GeriMehmet SOYSAL Ağlama duvarının dibi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ağlama duvarının dibi

ABD’de başkanlık seçimini Biden kazandı gibi...  

Neden?

Trump her ne kadar “Ben kazandım” diye açıklama yapsa da...

Dünyanın tüm liderleri Biden’a kutlama mesajı gönderiyor...

Trump ise kaybettiğini kabullenemiyor...

Oysa “ABD kazandı” diyerek çekilmeliydi...

Halkına veda etmeli...

Ve özür dilemeliydi...

*

Trump, 2016 seçimlerinde Hilary Clinton’dan daha az oy almasına rağmen seçiciler kurulunda 227 üyeye karşılık 304 üye alarak başkan seçilmişti...

4 yıl boyunca neler yaptı da kaybetti?

Bu soruyu sokaktaki bir çocuğa sorsaydı kaybedeceğini anlayacaktı ve nedenlerini de...

Biden ise Trump’ın hataları yüzünden kazanmıştır... Trump ise her geçen gün öfkeli kalabalığı büyüttüğünü ve bu yüzden kaybettiğini anladığı gün artık sandıklar toplanmış olur...

*

Trump, demokrasinin bir tahammül sanatı olduğunu anlayamadı...

Tweet’le devlet yönetilemeyeceğini de...

Şimdi herkes birbirine soruyor:

 Tehlike çanları kimin için çalıyor?

Veya çalacak...

*

Biden kazandı gibi...

Birileri avuçlarını okşuyor...

Çanların Türkiye için çalacağını dört gözle bekleyenler de yanılıyor...

Yalnız bizim kapımızı çalacağını bekleyenler büyük hayal kırıklığına uğrayacak...

*

Trump’ın en büyük hatası bir polisin işlediği cinayetin üzerini örtmeye çalışmasaydı...

Dünya kamuoyunun gözleri önünde bir cinayeti savunması, arkasında durması kendisine karşı duyulan öfkeyi büyüttü...

Halkın can ve mal güvenliğini, ayrıca eşitliğini sağlamak için halkın oylarıyla göreve gelenler, devletin tepesine çıktığı andan itibaren devletin avukatı rolünü üstlenmeye bayılıyor...

Ve bir kesimi de ayrıcalık yapmaya çalışıyor...

Bu geleneksel duruş da büyük kalabalıkları öfkelendiriyor...

*

Trump neden kaybetti?

Alışılmadık bir lider ve başkan profili çiziyordu...

Kovboy stratejisiyle devleti idare etme yolunun sonu geleceği belli idi...

“Benim her dediğim olur” diyerek yola çıkan Trump, elinde bir çantayla ülkeleri dolaşıyordu...

Aklına geleni söylüyor, tehdit ediyor ve olmadık hakaretler ediyor ve olağandışı aykırı duruşlar sergiliyordu...

Arjantin ve Japonya’daki G-20 Zirvesi’ni takip ettiğimizde bunlara şahit olmuştuk...

*

Daha da önemlisi, Müslümanların asırlık şehri Kudüs’ü siyasi hesapları uğruna İsrail’in başkenti ilan etmişti...

Ve bir bugün karşılığını da böyle alacağını biliyorduk...

Trump’ın sonu artık Kudüs’teki ağlama duvarının dibidir...

Şimdi ailece ağlama duvarına gidip gözyaşı dökme vaktidir...

*

Trump’a ABD’deki Yahudilerin de ihanet ettiğine dair açıklamalar yapılıyor...

Eski İsrail İletişim Bakanı Eyüb Kara, Amerikan Yahudilerinin büyük çoğunluğunun başkanlık seçiminde Demokrat Parti’nin adayı Joe Biden’a destek vererek Başkan Donald Trump’a “ihanet” ettiğini iddia ediyor...

*

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde hiç kimsenin aklına estiği gibi, hoyratça halkı ve dünyayı yönetmeye hakkı yok...

Aşağılamaya...

Ve duyarsız kalmaya da...

Empati yoksunluğunun karşılığını bir gün herkesin alacağı da bilinmeli...

*

“Her dediğinin yapılmasını isteyen ilahlık iddiasında bulunur” diyen güzel dostumuzun sözleri aklımıza düşüyor...

Bu yüzden makul yaşamak, davranmak ve kararlar almak lazım.

Trump makul bir lider değildi.

Dış politikanın perdelerini kaldırarak, diplomasiyi açıkta bırakarak ilerleyen Trump, masayı düzenlemek için değil sanki dağıtmak için gelmiş gibiydi..

*

Pandemi süreciyle başlayan tehlikenin çanları için dünyayı perde arkasından yöneten güçlerin aktörleri diyordu ki:

Dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

*

Şimdi bu sözün anlamını biraz daha anlıyoruz...

Trump gidiyor...

Putin için ise Parkinson hastalığı yüzünden ocak ayında istifa edeceği söyleniyor...

Merkel, Macron ve Johnson’un halleri de ortada...

Peki, bundan sonra neler olacak?

Velhasıl, dünya kimseye kalmıyor...

Çarşamba günkü yazımızda...

X

Kıyamete doğru

Hayali bir çağın zirvesinde yaşıyoruz...

Ve yaşatılıyoruz...

Sanal ile gerçekliği ayırt etmek gittikçe zorlaşıyor...

*

Türk Edebiyatı dergisinin 2021 Temmuz sayısında “Gerçekliğin Çölüne Hoş Geldiniz” yazısıyla yaşananlara dikkat çeken Tarık Fatih Ardıç diyor ki:

Simülasyon, gerçeğe ait tüm göstergeleri ele geçirmiş ve gerçeğin yerine geçmiş sahtedir...

*

Dijital kuşaklarının artık her şeyi, masa başındaki ekrandan ibaret...

Sanal para, arsa, ev, gökdelen, köprü, kule derken

Yazının Devamını Oku

Düşünemeyenler

Kırk yıllık meslek hayatımızda; yazı ve programlarımızda kırıp dökmekten, karalamaktan, kutuplaştırmaktan ve kuru gürültüden ibaret polemiklerden kaçındık...

Çünkü büyük kalabalıkların bir arada huzur içinde yaşamasını istedik...

Birlik ve beraberliğin her şeyden önce geldiğine inandık...

Devleti ve kurumlarını da yıpratmamaya çalıştık...

*

Şiddet ve teröre bulaşmayan farklı ideolojilere, ırklara ve inançlara saygılı olduk...

Kimin neye inandığıyla ilgili değil, neyin doğru olduğuyla daha çok ilgilendikçe ikiyüzlü ve duruş bozukluğu yaşayanların rağbet gördüğüne de şahitlik ettik...

*

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu her geçen gün kaybediyoruz...

Yazının Devamını Oku

Ayarsızlar

Ayarsız saatler gibi birileri sürekli toplumun huzurunu bozuyor...

Ve kimse iflah olmuyor...

Sözlerinin nereye varacağını da hesaplayamıyor...

*

Şarkılarıyla insanların sevgisini kazanan sanatçılarımızın elbette siyasi bir fikri olabilir... Çünkü günümüz dünyasında herkes için geçerli tek bir siyasi parti veya model bulunmuyor.

Lakin siyasi fikirlerine göre hiçbir sanatçımızın toplumu terörize etmeye, karalamaya ve aşağılamaya hakkı yoktur...

*

Ve nefret söylemlerinden uzak duramayan, öfkesini içinde tutamayan bazı sanatçı, yazar, gazeteci, aydın, akademisyen ve siyasilerin söylemlerini okudukça, duydukça ve izledikçe üzülüyoruz...

Kimlerle bir arada yaşamaya çalıştığımıza inanamıyoruz...

Yazının Devamını Oku

Buz dağları

Kazakistan’da yaşanan olaylar, bugüne kadar sürdürülen keyfi bir yönetimin sonucudur...

Son yüzyıldan beri İslam coğrafyasında parmak ile gösterilecek bir ülke yok...

Neden?

Ya krallık ya emirlik ya da başkanlık...

Lakin demokrasi ve refah yok...

Olmayınca da neyle yönetildiklerinin bir anlamı yok...

*

Saddam, Kaddafi, Esad, Mübarek ve daha niceleri ülkelerini aynı anlayışla yönettiler... Yerlerine gelenler de aynı kafayla yönetmeye devam ediyor...

Ne oldu?

Yazının Devamını Oku

Kazılan bir ülke...

SSCB’nin üzerinden 31 yıl geçti...

26 Aralık 1991 yılında SSCB dağılmıştı...

Ve güya soğuk bir günde ‘Soğuk Savaş’ sona ermişti...

*

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri kurulmuştu...

Bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi...

‘Demir Perde’ sınırlardan çekilmiş ve hürriyete kavuşmuşlardı...

Yaşadıkları kirli hatıralardan ders alamadıkları için bir türlü devlet kurmayı başaramadılar...

Oligark şebekelerine, güçlü bürokrat yapılarına ve aile hanedanlıklarına olağanüstü ayrıcalıklı imkânlar tanıyarak meseleyi çözdüklerini sandılar...

Yazının Devamını Oku

Kazakistan’da neler oluyor?

Kazakistan'da birileri dinamitlerin fitilini ateşledi...

Birileri karıştırıyor...

Ve kim oldukları da belli...

LPG’ye yapılan yüzde 25’lik zam gerekçesiyle ‘ayaklandırılan’ kalabalıklar birçok kentte eylemlerine devam ediyor...

Sonuç, 50 ölü, 750 yaralı...

Rusya ve Ermenistan barış gücü askerlerini gönderme kararı aldı...

Belarus, Kırgızistan, Ermenistan, Tacikistan, Rusya ve Kazakistan’ın kurduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden barış gücü birlikleri talep edildi...

Konseyin dönem başkanı ise Ermenistan Başbakanı Paşinyan...

Yani?

Yazının Devamını Oku

Kış günlükleri

Yaşadığı çağın sorunlarını, dramını yazanlar vardı...

Ve insanların hikâyelerini...

Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Oğuz Atay, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Necip Fazıl, Nâzım Hikmet, Cemil Meriç, Tarık Buğra, Tolstoy, Dostoyevski, Soljenitsin, Puşkin, Stendhal, Flaubert, Kafka, Balzac, Victor Hugo, Emile Zola, Shakespeare, Necip Mahfuz, Cengiz Dağcı ve Cengiz Aytmatov gibi...

*

Ve her geçen gün ülkelerinin, insanlarının dramını romanlaştıran ya da hikâyeleştirenlerin sayısı azalıyor...

Günlük siyasi polemiklerin ve de olayların bilgileri üzerinden bir şeyler yazılıyor, karalanıyor, konuşuluyor...

Çünkü, büyük kalabalıklar okumuyor...

Sadece seyrediyor...

*

Yazının Devamını Oku

Kitapların dünyası

"İnsanın zor zamanlarda sığınacağı bir limanı olmalı” diyen Cemil Meriç, kendisini kitapların dünyasında hakikatin uzun bir yolculuğuna çıkartıyor...

Ve de sayısız limana sığınıyor...

Yeni yılda okunması gereken kitaplardan bazılarını yazmak istiyorum...

Tüketim ve İkiyüzlü Pazarlama, Değer ve Değişim Yolculuğu eserlerinden sonra ‘İnce Çizgi‘ romanıyla farklı bir eser yazan eski Rekabet Kurumu Başkanı dostumuz Prof. Ömer Torlak, insan hayatındaki ince çizgilerin üzerinden yıllar geçip gidince ve insan yaşlandıkça aynı çizgilerin daha farklı anlamlar içerdiğini yazıyor...

*

‘Varla yok arasında bir çizgi’ gibi geçip giden yılların unutmak ve hatırlamak arasında sürdürülen hayatlardan birinin hikâyesini anlatıyor...

Erdem adlı gencin yaşadıkları, gördükleri ve uğradığı ihanetler, aslında ülkenin de bir dönemini ve perde arkasındaki gerçeklerini...

*

ABD’de yaşayan genç bir gazeteci dostumuz

Yazının Devamını Oku

Yolbaşı

Yeni bir yıldayız...

Ve yolun başındayız...

Geçen bir yılı düşündükçe hangi ihmali, rezilliği, çirkefliği, savaşı ve ihaneti anlatacağımızı da şaşırmış durumdayız...

İki gerçeği olanların dünyasında, doğruyu kaybetmenin yalnızlığına düşen kaç milyon insan yaşıyor, bilmiyoruz...

Boşluğun ihtişamını hiçbir şey dolduramıyor.

Ve de bir ömür boyu gizli ihtiraslarıyla yaşayanların ölüp gittiklerini de görüyoruz ama yine de ders almıyoruz...

İflah olmuyoruz ve bu yüzden iki yakamızı bir araya getiremiyoruz...

*

“Yeraltında kefen yırtmak”

Yazının Devamını Oku

Politik eğilimler

İfadesiz yüzlerin arasında yaşıyor gibiyiz...

Ve de kimliksiz kişilerin sosyal medya adreslerinde gündemi sürekli terörize etmesiyle sayısız doğru, bilinçli bir şekilde insanların hafızasından siliniyor...

Politik eğilimlerin kronikçi rolünü oynayanlar, bir arada yaşamayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor...

Bir yıl daha geçip gidiyor...

Ve biz biraz daha bölünüyoruz...

Ya da parçalanıyoruz...

*

Kendimizle yüzleşemiyoruz...

Tarihçi yazar

Yazının Devamını Oku

Kısa bir hayat

PROF. İlber Ortaylı Hoca katıldığı bir gelişim zirve toplantısında üniversite öğrencilerine uzun bir hayatın kısa bir dersini veriyor...

“Dünyayı görmeden hiçbir şey ifade edemezsiniz” diyen Prof. İlber Ortaylı:

Okulu bitirir bitirmez evlenip de mobilyacı dükkânı gezeceğinize, dünyayı gezip görün...

*

Bir yıl daha gelip geçti...

Ve biz tüm umutları yine bu yıla bıraktık...

Yapılması gerekenleri de...

Kısa çizgilerle yolları bölüp duruyoruz.

Lakin...

Yazının Devamını Oku

Ben ve gri

'Her kale içerden yıkılır’ diyordu güzel yüzlü dost...

Birbirimizi yıkıp geçiyoruz.

Ve de yakıp...

*

Nereye baksak bir savaşın hazırlığı yapılıyor...

Ve sayısız ihanetlere imza atılıyordu...

“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” sözüne inat yaşayanlar, savaşarak neyi ele geçirebileceğini sanıyordu...

Yaşadıklarını hatırlıyor ve gözlerini dikip duvardaki tabloya bakarak söyleniyordu:

Yazının Devamını Oku

Kâbusname

Nereye baksak bir kâbus filmi izliyoruz...

Neyi açıp okusak içimiz kararıyor...

Ve karartılıyor...

İçerdekilerin ve dışardakilerin yazdıkları hikâyeler kâbusname’ye döndü...

İnsanların yaşama umudu tüketiliyor...

Akrep ruhlu insanların ürettiği kâbus senaryoları yüzünden büyük kalabalıklar hayata küsüyor...

*

Dünyaya bakıyoruz, okuyoruz durum yine aynı...

Bir yandan COVID-19 virüsünün Omicron varyantı...

Yazının Devamını Oku

Zıtlıklar...

“Rasputin’den Putin’e” başlıklı yazımızda, Rusya’nın ulusal ve kamusal yorgunluğun simgeleriyle yoluna devam ettiğinden dolayı Birinci Dünya Savaşı’nda yenik düştüğünü yazmıştık...

Ve devasa memur ordusuyla feodalizmin bekçiliğini yaptığını da...

Akşın Yenisey Türk Edebiyatı Dergisi’nde ‘Rusya’nın Bineksiz Deccali’ başlıklı yazısında Oblamov ve Rasputin’in Rus arması üzerinde zıt taraflara bakan bir kartalın iki başı gibi olduğunu belirtiyor ve diyor ki:

Biri batıya, biri doğuya bakan ama hiçbir şey görmeyen birbirine yabancı iki kafa...

Bu kartalın uçabilmesi için kafalardan birinin diğerini gagalayarak öldürmesi gerekiyordu...

*

“Bir bütün olarak toplum bürokratların eline geçtiğinde, inisiyatif ruhunun yerini Oblomov uyuşukluğu alır” diyen Akşın Yenisey, bu durumun Çarlık Rusya’sını saran ulusal ve kamusal “mental yorgunluğu”nu ortaya çıkardığını belirtiyor...

Avrupa’nın sanayileştiği bir dönemde orta sınıfı bütçeye bağlı memurlardan oluşan Rusya’nın durumunu ise Yenisey şöyle özetliyor:

Bu yorgunluktan dolayı İspanya gibi feodaliteye mahkûm olarak sıkışıp kalmıştı ve yerinden kımıldamak bile istemiyordu...

Yazının Devamını Oku

Rasputin’den Putin’e...

Evanjelik Papaz Paul Begley, YouTube videolarıyla para kazanıyor ama diğer yandan da dünyaya felaket senaryolarını anlatıyor...

Neymiş?

21 Aralık’ta kıyamet kopacakmış...

*

Eski ABD Başkanı Trump’ın da danışmanı olan Paul Begley, 2020 yılında da ortalığı yangın yerine çeviren söylemlerde bulunmuştu...

2021 yılında dünyanın sona ereceğini iddia etmişti. Begley komplo teorileriyle sürekli gündeme girmeyi başarıyor...

Trump ise Begley’nin komplo teorilerine ya inanıyordu ya da başkalarını felaket senaryolarına inandırıyordu...

*

Dünyanın gizemli kadınlarından

Yazının Devamını Oku

Kör dolaşmak...

Unutuyoruz sanıyorlar...

Ve de unutarak yaşadığımızı... Bilmiyorlar ki sadece unutmaya çalışıyoruz...

Yarayı derinlere gömüyoruz...

Bir arada yaşamaya çalıştıkça birileri eline kazma kürek almış, kendi günahlarının ve ihanetlerinin kuyularından demokrasi çıkartmaya uğraşıyor...

Kimden söz ediyoruz?

HDP’li Mithat Sancar’dan...

İstanbul’da HDP il kongresinin toplantısında milletin aklıyla alay edercesine demokrasiden, barış annelerinden ve halkların ortak iradesinden söz etmiş...

Ve

Yazının Devamını Oku

Piyasaların pusulası

Yabancı sermaye akışına sınırsız serbestlik verildiği, denetimsiz açıldığı, ithalat seferberliğine katıldığımız günden beri ülkeye ve halka ne büyük kötülük yapıldığını yaşayarak görüyoruz.

Halk her gün bunlarla uğraşıyor...

Ve sattıkları ürünlerle...

Tüketici hakları ise masaldan ibaret...

Satan köşeyi dönüp gidiyor...

Sonra da teknik servislerin arıza oyunlarıyla uğraşıp duruyor...

*

Bilgisayar veya elektronik eşyaları alıp kullanmaya başlayan halk, ne hikmetse ürünlerin garanti süreleri bittiğinde hepsi arızalanıp garanti kapsamı dışına çıkıyor...

Teknik servisler ise kısa yoldan çözümü bulmuş...

Yazının Devamını Oku

Hayali...

Günlük ve sayısız kısa hikâyelerin sayfaları arasında kaybolup gidiyoruz.

Yaşadığımız ama unuttuğumuz bazı günler rüzgârın uğultusuyla yeniden aklımıza düşüyor...

Nelerden geçtiğimizi hatırlıyoruz...

Savaşlar, depremler, yangınlar, anarşi, terör, darbe ve sayısız ihanetler...

Hayal kırıklıkları ve yaşama umudu arasında geçip giden günlere nasıl dayanabildiğimizi anlayamıyoruz...

*

Dağlara doğru koşan bir atın üstünde meçhule giden yolcuların kaderine benziyor hayatlarımız...

Duruşlar, ayağa kalkışlar, yıkılışlar ve sayısız üzüntülerimizin arasında uzun bir yolculuğa çıkmışız... Gitmişiz...

Hatırladıkça, yorganı başımızın üstüne çekip uyumak istiyoruz...

Yazının Devamını Oku

Şüphelerin yükü

Şüphe yüklü bulutların altında yaşıyoruz... COVID-19 virüsünün çıkışı hâlâ şüpheli...

Çin’in Vuhan kentinde canlı hayvan pazarında çalışan bir kadın hastada mı görülmüş yoksa iddia edildiği gibi laboratuvar ortamında mı üretilmiş?

Belli değil...

Şimdi de Vuhan kentinde ‘yüksek riskli’ 18 virüs daha bulunmuş...

*

Virüsün çıktığı ilk ülke Çin, aşıyı ilk bulan Çin... Türkiye dahil yüzlerce ülke Çin’in Sinovac aşısını halkına uyguladı...

Bizler de dahil olmak üzere...

Birçok tanıdıklarımıza ise avuç dolusu ilaç verildi... Ya sonra?

Uğur Şahin

Yazının Devamını Oku

Hiçliğin kıyılarında...

“Hiç ölmeyecek gibi yaşayanlar, hiç yaşamamış gibi ölürler” diyen Platon’un sözlerine inat yaşayanların sorumsuzlukları yüzünden dünya çekilmez bir yere dönüşüyor...

Sabahtan akşama kadar kendilerini bir yere taşıyabilmek uğruna her türlü rezilliğe imza atanların aklında vatan, millet ve bayrak yok..

Varsa yoksa kişisel kazanımları...

Böyle yaşamayı gelenekselleştirenlerin kaygısızlığı yüzünden, yaşanabilecek şehirlerin tüm dengesi ve kaderi bozuluyor...

*

Ünlü ekonomi dergisi Forbes, Türkiye’de iş yapılabilecek veya yaşanabilecek şehirleri sıralamış...

Belirlediği 94 kritere göre şehirleri puanlayan dergiye göre ülkemizdeki şehirlerin yüzde 80’inde yaşamak ve iş yapmak oldukça zor...

Özellikle de, Güneydoğu, Doğu ve Anadolu’nun birçok ili aranan standartların oldukça gerisinde kalmış...

*

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI