Delilerin kuyuları

Eskiden bir deli kuyuya taş atarmış, kırk akıllı çıkaramazmış deniliyordu...

Şimdi sosyal medyanın kuyularına her gün milyarlarca insan bir şeyler atıyor...

Kimin deli kimin akıllı olduğunu anlamak ise zor.

Delilerin sayısının birden fazla olduğunu düşünürsek artık kaç milyar akıllının bu taşları çıkarması gerekecek bilmiyoruz...

*

Bir yalanı yüz binlerce insan alıp paylaşınca olay doğruymuş gibi kabulleniliyor...

Rüzgâr hızıyla yayılan fitne, dedikodu, iftiraya ‘dur’ demenin imkânsızlaştığı bir noktaya gelip dayanmışız...

Namusuyla yaşayanlar artık isyan ediyor...

O sessiz kalabalığın öfkesi gittikçe büyüyor...

Devlet ve hukuk bu sorumsuzluğa bir son vermeli...

*

Meğerse herkes biraz yazar, gurme, manken, şarkıcı, türkücü, gazeteci, foto muhabiri, spor eleştirmeni, sporcu imiş de haberimiz yokmuş...

Ve siyasetçi...

Dünyanın her ülkesinde devletlerin kurduğu sistem suçlulara ‘dur’ demek için mücadele ediyor...

Milyarlarca dolar ‘dur’ diyebilmek için harcanıyor...

Suç işlenmezse, polis, jandarma ve güvenlik kadrosu, adliye sarayları, hâkim, savcı ve avukatlar, cezaevleri ve personeli olmayacak...

*

Suç oranları ve suçluların sayısı arttıkça devletler bunlarla mücadele edebilmek için her geçen gün personel, bina sayılarını arttırmak zorunda kalıyor...

Terör olmazsa askerlerimiz gece gündüz dağlarda bunlarla uğraşmayacak ve orduların sayıları ve maliyeti bu kadar yüksek rakamlara tırmanmayacak...

Uyuşturucu şebekeleri olmazsa gençlerimiz zehirlenmeyecek...

Ve hastane köşelerinde tedavi olmak için uğraşılmayacak...

İlaç sektörüne milyarlarca dolar harcanmayacak...

*

Sosyal medya adresleri her geçen gün linç ve recm meydanlarına dönüşüyor...

Ve her gün başka bir kuyu daha açılıyor...

Herkesin elinde bir telefon, başkalarının hayatlarına ait ne bulsa çekiyor, paylaşıyor ve yazıyor...

Başkalarının hayatlarıyla, görüşleriyle ilgili gelişmelere de hakaret içeren yorumlarda bulunuyor...

Her tür operosyonel oluşuma açık hale getirilen sosyal medya gittikçe tımarhaneye dönüştürülüyor...

*

Lakin gittikleri ülkelerdeki ve şehirlerdeki yerlerin resimlerini paylaşanlar, lezzet durakları, kitaplar, konserler, şiirler, yararlı bilgiler, yani güzel şeyler paylaşarak sosyal medyayı kullananlara bir sözümüz yok...

Böyle kullananların sayısı da oldukça fazla...

Hukuka aykırı olmayan her eleştiri ve tepkiye de karşı değiliz...

Bir hiçliğin içine düşmeye ve delilerin kuyularına taş atmaya gerek yok...

Sınır tanımaz, zamanı bir değirmen gibi öğüten sosyal medyanın adreslerinde bir hayatı tüketmeye gerek yok...

Ne paylaştığımızın bir önemi yok...

İnsanlığa faydalı neler yaptığımızın ve neler ürettiğimizin bir anlamı var...

*

Modern çağın cazibelerine kendimizi fazla kaptırıp bağımlı olmayalım...

Yoksa herkes kendini bir gün o kuyularda bulabilir...

X

Barbarlığın imparatorluğu

Yeni barbarlık çağının bizi beklediğini 2004 yılında yazan Business Week gazetesi, dünyanın farklı ülkelerindeki teröristlerin katliamlarını hatırlatıyor ama büyük resimdeki vahşeti değil, sadece İslam coğrafyasında yaşananları öne çıkarıyor...

