GeriKanat ATKAYA Virüs taşıyan virüslü zihniyet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Virüs taşıyan virüslü zihniyet

Hâlâ duymayan kalmış mıdır bilemiyorum fakat bir hatırlatma paraşütü ile iniyorum konuya: Koronavirüs, COVID-19 diye ölümcül bir virüs, dünyamıza, dolayısıyla da memleketimize musallat olmuş vaziyette!

“Bu ne biçim hatırlatma, bilmeyen mi var?” diyeceksiniz ve elbette haklı olacaksınız fakat akla sığmayacak bazı gelişmeler karşısında “Herhalde anlamadılar” diyorsunuz!

Bolu’da, Gölcük Tabiat Parkı’na Ankara’dan gelen bir çiftin pozitif çıkan testin sonucunu beklemeden tatile çıktıkları anlaşıldı.

Karantina kurallarına aykırı davrandıkları için para cezası kesilen çift, ekipler tarafından karantinaya yönlendirildi.

Bu umursamazlığı basiret bağlanması olarak gören de çıkacaktır, muhakeme eksikliği olarak gören de...

Peki Kırklareli’ndeki çiğköfteci M.A.’ya ne diyeceğiz?

Polis ve sağlık ekipleri COVID-19 tanısı konan ve karantinada olması gereken M.A.’yı gelen ihbar üzerine Balkan Caddesi üzerindeki dükkânında satış yaparken bulmuş...

Buna basiret bağlanması veya muhakeme eksikliği denmez herhalde! Vicdansızlıktan akılsızlığa uzanan pek çok seçenek var bu durum için ama neyse... Durum ortada...

Bu iki vaka elbette çok küçük örnekler.

Konya, vaka sayısında kritik seviyelere ulaşmış bir şehrimiz. Konya Tabip Odası Başkanı Eyüp Çetin, “Evine pozitifsin diye gönderdiğimiz, evde kendini izole etmesini istediğimiz insanlar sokakta elini kolunu sallayarak dolaşıyor” diyor.

Bu durumun sadece Konya’ya özgü olmadığını tahmin etmek güç değil.

Kimi işini gücünü devam ettirmek için...

Kimi “hastalığa verilecek tepkileri düşünüp gizlemek” gibi anlaşılması güç nedenlerle...

Kimi cehaletten, kimi temelsiz cesaretten...

Kimi ahmaklıktan, kimi takmamazlıktan “hasta değilmiş gibi” hayatına devam ediyor, edebiliyor...

Ölümcül riskler oluşturan bir virüs taşıdığını bile bile tatile çıkmak, bulaş riskini bile bile dükkân açmak, başkalarının canına mal olabilecek bir yürüyen tehditken çarşıya pazara karışmak, eşle dostla görüşmek...

Dünyadan gelen haberler virüsün yeniden yükselme eğilimine girdiğini işaret ediyor. İtalya, İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya gibi ülkeler diye saymanın manası yok, tüm dünya teyakkuz halinde.

Kiminde karantina uygulamalarına geri dönülüyor, kiminde açılan bazı işletmeler yeniden kapatılıyor, sınırlar tekrar sıkılaştırılıyor.

Türkiye de belli bir eşiğin altına inmekte güçlük çektikten sonra, gün geçtikçe yükselen bir artış baskısıyla mücadele verir hale geldi...

Hal böyleyken virüse mi çare düşüneceksin, virüs taşıyan virüs şeklindeki zihniyete mi, şaşırıyorsun işte...

Şaşırıp kalıyorsun virüs taşıyan virüslü zihniyete...

İnsanoğlu, ah be kardeşim...

 

X

Aslan kükresin biz sevinelim

Son dakikalarda hafif bir tedirginlik yaşasa da net bir galibiyet aldı.

Galatasaray bu sezon Avrupa Planı’nı pek kimsenin, hatta belki kendisinin bile ummadığı şekilde sürdürüyor. Grup maçlarında neredeyse hep doğru oyunu oynayarak, doğru taktik cevaplar ve rakip için zorlu sorular hazırlayarak ilerledi.

Marsilya karşısında da bu durum değişmedi. İlk dakikalardan itibaren agresif oynayacağına dair sinyaller çakan Fransız ekibini doğru noktalarda doğru dozajda baskıyla durdurmayı başardı.

10’uncu dakikada Diagne ile direğe takıldı fakat tesellisi hemen yetişti. Cicaldau’nun kurnazca kaptığı topu Feghouli’ye aktarması ve onun pasında kendi başlattığı aksiyonu golle tamamlaması futbolun güzelleştiği anlara bir örnekti.

HAZIRLAYICI/PİŞİRİCİ CİCALDAU

İkinci golün de hazırlayıcısı/pişiricisi olan Cicaldau, oyunda kaldığı sürede gol attı, “attırdı”, hücum hattını besledi ve mesela Kamara’nın belalısı da oldu; özetle mükemmel maç çıkardı.

İkinci yarıda da oyunun akışına hükmeden bir Galatasaray vardı sahnede. Rakibinin üstüne yürüme çabalarını savuşturan, Muslera liderliğinde akıllı ve tedbirli şekilde savunma yapan Galatasaray bolca fırsat da yakaladı.

Maçı kopartmak için anahtar pozisyondaki üçüncü golü 64’üncü dakikada Feghouli’yle bulan sarı kırmızılar, tam rahatlamışken skor bayağı uyduruk bir penaltıyla eridi.

Fakat ne gam! 83’te Babel oyuna girdi, Marcao’nun uzun metrajlı mükemmel pasıyla buluştu ve ayağının tozuyla golünü attı.

Yazının Devamını Oku

Adele’e tebrik ve sitem

Şu anda müzik dünyası durmuş, Adele’in geçit törenini izliyor desem abartmış olmam...

Hayranlarının 6 yıldır bekledikleri yeni albümü “30”u geçtiğimiz günlerde çıkaran Adele, gösterilen ilgiye bakılırsa kendi rekorlarını geliştirecek.

2008’de “19” albümünü, 2011’de “21”i, 2015’te “25”i yayınlayan, bu 3 albümle rekorlar ve ödüller arasından geçerek “diva”lık mertebesine erişen Adele’in CV’sine bakarken güneş gözlüğü takmak durumundayız.



Son albüm hariç 120 milyonluk satış rakamı, 15 tane Grammy, 9 tane BRIT Award, 21’inci yüzyılın tartışmasız popüler müzik kraliçesi unvanı, turne rekorları...

Bende çalışmayan bir tarzda müzik yapan

Yazının Devamını Oku

Büyük kazanç / ağır hasar

Galatasaray bu mağlubiyeti hazmetmek ve ağır hasarla başa çıkmak zorunda.

Gol var mı? Var, hem de hızlı çıkışlısından, geçiş oyunlusundan, bir pasla savunma düşüreninden, son düzlükte soğuk duş etkisi yaratanından var. Mücadele var mı? Var, hem de göğüs göğüse, yer yer burun buruna, krampon krampona bir mücadele var. Gerilim var mı? Olmaz mı hiç? İlk yarı sona ererken futbolculardan hocalara kadar toplam 8 kişi kart görmüştü. Maç biterken bir de kırmızı dalga geldi... O zaman derbi maçında maksat hâsıl olmuştur diyebilir miyiz? Zaman zaman sabır taşını çatlatan bol yan paslı sabır oyunlarından, hızlı çıkışlardan pasajlar, güzel taktik oyunları izledik. Maça tadını veren hiç fena olmayan futbol kalitesinin yanı sıra sahadaki tansiyon ve mücadeleydi yine de.

KiM-BERKE’YE TAKILDI

Çok aşırı bir sertlik olmamasına rağmen kartların havada uçmasını aşırı derbi konsantrasyonuyla açıklamak gerekiyor herhalde. Galatasaray, kerem’in şık vücut çalımıyla ivme kazanan ve Morutan üzerinden yine kerem ile gole dönüşen pozisyonda öne geçti. Oyun ezberini bozup cümbür cemaat şekilde rakip sahaya geçtiği bir duran top organizasyonunda da yakalandı... Topun kontrolünü kaybettiği ve İrfan Can’ın Mesut Özil’e attığı pasla gole dönüşen pozisyonda kendi silahıyla vurulmuş oldu. İkinci yarıda oyunu rakip sahada oynamak konusunda daha kararlı bir Galatasaray gördük. Daha net pozisyonlar üretti ancak ya doğru vuruşu bulamadı ya da mesela 57’de ve 77’de olduğu gibi kim Min-Jae’ye veya Berke’ye takıldı.

Fenerbahçe de dönem dönem Galatasaray’ı zorladı. Uyguladığı presle sarı kırmızılıları hata yapmak sınırına getirdi.

Son dakikalarda Galatasaray bir kişi eksilen rakibini iyice sıkıştırdı, golcüleri birbir ardına sahaya sürdü, dokunsa değecek pozisyonlar buldu, bir golü VAR’dan döndü ama ne yaptıysa olmadı.

NE YAPTIYSA OLMADI

Ve futbolun klasik kuralı devreye girdi: “Atamayana ararlar...”

Fenerbahçe maçın uzatma dakikalarında bulduğu golle hem 3 puanı, hem derbiyi hem de işleri yoluna koymak için gerekli krediyi ve morali kazandı. Galatasaray da bu mağlubiyeti hazmetmek ve yeniden yarışa katılabilmek için bu ağır hasarla başa çıkmak zorunda kaldı.

Yazının Devamını Oku

‘Şair hep çocuk, hep yeni’

“Bin dokuz yüz kaç, şimdi aklımda değil. Ama iri bir yaz günüydü, Ankara’ydı, bazı arkadaşlardı, o aklımda. Fakültenin karşısına düşen bir çayevinde oturmuştuk. Mutlaka akşamdı. Varlık’ta Turgut Uyar’ın ‘Tralala’ adlı şiirini taze okumuştuk...”

“İkinci Yeni”nin filizlenmeye başladığı günler, Cemal Süreya’nın 18 Ocak 1959 tarihli Pazar Postası’nın “Sanat-Edebiyat” bölümünde yayınlanan “Anılar” başlıklı yazısında böyle başlayıp şöyle devam ediyor:

“Öğrenciyken iyi bir sanat çevresi kurmuştuk kendi aramızda. Sezai Karakoç, Muzaffer Erdost, Orhan Duru, Seyfettin Başçıllar, ben, sık sık toplanır, sanat üstüne, şiir üstüne konuşmalar yapardık. Arada Gülten Akın da katılırdı. Bir Yalçın vardı, o da katılırdı. Mülkiye ve Evrim dergilerinde yurtlamıştık. Konuşmalarımızda sık sık Turgut Uyar’dan söz ettiğimiz olurdu. Fazıl Hüsnü’nün şiirini, bir de onun şiirini önemserdik. Sezai, en çok önemseyendi aramızda...”

‘YENİ’Yİ DÜŞLEYENLER

Cemal Süreya’nın, Turgut Uyar’ı ve yeni çıkacak kitabını merkeze alan yazısı önemli ancak yayınlandığı mecra daha da önemli.

“Pazar Postası”, Cemil Sait Barlas’ın Demokrat Parti’ye muhalif konumdaki gazetesiydi. 1951-1952 arasında yayınlandıktan sonra ara verilmiş, daha sonra 1956’dan 1959’a kadar yeniden hayata dönmüştü.

Bu ikinci hayata dönüş aynı zamanda “İkinci Yeni”nin adını bulduğu, kahramanlarının belirdiği ve iyice görünür hale geldiği, polemiklerin, müthiş analizlerin üretildiği platformu da oluşturmuştu.

Geleneksel şiiri yerle yeksan eden

Yazının Devamını Oku

Ya tedbir ya karantina

Salgının başladığı dönemde her akşam Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına kilitlenirken günlük istatistiklere hava raporu gibi bakar hale geldik...

Maskeler fora yaşanıyor sokaklarda, caddelerde, AVM’lerde... İstiklal Caddesi’nde yürürken maskelilerin sayısının çok daha az olduğunu gözlemliyorum, toplu taşımada maskeyi sarkıtanların gülcemalini daha sık görür oldum, sosyal mesafe eski bir masal, küçük kolonya şişeleri giderek azalıyor...

“Ne değişti peki o endişe dolu günlerden bu yana?” demek haksızlık olabilir... Aşı bulundu, bulunan aşıya ulaşıldı mesela.

Fakat aşılanma oranında kritik eşik aşılamadığından, virüs kendisini geliştirerek, önde koşmayı başararak ilerlediğinden, o sebepten veya bu sebepten “kesin zafer” bir türlü ilan edilemedi, edilemiyor...

Hollanda kapanmaya başladı. Almanya, günlük vaka sayısı 50 bini aşıp yoğun bakımları doldurmaya başlayınca teyakkuza geçiyor, Avusturya’da aşısızlara özel geniş kapsamlı bir karantina uygulaması devreye girdi...



Yazının Devamını Oku

Gel de rockçı olma

“Amy Winehouse’un 800’e yakın eşyası açık artırmada yaklaşık 4 milyon dolara (40 milyon lira) satıldı...”

İnanması güç gelse de Amy Winehouse’un trajik ölümünün üzerinden 10 yıl geçmiş...

Hepsi de 27 yaşında bu dünyadan göçmüş olan Jimi Hendrix, Jim Morrison, Robert Johnson, Janis Joplin, Brian Jones, Kurt Cobain gibi efsanelere ithafen “27’ler Kulübü” olarak anılan kulübe katılan Amy’nin serbest düşüşünü çaresizce, hüzünle izlemiştik...

Büyük bir yetenekti Amy Winehouse. Sorunlarından, travmalarından kaçmak için sığındığı alkol ve uyuşturucu bağımlılığı girdabında kaybettik...

İşte haberde bahsedilen o 4 milyon dolar, bağımlılık sorunuyla baş etmeye çalışan gençler için harcanacak...


Amy Winehouse’un son konserinde giydiği bu elbise 243 bin dolara satıldı.

YUHALANDIĞI GÜN GİYMİŞTİ

Yazının Devamını Oku

Nefes peşinde nefes nefese

"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...”

Kanuni Sultan Süleyman böyle demiş...

Milattan önce 5’inci yüzyıla tarihlenen Zhou Hanedanı’na ait taş yazıyı okuyanlar da şu metne ulaşmış:

“Alınan nefesin derin olması gerekir. Nefes derin olduğunda kapasitesi geniş olur. Kapasitesi geniş olduğunda nefes uzatılabilir. Nefes uzatıldığında aşağıya nüfuz eder. Aşağıya nüfuz ettiğinde nefes vücuda sakince yerleşecektir.

Nefes vücuda sakince yerleştiğinde güçlü ve sağlam olacaktır. Güçlü ve sağlam olduğunda filizlenecektir. Filizlendiğinde büyüyecektir.

Büyüdüğünde yukarıya çekilecektir. Yukarı çekildiğinde başın tepesine ulaşacaktır. Sezginin gizli gücü yukarıda hareket eder. Dünyanın gizli gücü aşağıda hareket eder.

Buna uyan yaşayacaktır. Bunun dışına çıkan ölecektir...”

Bu metin, James Nestor’un “Nefes: Kayıp Bir Sanatın Yeni Bilimi” adlı kitabının girişinde yer alıyor.

Yazının Devamını Oku

Unutmak 2 hafta sürer

Milli maç arası özellikle G.Saray taraftarının imdadına yetişti.

Maçın 27’inci dakikasında Babel’in ortaladığı, Halil’in kafayla vurduğu ve kaleci Emiliano Viviano’nun kurtardığı topa kadar ‘hiçbir şey olmayan’ bir maç seyretmek durumunda kaldık.

“Hiçbir şey olmayan” derken mübalağa etmiyorum, o dakikaya kadar ne bir şut, ne bir köşe vuruşu, ne bir ‘tehlikelimsi pozisyon’ vardı maçta.

Hatta ilk faul düdüğü için bile 40 dakika beklemek gerekti bu insanı futboldan soğutacak süreçte ki; “Ama Avrupa Kupası maçı sonrası Olimpiyat Stadı’nda gündüz maçıydı” bahanesi bile savunmaya yetmez.

SANKi ARKADAN iTiLDiLER!

Aşırı yorgun ve maça sanki arkadan itilerek çıkmış gibi duran futbolcular, 30’uncu dakikadan sonra da harikalar yaratmadı ama en azından biraz mücadele, pozisyon, isabetli/ isabetsiz şutta teselli aradık. Uzatmayla birlikte 50 dakikaya yayılan bu sıkıntının ardından ikinci yarı da Karagümrük’ün zorunlu kadro tazelemesi dışında bir şey değişmemiş şekilde devam etti.

Orta sahaya sıkışan ve bir yanlışlıklar komedyasına dönüşen maçta 1 saat devrildiğinde iki takım da sadece birer kez kaleyi tutturabilmişti; o derece...

‘BÜYÜK TESADÜF’ MÜ YOKSA ŞANS MI?

Oyunun kaderini değiştiren kişi Karagümrük’ün başarılı teknik direktörü Francesco Farioli’nin hamlesi oldu. İkinci yarının başında sahaya sürdüğü Benatia’yı 20 dakika sonra oyundan aldı ve yerine seçtiği Bertolacci ile golü buldu.

Yazının Devamını Oku

Kaçan balık büyük olur

1 puan da 1 puandır ancak fırsat büyüktü ve ayağımıza kadar gelmişti.

Avrupa sahnesine özlenen dönüşünü yapmak konusunda bir adım daha attı Galatasaray. Estetik açıdan görkemli olmayan fakat akılcı, sabırlı, dayanışma temelli oyunuyla takdir toplayan Galatasaray, Lokomotiv Moskova karşısına liderlik koltuğunu korumak ve belki biraz daha rahat oturmak niyetiyle çıkmıştı.

Maç iki tarafın da rakibinde zayıflık anı yokladığı bir bilek güreşi gibi başladı. Temkini elden bırakmadan, direncini yitirmeden birbirini yoklayan iki takım, harika bir futbol sunmadılar belki fakat tansiyonuyla kendini seyrettiren bir mücadele koydular ortaya.

HÜCUM YÖNÜ EKSiK KALDI

Dakikalar ilerledikçe özgüven kazanan rakibine karşı Marcao-Nelsson ikilisi ve cansiperane şekilde yardıma koşan Berkan Kutlu’nun ön plana çıktıkları bir savunmayla direnirken aşırı bir zorlanma yaşamadı sarı kırmızılar.

Hücum yönü biraz eksik kaldı Galatasaray’ın fakat burada rakibin hakemin de biraz cesaretlendirdiği sertliğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Moskova ekibi ilk yarıda 12 faul yaparken Galatasaray 2 faulle karşılık vermişti; o derece orantısız bir sertlik.

Galatasaray bu engelleri aşacak bir fırsat kollarken, aradığını tam zamanında, ilk yarı sona ermeden Feghouli’nin müthiş şutuyla buldu.

LOKOMOTİV iKiNCi YARIDA TANKLA / TÜFEKLE GELDi!

İkinci yarıda öne geçmenin rahatlığıyla sahaya çıkan, üstüne tankla/ tüfekle gelen rakibinin gardını düşürmek için tetikte bekleyen Galatasaray, yakaladığı fırsatları değerlendirememenin faturasını ödemek durumunda kaldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikli hayallere kapı aralayın

Bomontiada’daki sergiyi son gününde de olsa yakaladığıma sevinmekle, gidip gezemeyen, göremeyenler adına duyduğum üzüntüyle karışık hissin etkisindeyim.

Mamut Art Project’in her sene umut veren genç sanatçıların eserlerini hem konunun yetkin isimlerinin hem de sanat meraklılarının karşısına taşıyor.

Bu yıl da genç sanatçıların heyecan verici, düşündürücü, kuytuda bırakılmış veya bırakılmaya çalışılan sorunlar üzerine soru veya yanıt üreten, malzeme konusunda kendisini sınırlamayan, ufku geniş eserleri toplanmış.

Sergiyi ve bazılarının etkisinden uzun süre kurtulamayacağım eserleri kaçıranlar için bir teselli ikramiyesi olduğunu, sergi, eserler ve sanatçılarla ilgili bilgilere www.mamutartproject.com üzerinden ulaşabileceğinizi de not düşmüş olayım.

Mamut Art Project 2021’in bünyesinde gerçekleşen “Dreamgigs” ve “Dreamscapes” sergileri “meseleyi bir müziksever olarak kişiselleştirmemi” de sağladı.

“Hayal Konserler” diye kestirmeden çevirebileceğimiz bölümde bir kısmı takibimde olan, bir kısmını da bu sayede tanıdığım genç sanatçıların konserler için tasarladıkları posterler var.


Yazının Devamını Oku

AKM hazır ben dünden hazırım

Nihayet yarın Atatürk Kültür Merkezi açılıyor. Yıllarca tartışılan, kapalı kalan, yıkıldı, kurtuldu, yine gidiyor elden derken AKM’de mutlu sona erişildi.

Semtten komşu olduğum için inşaat sürecini tuğla tuğla, cam panel cam panel, seramik seramik, granit granit izledim zaman içinde. Semtimiz biraz çekti bu inşaat sürecinde fakat AKM’ye kavuşmak bu dertleri unutturacaktır.

Benim gibi ilk gençlik yıllarından itibaren yolunu AKM’ye düşürerek büyüyenler, Alin Taşçıyan’ın isabetli tanımındaki gibi “AKM’yi gayrıresmi bir okul” olarak görmüştür.

Bir cumartesi sabahı, ucuz balkon biletiyle İDSO konserine koşanlar...

O küçük, daracık gişe bölümünde yeni açıklanan program için kuyruğa girenler...

Festival bileti için sabahlamış olanlar...

Hakikaten ne ortamdı ama o bilet sabahlamaları... “Sinema Günleri” veya “Uluslararası İstanbul Müzik Festivali” programları açılır açılmaz hayallerle bütçeler denkleştirilmeye çalışılır, biletlerin AKM’de satışa çıkacağı sabaha kadar uzayacak kuyruklara girilirdi.

AKM’nin önü böylece “

Yazının Devamını Oku

Sabır meselesi

Galatasaray, birçok kez uyguladığı taktikte bu kez hedefe ulaşamadı.

Ligde tırmanmak, önemli bir rakibini aşağıda tutup 3 puandan fazlasını kazanmak fırsatını sunan, ödülü veya cezasıyla iz bırakacak türden bir derbi. Beşiktaş umulduğu ve ilk 11’i de işaret ettiği üzere bütün hücum silahlarını kullanarak başladı oyuna. İlk 4 dakikanın ardından sıklaşan ve tehlike düzeyi artan bu baskıyı karşılamakla yetinen Galatasaray, top kendisine geçtiğinde de ritmi düşürmeye çalıştı.

Bu sezon mesela Lokomotif Moskova maçında beliren, deplasmanlarda veya hücum gücü yüksek takımlara karşı bir referans oyununa dönüşen ‘sabır taktiği’ni uyguladı Galatasaray.

Terim’in öğrencileri Beşiktaş’ın baskısını kırıp rakip sahaya sefer düzenlemeye fırsat bulduğunda, potansiyel atakları çoğunlukla yanlış pas seçimi veya uygulamalarıyla heba etti.

‘KESKiN NiŞANCI’ VURUŞU

İlk 45 dakikada doğru pas trafiğiyle yürüyen tek atağında Kerem’in pası ve Cicâldau’nun ‘keskin nişancı’ vuruşuyla öne geçti Galatasaray ancak sevinci uzun sürmedi; rakip Larin’le skoru dengeledi. İkinci yarı beraberlikle birlikte moralini yükselten Beşiktaş akınlarında daha ısrarcı, Galatasaray ise topu kullandığı nadir anlarda savruktu.

Yıpranan, hatalı oynamaya başlayan ve cebindeki sarı kartın tedirginliğiyle kırılgan hale gelen Taylan ile Morutan’ın oyundan çekildiği, Halil ve Babel ile oyunu biraz daha rakip sahada oynama isteğinin belirdiği anda geriye düştü Galatasaray. Kornerden gelen topla ikinci golünü üreten Larin, ‘hücumda sabretmenin savunmada sabretmekten faydalı olabileceğini’ de göstermiş oldu...

‘KUPON FIRSAT’ BEKLEDiLER

Diagne-Mustafa, Yeldlin-Ömer Bayram değişiklikleriyle son 15 dakikada takını yeniden formatladı Fatih Terim ve şu tesadüfe bakın ki bu değişiklik hamlesinin hemen ardından da bu kez beraberliğe giden penaltıyı yakaladı; ancak sonuç yine hayal kırıklığı oldu. Galatasaray hücum yönünü ikinci plana atmanın, topu rakibe bırakarak karşı darbe indirmek için ‘kupon fırsat’ beklemenin bedelini bu kez sabır taşını çatlatarak, önemli bir derbi kaybederek, tırmanma şansını kullanamayarak ödedi.

Yazının Devamını Oku

Saygıyla, sevgiyle, müzikle: Durul Gence

Türkiye’de popüler Batı müziğinin en temel taşlarından birini, Durul Gence’yi kaybettik...

“En temel taşlarından” biri derken, “ilk taşı yuvarlayanlardan” biri olduğunu söylemeye çalışıyorum.

1950’lerin ortaları, Deniz Harp Okulu’nda önce “Genç Denizciler” olarak kurulan, daha sonra okulun baskısı neticesinde elemanlardan Erkan Gürsal’ın takma adıyla ‘Somer Soyata Topluluğu’ olarak değiştiren ekibin davulcusuydu Durul Gence...



Herkesten önce o vardı yani; Güngör Yücel, Ersin Yüce, Erkut Taçkın, Özden Ulugöl ve elbette Erkan Gürsal ile...

Memlekette bir rock’n roll grubu olarak ilk sahneye çıkan ekiptendi

Yazının Devamını Oku

Görev tamam koltuk rahat

Galatasaray, Avrupa seferine rahat bir şekilde devam ediyor.

Galatasaray, Lokomotif Moskova karşısına liderlik koltuğunda daha rahat oturmanın hayaliyle çıktı. Grubun diğer maçından gelen beraberlik haberi alınacak puan/ puanları daha da cazip hale getirmişti.

Yeni bir hoca rehberliğinde yeni bir yol arayışındaki rakip karşısında tedbirli bir başlangıç yaptı sarı kırmızılı ekip.

Maçın ilk 10-15 dakikalık bölümü “Galatasaray’ın gole daha yakın taraf olduğunu söyleyebilirim ama ispat edemem” şeklinde geçildiyse de Moskova temsilcisi de özgüven kazandıkça pozisyon kovaladı.

Dengede geçen ilk yarıda Lokomotif Moskova atağı gol pozisyonuna çevirmek konusunda daha üstün gibi dursa da tehlikeli boyuta ulaştıramadı girişimlerini.

TERiM’iN KRiTiK HAMLESi

İkinci devrenin ilk 15 dakikalık bölümünde Galatasaray hücumda bir süreliğine etkili göründü hatta ‘maçın ilk isabetli şutunu’ da çıkardı fakat atakları süreklilik oluşturmadı, sistematik bir hale bürünmedi.

Rakip de 60’ıncı dakika civarında olduğu gibi daha etkili, daha tedirgin edici ataklarla Galatasaray’ı bunaltacak fırsatlar buldu. Kazanmaktan çok kaybetme endişesinin hâkim olduğuna dair çizgiler taşıyan maçın son düzlüğünde Fatih Terim hücum hattını tazelemek yoluna gitti.

OPERASYON HEDEFiNE ULAŞTI

Yazının Devamını Oku

Gitar da gitarmış ha...

Rolling Stones’un gitaristi Keith Richards aynı zamanda dünyanın sayılı gitar koleksiyonlarından birine sahiptir.

3 binden fazla gitarı olduğu bilinen Keith Richards, bir koleksiyoncu refleksiyle “yeni hazinenin” peşinde koşmayı sürdürüyor.

Dün Instagram hesabında yeni keşfini gururla paylaşıyordu: 1955 model bir Les Paul TV...

Bu paylaşımı benim için daha eğlenceli hale getiren hikâye, Mazhar Alanson’un Keith Richards’a yazdığı cevaplar oldu.

“Bir eski tüfekten diğerine” tonundaki mesajlarda özetle şunları söylüyordu Mazhar Alanson:

“Biz Türkiye’den, sizin kadar eski bir topluluk olan MFÖ’yüz. Paris’te kayıt yaptığınız dönemden sizin Andy olarak çağırdığınız Türk arkadaşımızı hatırlayabilirsiniz. Onda size ait bir Martin gitar vardı, şimdi İstanbul’da Fuat’ın evinde... Çalmıyoruz, yalnızca seyrediyoruz ve ‘Bu Keith’in gitarı’ diyoruz...

İstanbul’a ailenizle geldiğiniz zaman kime sorsanız bizim nerede olduğumuzu söylerler. Özellikle Güney çok güzeldir...”

Yazının Devamını Oku

90 model magazin polemiği

Bir “Medyum Memiş-Keto” vakası veya bir Hülya Avşar’ın Ricky Martin’in poposunu çimdiklemesi tadında, 1990’ların dev magazin haberleri, polemikleri tadında gelişiyor Bülent Ersoy-Mustafa Keser kavgası...

Birlikte başladıkları televizyon programını apar-topar bitiren iki ismin arasındaki “hadise”, Mustafa Keser’in ağır bombardımanı sayesinde “görülmemesi/duyulmaması” imkânsız boyuta taşındı.

1990’larda görürdük böyle büyük ve sevgili ‘Şokopop’un analizine muhtaç haberleri. Kopan gümbürtüden suni gündem maddeleri köşelerine kaçışırdı bir “Hülya-Gülben” veya türevi çatışmalarda...

Mustafa Keser’in Ersoy’a yönelik “Diva değil, divan”, “Zaten ses kalmamış, rezalet bir okuyuş” gibi örneğine pek rastlanmayan ağırlıktaki konuşmasını izlerken magazin manasında bir 1990’lar nostaljisine tutulduğumu fark ettim.

Bu nostalji atağının tek tetikleyicisi kavganın “televolik” tonu değil elbette, taraflar zaten var olan şöhretlerini 1990’larda daha da büyütmüştü...

Bülent Ersoy ve Mustafa Keser arasındaki vaka, dün sabah ‘Müge ve Gülşen’le 2. Sayfa’ yayınından anladığım kadarıyla yargıya intikal edecek.

Umarım iki isim bir noktada uzlaşmayı başarır diyeceğim ama Müge ve Gülşen’e bakılırsa Bülent Ersoy, avukatlarıyla sabaha kadar toplantı yapmış bile...

Bülent Ersoy-Mustafa Keser

Yazının Devamını Oku

Koşun Beşiktaş’a sahaflara!

22 adet çeşitli tarz ve ebatta kitap/dergi ile döndüm eve. Tövbeli halim bu...

Birkaç ay önce kim bilir kaçıncı kez “Artık işime yaramayanlar, niye aldığımı hatırlayamadıklarım, okumayacaklarım ve asla okumayacaklarım” şeklinde ayırdığım kitap ve dergilerle vedalaşmıştım oysa.

Ama bu işlere meraklı olanlar bilir, çoğunlukla yeniden doldurmak için boşaltılır o raflar, dolaplar...

Hem almayacaksın da ne yapacaksın mesela şu güzelim Hey dergilerini?

1971 model, Hey’in ilk yılları... Kapaklarda Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü, Fikret Kızılok, Durul Gence, Şenay-Şerif Yüzbaşıoğlu var.



Yazının Devamını Oku

Mucizelere inanınız!

‘Bitti’ denilen anda gelen son salise golü Galatasaray’a derin bir nefes aldırdı.

Galatasaray zirveyle arasındaki puan farkını makul seviyede tutmak için Karadeniz seferinden 3 puan almak durumundaydı.

8 haftada 8 puan geriye düşmek hâlâ erken sayılan şu dönemde ‘büyük bir felaket’ olmasa da, umut verici de değil.

Umut demişken... Bir maçta umutlanan, iki maçta enseyi karartan Galatasaray taraftarı bu gel-git halinden yorgun düşmüş vaziyete gelmiştir herhalde.

Dün de maça 5’inci dakikada öne geçerek başlayarak yeşeren umutlar 20 dakika içinde 2-1 geriye düşmenin şokuyla yine soluverdi...

Galatasaray yine rotasyon, mecburi değişiklik derken hızını, etkinliğini ve bu sezon elinde beliren en güçlü silah konumundaki baskı özelliğini kaybetmiş bir halde buldu kendini sahada.

Geçen sezonla bu sezonun harmanlanmasından oluşan ‘hibrit’ kadronun ilk yarıda ortaya koyduğu oyun, hepsi başka dilde konuşan 11 oyuncunun sahneye çıktığı bir oyunu veya filmi seyretmeye benziyor.

İkinci yarıya değişikliklerle giren sarı kırmızılılar üst üste net pozisyonlar buldu (48’de Mostafa, 54 ve 60’ta Halil vb.) fakat 5’te bulup 25’te kaybettiği gol için 75’e kadar beklemesi gerekti.

Mostafa Mohamed’in golüyle yeniden maça tutunan, ligde hem puan hem moral olarak büyük anlam ifade edecek galibiyet golünü aramaya çıkan Galatasaray az kalsın beraberliği de kaybediyordu.

Yazının Devamını Oku

Cimbom umut tazeledi

Marsilya karşısındaki oyunuyla eleştiri bulutlarını araladı.

Galatasaray Avrupa macerasının ikinci grup maçında Marsilya karşısına krizi fırsata çevirmek umuduyla çıktı. Güven sağlamak, camiayı genç takım etrafında kenetlemek, moral kotarmak için ideal fakat zorlukları da ortada bir maçtı.

Ateşli tribünler önünde genç kadronun nasıl bir direnç göstereceği ile ilgili endişeleri sıfırlayarak başlangıç yaptı sarı kırmızılı takım...

Benzerini Lazio maçında gördüğümüz türden bir baskıyla girdi oyuna ve ilk dakikalarda aksiyon önceliğini kazanarak diş gösterdi.

Topa hâkim oldu, maçı tribün baskısını da kıracak bir tempoda tutmayı başardı, uzun süre rakibin organize şekilde üstüne gelmesine fırsat tanımadı.

‘NET ÖTESi’ POZiSYON

Marsilya’nın ‘A Planı’nı sekteye uğrattıktan sonra rakibin kalesini de zorlamaya çalıştı ancak sürekli net pozisyonların kıyısından dönmekle yetindi. İlk yarının uzatma bölümünün son anında Kerem’le yakalanan ancak gole dönüşmeyen ‘net ötesi’ pozisyon kaçan en büyük fırsattı.

Öte yandan, 35’inci dakikada Cengiz’in mükemmel şutunu Muslera’nın daha da mükemmel şekilde kurtarması ve Taylan’ın kendi kalesini tehdit eden kafa vuruşu dışında büyük bir tehlike veya bunaltıcı türden baskı yaşamadı...

SAKiNLiKLERiNi KORDULAR

Yazının Devamını Oku

Greta’yı yalnız sanmayacaktınız

“Ölmek istemiyorum ama çocukları ve hayvanları önemsemeyen bir dünyada da yaşamak istemiyorum...”

Bu karamsar cümle, sonuçları yeni açıklanan geniş çaplı anketin katılımcısı gençlerden birine ait...

İngiltere’deki Bath Üniversitesi’ne 5 diğer üniversitenin de katkı sağlamasıyla yapıldı araştırma ve İngiltere, Finlandiya, Fransa, ABD, Avustralya, Portekiz, Brezilya, Hindistan, Filipinler, Nijerya’dan 16-25 yaş arasında 10 bin kişi katıldı.

Gençlerin iklim krizi üzerinden “dünya meseleleriyle” ilgili düşünceleri ve gelecek projeksiyonları sorulduğunda ortaya çok haklı olarak karamsar bir tablo çıkıyor.

“Gençlerin yaklaşık yüzde 60’ı, iklim krizi nedeniyle çok endişelendiklerini veya aşırı derecede endişelendiklerini, yüzde 45’i iklimle ilgili hislerinin gündelik yaşamlarını etkilediğini, yüzde 75’i geleceğin korkutucu olduğunu, yüzde 83’ü insanlığın gezegeni umursamakta başarısız olduğunu, yüzde 65’i hükümetin gençleri yüzüstü bıraktığını belirtti. Bu konuda hükümetlere güvenilebileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 31’de kaldı...”

Araştırma sonuçlarına göre gençlerin “üzüntü, korku, öfke, keder, utanç ve anksiyete” hisleriyle karşıladıkları bu durumu dünya liderlerinin, dev şirketlerin doğru okuyabildiklerini sanmıyorum.

Şu anda eski ezberlerle, “eski kitleleri” motive edebilecek söylemlerle, eski numaraları yeniymiş gibi yutturmak çabasıyla yeni neslin, Z Kuşağı’nın, Alfa’nın peşinde geziliyor fakat kül yutmayabilir bu kuşak bizlerin yuttuğu gibi, benden söylemesi.

Çevresel felaketin tetikleyicisi, doğal kaynakların baş sömürücüsü sektörlerin janjanlı ambalaj giydirilmiş ürünlerini reklam kuşaklarında

Yazının Devamını Oku