Mehmet Muharrem Kasapoğlu

Mehmet Muharrem Kasapoğlu

İnsani Duruş, Ekonomik Vizyon, Stratejik Ortaklık: ABD Ziyareti Gözlemlerim

28 Eylül 2025
21- 25 Eylül arasında New York ve Washington hattında geçen programlarda, sadece diplomasi protokolleri değil, somut sonuç hedefleyen çok katmanlı bir devlet aklını da sahada gördük.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yüksek düzeyli haftasında Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, önce vicdanın kürsüsünde konuştu. Ardından ekonominin masasında verileri ve hedefleri ortaya koydu. Washington’da ise müttefiklik hukukunun gerektirdiği teknik başlıkları kararlılıkla ele aldı. Bu seyirde atılan her adım, Türkiye’nin hem insani duruşunu hem de stratejik kapasitesini aynı resimde buluşturdu.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu hitabı, Gazze’deki çözümsüzlüğün giderilmesi yolunda meseleyi daha güçlü bir boyuta taşıdı. Cumhurbaşkanımız, iki yıla yaklaşan insani felaketi rakamların soğukluğuna hapsetmeden, hukuk ve vicdan terazisinde anlattı. Ateşkesin tesisi, insani yardımlara kesintisiz erişimin sağlanması ve insan hakları ihlallerine karşı caydırıcı mekanizmaların işletilmesi çağrısını bir kez daha açık ve net bir dille yaptı. Barışın hayata geçmesinin formülünü bir kez daha vurguladı. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan kalıcı barış doğmaz, uluslararası hukuk da işlevini bulmaz. Bu söz bir tespit değildir. Takvime bağlanması ve denetlenmesi gereken hayati bir adımdır. Gazze’de yaşananlara karşı ilkesel netlik hiç vakit kaybetmeden ortaya konmalıdır. İnsanlığın gereği budur.

Bu çizgi, Filistin Meselesine Çözüm ve İki Devletli Çözüm Konferansı’nda da korundu. Filistin’i tanıyan ülkeler takdir edildi. Tereddüt edenlere bu anlamdaki çağrı yinelendi. Filistin davasının artık dünyaya mal olduğunun, tüm insanlığın bu konuda sorumlu olduğunun altı çizildi. Netanyahu hükümetinin ilhak ve sürgün siyaseti, iki devletli çözümü boğmaya dönük bir strateji olarak bir kez daha ifşa edildi. Buradaki mesaj açıktı: Uluslararası toplum ya hukuku işletir ve adımı takvime bağlar ya da yeni utanç sayfalarının açılmasına seyirci kalır. Çünkü modern çağın utançları hafızalarımızda ilk günkü gibi duruyor. Daha büyük utançlar ise gözümüzün önünde yeniden yazılıyor. Türkiye, bu gidişatı değiştirmek için hem vicdani hem de hukuki bir hat kurdu ve Sayın Cumhurbaşkanımızın ağzından bu hattın gereğini yerine getirdi.

Birleşmiş Milletler kürsüsünde yalnızca Gazze konuşulmadı. Sistemin bizzat kendisi de masaya yatırıldı. “Dünya beşten büyüktür” vurgusu sistemin açmazlarını ifade eden en net eleştirilerden biridir ve bir kere daha bu eleştirinin somutlaşmış halidir. Veto düzeni kararları kilitleyip çifte standardı meşrulaştırmaya devam ederse, sonuç yeni Gazze’ler, yeni utanç vesikaları, yeni soykırımlar olacaktır. Bu nedenle Türkiye, “güçlünün hukukuna” değil “hukukun gücüne” dayanan bir düzen talep ediyor. Bu talep, kurumları kurucu ilkelerine döndürmek; işlevsizliği onarıp adaleti işler kılmaktır. Aksi halde, Birleşmiş Milletler personelinin dahi can verdiği bir sahada, “uluslararası toplum” kavramı içi boş bir klişeye dönüşür.

Bunun yanı sıra diplomasinin yumuşak güç boyutu da bu hafta etkin bir biçimde hissedildi. Rockefeller Center’daki TASC buluşmasında, Türk-Amerikan toplumunun dinamizmi salona sığmadı. Cumhurbaşkanımızın İslam karşıtlığı ve kültürel ırkçılık konusundaki uyarıları, inanç hürriyeti standartlarına ilişkin beklentiyi net biçimde ortaya koydu.

Türkevi’nde iş dünyasıyla gerçekleşen yuvarlak masa toplantısındaysa, ekonomi diplomasisinin dili berraklaştırıldı. Amerikan iş insanları adeta Türkevi’ne akın etti. Sayın Cumhurbaşkanımız çok uluslu şirketlerin CEO’larıyla ve üst düzey yöneticileriyle pek çok önemli görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeler, Türkiye’nin bölgesindeki yatırım üssü olma halini pekiştirirken, yatırım ekosistemine olan teveccühü de ortaya koydu. 2019’da belirlediğimiz 100 milyar dolarlık ticaret hedefi ortak kararlılıkları içeren somut bir menzil halini aldı. Orta Vadeli Program hedefleri, yeşil ve dijital dönüşüm adımları, lojistik kapasitemiz ve tedarik zinciri avantajlarımız, yatırımcıya güven veren bütüncül bir çerçevede sunuldu. Savunma, enerji, siber ve uzay ekosistemlerinde karşılıklı yatırımların ve ortak üretimin öne çıkması, 21. yüzyılın rekabet başlıklarına Türkiye’nin hazırlıklı girdiğini gösterdi.

Bu çerçevenin tamamlayıcı ayağı ise Washington oldu. Sayın Cumhurbaşkanımızla ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleştirilen Beyaz Saray’daki görüşmede ele alınan savunma tedariki ve modernizasyonu, teknik dosyaların çözüm takvimi, sivil havacılıkta iş birlikleri, enerji güvenliği ve yeni yatırımlar ikili ticaretimizi büyüten kalemlerin ötesinde bir boyuta taşındı. Bunlar aynı zamanda NATO içinde yük paylaşımını rasyonelleştiren, bölgesel caydırıcılığı artıran ve tedarik zincirlerini güvenceye alan stratejik sütunlar olarak öne çıktı. Müttefiklik, kriz anlarında “sorun yönetimi” kadar “fırsat yönetimini” de gerektirir düşüncesiyle; bu görüşme, pek çok farklı başlığın aynı masada, aynı anda, aynı ciddiyetle yürütülebileceğini gösterdi.

Yazının Devamını Oku