GeriMehmet ÖZ Uzun yaşamın 3 sırrı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Uzun yaşamın 3 sırrı

100 yaşına kadar yaşamak yalnızca o yaşa kadar gelmeyi başarmak değil, aynı zamanda bu yolda attığınız her adımda iyi hissetmektir. Size vereceğim ipuçlarıyla sağlıklı şekilde yaşam sürenizi arttırmanın yollarını öğrenebilirsiniz.

Uzun yaşamın 3 sırrı
D VİTAMİNİNE DİKKAT EDİN

Yapılan yeni araştırmalar D vitamininin insanda kanser hücrelerini öldürdüğünü gösteriyor. Ayrıca D vitamini seviyesi düşük kişilerin diyabet, astım ve hatta belirli kanser türlerine karşı daha fazla risk taşıdıkları görülüyor. Günde 1000 IU (birim) D vitamini kullanmayı deneyin.

ARKADAŞLARINIZLA KAHVE İÇİN

Yoğun temponuzda bazen arkadaşlarımıza vakit ayırmakta zorluk çekebiliriz. Oysa sevdiklerimizle vakit geçirmek önemlidir. Yaşam süresini uzatmaya gelirsek... Sosyal izolasyon günde 15 sigara içmekle eşit. Kendinize söz verin ve haftada bir dışarı çıkıp bir arkadaşınızla buluşmayı deneyin.

YABANMERSİNİ YİYİN

İster tek başına, ister başka gıdalarla birlikte yiyebileceğiniz bir meyve yabanmersini... Yoğurdunuza, yulafınıza, granolanıza veya meyveli smoothie’nize katmayı deneyin. Yabanmersininde hem güçlü antioksidan hem de anti-inflamatuar özellikleri olan flavonoid ve antosiyaninler bulunur. Yapılan çalışmalar, beslenmelerinde bol miktarda yabanmersini tüketen kadınların bilişsel gerilemelerini 2.5 yıla kadar yavaşlatabileceğini gösteriyor. Tufts Üniversitesi’nde yapılan hayvan çalışmaları sonuçlarıysa yabanmersini tüketmenin kısa vadeli hafıza kaybının iyileşmesine veya ertelenmesine yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor.

 

X

Kaliteli bir yaşam için 10 basit öneri

İş, çocuklar, sorumluluklar derken sağlıklı alışkanlıklara vakit ayırmak çok da kolay olmuyor. Ama daha kaliteli bir yaşam için sağlığımıza özen göstermek mecburiyetimiz… Bu 10 basit öneriyle daha sağlıklı bir hayatın kapılarını açabilirsiniz. Emin olun, vücudunuz size minnettar kalacak…

ÖĞÜNLERİNİZİ ÖNCEDEN HAZIRLAYIN

İşe giderken yemeklerinizi yanınızda götürmek sizi hazır yiyeceklere mecbur kalmaktan kurtararak kaliteli beslenmenize yardımcı olur. Eğer öğün arasında bir şeyler yeme ihtiyacı hissediyorsanız, minik doğranmış sebze-meyve ve çiğ kuruyemiş gibi atıştırmalıklar hazırlayın.

VİTAMİNLERİNİZİ ALIN

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin bir parçası olan besin maddelerini yeteri kadar aldığınızdan emin olmak için her gün bir multivitamin için. Vitamin şişesini mutfak tezgâhı, komodin veya çantanız gibi devamlı göz önünde olan bir yere koyun.

 

DAHA FAZLA YÜRÜYÜN

Yürümek, spor yapacak vaktiniz olmadığında formunuzu korumanın basit ama en etkili yoludur. Sabah asansör yerine merdiven kullanmaya, öğle arasında 20 dakikalık bir yürüyüşe çıkmaya ve mümkün olan her anda ufak tefek ayak işlerinizi yürüyerek halletmeye çalışın. Günlük rutininize daha fazla yürüyüş eklemek kalp, zihin ve beden sağlığınıza çok iyi gelecek.

Yazının Devamını Oku

Reflüsü olanların daha iyi uyumaları için 3 öneri

Reflü günün her saati rahatsız edici sorunlar yaratır ama göğüs ortasındaki yanma, ağza mide asidi gelmesi gibi semptomlar bizi uykudan bile uyandırabilir. Oysa basit yaşam tarzı değişiklikleriyle deliksiz bir uyku uyuyabilirsiniz.

UYKU POZİSYONUNUZU DEĞİŞTİRİN

Mide içeriği (asidi) mideden yemek borusuna doğru geri kaçtığında reflü (gastroözofageal reflü hastalığı / GÖRH) meydana gelir. Yattığınızda, yerçekimi artık mide asidinin yukarı gelmesini engelleyemez. Ayrıca uyurken daha az tükürük salgılar ve daha az yutarsınız. Tükürük, mide asidini etkisiz hale getirirken yutma asidin aşağı doğru itilmesine yardımcı olur. Tükürük ve yutma azaldığında bu etkiler de azalır. Yapılan çalışmalar eğer reflünüz varsa uyumak için en iyi pozisyonun sol tarafınıza yatmak olduğunu gösteriyor. Böylece yemek borusunun aside maruz kalma ihtimali azalıyor. Sol tarafınıza yatmaya alışık değilseniz, yan yatış yastıklarını deneyebilirsiniz. 

EĞİMLİ UYKU...

Sol tarafınıza yatmayı deneyip bir türlü uyuyamadıysanız biraz eğimli yatmak sizi rahatlatabilir. Uzmanlar en iyi sonuç için başınızı yataktan 10-25 santimetre arası yüksekte tutmanızı öneriyor. Başınızı yukarıda tutmak mide asidinin yemek borusuna ve boğaza doğru gelmesini engeller. Clinical Gastroenterology dergisinde yayımlanan bir araştırmaysa hem sol tarafınıza doğru hem de eğimli uyumanın
en iyi pozisyon olduğunu gösterdi.

GECE İÇKİSİNİ BIRAKIN

Araştırmacılar reflüyle alkol arasındaki bağlantıyı kesinleştirmeye çalışıyor. Zaten birçok çalışma alkolün, özellikle de fazla alkolün reflü semptomlarını kötüleştirdiğini ortaya koyuyor. Yapılan çalışmalar alkolün yemek borusunun altındaki büzücü kasın basıncını azalttığını gösteriyor. Bu da reflü riskini arttırabilir. Yatmadan birkaç saat önce alkol almamak sizi rahatlatır.

Yazının Devamını Oku

Yüksek tansiyonu nasıl düzenlersiniz?

Kalp krizi veya felç gibi sonuçlara yol açabilen yüksek tansiyonla baş edebilmek için önce altındaki sebepleri anlamak gerekir. Aile hastalık geçmişinden uyku düzenine, egzersizden alkol kullanma şekline bazı günlük alışkanlıklarınız yüksek tansiyonun sorumlusu olabilir.

Ne zaman tansiyonunuz ölçülse duyduğunuz değerler kafanızı mı karıştırıyor? Hipertansiyon olarak da bilinen yüksek tansiyon, kalbinizin vücuda kan pompalamasını zorlaştıran birçok farklı faktörün sonucudur. Vücutta bu tarz bir aksama kalp krizi veya felce sebep olabilir. Bu tehlikeli hastalıklar ve diğer sonuçlardan kaçınmak için yüksek tansiyona tam olarak neyin sebep olduğunu bilmek büyük önem taşır. Vereceğim bilgiler sizi şaşırtabilir; asıl sorumlunun günlük alışkanlıklarınız olduğunu fark edeceksiniz.

Kilo alımı: Fazla kilolu veya obez olduğunuzda kalbinizin normalden daha fazla çalışması gerekir. Böylelikle tansiyon değerleriniz de sağlıksız bir seviyeye gelebilir. Değerlerinizi düşürmeye yardımcı olacak bir beslenme planı benimseyerek, düzenli fiziksel aktivitede bulunarak kilonuzu kontrol altında tutun. Unutmayın, eğer tartıdaki rakamlar düşerse tansiyon aletindeki rakamlar da düşebilir.

Hareketsiz yaşam: Devamlı oturmak ve düzenli egzersiz yapmamak birçok sağlık problemine yol açabilir. Bunlardan biri de yüksek tansiyon tabii... Bedeniniz hareketsiz kaldığında kalbiniz de hareketsiz kalır ve olması gerektiği kadar etkin çalışmaz. Bu kalbinizin verimini düşürerek tansiyonunuzu yükseltebilir. Hareketsiz ve tembel bir yaşam tarzı atardamarlarınızı etkileyerek daha fazla plak oluşumuna yol açabilir. Bu da kalp krizi ve diğer hastalıklar için bir risk faktörüdür.

Sık alkol tüketimi: Ölçülü alkol tüketiminin sağlığa bazı durumlarda faydalı olabileceğini biliyoruz. Ancak sık alkol tüketmenin, aynı aşırı alkol tüketmek gibi, merkezi sinir sistemini etkilediği ve dolaylı olarak da kalp ve kan basıncını yani tansiyonu etkilediği kanıtlandı. Bir oturuşta biraz alkol almak bir süre için tansiyonunuzu yükseltebilir ancak devamlı alkol tüketmek değerlerinizi kalıcı olarak arttırabilir. Eğer alkol tüketmekten vazgeçmek istemiyorsanız alkolle ilgili standart sağlık kuralına uyun: Kadınlar için günde bir kadeh, erkekler içinse iki kadeh... Kadeh derken 340 ml bira, 125 ml şarap veya 43 ml likör kastediyorum.

Düzenli takip: Yukarıda saydıklarımın dışında sigara içmek, ailede hipertansiyon geçmişi, yanlış beslenme, uyku apnesi, ırk, cinsiyet ve yaş gibi faktörleri de tansiyonu etkileyen unsurlar arasında sayabiliriz ancak bunlarla da sınırlayamayız. Hipertansiyonunuz olduğunu düşünüyorsanız doktorunuzla görüşmeli, gerekiyorsa tedavi olmalısınız. Senelik kontrollerinizde her zaman tansiyon değerlerinizi takip ettirin, eğer rakamlar kafanızı karıştırıyorsa, doktorunuzdan açıklamasını isteyin.

İKİ HAFTA İÇİNDE ETKİ GÖSTERİYOR

DASH Diyeti (Dietary Approaches to Stop Hypertension-Hipertansiyonu Durdurmaya Yönelik Beslenme Yaklaşımları), yüksek tansiyonunu düşürmek ve genel sağlığını iyileştirmek isteyenler için tasarlanmış bir beslenme planıdır. Yapılan araştırmalar bu diyetin sodyumu sınırlandırmaya, doğru porsiyon miktarlarını öğrenmeye ve kendi vücudunuz için en iyi besinleri seçmeye yardımcı olarak, iki hafta içinde tansiyon değerlerini düşürdüğünü gösteriyor. Bu arada DASH sadece hipertansiyonu olan kişiler için değil kilo vermek ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek isteyenlerin de uygulayabileceği bir beslenme planı.

Yazının Devamını Oku

Duyduğunuzda şaşıracağınız, kilo vermeye yardımcı 7 gıda

Belki atalarımızın yeme düzeninde yeri olmadığı, belki bir arkadaşınız size iyi gelmeyeceğini söylediği, belki de ünlü biri çıkıp bir yiyeceği bırakarak doğum kilolarından nasıl kurtulduğunu anlattığı için... Bazı gıdaları diyetinizden hangi sebeple çıkarmış olursanız olun, size bilimin, bu sağlıklı gıdaların beslenmenize eklenmesini neden desteklediğini anlatayım...

 

MUZ

Yüksek şeker ve karbonhidrat içerdiği için bu meyveden uzak mı duruyorsunuz? Tabii ki günde birkaç muz yemek kilo vermenizi engeller ama bir tane muzu yoğurdunuzun üzerine doğramak, tatlı krizinizi gidermek için sağlıklı bir atıştırmalık alternatifidir. Vitamin, mineral ve lif zenginidir. Çoğumuzun daha az kaloriyle daha tok hissetmek için daha fazla lif tüketmesi gerekiyor.


TAM BUĞDAY EKMEĞİ

İşlenmiş tahıllar yerine tam tahıllar tüketmek, metabolizmanızın hızlanmasına ve kilo vermenize yardımcı olur. Tam buğday ekmeği, yulaf, arpa ve esmer pirinç gibi tam tahılları makul miktarda tüketmiyorsanız gerekli lifi, B vitaminlerini ve mineralleri alamıyor olabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Sessiz katil: Yüksek tansiyon

Aynı cinayet romanlarındaki gibi, sizin de bedeninizin içinde sessiz bir katil dolaşıyor olabilir. Her 3 yetişkinden 1’inde yüksek tansiyon var, üstelik birçoğu bundan habersiz...

Tedavi edilmeyen hipertansiyon ya da yüksek / yükselmiş tansiyon, uzun süre fark edilmeyebilir çünkü yüksek kan basıncına sahip kişilerin çoğu herhangi bir semptom hissetmez. Gerçek şu ki, ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’ne göre her 3 kişiden 1’inin yüksek tansiyonu var ama bunu bilmeden yaşıyor. Tedavi edilmediği takdirde; hipertansiyon kalp krizi, felç, anevrizma yırtılması, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, bacak damar tıkanıklığı, demans, körlük de dahil olmak üzere çeşitli görme problemleri ve cinsel işlev bozukluğu gibi hastalıklarla ilgili riski önemli oranda arttırabilir.

130/80’in üzerindeki değerler hipertansiyon olarak kabul ediliyor.

Kan basıncınız, büyük rakam olan sistolik (büyük tansiyon) ve düşük rakam olan diyastolik (küçük tansiyon) olarak iki değerden oluşur. Sistolik basınç, kalbinizin kasılmasıyla atardamarlarınızda oluşan basınçtır. Diyastolik basınçsa kalbin gevşediği zaman atardamarda oluşturduğu daha düşük basınca deniyor. Yaşımız ilerledikçe geniş damarlardaki sertleşme arttığı için bu iki değer de yükselme eğilimi gösterir. Korkunç olan, çalışmalara göre sistolik basınçta meydana gelen yalnızca 20mm Hg’lik veya diyastolik basınçtaki yalnız 10mm Hg’lik bir artış bile kişinin kalp hastalığı veya felç kaynaklı ölüm riskini iki kat arttırıyor.

KİLO VERMEK ETKİLİ

Amerikan Kardiyoloji Koleji ve Amerikan Kalp Derneği, 2017’de yüksek tansiyon yönergelerini revize etti. Yeni sınırlara göre, 120/80 mm Hg’nin altındaki kan basıncı normal. Yüksek ya da yükselmiş tansiyon 120-129/80, hipertansiyonsa 130/80 üzerindeki değerler olarak kabul ediliyor. Ayrıca küçük tansiyonunuz yani diyastolik kan basıncı 80’in üzerindeyse hipertansiyonunuz olduğu anlamına geliyor.

Yüksek kan basıncı veya hipertansiyonu olan kişiler tuz tüketimi kısıtlaması gibi beslenme değişiklikleri, kilo vermek (4.5-5 kilo vermek kan basıncınızı 5 ila 10 mm Hg düşürebilir), spor yapmak, sigarayı bırakmak ve günde 1-2 içkiyi aşmayacak şekilde alkol tüketimini sınırlandırmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri yapmalıdır.

Tansiyon değerlerinize ve diğer kardiyak risk faktörlerinize göre (diyabet veya ailede kalp rahatsızlığı geçmişi gibi) doktorunuz size ilaç tedavisi de önerebilir. Zaten medikal tedavinin hem tansiyon hem sağlık çıktıları açısından son derece destekleyici olabildiği net bir şekilde kanıtlanmıştır.

Yazının Devamını Oku

Yaz sıcaklarıyla başa çıkma ipuçları

Yılın en sevdiğim zamanı, yaz geldi. Günlük stresten uzaklaşmak için mümkün olduğunca doğada vakit geçirmeye çalışıyoruz. Tabii bu belli riskleri beraberinde getiriyor. Sağlığınızı koruyarak yazın, açık havanın tadını rahat rahat çıkarmak için bu beş öneriye göz atın.

Sert kış ayları boyunca içimden pek bir şey yapmak gelmediği için oldukça  hareketsizdim. Güneş ışığını tenimde hissetmek tabii ki tüm problemlerimi alıp götürmüyor ancak hayat daha kolaylaşıyormuş hissini bir şekilde verdiği kesin... O yüzden yılın en sevdiğim zamanı güneşin saat 7.00’den sonra battığı ve kat kat kıyafetlerden kurtulduğum zamandır.

Büyürken yaz ayları benim için okulun sonunda kapandığı gerçeğiyle bağdaşıyordu. Şimdiyse doğa sayesinde özüne dönerek günlük stresten kaçmak için vakit bulmaya çalışmak anlamına geliyor. Açık havada olma fırsatını bir saniye bile kaçırmak istemiyorum. Eğer siz de benim gibi bütün yıl yazın gelmesini beklediyseniz, tadını çıkarabilmek için sinsice kurduğu tuzakları ve bunlardan nasıl korunacağınızı öğrenelim.

KENDİNİZİ SERİN TUTUN

Uzun süre sıcağa maruz kalmak ısı krampları, sıcak bitkinliği ve migren gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu ısı kaynaklı hastalıklardan korunmak için günün
en sıcak saatleri olan öğlen 12.00-15.00 arasında dışarıda kalmamaya çalışın. Eğer dışarıda olacaksanız açık renkli, hafif ve bol kıyafetler giyin ve mümkün olduğu kadar gölgede kalın. Eğer baş dönmesi, baş ağrısı, kas ağrısı, mide bulantısı gibi sıcak bitkinliği semptomları hissederseniz anında gölgeye gidin ve su için. Eğer semptomlar kötüleşirse bu kalp krizi belirtisi olabilir, bu yüzden anında acil servis veya ambulansı arayın.

SUSUZ KALMAYIN

Yazının Devamını Oku

D vitaminine ihtiyacınız olabilir mi?

Son zamanlarda depresif hissediyor ve evde daha fazla mı vakit geçiriyorsunuz? Kemik ve kas ağrılarınız mı var? Vücudunuz size D vitamini eksikliği sebebiyle sinyal veriyor olabilir. Hastalıklara karşı savunmasız kalmamak için yeterli oranda D vitamini aldığınızdan emin olmak istiyorsanız bu önerilere bir göz atın.


D vitamini seviyesi yüksek olanlar COVID-19’u daha hafif atlatıyor.

Vücudumuza kalsiyumu emmesi için yardımcı olan D vitamini kemiklerimizin de güçlü kalmasını sağlar. Aynı zamanda anti-inflamatuar ve antioksidan özellikleriyle bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirir. Bu açıdan pandemi dönemi ya da sonunda sosyalleşmeye başlayacağımız günler için büyük önem taşıyor. Son zamanlarda COVID-19’la

D vitamini arasındaki ilişkiye yönelik araştırmaların sayısı da oldukça arttı. Çalışma sonuçları, kan değerlerinde D vitamini yüksek olanların hastalığı daha hafif atlattığını gösteriyor. Bu nedenle, sağlık otoriteleri özellikle pandemi sürecinde yeterli D vitamini alımını destekliyor.

Belirtmek istediğim diğer bir konuysa D vitamininin kadın sağlığı üzerindeki etkisi. Kadın vücudu biyolojik olarak çeşitli evrelerden geçer ve her evre farklı ihtiyaçlar doğurur. Çocukluk çağında oluşturulan sağlıklı iskelet sistemi hayatın ileriki dönemleri için çok önemlidir. Menopozda D vitamininin kemikler için önemi tekrar ortaya çıkar. Zira östrojen hormonunun kaybıyla beraber osteoporoz dediğimiz kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riski artmaya başlar. Özellikle kemik desteği için kalsiyum alanlarda D vitamini mutlaka K vitaminiyle desteklenmelidir. K vitamini, kalsiyumun kemiklere ulaşmasında D vitaminine yardımcıdır ve kalsiyumun kemik dışı birikimlerine engel olarak dokuları korur.

Peki, kas-kemik sağlığı, kronik yorgunluk ve osteoporoz gibi sağlık sorunlarının en büyük destekçilerinden biri olan D vitamininin vücudunuzda yeterli seviyede olup olmadığını nasıl anlarsınız? Üç soruda bilmeniz gerekenleri anlattım...

İLERİ YAŞLARDA EKSİKLİĞİ GÖRÜLEBİLİR

Yazının Devamını Oku

Gerek olmadığı halde endişe duyduğumuz 5 sağlık efsanesi

Sağlığımız söz konusu olduğunda bazen çeşitli kaynaklardan duyduğumuz farklı farklı bilgiler kafamızı karıştırabiliyor. İşte dikkat etmemiz gereken 5 sağlık hurafesi ve bunlara dair doğru bilgiler...


Tüm ailede varsa sizde de kalp hastalığı gelişir mi? Günde sekiz bardak mı su içmeliyiz? The Dr. Oz Show’da ağırladığım Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nden kardiyoloji uzmanı Dr. Marc Eisenberg sağlıkla ilgili beş efsanenin doğrusunu açıklıyor.

YALNIZCA İLERİ YAŞTAKİ ERKEKLER Mİ KALP KRİZİ GEÇİRİR?

ABD’de her 5 kadından 1’i kalp hastalığından yaşamını yitiriyor. Bu da kalp hastalığının hem kadın hem erkekler için ölüm sebepleri arasında başı çektiği anlamına geliyor. Ayrıca genç nüfusta bel çevresi kalınlığının artmasıyla birlikte kalp hastalığı 65 yaş altı kişilerde daha yaygın hale gelmeye başlıyor. Belki de bu yazıyı okur okumaz, bugün spora başlamanın tam zamanıdır.

TÜM AİLEDE KALP HASTALIĞI VARSA SİZDE DE OLACAK DEMEK MİDİR?

Kalıtımsal olarak bize geçecek sağlık sorunları için hiçbir şey yapamayacağımız düşüncesi doğru değildir. Ailenizde herkes kalp krizi geçirmiş olsa bile kendi riskinizi azaltabilirsiniz. Sigara içiyorsanız, bırakın. Yüksek tansiyonunuz, yüksek kolesterol veya diyabetiniz varsa tedaviye başlayın. Uzun saatleri oturarak geçiriyorsanız haftada en az dört-beş kere 30 dakikalık tempolu yürüyüşe başlayın. Bu yeni egzersiz düzeninde göğüs ağrısı veya baş dönmesi hissederseniz doktorunuza gidin.EKLEMLERİNİZİ ÇITLATMANIZ ARTRİTE (EKLEM İLTİHABI) NEDEN OLUR MU?

Araştırmalara göre devamlı parmak çıtlatmakla artrit olma riskimiz artmıyor. Bu çıtlama sesi şöyle meydana gelir: Ekleme baskı uyguladığımız sırada eklem kapsülünü gerginleştirmiş oluruz. Böylece eklem sıvısı içerisindeki gazlar hızlı bir şekilde sıvıdan serbest kalır. Duyduğumuz ses de bu gaz baloncuklarının patlamasıyla oluşur. Fakat yapılan bir çalışmaya göre sürekli eklem çıtlatmak kavrama gücünüzü azaltabilir.

GÜNDE SEKİZ BARDAK SU İÇMENİZ GEREKİYOR MU?

Yazının Devamını Oku

Glikoz seviyenizi düşürmeye yarayacak 6 basit taktik

Diyabet, çağımızın en önemli hastalıklarından biri. Yediğimiz besinlerin birçoğu hiç öyle olduğunu düşünmesek bile şeker içeriyor. Önerdiğim taktiklerle kandaki glikoz seviyenizi düşürebilir ve diyabetten korunabilirsiniz.

Diyabet, ABD’de ölüm ve engelliliğin başlıca sebeplerinden biri olan kronik bir hastalık. Türkiye’deyse 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon diyabet hastası olduğu ve bu rakamın toplam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine denk geldiği belirtiliyor. Yediğimiz besinlerin birçoğu ilk bakışta anlaşılamayacak şekilde şekerle gizlidir. Aşağıdaki beslenme hilelerini okuyarak kandaki glikoz seviyenizi nasıl düşüreceğinizi ve böylece diyabetten nasıl korunabileceğinizi öğrenebilirsiniz. 

KESME YULAF

Çoğu zaman ‘çelik kesim yulaf’ olarak karşımıza çıkan bu çeşit, yulafın ezilmeden önceki, çelikle ilk kesilmiş halidir ve yulafın en az işlenmiş hallerinden biridir. Diğer türleri gibi lif bakımından zengin olup harika bir demir ve protein kaynağıdır. Yulaf ezmesi veya hazır yulaflardan farklı olarak çelik kesim yulaf buharda işlem görmemiştir, suyu daha hızlı emmesi için ezilip düzleştirilmemiştir. Bu sayede yulafın vücutta parçalanıp emilmesi daha uzun sürede gerçekleştiği için kan şekerimiz çok daha yavaş yükselir. Yüksek lif içeriği ve yavaş sindiriminden dolayı bu yulaf aynı zamanda insanı daha uzun süre tok tutar.

NİŞASTASIZ SEBZELER

Brokoli, ıspanak ve taze fasulye gibi sebzeler yüksek lif içerir ve nişasta oranları düşüktür. Sonuç olarak porsiyonlarınıza zenginlik katar ve doymanızı sağlar. Az miktarda nişasta, vücudun kolayca parçalayabileceği şeker olduğu için doyurucu bir öğünden sonra bile kan şekerinizin düşük kalması anlamına gelir. 

TARÇIN

Kahvenize şeker yerine biraz tarçın eklemek, vücudunuza şeker almadan tatlı aroma katmanıza yardımcı olur. Ayrıca sınırlı veriler tarçının kan şekeri seviyesini daha iyi kontrol altında tutmada yardımcı olabileceğini gösterdi.

Yazının Devamını Oku

Kilo vermenize yardımcı olacak 25 ipucu

Tüm takviyeleri ve operasyonları unutun... Kilo vermek için sadece beslenmenizde ve günlük rutininizde basit değişiklikler yapın. Kalıcı kilo verme yolculuğunuz için tecrübeyle sabit en etkili önerilerimi sizlerle paylaşıyorum.

NE YİYECEĞİNİZİ OTOMATİK PLANLAYIN

Ne yiyeceğinizi önceden planlayarak son dakikada yapacağınız sağlıksız yemek seçimi riskini en aza indirebilirsiniz.

YULAF TÜKETİN Yulaf dostunuzdur. Sabah kahvaltıda 80 gram civarı yulaf ezmesi yemek öğleden sonra yemeğe saldırmanızı engelleyecektir.
SAĞLIKLI ATIŞTIRMALIKLARIN TADINI ÇIKARIN

Zeytin, somon ve ceviz gibi sağlıklı yağlar içeren yiyecekler tatmin olmanıza yardım edecektir.

Yazının Devamını Oku

COVID-19’un geçmek bilmeyen üç semptomunu iyileştirme yolları

‘Uzun COVID’ denen ve hastalık geçtikten sonra da devam eden belirtilerden en yaygın olanları koku kaybı, nefes darlığı ve yorgunluk. Düzenli egzersizlerle bu semptomların iyileşmesini sağlayabilirsiniz.


Gül, portakal, nane gibi belirgin kokusu olan şeyleri 10 saniye boyunca koklayın...

İster şiddetli ister hafif geçsin, doktorların COVID-19 sonrası karşılaştığı ortak bir durum var: Bazı hastalarda iyileştikten sonra bile koku kaybı ve nefes darlığı gibi semptomlar devam ediyor. ‘Uzun COVID’ denen bu belirtiler sizde varsa, bu önerileri okuyun...

 

KOKU KAYBI

COVID-19 virüsü beynin koku soğancığını istila ederek hastaların koku alma duyusunu kaybetmesine yol açar. Bu yüzden biraz koku egzersizi yapmak buradaki nöronlara kokuyu hatırlatmaya yardımcı olur. Portakal, gül, nane, mum gibi belirgin kokusu olan dört farklı şeyi alın ve her birini 10 saniye boyunca koklayın. Bunu her sabah ve akşam tekrarlayın. Tat ve koku duyunuz birbirine bağlı olduğundan bu egzersiz sayesinde tat alma duyunuzun da geri gelmesi beklenir.

NEFES DARLIĞI

Yazının Devamını Oku

Virüs kulaklarınızı çınlatıyor olabilir mi?

ABD’li restoran zinciri Texas Roadhouse CEO’su Kent Taylor, ‘şiddetli’ kulak çınlaması ve diğer ‘dayanılamaz’ COVID-19 sonrası semptomları yüzünden hayatına son verdi. Şimdi herkes işitme sorunlarıyla bu virüs arasındaki bağlantıyı merak ediyor.

KULAK ÇINLAMASI (TİNNİTUS) NEDİR?

Halk arasında kulak çınlaması olarak bilinen ‘tinnitus’ ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na göre, işitme sisteminizde yani kulaklarınızda, içkulakla beyin arasında bağlantıyı kuran işitme sinirinde ve beynin sesi işlemden geçiren kısımlarında bir sorun olduğunda meydana gelir. Bu, kulak kanalında kalan bir parça kulak kirinden de kaynaklanabilir. Ancak aynı zamanda bir ilacın yan etkisi, işitme kaybı, kulak veya sinüs enfeksiyonu, beyin tümörü, beyin hasarı, hormonal değişiklikler veya tiroit sorunları anlamına da gelebilir.

Mayo Clinic’e göre, ‘kulakta çınlama’ olarak tarif edilse de kişi aslında etraftaki değil, kulaklarının içindeki sesi duyar. Bunlar çınlama, cızırtı, ıslık gibi sesler olabilir. Bu sesler arada gelip gidebilir ya da sürekli devam edebilir. Ayrıca yoğunlukları da değişebilir. Bazı kişiler hiçbir şey duymazken bazıları bu sesleri o kadar yüksek duyar ki günlük hayatındaki seslerle karışır.

SEMPTOMLARI

* Çınlama

* Cızırtı

*

Yazının Devamını Oku

Bacak ağrısını asla göz ardı etmeyin

Bazen yeterli su içmediğimizde, bazen spor salonunda kendimizi zorladığımızda ya da uzun bir aradan sonra koşuya çıktığımızda, kısacası o veya bu nedeniyle hepimiz bir şekilde bacak krampları yaşadık. Ama bacak ağrısının öyle bir türü var ki çok ciddi bir problemin habercisi olabilir.


Derin ven trombozu, vücudumuzda derin toplardamarın kan pıhtısı nedeniyle tıkanması sonucu oluşan ciddi bir hastalık. Genellikle uyluk veya alt bacakta meydana geliyor. Doktorlar, bazı COVID-19 hastalarında bu hastalığın geliştiğini gözlemledi. Daha önce televizyon programıma katılan ve COVID-19’a yakalandığını anlatan TV yıldızı Jon Gosselin de evde iyileşme sürecindeyken derin toplardamar tıkanıklığı yaşadığını söyledi.

UYARI SİNYALLERİ NELER?

Hastalığın en tipik belirtisi bacak ağrısı. Alt bacaktan başlayarak kramp ağrısı gibi veya genel bir ağrı gibi hissettirebilir. Ağrı sonra tek bir noktada toplanabilir ve daha keskin hissedilebilir. Ayrıca bu bacakta şişme meydana gelebildiği gibi, kızarıklık ve ısı artışı da olabilir. Jon Gosselin kendi ağrısını, ‘bacağında belli bir noktaya bıçak saplanır gibi bir ağrı’ şeklinde tarif edip şunları söylemişti: “Tencere almak için çömelmiştim ki bayılacak gibi hissettim. Bacaklarım çok feci şekilde ağrımaya devam etti.” Gosselin, anında doktorunu aramış. Derin toplardamar tıkanıklığında hiçbir belirtinin görülmediği durumlar da oluyor. Kan pıhtıları açılabilir (sıvılaşabilir) ve kendiliğinden yok olabilir
ama hayati tehlike oluşturan komplikasyonlara da sebebiyet verebilir.

OLASI KOMPLİKASYON: AKCİĞER EMBOLİSİ

‘Pulmoner emboli’ olarak da bilinen akciğer embolisi, bacaktan ayrılan pıhtının vücutta dolaşarak akciğerlerde sıkışıp kalması ve akciğer atardamarına kan akışını engellemesi sonucu oluşur. Bu, anında müdahale edilmesi gereken acil bir durumdur. Belirtiler arasında nefes darlığı, nefes alırken veya öksürürken hissedilen göğüs ağrısı, kalpte çarpıntı, bayılma hissi ve kanlı balgama neden olan öksürük gibi durumları sayabiliriz.

Yazının Devamını Oku

Alzheimer’a karşı stratejik beslenme

Bilişsel gerilemeleri 2.5 yıla kadar yavaşlatmak, hastalıkların riskini azaltmak doğru beslenmeyle mümkün. Üstelik genetik yatkınlığınız olsa bile! Peki yapılan son araştırmalara göre alzheimer riskini azaltmak için hangi besinleri tüketmeliyiz?

Yapılan yeni araştırmalar, sağlıklı ve stratejik bir beslenme planının hem beyninizi korumada hem de demans ve alzheimer gibi hastalıklardan korunmada etkili bir rol oynadığını gösteriyor. Üstelik genetik risk faktörü taşıyan kişiler için bile potansiyel fayda sağlayan önemli besinler mevcut...

HASTALIK RİSKİNİ YÜZDE 86 AZALTIYOR

Singapur’daki bir çalışma çayın bilişsel bozuklukların gelişme riskini düşürdüğünü gösterdi. Alzheimer’a genetik yatkınlığı olanlarda bile risk yüzde 86’ya kadar azalıyor. Çaydaki antioksidanlar beyni ‘nörodejenerasyondan’ ve damar hasarından koruyor.

ÖZELLİKLE SARISI BEYNİ BESLİYOR

Kahvaltıların vazgeçilmezi yumurta, özellikle de sarısı, sağlıklı bir beyin için gerekli besin maddeleriyle dolu. Finlandiya’da yapılan bir çalışma yumurta yemenin bilişsel fonksiyonlarda bazı ilerlemelere yardımcı olabileceğini gösterdi.

YAĞLI BALIKLAR HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR

Yazının Devamını Oku

Anksiyeteyle savaşan besinler

Somon stres hormonlarının salgılanmasını önler, turunçgil kokusunun modumuzu yükseltme, bitter çikolatanın mutluluk verici etkisi vardır. Anksiyetemizi dindirmek için ne yiyebileceğimizi bilmek hayatımızı değiştirebilir.

STRESİ AZALTIR

Nohut demir bakımından zengindir. Demir stresi azaltmak için çok önemli. Çünkü demir eksikliği sersemlik/baş dönmesi hissi, iştahsızlık, kalp çarpıntısı ve depresyon gibi semptomlara sebep olabilir.

DÜZENLİ TÜKETİN

Anksiyete kaynaklı depresyonla savaşınızda bir kâse kinoanın çok fazla yardımı olur. Bu protein zengini tahıl düzenli tüketildiğinde antidepresan etkiye sahiptir. Onunla sağlıklı öğünler hazırlayabilirsiniz.

ÇOK ETKİLİ

Sıcacık papatya çayınızı yudumlamak stresli bir günü ardınızda bırakmak, rahatlamak için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri... Papatya, uykuya dalmanıza (ve rahatlamanıza) yardımcı olan ‘chrysin’ isimli flavonoidi içerir.

Yazının Devamını Oku

COVID-19’la mücadele ederken edinmeniz gereken üç destek

Hastalığı hafif geçiriyor olabilirsiniz. Hatta belki de tamamen semptomsuzsunuzdur. Yine de bu üç destekle önleminizi almalısınız.

Oksijen ve nabız ölçer: Artık her yerde bulabileceğiniz bu küçük cihazı parmağınıza takarak kalp atışınızı ve oksijen seviyenizi ölçebilirsiniz. Bu ölçümleri yapmak çok önemli çünkü COVID-19 sırasında nefes darlığı yaşamasanız bile oksijen seviyeniz düşebiliyor. Yani oksijen seviyenizin düştüğünün farkına varamayabilirsiniz. İşte bilmeniz gereken 3 rakam aralığı:

Yüzde 95 ve üzeri: Kanınızdaki oksijen seviyesi son derece iyi anlamına geliyor. Yüzde 95-100 normal aralıktır.

Yüzde 91-94: Panik olmanıza gerek yok. Yalnızca doktorunuza bilgi vermeniz gerekebilir. Birlikte takip edebilirsiniz.

Yüzde 90 ve altı: Kırmızı alarm! En hızlı şekilde acil servise gitmelisiniz. İyi hissetseniz bile... Aniden kötüleşebilirsiniz.

Reçetesiz satılan ilaçlar: Reçetesiz satılan bir öksürük ilacıyla öksürüğünüzü rahatlatabilirsiniz. COVID-19 kaynaklı öksürük kuru ve balgamsız olacağı için ‘dekstrometorfan’ içeren ilaçları sormalısınız. Vücut ağrıları veya ateşiniz için ‘ibuprofen’ veya ‘parasetamol’ yardımı alabilirsiniz.

D vitamini:

Yazının Devamını Oku

Kalbiniz için bu 5 semptoma karşı tetikte olun

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 130 milyon insan kalp rahatsızlıklarıyla yaşıyor. Yılda yaklaşık 18 milyon kişi bu nedenle hayatını yitiriyor. Eğer bu semptomlara hazırlıklı olursanız hızlıca yardım çağırabilirsiniz.

RAHATSIZ EDİCİ AĞRI

Göğüste...

Kalp krizlerinin çoğu göğüs bölgesinde rahatsız edici bir baskı veya ağrıya sebep olur. Birkaç dakika sürebilir veya belirli aralıklarla tekrar edebilir. Bu his aynı zamanda doluluk ve sıkışma şeklinde de yaşanabilir. Göğüs ağrısı kadınlardaki en yaygın semptomdur.

Sırt, boyun veya çenede...

Ağrıyı sırt ve boyun gibi üst bedeninizde de hissedebilirsiniz, çeneye doğru da yayılabilir.

Kolda...

Tek kolda veya ikisinde hissedilen ağrı da kalp krizinin yaygın bir belirtisidir.

Yazının Devamını Oku

Yüksek kan basıncı seviyenizi düşürecek öneriler

Daha mutlu ve sağlıklı yaşamanız için gereken ancak yapmadığınız günlük görev ve aktiviteleri daha kolay yapmanın yollarından bahsedeceğim bu yazımda. Çünkü basit değişikliklerle kan basıncımızı kontrol altına alıp düzenleyebiliriz.

Eğer bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen siz veya sevdiğiniz birinin yüksek tansiyonu var… 2019’da Amerikan Kalp Vakfı’nın yayımladığı bir rapora göre ABD’li yetişkinlerin neredeyse yarısında hipertansiyon olarak da bilinen yüksek tansiyon mevcut. Daha şaşırtıcı olan, tansiyonunu düşürmek için ilaç alması veya yaşam tarzında değişiklik yapması gereken kişilerin sadece yarısı bunları  yapıyor.

Yüksek tansiyon tanısı konduktan sonra bir şeyler yapmamak, kalp ve felç gibi tehlikeli hastalıklara ya da böbrek yetmezliğine yol açabilir, gözlerinize zarar verip görüş kaybına ve hatta cinsel fonksiyon bozukluklarına sebep olabilir. Aslında, kan dolaşımıyla doğrudan bağlantılı her organ (yani tüm organlar) kontrol altına alınmayan yüksek tansiyondan etkilenir. Beyin bile…

Eğer size veya sevdiğiniz birine yüksek tansiyon tanısı konduysa işte bugünden itibaren yapılması  gerekenler:

İDEAL KİLONU KORU

Tansiyon genelde kilo arttıkça artar. Bu sebeple sağlıklı bir kiloda olmak, yüksek tansiyonu kontrol altına almak için yapabileceğiniz en etkili yaşam tarzı değişikliklerinden biridir. Vereceğiniz her 1 kilogramla  tansiyonu 1 mmHg kadar düşürebilirsiniz. Kan basıncınızın ne kadar yüksek olduğuna bağlı olarak, kilo vermek yapmanız gereken tek değişiklik olmayabilir ancak yine de çok işe yarayacaktır ve diğer girişimlerinizin de etkisini arttıracaktır. Bu yüzden düzenli olarak yediklerinizi  bir daha düşünün. Meyve, sebze, tam tahıllar, protein ve sağlıklı yağlardan oluşan dengeli öğünler yemelisiniz. Ayrıca en önemli şeylerden biri de porsiyona dikkat etmektir. Genelde olması gerekenden daha büyük porsiyonlarla karşılaşıyor ve gereğinden fazla yiyoruz.

Meyve-sebzeyi ihmal etmeyip dengeli yiyin.

Yazının Devamını Oku

Koronavirüsün hasar bırakabileceği 3 organ

COVID-19’u hafif atlatsanız bile etkileri ömür boyu sürebilir. Birçok kişi ‘COVID sonrası sendrom’ yaşıyor. Doktorlar için de bu konu çok yeni; hâlâ üzerinde çalışıyorlar. Yeri gelmişken salgın boyunca büyük fedakârlıkla gece gündüz emek veren tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlarım.

BEYİNDEKİ DAMARLAR SIZDIRABİLİR

Uzmanlar aylar boyunca beyin sisi, yorgunluk ve hatta felç gibi semptomlardan dolayı COVID-19’un beyni etkilediğinden şüphelendi. Yapılan yeni çalışmalarsa enfeksiyonun beyindeki kan damarlarının sızdırmasına sebep olduğuna dair kanıtlar gösteriyor. Sızıntı gerçekleştiğindeyse normal beyin fonksiyonları engellenmiş oluyor. Bu da hastaların tat ve koku kaybı bildirmelerinin sebebi olabileceğini gösteriyor. Virüs, vücuttaki koku alma sistemini istila edebiliyor ki bu sistem doğrudan beyinle bağlantılı… İyi haber şu: Birçok kişi beyin sisi ve koku kaybının sonunda geçtiğini bildiriyor. Damarlar yenilenebiliyor ve organlar iyileşebiliyor. Ancak bazıları için bu çok hızlı gerçekleşmeyebiliyor. Bu nedenle doktorlar insanların bu sendromu ciddiye almalarını ve enfeksiyonu atlatan kişilerde hasar bırakabileceğini bilmelerini istiyor.

KALPTEKİ HASARIN NE KADAR SÜRECEĞİNİ BİLMİYORUZ

Bir kardiyotorasik (göğüs ve kalp-damar) cerrahı olarak kalpte gördüğüm inflamasyonlar beni endişelendiriyor. COVID-19’a yakalandığınızda kalp kası hücreleriniz hasar görebilir. Kalp de atış hızını arttırarak vücudunuza oksijenli kan pompalayabilmek için daha fazla efor sarf eder. Bunu yaparken genişleyebilir ve güçsüzleşebilir. Bu da ciğerlerde sıvı birikmesine ve nefes almanın daha da zorlaşmasına sebep olur. Doktorlar halen bu kalp inflamasyonunun hastalığı hem şiddetli hem de hafif geçiren kişilerde ne kadar yaygın olduğunu anlamaya çalışıyor. Hasarınsa ne kadar sürebileceğini bilmiyor. Semptomların bazıları haftalar veya aylarca sürüyor gibi gözükse de kalpte kalıcı hasar veya kalp ritminde anormallik gibi uzun vadeli etkilerin oluşma ihtimali de var.

EN ÇOK AKCİĞERLER ETKİLENİYOR

Yazının Devamını Oku