"Kenan Başaran" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kenan Başaran" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kenan Başaran

Pas, pas, pas ama nasıl pas?

1 Eylül 2019

Avcı için ligin ilk 3 haftasında iki maçı üst üste evde oynamak bir şanstı; sisteminde yol alabilmesi için.

Göztepe maçına göre daha hareketli bir görüntüyle başladı Beşiktaş. Yine, ilk iki haftaya göre Boyd, oyunun içine daha fazla girme hevesindeydi ama yine de yetersizdi.

Tamamen Rize yarı sahasında oynanan oyunda Beşiktaş’ın temel sorun şuydu:

Her siyah beyazlı, ayağına gelen topu en az 3 kez dürtükleyip, zaman kaybediyor ve böylece adam kaçıramıyordu arkaya.

Bir kez daha vurgulayayım: Örnek alınan Avrupalılar’ın pas oyununda hızlı oynamak, en önemli faktör.

Hızlı oynamak için de tek top oynamayı bilmeli, iki pozisyon sonrasını düşünerek hareket etmeli. Evet bu, topu kaybetme riskini yükseltir ama burada amaç o bir ‘an’ı yakalamaktır. Topu ısrarla ayağınızda tuttuğunuzda da kaybetmiyor musunuz?

Rize’nin de beklediği bir ‘an’ vardı. İdmanlarda bir hafta çalıştıkları o an, 37’de ellerine geçti.

100 yıldır Anadolu takımlarının oynadığını oynayıp kontrada golü buldular. Beşiktaş, yerden oynadığında son vuruşluk pozisyon üretemezken, topu kaldırdığında kafayı vuracak birini bulamadı.

Yazının devamı...

Quaresma gider, nasılsa bedava!

30 Ağustos 2019

QUARESMA, 1 Haziran 2019 günü gitmeliydi Beşiktaş’tan. İyi futbolcu ve kötü futbolcu olduğundan falan değil. 2018-19 sezonunda zaten taraftarla arasındaki duygusal bağ çok zedelenmişti. Yönetimle de köprüler atılmıştı. Devre arasında Antalya kampına son anda dahil edildi. Dönüşünde takımdan ayrılacağı ve bavullarını topladığı bile söylendi. Hatta Şenol Güneş gazetecilere “Sanırım ayrılacak ama yine de herkesten önce idmana geliyor” demişti. Ama istediği koşullar gerçekleşmeyince, kerhen kaldı Beşiktaş’ta... 6 dakika oynayan Aras Özbiliz’e toplamda 7 milyon Euro’ya yakın bir para harcayan Beşiktaş yönetimi, neden Quaresma’ya alacaklarını ödeyip teşekkür etmedi? Yönetim kendi yarattığı Orhan Ak krizi bitmişken, Quaresma krizi patlatıldı. Quaresma olayı, Abdullah Avcı’yı da boşa düşürmedi mi? Sezon öncesi basın toplantısında Avcı, Quaresma’ya şans vermeye devam edeceğini, çünkü iyi çalıştığını, yeni sisteme uyum sağlama gayretinde olduğunu söyledi. Yani bir şikâyeti yoktu. Sivas’ta bilmediğimiz bir şeyler olduysa, onu bilemem.

<script src="https://embed.dugout.com/v3.1/sporarena.js" data-dugout-video="eyJrZXkiOiJoUU96MnQ0OSIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiIsImFkcyI6InBvc3Qtcm9sbCJ9"></script>

Bu ayrılıkta da asla kaybeden futbolcu olmayacak. Vagner Love da güle oynaya gitti. Bugüne kadar sözleşmesi olan futbolcuya kim “Git” demişse odur zarar eden; yani kulüp... Neden böyle olur? Şöyle, farazi bir diyalog yazalım:

Yönetim: Alacaklarının bir kısmından vazgeç, bonservisini al.

Futbolcu: Alacaklarımı ve bonservisimi verin gideyim.

Yönetim: O zaman altyapıda tek başına çalışırsın.

Futbolcu: Hay hay...

35 yaşındaki Quaresma’ya “Git” diyen yönetimdir. Haliyle eli daha güçlü olan da Quaresma’dır. Portekizli dün gitti. ‘Bir miktar para+bonservis’iyle gitti! Ve Beşiktaş ile aynı rakam Kasımpaşa’ya imza attı. Bundan iyisi can sağlığı! Ersan Adem Gülüm’ü bile 7 milyon Euro’ya satan marifli yönetimden, öyle veya böyle dünyaca bilinen Quaresma’yı ikinci kez bonservissiz elden çıkarmak zorunda kalan yönetime...

Yazının devamı...

Kadıköy'e dipdiri gitmeli

26 Ağustos 2019

‘Topla oynama’ ve ‘geriden oyun kurma’ olayı bizde bol bol uzun pas yapmak. Oysa aynı saatlerde İngiliz topraklarındaki maçlarda takımlar pasaşarak ileri,- hem de çok hızlı- gidiyor. Bizde oyuncular çoğunluk sabit. Ancak pas gelince hareketleniyor. Oyunun hareket kazanması ancak bir tarafın gol atmasıyla mümkün oluyor. Trabzon-Malatya maçının ilk devresi de bu görüntüdeydi. Misafir, topa daha çok sahip olan kaleyi zorlayan taraftı ama Bifouma’nın pozisyonu dışında net bir tehlike de yoktu. Sörloth’u ceza alanında topla buluşturmakta zorlanan Trabzon golü, AEK kahramanı Ekuban üzerinden aradı. Bu arada ona yapılan hareket penaltıydı. Fırtına’yı sevindirense sahanın etkisiz ismi Abdülkadir Ömür’dü. Sezar’ın hakkıysa Sosa’ya... Atağı başlatan, Nwakaeme ile al-ver yapıp topu Ömür’ün kafasına kondurandı Arjantinli... Ben de Ömür’ün forvet arkası denenmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Rahat adam eksilten Ömür’ün kaleye yakın olması skora katkısını katlar.

AEK’YA ROTASYON YAPABİLİR

2. devre, daha gel-gitli bir oyun izledik. Öyle ki 76’da 1-0 önde olan Trabzon, kontraya yakalandı. Malatya’nın verdiği büyük boşluklar da Trabzon’a dikine hızlı atak fırsatları verdi. 76’daki o pozisyonda topu müthiş bir deparla taşıyan Töre’yi, bacaklarıysa taşıyamadı ve yedek girdiği oyundan 10 dakika sonra çıktı. Böylece Sergen Yalçın’ın puana yönelik hamlesi de boşa düştü. 2 dakika sonra da Malatya’nın çıkarken kaybettiği topta 2. gol geldi. Malum, hücuma çıkarken top kaybetmek en zayıf olduğunuz andır. Obi Mikel’e topu çarptıran golü atıyor! Aytaç Kara’dan sonra Eren Tozlu da aynısını yaptı. Şanssızlık elbet. Trabzon, F.Bahçe maçına hazır mı peki? Ağır hazırlık kampı, arkasından 3 Avrupa maçı... Haliyle yorgunluk var. Sezonu daha önce açan Malatya’nın fiziksel olarak iyi durumda olması, dün kazansa da Trabzon’u zorladı. Kadıköy’de diri kalmaları için, AEK rövanşında rotasyon şart...

Yazının devamı...

Krizi Caner'in eski ayarları önledi

24 Ağustos 2019

ABDULLAH Avcı, Başakşehir’de hasret kaldığı dolu tribünler karşısında ilk kez bir lig maçına çıktı. Beşiktaş’ta başarılı olacağına inanırken, en büyük güvencesi taraftardı. Dün Beşiktaş, ilk devre Göztepe karşısında keçiboynuzu tadı veren bir top oynarken o taraftar, Avcı’yı mahçup etmedi. Göztepe, Sivas’ı kopyaladı. Tamer Tuna, Beşiktaş savunmasına karşı 3-4 kişiyi pusuya yatırdı hep. Ve ilk 45’te ağırlıkla Beşiktaş’ın bir yere ulaşmayan hazırlık paslarını izlemekle yetindik. Çünkü;

- Medel de Oğuzhan da geriden oyun kuramadı.

- Hücumda uyumsuzluktan ötürü çok pas hatası yapıldı.

- 40-50 metrelik alanda ileri geri koşmaya alışmış Caner ile Gönül, içe doğru oynamanın acemilikleriyle boğuşurken Boyd ve Lens, iki pas yapmaktan acizdi.

- Ljajic de topla kavga edince pozisyon üretilemedi. Direkten dönen iki top vardı ama onlar sistematik bir düzenin meyvesi değildi. Sonra Caner, kendi eski ayarlarıyla doğaçlama yaparak Güven’e golü attırdı. Bu gol ilk 45’teki oyun krizinin üzerine kalın bir örtü çekti.

PAS AMA HIZLI PAS

BEŞİKTAŞ öne geçince, 2. devre Göztepe’nin hatları arasında geniş boşluklar oluştu. Ve yine Caner sahne aldı ve yaptığı klasik kesmesi doğrudan kaleye gidince, Avcı derin bir nefes aldı. Avcı’nın düzeninde uzun süre golsüz gitmek veya geri düşmek, aşılması zor kriz yaratır. Ama öne geçildiğinde de işler daha kolaylaşır. Sivas ve Göztepe maçı bunun somut örneği oldu. Beşiktaş’ın geri düştüğü maçları alabilmesi için, hayal ettiği paslı oyunu çok daha hızlı oynaması lazım. İlk devredeki pas-hız ilişkisiyle sezonu domine edemez. Avcı, muhakkak ki bu maçı yeniden analiz ettiğinde oyunculara döndüre döndüre ilk 45 dakikayı gösterecek. Sistem falan tamam ama bir yere kadar. Futbol dün Caner örneğinde olduğu gibi sıklıkla da doğaçlamalara ihtiyaç duyar. Bu takımın savunma önü iyi bir Oğuzhan’a muhtaç. Dün yine bir ara homurtular yükseldi. Ancak direkten dönen şutu tribünün de onun da havasını değiştirdi ve ikinci devrenin en öne çıkan isimlerinden biri oldu.

MÜNEVVER, ÖZGECAN, EMİNE...

Yazının devamı...

'Bizim sistem' ve 'onların sistemi'

23 Ağustos 2019

BURASI Beşiktaş... Burada üst düzey görev alan herkesin kurduğu tüm cümleler kelime kelime didiklenir. Abdullah Avcı, futbolu kavramsallaştırmayı seven bir teknik direktör. Bir futbol maçını anlatırken “Önümüzdeki maça bakacağız” sığlından uzak bir isim. Misal, sol ayaklı stoper Victor Ruiz’i değerlendirirken, “Bugünkü futbolda açılar çok önemlidir” dedi. Bunun gibi birçok örnek verebilirim, oyunun dilini derinleştirmeye yönelik çabalarını.

3-0 kaybedilen Sivasspor maçında benim açımdan skordan ziyade üzerinde durulması gereken esas nokta, Avcı’nın maçtaki bir hamlesi ve maç sonu onu açıklama biçimiydi...

Beşiktaş, maça Avcı’nın geriden pasla çıkmayı önceleyen, topu rakibe vermeyen bir oyun sistemiyle başladı. 2-0’dan sonraysa geçen sezonki oyun düzenine dönüldü. Bunu yadırgadım. Zira değişimler, devrimci tonlar taşır. Avcı, Sivas’ta kendi inandığı sistemde sonuna kadar ısrar etseydi, bir maç kaybederdi. Ancak, 2-0’dan sonra eski düzene dönerek, bir sezonu kaybetme ihtimalini doğurdu. Oyuncular Avcı’nın her ne şartta olursa olsun, sisteminde ısrarcı olduğunu ve “Buna ayak uyduran formayı giyer” mesajını almalıydı.

En kötü karar, kararsızlıktan iyidir. Oyun içinde revizyonlar elbet olur, ama yeni kurulan sistemin daha ilk denemesinde siyahtan beyaza geçmek, otoriteyi sorgulatır. Maç sonunda Avcı bu sistem değişikliğini anlatırken aynen şu ifadeleri kullandı:

“1- Bizim sistemi denedik olmadı, 2- Onların alışık olduğu sistemini denedik, bu olmadı...” Avcı, ayrıca zihinsel olarak bu duruma bakacaklarını da sözlerine ekledi. Bence zihinsel çalışmanın birinci dersi ‘aidiyet’ olmalı. Maçın stresi, yenilginin getirdiği zihinsel dağınıklık vs. gibi sebepler söylenebilir ancak Avcı’nın kurduğu cümledeki ‘biz’ ve ‘onlar’, kendisinin de henüz takımla gerçek bir aidiyet bağı kuramadığını gösteriyor. Öyle ya, ‘biz’ kim, ‘onlar’ kim? Malum, detaylar önemlidir.

BiLE BiLE LADES: ORHAN AK

FiKRET Orman ve Abdullah Avcı, Orhan Ak’ın göreceği tepkiyi nedense hesap etmeyerek sezona 1-0 geride başladılar. Sonrasında taraftarın neye tepki gösterdiğini bilinçli olarak kabul etmek istemediler. Evet, meselenin iki ayağı vardı: 1- Dört yıl önce taraftarla Yalova vapurunda yaptığı kavga. 2- FETÖ ile geçmişteki ilişki iddası...

Ak, birinci için açıklama yaptı, ikinci için hiç konuşmadı. Bu konudaki sorulara ne Orman ne Avcı cevap verdi.

Yazının devamı...

Ne yazık ki sonuca şaşırmadım

18 Ağustos 2019

MAÇ öncesi beklentim beraberliğin bile Beşiktaş için iyi sonuç olacağıydı. Çünkü, takımın birçok as oyuncusu Avusturya kampını sakatlıkla geçirdi. Yeni hocanın yeni sistemi, as oyuncular tarafından doğru düzgün bir arada denenemedi. Buna rağmen Avcı, lig öncesi son prova olan Panathinaikos maçını bile bu amaçla kullanmadı ve alt yapı takımıyla sahaya çıktı. Cezalı Lens’i oynattı da dün sahaya sürdüğü Ruiz’i oynatmadı! Diğer yandan, Fenerbahçe karşısında son derece ihtiraslı bir Sivas izlemiştik.

ACEMiLER MANGASI

İlk maçtan, Avcı’nın sistemini yargılayacak değilim. Onun hayalindeki ‘City kopyası’nın yanına bu sezon bittiğinde dahi yaklaşılamayabilir. Ama en azından daha dingin bir takım olabilirdi dün. Gördüğümüzse, sanki bir ‘acemiler mangası’ydı. Savunmada yerleşim hataları, orta alanda organizasyon bozukluğu... Yenilen golde Quaresma sevdiği bir dizinin sezon finalini izler gibi Ziya’yı izliyordu. ‘Pitbul’ lakaplı Medel de golü atan Mert Hakan’ın yanında pamuk gibiydi... Hücum hattında iki Beşiktaşlı arasında bile uyum yoktu. Güven top tutamıyor, Ljajic tek kişilik sololar peşinde koşuyor... Boyd ile Quaresma’nın kanat değiştirmeleri de kifayetsizdi. İlk devre Sivasspor’un arkada bıraktığı büyük boşluklar bir kez olsun kullanılamadı. Tamam, geriden pasla çıkacaksın ama bir de oyunun sana verdiği fırsatlar var, onu da kullanma zekâsını göstereceksin! 

ÇOK ERKEN BiR UYARI

İkinci devre roller değişti. Beşiktaş, risk alıp savunmayı orta alana kadar yaklaştırdı. Ama Sivas, Beşiktaş’ın aksine arkadaki boşluklara daha iyi sızdı. Yatabare’nin attığı ikinci gol, Avcı Beşiktaş’ının bundan sonra da yiyebileceği gollerden. Çünkü Sivasspor gibi diğer rakipler de, Beşiktaş savunmadan kısa paslarla çıkarken ‘karşı pres’ koyacak. 2-0’dan sonra Avcı’nın yaptığı değişikliklere kendisinin de inandığını sanmıyorum. Zira, o kulübeden girecek ilk isim Muhayer’di. Sivas’ın kazanması değildi, aksi sonuç sürpriz olurdu. Beşiktaş, acı da olsa çok erken bir uyarı aldı.

AVCI’YA DESTEK DEĞiL ZAMAN LAZIM

ABDULLAH Avcı, “Zaman değil, destek istiyorum” demişti. Hayır, aksine, zamana; hem de çok zamana ihtiyacı var, hayalindeki takım için. Quaresma, Gönül, Caner gibi kariyerlerinin sonuna gelmiş oyuncuların alışkanlıklarını değiştirmesi çok zor. Bunların alternatifleri de Jeremain Lens, Pedro Rebocho ve Douglas... Sistemine kim yatkınsa, şanına şöhretine bakmadan radikal davranmalı.

Yazının devamı...

İşte Premier Lig böyle marka oluyor

17 Ağustos 2019

Kulüplerin baskısından ötürü VAR’a çok iyi idman yapmadan başladık. Hatta 2017-18 sezonunun 2. yarısında başlanması istenmişti. Bu sabırsızlık sonucunda geçen sezon VAR ile birlikte kaos daha da büyümüştü. İlk sezonunda Almanya’da da sıkıntılar yaşandı. Soyunma odasından geri gelmişti takımlar. Yapılan anketlerde futbolcu da taraftar da memnun kalmamıştı. İngiltere ise bu sezon geçti VAR’a. Önce kupada sindire sindire test edildi. Ve ligde ilk hafta çok başarılı geçti. Gelecek haftalarda ne olur, bilemem ama bazı prensipleri bize de örnek olmalı. ìPremier Lig’de VAR kararı en fazla 30 saniyede karara bağlandı. Öncelik oyunun temposunu korumak. îOrta hakem büyük bir yanılgıya düşmedikçe de monitöre gitmeyecek. ïVAR ile değişen kararların nedenleri Premier Lig internet sitesinden 45 dakika sonra açıklandı. ñVe değişen pozisyon stattaki ekran vasıtasıyla taraftarlara da gösteriliyor. İşte marka böyle olunuyor. Lafla değil, icraatla... Bizde maçlar 10 dakikadan fazla uzadı. Hatta ilk ve ikinci devre hesaba katıldığında süreler daha da uzadı. Orta hakemler, VAR monitörüne çok sık gitti. Bu “Hocam bir bak istersen” uygulamasının asgariye inmesi şart. Diğer yandan da “VAR çağırdı mı, çağırmadı mı?”, “VAR ile orta hakem ne konuştu?” “VAR kayıtları açıklansın...” gibi mevzular gündemimizden düşmedi. Bunlar da hem orta hakeme hem VAR masasına olan güveni sarsttı. VAR’da Premier Lig’i derhal pusula yapmalıyız. Ama bunun için şeffaflıktan korkmamayı öğrenmeli ve kabullenmeliyiz.

OCAKTA KIYAMET KOPAR

Beşiktaş, sanki bankalarla borç yapılandırmasına gitmemiş gibi yönetim, ‘yıldız transfer yap’ baskısına maruz bırakılıyor. Taraftarı anlarım da, ya medya? Kamuoyu adına denetim görevi olan medyanın, kulüplerin mali krizini görmezden gelip kulüplerle baskılaması anlaşılır şey değil. Bilakis bizim kağıt kalem elde, kimin bütçesini deleceğini yazmamız, konuşmamız lazım her gün. Sormamız lazım bağıra çağıra: · Bankalara borç erteleten Galatasaray, Falcao’ya 20 milyon Euro’ları nasıl ödeyeceksin? Daha 13 milyon Euro verdiği Diagne elinde patlamışken, bu rahatlığı nasıl buluyorsun? · Peki sen ey Fenerbahçe! Aylarca taraftardan mesajla para topladın. 1 yılın dolmadan 30 transfer yaptın ve hâlâ da yapıyorsun? Böyle mi ‘Fenerol’acaksın? Konyaspor’un hocası Aykut Kocaman, sessiz sakin bir açıklama yaptı. Futboldaki ekonomik krizin hakikaten farkında olan tek isim o galiba. Transfer sürecinin uzamasına dair soruya verdiği şu yanıt çok kıymetli: “Benim bu oyuna bakarken kulüple olan bağlantımın en önemli yanı; var olan oyuncularımızı daha da geliştirmek ama bununla beraber eksikleri de dışarıdan tamamlamaya çalışmak.” Anahtar cümle “Var olan  oyuncuları daha da geliştirmek”tir. Çarşamba akşamı İstanbul’da ayıla bayıla izlediğimiz Jürgen Klopp ile aynı olan ve bizi düzlüğe çıkaracak çözümdür bu (Liverpool, kadrosuna bir tek yıldız bile almadı bu sezon). Ancak aldıran kim? Fenerbahçe’nin başına geçtiğinde “Bu kadronun transfere ihtiyacı yok” diyen Ersun Yanal, ocak ayından bu yana 14 isim aldı ve hâlâ daha da transfer istiyor.

ŞAHSİ SORUMLULUK

Anlaşılan o ki kulüpler borç yapılandırmasına gitse de ve TFF yeni bir talimat çıkartsa da ‘hallederiz ya’ kafasında. Bu kafa ‘aldatma’ kafasıdır aynı zamanda. Bakın TFF Başkanı Nihat Özdemir önceki gün, “Kulüplerin 10 milyar borcu var sanıyorduk ama 14 milyar olduğu ortaya çıktı” dedi. Yarın başka ‘pembe yalanlar’ çıkmayacağı ne malum! Fakat, TFF dirayetli davranırsa ocak ayında büyük gürültü kopabilir. Başta büyük kulüpler olmak üzere transfer yasağı ve hatta puan silme cezaları gelebilir. Ben hep aynı şeyi söylüyorum: Borç meselesinde yöneticilere ‘şahsi sorumluluk’ getirilmediği sürece kulüplerin kendilerine çeki düzen vermesi mümkün değil!

UEFA SÜPER KUPA’NIN YILDIZI KADIN HAKEMLERDİ

Yazının devamı...

Muhayer'in golü, Avcı'nın golü

11 Ağustos 2019

Panathinaikos karşısına Beşiktaş alltyapısıyla çıktı. 21 kişilik kadroda 17 genç oyuncu vardı. İlk 11’den geçen sezonki takımdan bir tek Lens ve Mirin vardı. Gençleri görme açısından fırsat ama lig ilk maçının ideal 11’ini görememek açısından tuhaf bir tercihti Avcı’nınki...

En azından Douglas ve Ruiz’i ısındırabilirdi. A takım için kimler eleğin üstünde kalabilirdi? Maçı bu merakla izledim. En çok göze çarpan isim Muhayer’di. Şenol Güneş, bu çocuğu 17 maç kadroya alıp 1 dakika bile şans vermemişti ve ben çok şaşırmıştım.

Avcı’nın da son basın toplantısında adını andığı Erdem ve Kartal, dün de en çok göze batan gençlerdi. Kartal’ın sorumluluk almaktan hiç kaçınmaması dikkate değer. Umut Nayir, çok çabalasa da kaleye uzak kaldı. Orkan Çınar’a hayret ediyorum. Beşiktaş’ta kadroya girerse ancak bu sezon girer ama onun buna hiç niyeti yok.

Sezon başı planlamasında ‘yedek sol bek’ olarak düşünülen Rıdvan Yılmaz, hem yaşadığı sakatlık hem de yapılan transferle heyecan kaybına uğramış gözüküyor.

Genç Kartallar, Muhayer’in golünde Avcı’nın hayalindeki sistemi ete kemiğe büründürdü. Kaleci Ersin’in dahil olduğu müthiş paslaşmalarla sonuca gidildi. Maçın en önemli anıydı bu gol. 2. devre organize olmakta zorlanan gençler, mücadeleleriyle tutunmaya çalışsalar da Pana’nın beraberlik gollerine mani olamadı. Ama en azından 2 gol attılar, malum ‘abiler’ bunu beceremedi Avusturya’da...

Yazının devamı...