Levent Seğmen

Hayratını yapmak kurtarır mı acaba

9 Aralık 2010
Türk Telekom’un başlattığı yeni kampanya ile ilgili haber, yıllar öncesine götürdü. Telefon kulübelerinin önünde saatlerce kuyruk beklediğimiz günler vardı geçmişte..
Jetonlu telefonlar vardı.
İlk zamanlarda tek bir jeton kızağı vardı..
Sonra küçük jeton, büyük jeton diye ikilendi hazneler..
Ardından küçük, orta ve büyük jeton icat edildi..
Elinde bir avuç jetonla sıra bekleyen birisini gördüğümüzde, hafif sinirle bakardık..
En hastalıklı davranışlardan birisi, jeton iade etmeyen makinelere atılan yumruklar, tekmelerdi.
Sonra Avrupa’da yaşan bir Türk, iletişim tarihine geçecek bir hırsızlığa imza attı o günlerde..
Jeton şeklinde dondurduğu buzlarla, saatlerce bedava konuştu. Yabancı ülke polisi, uzun süre işin sırrını çözememişti.
Çünkü buzdan jeton makineye konuşma hakkı tanıyıp haznesine düştükten sonra eriyip gidiyor, delil buharlaşıyordu.
Jetonlu telefonlar çok önemliydi, çünkü telefon zor ulaşılan bir şeydi.
Yıllar geçti, neredeyse her cebimizde ayrı bir telefon taşır hale geldik.
Bir zamanlar jetonlu makinelere yumruk atma görgüsüzlüğü, bugün tuvaletteyken bile telefonla konuşma
görgüsüzlüğüne dönüştü.
Yıllar önce evlerimizin baş köşelerinde üzerine danteller örttüğümüz çevirmeli telefonların yerini, gelişmiş ‘mobil oyuncaklar’ aldı.
Türk Telekom’un kampanyasına gelince..
Türkiye genelindeki tüm ankesörlü telefonlardan “Şehir içi 1 dakika bedava” kampanyası ile 28 Şubat’a kadar kadar bir dakikalık görüşmeler ücretsiz olacakmış.
Kampanya daha önce sadece okullarda bulunan ankesörlü telefonlarda uygulanmış ve 7 bin telefonun kullanım yoğunluğu yaklaşık 12 kat artmış..
İşin doğrusu, hüzünlendim biraz..
Ankesörlü telefonların can çekiştiğini hissettim..
Sanki biraz da planlama hatası var gibi..
İletişim teknolojisinin inanılmaz hızla geliştiği yetmiyormuş gibi, kontörlü telefonları sokak aralarından gazete bayilerine kadar yaygınlaştırırsanız, ankesörlü telefonları da kimseye kullandıramazsınız.
Sonuç ortada..
‘Tekrar canlanır mı?’ ümidiyle kampanya..
Buna, ölmüş ankesörlü telefonların ruhuna adanmış ‘telefon hayratı’ da diyebilirsiniz..
Allah kabul etsin..
Yazının Devamını Oku

Kıpkırmızı düşünceler

2 Aralık 2010
ANKARA burası, kararları irade değil, başkan alır. Hatırlar mısınız..?
Belediye bize Kızılırmak suyunu 21 gün boyunca haber vermeden içirdi..
Aynı belediye, benim çok beğendiğim ‘kedili logo’yu, kentliye sormadan getirdi..
‘Pat’ diye önümüze düşüyor kararlar, ‘şıp’ diye kabullendiriliyoruz.
El kaldırın..
Kabul edenler, kabul etmeyenler..
Aslında ellere de gerek yok..
Kabul edilen, zaten kabul edildikten sonra gelmişti Meclis’e..
Kabul edilmeyen, hiç gelemedi..
¡¡¡
Büyükşehir’in ‘sağduyulu’ çalışanlarından haberler gelmeye başladı yine..
Ankara’ya ‘doğu terminali’ yapılacak..
Süper..
Bir de ‘batı terminali’..
Ne güzel..
Tam da ‘AŞTİ ne olacak..?’ diye soracakken, Büyükşehir’deki kaynaklarım benden önce verdi cevabı:
“Allah izin verirse AŞTİ, kırmızı bölge ilan edilecek..”
Nasıl yani..?
¡¡¡
İddia o ki, doğu ve batı terminalleri bittiğinde boşalacak olan AŞTİ’ye, Sakarya Caddesi’nin türkü evleri ile rock barları, birahaneleri, içkili restoranları taşınacakmış..
Kıpkırmızı bir bölge, daha doğrusu terminal..
Tamam Ankara’nın ‘pat-şıp’ geleneği var..
Ama bu kadar da yapılmaz ki, ‘şıp-pat’ diye..
Ulus, Gençlik Parkı, Sıhhiye derken, alkol satan işletmeleri şimdi de Kızılay’dan kazımak niye..?
Bir sabah kalktığımızda bakacağız ki, Tunalı Hilmi Caddesi Temelli’ye taşınmış..
Gaziosmanpaşa, İncirli’ye..
Sakarya Caddesi ‘Kırmızı AŞTİ’ye taşınacak mı, bekleyip göreceğiz..

Ormanların içinde termal cazibe var

KIZILCAHAMAM ilçesinde 20 milyon liralık yatırımla inşa edilen Akasya Termal Tatil Köyü’nün ilk etabı tamamlanan sosyal tesisleri ile hizmete girerken, 1100 yataklı yeni bir devre mülkün daha temeli atıldı.
Çağ Grubu Onursal Başkanı Prof. Kerim Sunguroğlu, Kızılcahamam’da bir süre önce inşa edilen 3 bin devre mülke ait sosyal tesislerin hizmete girdiğini söyledi.Söz konusu tesislerde açık ve kapalı yüzme havuzlarının yanı sıra spor kompleksinin de yer aldığı kaydeden Sunguroğlu, kompleks içinde saunalar, hamamlar, masaj salonları, restoran ve kafelerin de bulunduğunu bildirdi.
30 milyona yeni yatırım
Gösterilen büyük ilgi karşısında Akasya Termal Tatil Köyü’nün 2. etabı için düğmeye bastıklarını bildiren Çağ Grubu Onursal Başkanı Kerim Sunguroğlu, 1100 yataklı yeni bir devre mülkün daha temelini attıklarını kaydetti. Şu anda tatil köyünde 220 kişinin istihdam edildiğini ve yeni devre mülklerin hayata geçmesiyle 450 kişiye iş imkanı sağlanacağını vurgulayan Sunguroğlu, şöyle konuştu:
“Kızılcahamam’a yaptığımız yatırımlarla ilçenin turizm potansiyeline önemli bir katkı sağladık. Devre mülk sahiplerimiz her yıl doyumsuz bir tatil keyfinin yanı sıra termal sularımızla da şifa bulacak. Yeni devre mülklerimizin inşaatını en kısa sürede tamamlayarak şifalı kaplıca sularıyla ünlü Kızılcahamam’ı tatil köyü cennetine dönüştüreceğiz.”
Yazının Devamını Oku

Sen üzülme öğretmenim

25 Kasım 2010
Okulda doğdum, okulda büyüdüm, okulda yaşıyorum.. Neden mi..?
Dedem muallim, babam öğretmendi. Annem de..
Eşim öğretmen..
Milli Eğitim Bakanımız darılmasın ama, gazeteci olsam da eğitim camiasının epeyce içindeyim.

24 Kasım Öğretmenler Günü idi, geldi geçti..
Bugün 25 Kasım, ne değişti..?
Eğitim ile ilgili derneklerin araştırmaları, sendikaların anketleri, hatta memleketin bütün verileri, ağız birliği yapmış öğretmenin hali vahim demiyor mu..?
Sadece öğretmenin hali mi..?
Eğitim sistemi içinde öğrencinin de hali, öğretmeni kadar vahim değil mi..?
Örneğin Seviye Belirleme Sınavı, yani SBS..
‘Yanlış yapmışız’ denilip, bu yıl kaldırıldı..
Ortaokul dönemi çocuklarımızı 3 yıl boyunca ‘dersane manyağı’ yaptık, çocukluktan çıkardık.
Biz eskiden çocukluktan ergenliğe geçiş dönemi yaşardık, onlar ise çocukluklarını yaşamadan ‘sınıf’tan geçtiler ergenliğe..
Çocuklarımız bedel ödedi, faturasını hangi vicdan ödeyecek..?

Vatan toprağını askere, bedenimizi hekimlere, geleceğimizi öğretmenlere emanet etmişiz..
En değerli üç varlığımız hani..
Bakın bakalım, üç değerimizi emanet ettiğimiz meslek grupları içinde hangisi en sefili..
Öğretmenler Günü’nü böyle kutlamak istemezdim..
Ama bir yanılgıya düşmemek gerekiyor..
Öğretmenler Günü’nde duygulanıp gözleri yaşaran öğretmenler, bana göre sadece mutluluktan ağlamıyor..
Aynı zamanda bir yıl boyunca içine attıklarını, bir günlüğüne de olsa dışarı bırakıyorlar.
Bu ülkede öğretmen, hak ettiği şekilde yaşamıyor.
Sen yine de üzülme öğretmenim..
Herkese kutlu olsun..
Yazının Devamını Oku

Akıllı tosunlar

18 Kasım 2010
BAYRAM Ankara’da eğlenceli başladı. Firar eden iki ayrı tosunun haberi, Yenimahalle Belediyesi ve devrimci ODTÜ yerleşkesi.. Arefeyi kurbana bağlayan gece, ilk akıllı tosun ile tanıştık. Akıllı diyorum, çünkü firar etmek için sabahı beklememiş. Belediyenin özel donanımlı timlerinin mesaisini hesaplamış.
Ve gecenin kör karanlığı dalmış Yenimahalle’nin cadde ve sokaklarına..
Tosunun sahibi Tayyar Fırat, isyan ediyor:
“Boğa yakalama timlerine haber verdim. Bir sürü arkadaşımız yaralandı. Aradan altı saat geçmesine rağmen gelmediler. Akşam saatlerinde mesaileri bitiyormuş dediler. Polis ekipleri sağolsun bize yardım ettiler.”
Yenimahalle’nin tosunu kaçtıktan yaklaşık 18 saat sonra, e-posta kutuma belediyenin bülteni düştü:
“Firari tosuna geçit yok”
Tosun, akıllı tosun..
Yok ki belediyede nöbetçi tim..
Geçmiş olsun..

Ankara’nın diğer bir akıllı tosunu ise ipini Dikmen’de kopardı. Eskişehir Yolu’nu trafiğe kapattı. Araçları ezdi, insanları tehdit etti. Söğütözü, MTA derken, peşindeki timlerle gazetecilerin şaşkın bakışları arasında tosun doğru yere kaçtı.
ODTÜ’ye sığındı..
Hani devrimcinin kalesidir ya ODTÜ..
Tosun devrime imza attı..
Akıllı olduğunu ODTÜ’ye sığınması değil, yanlışlıkla aynı yol üzerinde bulunan Tarım Bakanlığı’na girmemesi gösterdi.
Allah’tan tatil..
Yoksa ODTÜ’nün öğrencisi firari tosunu asla geri vermezdi.

Bayramın en derin pozu
/images/100/0x0/55ea13e4f018fbb8f869ef96
BELEDİYELERİN basın büroları bir süredir gazeteleri Kurban Bayramı ile ilgili bülten bombardımanına tutuyor. Hazırlıklar, ziyaretler, özel timler, güzel kesimler..
Gönderilen yüzlerce fotoğraf içinde bana göre en güzeli, Yenimahalle Belediyesi’nden geldi. Başkan Yardımcısı Başar Bal, kurban kesim yerinde..
Öyle bir poz vermiş, öyle bir bakış fırlatmış ki, dizi yapıp Ezel’in oynadığı saate koysanız, ezer geçer.
Arkasında belediyenin temizlik görevlisi.. Elindeki hortumda tazyikli su, kurbanları suluyor.
Öyle endişeli, öyle korku dolu bakmış ki ‘Başkanı’na, hani olur da Başar Bal aynı ifade ile arkasına aniden dönse, hiç düşünmeden hortumu doğrultup, kendini koruyacak gibi..
Yazının Devamını Oku

Deliye bayram bizlere tatil

11 Kasım 2010
ON dakikada halledilecek iş için 10 gün sonrasına randevu veririz. Üç günde gerçekleşecek üretim için, üç aylık takvim belirleriz. Bir günde bitecek iş için bir hafta zaman isteriz. Atasözü, ‘Türk’ün aklı sonradan gelir’ demiş.
Yanlış..
Türk’ün aklı hep ‘sonra’dadır..
Başka bir atasözü, ‘Bugünün işini, yarına bırakma’ derken, devlet yıllardır ‘Bugün git, yarın gel’ der.

Son bir aydır çok fazla duyduğum bir şey var: “Bayramdan sonra..”
Her nedense psikolojimiz, bayram ilan edilen her on günün öncesindeki on gün ile sonrasındaki on günü birleştirip, kendi kendine bir aylık tatil ilan eder.
Dünyanın en çok tatil yapan milletiyiz..
Sabah olur, afyonumuz patlamadı..
Öğlen olur, karnımız doymadı..
Akşam üzerlerinin olmazsa olmazı: ‘Five tea’..
İngilizler’den neyimiz eksik..?
Akşam oldu, çok çalıştık, çok yorulduk..
İyi ama ne ürettik..?
Üretilen de ortada, üretilmeyen de..

Mesainin sözlük anlamı, ‘çalışmak’ demek..
Belki de ‘mesai saati’ kavramı yerine ‘üretme saati’ demek daha doğru olurdu..
Çünkü çalışıyormuş gibi görünmek her zaman mümkün..
Mal olsun, hizmet olsun, fikir olsun..
Üretiyormuş gibi görünmek mümkün değil..
Ve çevrenize daha dikkatli bakın..
Kent için üreten yerel yönetimlerle, üretiyor gibi görünenleri hemen ayırt edeceksiniz..
Bayramınız da, tatiliniz de şimdiden kutlu olsun..
Yazının Devamını Oku

Yerel haber ile yerel demokrasi

4 Kasım 2010
ATATÜRK Bulvarı üzerinde, kotu caddenin altında eski bir bina idi. Yıllar önce ilk defa, sarı basın kartı başvurusunu yapmak için gitmiştim. İkinci gidişim, 2001 yılındaki ekonomik krizde işsiz kalınca basın kartımı iade etmek içindi. Üçüncüsü ise tekrar işe girip, geri aldığımda..
Pek çok gazeteci için Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, sarı basın kartı veren, gerektiğinde geri alan ve ülke genelinde çalışan gazetecilerin tozlu dosyalarını saklayan sıradan bir evrak memurluğundan başka bir şey değildi.
Sonra bir şeyler oldu..
Sadece binası değişmekle kalmadı..
Kurumun bir önceki Genel Müdürü Salih Melek ile yaklaşık bir yıl önce bir hareketlilik başladı. Ardından şimdiki Genel Müdür Murat Karakaya ile bu hareketlilik deyim yerinde ise ‘tavan’ yaptı.
Projeler, etkinlikler, açıklamalar..
Genel Müdürlük, iletişimden aciz bir devlet kurumu iken, ses vermeye ses getirmeye başladı. Beni daha çok sevindiren konu ise BYEGM’nin yıllardır Başkent’in sırtını döndüğü Anadolu basınına özel bir önem vermesi, özel bir özen göstermesi oldu.
Genel Müdür Murat Karakaya, bir süredir Basın Yayın Dairesi Başkanı Bahattin Akyön ile birlikte il il geziyor. Valiliklerin düzenlediği bilgilendirme toplantılarında yerel gazetecilerle bir araya gelerek dertlerini dinliyor, ‘daha kaliteli yerel habercilik’ için yapılması gerekenleri anlatıyor.
Karakaya’nın gittiği illerde yaptığı konuşmalarda, yerel basın ile güçlendirilmiş ‘yerel demokrasi’ vurgusu bana göre ayrı bir önem taşıyor.
Küçük Anadolu illerinde iki sayfa fotokopiye ‘yerel gazete’ başlığı atıp Basın İlan Kurumu’ndan bütçe kapma anlayışının, bu sayede yerini habercilik yapma kaygısına bırakacağına inanıyorum.
Ne önemi var demeyin..
Genel ve üst siyasetin verdiği mesajlar, yerel haber ile yansıyan ‘yaşam gerçeği’ olmadan eksik kalıyor.
Yürütülen çalışmaları, alınan kararları eleştirmek de mümkün, alkışlamak da..
Hataları samimiyetle dile getirmek, doğru olanları desteklemek, ama hepsinden önce tebrik etmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Ankaralı gözüyle Ankara

28 Ekim 2010
HÜRRİYET Yazarı Ahmet Hakan hafta sonunda, Ankara’ya ilişkin gözlemlerini ‘Yabancı Gözüyle Ankara’ başlığı altında köşesine taşıdı. Ben de onun gözlemlerini, ‘Ankaralı gözüyle’ gözden geçirdim ve fikirlerimi paylaşmak istedim:
Çakma bakanlar
“AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinin, en az bakanlık kadar havalı bir iş olduğunu öğrendim... Bakınız: Hüseyin Çelik’in şık makam otomobili...”
Bir ekleme yapmak gerekiyor. Ankara’da devlet ricalinin havalı makam otomobili furyası öyle bir noktaya geldi ki, polis geçtiğimiz günlerde operasyon yapmak zorunda kaldı. Arabasının ön panjuruna kırmızı mavi çakar lamba takan pek çok kendini bilmez, yollarda ‘çakma bakan’ olarak terör estiriyor. Ben gözlerime inanamadım ve siz de inanmayacaksınız ama, geçenlerde ‘resmi plakalı’ bir kamyonetin önünde çakar lamba gördüm. 06 plakalı ve harf grubu yanlış hatırlamıyorsam ‘BN’..
Bir de öneri..
En azından Ankara’da TÜV tarafından yapılan muayenelerde, araçlar bu tür aksesuarlar açısından da denetlensin..
Tezek harekatı
“Ankara’dan İstanbul’a dönerken uçağın ön kısmında eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Konya Ticaret Odası Başkanı Hüseyin Üzülmez ve Oğuz Satıcı ile “Atatürk Konyalı mı idi?” konulu çok koyu bir muhabbetin çevrilebileceğini gördüm.”
Gerçekten de Ankara’dan kalkan ve inen uçakların VIP ve Business Class bölümünde önemli kişilerle karşılaşmak sıradan bir olaydır. Üzücü olan, gündem maddeleri içinde Ankara’nın sorunlarının hemen hemen hiç yer almamasıdır.
Geçtiğimiz aylarda bir devlet büyüğümüz, Esenboğa Havaalanı VIP salonunda otururken, “Bu nasıl koku..?” diyerek yetkilileri harekete geçirdi.
Sonuç: 99 yaralı, 185 ölü..
Nasıl mı..?
Önemli kişilerin kullandığı VIP salonunu, Çubuk’taki besi çiftliklerinden gelen tezek kokusunun sardığı ettiği belirlendi. Devlet büyüğü kokudan rahatsız olunca, görevini ihmal edip bu çiftlikleri zamanında organize hayvancılık bölgesine taşıyamayan devlet, büyükşehir belediyesi aracılığıyla ve kelimenin tam anlamıyla besicinin tepesine bindi.
Kapatılan 284 çiftlikten sadece 99 tanesi yeni kurulan bölgeye transfer edilebildi. Diğerleri gözyaşları içinde devlet için kepenk indirdi.
Ruhuna fatiha
“Ankara Adliyesi’nin mimari yapısını inceledim... Berbat mı, işlevsel mi, anıtsal mı olduğuna karar veremedim ama “tuhaf” olduğu kesindi.”
Aslına bakarsanız, Ahmet Hakan hem sormuş hem cevabını vermiş..
Aynı anda hem berbat, hem işlevsel, hem anıtsal..
Ne yazık ki Ankara’da içler acısı çok sayıda bina var..
Belki de söylenebilecek tek şey, “Şehirciliğin ruhuna el Fatiha..”
Acaba öyle mi
“En iyi balığın Ankara’da yendiğini biliyordum ama elektronik oyuncakların en iyi Ankara’da satın alınacağını bilmiyordum. Hürriyet Ankara’nın her şeyi Barbaros sayesinde Ankara’dan büyükler için hazırlanmış bir elektronik oyuncak satın aldım ve çok mutluyum.”
Barbaros’un Hürriyet Ankara’nın her şeyi olduğu doğru.. Hatta eksik, Doğan Grubu’nun her şeyi..
En iyi balığın Ankara’da yeneceği de çok doğru ama, ben bu elektronik oyuncak işine fena takıldım.
En iyisi Ankarada olan bir elektronik oyuncağa, bu yaşıma kadar rastlamadım..
Demek ki Barbaros beni, Ankara’nın bu yüzünden mahrum bırakmış..
Lezzet tavanı
“Bilkent’teki Mezzaluna’nın özellikle öğle yemeklerinde bir tür İstanbul Sunset muamelesi gördüğünü ve bu muameleyi de kesinlikle hak ettiğini fark ettim.”
Ankara’da bir çok insan birbirinin başını yemekten, kuyusunu kazmaktan bu denli zevk alırken, gerçek bir Ankara lezzetini bir İstanbullu’nun keşfetmesi gayet doğal..
Mezzaluna Bilkent şubesiyle, Çankaya şubesiyle emeği hizmete, özeni lezzete dönüştüren gizli bir Ankara markası..
Esinlenebilmek
“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yanında yapımı süren dört minareli büyük caminin, Selçuklu mimarisinden mi, Osmanlı mimarisinden mi esinlenerek yapıldığını çözemedim.”
Ankara Başkent olmasına rağmen, belki de mimari karakteri üzerine vahşi deneylerin yapıldığı tek kent oldu..
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yanındaki caminin esinlendiği mimarinin, çok da önemli olmadığını düşünüyorum.
Gerçek kent katliamı, o caminin şehir merkezine doğru yaklaşık 2 kilometre ilerisinde duruyor.
Büyükşehir Belediyesi Kongre Kafesi..
Yazının Devamını Oku

Öyle bir zaman ki tarih bile müjde

21 Ekim 2010
ANKARA’nın yıllardır tamamlanamayan metrosu için Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’dan ilk defa ‘tarih’ geldi. Bakan Yıldırım’ın Hürriyet’in deneyimli muhabiri Süleyman Demirkan’a yaptığı “Yapımına 1,5 aya kadar başlanabilir” açıklamasının detaylarını, dün Ankara Hürriyet’te “Bakan Yıldırım metro için tarih müjdeledi” başlığı ile yayınlanan haberde okudunuz.
Ne yazık ki metro bilmecesi öyle bir hale geldi ki, ‘başlanabilir’ sözcüğü bile Ankara ve Ankaralı için müjde niteliğini taşıyor.
İşin müjde kısmı bir yana, Bakan Yıldırım’ın açıklamasının satır aralarında iki önemli detay gizleniyor.
Birincisi bir çekince..
Yıldırım, “Daha önce görev alan yüklenici firmalarla da mutabakat sağlanır ve o noktada bir sıkıntı yaşamazsak” diyor.
Siyaset diplomasisinde bu tür ifadeler, tam da Bakan’ın belirttiği ‘o nokta’da bir sıkıntı yaşanacağına işaret eder.
Umarız, yaşanmaz..
Binali Yıldırım’ın açıklamasındaki ikinci önemli detay ise yerel yönetimlerin metro gibi dev yatırımların altından kalkamadığını dile getirdiği cümle..
Bu cümle üzerine Bakan Yıldırım’a sorulabilecek tek soru, “Başkent’in deyim yerindeyse ‘canına okuyan’ bir gerçeğin yıllar sonra fark edilmesi kimin ayıbı..?”
Ortada bir metro ayıbı olduğu, inkar edilebilir mi..?

Öykülerini hatırlayalım

ANADOLU Ajansı dün Ulaştırma Bakanlığı’nın yapımını devralacağı metro projeleri ile ilgili geçtiği haberde, Ankara’daki metro çalışmalarının özet tarihçesine de yer vermiş. Aynen aktarıyorum:
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı EGO Genel Müdürlüğü, yapımına 2002’de başladığı 16 bin 590 metre uzunluğundaki “Kızılay-Çayyolu Metrosu”nun 8 bin 600 metrelik bölümünün ve 6 metro istasyonunun kesin kabulünü 2009’da yaptı. Hattın 7 bin 990 metrelik bölümüyle 5 istasyonunun ise yüzde 80.11’i bitirildi.
Kızılay’dan Batıkent’e kadar devam eden metro hattının devamı niteliğindeki “Batıkent-Sincan/Törekent” metrosunun yapımına ise 2001’de başlanmıştı. Yalnızca yüzde 7,1’i tamamlanan 15 bin 360 metre uzunluğundaki metro hattında 11 istasyon yer alacak.
AŞTİ-Dikimevi arasında çalışan Ankaray hafif raylı sistemi Tandoğan’dan, Kızılay-Batıkent arasında çalışan Ankara Metrosu’nu da Atatürk Kültür Merkezi’nden Keçiören’e bağlaması planlanan “Tandoğan-Keçiören metro hattı”nın yapımına da 15 Temmuz 2003’te başlandı. Şu ana kadar yapım işinin yüzde 41’i tamamlanan “Tandoğan-Keçiören metro hattı” bittiğinde toplam uzunluğu 10 bin 582 metre, istasyon sayısı 11 olacak.
Yazının Devamını Oku