GeriMehmet ÖZ Sağlıklı olmaya karar verdiyseniz, işte ilk adım!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sağlıklı olmaya karar verdiyseniz, işte ilk adım!

Sağlık yolculuğunuzu küçük, yapılabilir adımlara bölmek, zorlanmadan hedefinize ulaşmanıza yardımcı olabilir. Artık daha sağlıklı bir yaşama sahip olmak istiyor ama bu zamana kadar yapmanız gerekenleri gözünüzde mi büyütüyordunuz? Büyütmeyin, size vereceğim küçük adımları takip edin.

Sağlıklı olmaya karar verdiyseniz, işte ilk adımSağlıklı bir hayata adım atmak için yapmanız gereken her şeyi veya bırakmanız, azaltmanız gereken her yiyeceği aynı anda düşünmeyin.
Koca dağı anında tırmanmak zorunda değilsiniz. Yolculuğunuzu daha ufak ve kolay adımlara bölerek sağlıkla ilgili hedeflerinize zorluk çekmeden ulaşmanız mümkün.

Peki, sağlıklı yaşamaya başlamak için yapmanız gereken ilk şey ne? Şovuma katılan uzman diyetisyen Maya Feller’a göre oldukça basit: Daha fazla sebze tüketin!

Beslenmenize bitki temelli yiyecekler ekleyin. Feller, herkesin sağlık yolculuğu kendine özel ve birbirinden farklı olsa da sağlıklı yaşamaya başlamak için atabileceğiniz en büyük ve önemli adımlardan birinin günlük beslenmenize bitki temelli yiyecekler eklemek olduğunu söylüyor.

Bitkisel gıdalar genel vücut sağlığını destekleyen lifler, vitaminler ve fitobesinler, antioksidanlar içeren mineraller bakımından oldukça zengindir. Bitkisel ağırlıklı beslenmeye pratik ve basit adımlarla geçebilirsiniz.

İÇİNDE NE VAR?

Bitkisel besinlerdeki protein, kas ve kemiklerimizin güçlü kalmasına yardımcı olur. Bakliyat, çiğ kuruyemişler, çekirdekler ve soya tüketerek protein alabilirsiniz. C vitamini, antioksidan özelliklere sahiptir ve bağışıklık sistemi sağlığını destekler. Turunçgiller, domates, kırmızı ve yeşil biber, çilek ve pişmiş Brüksel lahanası gibi besinler tüketerek C vitamini alabilirsiniz. Çinko, bağışıklık işlevi ve yaraların iyileşmesinde anahtar rol oynar. Tat ve koku alma duyularınızda da gereklidir. Baklagiller, kaju gibi kuruyemişler ve yulaf gibi tam tahıllar tüketerek çinko alabilirsiniz.

Omega-3 yağ asitleri beyin ve kalp sağlığını desteklemeye yardımcı olur. Cilde iyi gelebilir ve inflamasyonu azaltabilir. Ceviz, bitkisel yağ, keten tohumu, kale ve kara lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketerek omega-3 alabilirsiniz.
Sağlıklı olmaya karar verdiyseniz, işte ilk adım
BİTKİ TEMELLİ GIDALAR TÜKETMENİN FAYDALARI

Feller, günlük beslenmenizde sebzelere ağırlık vermenin, içerdiği vitamin ve mineraller sayesinde birçok faydası olabileceğini söylüyor. Düzenli ve istikrarlı bitkisel beslenmek daha düşük kan şekeri ve tansiyon ve daha iyi kolesterol seviyeleri ile bağdaştırılıyor. Aldığınız bitkisel besinler, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek, sindirime yardımcı olmak ve ruh halinizi olumlu yönde etkilemek gibi birçok vücut fonksiyonunda rol oynayan bağırsak floranıza iyi gelebilir. Sadece işlenmiş gıda ve ilave şekeri bitkisel opsiyonlarla değiştirmek tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve obezite riskinizi azaltabilir.

 

X

Üç aylık sağlık planı

Egzersiz yaparak, bitki temelli beslenerek ve psikolojinizi destekleyerek daha sağlıklı ve uzun yaşayabilirsiniz. Hemen harekete geçerseniz 3 ayda etkilerini göreceksiniz.

Pandemi sürecinde hiçbir şey yapmadan oturmanın, daha acıkmadan bir şeyler yemenin ve devamlı stresin ardından, sağlığınızı geri kazanmanın ve yaşam sürenizi uzatmanın zamanı geldi. Şimdiden harekete geçerseniz, sadece 3 ayda ne kadar büyük katkıları olduğunu göreceksiniz.

Beslenme, fiziksel aktivite, duygusal dinlenme ve mutluluk ekip biçme odaklı bu plan sadece bağırsak floranızı ve hormonlarınızı değiştirmekle kalmayacak, genetik faktörlerinizi bile etkileyecek. Böylece kanser, kalp hastalığı, cinsel fonksiyon bozukluğu, demans ve diğer kronik, bulaşıcı olmayan hastalık riskinizi azaltacak.

Egzersiz yapın: Egzersiz uzun yaşamı desteklerken en gözle görülmeyen faydalarından biri epigenetik değişimlere sebep olmasıdır. Bu da kansere sebep olan genlerin devre dışı bırakılması demektir.

Egzersiz aynı zamanda vücudunuzun yağı metabolize edişini düzenleyerek sizi damar tıkanması, kalp krizi ve felçten korur. Egzersiz yapmak ayrıca kronik stresi yatıştırır; diyabet, bazı kanser türleri, kalp hastalığı ve depresyonla bağlantılı risklerle inflamasyonu azaltır.

Egzersiz, kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının seviyesini azaltarak uyku kalitesini de arttırır.  Çalışmalar, 5 saat veya daha az uyumanın ölüm riskinizi yaklaşık  yüzde 15 arttırdığını gösteriyor. Bununla beraber kuvvet antrenmanları, kemik sağlığını destekleyip kas kütlesi kazanmanıza yardımcı oluyor. Hedefiniz, günde 8.500-10.000 adım veya buna eşdeğer bir kardiyo egzersiziyle beraber her hafta
iki-üç defa 20-30’ar dakikalık kuvvet antrenmanı yapmak olsun.

Yapılan araştırmalar bitki temelli beslenen ve düzenli egzersiz yapan kişilerin daha sağlıklı ve uzun yaşadığını gösteriyor. Meditasyon yapmak ve başkalarına yardım etmek gibi pratiklerse hem zihne hem bedene iyi geliyor.

İyi beslenin:

Yazının Devamını Oku

Mu varyantına yakın takip

COVID-19 varyantı Mu son dönemde sık sık haberlere konu oluyor. 40’ın üzerinde ülkede görülen Mu, Delta varyantıyla benzer özellikler gösterdiği için uzmanlar tarafından gözlem altında tutuluyor.

Alfa, Beta, Gamma, Delta...COVID-19 hepimize Yunan alfabesini ezberletti. Şimdi sırada ne mi var?

Mu varyantı...

Pandeminin başından beri virüs kendiliğinden mutasyona uğruyor ve hastalık yeni türlere evriliyor. CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) endişe konusu varyantların Alfa, Beta, Gamma ve Delta olduğunu söylüyor. Alfa ve Delta şimdiye kadarki en baskın varyantlar oldu, bu da diğer ikisine göre çok daha hızlı yayılma potansiyeline sahip olduğunu  gösteriyor.

Mu varyantı haberlere konu olsa da ABD’deki tüm COVID-19 vakalarının yalnızca yüzde 0.1’ini oluşturuyor. Ancak aynı varyant Kolombiya’daki toplam vakanın yüzde 39’undan sorumlu olduğu için araştırmacılar arasında endişe uyandırmaya başladı.

 

COVID-19 MU VARYANTI NEDİR?

B.1.621 varyantı olarak da bilinen Mu, şu ana kadar ABD, Güney Kore, Japonya, Kanada ve Avrupa’nın bazı bölgeleri dahil olmak üzere 40’ın üzerinde ülkede tespit edilen bir tür. ABD’de toplam 2.500 Mu varyantı vakasına rastlanmış ve 60 tanesi geçen ay içinde tespit edilmiş.

Yazının Devamını Oku

Egzersiz, depresyona iyi gelir mi?

İsviçreli biliminsanlarına göre başlıktaki sorumuzun yanıtı ‘evet’. Araştırmalarında egzersizin, antidepresan görevi gören ‘laktat’ isimli molekül üretimini harekete geçirdiğini göstermişler. Üstelik bunun için maraton koşmamıza da gerek yok!

Ünlülerin fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak adına sık sık egzersiz yaptıklarını söylediklerini duymuşsunuzdur. 29 yaşındaki ABD’li ünlü şarkıcı Selena Gomez’in dediği gibi “Spor yapmadığım zaman, kendimle ilgili ve etrafımdaki her şey sanki daha tatsız oluyor”. Yapılan çalışmalar, bu lafta gerçeklik payı olduğu yönünde...

İsviçre’de Cenevre Üniversitesi’nin Ulusal Araştırma Yeterlilik Merkezleri Ruh Sağlığı bölümünden nörobilim uzmanları, egzersiz ve depresyon arasındaki bağlantının nasıl çalıştığını buldular. Egzersizin, beyinde (farelerde) aşırı oksidasyon ve inflamasyonu sakinleştirerek antidepresan görevi gören ‘laktat’ isimli molekül üretimini harekete geçirdiğini keşfettiler. Bu da nöronları besliyor ve hatta yeni sinir bağlantıları oluşmasını harekete geçiriyor. Yapılan diğer çalışmalar egzersizin, yeni sinir hücresi oluşumunu başlatan büyüme faktörü bağlayıcı protein salınımını tetiklediğini gösteriyor.   Bu  faydaların hepsi kişilerdeki depresyon ve hayvanlardaki stresle bağlantılı nöron kaybına karşı geri püskürtme etkisi gösteriyor.

Selena Gomez, spor yapmanın hayatına tat kattığını söylüyor.

‘Koşucu coşkusu’nda (koşucuların, özellikle de maratoncuların koşunun sonuna doğru hissettikleri aşırı endorfin salgılanmasından kaynaklanan coşku hali) endorfinin salgılanması kendinizi iyi hissettirebilir ancak bu, tek seferlik gibi düşünülebilir. Depresif semptomlarda sürdürülebilir iyileşme için asıl büyük farkı sağlayansa diğer biyokimyasal faktörlerdir. Hafif-orta seviyeli depresyonu olan kişilerin çoğunda en iyi sonuçlar, günlük olarak yapılan hafif ve orta yoğunluklu egzersizlerle sağlanmaktadır.

Günlük 10 bin adım atmayı, tenis gibi aerobik denilen sporları denemeyi, tai-chi veya bisiklete binmek gibi aktiviteleri düzenli olarak yapmayı hedefleyin. Kronik veya daha ileri seviyedeki depresyonlar için vakit kaybetmeden profesyonel yardım almanız gerekiyor.

Bonus bilgi: 840 bin kişi arasında yapılan bir genetik çalışma, her zamankinden 1 saat daha erken yatağa gitmenin de majör depresyon riskini yüzde 23’e kadar düşürdüğünü gösterdi.

 

Yazının Devamını Oku

Omega-3’ün 3 mucizesi

Balık, ceviz, avokado, keten tohumu, chia... Omega-3 yağ asitleri içeren bu besin maddeleri bedenimizin birçok önemli fonksiyonuna destek oluyor.



Omega-3 yağ asitleri günlük almamız gereken 5 besin öğesi ihtiyacımızdan biridir. Somon, hamsi, sardalya gibi yağlı balıklar ya da avokado, ceviz, edamame, keten tohumu ve chia tohumu gibi gıdalar tüketerek omega-3 alabiliriz. Eğer omega-3 seviyenizi arttırmak istiyorsanız balıkyağı takviyeleri de vücudunuzun omega-3 ihtiyacını sağlayacaktır. Beslenme yoluyla yeteri kadar omega-3 almayan kişiler gıda takviyesi olarak alabilirler. Takviye alırken en az 600 mg DHA içermesine, hamsi veya sardalya gibi daha küçük balıklardan elde edilmiş olmasına dikkat edin.

 

VÜCUT FONKSİYONLARINI DESTEKLER

Omega-3 yağ asitleri görüş yetimiz, doğurganlığımız, beyin ve kalp sağlığımız gibi vücudumuzun son derece önemli pek çok fonksiyon ve bölgesini destekler. Ayrıca anksiyete ve depresyonu azaltmaya yardımcı olur. Çoklu doymamış omega-3 yağ asitleri, beyin zarımızda doğal olarak bulunur ve yapılan çalışmalar, kişinin çoklu doymamış yağ asitleri seviyesiyle anksiyete arasında olası bir ilişki olduğuna dair işaretler göstermiştir.

Yapılan bir çalışma, anksiyete bozukluğuna sahip kişilerin dolaşan çoklu doymamış omega-3 yağ asitleri seviyesinin daha düşük olduğunu gösterdi. Bir diğer çalışmaysa omega-3 takviyelerinin, sınavlar sırasında tıp öğrencilerindeki anksiyete ve inflamasyonu azalttığını gösterdi. Ayrıca tıp ve bilime dair bilgi ve haberlerin olduğu ‘Medical News Today’ isimli sitede detaylarıyla paylaşılan çalışmada, omega-3 almanın pozitif etkilerinin, klinik olarak psikiyatrik hastalık teşhisi konmuş kişiler için özellikle önemli olduğu paylaşıldı.

CİLDİNİZE DE İYİ GELİR

Yazının Devamını Oku

Teletıp kalıcı olacak mı?

Pandemi sırasında sanal doktor görüşmeleri oldukça yaygın hale geldi. Hastaneye ya da kliniğe gereksiz yere gitmek zorunda kalmayan hastalar sanal doktor ziyaretlerinden memnun. Bu durumun devam edeceğini düşünüyorum.


Teletıp sayesinde doktorlar devamlı olarak hastalarıyla ilgili gerçek zamanlı veriye ulaşabiliyor.

Teletıp veya sanal doktor ziyaretleri pandemi öncesinde sağlık sisteminin önemli bir parçası haline gelme yolunda ilerliyordu. Ancak COVID-19 salgını sanal doktor ziyaretlerine olan ihtiyacı daha da arttırarak telesağlık  ve teletıp hizmetlerini çok daha yaygın hale getirdi. Telesağlık, uzaktan sağlık bilgileri, sağlık eğitimi ve sağlık hizmetinin sunumunda kullanılan teknolojileri kapsıyor. Teletıp ise uzmanlaşmış merkezlere uzakta yaşayan hastalara sağlık hizmeti sağlıyor. Eylül 2020’de Journal of Medical Internet Research isimli bilimsel yayında çıkan bir çalışma, New York’ta teletıp ziyaretlerinin pandemi nedeniyle bir önceki yıla göre yüzde 8,729 arttığını gösterdi.

 

ULAŞILABİLİR DOKTORLAR

Peki, daha fazla insanın aşılanmasına rağmen teletıp popülerliğini koruyacak mı? Bence koruyacak.

Aynı çalışma, 38.000’in üzerinde hasta memnuniyet anketini inceledi ve hastaların sanal doktor ziyaretlerinden memnun kaldıklarını ortaya çıkardı. Ayrıca bu ziyaretlerin ‘alışılagelmiş yüz yüze klinik ziyaretlerine yönelik yaklaşımın değişmesinin önünde bir engel oluşturmadığı’ sonucuna vardı.

Yazının Devamını Oku

Kronik ağrılarınızı rahatlatma teknikleri

ABD’de ortalama 50 milyon kişi kronik ağrı çekiyor. Bunların yaklaşık yüzde 7’sinde ağrı psikolojik baskıya sebep olurken günlük hareketleri de zorlaştırıyor. Kronik ağrıya bağlı olarak yıllık neredeyse 300 milyar dolar verimlilik, ayrıca sağlık ve mutluluk kaybı da yaşanıyor. Peki, kronik ağrıların sebebi ne? Bununla nasıl mücadele edilir, farklı tedavi yöntemleri nelerdir?


Kronik ağrı kişiye özeldir, herkes için farklı bir deneyimdir. Bir kişiyi çok rahatsız eden bir ağrı, başka biri için önemsiz olabilir. Ağrı, bazı insanları fizikselden öte, duygusal olarak etkiler.

Kimileriyse ağrı tüm vücudunu istila etse de, zihinlerinde onunla mücadele ederler. İster hafif ister rahatsız edici veya çok şiddetli olsun, kronik ağrı ABD’de 50 milyon kişiyi etkiliyor. Ağrı çekenlerin yaklaşık yüzde 7’si ağrılarını, ‘psikolojik baskıya sebep olan ve günlük aktivitelerine ciddi oranda engel olacak kadar yüksek etkili’ olarak ifade ediyor.

Mevcut bir araştırma, kronik ağrıya bağlı olarak yıllık neredeyse 300 milyar dolar verimlilik kaybı yaşandığını, sağlık ve mutluluk açısındansa kaybın çok daha fazla olduğunu söylüyor. Yapılan çalışmalar, kronik ağrı yaşayan insanların yüzde 25-85’inin ağır depresyonla mücadele ettiğini gösteriyor.

 

EN YAYGIN TÜRLERİ...

Pain isimli bilimsel dergide yayımlanan bir çalışmaya göre, araştırmacılar tüm bu rahatsızlık ve ıstıraba sebep olan büyük resmi ortaya çıkarmak için ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin ulusal sağlık anketinden ağrıyla ilgili bilgileri kullandı. Şu dört ağrının, sorun yaratan en yaygın türler olduğu görüldü: Sırt ağrısı, kalça ağrısı, diz ağrısı, ayak ağrısı.

Ve yapılan çalışmada ağrının 10 yaygın sebebi gösterildi: İncinme, kireçlenme, obezite, kas ve  bağ dokusunun burkulma ve zorlanmaları, tendinit ve bursit (omuz, dirsek, bilek, diz, kalça ve ayak bileğinde oluşan iltihaplanmalar), sinir sıkışması, topuk dikeni, bunyon (ayak başparmak çıkıntısı), doku yırtılmaları (menisküs gibi).

Yazının Devamını Oku

Tuhaf semptomları olan hastalıklar

Hiç saatlerce buz çiğneyen veya boya yiyen birini gördünüz mü? Garip görünen bu davranışların ardında sağlık problemleri yatıyor olabilir. Bu tarz semptomların işaret ettiği bazı hastalıklar aslında kolaylıkla tedavi edilebilir.

SEMPTOM: BOYA, KİL GİBİ GIDA OLMAYAN MADDELER YEMEKHastalık: Pika sendromu

Kişinin boya, kil, kâğıt gibi maddeleri, ayda bir veya daha fazla canının çekmesi ve yemesi pika sendromuna işarettir. Çocuklar, hamileler, demir eksikliği olan ve çölyak hastası kişilerde daha sık görülür. Nadiren anoreksiya nevroza, obsesif kompülsif bozukluk ve şizofreni gibi psikolojik hastalıklara sahip kişilerde de olur. Pagofaji olarak da bilinen buz çiğneme, pikanın bir alttürüdür ve demir eksikliği olan kişilerde görülmüştür. Bu durumlarda doktora gitmelisiniz çünkü bu maddeler sindirim kanalınızda yırtılmalara, toksik maddelerin vücudunuza girmesine, ciddi beslenme yetersizliklerine yol açabilir.

SEMPTOM: BALIĞA BENZER KOKU SALGILAMAKHastalık: Balık kokusu sendromu

Bu sendromda kişi, dışarı balık gibi bir koku yayıyor. Bu, çok nadir görülen genetik bir hastalıktır. Kolin ve karnitin bakımından zengin gıdalardan alınan bir bileşiği parçalaması gereken enzimde bir eksiklik oluşur. Böylece parçalanamayan bu bileşik, birikerek kişinin ter, idrar ve nefesinde salgılanarak balık kokusuna yol açar. Tedaviler arasında yumurta sarısı, kırmızı et, fasulye çeşitleri, balık gibi kolin zengini besinlerden kaçınmak, düşük dozda antibiyotik tedavisi ve sabunla yıkanmak gibi seçenekler var. Basit bir idrar testiyle bu bileşiği ölçerek teşhis konması sağlanabilir.

SEMPTOM: NESNELERİ OLDUĞUNDAN DAHA BÜYÜK YA DA KÜÇÜK ALGILAMAKHastalık: Alice harikalar diyarında sendromu

İsmini Lewis Carroll’un ‘Alice Harikalar Diyarında’ kitabından alan bu sendrom, genellikle çocuk ve genç erişkinleri etkileyen ve nadir görülen bir hastalıktır. Kişi, çarpık bir zaman algısı veya görsel algı yaşayabilir, nesneleri (kendi dahil) olduğundan daha küçük, daha büyük, daha yakın veya uzaktaymış gibi görebilir. Olası sebepler arasında epstein-barr virüs enfeksiyonu, kafa travması, epilepsi, tümör ve migren sayılabilir. Aslında, migreni olan kişilerde, bu çarpık görsel algıların, migren baş ağrısından hemen önce meydana gelen aura olabileceğine inanılıyor. Bazı kişilerde gerçek baş ağrısı olmadan migren olabiliyor.

 

Yazının Devamını Oku

Bölgesel yağlanmalar başa bela!

Düz bir karnınız varsa kanser riskiniz daha mı düşük? Karın çevrenizdeki yağ en iltihaplı yağ olsa da bu; basen, kol ve bacaklarınızdaki yağın kanser veya kalp hastalığı riskinizi arttırmadığı anlamına gelmez. Araştırmalar gösteriyor ki vücut kitle indeksi 25 ve üzeri olan kişilerde farklı oranlarda farklı sağlık sorunları oluşuyor.

Fazla yağın hangi bölgenizde olduğu fark etmez. 70 bine yakın kişi üzerinde yapılan bir çalışma obezitenin; hipertansiyon, diyabet ve ‘atriyal fibrilasyon’ (bir tür kalp hastalığı) gibi hastalıklara karşı bir tetikleyici olduğunu gösterdi. Yapılan bu yeni çalışmada, yağı nasıl ölçerseniz ölçün (ister vücut kitle indeksi, ister vücuttaki yağ oranı, ister bel-basen orantısı, boy-kilo orantısı veya bel-basen çevre ölçüsü olsun), aşırı kilolu veya obeziteli olmanın çok sayıda kanser türüne karşı riski arttırdığı anlaşıldı.

Araştırmacılar 9 yıl boyunca kanserli olmayan 437 bin 393 yetişkini (ortalama 56 yaş) hangilerinin kanser olduğunu görmek üzere takip etti. Vücut kitle indeksi 25’in üzerinde olan kadınlarda (‘aşırı kilolu/fazla kilolu’ aralığının başladığı rakam) her 5.1’lik artışta birçok kanser riskinin de arttığı gözlemlendi.

Vücut kitle indeksi 25’in üzerinde olan kadınlarda, her 5.1’lik artışta kanser riski de artıyor.

Mide kanseri riskinin yüzde 35, safra kesesi kanseri riskinin yüzde 33, karaciğer kanseri riskinin yüzde 27, böbrek kanseri riskinin yüzde 26, pankreas kanseri riskinin yüzde 12, mesane kanseri riskinin yüzde 9, kolorektal kanser riskinin yüzde 10, rahim içi (endometrium) kanseri riskinin yüzde 73, meme kanseri riskinin yüzde 8 arttığı görüldü.

Risk artışının aynı zamanda vücut kitle indeksi 25’in üzerinde olan erkeklerdeki her 4.2’lik artışta da geçerli olduğu, ayrıca oranların da diğer tüm aşırı kilo/obezite ölçümleri için geçerli olduğu görüldü. Araştırmacılar aynı zamanda obezite arttıkça bu kanserlere yakalanma ve bu kanserlerden ölme riskinin de arttığını ortaya koydu (menopoz sonrası meme kanseri dışında).

Soru: Kiloyu basenlerime alıyorum ama karnım düz sayılır. Bu, kanser veya kalp hastalığı gibi karın bölgesi yağlanmasıyla ilişkilendirilen tehlikelerden kurtulduğum anlamına mı geliyor?

Cevap:

Yazının Devamını Oku

Gençler de kalp sağlığına dikkat etmeli

Gençlerle sağlık sorunlarıyla ilgili konuştuğunuzda genellikle göz devirir, umursamazlar. Kalp sağlığıyla ilgili olarak endişelenmek sanki yaşı daha ileri olanlar içinmiş gibi düşünürler. Ancak yeni bir araştırma tam tersini söylüyor. Gençken yaptığımız tercihler kalıcı etkiler yaratabilir.

Columbia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ABD’deki 17 yaş üzeri 36 bin 30 genç üzerinde yapılan çeşitli çalışmalardan (‘Toplumlardaki Ateroskleroz Riski’, ‘Genç Erişkinlerdeki Kardiyovasküler Risk Gelişimi’, ‘Kardiyovasküler Sağlık’) elde edilen verileri inceleyerek önemli bir sonuca ulaştı. Düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) seviyesi yüksek olan genç erişkinlerin yaşları ilerlediğinde koroner kalp hastalığı riskleri yüzde 64 artıyordu. Genç erişkinlerdeki yüksek tansiyon da ileriki yaşlarda kalp yetmezliği riskinde artışa neden oluyordu. Kolesterol ve tansiyon konularında kafanız karışabilir. LDL verisinin kötü kolesterol olarak kabul edildiğini hatırlatmakta fayda var.

Yüksek tansiyon veya kolesterolün genç erişkinler için tehlikeli olabileceğiyle ilgili kanıtlar artıyor. Genç erişkinlik boyunca tansiyon ve LDL seviyelerini ideal seviyede tutmak kardiyovasküler hastalık önlemede azımsanmayacak derecede önemli. Journal of the American College of Cardiology’de (Amerikan Kardiyoloji Koleji Dergisi) yayımlanan bir diğer raporsa tüm tıp topluluğunu uyanmaya ve 40 yaş altındaki yetişkinlerin risk faktörlerini daha ciddiye almaya çağırdı. Yaşlarının genç olması bu kişileri ileriki yaşlarda kalp hastalığıyla bağdaştırılan risk faktörlerine karşı dokunulmaz kılmıyor.

Eğer 40 yaşın altındaysanız, sağlıklı hissetseniz dahi sağlık kontrollerinizi aksatmayın. Kalp dostu bir beslenme şeklini tercih edin, haftada en az 5 gün, en az 30 dakikalık herhangi bir kardiyo egzersizi yapın.

TEHDİT EDİCİ DAMAR TIKANIKLIĞI SÖZ KONUSU

Atardamarlarınızda kötü kolesterolün yüksek olması yaşamı tehdit edici tıkanmalara yol açabilir.

LDL seviyesi kan tahliliyle ölçülebilir. 100 mg/dL değerinin altında olmalıdır.

SBP yani sistolik kan basıncı tansiyonunuz ölçülürken doktorun önce söylediği rakam, yani büyük tansiyon değeridir. Kalbiniz attığında veya kasıldığında atardamarlarınızdaki basıncı temsil eder. SBP değeri 120’den düşükse normal kabul edilir.

Yazının Devamını Oku

Kaliteli bir yaşam için 10 basit öneri

İş, çocuklar, sorumluluklar derken sağlıklı alışkanlıklara vakit ayırmak çok da kolay olmuyor. Ama daha kaliteli bir yaşam için sağlığımıza özen göstermek mecburiyetimiz… Bu 10 basit öneriyle daha sağlıklı bir hayatın kapılarını açabilirsiniz. Emin olun, vücudunuz size minnettar kalacak…

ÖĞÜNLERİNİZİ ÖNCEDEN HAZIRLAYIN

İşe giderken yemeklerinizi yanınızda götürmek sizi hazır yiyeceklere mecbur kalmaktan kurtararak kaliteli beslenmenize yardımcı olur. Eğer öğün arasında bir şeyler yeme ihtiyacı hissediyorsanız, minik doğranmış sebze-meyve ve çiğ kuruyemiş gibi atıştırmalıklar hazırlayın.

VİTAMİNLERİNİZİ ALIN

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin bir parçası olan besin maddelerini yeteri kadar aldığınızdan emin olmak için her gün bir multivitamin için. Vitamin şişesini mutfak tezgâhı, komodin veya çantanız gibi devamlı göz önünde olan bir yere koyun.

 

DAHA FAZLA YÜRÜYÜN

Yürümek, spor yapacak vaktiniz olmadığında formunuzu korumanın basit ama en etkili yoludur. Sabah asansör yerine merdiven kullanmaya, öğle arasında 20 dakikalık bir yürüyüşe çıkmaya ve mümkün olan her anda ufak tefek ayak işlerinizi yürüyerek halletmeye çalışın. Günlük rutininize daha fazla yürüyüş eklemek kalp, zihin ve beden sağlığınıza çok iyi gelecek.

Yazının Devamını Oku

Reflüsü olanların daha iyi uyumaları için 3 öneri

Reflü günün her saati rahatsız edici sorunlar yaratır ama göğüs ortasındaki yanma, ağza mide asidi gelmesi gibi semptomlar bizi uykudan bile uyandırabilir. Oysa basit yaşam tarzı değişiklikleriyle deliksiz bir uyku uyuyabilirsiniz.

UYKU POZİSYONUNUZU DEĞİŞTİRİN

Mide içeriği (asidi) mideden yemek borusuna doğru geri kaçtığında reflü (gastroözofageal reflü hastalığı / GÖRH) meydana gelir. Yattığınızda, yerçekimi artık mide asidinin yukarı gelmesini engelleyemez. Ayrıca uyurken daha az tükürük salgılar ve daha az yutarsınız. Tükürük, mide asidini etkisiz hale getirirken yutma asidin aşağı doğru itilmesine yardımcı olur. Tükürük ve yutma azaldığında bu etkiler de azalır. Yapılan çalışmalar eğer reflünüz varsa uyumak için en iyi pozisyonun sol tarafınıza yatmak olduğunu gösteriyor. Böylece yemek borusunun aside maruz kalma ihtimali azalıyor. Sol tarafınıza yatmaya alışık değilseniz, yan yatış yastıklarını deneyebilirsiniz. 

EĞİMLİ UYKU...

Sol tarafınıza yatmayı deneyip bir türlü uyuyamadıysanız biraz eğimli yatmak sizi rahatlatabilir. Uzmanlar en iyi sonuç için başınızı yataktan 10-25 santimetre arası yüksekte tutmanızı öneriyor. Başınızı yukarıda tutmak mide asidinin yemek borusuna ve boğaza doğru gelmesini engeller. Clinical Gastroenterology dergisinde yayımlanan bir araştırmaysa hem sol tarafınıza doğru hem de eğimli uyumanın
en iyi pozisyon olduğunu gösterdi.

GECE İÇKİSİNİ BIRAKIN

Araştırmacılar reflüyle alkol arasındaki bağlantıyı kesinleştirmeye çalışıyor. Zaten birçok çalışma alkolün, özellikle de fazla alkolün reflü semptomlarını kötüleştirdiğini ortaya koyuyor. Yapılan çalışmalar alkolün yemek borusunun altındaki büzücü kasın basıncını azalttığını gösteriyor. Bu da reflü riskini arttırabilir. Yatmadan birkaç saat önce alkol almamak sizi rahatlatır.

Yazının Devamını Oku

Yüksek tansiyonu nasıl düzenlersiniz?

Kalp krizi veya felç gibi sonuçlara yol açabilen yüksek tansiyonla baş edebilmek için önce altındaki sebepleri anlamak gerekir. Aile hastalık geçmişinden uyku düzenine, egzersizden alkol kullanma şekline bazı günlük alışkanlıklarınız yüksek tansiyonun sorumlusu olabilir.

Ne zaman tansiyonunuz ölçülse duyduğunuz değerler kafanızı mı karıştırıyor? Hipertansiyon olarak da bilinen yüksek tansiyon, kalbinizin vücuda kan pompalamasını zorlaştıran birçok farklı faktörün sonucudur. Vücutta bu tarz bir aksama kalp krizi veya felce sebep olabilir. Bu tehlikeli hastalıklar ve diğer sonuçlardan kaçınmak için yüksek tansiyona tam olarak neyin sebep olduğunu bilmek büyük önem taşır. Vereceğim bilgiler sizi şaşırtabilir; asıl sorumlunun günlük alışkanlıklarınız olduğunu fark edeceksiniz.

Kilo alımı: Fazla kilolu veya obez olduğunuzda kalbinizin normalden daha fazla çalışması gerekir. Böylelikle tansiyon değerleriniz de sağlıksız bir seviyeye gelebilir. Değerlerinizi düşürmeye yardımcı olacak bir beslenme planı benimseyerek, düzenli fiziksel aktivitede bulunarak kilonuzu kontrol altında tutun. Unutmayın, eğer tartıdaki rakamlar düşerse tansiyon aletindeki rakamlar da düşebilir.

Hareketsiz yaşam: Devamlı oturmak ve düzenli egzersiz yapmamak birçok sağlık problemine yol açabilir. Bunlardan biri de yüksek tansiyon tabii... Bedeniniz hareketsiz kaldığında kalbiniz de hareketsiz kalır ve olması gerektiği kadar etkin çalışmaz. Bu kalbinizin verimini düşürerek tansiyonunuzu yükseltebilir. Hareketsiz ve tembel bir yaşam tarzı atardamarlarınızı etkileyerek daha fazla plak oluşumuna yol açabilir. Bu da kalp krizi ve diğer hastalıklar için bir risk faktörüdür.

Sık alkol tüketimi: Ölçülü alkol tüketiminin sağlığa bazı durumlarda faydalı olabileceğini biliyoruz. Ancak sık alkol tüketmenin, aynı aşırı alkol tüketmek gibi, merkezi sinir sistemini etkilediği ve dolaylı olarak da kalp ve kan basıncını yani tansiyonu etkilediği kanıtlandı. Bir oturuşta biraz alkol almak bir süre için tansiyonunuzu yükseltebilir ancak devamlı alkol tüketmek değerlerinizi kalıcı olarak arttırabilir. Eğer alkol tüketmekten vazgeçmek istemiyorsanız alkolle ilgili standart sağlık kuralına uyun: Kadınlar için günde bir kadeh, erkekler içinse iki kadeh... Kadeh derken 340 ml bira, 125 ml şarap veya 43 ml likör kastediyorum.

Düzenli takip: Yukarıda saydıklarımın dışında sigara içmek, ailede hipertansiyon geçmişi, yanlış beslenme, uyku apnesi, ırk, cinsiyet ve yaş gibi faktörleri de tansiyonu etkileyen unsurlar arasında sayabiliriz ancak bunlarla da sınırlayamayız. Hipertansiyonunuz olduğunu düşünüyorsanız doktorunuzla görüşmeli, gerekiyorsa tedavi olmalısınız. Senelik kontrollerinizde her zaman tansiyon değerlerinizi takip ettirin, eğer rakamlar kafanızı karıştırıyorsa, doktorunuzdan açıklamasını isteyin.

İKİ HAFTA İÇİNDE ETKİ GÖSTERİYOR

DASH Diyeti (Dietary Approaches to Stop Hypertension-Hipertansiyonu Durdurmaya Yönelik Beslenme Yaklaşımları), yüksek tansiyonunu düşürmek ve genel sağlığını iyileştirmek isteyenler için tasarlanmış bir beslenme planıdır. Yapılan araştırmalar bu diyetin sodyumu sınırlandırmaya, doğru porsiyon miktarlarını öğrenmeye ve kendi vücudunuz için en iyi besinleri seçmeye yardımcı olarak, iki hafta içinde tansiyon değerlerini düşürdüğünü gösteriyor. Bu arada DASH sadece hipertansiyonu olan kişiler için değil kilo vermek ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek isteyenlerin de uygulayabileceği bir beslenme planı.

Yazının Devamını Oku

Duyduğunuzda şaşıracağınız, kilo vermeye yardımcı 7 gıda

Belki atalarımızın yeme düzeninde yeri olmadığı, belki bir arkadaşınız size iyi gelmeyeceğini söylediği, belki de ünlü biri çıkıp bir yiyeceği bırakarak doğum kilolarından nasıl kurtulduğunu anlattığı için... Bazı gıdaları diyetinizden hangi sebeple çıkarmış olursanız olun, size bilimin, bu sağlıklı gıdaların beslenmenize eklenmesini neden desteklediğini anlatayım...

 

MUZ

Yüksek şeker ve karbonhidrat içerdiği için bu meyveden uzak mı duruyorsunuz? Tabii ki günde birkaç muz yemek kilo vermenizi engeller ama bir tane muzu yoğurdunuzun üzerine doğramak, tatlı krizinizi gidermek için sağlıklı bir atıştırmalık alternatifidir. Vitamin, mineral ve lif zenginidir. Çoğumuzun daha az kaloriyle daha tok hissetmek için daha fazla lif tüketmesi gerekiyor.


TAM BUĞDAY EKMEĞİ

İşlenmiş tahıllar yerine tam tahıllar tüketmek, metabolizmanızın hızlanmasına ve kilo vermenize yardımcı olur. Tam buğday ekmeği, yulaf, arpa ve esmer pirinç gibi tam tahılları makul miktarda tüketmiyorsanız gerekli lifi, B vitaminlerini ve mineralleri alamıyor olabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Sessiz katil: Yüksek tansiyon

Aynı cinayet romanlarındaki gibi, sizin de bedeninizin içinde sessiz bir katil dolaşıyor olabilir. Her 3 yetişkinden 1’inde yüksek tansiyon var, üstelik birçoğu bundan habersiz...

Tedavi edilmeyen hipertansiyon ya da yüksek / yükselmiş tansiyon, uzun süre fark edilmeyebilir çünkü yüksek kan basıncına sahip kişilerin çoğu herhangi bir semptom hissetmez. Gerçek şu ki, ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’ne göre her 3 kişiden 1’inin yüksek tansiyonu var ama bunu bilmeden yaşıyor. Tedavi edilmediği takdirde; hipertansiyon kalp krizi, felç, anevrizma yırtılması, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, bacak damar tıkanıklığı, demans, körlük de dahil olmak üzere çeşitli görme problemleri ve cinsel işlev bozukluğu gibi hastalıklarla ilgili riski önemli oranda arttırabilir.

130/80’in üzerindeki değerler hipertansiyon olarak kabul ediliyor.

Kan basıncınız, büyük rakam olan sistolik (büyük tansiyon) ve düşük rakam olan diyastolik (küçük tansiyon) olarak iki değerden oluşur. Sistolik basınç, kalbinizin kasılmasıyla atardamarlarınızda oluşan basınçtır. Diyastolik basınçsa kalbin gevşediği zaman atardamarda oluşturduğu daha düşük basınca deniyor. Yaşımız ilerledikçe geniş damarlardaki sertleşme arttığı için bu iki değer de yükselme eğilimi gösterir. Korkunç olan, çalışmalara göre sistolik basınçta meydana gelen yalnızca 20mm Hg’lik veya diyastolik basınçtaki yalnız 10mm Hg’lik bir artış bile kişinin kalp hastalığı veya felç kaynaklı ölüm riskini iki kat arttırıyor.

KİLO VERMEK ETKİLİ

Amerikan Kardiyoloji Koleji ve Amerikan Kalp Derneği, 2017’de yüksek tansiyon yönergelerini revize etti. Yeni sınırlara göre, 120/80 mm Hg’nin altındaki kan basıncı normal. Yüksek ya da yükselmiş tansiyon 120-129/80, hipertansiyonsa 130/80 üzerindeki değerler olarak kabul ediliyor. Ayrıca küçük tansiyonunuz yani diyastolik kan basıncı 80’in üzerindeyse hipertansiyonunuz olduğu anlamına geliyor.

Yüksek kan basıncı veya hipertansiyonu olan kişiler tuz tüketimi kısıtlaması gibi beslenme değişiklikleri, kilo vermek (4.5-5 kilo vermek kan basıncınızı 5 ila 10 mm Hg düşürebilir), spor yapmak, sigarayı bırakmak ve günde 1-2 içkiyi aşmayacak şekilde alkol tüketimini sınırlandırmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri yapmalıdır.

Tansiyon değerlerinize ve diğer kardiyak risk faktörlerinize göre (diyabet veya ailede kalp rahatsızlığı geçmişi gibi) doktorunuz size ilaç tedavisi de önerebilir. Zaten medikal tedavinin hem tansiyon hem sağlık çıktıları açısından son derece destekleyici olabildiği net bir şekilde kanıtlanmıştır.

Yazının Devamını Oku

Uzun yaşamın 3 sırrı

100 yaşına kadar yaşamak yalnızca o yaşa kadar gelmeyi başarmak değil, aynı zamanda bu yolda attığınız her adımda iyi hissetmektir. Size vereceğim ipuçlarıyla sağlıklı şekilde yaşam sürenizi arttırmanın yollarını öğrenebilirsiniz.

D VİTAMİNİNE DİKKAT EDİN

Yapılan yeni araştırmalar D vitamininin insanda kanser hücrelerini öldürdüğünü gösteriyor. Ayrıca D vitamini seviyesi düşük kişilerin diyabet, astım ve hatta belirli kanser türlerine karşı daha fazla risk taşıdıkları görülüyor. Günde 1000 IU (birim) D vitamini kullanmayı deneyin.

ARKADAŞLARINIZLA KAHVE İÇİN

Yoğun temponuzda bazen arkadaşlarımıza vakit ayırmakta zorluk çekebiliriz. Oysa sevdiklerimizle vakit geçirmek önemlidir. Yaşam süresini uzatmaya gelirsek... Sosyal izolasyon günde 15 sigara içmekle eşit. Kendinize söz verin ve haftada bir dışarı çıkıp bir arkadaşınızla buluşmayı deneyin.

YABANMERSİNİ YİYİN

İster tek başına, ister başka gıdalarla birlikte yiyebileceğiniz bir meyve yabanmersini... Yoğurdunuza, yulafınıza, granolanıza veya meyveli smoothie’nize katmayı deneyin. Yabanmersininde hem güçlü antioksidan hem de anti-inflamatuar özellikleri olan flavonoid ve antosiyaninler bulunur. Yapılan çalışmalar, beslenmelerinde bol miktarda yabanmersini tüketen kadınların bilişsel gerilemelerini 2.5 yıla kadar yavaşlatabileceğini gösteriyor. Tufts Üniversitesi’nde yapılan hayvan çalışmaları sonuçlarıysa yabanmersini tüketmenin kısa vadeli hafıza kaybının iyileşmesine veya ertelenmesine yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor.

 

Yazının Devamını Oku

Yaz sıcaklarıyla başa çıkma ipuçları

Yılın en sevdiğim zamanı, yaz geldi. Günlük stresten uzaklaşmak için mümkün olduğunca doğada vakit geçirmeye çalışıyoruz. Tabii bu belli riskleri beraberinde getiriyor. Sağlığınızı koruyarak yazın, açık havanın tadını rahat rahat çıkarmak için bu beş öneriye göz atın.

Sert kış ayları boyunca içimden pek bir şey yapmak gelmediği için oldukça  hareketsizdim. Güneş ışığını tenimde hissetmek tabii ki tüm problemlerimi alıp götürmüyor ancak hayat daha kolaylaşıyormuş hissini bir şekilde verdiği kesin... O yüzden yılın en sevdiğim zamanı güneşin saat 7.00’den sonra battığı ve kat kat kıyafetlerden kurtulduğum zamandır.

Büyürken yaz ayları benim için okulun sonunda kapandığı gerçeğiyle bağdaşıyordu. Şimdiyse doğa sayesinde özüne dönerek günlük stresten kaçmak için vakit bulmaya çalışmak anlamına geliyor. Açık havada olma fırsatını bir saniye bile kaçırmak istemiyorum. Eğer siz de benim gibi bütün yıl yazın gelmesini beklediyseniz, tadını çıkarabilmek için sinsice kurduğu tuzakları ve bunlardan nasıl korunacağınızı öğrenelim.

KENDİNİZİ SERİN TUTUN

Uzun süre sıcağa maruz kalmak ısı krampları, sıcak bitkinliği ve migren gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu ısı kaynaklı hastalıklardan korunmak için günün
en sıcak saatleri olan öğlen 12.00-15.00 arasında dışarıda kalmamaya çalışın. Eğer dışarıda olacaksanız açık renkli, hafif ve bol kıyafetler giyin ve mümkün olduğu kadar gölgede kalın. Eğer baş dönmesi, baş ağrısı, kas ağrısı, mide bulantısı gibi sıcak bitkinliği semptomları hissederseniz anında gölgeye gidin ve su için. Eğer semptomlar kötüleşirse bu kalp krizi belirtisi olabilir, bu yüzden anında acil servis veya ambulansı arayın.

SUSUZ KALMAYIN

Yazının Devamını Oku

D vitaminine ihtiyacınız olabilir mi?

Son zamanlarda depresif hissediyor ve evde daha fazla mı vakit geçiriyorsunuz? Kemik ve kas ağrılarınız mı var? Vücudunuz size D vitamini eksikliği sebebiyle sinyal veriyor olabilir. Hastalıklara karşı savunmasız kalmamak için yeterli oranda D vitamini aldığınızdan emin olmak istiyorsanız bu önerilere bir göz atın.


D vitamini seviyesi yüksek olanlar COVID-19’u daha hafif atlatıyor.

Vücudumuza kalsiyumu emmesi için yardımcı olan D vitamini kemiklerimizin de güçlü kalmasını sağlar. Aynı zamanda anti-inflamatuar ve antioksidan özellikleriyle bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirir. Bu açıdan pandemi dönemi ya da sonunda sosyalleşmeye başlayacağımız günler için büyük önem taşıyor. Son zamanlarda COVID-19’la

D vitamini arasındaki ilişkiye yönelik araştırmaların sayısı da oldukça arttı. Çalışma sonuçları, kan değerlerinde D vitamini yüksek olanların hastalığı daha hafif atlattığını gösteriyor. Bu nedenle, sağlık otoriteleri özellikle pandemi sürecinde yeterli D vitamini alımını destekliyor.

Belirtmek istediğim diğer bir konuysa D vitamininin kadın sağlığı üzerindeki etkisi. Kadın vücudu biyolojik olarak çeşitli evrelerden geçer ve her evre farklı ihtiyaçlar doğurur. Çocukluk çağında oluşturulan sağlıklı iskelet sistemi hayatın ileriki dönemleri için çok önemlidir. Menopozda D vitamininin kemikler için önemi tekrar ortaya çıkar. Zira östrojen hormonunun kaybıyla beraber osteoporoz dediğimiz kemik erimesi ve kalp damar hastalıkları riski artmaya başlar. Özellikle kemik desteği için kalsiyum alanlarda D vitamini mutlaka K vitaminiyle desteklenmelidir. K vitamini, kalsiyumun kemiklere ulaşmasında D vitaminine yardımcıdır ve kalsiyumun kemik dışı birikimlerine engel olarak dokuları korur.

Peki, kas-kemik sağlığı, kronik yorgunluk ve osteoporoz gibi sağlık sorunlarının en büyük destekçilerinden biri olan D vitamininin vücudunuzda yeterli seviyede olup olmadığını nasıl anlarsınız? Üç soruda bilmeniz gerekenleri anlattım...

İLERİ YAŞLARDA EKSİKLİĞİ GÖRÜLEBİLİR

Yazının Devamını Oku

Gerek olmadığı halde endişe duyduğumuz 5 sağlık efsanesi

Sağlığımız söz konusu olduğunda bazen çeşitli kaynaklardan duyduğumuz farklı farklı bilgiler kafamızı karıştırabiliyor. İşte dikkat etmemiz gereken 5 sağlık hurafesi ve bunlara dair doğru bilgiler...


Tüm ailede varsa sizde de kalp hastalığı gelişir mi? Günde sekiz bardak mı su içmeliyiz? The Dr. Oz Show’da ağırladığım Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nden kardiyoloji uzmanı Dr. Marc Eisenberg sağlıkla ilgili beş efsanenin doğrusunu açıklıyor.

YALNIZCA İLERİ YAŞTAKİ ERKEKLER Mİ KALP KRİZİ GEÇİRİR?

ABD’de her 5 kadından 1’i kalp hastalığından yaşamını yitiriyor. Bu da kalp hastalığının hem kadın hem erkekler için ölüm sebepleri arasında başı çektiği anlamına geliyor. Ayrıca genç nüfusta bel çevresi kalınlığının artmasıyla birlikte kalp hastalığı 65 yaş altı kişilerde daha yaygın hale gelmeye başlıyor. Belki de bu yazıyı okur okumaz, bugün spora başlamanın tam zamanıdır.

TÜM AİLEDE KALP HASTALIĞI VARSA SİZDE DE OLACAK DEMEK MİDİR?

Kalıtımsal olarak bize geçecek sağlık sorunları için hiçbir şey yapamayacağımız düşüncesi doğru değildir. Ailenizde herkes kalp krizi geçirmiş olsa bile kendi riskinizi azaltabilirsiniz. Sigara içiyorsanız, bırakın. Yüksek tansiyonunuz, yüksek kolesterol veya diyabetiniz varsa tedaviye başlayın. Uzun saatleri oturarak geçiriyorsanız haftada en az dört-beş kere 30 dakikalık tempolu yürüyüşe başlayın. Bu yeni egzersiz düzeninde göğüs ağrısı veya baş dönmesi hissederseniz doktorunuza gidin.EKLEMLERİNİZİ ÇITLATMANIZ ARTRİTE (EKLEM İLTİHABI) NEDEN OLUR MU?

Araştırmalara göre devamlı parmak çıtlatmakla artrit olma riskimiz artmıyor. Bu çıtlama sesi şöyle meydana gelir: Ekleme baskı uyguladığımız sırada eklem kapsülünü gerginleştirmiş oluruz. Böylece eklem sıvısı içerisindeki gazlar hızlı bir şekilde sıvıdan serbest kalır. Duyduğumuz ses de bu gaz baloncuklarının patlamasıyla oluşur. Fakat yapılan bir çalışmaya göre sürekli eklem çıtlatmak kavrama gücünüzü azaltabilir.

GÜNDE SEKİZ BARDAK SU İÇMENİZ GEREKİYOR MU?

Yazının Devamını Oku

Glikoz seviyenizi düşürmeye yarayacak 6 basit taktik

Diyabet, çağımızın en önemli hastalıklarından biri. Yediğimiz besinlerin birçoğu hiç öyle olduğunu düşünmesek bile şeker içeriyor. Önerdiğim taktiklerle kandaki glikoz seviyenizi düşürebilir ve diyabetten korunabilirsiniz.

Diyabet, ABD’de ölüm ve engelliliğin başlıca sebeplerinden biri olan kronik bir hastalık. Türkiye’deyse 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon diyabet hastası olduğu ve bu rakamın toplam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine denk geldiği belirtiliyor. Yediğimiz besinlerin birçoğu ilk bakışta anlaşılamayacak şekilde şekerle gizlidir. Aşağıdaki beslenme hilelerini okuyarak kandaki glikoz seviyenizi nasıl düşüreceğinizi ve böylece diyabetten nasıl korunabileceğinizi öğrenebilirsiniz. 

KESME YULAF

Çoğu zaman ‘çelik kesim yulaf’ olarak karşımıza çıkan bu çeşit, yulafın ezilmeden önceki, çelikle ilk kesilmiş halidir ve yulafın en az işlenmiş hallerinden biridir. Diğer türleri gibi lif bakımından zengin olup harika bir demir ve protein kaynağıdır. Yulaf ezmesi veya hazır yulaflardan farklı olarak çelik kesim yulaf buharda işlem görmemiştir, suyu daha hızlı emmesi için ezilip düzleştirilmemiştir. Bu sayede yulafın vücutta parçalanıp emilmesi daha uzun sürede gerçekleştiği için kan şekerimiz çok daha yavaş yükselir. Yüksek lif içeriği ve yavaş sindiriminden dolayı bu yulaf aynı zamanda insanı daha uzun süre tok tutar.

NİŞASTASIZ SEBZELER

Brokoli, ıspanak ve taze fasulye gibi sebzeler yüksek lif içerir ve nişasta oranları düşüktür. Sonuç olarak porsiyonlarınıza zenginlik katar ve doymanızı sağlar. Az miktarda nişasta, vücudun kolayca parçalayabileceği şeker olduğu için doyurucu bir öğünden sonra bile kan şekerinizin düşük kalması anlamına gelir. 

TARÇIN

Kahvenize şeker yerine biraz tarçın eklemek, vücudunuza şeker almadan tatlı aroma katmanıza yardımcı olur. Ayrıca sınırlı veriler tarçının kan şekeri seviyesini daha iyi kontrol altında tutmada yardımcı olabileceğini gösterdi.

Yazının Devamını Oku