’e gülerek “Gıcıksın” dediğimde “Kendi diyen kendi olur” şeklinde beklenmedik bir cevapla karşılaştığımda her defasında sessizce kütüphaneme çekiliyorum...

*

Okul yolundaki seçim analizlerini ise hiç unutamıyorum...

“Baba, bu yolu seçim sürecinde asfalt yapmaya başladılar ama seçim bittiğinde yol böyle yarım kaldı” dediğinde bir hayli güldüğümü de...

Kısacası, hayallerin çok uzağında yaşayan, yokluğunu çekmedikleri birçok şeyin varlığına değil ulaşamadıkları her şeyden mutsuz olan, kendi gerçekleriyle düşünen, yazan, konuşan büyük bir kalabalık arasında yalnız kalmışız gibi hissediyoruz kendimizi...

Ya “hayırsızın biriydi fikrimce” diyen Attilâ İlhan gibi ahlanıp “felaketim olurdu ağlardım” diyeceğiz...

Ya da gerçeklerin gerekçeleriyle yüzleşip yaşayan Y, Z ve Alfa kuşakları yeni bir dünya düzenini kuracak...

Bizler ise X kuşağı olarak geçip gideceğiz bu hayatın içinden...

Üçüncü şahıslarız yani...

Her şeyin uzağındayız artık...

Ve İstanbul’un...

X

Serbest piyese

Dünyanın en zenginlerinden Tesla’nın hissedarı ve CEO’su Elon Musk’ın hisselerinin yüzde 10’unu satacağını açıklamasıyla iki günde 50 milyar dolar kaybediyor...

Daha satmadan kaybettiği parayla dünyada kaç yoksul ülkenin kurtarılabileceğini söylemeye gerek dahi yok...

“Uzaya gidiyoruz” diyor, hisseleri fırlıyor...

İki yılda bir birkaç amatör astronotu uzaya gönderiyor, yeniden hisseleri uzaya kadar uçuyor ve bir günde milyarlarca dolar kazanabiliyor.

Veya bir zaman sonra anlamsız bir şekilde hisseleri çöküyor...

*

Gerçek değerinin sayısını kimsenin bilemeyeceği kadar değerlenen, daha doğrusu değerlendirilen hisseler, gökyüzünde uçan balonlar misali dolaşıyor...

Küçük bir haberle hisseler çıkabiliyor ya da inebiliyor...

Balonlara üfleyebildikleri kadar üfleyip piyasalardan milyarlarca dolar parayı vakumlayanların dünyasına karşı aykırı bir duruş sergileyecek yeni bir model ise henüz yok ...

Yazının Devamını Oku

Endemik günleri

Dr. Anthony Fauci demiş ki:

2022’de endemik olabilir!

*

Kısacası kızamık, suçiçeği gibi hayatımızda artık hep olacak...

Dr. Fauci, aşılarla birlikte 2022 yılının ilkbahar aylarında belki de öldürücü etkisini yitireceğini söylemiş...

Anlıyoruz ki eski hayata dönüş eskisi gibi olmayacak...

Belki de hijyen ve gıda denetimlerine daha çok ağırlık verilecek ama büyük kalabalıkların çok da aldırış etmediğini ve ders çıkartmadıklarını görüyoruz...

*

Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da eve kapanmak istemeyenler, sokaklarda polislerle çatışıyor ve araçları yakıp yıkıyor...

Yazının Devamını Oku

Suyun akışı

“Sınırsız hırs sahipleri, dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar” diyen Sezai Karakoç, içine düştüğümüz körkuyulardan çıkmanın yolunu tarif ediyordu...

Diyordu ki:

Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın.

Ve bütün insanlığı kurtaracaksın.

Yoksa insanlık, büyük bir felakete doğru gidiyor.

*

Yüce Diriliş Partisi’ni kurduğunda demokrasinin sadece siyasi bir rejimden ibaret olmadığını ve insan psikolojisiyle kaynaşarak hayat tarzını oluşturma aşamasına geçildiğine dikkat çeken Sezai Karakoç:

Kişilerin eşitliği, çok partililik, düzenli ve açık muhalefetin meşruluğu, karşı fikirlerin, eleştirilerin yararlılığı, kurallar çerçevesinde yarışmanın yönetim kadrosunun oluşumu ve kalitesi bakımından verimliliği önemlidir...

Halkın, yöneticilere etkisinin gerekliliği sağlanmalıdır...

Yazının Devamını Oku

Rosa’nın gülleri

"Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana” diyen Sezai Karakoç’un ölüm haberiyle zamanın ne de çabuk geçip gittiğini anlıyoruz...

“Yangınlar aleminden geçip giden dost” misali Sezai Karakoç’un gidişine üzülmeyen yok gibiydi.

Sonbaharın ayazında güller kurumuş ve yapraklar dökülmüştü...

O artık yoktu ama şiirleri kalmıştı...

*

Ölümünü duyan herkes ‘Mona Rosa’ şiirini ya içinden ya da mırıldanarak bir daha okumuştu.

Buruk bir hüzün çöktü herkesin yüreğine...

Dünya sürgün yeriydi herkes için.

O da sürgününü tamamlayıp Rabb’ine kavuşmuştu...

Yazının Devamını Oku

Provokasyon davetiyeleri

ABD, Avrupa’yı Rusya konusunda uyarıyor...

Hangi gerekçeyle?

Rusya’nın Ukrayna sınırına asker ve mühimmat göndermesiyle...

Ya ABD?

Yunanistan ve Suriye’ye olağanüstü silah, tank ve asker sevkiyatını niye yapıyor?

Ve hangi gerekçeyle?

Rusya’nın saldırıda bulunabileceği ihtimaliyle...

*

Putin,

Yazının Devamını Oku

Geçip gidiyor dost kervanları

İnsanlar öldürülüyor...

Ve de insanlık...

*

Peşmergeler ABD’ye güvenerek Irak’ta boş bulduğu, daha doğrusu kendilerine vadedilen şehirlere doğru ilerliyor...

Musul ve Kerkük, yani petrol yataklarının en zengin olduğu iki şehir ele geçiriliyor...

Türkmenler ise büyük tehdit altında...

ABD’nin götürdüğü demokrasinin son noktası buymuş...

Türkmenleri yok saymakmış...

*

Yazının Devamını Oku

İdeolojik hezeyanlar

Kavafis diyor ki:

- Yalnızca olan şeyleri bilir insanlar...

Yani olacakları değil...

Olduktan sonra da insanların yapacağı bir şey kalmamış demektir...

Dünyanın bir çok yerinde kronik sefalet yaşanıyor.

Özellikle yoksul ülkelerde...

Ve de zengin ülkelerin varoşlarında...

*

Dünyayı bir gemiye benzetenlerin dilinde sürekli aynı şarkı:

Yazının Devamını Oku

Bambaşka günler

Emekli General Pamukoğlu diyor ki:

3. Dünya Savaşı iki yılı geçmez!

*

Yani, Çin ve ABD arasında olası bir savaşla başlayacak bir süreçten söz ediyor ve Tayvan’da yaşananlara dikkat çekiyor...

Elbette böyle bir savaşta Rusya, Çin’in yanında yer alacak...

Ya ABD’nin yanında kimler yer alacak?

En önemli soru ise, olası bir savaşta Türkiye’nin durumu ne olacak ve tarafsızlığını koruyabilecek mi?

Kısacası, dünya yine karanlık bir tünele doğru ilerliyor gibi...

Ekonomileri gittikçe sıkışan ülkelerin her zaman başvurduğu tek yol yine savaş...

Yazının Devamını Oku

Kaba saba masallar

Sosyal medya ve internet yasası TBMM’de...     

Hukuktan uzak bir ortamın zararlarından herkes dert yanıyor ama yasanın çıkmasını sanki kimse istemiyor.

Çünkü, herkesin biraz da işine geliyor gibi...

Dedikodu, yalan ve iftiralardan geçilmeyen bu durum daha keyif veriyor...

Bu yüzden boşuna dememişler, “Dünyanın en etkili gazetesi fısıltıdır” diye...

*

Televizyonların gündüz kuşaklarındaki reyting patlaması da bunun başka bir göstergesi...

Yalana daha çabuk inanıyoruz...

Doğruların ise uzağında gezmeyi seviyoruz.

Yazının Devamını Oku

Savaşın arkasındakiler

Terör örgütü PKK, kullanıldığını itiraf ediyor...

Kimler tarafından kullanıldıkları biliniyordu ama hep inkâr ediyorlardı...

Bugün gerçekleri söylüyorlarsa ihanete uğradıklarındandır...

Ve kendi hayal kırıklıklarının kabulüdür...

Unuttukları ise ihanet edenlerin ihanete uğrayacağı gerçeğidir...

Daha çok uğrayacaklar...

*

Rusya’nın kurduğu, büyüttüğü terör örgütü PKK’yı kullandıklarını artık kimse inkâr edemiyor... Apo’nun teslimiyle Rusya’nın kontrolünden çıkıp ABD ve AB’nin nasıl maşası haline geldiklerini de...

*

Yazının Devamını Oku

Arayışlar

ABD’ye bağlı yönetim ve askerlerin ülkeyi Taliban’a bırakıp kaçtığında savaşın perde arkasında Rusya ve Çin’in olduğunu yazmıştık...

Nihayet Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi itiraf etti...

Rusya lideri Putin ise Taliban ile ortaklaşa hareket edeceklerini daha önce açıklamıştı...

Yani Rusya ve Çin, ABD’yi Afganistan’dan evine göndermiştir...

Yarın ne olacağı belli değil ama Rusya ve Çin, Afganistan’a yerleşiyor...

Kendilerine yeni bir açık pazar ve üs kuracaklarını da söylemeye gerek yok...

*

Taliban’ın üst düzey yöneticileriyle Katar’da bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi diyor ki:

Afganistan’ı yeniden inşa edeceğiz!

Yazının Devamını Oku

Kırılgan günler

Yoksul ülkelerin borç yükü gittikçe artıyor...

Neden?

Koronavirüs salgını nedeniyle borç kırılganlıklarında büyük artışın yaşandığını açıklayan Dünya Bankası Başkanı David Malpass düşük gelirli ülkelerin borç  yükünün 2020 yılında yüzde 12 artarak 860 milyar dolara çıktığına dikkat çekerek diyor ki:

- Sürdürülebilir borç seviyeleri, ekonomik iyileşme ve yoksulluğun azaltılması için hayati önem taşıyor...

*

“Borç sorununda yeni bir yaklaşıma ihtiyaç var” diyen Malpass:

- Borç azaltma, daha hızlı yeniden yapılandırma ve şeffaflık dahil olmak üzere kapsamlı bir yaklaşım gerekiyor...

*

Düşük gelirli ülkeleri sürekli borçlandırarak yoksulluğu çözemeyeceklerini de paralı ülkelerin anlaması gerektiğini kimse söylemiyor...

Yazının Devamını Oku

Tehlikeli oyunlar

Her geçen gün yeni bir gelişmeyle güne uyanıyoruz...

Yaşananları takip ettikçe hiçbirinin tesadüf olmadığını da anlıyoruz.

Büyükelçilerin bildirisiyle dünya gündemine getirilen Türkiye’deki yargının bağımsızlığının tartışmaya açılmasını hedefleyenler daha sonra geri adım atarak süreci geçiştirdiler...

Türkiye’nin hiçbir büyükelçisinin bugüne kadar bulunduğu ülkenin kamuoyuna yönelik ve içişlerine müdahale edecek bir açıklaması veya bildirisi olmamıştır...

Olmamalıdır da...

*

“Elçiye zeval olmaz” kuralını elbette herkes biliyor ama elçiler ait olduğu ülke yönetimlerinin mesajını resmi kanallardan ilettikleri zaman zeval yani sorumlu tutulmaz...

Böyle akıllarına estiği gibi bir ülkenin içişlerine, yargısına karışırsa elbette sorumludurlar...

Biliyoruz ki elçilerin hiçbiri ülkelerinin yönetimlerinden onay almadan bu bildiriye imza atmaz...

Yazının Devamını Oku

Tahterevalli

Anlıyoruz ki, döviz kurları arttıkça birileri kaybediyor ama birileri de kazanıyor...

Yani herkes kaybetmiyor...

Sabit bir gelirle yaşamaya çalışan büyük kalabalıklar sürekli kaybederken, paradan para kazanan küçük kalabalıklar ise sürekli kazanıyor...

Sabit geliri olan vatandaşlar, pahalılıktan şikâyet ediyor.

Neden?

Çünkü piyasalar etiketlerini döviz kurlarına endekslemiş.

Bir gecede hepsi değiştirilmiş...

İthal eden de etmeyen de ürünlerin fiyatlarını döviz kurlarına göre yapıyor...

*

Yazının Devamını Oku

Söylenmeyecek şeyler

Bilmiyoruz...  

Ne tartışmayı ne de anlatmayı...  
 
Her akşam ekranlarda halkı bilgilendirmek amacıyla yayınlanan sözde tartışma programlarını izleyenlerin ruh hallerini merak ediyoruz...

Kavgaların adreslerine dönüşen ekranlarda, akşam kim daha çok bağırıyorsa sabah şöhret oluyor.

Konuşmacılar ekranda kendilerini böylesine kaybederse kahvedekiler ne yapar, diyoruz...

Söylenemeyen değil, söylenmeyecek şeyler konuşuluyor.

Ve de anlamsız...

*

Yazının Devamını Oku

Demir yürekli adam

Milyonlarca dolar vererek aldığımız veya almak için çaba sarf ettiğimiz İHA’ları yapabilmek için ömrü boyunca uğraşan Özdemir Bayraktar ağabey bıkıp usanmadan, yılmadan çalışıyordu...

Ve evlatlarıyla birlikte gecesini gündüzüne katarak... Bulunduğu çağın ilerisinde yaşayan biriydi... Demir kuşlara olan sevdası hiç bitmiyordu...

*

Olası füze saldırılarına karşı düne kadar hava savunma sistemi bulunmayan Türkiye’ye hem müttefik deyip hem de Patriot’ları vermeyen ABD ve AB ülkeleri, Rusya’dan aldığımız S-400’lere karşı çıkarak ülkeyi yokluğa mahkûm etmek istiyorlar...

ABD, Almanya ve İsrail’in verdiği, daha sonra da alıp gittiği İHA’ları da dün gibi hatırlıyoruz... Türkiye’nin bu yaşadıklarını Özdemir Bayraktar ağabey kabullenemiyordu...

*

2000’li yıllardı...

Eski ANAP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Koçak, eski Devlet Bakanı Gürcan Dağdaş, Enis Berberoğlu ve Yalçın Bayer ile birlikte TBMM Florya Köşkü’nde gece yarılarına kadar Özdemir Bayraktar ağabeyin projelerini dinlerdik...

Önlerine çıkartılan engellerden söz ediyor ve üzülüyordu... Yenibosna’da atölye gibi bir yerde çalışıyordu...

Yazının Devamını Oku

Demir kuşlar

Kendini ülkeye adayan güzel insanlardan biri daha gitti...

Savunma sanayisinin kurulması için kendini işine adayan ve İnsansız Hava Aracı (İHA) diye bilinen projeyi başaran Özdemir Bayraktar’ı diliyoruz kimse unutmayacak...

Ve de gökyüzünde sessizce dolaşan demir kuşlarını...

*

Birkaç defa kalp krizi ve ağır ameliyatlar geçirmesine rağmen işini hiç ihmal etmedi...

Selçuk Bayraktar’ın davetiyle Esenyurt’taki fabrikayı gezdiğimizde Özdemir ağabeyin hâlâ heyecanla çalıştığını gördüğümüzde şaşırmıştık...

*

Daha önce de rahatsızlanmış ve hastaneden sonra evinde dinlendiğinde Milli Savunma Bakan Yardımcısı Şuay Alpay dostumuzla birlikte ziyaret etmiştik...

Hasta yatağında dahi yeni projelerden söz ediyordu...

Yazının Devamını Oku

Bedava yaşamak...

Şarkıda diyor ya:

Bedava yaşıyoruz, bedava...

*

Beleş yaşamakla bedava yaşamayı karıştırıyorlar...

Havanın dışında her şey parayla...

Acı, su dahi...

Metropol şehirlerde parasız yaşamak zor...

Çünkü her şey parayla...

Emekli maaşı ve asgari ücretle geçinmeye çalışanlar parayı kira, bina aidatı, doğalgaz, su, ulaşım, yakıt, telefon faturalarına harcıyor...

Yazının Devamını Oku

Planlı kurgular

Bazı şüpheler kamuoyu önünde konuşulmaz...

“Siyasi suikastlar işlenebilir” gibi bir söylem siyasetçilerin sağduyusuna yakışmıyor...

Ne zaman olacak?

Belli değil...

Kim yapacak?

Belli değil...

Bu kadar belirsizliği taşıyan bir cümle kamuoyuna söylenmemeli...

*

Bazı sözlerden de şüpheler üretilmez...

Yazının Devamını Oku

Şifreli hayatlar

Dünya genelinde Facebook, Instagram ve WhatsApp’a saatlerce süren erişim sorunu yaşanmasıyla birlikte siber saldırılarda da büyük bir artış yaşanıyor.

3.5 milyar kullanıcıya sorunun ‘ayar değişikliği’ yüzünden kaynaklandığını açıklayan Facebook, bir gecede 6.7 milyar dolar kaybediyor...

Konuyla ilgili internet güvenlik uzmanları ise sabotaj ihtimalinin olabileceğini söylüyor...

*

ABD’de gündemin ilk sıralarından düşmeyen bir konu...

Özellikle Facebook çalışanı Frances Haugen’in açıklamalarından sonra sosyal medya şirketlerine yönelik federal düzenlemelerin ABD Kongresi’nin gündeminde olduğu da söyleniyor...

Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki ise, ‘Şirketlerin iç düzenlemelerinin işe yaramadığı ortada’ diyerek konunun Başkan Biden’nın da gündeminde olduğunu açıklıyor.

*

Facebook eski çalışanı

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI