GeriMehmet ÖZ Anksiyeteniz mi var, yoksa anksiyete bozukluğunuz mu?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anksiyeteniz mi var, yoksa anksiyete bozukluğunuz mu?

Anksiyete, strese karşı bizi koruyabilecek, normal hatta yardımcı bir tepkiyken ‘anksiyete bozukluğu’ aşırı derecede kaygı ve korkuya neden olur. Hepimizin anksiyetenin belirgin semptomlarını yaşadığı şu günlerde işaretleri bilmek, bununla başa çıkmak için yol gösterici olabilir.

Anksiyeteniz mi var, yoksa anksiyete bozukluğunuz mu
Genel anksiyete bozukluğu çeşitleri altı başlıkta toplanabilir. Bunların tamamı doktorunuzla en az bir kez de olsa görüşmeyi gerektirir.

Yaygın anksiyete bozukluğu: Yaygın anksiyete bozukluğu, anksiyetenizin genel bir durum olduğu ve herhangi bir konuya ya da duyguya bağlı olmadığı anlamına gelir. Yaygın anksiyete bozukluğuna sahip olan kişiler işyerinde, okulda veya gün içinde oluşabilecek herhangi bir durumda çok şiddetli stres yaşayabilirler. Eğer bu stres durumu hayatın diğer yönlerini de ele geçirmeye başlıyorsa (örneğin vücudunuz kas ağrısı, bulantı veya ishal gibi fiziksel tepkiler veriyorsa) bu durum anksiyete bozukluğunun göstergesi olabilir.

Panik bozukluk: Hiç beklenmedik anlarda panik atak geçirme halidir. Panik atak, ani ve şiddetli bir korku hissetme durumuna denir. Panik atak geçiriyorsanız kendinizi sersemlemiş hissedebilirsiniz, kalbiniz hızlı çarpabilir ve hatta çarpıntı yaşayabilirsiniz. Ayrıca nefes almakta zorluk çekebilir veya genel olarak (ve çoğunlukla korkutucu bir şekilde) her şeyin kontrolünüzden çıktığı hissine kapılabilirsiniz.

Fobiler: Yükseklikten karanlığa, turşudan yılana kadar her şeyden korkanlar olabilir. Korktuğunuz şeyle karşı karşıya gelmekten mantıksız ve aşırı derecede endişe duyar ve bu şeyden uzak durmaya çalışırken bu durumu hayatınızı etkileyecek aşamaya getirebilirsiniz.

Sosyal anksiyete bozukluğu: Yargılanmaktan duyulan endişe sebebiyle sosyal ortamlarda bulunmaktan korkmaya denir. Günlük yaşanan sosyal etkileşimlerde aşırı derecede içine kapanık hissedebilirsiniz. Korku o kadar şiddetlidir ki günlük aktivitelerinizi etkilemekle kalmaz, arkadaş edinme ve arkadaş kalmayı çok zorlaştırır.

Ayrılık anksiyete bozukluğu: Çoğunlukla çocuklarla bağlantılıdır… Küçük bir çocuğun ebeveyninden ayrılırken kopardığı kıyamete mutlaka denk gelmişsinizdir. Ancak bu akıl sağlığı bozukluğu yetişkinlerde de görülür. Sevdiğiniz kişilerden uzak kalmaktan veya onların başına bir şey gelmesinden mantıksız derecede korkabilir ve yalnız kalmaktan endişe duyabilirsiniz. Ayrılacağınıza dair kâbuslar görebilir, baş ağrısı çekebilir ve hatta panik bozukluk geliştirebilirsiniz.

Travma sonrası stres bozukluğu: Travmatik bir durum yaşandığında herkesin fiziksel veya mental olarak verdiği bir tepki vardır ancak çoğunlukla doğal olarak iyileşiriz (tedavi görmeden). Eğer bu travmadan sonra iyileşemediyseniz travma sonrası stres bozukluğuna sahip olabilirsiniz. O olaya bağlı sorunlar yaşamaya devam edebilirsiniz, bu durum korku dolu ve beklenmedik geriye dönük anıları hatırlama, kötü rüyalar görme, korkunç ve kontrol edilemez düşüncelere sahip olma şeklinde ortaya çıkabilir. Size o tecrübeyi hatırlatacak şeylerden uzak durmaya çalışabilir veya daha çok semptom göstermeye başlayabilirsiniz.

X

‘Dr. Google’a yöneltilen 5 soru

Yeni bir yıla sayılı gün kala ekibim 2021’de Google’da sağlıkla ilgili en çok aranan soruları araştırdı. Ben de bu sorulara yanıt verdim. Artık internette dolaşmanıza gerek kalmayacak.

Bazı sabahlar uyandığımızda kendimizi kötü hissederiz. Birçoğumuzun bu durumda yaptığı ilk şey nedir? Hemen ‘Dr. Google’a danışmak. Baş ağrısı gibi basit bir rahatsızlığınız varsa, kısa bir makale aradığınız yanıtı bulmanıza yardımcı olabilir. Aksi takdirde çıkan sonuçlar karşısında “Aman Allahım bu da ne! Bu olabilir mi” diye endişelendiğiniz anlar yaşayabilirsiniz. Hastalıklara karşı teşhis ve tedavi önerileri için internete başvurmak iyi bir fikir değil. Bu yüzden sağlığınızla ilgili gerçek endişeleriniz varsa doktorunuzla iletişime geçin.

HIÇKIRIK NASIL GEÇER?

Evde uyguladığım üç formül bende genellikle işe yarıyor. Üçü de diyaframın spazmına neden olan sinir sinyallerini kesebilir. Ayrıca sosyal medya hesaplarımda (@dr_oz) da farklı öneriler içeren videolar yayımladım. 1 dakika nefesinizi tutun (daha fazla değil), bir tatlı kaşığı şeker ya da bal yiyin veya 45 saniye buzlu suyla gargara yapın. Hıçkırığınız 48 saatten uzun sürerse nefes alıp vermenizde veya uykunuzda kesintiye neden oluyorsa doktorunuza başvurun.

KETOJONİK DİYET NASIL ÇALIŞIR?

Düşük karbonhidratlı beslenmenin kilo kaybını teşvik ettiği bulununca ketojonik diyet popüler oldu. Günde 50 gramdan az karbonhidrat alınca vücut, ihtiyacı olan enerjiyi karbonhidratlardan alamayacağı için yağlardan almaya başlar, böylece yağ yakımı sağlanır. Kulağa güzel geliyor, değil mi? Belki... Bir muz (yaklaşık 27 gram karbonhidrat içerir) yediğinizde günlük limitiniz doluyor ve bu şekilde beslenmeyi bıraktığınızda kiloları geri alabilirsiniz. ‘Keto nefes’ ve ‘keto kasık’ kulağa nasıl geliyor? Bu diyeti uygulayanlarda ağız kokusu ve kasık bölgesinde bakteri artışı oluyor.

TANSİYONUMU NASIL DÜŞÜRÜRÜM?

Yazının Devamını Oku

Bel ağrınızın sebebi böbrek taşları olabilir mi?

Böbrek taşı ağrısı ağırlıklı olarak vücudun bir tarafında, sol veya sağdadır. Taşlardan kaynaklanan ağrı tipik olarak aniden ortaya çıkarken geleneksel bel ağrınızın daha kademeli bir başlangıcı olabilir.

Sırtımızın alt kısmında bir ağrı hepimiz  hissetmişizdir. Düşünmeye başlarsınız; son zamanlarda zorlu bir egzersiz yaptım mı? Herhangi bir şeye çarptım mı? Hayır, böyle bir şey yaşamadınız. Peki, bu garip ağrı da neyin nesi?

Bu gibi durumlarda böbreklerinizle ilgili ciddi bir şey olup olmadığını nasıl anlarsınız?

AĞRININ TARİFİ:

Sırt alt bölgede şiddetli, keskin ağrı

* Kasık bölgesine yayılan

* Dalgalar halinde gelen

* Bir kas çekilmiş gibi bir his...

Yazının Devamını Oku

Bana nasıl uyuduğunu söyle...

‘Kısa devre yapıp’ sık uyanan da var, ‘elektrik düğmesi gibi’ kapattığınız anda uykuya dalan da… Bir de ‘enerji tasarruflular’ var ki onlara çok az uyku yetiyor. Uyku tipinizi öğrenerek yaşam kalitenizi yükseltebilirsiniz…

Uykuya dalmakta güçlük çeken kişilerden misiniz yoksa başını yastığa koyduğu anda uyuyanlardan mı? Birkaç saatte bir uyanır mısınız yoksa sabaha kadar deliksiz bir uyku mu çekersiniz?

Bugünkü yazıma sorularla başladım çünkü uyku alışkanlığımız, sağlığımız ve gün içinde nasıl bir performans gösterdiğimiz hakkında çok şey söyleyebilir.

ABD’de yayımlanan TV programıma da konuk olan nörolog Dr. Nicole Avena, ‘uyku tipinizi’ öğrenerek vücudunuzu en iyi nasıl dinlendirebileceğinize ilişkin önerilerde bulunuyor.

‘KISA DEVRE’ OLANLAR...

Avena’ya göre, ‘kısa devre uyku tipi’ özellikleri gösteren kişiler bütün gece uykuda kalmakta güçlük çekiyor. Bu uyku türüne girenler ‘uykusu hafif olanlar’ diye de kabul edilebilir. En ufak bir seste veya rahatsızlıkta uyanan ve genellikle uykuya tekrar dalmakta güçlük çekenler bu grupta sayılıyor.

Bu kişiler uyandıklarında kendilerini tamamen dinlenmiş hissetmez. Telefonun saat alarmının ertele düğmesine basar ve yataktan kalkınca da fazladan kahve içmeye daha yatkındırlar.

Bu uyku tipindekiler aynı zamanda rüyalarını sıklıkla hatırlama eğilimindedir. Avena, rüyalarımızı uzun süreli olacak şekilde belleğe kodlamak için ‘uyanık’ olmamız gerektiğini söylüyor.

O yüzden geceleri sık sık uyanırsanız, rüyalarınızı daha derin uyuyan birinden daha fazla hatırladığınızı fark edebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

‘Yapay yağlar’ hakkında bilmeniz gereken her şey

Dondurmadan hazır çorbalara birçok üründe bulunan ikame yağların güvenli olup olmadığına ilişkin daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Bu yüzden söz konusu yağları içeren ürünleri tüketmeden doktora danışın.

Yazar Mark Schatzker ‘İştahın Sonu: İyi Beslenmenin Kayıp Bilgeliğini Geri Kazanmak’ (The End of Craving: Recovering the Lost Wisdom of Eating Well) adlı kitabında yağ benzeri maddelerin göz önündeki ürünlerin içindeki gizli saklı bileşenler olduğunu söylüyor. Yazar Schatzker bu maddelere ‘yapay yağlar’ diyor ve ‘sevdiğiniz yiyeceklerden bazılarına gizlice eklendiklerini ve kilo almanıza neden olabileceklerini’ belirtiyor.

Yapay yağlar, az yağlı süzme peynirden protein içeceklerine kadar birçok şeyin içinde bulunabilir. Bu maddeler, fiziksel ve işlevsel özellikleri açısından katı ve sıvı yağlara benzeyen bileşiklerdir. Genellikle fırınlama ve kızartma işleminde geleneksel yağların (tereyağı, sıvıyağ) yerini alırlar.

Michigan Üniversitesi’ndeki araştırmacılara göre, bu maddeler, karbonhidrat (mısır, tahıl ve tohum gibi nişastalı gıdalardan), protein (yumurta akı veya peynir altı suyundan) veya yağ (bitkisel yağ olestranın trigliseridlerinin değiştirilmesiyle) kaynaklı olabilir. Günümüzde çoğu yağ benzeri madde, karbonhidratlardan yapılır ve selüloz, jelatin, modifiye diyet lifleri ve gamlar gibi yaygın olarak duyduğumuz bileşenleri içerir.

YEMEK GÜVENLİ Mİ?

Bu sorunun aslında net bir yanıtı yok. Belki de en iyi bilinen yağ ikamesi, FDA onaylı, kalorisiz ‘olestra’dır. Birtakım araştırmalar, olestra gibi yağ ikame maddelerinin kullanılmasının kilo kaybına yol açabileceğini bulmuştur. Ancak diğer bazı çalışmalarsa bununla çelişmektedir. İnsanlar yağ ikamelerini kullandıklarında, genellikle daha fazla karbonhidrat tükettiklerini ve bu nedenle daha fazla kalori aldıklarını belirtiyorlar. Ayrıca bazı gıdalarda yağ içeriği düşürülürken şeker içeriği arttırılabiliyor.

Ayrıca yine bazı çalışmalar olestranın önemli vitaminlerin ve besinlerin emilimini engellediğini göstermiştir. Bildirilen yan etkiler arasında karın krampları, şişkinlik ve sulu dışkı sayılabilir. Michigan Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

Peki bunlar ne tür ürünlerde var? Schatzker’e göre doğru soru aslında bu maddelerin hangi yiyeceklerde olmadığı. Dondurmada, yoğurtta, hazır çorbalarda, çeşitli soslarda, unlu mamullerde, süt ürünlerinde, salata soslarında ve donmuş tatlılarda yağ benzeri maddeleri tespit ettiğini söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Deliksiz uyumanızı engelleyen 9 şey!

Daha sağlıklı ve enerjik olmak, kilo vermek, ruh halinizi iyileştirmek mi istiyorsunuz? Amerikan Psikoloji Derneği’nin araştırması, çoğu insanın geceleri 60-90 dakika fazla uyursa daha mutlu ve daha sağlıklı olacağını gösteriyor. Ama yatakta 8 saat geçirseniz bile uykuya dalmanızı veya uykuda kalmanızı zorlaştıran bazı faktörler var. O faktörlerin neler olduğuna bakalım, çözüm önerilerini konuşalım.

STRES

Zorlu geçen bir günün ardından yatakta dönüp durdunuz, önünüze yığılan sorumluluklar uykunuzu kaçırdı... Yalnız değilsiniz. Anksiyete, bazı insanlarda uykusuzluğa neden olabiliyor.

Rahatamak için ipuçları:

Zihninizi stresten arındırmak için meditasyon yapmanızı, ılık bir duş almanızı veya bir şeyler okumanızı öneririm. 

AKŞAM SPORU

Egzersiz, kalp hızınızı arttırır ve vücut sıcaklığınızı yükseltir. Ancak vücudun uykuya dalabilmesi için soğuması gerekir. Akşam sporu yapınca yorgun hissetseniz bile vücudunuz uykuya dalabilmeniz için fazla ısınmış durumdadır.

Yazının Devamını Oku

Sürekli aç olmak ve aşırı yemek. İşte bütün mesele!

Aşırı yiyorsunuz, doyduğunuzu hissetmiyorsunuz, üstelik yemek yediğinizde daha mutlu olduğunuzu düşünüyorsunuz. Kilo almanıza ya da verememenize neden olan bu sorunu yaşam tarzınızda yapacağınız küçük ama önemli değişikliklerle çözebilirsiniz.

Çevremde de ‘Dr. Oz Show’da da insanlar sürekli bana şu soruyu yöneltiyor: “Aşırı yiyorum çünkü hiçbir zaman tam olarak doyduğumu düşünmüyorum. Ayrıca bu şekilde kendimi daha iyi hissediyorum. Kilo vermek istiyorum ama bu durum kilo vermemi de zorlaştırıyor. Bir çözüm öneriniz var mı?”

Bu duruma yorumum şu: “Sürekli aç olmak kötü sonuçlar doğurabilir. İyi hissetmek ve zevk almak için aşırı yemek de!”

Baylor Üniversitesi Çocuk Beslenmesi Araştırma Merkezi’ndeki araştırmacılar, bu iki davranışın beynin derinlerinde seratonin üreten nöronlar tarafından kontrol edildiğini söylüyor. Ancak yerleri farklı. Biri hipotalamusta (önbeyin bölgesi), diğeri beynin orta kısmında. Ancak ikisi de kötü beslenmeyi ve obeziteyi tetikliyor.

Yemenizi yönlendiren şey açlıksa soru şu olmalı: “Bedeniniz yeteri kadar yediğinizi biliyor mu?” Eğer fazla kiloluysanız, obezseniz veya diyabetiniz varsa leptin direnci gelişebilir ve ‘doydum’ hormonu olan leptin işini göremez. Bu hormonun hipotalamusa giden sinyalleri azalır ve siz de yemeye devam edersiniz.

Sizi yemeye yönlendiren şey zevk almaksa bunun da leptin direncini arttırabileceğini bilmelisiniz. Bu dürtünün bir kısmı fizikseldir. Örneğin, tatlı duyusu olmayan fareler yine de normal su yerine şekerli suyu seçer, çünkü şekerli su vücuda alındıktan sonra bağırsaklara ve beyne giderek zevk arttırıcı hormonların salgılanmasına yol açar.

Zevk almak için yeme dürtüsünün diğer bir nedeniyse duygusaldır. Bunun sebeplerinden biri, bazı yiyecekleri mutlu anlarımızla bağdaştırmamız olabilir. Bu da rahatlatıcı hormon ve nöro-taşıyıcıların salımını harekete geçirir.

TOK HİSSETMENİN YOLU

Yazının Devamını Oku

Uykularımızı kaçıran 4 soruna en iyi çözümler

Kaliteli bir gece uykusu uyumak bazıları için çok zor. Kafanızın içinde yarın yapılması gerekenleri düşünürken, yanınızdan da partnerinizin horlamaları yükselirken uykuya dalmak imkânsız bile olabilir. Ancak bunu değiştirmek mümkün. İşte, uykusuz gecelere sebep olan en yaygın 4 şikâyet ve bunlar için çözüm önerileri…

Gece uykumuzu nasıl aldığımız ertesi günün nasıl geçeceğini etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bu sorundan mustarip kişilerin şikâyetlerinde ertesi gün ne yapacağını düşünmek, partnerinin horlama sesi, uyku apnesi, sırt ağrıları ve sıcak basması öne çıkan sorunlar... Oysa teknolojinin gelişmesiyle tüm bu sorunlara çözüm olacak seçeneklere ulaşmak artık çok daha kolay. Açısı ayarlanabilir yataklar, ağırlıklı battaniyeler, hafıza süngerleriyle üretilen pedler, serinleten yatak ve yastıklar hayat kalitenizi arttırma yolunda size yardımcı olabilir.

HORLAMA YÜZÜNDEN...

Kötü bir gece uykusunun en büyük sebeplerinden biri, partnerinizin (veya kendinizin) horlama sesidir. Eğer horlama bantlarını ve yan yatarak uyumayı denediyseniz ve hiçbiri işe yaramadıysa sorununuzun çözümü yatağınızın açısında gizli olabilir. Açısı ayarlanabilir yatakların horlamayı azalttığı kanıtlandı. Uyku uzmanı SleepScore Labs şirketinin bir çalışmasında, açısı ayarlanabilir yatakları deneyen katılımcılar, gece uykularında daha az bölünme rapor ettiler. Öncesinde katılımcıların yüzde 31’i kendi horlamalarına sık sık uyanıyordu. Ayarlanabilir yatak kullandıktan sonra bu oran sıfıra düştü.

Eğer uyku apneniz varsa doktorunuza kontrole gitmelisiniz, çünkü bu çok ciddi bir hastalıktır. 2017’de yapılan bir çalışma, ayarlanabilir yataklarda baş kısmının kaldırılmasının uyku apnesinin yan etkilerine karşı işe yaradığını gösterdi. Baş kısmının biraz yükseltilmesinin reflü sorunlarında da yardımcı olabileceği biliniyor.

‘ZİHNİMİ BOŞALTAMIYORUM’

Eğer geceleri zihniniz, yapmanız gerekenler, gün içindeki stres faktörleri ve benzeri konularla dolup taşıyorsa yalnız değilsiniz. ABD Anksiyete ve Depresyon Derneği’nden alınan istatistiklere göre 40 milyondan fazla Amerikalı yetişkin anksiyetenin bir versiyonundan mustarip. Dünyada da bu rakam oldukça yüksek.

Anksiyete battaniyesi olarak bilinen ağırlıklı battaniyeler, rahatlamak ve uykuya daha kolay dalmak için iyi bir çözüm olabilir. Zira derin basınç terapisi, yani dokunma, sarılma veya ağırlıklı battaniye gibi yöntemler anksiyeteyi azaltmak için etkili bir yöntem. Ağırlıklı terapi battaniyelerinin etkisi üzerine çok fazla araştırma yok ama yapılan küçük çalışmalarda katılımcıların bu battaniyeleri kullandıktan

Yazının Devamını Oku

Obezitenin asıl nedeni ne?

Sadece fazla kalori alıp az hareket etmekle açıklanamayacak kadar karmaşık bir hastalık obezite... Öyle ki temizlik ürünleri, plastik, kişisel bakım ürünleri ya da gıdalarda olan ve hormonları bozan maddeler bile etkili... Peki, nelere dikkat etmemiz gerek?

Amerikan Tıp Derneği 2013’te obeziteyi resmen bir hastalık olarak kabul etti. Ancak geçen 8 yılda obezitenin sebeplerini anlamayla alakalı fazla bir değişiklik olmadı. Birçok insan obeziteyi hâlâ çok fazla kalori tüketmek ve yeteri kadar hareket etmemekten kaynaklanan bir karakter kusuru olarak görüyor. Ancak obezite bu ikisinden çok daha karmaşık.

ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi üzerine yapılmış bir çalışmadan alınan veriler, ABD’deki yetişkinlerin vücut kitle indeksinin 1988 ve 2006 arasında yükselmesine rağmen tüketilen kalori ve harcanan enerjinin değişmediğini gösterdi.

Bununla birlikte, tüketilen kalorinin kalitesi (yüksek glisemik indeksine karşı düşük glisemik indeksi) de toplam miktar kadar önem taşıyor. Nature yayınındaki bir çalışmaya göre, genetik yalnızca, insanların kilosundaki yaklaşık yüzde 2.7’lik farklılığı açıklıyor. Bu da şu demek oluyor: Obeziteyi izah ederken belirtilen en yaygın iki unsur; alınan/verilen kalori ve aile geçmişi, tek başına bu günümüz epidemisini açıklamaya yetmiyor.

 

KİMYASALLARA DİKKAT

Peki ya obezite epidemisine katkıda bulunan diğer faktörler neler? Bunları bilmek size nasıl yardımcı olabilir?

Harvard Üniversitesi T.H. Chan Toplum Sağlığı Fakültesi “Doğum öncesi ve çocukluk yıllarının etkileri; çok fazla televizyon izlemek; çok az fiziksel aktivite ve yetersiz uyku; yemek ve fiziksel aktivite ortamımız en büyük etkenlerdir” diyor.

Yazının Devamını Oku

Migren ağrısı çekenler neler yapabilir?

Bana en çok sorulan sorulardan biri “Kafein, ‘asetaminofen’ ve ‘kodein’ içeren migren ilacım işe yaramıyor. İlaç almak dışında ne yapabilirim” oluyor. Belki de beslenme şeklinizi değiştirmeniz gerekiyordur...

Migrenin Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, tüm dünyadaki en yaygın üçüncü rahatsızlık olduğunu biliyor muydunuz? Sadece ABD’de
39 milyondan fazla kişi düzenli olarak 4 ile 72 saat arası süren ataklar yaşıyor. Ne yazık ki bu rahatsızlığı anlamaya ve tedavi edebilmeye daha yeni başlıyoruz. Ama migrenle ilgili en yeni teori; ağrının, bir bağışıklık enzimi, hormonları ve nöro-taşıyıcıları etkileyen bir haberciyle beraber üst boyun sinirlerindeki periferik sinir sistemindeki veya hipotalamus içindeki sinirsel yolları tıkadığında tetiklendiği yönünde...

Beslenme şekliniz, migreninizi etkiliyor mudur peki? Vücutta, EPA ve DHA tipi omega-3 yağ asitlerinin eksikliğinin ve omega-6 fazlalığının migren ağrısını tetikleyebileceğini öğrendik. Omega-6, mayonez, salata sosu, cips, unlu mamuller, fast food yiyecekler, soslar ve katı yağ gibi ürünlerin çoğunda, soya ve mısırla beslenmiş hayvanlardan elde edilen kırmızı ette ve kümes hayvanlarında oluyor. Aspiryağı, mısırözüyağı ve soyayağı gibi bitkisel yağlarda da çokça var. Bu yüzden hazır yemek tüketiminizi azaltıp somon, ringa, hamsi ve sardalya gibi yağlı balıkları, chia tohumu, Brüksel lahanası ve ceviz gibi besinleri daha fazla yemeye çalışın. Bir ay bekleyin. Olumlu sonuçları görünce şaşıracağınıza eminim.

Migren konusunda konuşmamız gereken bir soru da şu: Kronik ağrı, karakterinizi değiştiriyor mu? Kısaca cevaplayacak olursam: Evet! Amerikan futbolu oyuncusu Joe Theismann’ın 1985’te baldır ve kavalkemiğini kırması Amerikan Futbol Ligi kariyerini bitirmişti. Theismann şöyle diyor: “İnsanlar bunun bir trajedi olduğunu söyleyebilir. Ama benim için hayırlısı buydu. Kendim dışında hiçbir şeyi düşünmez hale gelmiştim. O günden beriyse... Çok daha iyi biri olmaya çalışıyorum.”

Yani, evet, kronik ağrı karakterinizi etkiler. Bütün o fiziksel ağrılar kendinizin en iyi versiyonu olmanızı zorlaştırır. Avrupa’daki ‘European Journal of Pain’ isimli bilimsel yayındaki bir çalışma da bunu doğruladı. Kronik ağrılar duygusal dalgalanmayı tetikliyor ve anksiyete seviyesini yükseltiyor.

Yazının Devamını Oku

Onun alzheimer’ı sizi de tüketmesin

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, 10 yılı aşkın bir süre alzheimer hastalığıyla mücadele etti. Babasının ölümüne kadar bakımını üstlenen kızı Patti Davis’in, bu travmatik süreçte sağlıklı kalabilmek için hasta yakınlarına önerileri var...

Demans veya alzheimer hastalarının bakımını üstlenmek yakınları için zorlayıcı ve travmatik olabiliyor. 2004’te yaşama veda eden eski ABD başkanlarından Ronald Reagan’ın kızı Patti Davis katıldığı bir TV programında bu sürecin ne kadar yıpratıcı olduğunu anlattı.
Reagan’a konulan alzheimer teşhisi 1994’te halka duyurulduğunda eski başkanın ailesi zaten bir süredir hastalığın belirtileriyle karşı karşıyaydı.

‘Beyond Alzheimer’s’ destek grubunun kurucusu da olan Davis, hastalığı boyunca babasının yanında oldu. Geçen günlerde yayımlanan yeni kitabı ‘Floating in the Deep End’de de alzheimer hastalarına bakanların  bu süreçte kendilerine nasıl destek olabileceğini anlattı. Davis’in sizinle paylaşmak istediğim 3 önerisi var:

1. YALAN SÖYLEYEBİLİRSİNİZ

Hastanın gerçeklikle bağı kalmadıysa işleri kolaylaştırmak için yalan söylemekle barışabilirsiniz. “Babam bir gün beni çocukken buz patenine götürdüğünü söyledi ve orada neler yaptığımızı anlatmaya başladı. Böyle bir şey hiç yaşanmamıştı” diyen Davis, bu gibi durumlarda hastanın anlattıklarını düzeltmenin gerginlik ve endişeye sebep olabileceğini söylüyor.

2. MEDİTASYON YAPIN

Davis’e göre meditasyon yapmak hastaya bakım ve destek sağlayan kişiler için büyük önem taşıyor. “Meditasyon yapmak stres ve anksiyete seviyemi azaltıyor. Bunun için, belki çok zor olsa da 20-30 dakika ayırmanız gerekiyor. Demans hastalarına destek olan kişiler, hastanın kendilerinden daha önemli olduğuna inanır. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor; sizin fiziksel ve ruhsal sağlığınız da ilgiyi hak ediyor.”

Yazının Devamını Oku

Şişkinlikten kurtaracak 3 günlük çay detoksu

Vücutta rahatsızlık yaratan şişkinlikten kurtulmak mümkün. Bunun için uzman diyetisyen tarafından hazırlanmış 3 günlük çay detoksunu deneyebilirsiniz. Bu süreçte normal yemek düzeninizi sürdürebilirsiniz.

Son zamanlarda kendinizi şişkin hissediyorsanız çay detoksunu deneyebilirsiniz. Uzman diyetisyenimizle birlikte şişkinliğinizden kurtulmanız için 3 günlük bir plan oluşturduk. 3 gün boyunca her öğünde aşağıdaki adımları izleyebilirsiniz:

SABAH

Çay kombosu:

1 fincan matcha ve
1 fincan zencefil çayı

Matcha bir yeşil çay türüdür. Normal yeşil çayda çay yaprağından bileşenler alınır ve sıcak suda demlenir. Matcha çayında ise toz haline getirilip sıcak suyla karıştırıldığı için yaprağın tamamı kullanılır. Matcha’daki antioksidanlar bağırsaklarınızda yaşayan iyi bakterileri desteklemeye yardımcı olur. Zencefilse bulantı, hazımsızlık, ishal ve şişkinlik gibi birçok mide bağırsak problemine iyi gelmesiyle bilinir.

Yazının Devamını Oku

Üç aylık sağlık planı

Egzersiz yaparak, bitki temelli beslenerek ve psikolojinizi destekleyerek daha sağlıklı ve uzun yaşayabilirsiniz. Hemen harekete geçerseniz 3 ayda etkilerini göreceksiniz.

Pandemi sürecinde hiçbir şey yapmadan oturmanın, daha acıkmadan bir şeyler yemenin ve devamlı stresin ardından, sağlığınızı geri kazanmanın ve yaşam sürenizi uzatmanın zamanı geldi. Şimdiden harekete geçerseniz, sadece 3 ayda ne kadar büyük katkıları olduğunu göreceksiniz.

Beslenme, fiziksel aktivite, duygusal dinlenme ve mutluluk ekip biçme odaklı bu plan sadece bağırsak floranızı ve hormonlarınızı değiştirmekle kalmayacak, genetik faktörlerinizi bile etkileyecek. Böylece kanser, kalp hastalığı, cinsel fonksiyon bozukluğu, demans ve diğer kronik, bulaşıcı olmayan hastalık riskinizi azaltacak.

Egzersiz yapın: Egzersiz uzun yaşamı desteklerken en gözle görülmeyen faydalarından biri epigenetik değişimlere sebep olmasıdır. Bu da kansere sebep olan genlerin devre dışı bırakılması demektir.

Egzersiz aynı zamanda vücudunuzun yağı metabolize edişini düzenleyerek sizi damar tıkanması, kalp krizi ve felçten korur. Egzersiz yapmak ayrıca kronik stresi yatıştırır; diyabet, bazı kanser türleri, kalp hastalığı ve depresyonla bağlantılı risklerle inflamasyonu azaltır.

Egzersiz, kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının seviyesini azaltarak uyku kalitesini de arttırır.  Çalışmalar, 5 saat veya daha az uyumanın ölüm riskinizi yaklaşık  yüzde 15 arttırdığını gösteriyor. Bununla beraber kuvvet antrenmanları, kemik sağlığını destekleyip kas kütlesi kazanmanıza yardımcı oluyor. Hedefiniz, günde 8.500-10.000 adım veya buna eşdeğer bir kardiyo egzersiziyle beraber her hafta
iki-üç defa 20-30’ar dakikalık kuvvet antrenmanı yapmak olsun.

Yapılan araştırmalar bitki temelli beslenen ve düzenli egzersiz yapan kişilerin daha sağlıklı ve uzun yaşadığını gösteriyor. Meditasyon yapmak ve başkalarına yardım etmek gibi pratiklerse hem zihne hem bedene iyi geliyor.

İyi beslenin:

Yazının Devamını Oku

Mu varyantına yakın takip

COVID-19 varyantı Mu son dönemde sık sık haberlere konu oluyor. 40’ın üzerinde ülkede görülen Mu, Delta varyantıyla benzer özellikler gösterdiği için uzmanlar tarafından gözlem altında tutuluyor.

Alfa, Beta, Gamma, Delta...COVID-19 hepimize Yunan alfabesini ezberletti. Şimdi sırada ne mi var?

Mu varyantı...

Pandeminin başından beri virüs kendiliğinden mutasyona uğruyor ve hastalık yeni türlere evriliyor. CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) endişe konusu varyantların Alfa, Beta, Gamma ve Delta olduğunu söylüyor. Alfa ve Delta şimdiye kadarki en baskın varyantlar oldu, bu da diğer ikisine göre çok daha hızlı yayılma potansiyeline sahip olduğunu  gösteriyor.

Mu varyantı haberlere konu olsa da ABD’deki tüm COVID-19 vakalarının yalnızca yüzde 0.1’ini oluşturuyor. Ancak aynı varyant Kolombiya’daki toplam vakanın yüzde 39’undan sorumlu olduğu için araştırmacılar arasında endişe uyandırmaya başladı.

 

COVID-19 MU VARYANTI NEDİR?

B.1.621 varyantı olarak da bilinen Mu, şu ana kadar ABD, Güney Kore, Japonya, Kanada ve Avrupa’nın bazı bölgeleri dahil olmak üzere 40’ın üzerinde ülkede tespit edilen bir tür. ABD’de toplam 2.500 Mu varyantı vakasına rastlanmış ve 60 tanesi geçen ay içinde tespit edilmiş.

Yazının Devamını Oku

Egzersiz, depresyona iyi gelir mi?

İsviçreli biliminsanlarına göre başlıktaki sorumuzun yanıtı ‘evet’. Araştırmalarında egzersizin, antidepresan görevi gören ‘laktat’ isimli molekül üretimini harekete geçirdiğini göstermişler. Üstelik bunun için maraton koşmamıza da gerek yok!

Ünlülerin fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak adına sık sık egzersiz yaptıklarını söylediklerini duymuşsunuzdur. 29 yaşındaki ABD’li ünlü şarkıcı Selena Gomez’in dediği gibi “Spor yapmadığım zaman, kendimle ilgili ve etrafımdaki her şey sanki daha tatsız oluyor”. Yapılan çalışmalar, bu lafta gerçeklik payı olduğu yönünde...

İsviçre’de Cenevre Üniversitesi’nin Ulusal Araştırma Yeterlilik Merkezleri Ruh Sağlığı bölümünden nörobilim uzmanları, egzersiz ve depresyon arasındaki bağlantının nasıl çalıştığını buldular. Egzersizin, beyinde (farelerde) aşırı oksidasyon ve inflamasyonu sakinleştirerek antidepresan görevi gören ‘laktat’ isimli molekül üretimini harekete geçirdiğini keşfettiler. Bu da nöronları besliyor ve hatta yeni sinir bağlantıları oluşmasını harekete geçiriyor. Yapılan diğer çalışmalar egzersizin, yeni sinir hücresi oluşumunu başlatan büyüme faktörü bağlayıcı protein salınımını tetiklediğini gösteriyor.   Bu  faydaların hepsi kişilerdeki depresyon ve hayvanlardaki stresle bağlantılı nöron kaybına karşı geri püskürtme etkisi gösteriyor.

Selena Gomez, spor yapmanın hayatına tat kattığını söylüyor.

‘Koşucu coşkusu’nda (koşucuların, özellikle de maratoncuların koşunun sonuna doğru hissettikleri aşırı endorfin salgılanmasından kaynaklanan coşku hali) endorfinin salgılanması kendinizi iyi hissettirebilir ancak bu, tek seferlik gibi düşünülebilir. Depresif semptomlarda sürdürülebilir iyileşme için asıl büyük farkı sağlayansa diğer biyokimyasal faktörlerdir. Hafif-orta seviyeli depresyonu olan kişilerin çoğunda en iyi sonuçlar, günlük olarak yapılan hafif ve orta yoğunluklu egzersizlerle sağlanmaktadır.

Günlük 10 bin adım atmayı, tenis gibi aerobik denilen sporları denemeyi, tai-chi veya bisiklete binmek gibi aktiviteleri düzenli olarak yapmayı hedefleyin. Kronik veya daha ileri seviyedeki depresyonlar için vakit kaybetmeden profesyonel yardım almanız gerekiyor.

Bonus bilgi: 840 bin kişi arasında yapılan bir genetik çalışma, her zamankinden 1 saat daha erken yatağa gitmenin de majör depresyon riskini yüzde 23’e kadar düşürdüğünü gösterdi.

 

Yazının Devamını Oku

Omega-3’ün 3 mucizesi

Balık, ceviz, avokado, keten tohumu, chia... Omega-3 yağ asitleri içeren bu besin maddeleri bedenimizin birçok önemli fonksiyonuna destek oluyor.



Omega-3 yağ asitleri günlük almamız gereken 5 besin öğesi ihtiyacımızdan biridir. Somon, hamsi, sardalya gibi yağlı balıklar ya da avokado, ceviz, edamame, keten tohumu ve chia tohumu gibi gıdalar tüketerek omega-3 alabiliriz. Eğer omega-3 seviyenizi arttırmak istiyorsanız balıkyağı takviyeleri de vücudunuzun omega-3 ihtiyacını sağlayacaktır. Beslenme yoluyla yeteri kadar omega-3 almayan kişiler gıda takviyesi olarak alabilirler. Takviye alırken en az 600 mg DHA içermesine, hamsi veya sardalya gibi daha küçük balıklardan elde edilmiş olmasına dikkat edin.

 

VÜCUT FONKSİYONLARINI DESTEKLER

Omega-3 yağ asitleri görüş yetimiz, doğurganlığımız, beyin ve kalp sağlığımız gibi vücudumuzun son derece önemli pek çok fonksiyon ve bölgesini destekler. Ayrıca anksiyete ve depresyonu azaltmaya yardımcı olur. Çoklu doymamış omega-3 yağ asitleri, beyin zarımızda doğal olarak bulunur ve yapılan çalışmalar, kişinin çoklu doymamış yağ asitleri seviyesiyle anksiyete arasında olası bir ilişki olduğuna dair işaretler göstermiştir.

Yapılan bir çalışma, anksiyete bozukluğuna sahip kişilerin dolaşan çoklu doymamış omega-3 yağ asitleri seviyesinin daha düşük olduğunu gösterdi. Bir diğer çalışmaysa omega-3 takviyelerinin, sınavlar sırasında tıp öğrencilerindeki anksiyete ve inflamasyonu azalttığını gösterdi. Ayrıca tıp ve bilime dair bilgi ve haberlerin olduğu ‘Medical News Today’ isimli sitede detaylarıyla paylaşılan çalışmada, omega-3 almanın pozitif etkilerinin, klinik olarak psikiyatrik hastalık teşhisi konmuş kişiler için özellikle önemli olduğu paylaşıldı.

CİLDİNİZE DE İYİ GELİR

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı olmaya karar verdiyseniz, işte ilk adım!

Sağlık yolculuğunuzu küçük, yapılabilir adımlara bölmek, zorlanmadan hedefinize ulaşmanıza yardımcı olabilir. Artık daha sağlıklı bir yaşama sahip olmak istiyor ama bu zamana kadar yapmanız gerekenleri gözünüzde mi büyütüyordunuz? Büyütmeyin, size vereceğim küçük adımları takip edin.

Sağlıklı bir hayata adım atmak için yapmanız gereken her şeyi veya bırakmanız, azaltmanız gereken her yiyeceği aynı anda düşünmeyin.
Koca dağı anında tırmanmak zorunda değilsiniz. Yolculuğunuzu daha ufak ve kolay adımlara bölerek sağlıkla ilgili hedeflerinize zorluk çekmeden ulaşmanız mümkün.

Peki, sağlıklı yaşamaya başlamak için yapmanız gereken ilk şey ne? Şovuma katılan uzman diyetisyen Maya Feller’a göre oldukça basit: Daha fazla sebze tüketin!

Beslenmenize bitki temelli yiyecekler ekleyin. Feller, herkesin sağlık yolculuğu kendine özel ve birbirinden farklı olsa da sağlıklı yaşamaya başlamak için atabileceğiniz en büyük ve önemli adımlardan birinin günlük beslenmenize bitki temelli yiyecekler eklemek olduğunu söylüyor.

Bitkisel gıdalar genel vücut sağlığını destekleyen lifler, vitaminler ve fitobesinler, antioksidanlar içeren mineraller bakımından oldukça zengindir. Bitkisel ağırlıklı beslenmeye pratik ve basit adımlarla geçebilirsiniz.

İÇİNDE NE VAR?

Bitkisel besinlerdeki protein, kas ve kemiklerimizin güçlü kalmasına yardımcı olur. Bakliyat, çiğ kuruyemişler, çekirdekler ve soya tüketerek protein alabilirsiniz. C vitamini, antioksidan özelliklere sahiptir ve bağışıklık sistemi sağlığını destekler. Turunçgiller, domates, kırmızı ve yeşil biber, çilek ve pişmiş Brüksel lahanası gibi besinler tüketerek C vitamini alabilirsiniz. Çinko, bağışıklık işlevi ve yaraların iyileşmesinde anahtar rol oynar. Tat ve koku alma duyularınızda da gereklidir. Baklagiller, kaju gibi kuruyemişler ve yulaf gibi tam tahıllar tüketerek çinko alabilirsiniz.

Omega-3 yağ asitleri beyin ve kalp sağlığını desteklemeye yardımcı olur. Cilde iyi gelebilir ve inflamasyonu azaltabilir. Ceviz, bitkisel yağ, keten tohumu, kale ve kara lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketerek omega-3 alabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Teletıp kalıcı olacak mı?

Pandemi sırasında sanal doktor görüşmeleri oldukça yaygın hale geldi. Hastaneye ya da kliniğe gereksiz yere gitmek zorunda kalmayan hastalar sanal doktor ziyaretlerinden memnun. Bu durumun devam edeceğini düşünüyorum.


Teletıp sayesinde doktorlar devamlı olarak hastalarıyla ilgili gerçek zamanlı veriye ulaşabiliyor.

Teletıp veya sanal doktor ziyaretleri pandemi öncesinde sağlık sisteminin önemli bir parçası haline gelme yolunda ilerliyordu. Ancak COVID-19 salgını sanal doktor ziyaretlerine olan ihtiyacı daha da arttırarak telesağlık  ve teletıp hizmetlerini çok daha yaygın hale getirdi. Telesağlık, uzaktan sağlık bilgileri, sağlık eğitimi ve sağlık hizmetinin sunumunda kullanılan teknolojileri kapsıyor. Teletıp ise uzmanlaşmış merkezlere uzakta yaşayan hastalara sağlık hizmeti sağlıyor. Eylül 2020’de Journal of Medical Internet Research isimli bilimsel yayında çıkan bir çalışma, New York’ta teletıp ziyaretlerinin pandemi nedeniyle bir önceki yıla göre yüzde 8,729 arttığını gösterdi.

 

ULAŞILABİLİR DOKTORLAR

Peki, daha fazla insanın aşılanmasına rağmen teletıp popülerliğini koruyacak mı? Bence koruyacak.

Aynı çalışma, 38.000’in üzerinde hasta memnuniyet anketini inceledi ve hastaların sanal doktor ziyaretlerinden memnun kaldıklarını ortaya çıkardı. Ayrıca bu ziyaretlerin ‘alışılagelmiş yüz yüze klinik ziyaretlerine yönelik yaklaşımın değişmesinin önünde bir engel oluşturmadığı’ sonucuna vardı.

Yazının Devamını Oku

Kronik ağrılarınızı rahatlatma teknikleri

ABD’de ortalama 50 milyon kişi kronik ağrı çekiyor. Bunların yaklaşık yüzde 7’sinde ağrı psikolojik baskıya sebep olurken günlük hareketleri de zorlaştırıyor. Kronik ağrıya bağlı olarak yıllık neredeyse 300 milyar dolar verimlilik, ayrıca sağlık ve mutluluk kaybı da yaşanıyor. Peki, kronik ağrıların sebebi ne? Bununla nasıl mücadele edilir, farklı tedavi yöntemleri nelerdir?


Kronik ağrı kişiye özeldir, herkes için farklı bir deneyimdir. Bir kişiyi çok rahatsız eden bir ağrı, başka biri için önemsiz olabilir. Ağrı, bazı insanları fizikselden öte, duygusal olarak etkiler.

Kimileriyse ağrı tüm vücudunu istila etse de, zihinlerinde onunla mücadele ederler. İster hafif ister rahatsız edici veya çok şiddetli olsun, kronik ağrı ABD’de 50 milyon kişiyi etkiliyor. Ağrı çekenlerin yaklaşık yüzde 7’si ağrılarını, ‘psikolojik baskıya sebep olan ve günlük aktivitelerine ciddi oranda engel olacak kadar yüksek etkili’ olarak ifade ediyor.

Mevcut bir araştırma, kronik ağrıya bağlı olarak yıllık neredeyse 300 milyar dolar verimlilik kaybı yaşandığını, sağlık ve mutluluk açısındansa kaybın çok daha fazla olduğunu söylüyor. Yapılan çalışmalar, kronik ağrı yaşayan insanların yüzde 25-85’inin ağır depresyonla mücadele ettiğini gösteriyor.

 

EN YAYGIN TÜRLERİ...

Pain isimli bilimsel dergide yayımlanan bir çalışmaya göre, araştırmacılar tüm bu rahatsızlık ve ıstıraba sebep olan büyük resmi ortaya çıkarmak için ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin ulusal sağlık anketinden ağrıyla ilgili bilgileri kullandı. Şu dört ağrının, sorun yaratan en yaygın türler olduğu görüldü: Sırt ağrısı, kalça ağrısı, diz ağrısı, ayak ağrısı.

Ve yapılan çalışmada ağrının 10 yaygın sebebi gösterildi: İncinme, kireçlenme, obezite, kas ve  bağ dokusunun burkulma ve zorlanmaları, tendinit ve bursit (omuz, dirsek, bilek, diz, kalça ve ayak bileğinde oluşan iltihaplanmalar), sinir sıkışması, topuk dikeni, bunyon (ayak başparmak çıkıntısı), doku yırtılmaları (menisküs gibi).

Yazının Devamını Oku

Tuhaf semptomları olan hastalıklar

Hiç saatlerce buz çiğneyen veya boya yiyen birini gördünüz mü? Garip görünen bu davranışların ardında sağlık problemleri yatıyor olabilir. Bu tarz semptomların işaret ettiği bazı hastalıklar aslında kolaylıkla tedavi edilebilir.

SEMPTOM: BOYA, KİL GİBİ GIDA OLMAYAN MADDELER YEMEKHastalık: Pika sendromu

Kişinin boya, kil, kâğıt gibi maddeleri, ayda bir veya daha fazla canının çekmesi ve yemesi pika sendromuna işarettir. Çocuklar, hamileler, demir eksikliği olan ve çölyak hastası kişilerde daha sık görülür. Nadiren anoreksiya nevroza, obsesif kompülsif bozukluk ve şizofreni gibi psikolojik hastalıklara sahip kişilerde de olur. Pagofaji olarak da bilinen buz çiğneme, pikanın bir alttürüdür ve demir eksikliği olan kişilerde görülmüştür. Bu durumlarda doktora gitmelisiniz çünkü bu maddeler sindirim kanalınızda yırtılmalara, toksik maddelerin vücudunuza girmesine, ciddi beslenme yetersizliklerine yol açabilir.

SEMPTOM: BALIĞA BENZER KOKU SALGILAMAKHastalık: Balık kokusu sendromu

Bu sendromda kişi, dışarı balık gibi bir koku yayıyor. Bu, çok nadir görülen genetik bir hastalıktır. Kolin ve karnitin bakımından zengin gıdalardan alınan bir bileşiği parçalaması gereken enzimde bir eksiklik oluşur. Böylece parçalanamayan bu bileşik, birikerek kişinin ter, idrar ve nefesinde salgılanarak balık kokusuna yol açar. Tedaviler arasında yumurta sarısı, kırmızı et, fasulye çeşitleri, balık gibi kolin zengini besinlerden kaçınmak, düşük dozda antibiyotik tedavisi ve sabunla yıkanmak gibi seçenekler var. Basit bir idrar testiyle bu bileşiği ölçerek teşhis konması sağlanabilir.

SEMPTOM: NESNELERİ OLDUĞUNDAN DAHA BÜYÜK YA DA KÜÇÜK ALGILAMAKHastalık: Alice harikalar diyarında sendromu

İsmini Lewis Carroll’un ‘Alice Harikalar Diyarında’ kitabından alan bu sendrom, genellikle çocuk ve genç erişkinleri etkileyen ve nadir görülen bir hastalıktır. Kişi, çarpık bir zaman algısı veya görsel algı yaşayabilir, nesneleri (kendi dahil) olduğundan daha küçük, daha büyük, daha yakın veya uzaktaymış gibi görebilir. Olası sebepler arasında epstein-barr virüs enfeksiyonu, kafa travması, epilepsi, tümör ve migren sayılabilir. Aslında, migreni olan kişilerde, bu çarpık görsel algıların, migren baş ağrısından hemen önce meydana gelen aura olabileceğine inanılıyor. Bazı kişilerde gerçek baş ağrısı olmadan migren olabiliyor.

 

Yazının Devamını Oku

Bölgesel yağlanmalar başa bela!

Düz bir karnınız varsa kanser riskiniz daha mı düşük? Karın çevrenizdeki yağ en iltihaplı yağ olsa da bu; basen, kol ve bacaklarınızdaki yağın kanser veya kalp hastalığı riskinizi arttırmadığı anlamına gelmez. Araştırmalar gösteriyor ki vücut kitle indeksi 25 ve üzeri olan kişilerde farklı oranlarda farklı sağlık sorunları oluşuyor.

Fazla yağın hangi bölgenizde olduğu fark etmez. 70 bine yakın kişi üzerinde yapılan bir çalışma obezitenin; hipertansiyon, diyabet ve ‘atriyal fibrilasyon’ (bir tür kalp hastalığı) gibi hastalıklara karşı bir tetikleyici olduğunu gösterdi. Yapılan bu yeni çalışmada, yağı nasıl ölçerseniz ölçün (ister vücut kitle indeksi, ister vücuttaki yağ oranı, ister bel-basen orantısı, boy-kilo orantısı veya bel-basen çevre ölçüsü olsun), aşırı kilolu veya obeziteli olmanın çok sayıda kanser türüne karşı riski arttırdığı anlaşıldı.

Araştırmacılar 9 yıl boyunca kanserli olmayan 437 bin 393 yetişkini (ortalama 56 yaş) hangilerinin kanser olduğunu görmek üzere takip etti. Vücut kitle indeksi 25’in üzerinde olan kadınlarda (‘aşırı kilolu/fazla kilolu’ aralığının başladığı rakam) her 5.1’lik artışta birçok kanser riskinin de arttığı gözlemlendi.

Vücut kitle indeksi 25’in üzerinde olan kadınlarda, her 5.1’lik artışta kanser riski de artıyor.

Mide kanseri riskinin yüzde 35, safra kesesi kanseri riskinin yüzde 33, karaciğer kanseri riskinin yüzde 27, böbrek kanseri riskinin yüzde 26, pankreas kanseri riskinin yüzde 12, mesane kanseri riskinin yüzde 9, kolorektal kanser riskinin yüzde 10, rahim içi (endometrium) kanseri riskinin yüzde 73, meme kanseri riskinin yüzde 8 arttığı görüldü.

Risk artışının aynı zamanda vücut kitle indeksi 25’in üzerinde olan erkeklerdeki her 4.2’lik artışta da geçerli olduğu, ayrıca oranların da diğer tüm aşırı kilo/obezite ölçümleri için geçerli olduğu görüldü. Araştırmacılar aynı zamanda obezite arttıkça bu kanserlere yakalanma ve bu kanserlerden ölme riskinin de arttığını ortaya koydu (menopoz sonrası meme kanseri dışında).

Soru: Kiloyu basenlerime alıyorum ama karnım düz sayılır. Bu, kanser veya kalp hastalığı gibi karın bölgesi yağlanmasıyla ilişkilendirilen tehlikelerden kurtulduğum anlamına mı geliyor?

Cevap:

Yazının Devamını Oku