Öyle bir geçer ki zaman

YAKIN bir gelecekte petrol savaşları yerini gıda ve su savaşlarına mı bırakıyor?

Ve Ömer Madra’nın “kuyruğunu yiyen yılan” misaline doğru mu gidiliyor sorularına cevaplar aramıştık geçen yazımızda...

İklim değişiklikleri ve artan sıcaklıkların Ortadoğu’yu kavuruyor ve su probleminin gittikçe büyüyor oluşunu büyük bir tehlike gören araştırmalardan söz etmiştik...

Petrol satarak karşılığında su ve gıda ihraç eden ülkelerin gelecekteki durumlarının iyi olmadığını da...

Ne acıdır ki Arap ülkeleri ve liderleri lüks yaşama ve israfa devam ediyor hâlâ...

*

Sahra Orman Projesi Vakfı araştırmalarına göre “su kaynakları bakımından ikinci en yoksul ülke” Ürdün imiş...

2007 yılında Dünya Ekonomik Forumu’nun Amman’da yani Ölü Deniz’deki toplantılarına katılmıştım...

Ürdün Kralı Abdullah forumun açılış konuşmasında su sorununa değinmiş ve ilginç bir hikâye anlatmıştı...

İngilizlerin Ürdün’deki çölleri ağaçlandırdıklarından dolayı çok sevindiklerini, diktikleri okaliptüs ağaçlarının yeraltındaki su kaynaklarını kuruttuğunu öğrendiklerinde ise hepsini kesip attıklarını söylemişti...

Yani iyilik gibi görünen ağaçlandırmanın altında meğerse büyük bir kötülük gizleniyormuş... Bu durum fark edildiğinde ise aradan yıllar geçmiş...

*

ABD’de kişi başına düşen su miktarının yılda 9 bin metreküp, Ürdün’de ise 150 metreküp olduğunu öğrendiğimizde ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılıyor...

Ve bugün ülkenin dörtte üçü çöl.

Tarımın ülkenin su kaynaklarının yarısını tükettiğini, milli gelire katkısının ise sadece yüzde 3 olduğunu açıklayan uzmanlar, Ürdün’ün bugünlerde Sahra Orman Projesi’ni hayata geçirmeye çalıştığını belirtiyor.

Ve uzmanlar gelinen noktayı şöyle özetliyor:

- Ürdün’ün tek sermayesi olan güneş yılda 330 gün.

- Yani, güneş enerjisi ülkenin en iyi sanayilerinden biri olmaya aday.

- Kızıldeniz’de sadece 26 km uzunlukta bir kıyısı olsa da deniz suyu önemli bir kaynak.

Ürdün, güneş enerjisi ile deniz suyunun tuzdan arındırılıp sulama amaçlı kullanımını gerçekleştirmeye çalışıyor imiş bugünlerde.

*

“Yeryüzünün bütün rekorları kırıldı 2015 yazında” diyen uzmanlar şu çarpıcı rakamları veriyor:

- Belli bir yaşın üstündeki binlerce insan iklim değişiklikleri yüzünden ölüyor.

- Pakistan’da 800 kişi, Asya genelinde 2 bin 500 hayatını kaybetti.

- Bandar Mahşar İskelesi denilen yer İran’da, hissedilen sıcaklık 70 derece...

- 2003’te ise Suudi Arabistan’da 81 dereceye ulaşmıştı.

Kısacası, her yıl diğerinden daima daha sıcak oluyor...

*

Ve Türkiye... Adana ve Mersin’de ise bütün sıcaklık sınırlarının aşıldığına dikkat çekiyor Ömer Madra...

- Bu yaz Türkiye’de 18 kişinin serinlemek için en yakın suya, göle, kanala, denize atlayıp boğulduğunu biliyorduk, şimdi Guardian’ın yeni bir çalışmasında gördük ki 100’ü aşmış bu sayı.

- Myanmar’da (Burma) 1 milyon kişi seller nedeniyle tahliye edildi.

- Bu sıcak dalgası Irak’ta büyük gösterilere yol açtı. Bazı yerlerde elektrik üç-dört saat veriliyormuş. Klima, buzdolabı hiçbir şey çalışmayınca insanlar sokağa döküldü.

*

Buna benzer bir durum ise Venezuela’da yaşandı...

Elektrik kesintileri yüzünden bankamatikler, klimalar ve buzdolapları çalışmayınca halk sokaklarda adeta terör estirip marketleri yağmalamıştı...

Ülkemizdeki orman yangınları ise hafife alınıyor... PKK ormanları yakıyor ve yaktığını da üstleniyor... Ki bize göre de bu da bir ülkenin geleceğini yok etmektir...

Çünkü, ormanlar yakıldıkça karbon atmosfere karışıyor ve küresel ısınmaya yol açıyor.

Küresel ısınma arttıkça da orman yangını artıyor.

Ömer Madra’nın “Kendi kuyruğunu yiyen yılan durumu” diyerek dikkat çektiği bu noktaya kimse odaklanmıyor...

PKK’nın bu ülkeye nasıl büyük bir kötülük ettiğinin farkında mıyız?

*

Kime sorsak gelecek kuşaklar için yaşadığını söylüyor ama yarınları çocuklara böyle bırakacak isek hiçbirinin bize dua etmeyeceği de bir gerçek...

Devletler elli yıllık hesaplar yapar...

Bizler günlük yaşamaya devam ediyoruz...

“Öyle bir geçer ki zaman” gibi bir bakmışız ki susuzluğun, kuraklığın gerçekleriyle karşı karşıya kalmışız...

Devletin ve halkın günlük yaşamın pençesinden kendini kurtarıp 50 yıllık bir planlama yapması gerekir diye düşünüyoruz...

Yoksa, “kuyruğunu yiyen yılan” durumuna düşeriz...

.............................................................

- Pazartesi günkü yazımızda devam edeceğiz.

 

X

Beyaz günler

Sezai Karakoç demiş ki:

 Ah! Taş olsak, toprak olsak denecek çağ geldi.

*

İstanbul’a kar yağıyor...

Soğuk kış günlerinde birileri virüs, birileri aşı telaşıyla günlerini geçiriyor...

Ve birileri de üşümemek için odun, kömür arayışıyla...

Ya da doğalgaz, elektrik faturalarıyla...

*

Bir yerlerde hâlâ savaşlar sürüyor...

Yazının Devamını Oku

Sessizlikten gürültüye doğru

Bizden önceki kuşaklara ne ad veriliyor?

Dedelerimize Kayıp...

Babalarımıza ise Sessiz...

Bize ise X yani Soğuk Savaş kuşağının çocukları...

Bir bilinmeyenli denklemlerin daima X’i olmuştuk...

Ya şimdi?

Y, Z ve Alfa kuşakları var...

*

Yazının Devamını Oku

Demokrasi beklentileri

ABD Kongresi baskınıyla birlikte demokrasi tartışılıyor...

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de tartışmalara katılıyor ve ilginç şeyler söylüyor...

ABD’de yaşanan gelişmelerin dünya demokrasileri için “uyarı” niteliğinde olduğunu vurguluyor...

Kongre binasında yaşananlara işgal diyen Borrell:

Kongrenin işgali demokratik değerlerin bozulmasına ve dezenformasyonun sosyal medyada yayılmasına fırsat verilmesiyle oluşan tehlikelerin bir yansımasıdır...

*

Sosyal medya adreslerindeki sınırsızlık ve hukuksuzluk bireyleri demokrasi dışı bir alana doğru sürüklüyor...

Yıllardan beri süren kuralsız davranışlarını alışkanlık haline getiren sosyal medya kullanıcıları gün geçtikçe demokrasiyle yetinmemeye başlıyor...

Kongreyi işgalin küresel çapta meydana gelen endişe verici gelişmelerin tepe noktası olduğunu söyleyen

Yazının Devamını Oku

Demokrasi boşlukları

Dünyayı yöneten, istediği yöne çekip çeviren, kamuoyu oluşturan, bahar demokrasilerini Arap ülkelerine ihraç eden ABD, her geçen gün sevimli yüzünü kaybediyor...

Ya da gerçek yüzünü gösteriyor...

Ve kendi içindeki birlikteliğini sağlayan ruh halinin de gittikçe bozulduğu bir süreçten geçiyor...

Renklerin, düşüncelerin farklılıklarını halkına kabul ettirmeyi ve bir arada yaşamayı sanatlaştıran ABD, sanki yeniden eski savaş geleneklerine dönüyor...

Irkçılık da bir virüs gibidir...

Yaygın olduğu her yerde insanları evlerine değil, mezarlarına kadar götürebilen bir yoldur...

Kendi geçmiş tarihinde ‘kuzey’ ve ‘güney’ savaşlarıyla yaşayan, sonunda ortak değerlerin çatısı altında birleşen ABD’nin açılımı da bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri’dir...

Yani, her eyalet kendi içinde bir devlet gibi...

Tek bayrak ve tek anayasa altında birleşmişlerdir...

Yazının Devamını Oku

Pandomim günleri

ABD Kongresi işgal edildi...

Dünyayı yönettiğini, güvenliğini sağladığını iddia eden ABD’de yaşananlar demokrasiyle ilgili alarm zillerini de çaldırıyor...

Amerika’daki entelektüeller diyor ki:

- Dünyaya demokrasi ihraç eden Amerika’da demokrasi kalmamış!

*

Kişilerin seçme ve seçilme hakkı gittikçe seçilenleri engelleme noktasına taşınıyor...

Cumhuriyetçi partinin büyük bir yara aldığını belirten uzmanlar, ikili parti sisteminin değişebileceğini ve sistemin yeni bir parti kurmaya müsait olduğunu vurguluyor...

Trump’ın hukuken yalnız kaldığını savunan analistler ise hukukun üstünlüğünün ülkede devam ettiğine ve Trump’ın büyük ihtimalle yargılanacağına dikkat çekiyor...

*

Yazının Devamını Oku

Kış rüzgârları

Biden ve ekibi 2021 yılında neler yapacak?

Herkesin merakla beklediği ve cevabını aradığı bu soruya birçokları farklı tahminlerde bulunuyor...

Dünyada birçok ülke tedirgin durumda...

Çin, Rusya, İran ve Suriye listenin başını çekiyor...

Uzlaşılacak mı?

Veya yeni savaş defterleri mi açılacak?

Biden “Yaraları sarma zamanı” diyordu...

Kendi  halkının yaraları mı yoksa herkesin yaraları mı?

Bekleyip göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

Uzak bir yoldayız

Diyorlar ki:

Toplu ölümler kıyamet belirtisidir...

*

Düşünmeliyiz...

Değişmeliyiz...

Düzeltmeliyiz...

Toplu ölüyoruz, sonra da toplu kurtarmaya çalışıyoruz...

Bu nasıl yaman bir çelişkidir böyle!

*

Yazının Devamını Oku

Düşten güzel

Bir yıl daha geçip gitti...

Sayılarını bilmediğimiz kadar insanları alıp götürerek...

Koronavirüs kor düşürdü nicelerin yüreğine...

Daha ne kadar süreceği de belli değil...

Tek umut aşıydı...

Ve aşı da geldi...

Lakin, milletin aklı, sosyal medya adreslerinde yazılıp çizilenlerle terörize edildi...

*

Hangi aşı sorusuyla başlayan ve sayısız şüpheyle kamuoyunu günlerden beri oyalayan, aklını karıştıranların içinde kim doğru, kim yalan söylüyor bilmiyoruz...

Yazının Devamını Oku

Uzantılı ilişkiler...

HDP terör örgütü PKK’yla ilişkisini kesmedikçe, hiç kimseyi ‘siyaset’ yaptıklarına inandıramayacaktır...

PKK’nın siyasi uzantısı olmadıklarına da...

*

Diyarbakır’da HDP binasının önünde çocuklarını isteyen ailelerin feryadını ve isteklerini hiç gündeme getirmeyenler teröristlerini kahramanlaştırmakla meşgul...

Selahattin Demirtaş’ın Kandil sevdasını ve uzantısını bilmeyen kalmadı...

Avrupa Birliği ve ABD hariç.

Ve de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi...

*

Darbecilere, teröristlere yıllardan beri açıktan destek veren, koruyan ve finanse eden AB kendi içinde ise ırkçılığı ve terörü lanetleyerek dünya kamuoyunu kandırdığını zannediyor...

Yazının Devamını Oku

Bozuk paranın iki yüzü

Kendi gemilerini yüzdürdükçe evrensel ilkeleri çöpe atmayı gelenekselleştiren Fransa, yaptıklarının görülmediğini ve duyulmadığını sanıyor...

Ve her geçen gün yeni bir skandala imza atmayı başarıyor...

Geçen hafta Paris’te Mısır’ın darbeci generali Sisi’ye ‘Büyük Haç’ şeklindeki Legion d’Honneur, yani şeref nişanı verildi...

Neden?

Çünkü milyarlarca Euro verip silah satın alıyor...

*

Milyarlarca Euro’yu Fransa’ya kazandıran Sisi’nin nişan töreni görüntüleri Mısır’ın devlet televizyonunda yayınlanıyordu...

Fransa’daki medyaya ise görüntüler servis edilmiyordu...

TMC kanalı

Yazının Devamını Oku

Eli kulağında

Eli kulağında uyarılarının sonu bir türlü gelmiyor...

Birini unutuyoruz...

Ve rahatlıyoruz...

Sonra birileri daha elini kulağına götürüp ya yeni bir şeyler söylüyor ya da unuttuğumuz bir gerçeği hatırlatıyor...

*

Virüs, aşı stresiyle insanlar ayakta durmaya, yaşamaya çalışırken yetmezmiş gibi ya deprem ya terör ya da savaş uyarılarıyla yıkılmamak için olağanüstü bir direnç sergiliyor...

Bir denizin kenarına oturup dalgaların bitmesini bekleyenler gibi... 

Prof. Naci Görür diyor ki:

- İstanbul depreminin eli kulağında!

Yazının Devamını Oku

Puslu günler

Martılar uçuyor soğuk denizlerin suları üzerinde...

Vapurlar usulca gidiyor...

Rüzgâr alabildiğine esiyor...

Telefonlarına dalıp gitmiş insanların yüzü gülmüyor...

Öfkeler biriktiriliyor ve büyütülüyor...

Bir gün ‘Hiç’ olacağımız unutuluyor...

*

Bakış açımızı her şey için çok geç olduğunda değiştirmek affedilemez olacak...

Karantina sürecinde etrafımızdaki ülkelere bakıyoruz...

Yazının Devamını Oku

Bir kenara bırakabilmek

İngiltere’de televizyon kanallarında yayınlanan haberleri izledikçe, günlük yaşayan büyük kalabalıkların zor günler geçirdiklerine şahit oluyoruz...

Ve “pandeminin yoksullaştırdığı hayatlar”a dair insanların hikâyelerini seyredince üzülüyoruz... Son 300 yılın en kötü ekonomik felaketiyle yüzleşecekleri bir dönemi beklediklerini vurgulayan İngiltere Maliye Bakanı Rishi Sunak, ekonomik acil durumun daha yeni başladığını belirtiyor...

*

BBC Türkçe’den Berza Şimşek’in hazırladığı habere göre İngiltere’de gelinen noktanın hiç de iyi olmadığını öğreniyoruz...

“Hükümetin işten çıkarmaları ve iflasları önlemek için aktardığı hibe ve kredilere rağmen, gelecek yıl ortasında işsiz sayısının 2.6 milyona çıkmasını öngörüyoruz” diyen Bakan Sunak, kış şartlarının durumu daha da ağırlaştırdığından ve gıda bankalarında yiyecek kuyruğunda olan insanlardan söz etmiyor bile...

Ve gazeteciler Maliye Bakanı Rishi Sunak’a sesleniyor:

 Durum ne kadar kötü?

Bakan Sunak sessiz kalmayı tercih ediyor ve ekonominin eski duruma dönmesinin ne zaman gerçekleşebileceğine dair tek bir cümle söyleyemiyor...

*

Yazının Devamını Oku

Korkuyu bekleyenler

46 yıl önceydi...

1974 yılı temmuz ayı...

Türkiye, ABD’ye rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapıyor...

Beş ay sonra üç yıl süren ABD’nin ambargosuyla karşı karşıya kalıyor...

*

İngiltere ile birlikte hareket ettiği için Türkiye’ye gözdağı veriliyor...

Bugün adada İngiliz üslerinin oluşu da bu yüzdendir...

Londra’da ateşkes anlaşmasının yapılma nedeni de...

Rumların zulmüne ‘Dur’ diyebilmek için savaşan Türkiye’ye Libya lideri

Yazının Devamını Oku

‘Şeytani’ düşünceler...

Şükrü Erbaş diyor ki:

Kimse kendinden bir yere gitmiyor. Yaşıyoruz sessizce, yaramızı severek...

*

Sessizce yaşamaya çalıştığımız karantina günlerinde bile kimse sessizce yerinde duramıyor...

Ve kimsenin bir ders aldığı, çıkardığı veya çıkaracağı da yok gibi...

Ne savaşlar, ne de kavgalar bitiyor...

Bitirilmiyor...

*

Dünyanın birçok yerinde yaşananları seyrettikçe, okudukça bir şeylerin değişmediğine şahit oluyoruz...

Yazının Devamını Oku

İhtilaflı günler

Dustin Hoffman sekiz yıl önce demişti ki:

İsrail doğdu, insanlık öldü!

*

Bugünlerde bu sözün ülke kısmına hangi ülke yazılsa, niye yazıldığına kimse şaşırmayabilir...

ABD, AB ve Arap ülkeleri ile İsrail’in ya da Rusya, İngiltere ve Çin’in dünyaya yaşattıklarını sıralamaya başlasak bitiremeyiz...

Olağanüstü çıkar çatışmalarının yaşandığı ihtilaflı günlerden geçiyoruz...

Son durağı da belli değil...

*

Trump,

Yazının Devamını Oku

Politik terörizm

Sezai Karakoç diyor ki: Yüreği soğuyanın savaşı biter...

 

Piyasalar ABD yaptırımlarına kilitlenmiş...

Ve AB Liderler Zirvesi’nden çıkacak yaptırım kararlarına...

ABD tek taraflı bir dayatma stratejisiyle ülkeleri dize getirme alışkanlığını terk etmiyor...

AB ise “Türkiye ile ilişkilerinin geliştirilmesinde stratejik çıkar” gerekçesiyle Fransa, Yunanistan ve G. Kıbrıs’ın yaptırım isteklerini mart ayına kadar askıya aldı...

Politik terörizmin zirvelerinde geziniyorlar...

Bize tersine kürek çektiriyorlar...

ABD ve AB’nin politik terör uygulamaları yüzünden yüreğimiz soğuyor...

Yazının Devamını Oku

Yol başı

ABD, AB ve Arap ülkeleri üçgeninde yeni bir şeyler hesaplanıyor...

Hesaplara dair yığınla farklı projeden bahsediliyor.

AB liderleri bu hafta toplanıyor ve Türkiye’ye yaptırım olup olmayacağına karar verecek...

Ekonomik yaptırımların dışında bazı siyasi kararların alınabileceğini belirten uzmanlar, Doğu Akdeniz, Libya ve Suriye’deki Türkiye varlığının sona erdirilmesine yönelik sert uyarıların da olabileceğini vurguluyor...

Ve AB liderlerinin ise ABD’nin ilk somut yaptırımlarını beklediklerini...

*

ABD ne istiyor?

Türkiye’nin yıllardan beri hava savunma sistemi Patriot taleplerine ciddi bir karşılık verilmediğini biliyoruz.

Rusya’dan S-400 almaya başlayınca da yaptırımlarla tehdit ediliyor.

Yazının Devamını Oku

Derin bir zamanlama

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas, AB’nin Türkiye’ye yaptırım kararı alacağını söylüyor...

“Türkiye her şeyi yanlış yaptı. Yalnız Avrupa’yı değil, herkesi karşısına almak için elinden geleni yaptı. Bunun da maliyeti vardır” diyen Schinas yanlışların detaylarından söz etmiyor...

*

Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya sınırımızdaki Irak ve Suriye’ye gelip kırk oyun oynayacak, Türkiye oyunları bozduğunda ise kısa ve uzun vadeli yaptırımlarla tehdit edilecek...

Yıllarca PKK ve uzantılarını finanse eden, büyütüp besleyen ve silahlandıranlar, siyasete, ekonomiye ve yargıya müdahale edenler ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmek istiyor...

Darbecilere, kaçaklara, katillere ve hainlere sahip çıkan, teröristleri destekleyen ve dünyanın her yerindeki illegal yapılanmaların içinde hem parmak hem ayak izleri olan AB ülkeleri, çıkarlarına ters düşen Türkiye ile ilişkilerini kısa ve uzun vadeli gözden geçirmek istiyormuş...

Bir gözü kör bir kulağı sağır olan yol bir ülke olmamız isteniyor...

Ya da yol geçen hanı gibi...

*

Yazının Devamını Oku