Kör seslenişler

AB liderleri yarın Türkiye ile ilgili toplanacaktı ama ertelendi...

Derin görüş farklılıklarının olduğu birlikte, aleyhimize bir kararın alınacağını ve tehlikenin çanlarının çalınacağını da tahmin etmiyoruz... Ve AB’nin liderler toplantısından Türkiye aleyhine yaptırımların çıkacağını körükleyenlere ve bekleyenlere de diyoruz ki umutlanmayın “Türkiye ile müzakerelere devam” çağrısı yapıp geçerler...

*

Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın 2009 yılında “AB yıkıldı, çağırsa da gitmeyin” diyerek Türkiye’ye yeni stratejiler üretmişti...

2015 yılında yazdığı “Avrupa Krizi” kitabında da Avrupa için kapıda bekleyen olası savaşlardan söz etmişti...

Avrupa’nın yeniden şekillenmesinde Türkiye’nin nasıl bir rol oynayacağına dair öngörülerde bulunan Friedman katıldığı bir sempozyumda demişti ki:

 Askeri kapasitesi İngiltere hariç Avrupa’nın en iyisi... Almanları sadece bir öğlenden sonra, Fransızları da eğer ortaya çıkma cesaretini gösterirlerse bir saat içinde bitirebilirler...

*

Friedman, Türkiye’nin bölgesel bir güç olma yolunda öngörülerini ise şöyle anlatmıştı:

 Geçen bin yıl içerisinde her ne zaman bir İslam Birliği olduysa, bu Türk gücü çatısı altında oldu... 500 yıl Osmanlı yönetimiydi ve yönetimindeyken, Türkler bir düzen kurdular. Araplar ise arka planda kaldılar...

*

Osmanlı yönetimindeki İslam coğrafyasını çıkardıkları ırkçılık, fitne, ayrılık politikalarıyla kaybedenler bölgeyi ateş çemberine çevirdiklerini fark edince yeniden coğrafyayı şekillendirmeye çalışıyor...

Tabii ki, Türkiye’yi masanın dışında tutmaya çalışan güçler istedikleri ittifakı kendilerine göre hayata geçirmeye çalışıyor...

*

Freidman geleceğin Türkiye’sini böyle anlatırken içimizde ve dışımızdaki kronik muhalif koro Sudan’da çıkan bir kadın lideri kahramanlaştırmakla meşgul...

Ne demek istediklerini anlıyoruz...

Türkiye’nin de siyasi iradesinin uzaktan kumandayla idare edilmesi arzulanıyor...

Ve bu yüzden diğer Arap ülkelerinin Türkiye’ye karşı izledikleri sert politikaların da yanında yer alıyorlar...

*

Günlük hayat tarzını kutsallaştıran tuhaf bir topluluk arasında yaşamanın dayanılmaz hafifliğini her geçen gün hayatın her alanında yaşıyoruz...

Kutsallaştırdıkları, kendilerinin yazıp kendilerinin oynadığı aykırı hayatları başkalarına dayatmaya itiraz etmeyenler ve adına medeniyet ya da reform diyerek her fırsatta Allah’ın gönderdiği dini, kitabı çağa ayak uydurmanın bin bir türlü yolunu keşfediyorlar...

*

Dini ve kitabı kendine ve kutsallaştırdıkları hayat düzenine uydurmaya çalışanlar ile pazarlayanların savaşlarından ve kavgalarından bıkıp usandık...

Reformistlerin ucuz oyunlarından, meraklarından, kör yürüyüşlerinden, seslenişlerinden ve bekleyişlerinden de...

X

Ayrıcalıklı adalet

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’deki adalete sürekli müdahale ediyor ve siyasetin yargıya müdahale etmesini bekleyen açıklamalar yapıyor...

Türkiye’nin ise bugüne kadar Avrupa ülkesindeki yargılama sürecindeki hiçbir kişi ve kuruluş ile ilgili açıklama yaptığını hatırlamıyoruz.

Yargıya müdahaleyi şiddetle reddeden Avrupalılar, işlerine geldiği gibi davranma alışkanlıklarına her geçen bir yenisini daha ekliyor...

Bir yandan siyasi iradenin yargıya müdahalesinin kabul edilebilir olmadığını sürekli vurguluyor, diğer yandan işine gelen kişi ve kuruluşların yargılama sürecine siyasi iradenin müdahil olmasını ve bazı kişilerin serbest bırakılmasını istiyor...

*

Bu ülkenin yargı bağımsızlığı yok mu?

Bu kadar gürültüyü çıkartan AB, FETÖ’nün kaçak işinsanlarını, darbeci askerlerini, propagandistlerini sahiplenen kendi birliğinin ülkelerine, İngiltere ve ABD’ye bir şey demiyor...

Diyemiyor...

Aksine, hepsine sahip çıkıyor...

Yazının Devamını Oku

Zor hayatlar

AB Liderler Zirvesi’nde olası yaptırım kararlarının çıkacağına dair beklentiler içine giren kronik muhalif koroya bir felaket beklemeyin diye yazmıştık...

Fransa, Avusturya’nın Türkiye’ye karşı AB müzakerelerinin sona erdirilmesi, yaptırımların uygulanması konusundaki isteklerine Almanya hayır diyerek noktayı koydu...

Almanya Başbakanı Merkel gerginliğin ‘barışçıl bir şekilde çözülmesini’ teklif ederek tartışmaya kapattı...

*

AB liderleri eşitsizliğin ve adaletsizliklerinin faturasını Türkiye’ye çıkarmaya uğraşıyor...

Ve içerideki siyasi güçlerini koruyabilmek uğruna dışarıdaki sorunları derinleştirerek kendi kamuoyunu oyalamakla ekonomik krizlerini yönetiyor...

Yunanistan, Rum kesimine olağanüstü silah, uçak satışları yapıyorlar...

Doğu Akdeniz’de girdikleri ittifaklarla petrol ve gaz kaynaklarına ortak olmaya çalışıyorlar...

*

Yazının Devamını Oku

Kurşun dökülmüş duvarlar

Amerika’daki Rum Ortodoks Başpiskoposu Elpidophoros, din adamı olduğunu söylüyor ama yönlendirici, tahrik edici ve ikiyüzlü bir siyaset yapmaya devam ediyor...

Türkiye’deki Hıristiyan azınlıklar ve Ayasofya Müzesi’nin camiye dönüştürülmesinden endişeli olduğunu ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’ya söylüyor...

Elpidophoros, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki duruşuyla ilgili de bir hayli endişeli imiş...

*

Çifte standart duygusunun zirvelerinde geziniyor birileri...

Başpiskopos, Yunanistan’ın Atina, Rodos, Selanik ve Batı Trakya’daki camilerin bazılarının kiliseye, müzeye çevrilmesinden ve birçoğunun yıkılmasından hiç endişe etmiyor...

Ve Ege Denizi’ndeki tüm adalara askeri birliklerinin yerleştirilmesinden de...

*

ABD bir yandan bize müttefik olduğunu söylüyor...

Yazının Devamını Oku

Barbarlığın imparatorluğu

Yeni barbarlık çağının bizi beklediğini 2004 yılında yazan Business Week gazetesi, dünyanın farklı ülkelerindeki teröristlerin katliamlarını hatırlatıyor ama büyük resimdeki vahşeti değil, sadece İslam coğrafyasında yaşananları öne çıkarıyor...

Yüz yıldan beri İslam coğrafyasını eğitimsiz, okulsuz, kitapsız bırakan ve dünyaya açılan tüm pencerelerini kapatanların kim olduğunu yazmıyor...

Bu ülkelere sattıkları silahların kaç trilyon dolar olduğunu...

Ve kimlerin sattığını da...

*

Silahlarla büyüyen kaç neslin kara cahil bırakıldığını ve tüm farklılıkları gizlice silahlandırıp örgütleyip birbirleriyle savaştırdıklarını da hiç yazmıyor...

Ülkeleri karıştırıp, bölüp sonra da kendilerine göre yönetenlerin kim olduklarını da...

Din, mezhep, ırk farklılıklarının üzerinden çatıştırma stratejileriyle coğrafyayı ateş çemberine çevirirken, kendileri petrol, gaz, altın kaynaklarına nasıl çöktüklerinden de hiç bahsetmiyor...

*

Yazının Devamını Oku

Mezar taşları

Dünyanın her yerindeki namuslu vatandaşların, namussuzlardan çektiği kadar başka kimseden çekmediğini biliyoruz...

Her türlü bela, kriz, oyun bu vatandaşların kaderi değildir...

*

Uyuşturucu baronlarına, kaçakçılara, vurgunculara, suç şebekelerinin eli kanlı katillerine, illegal yollardan geçinenlere, cezaevlerine sayısız defa girip çıkanlara, sabıka sicillerinin ansiklopediye dönüştüğü mafya örgütlerinin elebaşlarına gösterilen rağbet yüzünden, yeni kuşaklar oklarını kırıp dijital kalelerine çekilmiş...

*

“Babayım” diyerek dünya kamuoyunda şöhret kazananların işledikleri cinayetler ve kepazeliklerle kaç kişiyi babasız bıraktıklarını unutanların kahraman sayılmasından da bıkıp usandık...

Yeraltı dünyasının vahşi portrelerinin hayat hikâyelerinin filmlere, dizilere çekilmesinden ve romanlara yazılmasından da...

*

Sosyal medyanın tüm mecralarını öyle kullanıyorlar ki...

Yazının Devamını Oku

Uçurum eşiklerinde...

Birileri at etinden sucuk yapıyor.

Birileri zeytinyağına başka yağları karıştırıp satıyor.

Ve birileri de telefonla milyonlarca lira dolandırıyor...

Kurdukları şirketlerle trilyonlar çarpıyor...

*

Birileri ‘Hocayım’ diyerek kadınların çıplak bedenine dua yazdığını söylüyor...

Birileri ‘Şeyhim’ diye kendini ilan ediyor ve garabet şeylere imza atıyor...

Birileri ‘Şifacıyım’ diyerek bitkileri karıştırıp satıyor...

Para ve güç dağına giden yolda her şeyi normalleştirmenin ve mubah görmenin sorumsuzluğunu yaşıyoruz...

Yazının Devamını Oku

Tuzlu dalgaların kıyılarında

Dünya tersine kürek çekiyor...

Birileri aşıyla ilgili her gün ‘pek yakında’ diyerek hayali hikâyeler anlatıyor...

Gün kazanmanın derdine düşenlere karşı bilim adamları en erken üç yıl diyor...

*

Modern politik terörizm masallarıyla büyük kalabalıklar meşgul ediliyor...

Sokak lambalarının altında geçip giden ve biten sayısız insanın hayatları kimsenin umurunda değil gibi...

Her şeyin iyiye doğru gideceğine dair umut, insanoğluna özgü bir fantezi olduğu müddetçe her felaketin arkasındaki gerçekleri bilemeyeceğiz...

*

Denizlerin tuzlu dalgalarında sayısız mülteci boğularak hayatını kaybetti ve cesetleri kıyılara vurdu...

Yazının Devamını Oku

Fütursuz saldırılar

Çaresizliklerinin çaresini sınırları dışında fütursuzca aramaya alışkın küresel güçlerin birleşerek Türkiye’ye saldırmaları yeni bir şey değil...

Gelenekselleştirdikleri davranışlarından biri...

Birinci Dünya Savaşı’nı...

Ve Haçlı seferlerini unutmadık...

Dünyanın yoksul ülkelerindeki halkl–arı nasıl katlettiklerini ve kaynaklarını nasıl ele geçirdiklerini de...

*

Bizlere insanlık dersi vermeye çalışan, soykırım iftiraları atan Fransa, Almanya ve diğerlerinin geçmişte yaptıklarını biliyoruz...

Kahramanmaraş ve Gaziantep’te Fransızların fütursuz saldırılarında nasıl davrandıklarını da...

Dışişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Gazap saatleri

‘Tarih tekerrürden ibarettir’ diyerek yaşanılanların sayısız tekrarlarını kabul edenler aynı filmin tekrarını seyretmekten bıkıp usanmayanlardır...

Niye tekrar ediyor?

“Ders alınmadığı için” diyenlere soruyoruz:

Dersi kimler alacak ya da verecek?

*

Popülizm teorisyenleri dünyanın gerçek gündemini günlük magazin ve polemiklerle gizlemeye çalışıyor...

Körleşen, topallaşan sistemlerin bozuk ya da kırık çarklarını gizliyor...

Dünyanın büyük kalabalıkları ise işsizliğin dağlarında geziniyor... Yani, ekmeksizliğin, mutsuzluğun, sahipsizliğin ve yalnızlığın...

*

Yazının Devamını Oku

Tarifsiz zarar hesapları

Hudson Enstitüsü Ortadoğu uzmanı Michael Doran demiş ki:

Amerika’nın bir Erdoğan sorunu yok, Türkiye sorunu var!

Yani?

Kim gelirse gelsin bu sorun devam edecek gibi...

Nereye kadar?

ABD’nin isteklerini karşılayacak, uzaktan kumanda edilebilecek bir lider gelene kadar...

Kronik muhalif koro da gerçekleri bir görebilse...

*

Obama

Yazının Devamını Oku

Ya masa ya saha

Fransa ve ABD ırkçılık üzerinden yeni dizayn oyunların ve haritaların peşinde...

Osmanlı Devleti’ni ırkçılık kışkırtmalarıyla ve isyanlarıyla tasfiye edenler yüzyıl sonra aynı oyunu bir kez daha oynuyor...

Yıllardan beri içimizdeki farklılıkların fay hatlarını kırabilmek uğruna terör dahil her yolu denemekten çekinmiyorlar...

Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına aykırı duruş sergileyen Türkiye’yi ise içeriden karıştırabilmek için sürekli Kürtleri tahrik etmeye çalışıyorlar...

*

Fransa yeni bastırdığı ders kitaplarından birinde Kürtlerden “Devleti olmayan ulus” diye söz ediyor...

Osmanlı döneminde de aynı ifadeyi Araplar, Kuzey Afrikalılar ve Balkanlar’daki farklı ırklara mensup topluluklar için söyleyerek isyan ettirmişlerdi...

Osmanlı Devleti sınırlarında yaşayan farklı ırkların hepsini “hürriyet” ve “devlet” vaatleriyle kandırmışlardı...

Son yüzyıldan beri ne kadar hürriyete kavuştuklarını, nasıl bir devlet kurdurduklarını, uzaktan kumandayla nasıl terörize ettiklerini, kaynaklarına nasıl çöktüklerini, halklarını nasıl eğitimsiz ve aç bıraktıklarını görüyoruz...

Yazının Devamını Oku

Yerle gök arasında bilinmeyenler

Cemil Meriç diyor ki: Sen sen ol, bir an önce bir şebekeye dahil ol!

 

Özal’ın ölümündeki sır perdesinin bugüne kadar sadece aralanabilmesi ve arkasındaki gizli gerçeklerin bir türlü ortaya çıkarılamayışı, şebekelerin güçleri yüzündendir...

Prof. Sevil Atasoy’un Özal’ın zehirlendiğine dair yaptığı açıklamalar da anlamsızlaştırılıyor...

Korkut Özal, ‘Baş Başa’ programımda Özal’a yapılan suikastın ardındaki ismin Erol Simavi olduğunu açıklamıştı...

DGM savcıları açıklamayı ihbar kabul ederek soruşturma başlatmıştı...

Korkut Özal, DGM’ye giderek ifade vermiş ve bildiklerini anlatmıştı...

Hukuki oyalama taktikleriyle anlamsızlaştırılan dava, adliye koridorlarından arşivlere taşınmıştı...

*

Yazının Devamını Oku

Yerüstündeki şeytanlar

Özal öldürüldü mü?

Zehirlendi mi?

27 yıldan beri çok şey söylendi ve yazıldı ama iddiaların ötesine geçilemedi...

Mezarı dahi açıldı...

Prof. Dr. Sevil Atasoy, ‘Yeraltındaki Melekler, Yerüstündeki Şeytanlar’ adlı kitabında Özal’ın ölümüne dair çarpıcı şeyler yazıyordu.

*

Ölüme neden olan ilacın yüksek dozda tüketildiğini vurgulayan Prof. Sevil Atasoy diyor ki:

-Özal’ın ölümüne neden olan kimyasal maddeyi Adli Tıp Kurumu Kimya Dairesi bulmuş ve raporuna yazmış.

- Bu bir müstahzar ilaç... Bana göre ölüme neden olan bu ilaç. Çünkü tüm veriler bu yönde.

Yazının Devamını Oku

Kuyulardaki yılanlar

90’lı yıllarda Rusya Başbakan Yardımcısı Lev Voronin diyor ki:

Türkiye petrol okyanusunun üzerindedir!

*

Petrol okyanusunun üzerinde olduğumuzu başkaları söylüyor ama içimizdeki başkaları, “Avrupa, ABD ne der?” sorularıyla, başkalarının ne diyeceği konusuyla daha çok meşgulmüş...

Petrol arayışlarına karşı duruş sergileyenlerden bazılarının kim olduğunu da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, 15 Temmuz darbecilerinin yakalandıkları gün emniyette çekilen fotoğraflardaki iki denizci subayını işaret edişiyle öğreniyoruz...

Anlıyoruz ki başkalarını değil, öncelikle içimizdeki başkalarını ikna etmek gerekiyormuş...

*

Yüzyıldan beri arıyor gibi görünen, kuyuları açıp açıp kapatan, dışımızdaki başkalarıyla gizli hesaplar yapan içimizdeki başkalarından kurtulmadıkça petrol okyanusunun üzerinde olduğumuzu anlayamayacağız...

Anlayanları da esrarengiz cinayetlerle kaybetmiş ve ne acıdır ki katillerini de asla bulamamışız!

Yazının Devamını Oku

Yüzyılın savaşı

Yüzyıldan beri her sektörün büyük ihtiyacı olan enerji kaynakları yüzünden bitmeyen savaşların dünyayı kana buladığını biliyoruz...

Her savaşın birinci nedeninin enerji ve petrol kaynakları olduğunu da...

Makineleşen sanayinin en büyük ihtiyacı olan enerji kaynaklarının zaman içerisinde milletlerarası çatışmaların aracı haline dönüştürüldüğünü söylemeye
gerek yok...

Yüzyıldan beri petrol uğruna savaşılıyor...

*

Klişe argümanlarla yüzyıl boyunca bir türlü bulunamayan değil buldurulmayan petrol ve gaz kaynaklarıyla ilgili anlatılan ve yazılanlara gülüp geçenlerin dilinde tek söyledikleri şey “Şehir efsanelerine inanmayın” sözleri oluyordu...

Oysa gerçekleri şehir efsanesine çevirenler kendi yalanlarını piyasaya sürüyordu...

*

Yazının Devamını Oku

Buzdağının altı

Yıl 1943...

Dünyanın sayılı siyasetbilimci ve stratejistlerinden Zbigniev Brzezinski, ‘Stratejik Vizyon’ kitabında petrolün haritalar üzerinde nasıl paylaştırıldığını yazar...

Eski ABD Başkanı Roosevelt’in elleriyle çizdiği Ortadoğu’ya ait bir harita taslağını çıkararak İngiltere’nin ABD Büyükelçisi Lord Halifax’e söylediklerini şöyle anlatır...

Roosevelt, İngiliz büyükelçi Halifax’e Ortadoğu haritasını göstererek der ki:

- İran petrolü sizindir. Irak ve Kuveyt’teki petrolü bölüşeceğiz. Suudi Arabistan petrolüne gelince, oradaki petrol bizimdir!

*

Enerji kaynaklarına ve petrol kuyularına sahip olma uğruna kaç coğrafyanın yakılıp yıkıldığını, kaç milyon insanın öldürüldüğünü ve ülkelerin nasıl yerle bir edildiğini biliyoruz...

İran ve Irak’ta kaç iktidarın darbelerle alaşağı edildiğini, kaç kralın öldürüldüğünü, sayısını bilemeyeceğimiz kadar ihanet oyunlarının oynandığını da...

Düne kadar bulunup da kapatılan kör kuyuların hikâyelerini yazmaya başladığımızda sayfaların yetmeyeceğini de...

Yazının Devamını Oku