Karaciğerine iyi bakın

Canlıların hayati öneme sahip iç organlarından biri karaciğerdir. Vücutta tek başına çok büyük işler başarır.

Kendini yenileyebilme istisnalar hariç en zor durumlarda bile görevini yerine getirebilme gücüne sahip karaciğer neden bu kadar önemli?

Kanı filtreleyerek temizlemek, kandaki kolesterol miktarını kontrol etmek, hormonları üretmek ve dengelerini korumak vücudun kendini onarmasına yardımcı kimyasalları üretmek, sindirilmiş gıdayı işleyerek vücut için gerekli vitamin ve mineraller ile şekeri açığa çıkarıp depolamak, enerji depolayarak ihtiyaç duyulduğunda kullanıma sunmak, bağırsaktaki gıdaların parçalanmasını sağlayan safrayı üretmek, vücudu zehir ve toksinlerden arındırmak, ilaçları parçalamak, enfeksiyon ve hastalıklarla savaşmak karaciğerin yüzlerce görevinden sadece bazıları.

Evcil hayvanınızın karaciğerinin bu görevlerden bazılarını yapamadığını, eksik yaptığını ya da zorlandığında neler olabileceğini kısa bir süre düşünün. Ne kadar korkutucu değil mi!

O halde sağlıklı bir yaşam sürmesi için karaciğerine çok çok iyi bakmanız gerekecek.
Evcil hayvanımızın karaciğerine iyi bakmak için doğru ve dengeli besleme önemli.

Yaşına ve durumuna uygun mamadan ihtiyacı kadar vermek beslenme için yeterli. Aşırı beslemek, şekerli ve tuzlu gıdalar yedirmek, sürekli protein değeri oldukça yüksek gıdaları vermek karaciğerde metabolik bozukluklara neden olabilir.

Uzun süreli açlık durumu da karaciğer fonksiyonlarının bozulmasında ciddi etkisi olan bir süreçe.
Gereksiz ilaç kullanımı da karaciğere zarar veriyor. Gerçekten hasta değilse ve hekiminiz tarafından reçete edilmediyse evcil hayvanınıza ağrı kesici dahi olsa ilaç içirmeyin.

Çiftlikde yaşayan kedi ve köpekler açısından tarımsal zehirler, sinek ve böcek zehirlerine maruziyet karaciğerde ciddi hasarlara neden olabiliyor. Hayvanları ilaçlama alanından uzak tutup güvene almak gerekiyor.

Karaciğer sağlık için durmaksızın çalışırken onu üzmemek için evcil hayvan sahiplerine de iş düşüyor.
Sağlıkla kalın karaciğersiz kalmayın...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Aşı aldatmacası

Evcil hayvan sahiplenenlerin aşı ve ilaçlar konusunda yanıltıldıklarına sıklıkla şahit oluyoruz.

 Anne yanından ayrılmaması gereken 30-35 günlük hayvanları verip antiparaziterlerinin yapıldığını söyleyenlere de iki aylık yavru kedi ya da köpeğin tüm aşılarının yapıldığını iddia edenlere de denk geldik, geliyoruz. Parazitlerinin yapıldığı iddia edilen hayvanların kısa bir süre sonra pire ve kurt şikayetiyle kliniğimizi ziyareti rutin haline geldi.

Yavru bir kedi ya da köpeğe 45 günlükten önce antiparaziter ilaç uygulanamaz. 60 günlükken aşı programı başlatılır, aşıların tamamlanması en iyi ihtimalle 40-45 günü bulur.

Bebeklik aşısını yaptırdık diyenler de oluyor. Hayvan sahibinden aşı karnesini istiyoruz karne verilmediğini öğreniyoruz. Veteriner hekim evcil hayvana aşı yaptığında karne düzenler, karneye aşının etiketini yapıştırır, imza ve kaşesiyle onaylar. Karne yoksa aşı yapılmamıştır. Aldatmacayı daha organize biçimde yapanlar da var. Herhangi bir aşı karnesine nereden buldukları şüpheli aşı etiketini yapıştıranlar ya da başka hayvana ait bir karneyi teslim edenler...

Bu kişilerin yaptıklarının dolandırıcılıktan çok da farkı yok. Üstelik evcil hayvana gerçekten aşı yapılmasına engel olup sağlığı ile oynamaları da cabası.
Bursa’da kliniklerin kendi bastırdıkları ya da ilaç-aşı firmalarının promosyon olarak verdiği karneleri kullanma dönemi bitti. Bursa Veteriner Hekimler Odası’ndan alınan seri numaralı tek çeşit pet pasaportu kullanılıyor. Farklı tipte bir karne veriliyorsa şüpheli yaklaşmak da fayda var.
Sağlıkla kalın aşısız kalmayın...

Yazının Devamını Oku

Karşınızda bir canlı duruyor

Popüler bir ırka mensup kedi ve köpeklerin özellikle evlerde üretimi oldukça yaygınlaşmaya başladı.

Para karşılığında evcil hayvan edinen kişiler arasında kedilerini eşleştirip yavrularını satma fikrinde olanlar oldukça fazla. Evcil hayvanlar sahiplerinin hataları yüzünden ciddi sağlık sorunlarıyla baş başa kalabiliyor. Bu hatalardan biri hiç şüphesiz akraba çiftleştirilmesi. Bir kedi ya da köpeğin anne ya da babayla, aynı batında doğmuş kardeşle eşleştirilmesi hastalıklı, sakat yavruların doğmasına neden oluyor. Ölü doğum, düşük hatta gebelik sürecinde dişi kedinin kaybı da söz konusu. ‘Ben yaptım gayet her şey yolunda’ diyenler olacaktır. Kişisel deneyimler bilimsel gerçekleri, riskleri değiştiremez.

*
Farklı ırkların eşleştirilmeleri de büyüyen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Farklı kalıtsal özelliklere sahip kedilerin ya da köpeklerin eşleştirilmesiyle ilgili ciddi araştırmalar söz konusu. Scotich fold ırkı kedinin kendi ırkından kırık kulaklı bir kediyle eşleştirilmesinin acı sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Siyam kedim var, İran kedisiyle eşleştirsem yavrular nasıl olur benzeri sorular sosyal medyada oldukça popüler. Bu soruyu sorulmasındaki temel mantık yavrular nasıl görünür, maddi olarak bir karşılığı olur mu düşüncesi. Evcil hayvanlar evlerde birer deney hayvanı haline gelmiş bazı evlerde.

*
Köpeklerde ise farklı ırk büyüklüklerine sahip hayvanların eşleştirilmesi ciddi sorunlar arasında yerini alıyor. Yetişkin ağırlığı 3 kilogram bandında olması geren şivava (chihuahua) ırkı köpek büyük ırkla eşleştirildiği için şivava görüntüsüne sahip ancak ağırlığı 7 kilogramı bulan bir hastamız var. Henüz yaşını doldurmamış köpeğimizde katılsal bozukluklar ortaya çıkacak mı zamanla göreceğiz.
Kedi ve köpeklerin hamilelik ve yavruları emzirme süresi ortalama 4 ayı buluyor. 4 ayın sonunda dişi hayvanların yeniden kızgınlık belirtileri göstermeleri mümkün. O zaman bir daha eşleştirelim zihniyetinden vazgeçilmesi şart. Gebelik, doğum, emzirme hem fiziksel hem ruhsal olarak zor bir süreç. Yavrular sahiplenildikten sonra annenin sağlığının toparlanması, vücudun kendini yenilemesi, vitamin ve mineral eksikliklerinin yerine konulması mutlu yaşamına geri dönmesi gerekiyor. 2 yıl içinde en fazla 3 kere doğum yapmayı kaldırabilirler. Size düşen kızgınlık dönemine katlanmaktır. Eğer miyavlama seslerini duymak istemiyorsanız evcil dostunuzu kısırlaştırarak ona sağlıklı bir hayatın önünü açabilirsiniz.
Karşınızda bir robot değil canlı duruyor. Hayatıyla oynamayın…

Yazının Devamını Oku

Damak yarıklarında cerrahi tek çözüm

Kedilerde damak yarığı doğuştan olabildiği gibi sonradan travmaya bağlı olarak şekillenebilmektedir.

Damak yarığı çok basit bir sağlık sorunu gibi görülmekle birlikte özellikle doğuştan gelen yarıklar yavrunun beslenememesine ve hayatını kaybetmesine neden olmaktadır.
Damak yarığı ağız ile burun boşluğu arasında geçiş durumu oluşturduğundan besinlerin bir kısmı burun boşluğuna oradan da akciğerlere kadar gidebilir. Damak yarığı bulunan kediler yeme ve içme sırasında ciddi sıkıntı yaşarlar, beslenme sırasında burun akıntısı, aksırma. solunum sıkıntısı gözlemlenir. Beslenme yetersizlikleri gelişim geriliğine, kilo kaybına neden olur. Doğuştan gelen yarık durumlarında meme ememeyen yavrunun hayatını kaybetmesi riskler arasındadır.

*
Damak yarıklarına cerrahi müdahale ile çözüm bulunur. Yarığın pozisyonuna büyüklüğüne göre birden fazla operasyon gerektiren durumlar olabilir.
Küçük yarıklarda yarık kenarlarının karşılıklı olarak dikilmesi yöntem olarak tercih edilebilir. Ağızdan alınan bir parça ile yarık bölgenin cerrahi olarak onarımı uygulayabildiğimiz bir operasyondur.
Damak yarıklarının kendiliğinden zamanla kapanması, ilaçlarla iyileşmesi mümkün olmadığından hekiminizin cerrahi müdahale önerisini ciddiye alın. Yarığın kapatılmadığı her gün evcil dostunuzun hayati tehlike altında olduğunu unutmayın.
Sağlıkla kalın...

Yazının Devamını Oku

Irkıyla değil sağlığıyla ilgileniyoruz

Yeni evcil hayvan sahiplerimizden sıklıkla duyduğumuz sorulardan biri ‘kedimin, köpeğimin ırkı ne?

Bu kedi gerçekten British mi? Köpeğim Pomerian değil mi?’

Biz veteriner hekimler kedi ya da köpeğinizin ırkıyla değil sağlık durumuyla ilgileniriz. Evcil hayvanınızın ateşi normal mi, solunumunda problem var mı, akciğerlerinden normal dışı ses geliyor mu, vücudunda mantar gibi deri hastalıklarının lezyonları var mı, ağız içinde tümör ve enfeksiyon söz konusu mu, damak yarığı var mı, kilosu yaşına göre ideal mi, kusma ve ishal gibi bazı öldürücü hastalıkların da semptomları olan durumlar var mı?

Sizler ırkını, güzelliğini merak ederken biz veteriner hekimler muayenemizde tüm bu sorulara yanıt ararız. Veteriner fakültelerinde ırklarla ilgili temel bilgiler verilir ancak aldığınız hayvanın ırkına garantörlük yapmayız.

Sosyal medyada kedisine meslektaşımızın British dediğini belirterek ırkını merak eden paylaşımlar sıklıkla yapılıyor. Herkes uzman olduğu için ‘veterinerler bir halttan anlamıyor’a dönüyor iş.

Prensip olarak bir ırk belirlemem hayvanlara. Sahibi ne diyorsa karnesine o şekilde yazarız. Tabi ki bir tekire hiçbir meslektaşımız Russian Blue yazmaz. Bir kedi sahiplenirken sizin için önemliyse ırkını öğrenmişsinizdir, hele satın aldıysanız mutlaka sormuşsunuzdur. Sormadıysanız zaten sevip sahiplendiğiniz bir evcil hayvanın ırkının sizin için bir önemi olmamalı diye düşünüyorum.

Irk özellikleri, hatta ırklara ilişkin renk kodlarına, ırklarla ilgili yeni tanımlara yetkili federasyonların internet sayfalarından rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Irkıyla siz ilgilenin bize de sağlığını emanet edin. Bizi sadece evcil hayvanınızın sağlığı ilgilendiriyor.

Yazının Devamını Oku

Dünya Kuduz Günü

Bugün 28 Eylül Dünya Kuduz Hastalığı günü. Kuduz aşısını bularak insanlığı trajik bir ölümden kurtaran Louis Pasteur’ün ölümü anısına seçildi.

Bugün umursamadığımız hatta aşısını bile yaptırmadığımız kuduz hastalığı tedavisi mümkün olmayan, bulaşıcı, acı bir ölüme neden olan hastalıktı. 1885’te Fransız Bilim İnsanı Pasteur, geliştirdiği kuduz aşısını ilk kez bir insana uyguladı. 14 yaşındaki Joseph Meister isimli çocuk kuduz bir köpek tarafından tam 14 kez ısırılmıştı. Ailesi son çare olarak Pesteur’ün kapısına geldi. İşte kuduz aşısının insanlığın hizmetine sunulmasında bu tarih bir dönüm noktası oldu. Sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan aşıyı bir insana yapmak çok kritik bir karardı. Çocuk zaten kuduzdan ölecekti ancak aşı işe yarar ve iyileşirse yüzbinlerce insanın kurtuluşu demekti. Aşıdan sonra durumu düzelmeye başlayan çocuk 3 ay içinde iyileşti.

*
Bugün herhangi bir kişi ‘aman şehirde kuduz mu var’ ya da ‘kuduz aşısı gereksiz’ diye konuşabiliyorsa aşılama politikaları ile kuduzun önlenmesi nedeniyledir. Hayvanların yaygın aşılanması, insanların risk durumunda aşılanması nedeniyle kuduza bağlı ölümleri konuşmuyoruz. Ancak hastalık görülmüyor diyerek evcil hayvanlarımızı aşılatmazsak yıllarca verilen emek boşa gidecektir, tıpkı diğer aşılarda olduğu gibi.
Birçoğumuzun ilk kez karşılaştığı Covid 19 salgınında can vermemek için herkes bir an önce aşının bulunmasını bekliyor, aşı bulundu haberi gelince hastanelerin önünde uzun kuyruklar oluşacağına şüphemiz yok. Bir salgın için dört gözle aşı beklerken, aşısı bulunmuş ve önlenmiş başka bir salgını bu kadar küçümsememek gerekir.
Gelin yanlış algıları birlikte kıralım ve evcil hayvanlarımızı yılda bir kez kuduza karşı aşılatalım.
Sağlıkla kalın…

Yazının Devamını Oku

Sen neymişsin be Dr. Sirke!

Öyle bir ürün düşünün ki; hem sağlığı koruyor hem tedavi ediyor.

Zehirlenmeyi de engelliyor böbrek taşı oluşumunu da. İdrar yolu problemini, iltihaplı romatizmayı tedavi ediyor. Kabızlığa, sindirim düzensizliğine bire bir. Parazitler daha şişesini görür görmez kaçıyor. Mantar, egzama ne kadar deri hastalığı varsa hepsine şifa..
Hatta antibiyotiklerin bile yapamadığını yapıyor bir dokunuşta bakterileri yok ediyor.
Üstelik bu ürüne çok kolay ulaşıyorsunuz hatta evde bile yapabiliyorsunuz.
*
Ne saçmalıyor bu diye düşünmeyin ben ‘sosyal medya’nın yalancısıyım.
Sirkenin tüm bunları ve daha fazlasını yaptığına ilişkin iddialar çeşitli internet sitelerinde kimlerin yazdığı belli olmayan makalelerin baş konusu.
Makale olunca da bu hurafelere inandırıcılık daha da artıyor.

Yazının Devamını Oku

Azı karar çoğu zarar

Protein vücudumuzun önemli yapı taşlarından biri. Sağlıklı gelişim, büyüme, sağlıklı bir yaşam için gerekli olan proteinlere evcil hayvanlarımızın ne kadar ihtiyacı var, fazlası ne gibi etkilere neden olur? Bu soruların yanıtlarına gelin birlikte yanıt bulalım.

Proteinler, amino asitlerin zincir halinde birbirlerine bağlanması sonucu oluşan büyük organik bileşiklerdir.
Proteinlerin temel kaynağı hayvansal gıdalar olmakla birlikte, bitkilerde de belirli oranda bulunabilir ancak evcil dostlarımız etobur (karnivor) sınıfından oldukları için proteini et ürünlerinden alırlar.
Protein ihtiyacı kedilerde köpeklere göre daha fazladır. Yavru, hamile emziren hayvanlarda sağlıklı yetişkin bir kedi ya da köpeğe göre protein ihtiyacı yüksektir. Bu hayvanların tümünde proteince yüksek yavru mamalarının tavsiye nedeni budur.
Beslenme şeklini bu bilgiler ışığında düzenlemek evcil hayvanın sağlıklı olmasını sağlar.
Yeterince protein alamayan yavru bir hayvanda gelişim gerilikleri gözlenir. Kas zayıflıkları, kilo alamama ya da kilo kaybı görülür. Hamile hayvanlarda yavrular yeterince gelişemez, emziren hayvanlarda süt verimi ve kalitesi düşer bu durum yavrularda yine gelişimin durmasına hatta gerilemesine yol açar.
Proteinin ne denli yaşamsal bir öneme sahip olduğunu biliyoruz ancak kararında verilirse. Fazla protein tüketimi böbrekleri yoruyor ve uzun vadede kronik böbrek yetmezliklerini tetikliyor. Sürekli et ve et ürünleriyle beslenen kedi ve köpeklerde protein fazlalığına bağlı olarak böbrek hastalıkları daha hızlı gelişiyor.
Her şeyde olduğu gibi proteinin de azı karar çoğu zarar.

Yazının Devamını Oku

Ölümcül virüs distemper

Evcil hayvanlarda en riskli dönem hiç şüphesiz yavruluk zamanıdır.

Aşılı ve sağlıklı bir anneden doğan ve yeterli süre annesini emen yavru ilk antikorlarını alır. Bu antikorlar yavrunun korumalarıdır ancak çok güçlü birer kahraman oldukları söylenemez. Aşılarla birlikte antikor titresi yükselir ve vücut hastalıklara karşı daha dirençli hale gelir.

*

Henüz aşılarla tanışmamış yavru köpeklerde en ciddi hastalıklardan biri olan Distemper ölümle sonuçlanabilir. Canine Distemper Virus; köpek gençlik hastalığına neden olan virüstür.
Köpek gençlik hastalığı solunum sistemi, sindirim sistemi ve merkezi sinir sisteminde ve çoğunlukla birden fazla sistemde hastalık oluşturur. Hastalık belirtileri arasında ishal, kusma, vücutta su kaybı, kilo kaybı, öksürük, burun akıntısı, soluk almada güçlük, deride kötü koku, deride irinli iltihaplanmalar, sinirsel formun belirtisi olarak kaslarda tikler (bacak ve yüz kaslarında) ve hareketlerde koordinasyon bozuklukları, körlük, hafif ya da tam felç gibi belirtiler farklı durumlar gözlemlenebilir. Canlı çoğunlukla başka hastalık etkenlerine karşı da açık hale geldiğinden hastalığın teşhisi daha da karmaşık bir hal alabilir.

*

Hastalığın tedavisi güç, başarı şansı düşüktür. Tedaviye rağmen hastalık ölümle sonuçlanabilir.
Hastalıktan korunmak için yavru köpeklerin aşılanmasına 45 günlükken başlanmalıdır. Aşının tekrarlanması daha güçlü bir bağışıklık oluşmasında etkilidir. Yavrular tam bağışıklık sağlanmadan dış ortamlarla temasta bulundurulmamalıdır.

*

Yazının Devamını Oku

Tümörleri hafife almayın

Kedi köpeklerde meme tümörleri sıklıkla karşılaştığımız bir sağlık problemidir.

Her kitle kanser anlamı taşımadığı gibi riski de göz önünde bulundurmak gerekir.

Genetik yatkınlığın meme kanseri riskini artırmasının yanı sıra bazı kedi ve köpek ırklarının hastalığa yakalanma riskinin yüksek olduğu da çeşitli araştırmalarda yer alıyor. Özellikle küçük ırk köpeklerin meme kanseri riski yüksekken, kedilerde siyam genetik yatkınlık taşıyor.

Meme tümörlerinin başlıca nedenleri arasında uzun süren hormon ilaçları tedavisi ile dişi hayvanlarda kızgınlık baskılayıcı hormon tabletlerinin kullanımını gösterebiliriz. Yalancı gebelikler ile ovaryum kistleri meme tümörlerini tetikleyen hastalıklar arasında.

Doğum sonrasında yavruların kaybı nedeniyle memede süt kalması sonucu meme dokusunda kist oluşabilir.

Malign meme tümörlerinin klinik belirtileri arasında iştahsızlık, halsizlik, ağrı ve şişkinlik yer alır. Ağrılı kitle durumuna bazı vakalarda akıntı da eklenir.
Her kitle meme kanseri anlamı taşımaz ancak kanser ihtimaline karşı veteriner hekim muayenesi önem taşır. Kitlenin yapısına, büyüklüğüne göre tavsiye edilen tedaviden kaçınılmaması evcil hayvanın sağlığı açısından önemlidir.

Evcil hayvan kanserlerinde ihtiyaç duyulduğunda cerrahi müdahale ile kitlenin temizlenmesinin yanı sıra kemoterapi de yapılabilmektedir.

Yazının Devamını Oku

Köpeğiniz sizi taklit ediyor

Köpek davranışları yıllardır çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Onların davranışlarını anlamak, yönlendirmek, değiştirmek, sosyalleştirmek oldukça emek isteyen bir iştir. Aslında köpeğiniz sizi taklit eder. Sert, agresif, şiddet eğilimli davranışlarınıza aynı şekilde cevap verir. Dışarıya yönelik bu tür davranışları da sizinle beraber yapar. Mutlu, sosyal, diğer insanlarla dengeli ilişki kuran, çevresine saygılı bir birey değilseniz köpeğinizden bunları beklemeyin.

Köpeklerin ırk özelliklerine göre değişen karakter yapıları vardır ve bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Hatta saldırgan eğilimli bazı ırkların beslenmesi, çoğaltılması, sahiplendirilmesi yasaktır.
Bu ırklar dışında kalan her köpeğin harika olduğunu düşünmeyin. Çok oyuncu, dost canlısı ırk olarak bilinen Golden Retreiver tarafından ısırıldığımı, dili dışarıda mutlu mutlu dolaşan Fransız Bulldog köpeğin içinden bir canavar çıktığını söylersem eminim birçok kişi şaşıracak hatta inanmayanlar olacaktır. Sahibinin çok uysal olduğunu söylediği Alman Kurdu’nun enjeksiyon sırasında sahibinin baş parmağını tırnak kısmından ısırarak kopardığına bizzat şahidim.

*
Gerçek şudur ki; şiddetle yetiştirilmiş, dövüşmeye ve saldırmaya şartlandırılmış, diğer hayvanlarla ve insanlarla bir araya getirilmemiş, sert hareketlerine karşı tepki gösterilmemiş birçok köpeğin sizi ısırmayacağından asla emin olmayın.
Köpek sahipleri, köpeklerinin insanlar arasında güvenle dolaşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Köpeğinizi eğitmek, sosyalleştirmek, sert davranış ve oyunlardan kaçınmak, tasmasız gezdirmemek bu davranışların başında gelir. Köpeğinizin çok sakin, uyumlu olduğunu düşünseniz bile dışarıdan gelen bazı uyaranlara karşı beklemediğiniz tepkiler verebilir. Çok iyi huylu bir köpeğin parkta sevmediği başka bir köpeğe karşı havladığı, sahibi tarafından tutulmuyorsa diğer köpeğe doğru koştuğu sayısız örnek vardır.
Ağır yaralanmalara sebep olan ısırmalara fail köpeklerin yüzde 82’sinin kısıtlanmayan köpekler oldukları tespit edilmiştir. Toplum içinde köpeğinizi güçlü bir tasmayla tutuyor olmanız hem onun ısırılmasını hem de köpeğinizin başka birini ısırmasını engelleyecektir. Yabancı bir toplulukta ya da yabancı bir mekan da köpeğiniz tedirgin olacağından, böyle yerlerde yabancıların köpeğinizle temas kurmasına izin vermemeniz doğru bir davranıştır.

*

Yazının Devamını Oku

Doyduğunu anlamıyorsa hasta olabilir

Evcil hayvan sahiplerinin en dertlendikleri konu yeme sorunlarıdır. Bu sorunların en basiti sıklıkla yan ürünler ve yumuşak gıdalar verilmesi nedeniyle mamaya burun kıvrılmasıdır. Bu sorun biraz disiplin ve kararlılıkla kolayca çözülecektir.

Yemek yememe ya da aşırı yeme köpeklerde ciddi problemdir. Aşırı yeme isteği önemsiz gibi görünebilir. Oburluk, pisboğazlık olarak nitelendirilebilir ancak doymama hissi çeşitli hastalıkların belirtisi olabilir.

Köpeğiniz bir öğünde çok mama tüketiyorsa bu doymama hissiyle karıştırılmamalıdır. Mama kabını doldurduktan hemen sonra bitiriyor ve yeniden doldurduğunuzda onu da iştahla tüketip yenisini bekliyorsa aşırı iştah problemi ile karşı karşıya olabilirsiniz. Çöplerinizi kurcalayıp yiyecek bir şeyler arıyor, yüzüne bakmayacağı şeyleri bile midesine indiriyorsa doymadığını düşünebilirsiniz.

Aşırı iştah uzun vadede obeziteye yol açacağı gibi sağlıksız beslenme nedeniyle diş çürükleri, sindirim sistemi problemleri, mide şekil bozuklukları riski ortaya çıkar. Tüm bunlar aşırı yemenin sonuçlarıdır.
Bir de doymamaya neden olan fizyolojik rahatsızlıklar vardır. Bunların başında şeker hastalığı (diyabet) gelmektedir..
Köpeklerde şeker hastalığının en önemli belirtilerinden biri aşırı iştahtır. Ancak şeker hastası köpeklerde genellikle bu aşırı yeme eğilimine karşın kilo kaybı vardır.

Köpeklerin kanındaki kortizol ve diğer steroid seviyesinin yükselmesi ile ortaya çıkan bir hastalık olan cushing sendromu da aşırı iştah ile kendini gösterir.
Tiroit bezlerinin aşırı çalışmasına bağlı olarak şekillenen Hyperthyrodism köpeklerde aşırı yeme isteğine neden olur. Hyperthyrodism aşırı yemenin yanı sıra başka sorunlara da yol açabilen bir metabolizma hastalığıdır dolayısıyla mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Tüm bu hastalık ihtimallerine karşı veteriner hekiminize başvurdunuz ve köpeğiniz gayet sağlıklı çıktıysa aşırı yeme davranış bozukluğu belirtisi olabilir. Duygusal sorunlar yaşayan, depresyona girebilen köpekler zaman zaman yemeğe küserken zaman zaman da yiyerek kendini avutur. Duygusal doyumsuzluk yerini fiziksel doyumsuzluğa bırakır ve bir şeyler yiyebilmek köpeğinizin en önemli uğraşı haline gelir.

Yazının Devamını Oku

Bu işin şakası yok!

Evde çocuğunuzla oyunun ortasındasınız, saat bir hayli ilerlemiş. Telefonunuzda sosyal medya uyarıları.

Olur ya acil bir durum vardır diye telefona bakmaya çalışırsınız. 5 yaşındaki kızınız ‘Baba bırak şu telefonu artık, oyun oynamaya söz vermiştiniz’ diye bir yandan çekiştirirken biri ısrarla yazmaya devam eder.
Ne olduğu anlaşılmayan bulanık bir fotoğraf gelmiştir.

Bu nedir, ne kullanalım? Dün yoktu bugün fark ettim. İnternetten baktım mantara benziyor. Evdeki şu kremi kullansam işe yarar mı? Mesajlar böyle uzayıp gider...

Hani deseniz ‘Klinikte buluşalım sizi bu kadar tedirgin ettiyse’ olumlu yanıt alamazsınız.
O an gelmesine imkan yoktur çünkü.
Evde otururken tesadüf bir kızarıklık görüp hemen telefona asılmıştır. Ne selam ne sabah. Sonunda ne bir teşekkür ne bir iyi geceler mesajı...

*

Uzun saatler çalışmak, hafta sonunuzun olmaması, keyifli bir sohbetin ortasında kalkıp gitmek, tatile hiç gidememek ya da yarıda kesmek, gece yarısı işe dönmek bunların hiç biri dert değil ama nezaketsiz mesajlar bütün keyfimi alıp götürüyor.

Yazının Devamını Oku

Antibiyotik direncelimizi zayıflatıyor

TIP alanındaki en önemli buluşlardan biri hiç şüphesiz antibiyotiklerdir.

Pek çok hastalığın tedavisinde tek çözüm olan antibiyotiklerin hayatımıza girişi Alexander Fleming’in 1928 yılında penisilini keşfi ile başladı. Howard Florey ve Ernst Chain isimli bilim adamları kurdukları bir ekiple penisilini geliştirme çalışmaları yaptı. 1941 yılında aktif olarak kullanılmaya başlayan bu antibiyotik, 1940’lı yılların sonuna gelindiğinde frengi, zatürre, menenjit gibi hastalıkların tedavisinde başlıca ilaç durumuna geldi. Bilim bununla da yetinmedi farklı hastalık etkenlerine karşı farklı antibiyotikler geliştirilmeye devam etti. Bugün gelinen noktada antibiyotikler toplumlar tarafından yavaş yavaş işe yaramaz hale getiriliyor.

*

Antibiyotiklerin gereksiz yere, yanlış ve bilinçsiz kullanımı nedeniyle tedavi tamamlanmadığı gibi mikroorganizmalar etkene karşı direnç kazanıyor. Direnç kazanılan antibiyotiklerin yeniden kullanımının ise faydası olmuyor ya da azalıyor. İlacın dozunda verilmemesi, saatlere uyulmaması, düzensiz olarak verilmesi, yarıda kesilmesi, belirlenen sürede kullanılmaması, antibiyotik gerektirmeyen hastalıklarda kullanılması direnç gelişimine zemin hazırlıyor.

*

Karşısında hiçbir gücün duramayacağı bir bakterinin evcil hayvanınıza nereler yapabileceğini bir hayal edin. Günden güne kötüleşiyor ve kullanabileceğiniz bir ilaç yok. İçiniz ürperdi, gözleriniz doldu, kalbiniz hızlı hızlı çarpmaya başladı.
Gereksiz, bilinçsiz antibiyotik kullanımı son bulmazsa bu senaryonun defalarca gerçeğe dönüşmesi çok uzak değil. Kendimiz için, ailemiz için, evcil hayvanlarımız için aslında sağlığımızın geleceği için bakteri kaynaklı bir hastalığa karşı hekimimiz reçete etmediyse antibiyotiklerden uzak duralım, sevdiklerimizi uyaralım. Unutmayalım sağlık şakaya gelmez..

Yazının Devamını Oku

Bırakınız yaşasınlar

Belediyelerin Veteriner İşleri telefonları her gün sayısız kez çalıyor. Çağrıların büyük çoğunluğu sokaktaki hayvanların toplatılması talebi.

Özellikle site bahçelerinde yaşayan, yavrulayan kedilerin toplatılması için insanlar seferber oluyor. Şirinler çizgi filminde filesiyle Şirinleri yakalamak isteyen Gargamel misali kedilerin peşine düşülüyor.

Kediler olmasaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü? Kliniğimizde bir bacağı olmayan ampute bir kedimiz var. Dışarıda ise bizi asla bırakmayan tembel, şişman sarı kedimiz. En büyük keyfi yaş mama yemek ve sevilmek. Zaman zaman geçici olarak gelen, karnını doyurup giden kedilerimiz mevcut.
Yeni yapılaşma alanı olduğundan boş arsaların çok fazla olduğu semtte, belediye yaban otları kepçeler aracılığı ile topladı. Bu temizliğin ardından ortaya çok sayıda fare çıktı. Sağa sola dağılmaya çalışan fareler evlerin, işyerlerinin içine girmediyse bunu kedilere borçluyuz. Tembel sarı kedimiz bile hiç üşenmeden fare avına çıktı.

Tarihe merakı olanlar hatırlayacaktır. 1230’lu yılların başlarında Papa 9. Gregory yayınladığı bir belge ile kedileri şeytanın enstrümanı olarak ilan etmiş ve bölgede yaşayan tüm kedilerin ve hatta kedilerle işbirliği içinde olan cadı damgası yapıştırılan insanların katliamı emrini vermiş.
Doğa bu kedi katiamını elbette sessiz sedasız karşılamadı. Kırım’dan İtalya’ya gelen geminin ambarından şehre inen birkaç fare tahmini 75 milyon insanın ölümüne yol açan vebanın sorumlusu oldu. Fareleri ortadan kaldıracak şehirde tek bir kedi bile yoktu.

Bir insanın kedi nefreti tarihin sayfalarında kara bir leke olarak duruyor. Bir kediyi pişt deyip kovalamadan önce bir düşünün belki de dünyaya biz insanoğlundan daha çok faydaları vardır…
Sağlıkla kalın kedisiz kalmayın…

Yazının Devamını Oku

Evcil hayvanlarda sinirsel hastalıklar

Nörolojik formdaki çeşitli hastalıklara kedi ve köpekler de yakalanabiliyor. Bu hastalıkların en yaygınlarından biri epilepsi. Sara olarak da bilinen hastalığın en zorlu süreçleri krizler.

Sinir hücrelerinde geçici olarak anormal elektriksel aktivite olur ve beynin normal aktivitesinin bozulur.
Hastalık kendini epileptik nöbetler ile gösterir. Nöbet sırasında hayvan yere düşer, çırpınma, kasılma, salyalanma, idrar ve dışkı kaçırma gibi durumlar göze çarpar. Hastanın bilinci yerinde değildir. Nöbet sırasında dilin içeri kaçarak soluk borusunu tıkaması da söz konusu olabilir. Bu ölümcül bir durumdur. Epilepsi hastası hayvanın nöbet sırasında tek başına olması risk oluşturur.
Fizyolojik bir değişime neden olmadığı için rutin kontrollerde tanı koyması oldukça zordur. Epilepsi nöbetlerinin süresi ve sıklığı hastadan hastaya farklılık gösterebilmektedir. Günde bir kaç kez kriz geçirilebileceği gibi 10-15 günde bir tekrarlayan vakalar kayıt altına alınmıştır. Nöbet süreleri 1-2 dakikayı bulabilir. Krizden sonra hasta yavaş yavaş kendine gelir.

*
Epilepsi krizi geçiren hayvana acil müdahale edilmesi önemlidir. Kriz sırasında dil geriye kaçarak soluk borusunu tıkayarak boğulmaya neden olabilir. Dil dışarıya çıkarılmalı, çırpınmalar esnasında vücudun zarar görmemesi için sert cisimler uzaklaştırılmalı, yastık ve battaniye gibi yumuşak eşyalarla etrafı sarılmalıdır. Ortamın çok aydınlık tutulmaması da önemlidir.
Tamamen iyileşme görülebilen bir hastalık değildir. Krizler ortadan kaldırılamaz ancak ilaçlarla krizlerin daha hafif atlatılması, seyrinin azaltılması sağlanabilir. Epilepsi hastası hayvana özenle yaklaşılmalı, veteriner hekimin önerilerine dikkatle uyulmalıdır. Sürekli gözetim altında tutulmalı, nöbetleri tetikleyebilecek yaşam ve beslenme değişikliklerinden uzak durulmalıdır.
Sağlıkla kalın…

Yazının Devamını Oku

Sağlıkla kalın aşısız kalmayın…

Tüm canlıların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerinde bağışıklık ciddi bir etkendir. Canlının hastalıklara karşı direnci anlamına gelen bağışıklığın kazanılmasında fiziksel ve çevresel birçok faktör önemli rol oynar.

Güçlü bağışıklığa sahip bir ailede dünyaya gelme, yeterince anne sütü alma, dengeli ve yeterli beslenme, temiz ve nitelikli barınma koşullarına sahip olma, dış çevrenin temiz, güvenilir ve hastalıklardan ari olması, aşılama bağışıklık üzerinde ciddi etkiye sahip faktörlerdir.
Aşı dışındaki tüm konularda toplumsal bir fikir birlikteliği olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Aşılama sürekli tartışılan, herkesin üzerinde ahkam kestiği, kulaktan dolma bilgilerle çevresini etki altına almaya çalıştığı oldukça hassas bir konu.
Veteriner sağlığında da olmazsa olmazlar arasındaki aşılama; işin uzmanları dışında herkes tarafından tartışılıyor. Tartışmanın tek çerçevesi ‘bu aşı gerekli mi değil mi’ sorusu oluyor.

*

Bugün bir hastalığın görülmediğini bu nedenle aşının gereksiz olduğunu düşünebiliyorsanız bunu yıllarca süregelen yaygın aşılama politikalarına borçlusunuz. Bir tek sizin çocuğunuzun ya da sizin hayvanınıza aşı yapılması yetmez, yakın ve uzak çevrenizdeki grupların da aşıdan kaçmaması gerekir. Bağışıklık ancak böyle kazanılır ve hastalıklardan ari hale gelmeniz yıllarca sürer.
‘Aman canım şehir merkezinde kuduz mu var, lökemiden hangi kedi ölmüş’ düşüncesiyle aşı yaptırmazsanız zincirin zayıf halkası olursunuz. Zincirde zayıf halkaların sayısı arttıkça direnci, gücü azalır.

*

Sosyal medyada arkadaşının kedisine aşı yaptırdığı için öldüğünü yazanları görürseniz itibaren etmeyin, tüm bunlar safsatadan ibarettir. Aşılama sevdiklerinizi korur. Onlarla daha uzun yıllar mutluluk içinde yaşamanıza imkan verir.

Yazının Devamını Oku

Hayvan dilendiriciliği

İnsanların duygularını, zaaflarını, iyi niyetlerini kullanarak para toplama yöntemi dilenciliğin boyutu çok değişti.

Eskiden ‘evde çocuklar aç’, ‘günlerdir boğazımdan lokma geçmedi’ denilerek para istenir, gönlünden kopanlar bozukluklarından verirdi. Bu klasikleşmiş yöntem devam ederken son yıllarda farklı boyutta bir dilencilik türedi. Sakat, yaralı, hasta, bakıma muhtaç kedi ve köpekleri kullanarak dilenme.

*

Sahipsiz kedi köpekler için canla başla çalışan, bağış aldıkları her kuruşu onlar için harcayan, yetmediğinde cebinden ödeyen gerçek hayvanseverleri tenzih ediyorum.
Hayvan dilendiriciliklerinde bozuklukların yeri bile yok. 100 lira da bağışlayan oluyor 10 bin lira da.
Hayvan dilendiricileri topladıkları paraları maaş gibi şahsi masrafları için kullanıyor, zenginleştikçe zenginleşiyorlar.
‘Kliniğe borcum 15 bin lirayı geçti’, ‘Bu canın tedavisi için 3 bin lira gerekiyor’, ‘Acil 4 bin lira ameliyat parası toplanmazsa ölecek’ dilencilerin argümanlarından biri.
Borç hangi veteriner kliniğine, hangi hayvana ne teşhisi konmuş, tedavi olarak ne uygulanmış, masrafı nedir bunlar muamma. İnandırıcı olmak için tıbbı soslarla süsleyenler de var. Yapılacağı iddia edilen operasyon yarı fiyatına yapılabiliyor. Dolandırıldığının farkında olmayan bağışçıların bunlardan haberi bile olmuyor.

*

Yazının Devamını Oku

Kedi köpeklerde menenjit

Merkezi sinir sistemini çevreleyerek koruma altına alan meninks isimli zar vardır.

 

Zarın herhangi bir biçimde tahribata uğraması sonucu koruma görevini yapamaz sinir sistemi enfeksiyonlara açık hale gelir. Menenjit bu enfeksiyöz durumu tanımlayan bir hastalıktır.
Enfeksiyon merkezi sinir sistemini koruyan ve bölgeye besin sağlayan beyin-omurilik sıvısının akışını keser. Bu sıvının beyinde fazla birikmesi felce neden olabilir.
Parazitler, virüsler, zehirli mantarlar, protozonlar menenjitin başlıca nedenleridir.

*

Köpeğinizde yüksek ateş, iştahsızlık, halsiz ve bitkin hareketler, midede bulantı, yürürken acı duyma durumu, gözde oluşan sorunlar, kusma hali, kriz geçirme durumu, kondisyon kaybı, denge problemi gergin davranışlar sergileme hali, felç gibi önemli belirtiler menenjitin habercisi olabilir.

*

Menenjit tedavisi uzun süren, ciddiyetle takip edilmesi gereken bir hastalıktır. İyileşmede başarı veteriner hekiminizin tedavi protokolüne uymanızla doğrudan ilgilidir.

Yazının Devamını Oku