Yüz yıldan beri İslam coğrafyasını eğitimsiz, okulsuz, kitapsız bırakan ve dünyaya açılan tüm pencerelerini kapatanların kim olduğunu yazmıyor...

Bu ülkelere sattıkları silahların kaç trilyon dolar olduğunu...

Ve kimlerin sattığını da...

*

Silahlarla büyüyen kaç neslin kara cahil bırakıldığını ve tüm farklılıkları gizlice silahlandırıp örgütleyip birbirleriyle savaştırdıklarını da hiç yazmıyor...

Ülkeleri karıştırıp, bölüp sonra da kendilerine göre yönetenlerin kim olduklarını da...

Din, mezhep, ırk farklılıklarının üzerinden çatıştırma stratejileriyle coğrafyayı ateş çemberine çevirirken, kendileri petrol, gaz, altın kaynaklarına nasıl çöktüklerinden de hiç bahsetmiyor...

*

Yazının Devamını Oku

Küresel gerçeklik

Dış politikaya, diplomasiye ihtiyacın kalmadığı günler yaşıyoruz...

Bir yerden bir yere savruluşlarımız ve başımızı kaldıramayışımız bu yüzden...

Soğuk Savaş’ın bitip yerini ekonomik savaşlara bırakmasıyla küresel güçlerin sürekli kaos çıkararak yeni pazar arayışları ve yarışları sona ermiyor...

Pazarı karıştıran ABD sürekli kaos çıkarıp, karıştırıp kendine yeni aktörler buluyor ve başkalarına kapalı kendine açık çarşılar kuruyor...

S.Arabistan, BAE, Yemen, Sudan, Irak, Afganistan, Libya, Mısır, Lübnan ve Suriye’deki gibi...

*

11 Eylül terör saldırısını gerekçe gösteren ABD’nin yeni yol haritası da iki kutuplu bir dünyanın farklı bir kapısını aralıyor ve emperyal istekleri sınırsızlaşıyor...

Afganistan ile başlayıp Irak ile devam eden yeni pazarlara çökme arayışı her geçen gün kapımıza doğru yaklaşıyor...

Doğu Akdeniz’deki yeni ittifakların kimlerin arasında kurulduğuna bakmamız yeterli ve bu gerçek bize her şeyi anlatıyor...

Yazının Devamını Oku

Kör seslenişler

AB liderleri yarın Türkiye ile ilgili toplanacaktı ama ertelendi...

Derin görüş farklılıklarının olduğu birlikte, aleyhimize bir kararın alınacağını ve tehlikenin çanlarının çalınacağını da tahmin etmiyoruz... Ve AB’nin liderler toplantısından Türkiye aleyhine yaptırımların çıkacağını körükleyenlere ve bekleyenlere de diyoruz ki umutlanmayın “Türkiye ile müzakerelere devam” çağrısı yapıp geçerler...

*

Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın 2009 yılında “AB yıkıldı, çağırsa da gitmeyin” diyerek Türkiye’ye yeni stratejiler üretmişti...

2015 yılında yazdığı “Avrupa Krizi” kitabında da Avrupa için kapıda bekleyen olası savaşlardan söz etmişti...

Avrupa’nın yeniden şekillenmesinde Türkiye’nin nasıl bir rol oynayacağına dair öngörülerde bulunan Friedman katıldığı bir sempozyumda demişti ki:

 Askeri kapasitesi İngiltere hariç Avrupa’nın en iyisi... Almanları sadece bir öğlenden sonra, Fransızları da eğer ortaya çıkma cesaretini gösterirlerse bir saat içinde bitirebilirler...

*

Friedman

Yazının Devamını Oku

Tuzlu dalgaların kıyılarında

Dünya tersine kürek çekiyor...

Birileri aşıyla ilgili her gün ‘pek yakında’ diyerek hayali hikâyeler anlatıyor...

Gün kazanmanın derdine düşenlere karşı bilim adamları en erken üç yıl diyor...

*

Modern politik terörizm masallarıyla büyük kalabalıklar meşgul ediliyor...

Sokak lambalarının altında geçip giden ve biten sayısız insanın hayatları kimsenin umurunda değil gibi...

Her şeyin iyiye doğru gideceğine dair umut, insanoğluna özgü bir fantezi olduğu müddetçe her felaketin arkasındaki gerçekleri bilemeyeceğiz...

*

Denizlerin tuzlu dalgalarında sayısız mülteci boğularak hayatını kaybetti ve cesetleri kıyılara vurdu...

Yazının Devamını Oku

Fütursuz saldırılar

Çaresizliklerinin çaresini sınırları dışında fütursuzca aramaya alışkın küresel güçlerin birleşerek Türkiye’ye saldırmaları yeni bir şey değil...

Gelenekselleştirdikleri davranışlarından biri...

Birinci Dünya Savaşı’nı...

Ve Haçlı seferlerini unutmadık...

Dünyanın yoksul ülkelerindeki halkl–arı nasıl katlettiklerini ve kaynaklarını nasıl ele geçirdiklerini de...

*

Bizlere insanlık dersi vermeye çalışan, soykırım iftiraları atan Fransa, Almanya ve diğerlerinin geçmişte yaptıklarını biliyoruz...

Kahramanmaraş ve Gaziantep’te Fransızların fütursuz saldırılarında nasıl davrandıklarını da...

Dışişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Gazap saatleri

‘Tarih tekerrürden ibarettir’ diyerek yaşanılanların sayısız tekrarlarını kabul edenler aynı filmin tekrarını seyretmekten bıkıp usanmayanlardır...

Niye tekrar ediyor?

“Ders alınmadığı için” diyenlere soruyoruz:

Dersi kimler alacak ya da verecek?

*

Popülizm teorisyenleri dünyanın gerçek gündemini günlük magazin ve polemiklerle gizlemeye çalışıyor...

Körleşen, topallaşan sistemlerin bozuk ya da kırık çarklarını gizliyor...

Dünyanın büyük kalabalıkları ise işsizliğin dağlarında geziniyor... Yani, ekmeksizliğin, mutsuzluğun, sahipsizliğin ve yalnızlığın...

*

Yazının Devamını Oku

Tarifsiz zarar hesapları

Hudson Enstitüsü Ortadoğu uzmanı Michael Doran demiş ki:

Amerika’nın bir Erdoğan sorunu yok, Türkiye sorunu var!

Yani?

Kim gelirse gelsin bu sorun devam edecek gibi...

Nereye kadar?

ABD’nin isteklerini karşılayacak, uzaktan kumanda edilebilecek bir lider gelene kadar...

Kronik muhalif koro da gerçekleri bir görebilse...

*

Obama

Yazının Devamını Oku

Ya masa ya saha

Fransa ve ABD ırkçılık üzerinden yeni dizayn oyunların ve haritaların peşinde...

Osmanlı Devleti’ni ırkçılık kışkırtmalarıyla ve isyanlarıyla tasfiye edenler yüzyıl sonra aynı oyunu bir kez daha oynuyor...

Yıllardan beri içimizdeki farklılıkların fay hatlarını kırabilmek uğruna terör dahil her yolu denemekten çekinmiyorlar...

Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına aykırı duruş sergileyen Türkiye’yi ise içeriden karıştırabilmek için sürekli Kürtleri tahrik etmeye çalışıyorlar...

*

Fransa yeni bastırdığı ders kitaplarından birinde Kürtlerden “Devleti olmayan ulus” diye söz ediyor...

Osmanlı döneminde de aynı ifadeyi Araplar, Kuzey Afrikalılar ve Balkanlar’daki farklı ırklara mensup topluluklar için söyleyerek isyan ettirmişlerdi...

Osmanlı Devleti sınırlarında yaşayan farklı ırkların hepsini “hürriyet” ve “devlet” vaatleriyle kandırmışlardı...

Son yüzyıldan beri ne kadar hürriyete kavuştuklarını, nasıl bir devlet kurdurduklarını, uzaktan kumandayla nasıl terörize ettiklerini, kaynaklarına nasıl çöktüklerini, halklarını nasıl eğitimsiz ve aç bıraktıklarını görüyoruz...

Yazının Devamını Oku

Yerle gök arasında bilinmeyenler

Cemil Meriç diyor ki: Sen sen ol, bir an önce bir şebekeye dahil ol!

 

Özal’ın ölümündeki sır perdesinin bugüne kadar sadece aralanabilmesi ve arkasındaki gizli gerçeklerin bir türlü ortaya çıkarılamayışı, şebekelerin güçleri yüzündendir...

Prof. Sevil Atasoy’un Özal’ın zehirlendiğine dair yaptığı açıklamalar da anlamsızlaştırılıyor...

Korkut Özal, ‘Baş Başa’ programımda Özal’a yapılan suikastın ardındaki ismin Erol Simavi olduğunu açıklamıştı...

DGM savcıları açıklamayı ihbar kabul ederek soruşturma başlatmıştı...

Korkut Özal, DGM’ye giderek ifade vermiş ve bildiklerini anlatmıştı...

Hukuki oyalama taktikleriyle anlamsızlaştırılan dava, adliye koridorlarından arşivlere taşınmıştı...

*

Yazının Devamını Oku

Yerüstündeki şeytanlar

Özal öldürüldü mü?

Zehirlendi mi?

27 yıldan beri çok şey söylendi ve yazıldı ama iddiaların ötesine geçilemedi...

Mezarı dahi açıldı...

Prof. Dr. Sevil Atasoy, ‘Yeraltındaki Melekler, Yerüstündeki Şeytanlar’ adlı kitabında Özal’ın ölümüne dair çarpıcı şeyler yazıyordu.

*

Ölüme neden olan ilacın yüksek dozda tüketildiğini vurgulayan Prof. Sevil Atasoy diyor ki:

-Özal’ın ölümüne neden olan kimyasal maddeyi Adli Tıp Kurumu Kimya Dairesi bulmuş ve raporuna yazmış.

- Bu bir müstahzar ilaç... Bana göre ölüme neden olan bu ilaç. Çünkü tüm veriler bu yönde.

Yazının Devamını Oku

Çıkmaz sokaklar

2 Ağustos 1923...

29. ABD Başkanı olan Warren Gamaliel Harding’in seçim kampanyasının finansmanını Rockefeller’in kurduğu petrol şirketi Standart Oil üstleniyor.

Şirketin ABD menfaatlerine aykırı şekilde siyasete yön vermesine karşı duruş sergileyen Mr. Harding, baskılara dayanamayınca Washington’ı terk ederek kimsenin bilmediği bir tatile çıkıyor...

Ve birkaç gün sonra Başkan Mr. Harding’in ölüm haberiyle çalkantılı günler geçiren ABD’de kimse meçhul ölümün perde arkasını araştırmıyor...

*

“Zehirli böcek ısırması” diyerek ölüm raporunu yazanlara isyan eden Mr. Harding’in eşinin yıllarca “Kocamı iki ayaklı böcekler zehirledi” demesine rağmen hiç kimse o iki ayaklı zehirli böcekleri bulmadı, bulamadı ve dosya kapatıldı...

Daha sonraları aydınlatılamayan ve faillerinin meçhul kaldığı Başkan Kennedy suikastı gibi...

*

Bin yıllık tarihimizin sayfalarına yazılan meçhul ölümlerin sayısını bilmiyoruz ama sadece 1983 yılının ilk dört ayındaki dört kişinin meçhul ölümü dahi her şeyi bize anlatıyor...

Yazının Devamını Oku

Kuyulardaki yılanlar

90’lı yıllarda Rusya Başbakan Yardımcısı Lev Voronin diyor ki:

Türkiye petrol okyanusunun üzerindedir!

*

Petrol okyanusunun üzerinde olduğumuzu başkaları söylüyor ama içimizdeki başkaları, “Avrupa, ABD ne der?” sorularıyla, başkalarının ne diyeceği konusuyla daha çok meşgulmüş...

Petrol arayışlarına karşı duruş sergileyenlerden bazılarının kim olduğunu da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, 15 Temmuz darbecilerinin yakalandıkları gün emniyette çekilen fotoğraflardaki iki denizci subayını işaret edişiyle öğreniyoruz...

Anlıyoruz ki başkalarını değil, öncelikle içimizdeki başkalarını ikna etmek gerekiyormuş...

*

Yüzyıldan beri arıyor gibi görünen, kuyuları açıp açıp kapatan, dışımızdaki başkalarıyla gizli hesaplar yapan içimizdeki başkalarından kurtulmadıkça petrol okyanusunun üzerinde olduğumuzu anlayamayacağız...

Anlayanları da esrarengiz cinayetlerle kaybetmiş ve ne acıdır ki katillerini de asla bulamamışız!

Yazının Devamını Oku

Yüzyılın savaşı

Yüzyıldan beri her sektörün büyük ihtiyacı olan enerji kaynakları yüzünden bitmeyen savaşların dünyayı kana buladığını biliyoruz...

Her savaşın birinci nedeninin enerji ve petrol kaynakları olduğunu da...

Makineleşen sanayinin en büyük ihtiyacı olan enerji kaynaklarının zaman içerisinde milletlerarası çatışmaların aracı haline dönüştürüldüğünü söylemeye
gerek yok...

Yüzyıldan beri petrol uğruna savaşılıyor...

*

Klişe argümanlarla yüzyıl boyunca bir türlü bulunamayan değil buldurulmayan petrol ve gaz kaynaklarıyla ilgili anlatılan ve yazılanlara gülüp geçenlerin dilinde tek söyledikleri şey “Şehir efsanelerine inanmayın” sözleri oluyordu...

Oysa gerçekleri şehir efsanesine çevirenler kendi yalanlarını piyasaya sürüyordu...

*

Yazının Devamını Oku

Buzdağının altı

Yıl 1943...

Dünyanın sayılı siyasetbilimci ve stratejistlerinden Zbigniev Brzezinski, ‘Stratejik Vizyon’ kitabında petrolün haritalar üzerinde nasıl paylaştırıldığını yazar...

Eski ABD Başkanı Roosevelt’in elleriyle çizdiği Ortadoğu’ya ait bir harita taslağını çıkararak İngiltere’nin ABD Büyükelçisi Lord Halifax’e söylediklerini şöyle anlatır...

Roosevelt, İngiliz büyükelçi Halifax’e Ortadoğu haritasını göstererek der ki:

- İran petrolü sizindir. Irak ve Kuveyt’teki petrolü bölüşeceğiz. Suudi Arabistan petrolüne gelince, oradaki petrol bizimdir!

*

Enerji kaynaklarına ve petrol kuyularına sahip olma uğruna kaç coğrafyanın yakılıp yıkıldığını, kaç milyon insanın öldürüldüğünü ve ülkelerin nasıl yerle bir edildiğini biliyoruz...

İran ve Irak’ta kaç iktidarın darbelerle alaşağı edildiğini, kaç kralın öldürüldüğünü, sayısını bilemeyeceğimiz kadar ihanet oyunlarının oynandığını da...

Düne kadar bulunup da kapatılan kör kuyuların hikâyelerini yazmaya başladığımızda sayfaların yetmeyeceğini de...

Yazının Devamını Oku

Arayanların bulduğu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘eksen değişikliği’ sayılan tarihi müjdeyi verdi...

Evet, Türkiye Karadeniz kıyılarında doğalgazı keşfetti...

Zonguldak açıklarında bulunan doğalgaz müjdesi gerçekten bu ülkeye farklı bir kalkınma stratejisine taşıyacak...

Bağımsızlığın tesisinde büyük öneme sahip olan bu tarihi müjdeyi açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, petrol ve gaz ile ilgili oyunları da başlıklar halinde anlattıktan sonra ‘Önce insan’ diyerek bu ülkenin duruşunu da dünyaya şöyle açıklıyordu:

 İnsanlık bizde kalsın petrol onların olsun...

*

Dört bir yanımızda petrol ve gaz olmasına rağmen yıllardan beri tüm aramalarda bir şey çıkmayışının altında yatan gizli oyunlara da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılında enerji ve maden politikasını değiştirdiklerini vurgulayarak diyordu ki:

Şimdi yerli ve milli imkânlarımızla yapılan çalışmalarımız sonuç verdi... Ve bize görülmemiş zenginlikte kapı açıldı... Karadeniz’de 320 milyar metreküp doğalgaz bulduk...

*

Yazının Devamını Oku

Pastoral yaşamlar

“Bu ülkenin üzerine sadece güneş bedava doğar” diyorlar ya...

Bin yıldan beri böyle...

On altı devletin yıkılış öykülerinden habersiz yaşıyoruz...

Ve yaşadığı ihanetlerinden...

Niye kaybettiğimizin nedenlerini de bilmiyoruz...

Hatırlamıyoruz bile...

*

“Kazandıklarınız kaybettiklerinizi geri getirmiyorsa zarardasınız” diyerek nasihat edilir ama kazandıklarımızın kaybettiklerimizden daha önemsiz olmadığının farkına varamıyoruz...

Bin yıldan beri iktidar koltuklarındakilerine karşı hiç vazgeçilmeyen bir muhalefet etme alışkanlığımız var...

Yazının Devamını Oku

Boş tabaklar

İslam coğrafyasındaki ülkeler son yüzyıldan beri petrolden, gazdan kazandıklarıyla değirmenin çarklarını döndürüyor...

Terörize edilen bir düzenin düzensizliğiyle bunalan halk ise yoksulluğuyla, huzursuzluğuyla, işsizliğiyle, hukuksuzluğuyla, eğitimsizliğiyle, açlığıyla savaşıyor...

Emirlikleri, krallıkları ve zenginleri, israf ederek saltanat sürmeye ve hoyratça yaşamaya devam ediyor...

Kazandıklarını Batı ülkelerinin bankalarına, fonlarına yatırıyor...

Ve paralarını on katına çıkarmayı hedefleyenlerin paraları on yılda bir finansal oyunlarla buharlaşıyor...

Yani modern dünyanın modern kumarhaneleri diye bilinen fon ve farklı borsalarda servetleri sıfırlanıyor...

Yine de evde kazandıklarını uzaklardaki modern kumarhanelerde kaybetmeyi sürdürüyorlar...

Lüksün simgeleri sayılan uçak, yat, kat, araç ve malikânelere verdikleri paralarla ülkelerinde kaç bin yoksulun kurtulacağını bilmiyoruz ama israf alışkanlıklarından kurtulamadıklarını biliyoruz...

Virüs illetinden de bir ders çıkaramıyorlar...

Yazının Devamını Oku

Lafayette günleri

Doğu Akdeniz’de Oruç Reis gemisiyle hidrokarbon arama çalışmalarına Yunanistan, Fransa, Mısır, BAE, İsrail itiraz ediyor...

Ve ortamı yangın yerine çevirmeye çalışıyor...

Kendileri ise Akdeniz’de petrol, gaz aramaya devam ediyor...

Türkiye arayınca hukuk dışı kendileri olunca hepsi hukuka uygun bir anlayışla hareket eden bu devletler bölgedeki askeri varlıklarını geçici olarak arttıracaklarını vurgulayarak bizi tehdit ediyor...

*

Politik oyunlara fazlasıyla entegre olan devletler, güçler, lobiler ve gruplar yeni savaşların kapılarını vurmaya olağanüstü bir telaşla devam ediyor...

Bir yanda hayatın her alanını kısıtlayan, tehdit eden virüs, diğer yanda evinde kalıp ama ülkesinde kalamayan ve sömürgeci zihniyetiyle asırlardan beri saltanat süren bazı devletlerin hoyratlığı arasında huzursuzluğa mahkûm edilen büyük bir kalabalık kendine çıkış yolu arıyor...

*

Fransa’nın çıkarlarını engelleyen Türkiye tehdit ediliyor...

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI