Mehmet Barlas

Gerçek gündemi kaçıran iktidarları sıcak gündem vurur

25 Ocak 2008
Arşimet içi boş hamam tasının suda yüzdüğünü gözlemlemeden önce de sıvı içindeki katı cisimler, taşırdıkları sıvının ağırlığına eşit bir kuvvetle yukarıya itiliyorlardı.

Ağaçtaki elma Newton’un başına düşmeden önce de, kitleleri ne olursa olsun, cisimler birbirlerini eşit şiddette ve ters yönde çekiyorlardı ve yer çekimi hep vardı.

Bu diziyi böylece uzatabilirsiniz.

Galileo söylemeden önce de evrenin merkezi dünya değil güneşti, Fleming penisilini bulmadan önce de bazı mantarlar zararlı bakterileri yok ediyordu.

Bu gibi durumları bizim mesleğimiz olan gazeteciliğe veya yoğunluklu biçimde ilgi alanımıza giren siyasete uyarladığınız zaman, karşınıza “gerçek gündem” ve “sıcak gündem” benzeri olgular çıkar.

 

Cumhuriyet muhafızları

 

“Gerçek gündem”

Yazının Devamını Oku

Bizim kafalarımızda ‘istifham’ mı yoksa ‘izdiham’ mı var?

24 Ocak 2008
Askerlik görevimi yaptığım Antalya Topçu Alayı’nda bölük komutanımız olan yüzbaşı, “Kafanızda herhangi bir konuda izdiham olduğu zaman bana gelin, danışın” derdi.

Türkçe’nin kullanımı konusunda titiz olan arkadaşlar, komutanın “izdiham” yerine “istifham” kelimesini kullanmasının daha doğru olacağını söylerlerdi. Ben de bu görüşe katılırdım o günlerde.

Edebiyatımızda kişinin cevabını bildiği veya bildiğini zannettiği bir konuyu soru şekline sokarak söylemesine “istifham” denilir. Bunun gibi edebiyatta mesela “istidrak” kelimesi de bir kişiyi över gibi görünerek yermeyi veya kötülüyor gibi görünerek övmeyi ifade eder.

Günlük kullanımda istifham, “zihinde beliren soru” anlamını taşır.

“İzdiham” ise bir kalabalığın bir noktada yığılması anlamına gelir.

 

İstifham değil izdiham

 

Aradan 30 yıla yakın zaman geçtikten sonra bugün, bazı kafalardaki kargaşa için

Yazının Devamını Oku

Sorumluluk taşıyanlar gerçek gündemden kaçamaz...

23 Ocak 2008
Biz köşe yazarlarının en büyük lüksümüz, kendi gündemimizi kendimizin belirleyebilmemizdir.

İstersek yurttaki ve dünyadaki gelişmeleri, değişimi görmezden gelip, köşemizde 1930’ların ya da 1960’ların verilerine dayalı rejim kavgası yapabiliriz. O gün gördüğümüz bir film ya da yemek yediğimiz lokanta, bizim ertesi günkü yazımızın ana gündemini oluşturabilir.

Bu açıdan baktığımızda Orhan Veli’nin şiiri, sanki bizler için yazılmıştır.

“Ne atom bombası

Ne Londra Konferansı

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umurunda mı dünya”

Ama

Yazının Devamını Oku

Youtube’u yasaklamak türbanı yasaklamaya benzemez…

22 Ocak 2008
Bir konuyu daha derinine anlamak amacıyla internetten “youtube”a girdiğinizde, ekranda “T.C. Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi 17/01/2008 Tarih ve 2008/55 nolu kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir” yazısı çıkıyor…

Bir geri zekalı (galiba Yunanlı) Atatürk ve biz Türkler hakkında çirkin bir şeyler koymuş youtube’a… Biri de bunun hakkında suç duyurusunda bulununca mahkeme youtube’a  erişmeyi toptan engelleme kararı almış…

Hani Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunduğu söylenilen bir mezar taşında yazanlar hep hatırlatılır ya:

“Ateşe, rüzgara, suya hükümran idi/ Sanmayın ki Hazreti Süleyman idi/

Üsküdar’da demirci Süleyman idi”

 

Siberya o kadar büyük ki

 

Biz de şimdi Türkiye’de youtube’a erişmeyi engellediğimizi sanarak,

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın eksiği karşısında akıllı muhalefetin bulunmamasıdır

21 Ocak 2008
En sevdiğim özdeyişlerden biri de “akılsız dostum olacağına akıllı düşmanım olsun” sözüdür. 1960’lı yılların birinde o zaman Sovyetler Birliği Başbakanı olan Kosigin’in bir Sibirya kentinde yaptığı konuşmayı hiç unutmam.

O dönemde komünist işletmelerde de “kâr” motifinin aranması gerektiğini yazıp söyleyen Ukraynalı Marksist ekonomist Evsei Liberman’a (1897–1983), başta Suslov olmak üzere Sovyet rejiminin ortodoks ideologları “ideolojimize ihanet ediyor” diyerek çok ağır biçimde saldırıyorlardı. Onlara göre “kâr” kapitalist ekonomilerin aracıydı.

Kosigin bu tartışmalara karşı ağırlığını Liberman’dan yana koydu ve konuşmasında şöyle dedi:

-Düşman olarak gördükleriniz akıllı işler yaptıkları zaman siz bunları düşman yapıyor diye reddederseniz, sonunda akılsızca işler yapmak durumuna düşersiniz.

 

Baş kadar beyin de önemli

Türkiye’de çeşitli konulardaki siyasi kamplaşmaların taraflarının karşıtlarının söylemlerine yaklaşımları, bana hep Kosigin’in söylediklerini hatırlatıyor.

Somut örnek yeniden alevlenen “türban” tartışmalarından verilebilir.

Örneğin belirli kesimlerden başı açık kadınlar, başı kapalılara (veya türbanlılara) onların ne söylediklerini ve ne düşündüklerini dinlemeye gerek görmeden öfkeyle (hatta nefretle) yaklaşıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Önce bugünün dünyasına gelelim sonra yarını da düşünürüz

20 Ocak 2008
Doğan Yayın Holding’in “Buluşmalar”ından sonuncusunun teması "Geleceğin Kısa Tarihi"ydi.

Bu etkinlikte internetin konumunu değerlendirmeleri ile dikkati çeken iki gözlemi Milliyet’in haberinden alarak aktaralım.

- İnternet kullanıcısı sayısı 1 milyara ulaştı. Bu rakam çok şaşırtıcı ve anlaşılması zor. Çok büyük bir rakam. Yeni medya ABD'de 15 yılda 45-50 milyon kullanıcıya ulaştı. İnternet reklam geliri yüzde 22 arttı. Şu anda Youtube'da 50 milyon saatlik video var ve milyonlarca kez izleniyor. En büyük tüketicilerden biri Türkiye. IPod'lara 2012'de 1 yılın tamamı kadar yani 8 bin 760 saatlik video yüklenebilecek. 2015'te o ana kadar çıkan tüm şarkılar IPod'a yüklenirken 2020'ye kadar her türlü içerik bu cihaza depolanabilecek. TV programı 30 saniyede indirilebilecek. (Google Video Ortaklıkları Bölüm Başkanı Patrick Walker)

 

Yalancı kahinler

 

- İnternet basını bir süre sonra yazılı basını geride bırakacak. Ancak, internet her şey demek değil. İnternette aradığınızı bulamayabilirsiniz. İçeriğin önemi bir kat daha artıyor. Reklam tüketiciyi ikna etmeye çalışırken, online ve basılı olarak sunulabilecek rehberlerin bilgilendirici özelliği ön planda. (Seat Pagine Gialle CEO'su Luca Majocchi)

Bu iki konuşmacı da açıkçası geleceği sağlıklı öngörmüşler.

Kitle iletişim araçlarının bu dönemde en etkililerinden olan

Yazının Devamını Oku

Bize demokrasi ve laiklik yetmiyor… Biraz da empati gerekiyor…

19 Ocak 2008
Bu coğrafyada her konu, bir orta okul münazarasındaki gibi tartışılmak zorunda mı?

Tartışmalardaki tek amaç taraflardan birinin diğerini susturup, kendi görüşünü “tek doğru” olarak kabul ettirmesi mi?
Siyasal bilimler ve sosyoloji gibi alanlarda bile “kuşku”ya hiç yer yok mu?

Tartışanların farklı görüşlerden bir sinerji yaratıp, gerçeğe daha yakın bir yoruma ulaşmak gibi bir arayışları hiç olmayacak mı?

Acaba bu durumun nedenlerinden biri “empati” yokluğu olabilir mi?

Herkül Millas, geçmiş aylardan birinde empati yokluğunu ”türban” tartışmalarına uyarlayarak Zaman’da şöyle anlatmıştı:

 

Duygusal yetenekler

 

Yazının Devamını Oku

Siyasetin gündemine takılırsanız işin içinden çıkamazsınız

18 Ocak 2008
Herkes bir şeye takılır.<br><br>Kronik takıntılarımız arasında ön sıraları işgal eden “türban”, yine gündemin öncelikli maddesi.

Bana gelince ben Tabi Mustafa Efendi’nin (1757-74) Hüseyni Yürük Semaisi’ne takıldım bu sıralar.

“Ben gibi sana aşık-ı üftade bulunmaz

Sen gibi güzel dahi bu dünyada bulunmaz

Mestane misin sen, dürdane misin sen

Bu bezm-i safa her zaman amade bulunmaz”

Vural Savaş bu bestenin Tülin Korman tarafından icra edilen kaydını göndermişti bana. Bende de Meral Uğurlu icrası vardı. Bu arada Youtube’da da genç solist Oya İşboğa’nın koro arkadaşlarının icra kayıtlarını buldum.

 

Engin Ardıçlaşmak mı?

Yazının Devamını Oku