GeriMehmet SOYSAL Şüphelerin yükü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şüphelerin yükü

Şüphe yüklü bulutların altında yaşıyoruz... COVID-19 virüsünün çıkışı hâlâ şüpheli...

Çin’in Vuhan kentinde canlı hayvan pazarında çalışan bir kadın hastada mı görülmüş yoksa iddia edildiği gibi laboratuvar ortamında mı üretilmiş?

Belli değil...

Şimdi de Vuhan kentinde ‘yüksek riskli’ 18 virüs daha bulunmuş...

*

Virüsün çıktığı ilk ülke Çin, aşıyı ilk bulan Çin... Türkiye dahil yüzlerce ülke Çin’in Sinovac aşısını halkına uyguladı...

Bizler de dahil olmak üzere...

Birçok tanıdıklarımıza ise avuç dolusu ilaç verildi... Ya sonra?

Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’nin bulduğu BioNTech aşısı geldi...

Halkın büyük bir çoğunluğuna bu aşı uygulandı...

Yetti mi yoksa yetmedi mi henüz belli değilken, üçüncü doz konuşulmaya başlandı...

Bu da yetmedi... Şimdi COVID-19 virüsünün varyantlarını konuşuyoruz...

Ve de ek aşıları...

*

Aşı üstüne aşı...

Varyant üstüne varyant... Ve birçok ülke yeniden kapanmaya doğru gidiyor...

Yasaklara uymayan halk, sokaklarda polisle çatışıyor...

Hollanda, Belçika ve diğer ülkelerde yaşananları görüyoruz...

Virüsten kaynaklı ekonomik krizler ise insanları bunaltmış... Devletler ve milletler ne yapacağını şaşırmış...

*

Şüphe, insanı öldürür diyorlar...

Sayısız şüphe bulutlarının altında yaşamak herkese adeta zehir oldu...

Kimin neye inanacağı belli değil...

Kurumlar bugün söylediğinin yarın tam tersini yapıyor...

İnandırıcılığını yitiren sağlık kurumları yüzünden devletler, kurumlar ve medya üçgeni içerisinde çırpınıp duran büyük kalabalıklar sosyal medya adreslerinde durumu terörize ediyor...

Kim doğru kim yanlış belli değil...

*

Yaşanan kaos ortamında her dakika yeni bir haberle güne başlayan büyük kalabalıklar, şüphelerin arasında kendine doğru bir yol bulmaya çalışıyor...

“Bu ne yaman çelişki anne” diyen büyük kalabalıklar, geleceğe yönelik umutlarını unuttu ve günlük yaşamaya başladı...

İnsanları şüphelerden kurtarmak lazım...

Ve de virüs, varyant ve aşı üçgeninden...

Bu şüphe kaosu sürdükçe insanlar virüsten değil şüphelerin doğurduğu kaygıdan, üzüntüden ve stresten ölecek...

Dünyanın her yerinde otomobil, turizm, yat, uçak fuarları yapılıyor ama tüm ülkelerin bilimadamları hâlâ bir araya gelerek tüm sorumluluğu alıp bu kontrolsüzlüğü sona erdirmeyi başaramadı...

Şüphelerle yaşıyoruz...

X

Anlamsızlığın bulantıları

Teknoloji geliştikçe birçok şeyin anlamsızlaştığını savunan Fransız düşünür ve sosyolog Jean Baudrillard’ın medya teorisini inceleyen yazar Tarık Fatih Ardıç diyor ki: * Kitlelere sunulan haber, iddia edildiği gibi bilgilendirmek yerine, toplumsal olanı giderek daha fazla tarafsızlaştırıyor ve haberin içeriğine karşı duyarsız, tepki göstermeyen insanlar üretiyor...

Dünyanın ve ülkelerin gerçekleri artık siyasi ideolojiler etrafında dönüp duruyor...

İktidar veya muhalefetin kalabalıkları sadece oy kullanmakla yetinmiyor ve sosyal medya adreslerinde taraftarlığın ötesinde bilgi paylaşımı yerine öfke biriktiriyor...

Kimse başka birini ikna etmiyor...

Siyasi taraftarlık gittikçe fanatizme kayıyor...

Ki birçok yerde kaymış bile...

*   

Futbol taraftarlığı ile aynı noktaya gelinmiş...

Karşılaşma öncesi, karşılaşma süreci ve karşılaşma sonrası yaşanan her duygunun siyasi arenaya taşındığı gibi...

Yazının Devamını Oku

Kıyamete doğru

Hayali bir çağın zirvesinde yaşıyoruz...

Ve yaşatılıyoruz...

Sanal ile gerçekliği ayırt etmek gittikçe zorlaşıyor...

*

Türk Edebiyatı dergisinin 2021 Temmuz sayısında “Gerçekliğin Çölüne Hoş Geldiniz” yazısıyla yaşananlara dikkat çeken Tarık Fatih Ardıç diyor ki:

Simülasyon, gerçeğe ait tüm göstergeleri ele geçirmiş ve gerçeğin yerine geçmiş sahtedir...

*

Dijital kuşaklarının artık her şeyi, masa başındaki ekrandan ibaret...

Sanal para, arsa, ev, gökdelen, köprü, kule derken

Yazının Devamını Oku

Düşünemeyenler

Kırk yıllık meslek hayatımızda; yazı ve programlarımızda kırıp dökmekten, karalamaktan, kutuplaştırmaktan ve kuru gürültüden ibaret polemiklerden kaçındık...

Çünkü büyük kalabalıkların bir arada huzur içinde yaşamasını istedik...

Birlik ve beraberliğin her şeyden önce geldiğine inandık...

Devleti ve kurumlarını da yıpratmamaya çalıştık...

*

Şiddet ve teröre bulaşmayan farklı ideolojilere, ırklara ve inançlara saygılı olduk...

Kimin neye inandığıyla ilgili değil, neyin doğru olduğuyla daha çok ilgilendikçe ikiyüzlü ve duruş bozukluğu yaşayanların rağbet gördüğüne de şahitlik ettik...

*

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu her geçen gün kaybediyoruz...

Yazının Devamını Oku

Ayarsızlar

Ayarsız saatler gibi birileri sürekli toplumun huzurunu bozuyor...

Ve kimse iflah olmuyor...

Sözlerinin nereye varacağını da hesaplayamıyor...

*

Şarkılarıyla insanların sevgisini kazanan sanatçılarımızın elbette siyasi bir fikri olabilir... Çünkü günümüz dünyasında herkes için geçerli tek bir siyasi parti veya model bulunmuyor.

Lakin siyasi fikirlerine göre hiçbir sanatçımızın toplumu terörize etmeye, karalamaya ve aşağılamaya hakkı yoktur...

*

Ve nefret söylemlerinden uzak duramayan, öfkesini içinde tutamayan bazı sanatçı, yazar, gazeteci, aydın, akademisyen ve siyasilerin söylemlerini okudukça, duydukça ve izledikçe üzülüyoruz...

Kimlerle bir arada yaşamaya çalıştığımıza inanamıyoruz...

Yazının Devamını Oku

Buz dağları

Kazakistan’da yaşanan olaylar, bugüne kadar sürdürülen keyfi bir yönetimin sonucudur...

Son yüzyıldan beri İslam coğrafyasında parmak ile gösterilecek bir ülke yok...

Neden?

Ya krallık ya emirlik ya da başkanlık...

Lakin demokrasi ve refah yok...

Olmayınca da neyle yönetildiklerinin bir anlamı yok...

*

Saddam, Kaddafi, Esad, Mübarek ve daha niceleri ülkelerini aynı anlayışla yönettiler... Yerlerine gelenler de aynı kafayla yönetmeye devam ediyor...

Ne oldu?

Yazının Devamını Oku

Kazılan bir ülke...

SSCB’nin üzerinden 31 yıl geçti...

26 Aralık 1991 yılında SSCB dağılmıştı...

Ve güya soğuk bir günde ‘Soğuk Savaş’ sona ermişti...

*

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri kurulmuştu...

Bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi...

‘Demir Perde’ sınırlardan çekilmiş ve hürriyete kavuşmuşlardı...

Yaşadıkları kirli hatıralardan ders alamadıkları için bir türlü devlet kurmayı başaramadılar...

Oligark şebekelerine, güçlü bürokrat yapılarına ve aile hanedanlıklarına olağanüstü ayrıcalıklı imkânlar tanıyarak meseleyi çözdüklerini sandılar...

Yazının Devamını Oku

Kazakistan’da neler oluyor?

Kazakistan'da birileri dinamitlerin fitilini ateşledi...

Birileri karıştırıyor...

Ve kim oldukları da belli...

LPG’ye yapılan yüzde 25’lik zam gerekçesiyle ‘ayaklandırılan’ kalabalıklar birçok kentte eylemlerine devam ediyor...

Sonuç, 50 ölü, 750 yaralı...

Rusya ve Ermenistan barış gücü askerlerini gönderme kararı aldı...

Belarus, Kırgızistan, Ermenistan, Tacikistan, Rusya ve Kazakistan’ın kurduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden barış gücü birlikleri talep edildi...

Konseyin dönem başkanı ise Ermenistan Başbakanı Paşinyan...

Yani?

Yazının Devamını Oku

Kış günlükleri

Yaşadığı çağın sorunlarını, dramını yazanlar vardı...

Ve insanların hikâyelerini...

Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Oğuz Atay, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Necip Fazıl, Nâzım Hikmet, Cemil Meriç, Tarık Buğra, Tolstoy, Dostoyevski, Soljenitsin, Puşkin, Stendhal, Flaubert, Kafka, Balzac, Victor Hugo, Emile Zola, Shakespeare, Necip Mahfuz, Cengiz Dağcı ve Cengiz Aytmatov gibi...

*

Ve her geçen gün ülkelerinin, insanlarının dramını romanlaştıran ya da hikâyeleştirenlerin sayısı azalıyor...

Günlük siyasi polemiklerin ve de olayların bilgileri üzerinden bir şeyler yazılıyor, karalanıyor, konuşuluyor...

Çünkü, büyük kalabalıklar okumuyor...

Sadece seyrediyor...

*

Yazının Devamını Oku

Kitapların dünyası

"İnsanın zor zamanlarda sığınacağı bir limanı olmalı” diyen Cemil Meriç, kendisini kitapların dünyasında hakikatin uzun bir yolculuğuna çıkartıyor...

Ve de sayısız limana sığınıyor...

Yeni yılda okunması gereken kitaplardan bazılarını yazmak istiyorum...

Tüketim ve İkiyüzlü Pazarlama, Değer ve Değişim Yolculuğu eserlerinden sonra ‘İnce Çizgi‘ romanıyla farklı bir eser yazan eski Rekabet Kurumu Başkanı dostumuz Prof. Ömer Torlak, insan hayatındaki ince çizgilerin üzerinden yıllar geçip gidince ve insan yaşlandıkça aynı çizgilerin daha farklı anlamlar içerdiğini yazıyor...

*

‘Varla yok arasında bir çizgi’ gibi geçip giden yılların unutmak ve hatırlamak arasında sürdürülen hayatlardan birinin hikâyesini anlatıyor...

Erdem adlı gencin yaşadıkları, gördükleri ve uğradığı ihanetler, aslında ülkenin de bir dönemini ve perde arkasındaki gerçeklerini...

*

ABD’de yaşayan genç bir gazeteci dostumuz

Yazının Devamını Oku

Yolbaşı

Yeni bir yıldayız...

Ve yolun başındayız...

Geçen bir yılı düşündükçe hangi ihmali, rezilliği, çirkefliği, savaşı ve ihaneti anlatacağımızı da şaşırmış durumdayız...

İki gerçeği olanların dünyasında, doğruyu kaybetmenin yalnızlığına düşen kaç milyon insan yaşıyor, bilmiyoruz...

Boşluğun ihtişamını hiçbir şey dolduramıyor.

Ve de bir ömür boyu gizli ihtiraslarıyla yaşayanların ölüp gittiklerini de görüyoruz ama yine de ders almıyoruz...

İflah olmuyoruz ve bu yüzden iki yakamızı bir araya getiremiyoruz...

*

“Yeraltında kefen yırtmak”

Yazının Devamını Oku

Politik eğilimler

İfadesiz yüzlerin arasında yaşıyor gibiyiz...

Ve de kimliksiz kişilerin sosyal medya adreslerinde gündemi sürekli terörize etmesiyle sayısız doğru, bilinçli bir şekilde insanların hafızasından siliniyor...

Politik eğilimlerin kronikçi rolünü oynayanlar, bir arada yaşamayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor...

Bir yıl daha geçip gidiyor...

Ve biz biraz daha bölünüyoruz...

Ya da parçalanıyoruz...

*

Kendimizle yüzleşemiyoruz...

Tarihçi yazar

Yazının Devamını Oku

Kısa bir hayat

PROF. İlber Ortaylı Hoca katıldığı bir gelişim zirve toplantısında üniversite öğrencilerine uzun bir hayatın kısa bir dersini veriyor...

“Dünyayı görmeden hiçbir şey ifade edemezsiniz” diyen Prof. İlber Ortaylı:

Okulu bitirir bitirmez evlenip de mobilyacı dükkânı gezeceğinize, dünyayı gezip görün...

*

Bir yıl daha gelip geçti...

Ve biz tüm umutları yine bu yıla bıraktık...

Yapılması gerekenleri de...

Kısa çizgilerle yolları bölüp duruyoruz.

Lakin...

Yazının Devamını Oku

Ben ve gri

'Her kale içerden yıkılır’ diyordu güzel yüzlü dost...

Birbirimizi yıkıp geçiyoruz.

Ve de yakıp...

*

Nereye baksak bir savaşın hazırlığı yapılıyor...

Ve sayısız ihanetlere imza atılıyordu...

“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” sözüne inat yaşayanlar, savaşarak neyi ele geçirebileceğini sanıyordu...

Yaşadıklarını hatırlıyor ve gözlerini dikip duvardaki tabloya bakarak söyleniyordu:

Yazının Devamını Oku

Kâbusname

Nereye baksak bir kâbus filmi izliyoruz...

Neyi açıp okusak içimiz kararıyor...

Ve karartılıyor...

İçerdekilerin ve dışardakilerin yazdıkları hikâyeler kâbusname’ye döndü...

İnsanların yaşama umudu tüketiliyor...

Akrep ruhlu insanların ürettiği kâbus senaryoları yüzünden büyük kalabalıklar hayata küsüyor...

*

Dünyaya bakıyoruz, okuyoruz durum yine aynı...

Bir yandan COVID-19 virüsünün Omicron varyantı...

Yazının Devamını Oku

Zıtlıklar...

“Rasputin’den Putin’e” başlıklı yazımızda, Rusya’nın ulusal ve kamusal yorgunluğun simgeleriyle yoluna devam ettiğinden dolayı Birinci Dünya Savaşı’nda yenik düştüğünü yazmıştık...

Ve devasa memur ordusuyla feodalizmin bekçiliğini yaptığını da...

Akşın Yenisey Türk Edebiyatı Dergisi’nde ‘Rusya’nın Bineksiz Deccali’ başlıklı yazısında Oblamov ve Rasputin’in Rus arması üzerinde zıt taraflara bakan bir kartalın iki başı gibi olduğunu belirtiyor ve diyor ki:

Biri batıya, biri doğuya bakan ama hiçbir şey görmeyen birbirine yabancı iki kafa...

Bu kartalın uçabilmesi için kafalardan birinin diğerini gagalayarak öldürmesi gerekiyordu...

*

“Bir bütün olarak toplum bürokratların eline geçtiğinde, inisiyatif ruhunun yerini Oblomov uyuşukluğu alır” diyen Akşın Yenisey, bu durumun Çarlık Rusya’sını saran ulusal ve kamusal “mental yorgunluğu”nu ortaya çıkardığını belirtiyor...

Avrupa’nın sanayileştiği bir dönemde orta sınıfı bütçeye bağlı memurlardan oluşan Rusya’nın durumunu ise Yenisey şöyle özetliyor:

Bu yorgunluktan dolayı İspanya gibi feodaliteye mahkûm olarak sıkışıp kalmıştı ve yerinden kımıldamak bile istemiyordu...

Yazının Devamını Oku

Rasputin’den Putin’e...

Evanjelik Papaz Paul Begley, YouTube videolarıyla para kazanıyor ama diğer yandan da dünyaya felaket senaryolarını anlatıyor...

Neymiş?

21 Aralık’ta kıyamet kopacakmış...

*

Eski ABD Başkanı Trump’ın da danışmanı olan Paul Begley, 2020 yılında da ortalığı yangın yerine çeviren söylemlerde bulunmuştu...

2021 yılında dünyanın sona ereceğini iddia etmişti. Begley komplo teorileriyle sürekli gündeme girmeyi başarıyor...

Trump ise Begley’nin komplo teorilerine ya inanıyordu ya da başkalarını felaket senaryolarına inandırıyordu...

*

Dünyanın gizemli kadınlarından

Yazının Devamını Oku

Kör dolaşmak...

Unutuyoruz sanıyorlar...

Ve de unutarak yaşadığımızı... Bilmiyorlar ki sadece unutmaya çalışıyoruz...

Yarayı derinlere gömüyoruz...

Bir arada yaşamaya çalıştıkça birileri eline kazma kürek almış, kendi günahlarının ve ihanetlerinin kuyularından demokrasi çıkartmaya uğraşıyor...

Kimden söz ediyoruz?

HDP’li Mithat Sancar’dan...

İstanbul’da HDP il kongresinin toplantısında milletin aklıyla alay edercesine demokrasiden, barış annelerinden ve halkların ortak iradesinden söz etmiş...

Ve

Yazının Devamını Oku

Piyasaların pusulası

Yabancı sermaye akışına sınırsız serbestlik verildiği, denetimsiz açıldığı, ithalat seferberliğine katıldığımız günden beri ülkeye ve halka ne büyük kötülük yapıldığını yaşayarak görüyoruz.

Halk her gün bunlarla uğraşıyor...

Ve sattıkları ürünlerle...

Tüketici hakları ise masaldan ibaret...

Satan köşeyi dönüp gidiyor...

Sonra da teknik servislerin arıza oyunlarıyla uğraşıp duruyor...

*

Bilgisayar veya elektronik eşyaları alıp kullanmaya başlayan halk, ne hikmetse ürünlerin garanti süreleri bittiğinde hepsi arızalanıp garanti kapsamı dışına çıkıyor...

Teknik servisler ise kısa yoldan çözümü bulmuş...

Yazının Devamını Oku

Hayali...

Günlük ve sayısız kısa hikâyelerin sayfaları arasında kaybolup gidiyoruz.

Yaşadığımız ama unuttuğumuz bazı günler rüzgârın uğultusuyla yeniden aklımıza düşüyor...

Nelerden geçtiğimizi hatırlıyoruz...

Savaşlar, depremler, yangınlar, anarşi, terör, darbe ve sayısız ihanetler...

Hayal kırıklıkları ve yaşama umudu arasında geçip giden günlere nasıl dayanabildiğimizi anlayamıyoruz...

*

Dağlara doğru koşan bir atın üstünde meçhule giden yolcuların kaderine benziyor hayatlarımız...

Duruşlar, ayağa kalkışlar, yıkılışlar ve sayısız üzüntülerimizin arasında uzun bir yolculuğa çıkmışız... Gitmişiz...

Hatırladıkça, yorganı başımızın üstüne çekip uyumak istiyoruz...

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI