Anksiyeteniz mi var, yoksa anksiyete bozukluğunuz mu?

Anksiyete, strese karşı bizi koruyabilecek, normal hatta yardımcı bir tepkiyken ‘anksiyete bozukluğu’ aşırı derecede kaygı ve korkuya neden olur. Hepimizin anksiyetenin belirgin semptomlarını yaşadığı şu günlerde işaretleri bilmek, bununla başa çıkmak için yol gösterici olabilir.

Anksiyeteniz mi var, yoksa anksiyete bozukluğunuz mu
Genel anksiyete bozukluğu çeşitleri altı başlıkta toplanabilir. Bunların tamamı doktorunuzla en az bir kez de olsa görüşmeyi gerektirir.

Yaygın anksiyete bozukluğu: Yaygın anksiyete bozukluğu, anksiyetenizin genel bir durum olduğu ve herhangi bir konuya ya da duyguya bağlı olmadığı anlamına gelir. Yaygın anksiyete bozukluğuna sahip olan kişiler işyerinde, okulda veya gün içinde oluşabilecek herhangi bir durumda çok şiddetli stres yaşayabilirler. Eğer bu stres durumu hayatın diğer yönlerini de ele geçirmeye başlıyorsa (örneğin vücudunuz kas ağrısı, bulantı veya ishal gibi fiziksel tepkiler veriyorsa) bu durum anksiyete bozukluğunun göstergesi olabilir.

Panik bozukluk: Hiç beklenmedik anlarda panik atak geçirme halidir. Panik atak, ani ve şiddetli bir korku hissetme durumuna denir. Panik atak geçiriyorsanız kendinizi sersemlemiş hissedebilirsiniz, kalbiniz hızlı çarpabilir ve hatta çarpıntı yaşayabilirsiniz. Ayrıca nefes almakta zorluk çekebilir veya genel olarak (ve çoğunlukla korkutucu bir şekilde) her şeyin kontrolünüzden çıktığı hissine kapılabilirsiniz.

Fobiler: Yükseklikten karanlığa, turşudan yılana kadar her şeyden korkanlar olabilir. Korktuğunuz şeyle karşı karşıya gelmekten mantıksız ve aşırı derecede endişe duyar ve bu şeyden uzak durmaya çalışırken bu durumu hayatınızı etkileyecek aşamaya getirebilirsiniz.

Sosyal anksiyete bozukluğu: Yargılanmaktan duyulan endişe sebebiyle sosyal ortamlarda bulunmaktan korkmaya denir. Günlük yaşanan sosyal etkileşimlerde aşırı derecede içine kapanık hissedebilirsiniz. Korku o kadar şiddetlidir ki günlük aktivitelerinizi etkilemekle kalmaz, arkadaş edinme ve arkadaş kalmayı çok zorlaştırır.

Ayrılık anksiyete bozukluğu: Çoğunlukla çocuklarla bağlantılıdır… Küçük bir çocuğun ebeveyninden ayrılırken kopardığı kıyamete mutlaka denk gelmişsinizdir. Ancak bu akıl sağlığı bozukluğu yetişkinlerde de görülür. Sevdiğiniz kişilerden uzak kalmaktan veya onların başına bir şey gelmesinden mantıksız derecede korkabilir ve yalnız kalmaktan endişe duyabilirsiniz. Ayrılacağınıza dair kâbuslar görebilir, baş ağrısı çekebilir ve hatta panik bozukluk geliştirebilirsiniz.

Travma sonrası stres bozukluğu: Travmatik bir durum yaşandığında herkesin fiziksel veya mental olarak verdiği bir tepki vardır ancak çoğunlukla doğal olarak iyileşiriz (tedavi görmeden). Eğer bu travmadan sonra iyileşemediyseniz travma sonrası stres bozukluğuna sahip olabilirsiniz. O olaya bağlı sorunlar yaşamaya devam edebilirsiniz, bu durum korku dolu ve beklenmedik geriye dönük anıları hatırlama, kötü rüyalar görme, korkunç ve kontrol edilemez düşüncelere sahip olma şeklinde ortaya çıkabilir. Size o tecrübeyi hatırlatacak şeylerden uzak durmaya çalışabilir veya daha çok semptom göstermeye başlayabilirsiniz.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kalp krizi ile kalp yetmezliği arasındaki farklara dikkat!

İnsanlar kalple ilgili problemleri düşündüğünde akıllara ilk olarak kalp krizi gelir. Ancak konu kalp sağlığı olduğunda odaklanılması gereken başka bir sorun, daha az bilinen kalp yetmezliğidir. Aslında yaygın olsa da birçok insan kalp yetmezliğinin tam olarak neyi ifade ettiğinden emin değil, kalp kriziyle kalp yetmezliğini eşit tutuyor. Eğer özellikle kalp sorunları olan bir aile öykünüz varsa her ikisinin de risklerini ve belirtilerini bilmelisiniz.

Kalp krizi genellikle televizyonda ya da sinemada, yaşlı bir insanın (çoğu zaman bir erkek) dramatik bir şekilde göğsünü tutup yere düşmesiyle tasvir edilir. Bu tamamen yanlış olmasa da betimleme şekli kalp krizinin bazı önemli belirtilerini göstermekte eksik kalıyor.

Kalp krizi sırasında kalbe kan akışı kesilir; genellikle bir kan pıhtısı veya ana damarlardan birinde plak artışı nedeniyle... Kalp kası, gereken oksijeni alamaz ve ölmeye başlar. Kalp krizi geçirenlerin acilen hastaneye kaldırılıp tıkanıklığın çözülmesi, kan akışının yeniden başlatılması gerekir.

Kriz belirtileri nelerdir?

Kalp krizinin belirtilerine televizyonda gösterilenler dahil ancak daha az bilinenleri de var. Birçok insan göğüste veya boyunda başlayıp kol, çene veya sırta doğru yayılabilen baskı, daralma, acı ve sıkışma hissini biliyor. Daha az bilinenler mide bulantısı,  yanması, sindirim güçlüğü, karın ağrısı, nefes darlığı, bayılma hissi, yorgunluk.

İlginç bir şekilde genellikle göğüs ağrısı erkeklerde en çok göze çarpan belirtidir ancak kadınlarda farklı belirtiler vardır ve bunlar kalp krizi işaretleriyle bağdaşmaz. Bu durum, neden bazen kadınların kalpte hasar oluştuktan sonra acile götürüldüğünü açıklıyor. Kadınlardaki bazı kalp krizi belirtileri terleme, bulantı, kusma, hazımsızlık hissi, yorgunluk, çene ağrısı ve nefes darlığı olarak sayılabilir.

Kalp yetmezliği nedir?

Kalp krizi bir anda oluşabilecekken kalp yetmezliği zamanla kötüleşen belirtilerle yıllar içinde gelişebilir. Yetmezlik, kalp kası vücudun ihtiyacı olan miktarda kanı pompalayamadığı zaman oluşur. Bazen de kalbe pompalayacağı miktarda kan dolmaz. Kalp vücuda yeterince kan pompalayamaz ve vücut telafi için diğer sıvıları tutmaya çalışır. Bu da kalbi strese sokup yetmezliği daha kötü hale getirir. 

Kalp yetmezliğinin en yaygın belirtileri nefes darlığı, yorgunluk ve vücudun ayak bileği, ayak, bacak, karın ve boyun damarları gibi bölgelerinde şişlik olarak sayılabilir. Kalbiniz zayıfladıkça sıvı birikimi de artar ve belirtiler kötüleşir. Bu sıvı birikimi aynı zamanda kilo alma, sık tuvalete çıkma ve yatarken öksürmeye de neden olur.

Yazının Devamını Oku

Midenizdeki sorun ciddi mi? 5 belirtiye dikkat!

Mide ağrısı stresten sinire, çok yemekten hızlı yemeye kadar birçok farklı günlük faktörden dolayı oluşabilir. Ancak bazen mide probleminizin başka nedenleri vardır. Bunun muhtemelen doktorunuzu ziyaret etmenizi gerektirecek daha ciddi bir sağlık sorunu olabileceğini gösteren bazı belirtilere birlikte göz atalım.

1) Her seferinde aynı noktada ağrı

Eğer her seferinde midenizin aynı kısmında kramp veya ağrı hissediyorsanız ağrının şiddetini belirleyin. Eğer çok aşırıysa acile gitmeniz gerekebilir. Eğer kronikse ve şiddetli değil ama yavaş yavaş daha kötüye gidiyorsa herhangi bir sağlık sorunu ihtimalini bertaraf etmek adına doktorunuzu görmelisiniz.

2) Midede sürekli gaz

Eğer midenizde düzenli olarak gaz problemi yaşıyorsanız yediğiniz bir besinle semptomlarınız arasında bir bağlantı olup olmadığını belirlemeniz gerekebilir. Vücudunuzun sindirmekte zorlandığı bir besin nedeniyle aşırı gaz oluşabilir. Midede sürekli gaz oluşmasının diğer bazı sebepleriyse enflamatuar bağırsak hastalıkları veya ince bağırsakta aşırı bakteriyel gelişim olabilir ve bu diyabet için komplikasyon oluşturabileceğinden tedavi gerektirebilir. 

3) Kanamanız oluyorsa...

Eğer tuvalete çıktığınızda kanamanız oluyorsa bu bir hemoroit (basur) belirtisi olabilir ve kolayca tedavi edilebilir; ancak bazı durumlarda biraz daha ciddi sorunlara işaret etmesi de mümkündür. Eğer dışkınız bir anda çok koyu görünmeye başladıysa bu dışkınızın içinde kan olduğunun bir göstergesi olabilir. Böyle bir durumda hemen doktorunuzu görmeniz gerekir. 

4) Sürekli şişkinlik

Şişkinliğin normal bir yanı olsa da bazen tıbbi yardım almanız veya beslenme düzeninizde değişiklik yapmanız gerektiğini gösteren bir işaret olabilir. Eğer şişkinliğiniz sürekli hale geldiyse beş günlük bir günlük tutun ve her şişkinlik hissettiğinizde neyi, ne zaman, ne kadar yediğinizi not edin. Bu faktörleri gözlemleyerek düzenli bir sebebe bağlı olmadığını anlarsanız doktorunuzu görün.

Yazının Devamını Oku

Stresli bir mesleğiniz varsa dikkate almanız gereken 4 öneri

Ne iş yaparsanız yapın, stres bir şekilde hayatınıza dahil oluyor, kuvvetle muhtemel ofisten çıktığınızda da sizinle kalıyor. Bunun birçok olumsuz etkisi var.


Akut stres, kısa zaman içinde gelip giden stres türüne denir. Vücudumuz bu durumla başa çıkmak için kortizol gibi hormonlar salgılamaya başlar. Baş ağrısı ve karın ağrısına sebep olabilir; konsantrasyon güçlüğü ve asabiyete neden olabilir.

Kronik stresse daha uzun vadeli, depresyon, anksiyete, obezite, akne, kalp rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Eğer kronik strese sahipseniz vücut sürekli bir alarm durumundadır ve buna bağlı olarak asıl tehlike çoktan geçmiş olsa bile kortizol hormonu seviyesi hep yüksektir. Bu sürekli yüksek alarm durumunda olma hali uyku, sindirim ve kilo alma şekli gibi vücudun birçok sürecini kötü etkileyebilir. Bu reaksiyonları önleyebilmek adına iş bağlantılı stresi kontrol altına alabilmek için bazı kolay yöntemlere göz atalım.

İŞ-YAŞAM SINIRLARI KOYUN

Bazı kariyer dalları ofis dışında da çalışmayı gerektirir. Sürekli çalışıyor olmanız sebebiyle strese girebilirsiniz. Konu akıl sağlığınız olduğunda sevdiğiniz kişilerle zaman geçirmek ve kendinizle ilgilenmek çok önemlidir. İş ve yaşam arasındaki dengeyi oluşturabilmek için sizden beklentileri belirleyin.

YÖNETİCİNİZDEN YARDIM İSTEYİN

Eğer önceliklerinizle ve iş yükünüzle ilgili sorunlar yaşıyorsanız bunu çözmek için yöneticinizle konuşmanız oldukça önemlidir. Üzerinde çalıştığınız her şeyi ve alınması gerektiğini düşündüğünüz aksiyonları bir ‘yapılacaklar listesi’ hazırlayarak bir araya getirin. Böylece planlı davranın.

AKIL SAĞLIĞI İÇİN BİR GÜN İZİN ALIN

Yazının Devamını Oku

Güzel bir gülümseme için sağlıklı tarifler

Kanser, diyabet, kalp hastalıkları gibi sağlık problemlerine iyi gelen yiyeceklerin birçoğu dişeti çekilmesi, çürük gibi ağız sağlığı sorunlarının önlenmesine de yardımcı oluyor. Örneğin kereviz ve lahana iltihap oluşumunu önlüyor, karalahana süttekinden daha fazla kalsiyum içeriyor.


Bedeniniz için iyi olan her şey ağzınız için de iyidir. Bu şu anlama geliyor; sebze, tam tahıl ve baklagil gibi bitki kökenli yiyecekler vitamin, mineral ve antioksidan açısından zengin oldukları için oldukça faydalıdır.

Bitki kökenli beslenme düzenindeki yiyeceklerin neredeyse tamamı ağız sağlığınız için yararlıdır. Kereviz ve lahanayı ele alalım.

Kereviz liflerden oluştuğu için çok yararlıdır ve bunu çiğnemek dişleri temizlemeye yardımcı olur; bu lifleri diş fırçasının kılları gibi düşünebilirsiniz. Lahanaysa antioksidan ve iltihap önleyici besinlerin deposudur, bu da dişeti sağlığı için faydalıdır.

Kalsiyum zengini besinler dişlere faydalı

Kalsiyum bakımından zengin besinler de diş sağlığınız için yararlıdır ancak bu besinlerden en iyisinin süt olduğuna dair şehir efsanesine kanmayın.

Kalsiyum bakımından zengin besinlerin diş çürümesini önlediği doğru olsa da sütte yüksek oranda doğal veya katkı olarak eklenmiş şeker bulunabilir. Diğer zengin kalsiyum kaynakları tofu, kalsiyum takviyeli soya sütü ve karalahana olarak sayılabilir.

Daha parlak ve sağlıklı bir gülümsemeye hazır mısınız? Ağız sağlığınızı güçlendirmek için yandaki tarifleri deneyin...

Yazının Devamını Oku

Doğru tava nasıl seçilir?

Hangi tavalar kızartma için daha uygun? Yapımında kullanılan güvenli maddeler neler? Hem temizlikten zaman kazanmak hem de ailenizin sağlığı için evde başka hangi ürünleri bulundurmak gerekiyor?

Kızartma tavasını yapışmaz yapan şey ne?

Yapışmaz tavaların daha pürüzsüz ve sürtünmesiz olabilmesi için tavanın pürüzlü kenarları üzerine kaplanan bir madde bulunur. Yapışmaz tavaların iki türü vardır: PTFE ve seramik. PTFE yapışmaz tavalar uzun yıllardır kullanılıyor ve piyasadaki yapışmaz tavalar arasında en yaygın olanlardan biri. Kaplama, tava yüzeyine spreyle uygulanır ve kurumaya bırakılır, sonrasında tava üzerindeki kaplamayı elinizle hissedebilirsiniz. Yüksek oranda su geçirmezdir ve yiyeceklerin suyunu geçirmez, ayrıca yapışmaz kaplama soyulmadığı sürece tavanın üzerinde kalan yiyecek kalıntılarının da tava yüzeyine yapışmasını engeller. Seramik tavalarsa kum ve taş gibi doğal maddelerle kaplandığı için PTFE’den daha sağlıklı ve güvenli olarak bilinir. Kaplamada yer alan kil benzeri maddede silikon bazlı bir yağ bulunur ve sıcaklık arttıkça bu kaplama çözünmeye başlar. Ancak bu henüz kanıtlanmış değildir ve seramik kaplama PTFE kadar dayanıklı değildir, ovalandıkça kolayca soyulur.

Yapışmaz tava kaplamaları güvenli mi?

Bundan birkaç yıl önce, PTFA’nın içinde bulunabilen PFOA’nın zararlı olduğu ve kansere yol açabileceğine dair endişeler vardı. Sonrasında büyük fabrikalar PFOA’nın, 2015’e kadar aşamalı olarak kullanımının durdurulacağı konusunda anlaştılar ve bunu başarılı bir şekilde uyguladılar. Eğer endişe ediyorsanız satın alacağınız pişirme malzemesinin üzerinde özellikle ‘PFOA bulunmamaktadır’ veya ‘PFOA kullanılmadan üretilmiştir’ yazıp yazmadığına bakın.

Amerikan Kanser Derneği’ne göre, pişirme malzemesi önerildiği şekilde kullanıldığı sürece PTFE’nin kendisi genel olarak güvenlidir.
Alışveriş ve temizleme tüyoları

- Yapışmaz tavaların temizliği için metal ürünler kullanmayın, kaplamasına zarar verir. Kauçuk veya tahta spatula kullanın ve tavaları bulaşık makinesinde değil, her zaman elde yıkayın.

Yazının Devamını Oku

Yazın tadını çıkarmak yine de mümkün

Kısıtlamalar hafifletilip yaz etkisini gösterince insanlar bir şeyler yapmak için heveslendi. Üstüne bir de Kurban Bayramı tatili geldi. Salgının devam ettiğini unutmayın ama yine de yapılabilecek bazı yaz aktiviteleri var...


Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Salgının ardından normal bir hayata geçtik. Ancak bu ‘yeni normal’. Lütfen, bayram boyunca bunu aklınızdan çıkarmayın. Dini görevlerinizi yerine getirirken maske, sosyal mesafe ve kişisel hijyen kurallarını unutmayın.

Bu, çok fazla et tüketilen bir bayram. Bu nedenle sağlığınız için günlük et tüketimine de dikkat edin. Kırmızı etin fazla tüketimi sağlığı olumsuz etkileyebilir. Kalp hastalığı olanlar, tansiyon hastaları ve kronik hastalığı olanlar günde sadece bir kez et yemeli. Kurban etini bir gün dinlendirin. Etin yanında bol bol salata ve sebze yiyin.

Gelelim yeni normal hayata... Önemli soru şu: İşletmeler açılsa bile evinizden çıkmalı mısınız? Yapabileceğiniz güvenli yaz aktiviteleri var mı?

Halk sağlığı kurallarına uymaya devam etmek ve risk seviyesini değerlendirmek önemli. Ancak kurallara uyarsanız eğlenceli ve güvenli bazı aktiviteler var.

ARABA YOLCULUĞU GÜVENLİ Mİ?

Uzun mesafelere seyahat etmenin lüzumsuz bir yayılma ve riske neden olduğunu unutmamalıyız. Ancak bir yerlere gitmeyi planlıyorsanız güvende olmak için takip etmeniz gereken bazı adımlar var: Maskelerin ve el dezenfektanı gibi malzemelerin bulunduğu bir çanta hazırlayın. Mola verince maskenizi takın, alışverişten sonra ellerinizi dezenfekte edin. Gittiğiniz yerdeki kısıtlamaları öğrenin.  

RİSKİ EN AZ OLAN SEÇENEKLER

Yazının Devamını Oku

Kalp krizi belirtileri herkes için aynı değildir, bu nedenle hepsini bilmelisiniz

Tamamen sağlıklı olan birinin sindirim güçlüğüne benzer bir ağrı yaşamasının sebebi muhtemelen gerçekten sindirim güçlüğüdür. Ancak kalp hastalığı risk faktörlerinden çoğuna sahip birinin ilk kez bu ağrıyı yaşamasının sebebi kalp krizi olabilir.

Göğüs ağrısı, terlemek ve kendini güçsüz hissetmek kalp krizinin bilinen belirtileridir ancak maalesef bu herkes için geçerli değildir. Kalp krizi geçiren birçok kişide, henüz bilinmeyen belirtiler görülebiliyor veya hiç belirti görülmüyor. Ağırlıklı olarak kadınlar, ileri yaştaki yetişkinler ve diyabet hastalığı olanlar genellikle kalp kriziyle bağdaştırılmayan belirtiler gösteriyor.

Özellikle risk faktörlerini biliyorsanız, kalp krizinin herkesin bilmesi gereken ve daha az yaygın birkaç belirtisi var. Bu belirtiler,

Gerçekten kalp krizi olup olmadığını nasıl bilebilirim?

Kalp hastalığı geçmişi olan kişiler, kalp krizi geçirmeye yatkındır. Sigara içmek, yeterli egzersiz yapmamak, yüksek tansiyon veya diyabet ve fazla kilolu olmak bir kişinin kalp hastalığı riskini arttıran faktörlerdir. Tamamen sağlıklı olan bir kişinin sindirim güçlüğüne benzer bir ağrı yaşamasının sebebi muhtemelen gerçekten sindirim güçlüğüdür. Ancak kalp hastalığı risk faktörlerinden çoğuna sahip birinin ilk kez sindirim güçlüğüne benzer bir ağrı yaşamasının sebebi kalp krizi olabilir.

Doktorumu hangi durumda, ne zaman görmeliyim?

Bir şeylerin ters gittiğini düşünüyorsanız yapmanız gereken şey doktorunuzu görmektir. Eğer kalp krizi geçirdiğinize dair bir belirtiniz olmasıyla alakalı en ufak bir şüphe duyuyorsanız acilen tıbbi yardım almalısınız. Beklemek yaşam ve ölüm arasındaki farkı gösterebilir ve üzülmektense tedbirli olmak gerekir. Genellikle kadınlar, belirtilerini sonradan ilettikleri zaman aslında çok daha ciddi bir durumda olduklarını fark ederler. Eğer sağlığınızın bir anda kötüleşmeye başladığını hissederseniz mutlaka bununla ilgili bir sağlık kuruluşunu ziyaret etmelisiniz.

GELECEK BİR KALP KRİZİ İHTİMALİNİ NASIL ÖNLERİM?

Kalp krizinden korunmak için anahtar kelime ‘önlem’dir. Kolesterolünüzü, kan şekeri değerlerinizi ve tansiyonunuzu kontrol edecek olan doktorunuzu yılda en az bir kez görün. Bu değerlerinize aşina olmak risklerinizi bilmenize yardımcı olur. Aynı zamanda, kalp sağlığınızı ciddiye almanız önemlidir ve yaşam tarzınızı ideal sağlığınıza göre düzenlemeniz gerekir.

Yazının Devamını Oku

Sağlığınızın gizli düşmanlarına dikkat!

Her gün tercih ettiğimiz birçok yiyeceğin içinde, yaptığınız rejimi ve egzersizleri boşa çıkaracak oranda gizlenmiş şeker olabilir. Hangi diyet planını takip ederseniz edin, evrensel olan tek kural var: Ne kadar az şeker, o kadar iyi.

Aldığınız günlük kalori oranının yüzde 10’undan daha az şeker kullanmalısınız. Hatta mümkünse daha da az (2 bin kalorilik bir diyet uygulayan kişiler için 200 kalori anlamına geliyor). Etiketleri okumayı ihmal etmeyin, ayrıca şekerin nerelerde saklandığını da bilmelisiniz. Bunun için altı popüler ürüne bir göz atalım.

Yulaf: Kalbe iyi gelir, tahıl ve lifle doludur ancak her yulaf aynı değildir. Bazı aromalı yulaflar 100 gramında 22 grama kadar ilave şeker içerir. Eğer şekerli çay, portakal suyu gibi tipik kahvaltı içeceklerinden biriyle yerseniz daha evden çıkmadan günlük önerilen ilave şeker kullanım hakkınızı doldurmuş olursunuz. Sade yulaf, taze meyve ve biraz tarçınla sağlıklı bir kahvaltı yapmayı deneyin. 

Salata sosu: Sağlıklı bir salatanın büyük bir şeker kaynağı olabileceğini tahmin etmezsiniz, ancak eklediğiniz soslar düşündüğünüzden çok şekerli olabilir. Markette sosunuzu seçerken mutlaka etiketi okuyun ve dışarıda sipariş verirken kullanılan sosun ne olduğunu sorun. Zeytinyağıyla sirke veya taze limonla biraz tuz ve karabiberli sosları tercih etmeye çalışın. Kremalı soslar da aşırı kalori ve yağ içerir.

Meyveli smoothie: Teoride sağlıklı görünseler de meyveler doğal olarak şeker bakımından zengindir. Smoothie’nizdeki bazı meyveleri yapraklı sebzelerle değiştirmeyi deneyin, süslemesinde şeker yerine çiğ yemişler ve tohumları kullanın.

Yeşil içecekler: Etiketinde organik, GDO’suz, vegan, glütensiz ve koruyucu içermez yazan ve tamamen sebzelerden oluşan yeşil içecekler sağlıklı görünür. Maalesef, bazen eklenen meyveler nedeniyle yüksek oranda şekerle doludur. Şekeri meyveden almanız insülini yükseltmediği anlamına gelmiyor.

Protein/enerji barları: Bazı enerji barları 20 gram proteinle birlikte günlük ihtiyacınız olan vitamin ve minerallerin yüzde 20’sini karşılasa da maalesef bir bedeli var. Günde binlerce kalori yakan profesyoneller için bu barlar kolay bir öğün, ancak normal insanlar için aynı faydayı sağlamıyor. Özellikle de bu ürünü atıştırmalık olarak yediğinizi düşünürsek, sağlıksız bir ani şeker yükselişi ve fazla kaloriye sebep olabilir. Eğer bunu yeme konusunda ısrarcıysanız besin değerlerini gösteren etikete bakın; ilk dört ürün şeker, şurup, çikolata ve ‘ose’ ile biten herhangi bir kelime (bu şeker olduğu anlamına gelir) olmasın. Ayrıca enerji deposu ve protein bakımından zengin bir karışımı evde kendiniz de yapabilirsiniz ve içindekilerin kontrolü sizde olur.

Hazır soğuk çaylar: Şekerle tatlandırılmış içecekler çok az-orta düzeyde içilse bile iltihaplanma ve vücudumuzun şeker ve yağ sindirimini bozma potansiyeli vardır. Früktoz zengini içecekler, aynı miktardaki diğer karbonhidrat içeren içeceklerle karşılaştırıldığında karaciğerde daha fazla yağ birikimine yol açıyor. Bir sonraki soğuk çayınızı iki bardağa bölüp üzerine her birinin içindeki miktar kadar soğuk su eklemeyi deneyin. Hem miktarı ikiye katlar hem de soğuk çayınızı daha az şekerle içmeye alışırsınız.

COVID-19 ile ilgili tüm gelişmelere ve güncel bilgilere Dr. Öz ve Ekibi YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Menopoz sonrası dönemde, uykuyla tip 2 diyabet arasında bağlantı var

Diyabetle uyku arasındaki bağlantı uzun süredir biliniyor. Şimdi yeni bir araştırma, diyabetin uyku sorunlarına yol açıp açmadığı konusunu aydınlatıyor.


Tip 2 diyabetin başlıca belirtisi normalden daha sık tuvalete çıkma ihtiyacı hissetmektir. Bu durum hayatınızı birçok açıdan etkileyebilir. Üstelik gece saatlerinde de sürer ve uykunun bölünmesine neden olur, özellikle de diyabetin takibi zayıf bir şekilde yapılıyorsa. Diyabetle uyku arasındaki bağlantı uzun süredir biliniyor ancak araştırmalar direkt olarak uyku sorunlarının diyabet için nasıl bir risk faktörü olduğuna odaklanıyor. Şimdiyse yeni bir araştırma, diyabetin uyku sorunlarına yol açıp açmadığını aydınlatıyor.

Araştırma, diyabeti olduğu bilinen orta yaş grubundaki kadınlar üzerinde yapıldı ve diyabeti olan kadınların diyabeti olmayan kadınlara göre daha çok uyku sorunu yaşadığı görüldü. Bir kısmı menopozun genel görülen belirtilerinin uykularını etkilediğini söylese de yine de diyabeti olan kadınların diyabeti olmayan orta yaş grubundaki kadınlara göre daha çok uyku rahatsızlığı yaşadıkları görüldü. Bu durum diyabetin bir şekilde uykularını etkilediğini gösteriyor ve hastalarla doktorların aynı oranda endişelenmelerini gerektiren asıl konu bu. Kötü uyku astım, depresyon, kalp krizi, kalp hastalığı, yüksek kan basıncı, obezite ve felç gibi birçok hastalıkla bağlantılıdır.

Gecede en az yedi saat 

Uykunun diyabet için risk faktörü olabileceğini gösteren birkaç sebep var:

Yaş aldıkça değişen alışkanlıklar

Araştırmaya göre, ne olursa olsun diyabeti olan kadınlar yaş aldıkça hem gündüz hem gece alışkanlıklarının ne şekilde değiştiğine dikkat etmeliler. Eğer uzun bir süre boyunca uykunuzda devamlı bölünme yaşıyorsanız doktorunuzla görüşerek uykusuzluk hastalığı, uyku apnesi veya uykuyla bağlantılı diğer tedavi edilebilir hastalıklardan birinin sizde olup olmadığını kontrol ettirin.

Doktorunuzun sizi biraz rahatlatabilir. Herkesin uyku ihtiyacı farklı olsa da bir gecede en az yedi saat uyumayı hedefleyin, mümkünse de fazlasını. Düşük glisemik oranlı bir beslenme düzeni uygulayın, özellikle de akşam yemeklerinde. Uyku, sağlığınızın temel taşıdır ve bu nedenle kesinlikle ihmal edilmemelidir.

Yazının Devamını Oku

COVID-19 aşısı ne zaman bulunacak?

Sosyal mesafe ve ekonomik sorunlardan sıkıldık, birçok insan aşının ne zaman bulunacağını merak ediyor. Kesin olan şu, tüm nüfusa bir ilaç enjekte etmeden önce olabildiğince çok şey bilmek istiyoruz. Ne kadar uzun sürerse sürsün, araştırmacılar güvenli ve etkili bir aşı bulma görevlerine sadık kalacak.

Amerikan Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Direktörü Dr. Antony Fauci, aşının üretilmesinin 12-18 ayı bulacağını söylüyor. Diğer uzmanlara göre daha kısa sürebilir. Günümüzde aşı olmak birçok insanın hayatının normal bir parçası. Ancak aşıların yaygınlığına rağmen, yeni bir tanesini ortaya çıkarmak uzun ve güç bir süreç. Araştırma sürecinden tüm halkın ulaşımını sağlayana kadar genellikle 10 yıl geçiyor. Bunun iki sebebi var: Güvenlik ve etkili olmak. Eğer bir aşı güvenli ancak etkili değilse onu kullanmanın bir anlamı yok. Eğer etkili fakat güvenli değilse de kullanılamaz.
COVID-19 aşı üretim sürecinin kısaltılmasını isteyenler sürecin bazı kısımlarının daha etkili hale getirilebileceğini düşünüyor. Örneğin, klinik deney safhaları sırayla değil, aynı anda yapılabilir. Sürecin sonunda bulunacak aşıyı toplu olarak üretecek fabrikaların inşası klinik deneyler bitmeden yapılabilir. Ancak bunların yanında bazı adımlar kesinlikle hızlandırılamıyor; bu nedenle aşı bulunması belli bir süreç…


Birkaç aday var
İyi haber; COVID-19 için birkaç aday aşı üretildi ve bazıları insanlar üzerinde klinik deneylere başladı. Ek olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşı üretmek için çalışan herkese beraber daha hızlı bir sonuç bulma umuduyla birlik çağrısı yaptı. Çalışmaların olumlu sonuç vermesi halinde yıl sonunda ya da 2021’in ilk aylarında aşı uygulaması başlayabilir.
Bazı araştırmacılar kendi aday aşılarının makak maymunlarının virüs bağışıklığı kazanmasında etkili olduğunu ortaya koydular. Araştırma ekibi dokuz maymuna yeni tip koronavirüs enjekte etti; maymunlarda zatürre gelişti. 5 hafta sonra tekrar enfekte etmeyi denediler ancak bu kez virüs tutunamadı. Bu şu anlama geliyor, maymunlar (ve muhtemelen insanlar) iyileştikten sonra yüksek olasılıkla virüse bağışıklık kazanıyor, ancak bağışıklığın ne kadar sürdüğü halen bir soru işareti.

Yazının Devamını Oku

Çinko ve C vitamini içeren besinleri mutfağınızdan eksik etmeyin

Restoranlar açıldı ancak siz dışarıda yemek yemek istemiyor olabilirsiniz. Dolayısıyla market alışverişinde öğün planlaması hâlâ önemli. Çinko ve C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkisi de aklınızda olsun...

Dolabı sağlıksız yiyeceklerle doldurmak yaygın bir alışkanlık. Ne de olsa  hem rahat hem kolay. Ancak şu dönemde sağlıklı beslenmek daha önce hiç olmadığı kadar önemli. Doğru besinler bağışıklık sisteminiz için çok faydalı. Market listenizi hazırlarken çinko ve C vitamini içeren besinlere yer açmalısınız. Her ne kadar çinko ve C vitamininin COVID-19’un süresi ve şiddetine etkisi olup olmadığına dair yeterli kanıt olmasa da en azından fayda sağlayabileceklerini düşünmeye yetecek sebepler var. Araştırmalara göre çinko ve C vitamini gribin süresini kısaltıyor; COVID-19’a sebep olan hariç diğer koronavirüs türlerini de aynı şekilde... Her ne kadar faydası net anlaşabilmiş değilse de araştırmalar çinkonun virüsü parçalayabileceğini gösteriyor.

 

ÇİNKO ZENGİNİ BESİNLER

Kırmızı et: Koyu ette beyaz ete oranla daha fazla çinko bulunur. Kırmızı etin aşırı tüketimi kalp hastalıkları ve bazı kanser türleriyle bağlantılı olsa da
sağlıklı garnitürlerle dengelenmiş bir tabak çinko için iyi bir kaynak olabilir.

Fasulye / mercimek: Yalnızca bir bardak mercimek günlük çinko ihtiyacınızın yüzde 23’ünü karşılayabilir. Bir öğle vakti pişireceğiniz bir tencere mercimek sizi birkaç gün doyurabilir. Lahana ve mantar gibi sağlıklı malzemeler ekleyebilirsiniz. Çinko bakımından zengin diğer bakliyatlarsa fasulye, barbunya ve nohut. Barbunyaları biberle birleştirmeyi deneyin veya humusa katın.

Yemişler/ süt ürünleri: Bir kap az yağlı yoğurt günlük çinko ihtiyacınızın yüzde 9’unu karşılar. Ceviz, badem ve fıstık gibi yemişlerse yüzde 33’ünü... Kavrulmuş, biraz tuzlu türleri bile!

İstiridye / kabuklu deniz ürünleri:

Yazının Devamını Oku

COVID-19’a bağlı felç, nasıl ortaya çıkıyor?

Son raporlara göre COVID-19, 30’lu ve 40’lı yaşlardaki genç yetişkinlerde ani felç vakalarına sebep olabiliyor. Doğası sürekli değişmekte olan koronavirüs salgınında, bu yeni gelişmeyi işaret eden bilimsel çalışmalar var.

Salgın sürecinin en başında COVID-19’un temel olarak akciğerleri etkilediği düşünülüyordu ve kayıtlara göre öksürük, ateş ve solunum zorluğuna sebep oluyordu. Ancak biliminsanları daha çok veriyi analiz ettikçe, virüsün kalp ve böbrek dahil vücuttaki neredeyse her organ sistemini etkileyebileceğini ortaya çıkardılar. Virüsün bu sistemleri tam olarak nasıl etkilediğine dair çalışmalar sürüyor, ancak hemen her gün yeni örnekler çıkıyor. Örneğin, virüs bazı genç insanlarda felce sebep olabiliyor.

Virüs zorlayıcı etkilerini yaşayan hasta sayısı az

Daha önce Çin’in Wuhan bölgesinden gelen bir rapor, COVID-19 ile felç arasında bağlantı olduğunu gösteriyordu ancak daha çok ‘önsezi’ gibiydi. ABD’de beş COVID-19 vakası üzerinde yapılan yeni bir çalışmaya göre, felç geçiren hastaların tamamı 50 yaşın altında ve/veya hiç COVID-19 belirtisi göstermedi ya da çok hafif belirtiler gösterdi. Bu hastaların çoğunun herhangi bir sağlık geçmişi yoktu ve COVID-19’u çok hafif belirtilerle (vakaların ikisinde hiç belirti olmadan) evde geçiriyorlardı. 

Felç, beyne giden kan akışında kesilmeyle ortaya çıkar. Buna da bir kan pıhtısı veya beyin kanaması sebep olur.  COVID-19 sebebiyle yaşanan felç vakalarının çoğu, beyne giden damarlarda oluşan kan pıhtılarından dolayı ortaya çıktı.

Eğer pıhtıya acilen müdahale edilmezse beyinde meydana gelecek hasar, kalıcı olabilir.

Araştırmacılar COVID-19’a bağlı pıhtı sebepli felç vakalarının, virüsün vücudun tüm bölümlerinde pıhtı oluşturmasının sonucu olarak ortaya çıktığından şüpheleniyor. COVID-19 ile ilgili bu bilgilerin bazıları kulağa korkutucu gelse de virüsün bu zorlayıcı etkilerini yaşayan hasta sayısının düşük olduğunu hatırlamakta fayda var. Ancak ne zaman sağlık desteği almanız gerektiğini bilmeniz için bilgi sahibi olmalısınız.

Eğer zamanında ortaya çıkarılırsa felç vakaları tedavi edilebilir.

Önemli olan, felcin herhangi bir belirtisini ya da işaretini yaşar yaşamaz bir sağlık kuruluşuna başvurmaktır.

Yazının Devamını Oku

Güvenli plaj keyfinin 5 altın kuralı

Yaz için yalnızca güneşten korunma ve boğulma riskini dert ettiğimiz günler artık geride kaldı. COVID-19 nedeniyle yüzmeye, güneşlenmeye gitmek başlı başına bir risk. Bazı özel önlemler almanız çok önemli. Gelin üstünden birlikte geçelim...

Eğer yapabiliyorsanız toplu taşımadan kaçının: Plaja gitmekle alakalı sorunlardan biri, oraya nasıl gideceğiniz. Tren ya da otobüs gibi toplu taşıma araçlarını kullanmak diğer insanlarla yakın temasa maruz kalmanıza sebep olabilir. Eğer mümkünse yürüyün ya da bisiklet veya araba gibi kendi araçlarınızı kullanmaya özen gösterin.

Gün boyunca ihtiyacınız olacak her şeyi yanınıza alın: Diğer insanlarla temastan kaçınmak için elinizden geleni yapmalı ve gerekli olmayan şeylere dokunmamaya özen göstermelisiniz. Bunu yapabilmenin bir yolu, gün içinde ihtiyacınız olabilecek her şeyi yanınıza almak. Eğer acıkacağınızı düşünüyorsanız, piknik sepeti hazırlayın. Su mataranızı yanınızda götürün ve susuz kalmamaya özen gösterin. Sabun, en az yüzde 60 oranında alkollü el dezenfektanı, kâğıt havlu ve mendil gibi el altında olması gereken malzemeleri tedarik edin. Unutmayın, kalabalık ortamlardaki umumi tuvaletlerde sabun ve kâğıt havlu gibi malzemeler çok çabuk bitiyor.

Sosyal mesafeyi korumaya devam edin: Gittiğiniz her yerde diğer insanlardan en az 1.5 metre uzak durmaya özen gösterin. Buna kumda oturmak, suda yüzmek, kumsalda tek başınıza yürümek, bisiklete binmek ve sahil kafesini ziyaret etmek de dahil. Plajdaki diğer insanlara, sandalyelerini ya da havlularını size çok yakın yerleştirdiklerini söylemekten çekinmeyin. Ayrıca yiyecek, içecek, güneş koruyucu, havlu veya yanınızda götürdüğünüz herhangi bir şeyi paylaşmayın. Eğer plaj çok kalabalıklaşırsa oradan ayrılmanız gerekebilir. Bu nedenle kalabalıktan kaçınmak için sabahın erken saatlerinde veya hafta içi gitmeyi planlayın.

Unutmayın, hâlâ risk altındasınız: COVID-19 hâlâ var, hâlâ bir tehdit. Birçok insan virüs kapmaya ve ölmeye devam ediyor. Evden çıkmanızın riski arttırdığını unutmayın. Eğer hasta hissediyorsanız mutlaka evde kalın. Diğer insanları hasta etme riskine girmeyin.

Denizde maske kullanmayın: Halk sağlığı kuralları, birçok alanda maske kullanımını zorunlu tutuyor. Ama denize girecekseniz maske kullanmayın zira ıslandığı zaman nefes almanızı zorlaştıracaktır.

Gittiğiniz her yerde diğer insanlardan en az 1.5 metre uzak durmaya özen gösterin. Buna kumda oturmak, suda yüzmek, kumsalda tek başınıza yürümek, bisiklete binmek ve sahil kafesini ziyaret etmek de dahil.

COVID-19 ile ilgili tüm gelişmelere ve güncel bilgilere Dr. Öz ve Ekibi YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Karantinadaki birine nasıl destek olursunuz?

Hiçbirimiz hayatımızdaki insanların hastalığa yakalanmasını istemeyiz. Ama ihtiyaç anında sosyal mesafeye de dikkat ederek onlar için pek çok şey yapabiliriz.

* Eğer karantinadaki bir sevdiğinizle yaşıyorsanız olumlu davranmaya özen gösterin ve örneğin pişirdiğiniz yemekler gibi sizin kontrolünüzde olan şeylere odaklanın.

* Evin bir bölümünde veya bir odasında izole olan kişiye onu sevdiğinizi ve yanında olduğunuzu hissettirmek biraz zor olabilir. En sevdiği yemekleri hazırlayarak (ve kapısına bırakarak) ya da en sevdiği müziği çalarak motivasyonunu yükseltmeyi deneyebilirsiniz. Evin içerisinde duyulacak şekilde müzik açmak, izole olan kişiye kendisini evde süren hayata dahil hissettirir. 

Hasta olan kişiyle temas halinde olduğunuz için bu süre boyunca kendinize de dikkat etmelisiniz. Virüsü taşıdığınıza dair ateş ve kuru öksürük gibi belirtilerin olup olmadığını sıkı takip edin.

* O kişiye konuşmak için müsait olduğunuzu, kendisiyle bu şekilde vakit geçirebileceğinizi söyleyin. Bu, Zoom uygulaması üzerinden bir parti vermek anlamına gelse bile... Ancak kişilerin belirtilerinin değişkenlik gösterdiğini unutmayın, bazı günler aradığınızda ya da mesaj attığınızda kendisini cevap veremeyecek kadar hasta hissedebilir.

* Diğer arkadaş ya da aile üyeleriyle iletişime geçip günlük bir program oluşturarak o kişinin ailesine yemek götürmek üzere bir plan yapın, en sevdikleri restorandan yemek siparişi de verebilirsiniz. Ve dışarıdan alınması gereken şeyler için müsait olduğunuzu belirtin. Zaman geçirmelerine yardımcı olmak için kitap, dergi ve yapboz götürebilirsiniz. Eğer karantinadaki kişi ailesiyle yaşıyorsa eşine veya çocuklarına herhangi bir ihtiyaçları olup olmadığını sorabilirsiniz.

COVID-19 ile ilgili tüm gelişmelere ve güncel bilgilere Dr. Öz ve Ekibi YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Kıyafetler ve ayakkabılar COVID-19 bulaştırabilir mi?

Dünya çapında ‘evde kal’ çağrıları günden güne yaygınlaşırken, çoğumuz sokağa çıkmadan yalnızca ev kıyafetleriyle pijamalarını değiştiriyor. Ancak arada bir ihtiyaçlarımızı temin etmek için markete gidebiliyor veya kısa bir yürüyüşe çıkabiliyoruz. Tüm önlemleri alsak ve sosyal mesafeyi korusak bile giydiklerimizle ilgili bazı uygulamaları alışkanlık haline getirmeliyiz.

Bir obje veya materyalin (giysi gibi) herhangi bir hastalığı bulaştırması ‘fomit’ olarak adlandırılıyor. Bu durum şu şekilde işliyor: Enfekte olmuş bir insan herhangi bir objeye ya da materyale dokunuyor ve virüsü ona transfer ediyor. Sağlıklı bir insan aynı obje veya materyale dokunduğunda virüs ona bulaşıyor ve potansiyel olarak o kişiyi hasta edebiliyor.

COVID-19’la ilgili şimdiye kadar bildiğimiz şey şu; çoğunlukla yakın temas halinde solunum damlacıklarıyla ve az bir ihtimalle ‘fomit’ olarak bulaşıyor. Bununla beraber, şimdiye kadar bilinen kanıtlara göre virüs belirli yüzeylerde birkaç saatle birkaç gün arasında hayatta kalabiliyor ve bu da belirgin bir şekilde ‘fomit’ olasılığını gösteriyor. Virüsün özellikle giysiler üzerinde ne kadar süre hayatta kalabildiğine dair yapılan bir çalışma yok. Ancak bazı çalışmalardan virüsün karton üzerinde 24 saate kadar kalabildiğini biliyoruz. Cam ve plastikten farklı olarak, karton ve giysiler gözenekli yüzeylere sahip oldukları için benzerlik gösteriyor.

Peki ya ayakkabılar? Genellikle giysilerle benzer olarak gözenekli yüzeye sahip materyalden oluşurlar ancak lastik ve deri bileşenleri de vardır ve bunlar plastik gibi daha az gözeneklidir. COVID-19 plastik üzerinde iki-üç güne kadar yaşayabilir.

Bütün bu bilgileri göz önünde bulundurarak, eğer dışarı yürüyüşe çıkacaksanız uygun sosyal mesafenizi koruduğunuz sürece eve döner dönmez anında giysilerinizi yıkamanıza gerek olmayabilir. Ancak daha yoğun bir kalabalığa sahip olan, daha çok insanla karşılaşabileceğiniz ve virüsü bulaştırabilecek objelerin bulunduğu market gibi bir yere gidecekseniz sonrasında yıkamak iyi bir fikir olabilir.

Ayakkabılarınızı ise bu süreçte evin kapısının dışında bırakmanız çok daha güvenlidir, yalnızca evin içine virüsü taşıma ihtimalinden dolayı değil, üzerinde başka hangi bakterilerin olabileceğini bilemeyiz. Eğer virüsün giysilerinizin üzerinde bulunabileceğinden endişe ediyorsanız yıkamaktan zarar gelmez. Isının virüsü öldürebildiğini biliyoruz. Giysileriniz sıcak suyla yıkanmaya uygunsa çamaşır makinenizi yüksek bir ısıya ayarlayın ve tam kurutma döngüsünde çalıştırın. Çamaşırları makineye atarken (özellikle diğer aile üyelerinin giysileriyle de ilgileniyorsanız) eldiven takabilirsiniz. Virüsün havada dağılmasını engellemek için çamaşırları yıkamadan önce silkelemeyin. Yıkama esnasında mümkün olan en sıcak suda yıkadığınızdan ve tamamen kuruduklarından emin olun.

COVID-19 ile ilgili tüm gelişmelere ve güncel bilgilere Dr. Öz ve Ekibi YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Uykusuzluğu uykusuzlukla yenin

Tüm geceyi yatakta dönerek mi geçiriyorsunuz? Birkaç gece uyumayıp yeniden uyuması için beyninize güvenin ya da yataktaki toplam sürenizi kısıtlayın. Uykunuz geri gelecektir.


Pandemi başladığından beri insanların çoğu uyumakta sıkıntı çekiyor. Bazıları garip ve korkunç rüyalardan mustarip. Bazılarıysa uykuya dalmakta veya uykuda kalmakta zorlanıyor ya da panik halinde uyanıyor.

Ancak bilmelisiniz ki özellikle şu dönemde bağışıklık sisteminizi güçlü tutmanız, sevdiklerinizle ilgilenmeniz ve birçok sorumluluğu aynı anda dengelemeniz gerekirken uykunuzu almanız sağlığınız için oldukça gerekli.

Stres, uykuya dalma hızını etkiler. Sorun şu ki yatakta uyuyamadan ne kadar uzun süre yatarsanız, uykuya dalmakta o kadar zorlanırsınız. Anksiyetelerimiz kendilerine bir düzen kurar ve sinirlerimizi bozar. Bu da uykuya dalmakta yaşadığımız zorluğu iyice şiddetlendirir.

Eğer çaresizce umut ışığı arıyorsanız, bir tane var! Bazı uzmanlara göre uyku bakımından kötü geçen birkaç gece, normal uyuma-uyanma düzeninizin eski haline dönmesine yardımcı olabilir ve öğle uykularınızı ortadan kaldırabilir. Bir veya iki uykusuz gecenin arkasından daha erken uykunuz geleceğinden ve gecenin ortasında daha az uyanacağınızdan emin olabilirsiniz. Geçen birkaç gecenin uykusuzluğunu gidermek için beyninizin iç mekanizmasına güvenebilirsiniz.

Eğer hâlâ uyku sorunları yaşıyorsanız ve bunun davranışsal değişimlerle düzeltilemeyeceğini düşünüyorsanız doktorunuzla görüşmelisiniz.

COVID-19 ile ilgili tüm gelişmelere ve güncel bilgilere Dr. Öz ve Ekibi YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku