GeriMehmet SOYSAL Ağlayan nehirler...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ağlayan nehirler...

"Kar yağmış yollara, örtünmüş izler” diyebileceğimiz beyaz sayfaları açabilmenin umuduyla yaşıyoruz...

O yaşadıklarımız dündü, bugün daha iyi şeyler olacak, diyerek güne başlıyoruz...

Gün bittiğinde anlıyoruz ki iyi şeyleri beklemek bir hayalden ibaretmiş...

Bazı alışkanlıklarımızı hiç değiştirmiyoruz...

En güzel şeylerin arasına bir kötülük sıkıştırıyoruz.

*

Yazılıp çizilenlere ya da olup bitenlerin ardından konuşulanlara bakıyoruz.

Öyle şeyler yaşanıyor ki...

Örnek mi...

Manisa ilinin Soma ilçesinde daha dört yıl önce yapılan devlet hastanesinin tıbbi atıklarının ve kanalizasyonun dereye ve oradan da Bakırçay Nehri’ne bağlandığını öğreniyoruz...

Duyarlı bir avukatın suç duyurusuyla öğreniyoruz ve birilerinin “yalan” diyebilmesini günlerce bekliyoruz...

Nafile...

*

Televizyonların haber bültenlerinde görüntüleri seyrediyoruz...

Yetkililer ise, nehrin 300 metre uzağında bulunan arıtma tesisine rağmen teknik nedenlerden dolayı kanalizasyonu dereye bağladıklarını savunuyor...

Bu nasıl bir müteahhitlik ve mühendislik anlayışıdır ki böylesine sorumsuz davranabiliyor?

Nasıl bir sistemdir ki, halkın vergileriyle halka hizmet diyerek ve halkın sağlığına kavuşması için yapılan bir hastane, tıbbi atıklarıyla halkı zehirleyecek, öldürecek...

Ve bu hoyratlığa ve açgözlülüğe nasıl izin veriliyor...

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bu sorumsuzluğun sorumlularını en ağır şekilde cezalandırmalıdır.

Çünkü o eski yılları hatırlıyorum...

İneğini, tarlasını satıp da ameliyat olmak isteyenleri ve kuyruklarda muayene olabilmek için saatlerce bekleyenleri, bir ilaç alabilmek için Almanya’dan bir tanıdık arayanları...

Son 20 yılda sağlık alanında devrim sayılabilecek yatırımlara imza atıldı.

Modern hastaneler bu ülkenin her yerine yapıldı.

Donatıldı.

Personel alımları yapıldı.

Ambulanslar alındı...

Şimdi böylesine bir hizmet anlayışını kirletenler kim olursa olsun cezalandırılmalıdır.

*

Bu ülke:

- Oğul insanlar vardır şafak vaktinde doğar akşam ezanında ölürler, diyerek tarif edilen insanlardan artık uzak durmalı...

*

Radyoda Gorki’nin bir hikâyesinden söz ediliyor...

Gorki diyor ki:

“Söylenmesi gereken bir şey her zaman çekinmeden söylenmelidir. Bir bebeğin mamasına azar azar bakır katarsanız kemiklerin gelişmesi durur ve çocuk cüce kalır. Aynı şekilde bir insanı altınla zehirlerseniz o adamın ruhu küçülür, solar, renksizleşir...”

*

Nehirlerimize, denizlerimize, derelerimize, göllerimize azar azar bir şeyler katılıyor...

Suyun akmadığı yerde ağaç yoktur.

Tarım yoktur.

Yaşam yoktur.

Kim yapıyorsa bu kötülüğü bu ülkeye, halka, en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Ve adalet uyumamalıdır.

Adaletten önce sosyal medya adreslerinde halk kendi yargılayıp kendisi karar vermeye başlarsa o ülkede adalet artık ölüdür.

Suçlular bulunmalıdır.

Aksi halde bir gün bir damla suyu bulmak için aramaya başladığımızda bilmeliyiz ki, halk ölmüştür!

İzleri örterek varacağımız yer, ağlayan nehirlerdir...

Ülkelerini açlık ve susuzluktan dolayı terk ederek başka yerlere gitmek isteyen mültecilerin sularda boğularak niye öldüklerini unutmayalım...

X

İHA çağı-II

Savunma sanayiinin son yirmi yıldır yaşadığı gelişmeler hakkındaki yazılarımdan sonra Savunma Sanayii Başkanı Prof. İsmail Demir bazı ayrıntılar içeren notlar göndermişti...

Pazartesi ve çarşamba günkü yazımda bahsetmiştim...

Selçuk Bayraktar ise teşekkür etmişti...

Prof. Demir ihracatın yüzde 30 arttığına dikkat çekmiş ve ithalatın ise yüzde 60 azaldığını belirtmişti... Bunun anlamı askeri ve siyasi dışa bağımlılığın azalması ve dövizin de ülkede kalması demekti...

Geçmiş yıllarda bir Heron alabilmek ve terörle mücadele edebilmek için neler yapıldığını hatırlayınca bunun ne demek olduğunu daha iyi anlıyoruz...

*

Sadece askeri alanlarda değil; sağlık, enerji, çevre, afet ve acil durum, ulaşım, iletişim gibi sivil alanlarda da savunma sanayiinin büyük rolü olduğunu vurgulayan Prof. İsmail Demir, Teknofest, Roboik, Vizyonergenç gibi programlarla insan kaynağına da yatırım yapıldığını belirtiyor...

Başka neler yaşanıyor?

*

Yazının Devamını Oku

İHA çağı-I

Savunma sanayii konusunda yirmi yıl öncesine kadar bir şey yapmayan, yapamayan Türkiye, son yirmi yılda 750 projeye imza atmış...

Özellikle yarısından fazlası son beş yılda başlatılmış...

Nereden nereye başlıklı yazılarımız üzerine Savunma Sanayii Başkanı Prof. İsmail Demir’in bize gönderdiği notlara bakınca gelişmeyi daha da iyi anlıyoruz...

Dünyada artık savunma bir endüstri haline gelmiş durumda...

*

ABD’nin en büyük şirketlerinden biri Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’dır...

Çünkü askeri uçak, gemi, silah, tank ve füze satışlarından trilyonlarca dolar kazanç elde ediyor...

‘Umut Bir Yöntem Olamaz’ kitabıyla ABD Kara Kuvvetleri’nin değişimine ve dönüşümüne liderlik eden General Gordon R. Sullivan, kitabında soğuk savaşın ardından 1.5 milyon çalışanıyla 63 milyar dolarlık bütçeye nasıl kavuştuğunu yazıyor...

Yıllar önce

Yazının Devamını Oku

Nereden nereye -II

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda teknik ve muhabere sistemlerindeki yetersizliğin bedelini nasıl ödediğimizi emekli Korgeneral Muzaffer Sever dostumuzun kitabındaki ‘Muhaberesiz Muharebe’ başlıklı bölümden öğreniyoruz...

Muhabere sistemlerini dört gün boyunca çalıştıramayanların kahraman gibi yıllarca aramızda nasıl dolaştıklarını da...

Kahraman gibi dolaşanlardan bir kaçını tanıyoruz...

Sever Paşa bunların kim olduğunu zaten kitabında yazıyor...

*

Savunma Sanayii’ne yönelik bütçenin 5,5 milyar dolardan 75 milyar dolara nasıl çıkartıldığının hikâyesinin ardında 20 yıl var...

Kendi mermisini, silahını, tankını, füzesini ve nakliye araçlarını yapan bir Türkiye var...

Ve de helikopterlerini...

Düne kadar hava savunma sistemlerimiz dahi yoktu...

Yazının Devamını Oku

Nereden nereye I

ABD’nin 2021 savunma bütçesi, 740 milyar dolar. 70 milyar dolarını savaş fonuna ayırmış.

Çin 228.

Rusya 67.

Fransa 57.

İngiltere 48.

Almanya 44.

Türkiye ise 18 milyar dolar...

*

Türkiye’nin 2001 yıllarında savunma sanayii projelerine ayırdığı bütçe ise 5,5 milyar dolar iken, bugün 75 milyar dolara çıkmış durumda...

Yazının Devamını Oku

Anlıyor muyuz!

Denktaş diyordu ki:

Biz size bağımsız bir devlet bırakıyoruz.

Canınız gibi koruyacaksınız.

*

Afganistan’da yaşananları izliyoruz...

Bir milletin paramparça oluşunu...

Ve de bir devletin...

20 yıl ABD işgaliyle darmadağın olan bir ülkenin ne hale geldiğini ve canı gibi koruyamadığı ülkesini terk eden milletin yollara nasıl düştüklerini de...

Devletsizliğin ne olduğunu da...

Yazının Devamını Oku

Terörize oyunları

Radikal çıkışlarıyla toplumun bir arada yaşamasını engellemek isteyen, çatışmaları körükleyenlerin amaçlarının ne olduğunu biliyoruz.

Geçmiş yıllarda her ülkenin içinden geçtiği ve çoğu zaman yenik düştüğü bu durumdan bir şeyler elde etmek isteyenlerin kimler olduğunu da, fitne ateşiyle başlattıkları yangınların ardından yeni bir düzen kurmak istediklerini de...

Veya mevcut düzeni korumaya çalıştıklarını da.

Tarihin sayfalarında sayısız örnekler var.

Okuyan, anlayan, ders çıkartan yok.

*

Ya kahramanlaştırıyor ya da şeytanlaştırıyoruz.

Kör kuyulara taş atan delilerden bir farkımız yok.

Bir delinin attığı taşı kırk akıllının kuyudan çıkartamadığı günlerden, bir akıllının attığı taşı kırk delinin kuyudan çıkartacağı günlere gelmişiz.

Yazının Devamını Oku

Linç meydanları

'Kuşatma’ başlıklı yazılarımız üzerine eski dostumuz Alev Alatlı aradı...

Yıllar önce nasıl tanıştığımıza dair sözlerle başlayan sohbetimizde, yılların bir rüzgâr gibi nasıl da geçip gittiğini anlıyorduk...

Şehir hayatları böyle...

Kasabalardaki gibi değil...

Dostlarınızı her gün göremiyorsunuz, aynı şehirde yaşamanıza ve dolaşmanıza rağmen...

‘Dünya küçüktür’ diyorlar ama İstanbul galiba dünyadan da büyük...

Birini kaybettiğinizde bir daha göremeyebiliyorsunuz...

Ya da kaybetmek istediklerinizi...

*

Yazının Devamını Oku

Kuşatma-II

İslam coğrafyasındaki tüm ülkelerde kaç nesil eğitimsiz büyüdü, büyüyor? 

Bilen var mı?

Son yüzyıldan beri savaşların harabeye çevirdiği kentlerde yaşayan ve silahların gölgesinde büyüyen, okul, öğretmen, kitap, defter yüzü görmeyen çocukların büyüdüğünde ne olmasını bekliyorduk ki!

Eğitimden yoksun kalan ve sokaklarda büyüyen çocuklar, dış istihbaratların oyuncağı haline gelen terör örgütlerine katılarak bir şeyleri kurtarabileceklerine inandırılıyor...

Aldatılıyorlar...

*

İslam coğrafyasında yaşanan eğitim yokluğu terör örgütlerinin ve karanlık şebekelerin işine yarıyor...

Eğitimsizlik, işsizlik ve yoksulluk beraberinde cehaleti ve fakirliği taşıyor...

Sürdürülmesi oldukça zor olan büyük bir yokluğa mahkûm edilen bu coğrafyanın çocukları terör örgütlerinin kucağına itiliyor...

Yazının Devamını Oku

Kuşatma-I

Alev Alatlı demiş ki:  “Bizi kuşatan politik bir dil var; görsel algılar üzerinden yönetilen bir gündem var. Taliban üzerinden Afganistan’ı, Afganistan üzerinden İslam dinini konuşmamalıyız.”

Konuşmayalım da...

Taliban denilince İslam, İslam denilince DEAŞ, IŞİD ve El- Kaide gibi dış istihbaratların oyuncağı haline gelen terör örgütlerini akla getirenlerin kimler olduğunu ve ne yapmaya çalıştıklarını konuşalım.

Kaç asırdan beri İslam dinini değiştirebilmek, kendi yaşamlarına uydurabilmek için reform tellalları ve tüccarlarının asıl amaçlarını da...

Taliban’ı kimlerin büyütüp beslediğini de...

DEAŞ, IŞİD, El Kaide, Taliban gibi tüm radikal örgütlerden İslam coğrafyasının kurtulması gerektiğini ama neden kurtulamadığımızı da...

İslam dinini değiştiremeyenlerin Müslümanı nasıl değiştirdiklerini de...

*

“İslamofobi endüstrisi Afganistan üzerinden kuruldu”

Yazının Devamını Oku

Riv riv riv...

Nasıl bir ülke olduk?

Bir iki saat ülkenin farklı yerlerinde yaşananlara dair haberleri okuduğumuzda trajedi mi, komedi mi bir türlü karar veremiyoruz...

Ağlayalım mı yoksa gülelim mi bilmiyoruz...

*

Konya’da birileri postu sermiş yine...

Uyduruk sözde tarikatın şeyhi ölünce yerlerine de tüccar kılıklı tipler geçmiş...

Akılları, fikirleri para...

“Mehdi gelecek arsalar değerlenecek” diyerek arsa satan sözde şeyh hakkında suç duyurusunda bulunulmuş...

Ve mahkemede öyle bir şey demediğini söylemiş...

Yazının Devamını Oku

Oyunun oyunu

TBMM’den tezkerenin geçmeyişi ile ABD ile Türkiye arasında başlayan oyun içinde oyun oynama süreçlerinden hâlâ kurtulamadık...

Siyasi iktidarı legal veya illegal yollarla aşağı indirebilmenin tüm yollarını deneyen ABD, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasını da bir türlü kabullenemiyor...

Özellikle, Şanghay Beşlisi’yle...

*

ABD’den hava savunma sistemlerini istediğimizde bize sürekli kapıyı göstermesi karşısında Türkiye Patriot füze savunma sistemlerini alamayınca Rusya’dan S-400 almak zorunda kalmıştı...

Ve ne acıdır ki alana kadar Türkiye’nin hava savunma sistemi yoktu...

Bizi yokluğa mahkûm edenlerin hangi oyunun peşinde olduklarını gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz...

*

Son çareyi yıllardan beri devletin içerisindeki her kilit yere sızan FETÖ terör örgütünü harekete geçirmekte bulan ABD’nin derin yapıları, TSK mensuplarını Ergenekon, Balyoz ve daha nice sayısız kumpas operasyonlarıyla oyun dışı bırakmayı düşündü...

Yazının Devamını Oku

Düşmana dost...

Geçtiğimiz günlerde ABD’li diplomatlarla Irak’ın Sincar kentinde gizlice görüşen PKK terör örgütünün 3 kilit ismine karşı MİT bir operasyon düzenledi...

Operasyonda 3 terörist öldürüldü...

Ne görüşüyorlardı?

Bu nasıl bir ‘müttefiklik ve stratejik ortaklıktır’ hala anlayabilmiş değiliz...

*

Türkiye ile ABD arasındaki soğuk rüzgarlar Birinci Körfez Savaşı’yla esmeye başlamıştı...

Özal döneminde istediğini alamayan ABD, Irak’ın kuzeyindeki Barzani ve Talabani ile anlaşıp Bağdat’a ilerlemeyi düşünmüştü...

İkinci Körfez Savaşı’nda ise kendi planına yine Türkiye’yi dahil edemeyen ABD ile yaşadığımız gerginlik artık zirveye çıkmıştı...

O dönemde Türkiye’nin İncirlik Hava Üssü’nün ne kadar kullandırıldığına dair kesin bir bilgi yok, kullandırılmadığını biliyoruz ama bu kararlı duruşumuzdan rahatsız olan ABD Irak’taki savaşa bağımsız kalışımızdan dolayı tüm umudunu Barzani ve Talabani’ye bağlamıştı...

Yazının Devamını Oku

Dikiz aynaları...

Afganistan diyoruz ama kendi halkına bile zulüm eden, affetmeyen, kanunsuzca davranan bir Taliban örgütü acaba hiç aynaya bakıyor mu?

Özellikle de dikiz aynalarına...

Yani geçmişine.

Kendi halkı kendisinden kaçıyor.

Hiçbir şey ifade etmiyor mu?

Rusya’ya karşı zamanında ABD tarafından örgütlenen, silahlandırılan ve bize Mücahid diye yutturulan senaryoyu Rambo filmiyle çekenler ve dünyaya izletenler bugün başka bir film çekiyor.

Filmin adı Afganistan’dan kaçış...

*

Usame Bin Ladin

Yazının Devamını Oku

Katırcılar...

2003 yılıydı... 

Saddam döneminin son eski Enformasyon Bakanı Es Sahaf Bağdat’ta El Raşit Oteli’nin önünde kameraların karşısına geçmişti...

Arkasında ise Saddam Hüseyin’in vinçle yıkılan heykeli gözüküyordu... Hava bombardımanlarının ardından kara ordusuyla ABD ve müttefikleri, Irak’a girmişti...

Birçok televizyon kanalının canlı yayına geçtiği otelin önünde kameraların karşısına büyük bir öfkeyle çıkan Es Sahaf:

- Katırlar gününü görecek!

*

Kameralar canlı yayında bir anda açısını değiştirdiğinde Saddam’ın heykelinin bulunduğu alandan ABD bayraklı tanklar giriş yapıyordu... Bu durum karşısında şaşıran Es Sahaf arkasını döndüğünde ‘Katırlar’ diye bahsettiği tankları görünce susup kalmıştı...

İşte o zaman dünya bu duruma çok gülmüştü... Dönemin eski ABD Başkanı George W. Bush yaşanan komedi karşısında çok güldüğünü ve bu yüzden Es Sahaf’ı affettiğini dahi yazmıştı...

Meydan okuyan

Yazının Devamını Oku

Bir bildikleri var

Yıllar önce hem Ankara hem de Bağdat’ta eski Irak Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz ile yaptığım ‘Baş Başa’ adlı televizyon programımda kendisine “Irak kime güvenerek Kuveyt’e girdi? ABD’yi bölgeye davet etmek gibi bir sonuca sizi götürmeyeceğini hiç düşünmediniz mi” diye sormuştum.

Tarık Aziz ise demişti ki:

-“ABD’nin Bağdat Büyükelçisine sormuştuk... Washington, ‘Bu iki komşu ülkenin sınır sorunudur bizi ilgilendirmez’ diye cevap vermişti.”

*

Bunun bir tuzak olduğunu göremeyecek kadar körleşmişlerdi.

ABD’ye hâlâ rest çektiklerini ve kime güvendiklerini sorduğumda ise Tarık Aziz kendinden emin bir şekilde şu cevabı vermişti:

-“Irak çölleri ABD’ye mezar olur ve ikinci Vietnam’ı yaşar!”

*

Bunun böyle olmadığını gördük.

Yazının Devamını Oku

Hayali...

Bir ülkenin siyasi iradesinin güçlü oluşu kadar ordusunun da güçlü olması gerekiyor...

Afganistan’da yaşananları izledikçe daha iyi anlıyoruz...

Düşmanını gördüğünde kaçıp giden 300 bin kişilik hayali bir ordudan ve ‘kan dökülmesin’ yalanıyla ülkesini terk edip giden Cumhurbaşkanı Eşref Gani’den söz ediyoruz...

Birileri de çıkıp diyemiyor ki:

- Sen kaçıp gidince halkını kan ve ateş gölüne atmış oldun!

*

Aynı filmi Irak’ta yıllar önce izledik...

Ve İran’da...

Şah Rıza Pehlevi

Yazının Devamını Oku

Tutunamayanlar

20 yıl önce 11 Eylül 2001 günü İkiz Kuleler diye bilinen Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıyla başlayan süreç sona eriyor...

ABD saldırıların faillerini Afganistan ve Irak’a girerek aramaya gitmişti...

Ve iki ülkeyi yakıp yıkmıştı...

1 milyondan fazla insan hayatını kaybetmişti...

Eski ABD Başkanı George Bush demişti ki:

Demokrasi götürüyoruz...

*

Demokrasi diyerek girdiği Afganistan ve Irak’ta 20 yıl boyunca düzen kurmaya çalıştı...

Irak’ta kendileriyle birlikte hareket eden Kürtleri iktidarın yasal ortağı haline getirdi...

Yazının Devamını Oku

Kumpas ihtimalleri

Asya ile Avrupa’yı bağlayan bir köprü Türkiye için jeopolitik bir üstünlüktü.

Artık öyle değil gibi.

Köprü halimiz göçler yüzünden gittikçe sıkıntılı günler yaşamamıza neden oluyor.

Asya’dan gelip de Avrupa’ya geçenler oldukça az.

Gidemeyenler ise ülkemizde kalıyor.

Bekleme odası değiliz ama gelenler de ne yazık ki gitmiyor ve kalıyor...

Iraklı, Suriyeli, Afrikalılar derken şimdi de Afganlar geliyor!

Sayıları milyonlara varan mülteciler ülkemizin değişik şehirlerine yerleşiyor.

Günlük işlerde ise kaçak çalışıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Düzensiz göçler

Halepçe katliamıyla başlayan ve yüz binlerce kişinin Irak’ın kuzeyinden ülkemize girmesiyle başlayan düzensiz göçmen hikâyesi o günden bugüne sürüyor...

Etrafımızdaki ve uzağımızdaki coğrafya barut gibi...

Her karışıklıkta ve çıkan bir savaşın ardından kapıları çalınan bir ülkeyiz...

Ya denizden ya da karadan Avrupa ülkelerine geçmeyi başaranlar da var...

Başaramayıp denizlerde boğulanlar da...

Cesedi kıyıya vuran 3 yaşındaki Aylan’ın fotoğrafı gözlerimizden önünden hâlâ gitmiyor...

Lakin, düzensiz göçler her geçen gün dünyanın en büyük derdi haline geliyor...

Ve her ülke kendi güvenliğini, huzurunu ve halkını korumaya çalışıyor...

Türkiye ise bu meseleyle belki de son üç yüzyıldan beri uğraşıyor...

Yazının Devamını Oku

Düşüncesiz öfke...

Düşünmüyoruz...

Bir köşede oturup iki dakika bile...

Seyrediyoruz, okuyoruz, dinliyoruz ama bunların üzerine iki dakika hiç düşünmüyoruz...

Yaşadığımız olaylara baktığımızda bunun ne kadar doğru olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Öfke büyük kalabalıkların pusulası olmuş.

*

Yaşadığımız sürece herkese karşı sorumluyuz...

Lakin, hepsini unutmuşuz gibi...

Sorumsuzca yaşayanların sorumsuzluğunun bedelini masum insanlar canıyla, malıyla ödüyor...

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yazarın Tüm Yazıları