GeriMehmet SOYSAL Fırtınalı günler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fırtınalı günler

Cemal Süreya diyor ya:

Rüzgârda dağılan yalnızlığını

Düzeltiyorsun...

*

Bir rüzgâr fırtınasıyla dağılan yanlarımızı görüyoruz...

Alışık değiliz böyle sert esen rüzgârlara...

Bizlere uğultulu şarkılar söylemesine...

Ve saatte 130 km hızla esince nasıl dağıldığımıza...

Çatıların, pencerelerin uçup gitmesine...

Saat kulesi diye yapılan ucubelerin yıkılmasına...

*

33 evin çatısı araçların, insanların üzerine uçuyor...

Dükkânların ilave yaptıkları kış bahçeleri yıkılıyor...

Tır devriliyor...

İnsanlar yollarda mahsur kalıyor.

Şehirlerde trafik kilitleniyor...

*

Deprem olunca, sel basınca, kar yağınca, rüzgâr fırtınası esince şehirlerdeki dağınıklığının boyutunu da anlamış oluyoruz...

Cam balkonlar patlıyor...

Belediyelerin yaptığı tekerlekli çöp varilleri uçuyor.

Tabelalar kopuyor.

Yol kenarlarındaki ağaçlar devriliyor.

İstanbul, Zonguldak ve Kocaeli’nde 7 kişi ölüyor, onlarca kişi yaralanıyor...

Apartmanlardan aşağıya pencereler düşüyor.

Gemi, karaya oturuyor.

Uçakların seyri, seferleri değişiyor.

10 ilde okullar tatil ediliyor...

Kısacası, bir rüzgâr fırtınasına yenik düşüyoruz.

Çünkü deprem olmayacak, kar yağmayacak, sel olmayacak, rüzgâr esmeyecek gibi bir şeyleri yapıyoruz ve yaşıyoruz...

Nasıl olsa bir bedel ödeyen yok.

“Yapanın yanına kâr kalıyor” anlayışı, dağılan yanlarımızı düzeltmeye yetmiyor...

*

Afet diyerek geçiştiriyoruz.

Birkaç gün konuşuyoruz, yazıyoruz ve sonra unutuyoruz.

Çünkü suçu kabullenmiyoruz...

Neymiş, çatı uçmuş...

Niye uçmuş?

Uçan çatıyı, pencereyi, kapıyı, kuleyi yapan kimse yok mu?

Ve de denetleyen...

Kime hesap soruluyor?

Hiç kimseye...

Rüzgâr esmiş, çatı uçmuş ve bir anne ölmüş...

Hikâyesi bu kadar...

Virüs, rüzgâr, fırtına, deprem ve tüm afetler bize bir şeyler söylüyor ama dağılan aklımızı, yüreğimizi toparlayamıyoruz...

*

Ne diyelim?

Cemal Süreya’nın ‘söylenmemiş sözcükler var’ mısrasını demekten başka aklımıza bir şey gelmiyor...

Yetkililer uyarıyormuş:

Kar geliyor!

X

Düşünemeyenler

Kırk yıllık meslek hayatımızda; yazı ve programlarımızda kırıp dökmekten, karalamaktan, kutuplaştırmaktan ve kuru gürültüden ibaret polemiklerden kaçındık...

Çünkü büyük kalabalıkların bir arada huzur içinde yaşamasını istedik...

Birlik ve beraberliğin her şeyden önce geldiğine inandık...

Devleti ve kurumlarını da yıpratmamaya çalıştık...

*

Şiddet ve teröre bulaşmayan farklı ideolojilere, ırklara ve inançlara saygılı olduk...

Kimin neye inandığıyla ilgili değil, neyin doğru olduğuyla daha çok ilgilendikçe ikiyüzlü ve duruş bozukluğu yaşayanların rağbet gördüğüne de şahitlik ettik...

*

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu her geçen gün kaybediyoruz...

Yazının Devamını Oku

Ayarsızlar

Ayarsız saatler gibi birileri sürekli toplumun huzurunu bozuyor...

Ve kimse iflah olmuyor...

Sözlerinin nereye varacağını da hesaplayamıyor...

*

Şarkılarıyla insanların sevgisini kazanan sanatçılarımızın elbette siyasi bir fikri olabilir... Çünkü günümüz dünyasında herkes için geçerli tek bir siyasi parti veya model bulunmuyor.

Lakin siyasi fikirlerine göre hiçbir sanatçımızın toplumu terörize etmeye, karalamaya ve aşağılamaya hakkı yoktur...

*

Ve nefret söylemlerinden uzak duramayan, öfkesini içinde tutamayan bazı sanatçı, yazar, gazeteci, aydın, akademisyen ve siyasilerin söylemlerini okudukça, duydukça ve izledikçe üzülüyoruz...

Kimlerle bir arada yaşamaya çalıştığımıza inanamıyoruz...

Yazının Devamını Oku

Buz dağları

Kazakistan’da yaşanan olaylar, bugüne kadar sürdürülen keyfi bir yönetimin sonucudur...

Son yüzyıldan beri İslam coğrafyasında parmak ile gösterilecek bir ülke yok...

Neden?

Ya krallık ya emirlik ya da başkanlık...

Lakin demokrasi ve refah yok...

Olmayınca da neyle yönetildiklerinin bir anlamı yok...

*

Saddam, Kaddafi, Esad, Mübarek ve daha niceleri ülkelerini aynı anlayışla yönettiler... Yerlerine gelenler de aynı kafayla yönetmeye devam ediyor...

Ne oldu?

Yazının Devamını Oku

Kazılan bir ülke...

SSCB’nin üzerinden 31 yıl geçti...

26 Aralık 1991 yılında SSCB dağılmıştı...

Ve güya soğuk bir günde ‘Soğuk Savaş’ sona ermişti...

*

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri kurulmuştu...

Bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi...

‘Demir Perde’ sınırlardan çekilmiş ve hürriyete kavuşmuşlardı...

Yaşadıkları kirli hatıralardan ders alamadıkları için bir türlü devlet kurmayı başaramadılar...

Oligark şebekelerine, güçlü bürokrat yapılarına ve aile hanedanlıklarına olağanüstü ayrıcalıklı imkânlar tanıyarak meseleyi çözdüklerini sandılar...

Yazının Devamını Oku

Kazakistan’da neler oluyor?

Kazakistan'da birileri dinamitlerin fitilini ateşledi...

Birileri karıştırıyor...

Ve kim oldukları da belli...

LPG’ye yapılan yüzde 25’lik zam gerekçesiyle ‘ayaklandırılan’ kalabalıklar birçok kentte eylemlerine devam ediyor...

Sonuç, 50 ölü, 750 yaralı...

Rusya ve Ermenistan barış gücü askerlerini gönderme kararı aldı...

Belarus, Kırgızistan, Ermenistan, Tacikistan, Rusya ve Kazakistan’ın kurduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden barış gücü birlikleri talep edildi...

Konseyin dönem başkanı ise Ermenistan Başbakanı Paşinyan...

Yani?

Yazının Devamını Oku

Kış günlükleri

Yaşadığı çağın sorunlarını, dramını yazanlar vardı...

Ve insanların hikâyelerini...

Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Oğuz Atay, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Necip Fazıl, Nâzım Hikmet, Cemil Meriç, Tarık Buğra, Tolstoy, Dostoyevski, Soljenitsin, Puşkin, Stendhal, Flaubert, Kafka, Balzac, Victor Hugo, Emile Zola, Shakespeare, Necip Mahfuz, Cengiz Dağcı ve Cengiz Aytmatov gibi...

*

Ve her geçen gün ülkelerinin, insanlarının dramını romanlaştıran ya da hikâyeleştirenlerin sayısı azalıyor...

Günlük siyasi polemiklerin ve de olayların bilgileri üzerinden bir şeyler yazılıyor, karalanıyor, konuşuluyor...

Çünkü, büyük kalabalıklar okumuyor...

Sadece seyrediyor...

*

Yazının Devamını Oku

Kitapların dünyası

"İnsanın zor zamanlarda sığınacağı bir limanı olmalı” diyen Cemil Meriç, kendisini kitapların dünyasında hakikatin uzun bir yolculuğuna çıkartıyor...

Ve de sayısız limana sığınıyor...

Yeni yılda okunması gereken kitaplardan bazılarını yazmak istiyorum...

Tüketim ve İkiyüzlü Pazarlama, Değer ve Değişim Yolculuğu eserlerinden sonra ‘İnce Çizgi‘ romanıyla farklı bir eser yazan eski Rekabet Kurumu Başkanı dostumuz Prof. Ömer Torlak, insan hayatındaki ince çizgilerin üzerinden yıllar geçip gidince ve insan yaşlandıkça aynı çizgilerin daha farklı anlamlar içerdiğini yazıyor...

*

‘Varla yok arasında bir çizgi’ gibi geçip giden yılların unutmak ve hatırlamak arasında sürdürülen hayatlardan birinin hikâyesini anlatıyor...

Erdem adlı gencin yaşadıkları, gördükleri ve uğradığı ihanetler, aslında ülkenin de bir dönemini ve perde arkasındaki gerçeklerini...

*

ABD’de yaşayan genç bir gazeteci dostumuz

Yazının Devamını Oku

Yolbaşı

Yeni bir yıldayız...

Ve yolun başındayız...

Geçen bir yılı düşündükçe hangi ihmali, rezilliği, çirkefliği, savaşı ve ihaneti anlatacağımızı da şaşırmış durumdayız...

İki gerçeği olanların dünyasında, doğruyu kaybetmenin yalnızlığına düşen kaç milyon insan yaşıyor, bilmiyoruz...

Boşluğun ihtişamını hiçbir şey dolduramıyor.

Ve de bir ömür boyu gizli ihtiraslarıyla yaşayanların ölüp gittiklerini de görüyoruz ama yine de ders almıyoruz...

İflah olmuyoruz ve bu yüzden iki yakamızı bir araya getiremiyoruz...

*

“Yeraltında kefen yırtmak”

Yazının Devamını Oku

Politik eğilimler

İfadesiz yüzlerin arasında yaşıyor gibiyiz...

Ve de kimliksiz kişilerin sosyal medya adreslerinde gündemi sürekli terörize etmesiyle sayısız doğru, bilinçli bir şekilde insanların hafızasından siliniyor...

Politik eğilimlerin kronikçi rolünü oynayanlar, bir arada yaşamayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor...

Bir yıl daha geçip gidiyor...

Ve biz biraz daha bölünüyoruz...

Ya da parçalanıyoruz...

*

Kendimizle yüzleşemiyoruz...

Tarihçi yazar

Yazının Devamını Oku

Kısa bir hayat

PROF. İlber Ortaylı Hoca katıldığı bir gelişim zirve toplantısında üniversite öğrencilerine uzun bir hayatın kısa bir dersini veriyor...

“Dünyayı görmeden hiçbir şey ifade edemezsiniz” diyen Prof. İlber Ortaylı:

Okulu bitirir bitirmez evlenip de mobilyacı dükkânı gezeceğinize, dünyayı gezip görün...

*

Bir yıl daha gelip geçti...

Ve biz tüm umutları yine bu yıla bıraktık...

Yapılması gerekenleri de...

Kısa çizgilerle yolları bölüp duruyoruz.

Lakin...

Yazının Devamını Oku

Ben ve gri

'Her kale içerden yıkılır’ diyordu güzel yüzlü dost...

Birbirimizi yıkıp geçiyoruz.

Ve de yakıp...

*

Nereye baksak bir savaşın hazırlığı yapılıyor...

Ve sayısız ihanetlere imza atılıyordu...

“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” sözüne inat yaşayanlar, savaşarak neyi ele geçirebileceğini sanıyordu...

Yaşadıklarını hatırlıyor ve gözlerini dikip duvardaki tabloya bakarak söyleniyordu:

Yazının Devamını Oku

Kâbusname

Nereye baksak bir kâbus filmi izliyoruz...

Neyi açıp okusak içimiz kararıyor...

Ve karartılıyor...

İçerdekilerin ve dışardakilerin yazdıkları hikâyeler kâbusname’ye döndü...

İnsanların yaşama umudu tüketiliyor...

Akrep ruhlu insanların ürettiği kâbus senaryoları yüzünden büyük kalabalıklar hayata küsüyor...

*

Dünyaya bakıyoruz, okuyoruz durum yine aynı...

Bir yandan COVID-19 virüsünün Omicron varyantı...

Yazının Devamını Oku

Zıtlıklar...

“Rasputin’den Putin’e” başlıklı yazımızda, Rusya’nın ulusal ve kamusal yorgunluğun simgeleriyle yoluna devam ettiğinden dolayı Birinci Dünya Savaşı’nda yenik düştüğünü yazmıştık...

Ve devasa memur ordusuyla feodalizmin bekçiliğini yaptığını da...

Akşın Yenisey Türk Edebiyatı Dergisi’nde ‘Rusya’nın Bineksiz Deccali’ başlıklı yazısında Oblamov ve Rasputin’in Rus arması üzerinde zıt taraflara bakan bir kartalın iki başı gibi olduğunu belirtiyor ve diyor ki:

Biri batıya, biri doğuya bakan ama hiçbir şey görmeyen birbirine yabancı iki kafa...

Bu kartalın uçabilmesi için kafalardan birinin diğerini gagalayarak öldürmesi gerekiyordu...

*

“Bir bütün olarak toplum bürokratların eline geçtiğinde, inisiyatif ruhunun yerini Oblomov uyuşukluğu alır” diyen Akşın Yenisey, bu durumun Çarlık Rusya’sını saran ulusal ve kamusal “mental yorgunluğu”nu ortaya çıkardığını belirtiyor...

Avrupa’nın sanayileştiği bir dönemde orta sınıfı bütçeye bağlı memurlardan oluşan Rusya’nın durumunu ise Yenisey şöyle özetliyor:

Bu yorgunluktan dolayı İspanya gibi feodaliteye mahkûm olarak sıkışıp kalmıştı ve yerinden kımıldamak bile istemiyordu...

Yazının Devamını Oku

Rasputin’den Putin’e...

Evanjelik Papaz Paul Begley, YouTube videolarıyla para kazanıyor ama diğer yandan da dünyaya felaket senaryolarını anlatıyor...

Neymiş?

21 Aralık’ta kıyamet kopacakmış...

*

Eski ABD Başkanı Trump’ın da danışmanı olan Paul Begley, 2020 yılında da ortalığı yangın yerine çeviren söylemlerde bulunmuştu...

2021 yılında dünyanın sona ereceğini iddia etmişti. Begley komplo teorileriyle sürekli gündeme girmeyi başarıyor...

Trump ise Begley’nin komplo teorilerine ya inanıyordu ya da başkalarını felaket senaryolarına inandırıyordu...

*

Dünyanın gizemli kadınlarından

Yazının Devamını Oku

Kör dolaşmak...

Unutuyoruz sanıyorlar...

Ve de unutarak yaşadığımızı... Bilmiyorlar ki sadece unutmaya çalışıyoruz...

Yarayı derinlere gömüyoruz...

Bir arada yaşamaya çalıştıkça birileri eline kazma kürek almış, kendi günahlarının ve ihanetlerinin kuyularından demokrasi çıkartmaya uğraşıyor...

Kimden söz ediyoruz?

HDP’li Mithat Sancar’dan...

İstanbul’da HDP il kongresinin toplantısında milletin aklıyla alay edercesine demokrasiden, barış annelerinden ve halkların ortak iradesinden söz etmiş...

Ve

Yazının Devamını Oku

Piyasaların pusulası

Yabancı sermaye akışına sınırsız serbestlik verildiği, denetimsiz açıldığı, ithalat seferberliğine katıldığımız günden beri ülkeye ve halka ne büyük kötülük yapıldığını yaşayarak görüyoruz.

Halk her gün bunlarla uğraşıyor...

Ve sattıkları ürünlerle...

Tüketici hakları ise masaldan ibaret...

Satan köşeyi dönüp gidiyor...

Sonra da teknik servislerin arıza oyunlarıyla uğraşıp duruyor...

*

Bilgisayar veya elektronik eşyaları alıp kullanmaya başlayan halk, ne hikmetse ürünlerin garanti süreleri bittiğinde hepsi arızalanıp garanti kapsamı dışına çıkıyor...

Teknik servisler ise kısa yoldan çözümü bulmuş...

Yazının Devamını Oku

Hayali...

Günlük ve sayısız kısa hikâyelerin sayfaları arasında kaybolup gidiyoruz.

Yaşadığımız ama unuttuğumuz bazı günler rüzgârın uğultusuyla yeniden aklımıza düşüyor...

Nelerden geçtiğimizi hatırlıyoruz...

Savaşlar, depremler, yangınlar, anarşi, terör, darbe ve sayısız ihanetler...

Hayal kırıklıkları ve yaşama umudu arasında geçip giden günlere nasıl dayanabildiğimizi anlayamıyoruz...

*

Dağlara doğru koşan bir atın üstünde meçhule giden yolcuların kaderine benziyor hayatlarımız...

Duruşlar, ayağa kalkışlar, yıkılışlar ve sayısız üzüntülerimizin arasında uzun bir yolculuğa çıkmışız... Gitmişiz...

Hatırladıkça, yorganı başımızın üstüne çekip uyumak istiyoruz...

Yazının Devamını Oku

Şüphelerin yükü

Şüphe yüklü bulutların altında yaşıyoruz... COVID-19 virüsünün çıkışı hâlâ şüpheli...

Çin’in Vuhan kentinde canlı hayvan pazarında çalışan bir kadın hastada mı görülmüş yoksa iddia edildiği gibi laboratuvar ortamında mı üretilmiş?

Belli değil...

Şimdi de Vuhan kentinde ‘yüksek riskli’ 18 virüs daha bulunmuş...

*

Virüsün çıktığı ilk ülke Çin, aşıyı ilk bulan Çin... Türkiye dahil yüzlerce ülke Çin’in Sinovac aşısını halkına uyguladı...

Bizler de dahil olmak üzere...

Birçok tanıdıklarımıza ise avuç dolusu ilaç verildi... Ya sonra?

Uğur Şahin

Yazının Devamını Oku

Hiçliğin kıyılarında...

“Hiç ölmeyecek gibi yaşayanlar, hiç yaşamamış gibi ölürler” diyen Platon’un sözlerine inat yaşayanların sorumsuzlukları yüzünden dünya çekilmez bir yere dönüşüyor...

Sabahtan akşama kadar kendilerini bir yere taşıyabilmek uğruna her türlü rezilliğe imza atanların aklında vatan, millet ve bayrak yok..

Varsa yoksa kişisel kazanımları...

Böyle yaşamayı gelenekselleştirenlerin kaygısızlığı yüzünden, yaşanabilecek şehirlerin tüm dengesi ve kaderi bozuluyor...

*

Ünlü ekonomi dergisi Forbes, Türkiye’de iş yapılabilecek veya yaşanabilecek şehirleri sıralamış...

Belirlediği 94 kritere göre şehirleri puanlayan dergiye göre ülkemizdeki şehirlerin yüzde 80’inde yaşamak ve iş yapmak oldukça zor...

Özellikle de, Güneydoğu, Doğu ve Anadolu’nun birçok ili aranan standartların oldukça gerisinde kalmış...

*

Yazının Devamını Oku

Eve dönüş yollarında

Milyonların işe gidiş ve eve dönüş yollarında geçip giden saatlerin tüketildiği büyük kentlerde hayat her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.

Sabah işlerine gidebilmenin, akşam ise evlerine ekmeğiyle birlikte dönebilmenin telaşı yaşanıyor...

Milyonların hayatı birçok ülkede böyle tükeniyor...

Değirmenlere buğday taşıyanla çarkın dönmesi için su taşıyanlar arasındaki kavgada, una sahip olanların kazandığı ayrıcalıktan taşıyanlar hiç yararlanamıyor...

Emekçi diyerek geçiştiriliyor...

*

Trafik kaosu bir türlü çözülemiyor.

Maske, mesafe diye herkes uyarılıyor ama metro, otobüs ve minibüslerde insanlar eski tas eski hamam misali gidip gelmeye devam ediyor...

Sonra da virüs varyantlarına karşı halk uyarılıyor...

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI