GeriKanat ATKAYA Vatan sana minnettar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Vatan sana minnettar

2018 Türkiye Güzeli Şevval Şahin’in “Sorgu Sual” programında güç duruma düşmesi üzerine kopan yaygaradan haberiniz vardır herhalde.

Vatan sana minnettar
“Fahrettin Koca’yı tanıyor musunuz?.. Türkiye’de kaç coğrafi bölge vardır?.. Atatürk’ün bir sözünü hatırlıyor musunuz?.. İstiklal Marşı’nı kim yazdı; bize okur musunuz?”
şeklindeki sorular karşısında bocalayan 21 yaşındaki bir kızın üzerinden aklayıp paklıyor kitleler kendilerini.

6 yaşından itibaren yurtdışında yaşayan ve yabancı dilde, yabancı bir kültürde büyüyen Şahin’in bahanelerini yetersiz bulmak noktasından hareketle başlayan ve çağın insanının içindeki linç canavarını salmasıyla yayılan kampanya o kadar büyüdü ki; “Kıza haksızlık yapılıyor” noktasında buluşup karşı çıkan bir vicdanlılar hareketi de gördük.

Herkesin cevabını muhakkak bildiği kabul edilen sorular umulmadık anlarda belirince “bildiğini bile unutmak” örneğini yarışma programlarında, sokak röportajlarında veya bizzat yaşayarak görmüşüzdür herhalde.

Şevval Şahin üzerinden “Türklük” duygusu hakkında daha fazla bilgisi olduğunu düşünerek kabaranlar...

Pandemi sürecinde ezber edilmiş Sağlık Bakanı’nın adı dışında ikinci bir bakan adı söyleyemeyecek halde olsalar da kendilerini güncel siyasete kılcal damarlarına kadar hâkimmiş havasına bürünenler...

Sokak röportajında mikrofon afallaması içinde sorulan “kelime-i şehadet”i tekrar edememesine rağmen, İstiklal Marşı’nın tamamını tersten okuyanlardanmış gibi hamaset krizine tutulanlar...

Bu durumda çok da üzme kendini, hatta gururlan Şevval Şahin.

Sen olmasan kimse kendini aklayamayacaktı; tertemiz olduk, aydınlandık, cehaletimizden arındık sayende!

Vatan sana minnettardır...

1721 MODEL OSMANLI-FRANSIZ DİPLOMASİSİ

Vatan sana minnettar

YİRMİSEKİZ Mehmet Çelebi’nin “Fransa Seyahatnamesi” çok sevdiğim bir kitaptır.

Üçüncü Sultan Ahmet döneminde, önceki yıllarda elçiler konusunda araları ekşi olan Osmanlı ve Fransa arasındaki buzları eriten, sempati ortamı yaratan, modayı bile etkileyen bir elçi olarak gider 1721’in mart ayında Fransa’ya.

Tahtta “Çocuk Kral” 15’inci Louis vardır; seyahatnamedeki ifadeyle “henüz 11 yaşında, 4 aylıktır”.

Görkemli şekilde karşılanır Mehmet Çelebi, kralla resmi tören dışında da görüşür.

“Lala Merşal”in “Kralı görmekten hazzeder misiniz?” sorusuna “Zâhir o da bir padişahtır” diyerek olumlu cevap verir ve dadısıyla taht odasında oyun oynayan krala götürülür. Çelebi anlatsın:

“Lala Merşal ‘Kralımızın güzelliğine ne dersiniz?’ diye sual eyledi. ‘Maşallah’ dedik. ‘Hem saçları da takma değildir, bakın’ deyu kralı tutup çevirdi. Biz dahi saçlarına yapışıp ohşadık... Merşal ‘Beğendiniz mi?’ deyu sual eyledi. Biz dahi ‘Barekallah’ dedik...”

Kral çok ilginç bulduğu bu yabancı konuğun kıyafetiyle, hançeriyle ilgilenir, inceler; İstanbul’dan gelen hediyelere cömertçe karşılık verir, Yirmisekiz Mehmet Çelebi kaldığı sürece harikulade ağırlanır, büyük sükseyle ve muzaffer bir elçi olarak döner memleketine.

Magosa’da, Buğday Camisi’nin yanında yatan Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin kabrini ziyaret etmiştim; sürgünde ölen bu kıymetli devlet adamını ve renkli şahsiyeti Türkiye-Fransa ilişkilerinin gerginleştiği günlerde hürmetle, sevgiyle anıyorum...

UZAKTAN DA OLSA ‘SES VER’

Vatan sana minnettar

PANDEMİ sürecinde müzik ve sahne sektöründe çalışan kitleler en büyük yalnızlığa terk edilenler oldu.

Bu konuda çeşitli yazılar yazdım daha da yazacağım. Fakat önce acil ve hayırlı bir gelişme.

Bu akşam İstanbul’da, Açıkhava Tiyatrosu’nda hayırseverliğiyle bir kahramana dönüşen Haluk Levent’in ve Ahbap’ın girişimiyle “Sahneye Ses Ver” adlı bir etkinlik düzenleniyor.

Hayko Cepkin’den Hazal Kaya’ya, Kaan Sekban’dan Ceylan Ertem’e müzik ve sahne sanatları temsilcileri sahneye çıkacak.

Toplanan para, pandemi sürecinde her şeylerini kaybeden sektör çalışanlarına bölüştürülecek.

Gitmeseniz, gidemeseniz bile benim yaptığım gibi etkinlik bileti alarak destek olabilirsiniz.

Detaylar için Twitter’dan Haluk Levent’i sıkıştırın; Açıkhava 2 bin kişilik ama binlerce bilet almak mümkün.

X

Efsaneler, kavgalar, müjdeler

Barbaros Tapan’ın parlak yıldızlarla yaptığı röportajların sıkı bir takipçisiyim.

Çoğunlukla Hollywood’un erişilmesi güç isimleriyle konuşan arkadaşımız, bu kez direkt ilgi alanıma giren bir isme, ‘Pink Floyd’un “efsane” davulcusu Nick Mason’a yöneltmişti sorularını.



Nick Mason’dan “tırnak içinde efsane” şeklinde bahsetmem boşuna değil, ilk kadrodan grupta kalan son isimdir kendisi.

Syd Barrett ve Richard Wright sizlere ömür, Roger Waters ayrılalı çok oldu, David Gilmour da kuruculardan değildir, sonra eklenmiştir.

Böyle bir önemi var

Yazının Devamını Oku

Aslan’a bu da yeter

Bu galibiyet G.Saray’da herkesin sakinleşmesi için bir ilaç gibi geldi.

Dün akşam saat 19.45 civarı, İstanbul Seyrantepe’de biriken negatif enerji, teknoloji harikası ölçü aletlerini çaresiz bırakacak seviyeye ulaşmıştı.

Ligde 32 yıldır benzeri görülmemiş sancılı bir başlangıç yapan Galatasaray, Göztepe karşısında geriye düşmüş, taraftarın homurtusu protestoya doğru evrilmeye başlamıştı. Bir tür güven oylaması niteliğine bürünen maçta yükselen homurtunun nedeni sadece alınan kötü sonuçlar değildi.

Taraftar arada umut dolu enstantaneler sunmuş takımın yeterince savaşmadığını, rakibinin bileğini bükecek güçten uzak olduğunu ve sürekli tekrarlanan, her maçta daha fecisi gelen hatalar konusunda gelişme göstermediğini düşünüyordu büyük ihtimalle.

HALİL’İN GOLÜ HAVAYI DEĞİŞTİRDİ

Luyindama’nın protestoları tetikleyen ve nihayetinde “koruma amaçlı” oyundan alınmasına neden olan hatasına gösterilen tepki, birikmiş ve ne yazık ki sürpriz olmayan türdendi.

İkinci yarıya bir başka hedef oyuncu Feghouli’yi de sahadan çekerek başlayan Galatasaray, daha büyük bir krizi önleyecek erken gole duacı olarak başladı maça.

Halil’in neredeyse metro istasyonundan vurduğu topun yine bir hata sonucu gole dönüşmesi gecenin havasını değiştirmeye yetti.

KARA BULUTLARI DAĞITTI

Yazının Devamını Oku

Kimya, simya derken

Galatasaray'da genç kadronun fizikselden çok mental müdahaleye ihtiyacı var.

Hikmet Karaman Galatasaray’ın geçen haftalarda yediği 6 gole vurgu yapıyordu maç öncesi röportajında ve ekliyordu: “Goller bulmak gerekiyor...” Zaafları belli olan rakibini gözüne kestirdiğini bu sözlerle ilan eden Karaman’ın takımı, hocasını haklı çıkartacaklarına dair ilk işareti 17’nci saniyede çaktı. 5 dakika dolmadan iki kere sallanan Galatasaray kalesini bir şekilde koruduktan sonra maçla ilgili söyleyebilecek sözleri olduğunu fark etti biraz olsun.

FİKİR ALABİLECEK SÜRE VARDI

Ancak uyumsuzluğu ayan beyan ortada olan bu kadronun güçlükle bulduğu hassas denge devre tamamlanmadan hemen önce yerle yeksân oldu. 39’uncu dakikada Mensah’ın akılcı pasını Thiam gole çevirirken Galatasaray defansı sebil hane maşrapası gibi dizilmiş seyrediyordu. Emrah Başsan’ın harikulade şutuyla gelen ikinci golde de yanında yöresinde kimsecikler yoktu; neredeyse düşünüp, taşınıp, aile büyüklerinin de fikrini alabileceği kadar bir süre buldu...

Fatih Hoca felaket netice veren formülünü ikinci devre başında yaptığı değişikliklerle daha da karmaşık hale getirirken, Yedlin’in ceza sahasında taksi arar gibi elini kaldırması penaltıya, dolayısıyla hezimetin perçinlenmesine yol açtı: 3-0...

FUTBOL BÖYLE ÇALIŞIYOR

Bir takımın ‘kimyasal problemleri’ bu kadar sorgulanır hale gelince, formüllerde, teşhiste, tedavide bu kadar zincirleme kaza yaşanınca haliyle Fatih Terim eleştiriliyor, ‘kimyager’in hatalarına odaklanılıyor.

‘İnsafsız maç trafiği’ ortak problem ancak futbol makinesi 2021’de böyle çalışıyor. Kadro sızlanmalarının, sakatlık raporlarının bir bahane olarak ağırlığı yok; kaldı ki Kayserispor’da da benzer sıkıntılar yaşanıyor, diğer bütün takımlar da da...

Yazının Devamını Oku

Sonu malum: Bang bang!

2020’de, bir kısmını sokağa çıkma yasaklarıyla, kısıtlamalarla, karantinayla geçirdiğimiz bir yılda bile Türkiye kendi “silahlı şiddet rekoru”nu geliştirmeyi başardı!

Şiddet ve bireysel silahlanma karşıtı mücadele yürüten Umut Vakfı’nın basına yansıyan haberlerden hareketle hazırladığı rapora göre, 2020’de 3 bin 682 silahlı şiddet olayı yaşandı.

Pandemi koşulları bile 2019’daki olay sayısını 59 farkla geçmesine engel olamadı yani...



2040 can alındı bu saldırılarda ve olayların yüzde 85’inde ateşli silah kullanıldı...

Son 5-6 yılda, silahlı şiddette yüzde 60’ın üzerinde artış yaşandığını ortaya koyuyor istatistikler: Tepeden tırnağa

Yazının Devamını Oku

Özlenen kükreme

Uzun süredir bu kadar iyi bir Galatasaray görmemiştik.

Avrupa futbol cangılında aslan kükremesi duymayalı çok oldu; Galatasaray’ın son sezonlardaki karnesi ortada...

Bir zamanlar kral olduğu arenada dün akşam yeniden belirirken karşısında çetin ceviz tabir edilen türden bir takip olarak Lazio vardı. Maçın ilk bölümünde Lazio’nun tehditkâr bir tavırla oyuna hükmetme isteğini, Galatasaray’ın da dinamizmle karşılık vermeye çalışmasını izledik.

Deneyimli Lazio karşısına henüz uyum problemleriyle uğraşan genç kadrosuyla çıkan Galatasaray zaman zaman sendelese de maça tutundu, topa sahip olan rakibi kendi zorlandığı kadar zorlayan taraf oldu.

Dakikalar ilerledikçe biriken özgüven Galatasaraylı oyuncuları hem bireysel hem de kolektif olarak yukarı çekti. Morutan’ın direği neredeyse kıracak şutu gibi aksiyonlar tribündeki taraftarı da ateşledi.

BİTİRİCİLİK KONUSUNDA EKSİKTİ

Kerem, Halil, Cicaldau, Morutan gibi isimlerle gol üretebileceği alanlara yaklaşmakta problem yaşamadı fakat bitiricilik konusunda, son hamlede eksik kaldı hep.

Maçın ikinci yarısında Galatasaray ısındıkça açılan bir görüntü çizerken, daha kolay bulacağını düşündüğü gol için sabırsızlanan Lazio daha fazla risk almaya başladı.

İki takımın da bol bol top kaybı yaşadığı ritmi yüksek maçta bir hata golü ihtimali büyük görünüyordu ancak gol çok daha büyük bir hata sonucunda geldi.

Yazının Devamını Oku

Gidiyorum bütün like’lar yüreğimde

Popüler müziğin günümüzdeki mühim yıldızlarından Lana Del Rey, siyah beyaz bir video ile sosyal medya hesaplarını kapatacağını duyurdu önceki gün...

“İşimde gücümdeyim, biraz mahremiyet ve şeffaflık istiyorum hayatımda” yollu mesaj eşliğinde milyonlarca takipçisine veda eden Lana Del Rey “Albümlerimde, şiirlerimde buluşuruz; rüyalarda kavuşuruz” diyerek giden ilk “meşhur” değildi.

Sosyal medya uygulamaları kadar eski bir tarihi var “Çekip gidiyorum sanal âlemden, insanı yılan gibi sokan bu âlemden” tavrının.

Kimi negatif enerji yüklü mesaj bulutlarını, takipçi yorumlarını, zorbalığı bahane edip ayrıldı, kimi “Sosyal medya detoksu canlarım, gidiyorum ve uzun süre dönmeyi düşünmüyorum” diyerek “sıkıldım” kartını masaya sürdü, kalkıp gitti.

Çoğu da fazla uzağa gidemedi zaten...

Justin Bieber’dan Kanye West’e, Rihanna’dan Cedi Osman’a pek çok tanınmış isim belli bir süre sonra yeniden hesaplarını aktive ettiler.


Yazının Devamını Oku

‘Takımyıldız’ hayali güzel ama...

G.Saray, zaafları çok olan bir ekip taraftarlar sabretmek zorunda.

Sezonun ilk ‘büyük maçı’ iki takım açısından da hem gücünü test etmek hem de sezonun kalan kısmıyla ilgili yüksek sesli bir mesaj vererek avantaj için fırsattı.

Sakatlıklar ve milli takım yolculuğu yorgunlarının iki takımda da oluşturduğu hasarlar vardı, yeni transferler vesaire derken kadrolar tam oturmamıştı belki fakat büyük maç büyük maçtır...

Galatasaray rakibine baskı kurarak başlamayı ve rakibin ilk hamle ezberini belli ölçüde bozmayı hedefledi ve bunda bir şekilde başarılı oldu. Dakikalar ilerledikçe esnemeye başlayan bu baskıya karşı Trabzonspor tam hücum hafızasını toparlarken Galatasaray iki darbe indirdi.

UYANIK VE GARANTiCi

Emre Kılınç ilk golünde savunmanın bireysel hatasını uyanıklığı ve takipçiliğiyle değerlendirirken, ikinci golde de doğru pozisyonda Halil’in çıkardığı topla buluştuğunda doğru ve garanti vuruşu yaptı.

Takımın saha içinde sallandığını ve tribünlerin gerildiğini gören Abdullah Avcı iki değişiklikle takımını harmanladı, skorun devre bitmeden 1-2’ye gelişiyle de bu hamlesinden bir kazanç elde etmiş oldu.

Galatasaray da ikinci yarıya iki değişikle başladı fakat ‘dur bakalım ne olacak’ tarzı bir anlayıştan ötesini gösteremedi.

Oyunu ve rakibi soğutmak konusunda beklendiği üzere çok başarılı olamadı ve Babel ile kaçırdığı pozisyonu takiben beraberlik golünü kalesinde gördü sarı kırmızılılar.

Yazının Devamını Oku

Hortlak görmüşe döndük, sağ ol Milli Takım

Kafa vuruşu ile açılmış perde, sonra bir sol kroşe, bir sol daha... Sonra iki sağ vuruş ve finalde yine bir kafa... Arada rakibin darbelerinden etkilendiği için iki vuruş da karambolden gelmiş...

Toplam 8 vuruşluk bu performans bir savunma sanatları üstadına veya bir aksiyon filmi yıldızına değil, İngiltere Milli Takımı’na ait.

Yıl 1984, Kasım’ın 14’ü...

Dünya Kupası bileti için Türkiye ile İngiltere İnönü Stadı’nda karşılaşıyor.

Bizde Teknik Direktör Candan Turhan sahaya Rıdvan Dilmen, İlyas Tüfekçi, Erdal Keser, Müjdat Yetkiner, Cem Pamiroğlu, Raşit Çetiner gibi bir kadro sürüyor. Kalede hayatının kalan kısmını bu maçın gölgesinde yaşamak durumunda kalan Yaşar Duran var...

Sonuç meşhur 8-0’ların birincisi; arada bir de 1985’teki 5-0 vardır...

İkinci 8-0’lık İngiltere mağlubiyeti 1987’de gelmişti. İlk şoku bizzat sahada yaşamış olanlardan yalnızca Erdal Keser vardı sahada fakat “yeni 11” de 8-0’ı bu kez Wembley’de soğuk duş şeklinde yaşamıştı.

TAM ARAMIZ DÜZELMİŞKEN

Yazının Devamını Oku

Spor kalmadı futbol verelim

Anlı şanlı haber kanalımızın spor bülteni kimi kesinleşmiş, kimi bildirim veya duyum aşamasında transfer haberleriyle başladı geçtiğimiz cuma günü...

Galatasaray kimi satmış, Fenerbahçe kimi almış, Beşiktaş kimi “kiralama yoluna gitmiş” tarzı haberlerin ardından nihayet dördüncü sırada A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın o gün Sırbistan’la oynayacağı maça yer verildi.

Herkesin sabırsızlıkla beklediği maçı dördüncü sıraya atmak ancak ezbere yayıncılıkla, toplumun ilgisini ölçememekle filan ölçülebilir bir yaklaşım.

Aynı gün üst üste ikinci kez Olimpiyat Şampiyonu olan Goalball Kadın Milli Takımı’n bu başarısını çoğu kimse öğrenemedi bile...

Goalball’da bir dünya yıldızına, hatta bu sporun 1 numaralı oyuncusuna sahip olmamız bile pek ilginç gelmemiş olacak ki; neredeyse fısıltı yoluyla yayılabildi bu harika haber.

Sevda Altunoluk, “goalball” dünyası için futbolda Messi kim ise veya basketbolda LeBron James kim ise işte o kişi oluyor.


Yazının Devamını Oku

Gündeste rehberliğinde yaşamak

1980’LERİN ortalarını geçtiğimiz bir zamanda, çok problemli ve mütemadiyen buhranlı memleketin çok problemli ve mütemadiyen buhranlı bir ergeniyken tanımıştım Ferhan Şensoy’u...

‘Varsayalım İsmail’ sayesinde çat pat konuşur hale geldiğimiz “Ferhanca”yı, bulduğum bütün kitaplarını okuyarak, oyunlarını kaçırmayarak ilerletmeyi çalıştığım dönemdi...

Sahnede ilk kez İçimden Tramvay Geçen Şarkı’da izlemiştim “Ferhan Abi”yi; muhteşem Hümeyra ile birlikte...

Oyun çıkışı Küçük Sahne’nin daracık merdivenlerden Atlas Pasajı’na, oradan İstiklal Caddesi’ne karışırken “hippi çantam”ın içinde o gün aldığım “Gündeste” kitabı da bulunuyordu ustanın...

Gündeste’yle, o manzum günlükle hiç kopmayan bağım o gün itibarıyla başlamış oldu...

Kopmayan bağ demişken... 10 küsur sene önce, eşe, dosta, sevdiğim kişilere hediye etmekten çok hoşlandığım Gündeste bulunması çok zor kitaplar arasına girdi.

İlk baskısı 1986’da yapılan, sonra yanılmıyorsam 1990’da ikinci kez yayınlanan kitabın yeni baskılarını yapmıyordu kendince bir nedenden Ferhan Abi.

GAZETEDEN ÇIK MEKTUP

Yazının Devamını Oku

Çok pozisyon çok stres

Bu kadar çok gol fırsatı harcanmasını akılla, şansla, bahtla açıklayamayız.

Rakip öncelikle kendisini iyi tanıyan, iki maçtaki manzaraya bakınca rakibini de tanıma zahmeti gösteren o meşhur “düşük bütçeli Kuzey Avrupa belalısı” kontenjanından. Derli toplu oynayan Randers karşısında ilk maçta savunma zaafının faturasını yenilgiyle ödeyen Galatasaray, rövanşa oyunu rakip sahada oynayacağını net şekilde belli ederek başladı.

Evinde taraftarının desteğini de arkasına alarak baskıyı artıran sarı kırmızılar kuşatma sırasında gelişen karşı atağa yenik düştü yine...

TOZ ŞEKER GiBi DAĞILDI

Hışımla rakibin üstüne yürürken ilk maçta olduğu gibi gardını kolayca düşürdü, savunması her unsuruyla toz şeker gibi dağıldı ve golü kalesinde gördü.

Galatasaray takımı golün ardından yeniden toparlanmak, moral toplayan rakibi yeniden baskı altına almak konusunda yoğun çaba gösterdiyse de net pozisyonlarda bile başarı sağlayamadı.

Maçın ikinci yarısına vites artırarak, yıldırıcı boyutta bir baskıyla giren Galatasaray karşılığını da çabucak aldı.

Patrick Van Aanholt’un şık ve düzgün vuruşu takımı kamçıladı, atak sıklıkları Diagne’nin bir dakika içinde iki çok net pozisyonu heba edeceği düzeye kadar ulaştı.

G.SARAY’IN iKiNCi GOLÜNÜ BARIŞ ALPER’E YAZMALI

Yazının Devamını Oku

Centilmen rock ikonuna veda

Müzik dünyası, Rolling Stones’un davulcusu Charlie Watts’ı kaybetmenin üzüntüsünü ve şaşkınlığını yaşıyor.

80 yaşında, yaklaşık 15-16 yıl önce ağır bir hastalığı savuşturmuş rock’n roll yıldızının ölüm haberinin “şaşkınlık yaratması” beklenmeyebilir elbette fakat bu isim Charlie Watts olunca iş biraz değişiyor.

Mick Jagger ve Keith Richards’ın ardından “Stones”un en eski elemanı olan Watts, 1962’de “Bir yıl içinde patlar nasıl olsa bu grup” diyerek katıldığı macerada neredeyse 60 yılı devirdi ve bir konser bile kaçırmadı.

Çok iyi bir davulcuydu. İstanbul’daki Ali Sami Yen konserlerinde ve 2013 yazında Londra’da canlı olarak izlediğimde o sakin, mimiksiz, neredeyse cansız gibi duran adamın müthiş performanslarına bizzat şahitlik etmişliğim de vardı.

Çocukluk yıllarından itibaren koyu bir caz tutkunu olan, Rolling Stones’a biraz tepeden bakarak ve ayak sürüyerek giren Watts hakiki manada orijinal bir karakterdi.

Mick Jagger ve Keith Richards’ın “hızlı”, skandallarla dolu, çılgın bir parti şeklinde gelişen hayatlarıyla hiç ilgisi olmadı.

1964’te daha grup üne kavuşmadan tanıştığı aşkı Shirley Ann Shepherd ile evlendi ve grup arkadaşlarının aksine, hatta rock’n roll dünyasının neredeyse tamamının aksine ölene kadar eşi ve kız ve tek torunuyla mutlu bir hayat sürdü.

Ailesinden uzak kalmayı sevmediği için turnelerden nefret eden, kendi kurduğu caz gruplarıyla yaptığı çalışmalarda huzur bulan

Yazının Devamını Oku

Kriz ortamında başarı sayılır

İlk yarıda oyununu rakibe dikte ettiren Galatasaray, ikinci devrede kaderciydi...

Sezona kendi kendine kriz yaratarak başlayan Galatasaray, Avrupa macerasında kritik öneme sahip Randers maçına travmalarını da sırtına yükleyerek gitti. Sahaya genç, 6 yerli oyuncu barındıran bir kadroyla çıkan Galatasaray, kâğıt üzerinde oyunun ofansif tarafına abanacağını işaret eden bir 11 seçmişti.

Karşılaşmanın ilk yarısında hücumda zaman zaman başarılı formüller üreten sarı kırmızılılar işin savunma kısmına gelince çuvallayacağına dair çok güçlü sinyaller verdi.

Yaşadığı travmadan motivasyon üretmeyi bilen Kerem Aktürkoğlu takımını öne geçiren golü atarken, sezona çok kötü başlangıç yapmaktan kaynaklı travmasıyla uğraşan Muslera da özüne dönerek kalesini savunabildiği kadar savundu.

KOLAY DAĞILAN SAVUNMA

Muslera’nın gücü, kritik bölgelerde top kaybettiğinde B Planı olmayan, sürekli zor durumda kalan, savruk ve kolay dağılan savunmayı sırtlamaya 54 dakika yetebildi.

İlk yarıda oyununu rakibe dikte ettirdiğine şahitlik ettiğimiz Galatasaray, ikinci yarıda ‘daha kaderci’ bir hale büründü, hücum organizasyonlarını tesadüflere bıraktı, özetle etkili olamadı. Maçın son bölümünde deneyimli isimleri sahaya süren Galatasaray rakip sahada daha fazla varlık gösterse de bu ‘kamp sürecinin’ çok verimli olduğunu söylemek mümkün değil!

ÖNCE SAVUNMADAN BAŞLANMALI

Yeni şekillenen, gençlik aşısını tutturmaya çalışan bir takımın bu aşamada tıkır tıkır oynamasını beklemek elbette hayalcilik olur; zamana ihtiyaç var. Yine de işe ‘çalışır’ bir savunma sistemi, ortak savunma mantığı ve refleksi geliştirmekten başlamak gerektiğini söylemek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Satılık can olur mu?

Karaca, kızıl geyik, ceylan, yabandomuzu, yabankeçisi...

Bu güzelim canlıları öldürmek, eğer bir ödeme yaparsanız serbest... Hatta belirlenen ücreti ödeyenin yanına adam verip öldüreceği masumu bulmasına ve katletmesine yönelik servisimiz de mevcut.

“Biz” diyorum, kim bu biz? Biz, yani Türkiye’miz!

2019-2020 sezonunda 6 bin 944 karacanın, geyiğin, ceylanın, domuzun, keçinin canlarını 11 milyon 312 bin TL karşılığında satmışız.

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün verilerine dayanarak bir haber hazırlamış Birgün’den İsmail Arı...

“Av Turizmi” diyerek “göz yumulur” türden bir hava verilen kanlı faaliyeti hızlandırarak sürdürüyoruz; maşallah bize...

2016-2017 sezonunda 1.317 canlının katli için onay verilirken, bu sayı 2018-2019’a geldiğimizde 4 bin 255’e, geçen sezon da 7 bine ulaşmış işte...

Eh yani, geliri de canını sattığımız güzelim hayvan sayısına bağlı olarak artıyor tabii... 4 kat fazla cana kıyılınca 4 kat fazla para geliyor...

Yazının Devamını Oku

Bu yaşanan kriz değil itibar meselesi

Galatasaray bir oyun planından önce iç huzurunu bulmak zorunda.

Taylan Antalyalı’nın Giresun defansının gardını düşüren ve “Feghouli’ye niyet, Diagne’ye kısmet” şeklinde golle noktalanan mükemmel asisti 31’inci dakikada geldi.

O dakikaya kadar tesadüfen bir araya gelmiş bir ekip görüntüsünden öteye gidemeyen, rakibin elini kolunu sallayarak organize olduğu atakları savuşturmak için çabalayan, özetle Avrupa maçlarında gördüğümüz vasat oyununu iyi niyet yardımıyla tutturabilen bir Galatasaray izlemiştik.

İŞTAH AÇILDI, RAKİP ÇÖZÜLDÜ

Transfer tahtasında “Gitti gidiyor” gözüyle bakılan Feghouli ve Diagne üzerinden gole dönüşen bu pozisyon Galatasaray’ın iştahını açarken, rakibin de çabuk çözülmesini tetikledi.

Sarı kırmızı ekip özgüven kotarırken, Karadeniz ekibi hücum hafızasını toparlamakta başarısız oldu.

İkinci gol için ilk bileti Diagne’nin penaltı vuruşunda yakan, daha sonra yine Cicaldau marifetiyle penaltıdan amacına ulaşan Galatasaray ilk yarıyı huzur içinde noktaladı. Huzur demişken...

Ligin ilk maçında, deplasmanda, oturmamış kadronla ve titreyen futbolunla iki farkı bulmuşsun...

Öpüp başına koyacağına kendi içinde kavgaya tutuşmanın, takım arkadaşına kafa atıp yumruk savurmak için 30 metre koşmanın bir anlamı olabilir mi?

Yazının Devamını Oku

No aşı no sosyal hayat

Hiç aşı karşıtı bir yakınınızla, bir dostunuzla konuşmayı, fikrini dinlemeyi ve aşı yaptırmaya ikna etmeyi denediniz mi?

Aşı karşıtı olmasına ihtimal vermeyeceğim dostum laf arasında “Ben olmadım, olmayacağım” deyince, konuşmanın gerçek akışına sadık kalırsak “Niye? Kek misin?” demiş, sonra karşıtlığının nedenini anlamak istemiştim.

Özetle “İnanmıyorumcular”dandı... Neye inanmıyordu peki? Hiçbir şeye! Gençken de nihilist/anarşist bir dönemine şahitlik ve eşlik etmiştim ama konumuz aşı değildi!



Hastalığa, dolayısıyla aşıya da inanmıyordu... İçinde ne olduğunu bilmediği bir “zımbırtının” vücuduna girişine izin vermeyeceğini söylüyordu.

İşi

Yazının Devamını Oku

Müzikte tohumların patladığı yıllar

60 yıl önce yayınlanan bir müzik dergisinin uydusu olarak yaşıyorum birkaç gündür. Daha önce tek tük bazı sayılarıyla yolum kesişmişti ‘Popüler Melodi’ dergisinin fakat büyük buluşma geçen hafta sahaf bir dostum aracılığıyla gerçekleşti.

İlk sayısı 7 Mart 1961’de yayınlanan Popüler Melodi ilk müzik dergisi değildir; öncülü olan Ankara kaynaklı Melodi var, ondan önce de Caz ve Caz Ekspres...

Fakat Popüler Melodi, ışığını yansıttığı yıldızların yolun henüz başında olduğu bir döneme şahitlik ettiği için çok mühim bir dergidir. En azından benim gibiler için...

Yıl 1961... Memlekette 1950’lerin ikinci yarısında Deniz Harp Okulu’nda kurulan orkestrayla birlikte atılan rock and roll ateşi tüm dünyayla birlikte buraları da sarmış...

Dönemin havalı orkestralarının yanı sıra ileride adları Türkiye’de popüler müziğin kurucu isimleri olarak anılacak gençler de gelmekte...

Ve biz o gençleri Popüler Melodi sayfalarında birer birer belirirken, röportaj alanları her sayıda biraz daha büyürken görüyoruz.

Erol Büyükburç “Little Lucy”yi henüz yayınlamış. 1952’de İsmet Sıral Orkestrası ile adını duyurmaya başlayan Büyükburç dönemin en havalı yıldızı... Gecede 3 kulüpte birden çıkarak rekor kırıyor...

İlk konserini 1957’de vermiş olan

Yazının Devamını Oku

Kozmik kutlama

Pazar akşamı Harbiye’deki Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde Gaye Su Akyol’un kozmik konseri başlamadan önce şans dilemek için kulis tarafına uğruyorum...

Ali Güçlü Şimşek, Görkem Karabudak, Gökhan Şahinkaya, Dilan Balkay, Ahmet Ayzit... “Zorro maskelerini” takmış, cüppelerini giymiş vaziyette bekleyen ekipte yüksek konsantrasyon, tatlısından bir heyecan var.

Biletleri tamamen tükenen konseri izleyeceğim yere geçerken Gaye’nin sahne kostümü geçiyor yanımdan; beyaz, taşlı, tül pelerinli, yüksek belli mini eteğiyle Zeki Müren’e selam çakıyor GSA...

Dakikalar içinde de ekranlarda dönüp duran saykodelik imajlar ve eski ev eşyalarıyla ısıtılan rengârenk sahneye çıkıp “İstikrarlı Hayal Hakikattir” ile başlıyor ilk Açıkhava konserine...



“İstikrarlı Hayal Hakikattir”

Yazının Devamını Oku

Önyargılara smaç klişelere aparkat

A Milli Kadın Voleybol Takımı Kaptanı Eda Erdem Dündar, kaybedilen Güney Kore maçı sonrasında “Duygularımı tarif edecek hiçbir şey bulamıyorum. Çok üzgünüm. Kaçırdığımız şey çok büyük...” dedi.

Bize büyük gurur yaşatan takımımızın kaptanına önce teşekkürlerimi sunmak, sonra da “Yakaladığımız şey çok daha büyük...” diye itiraz etmek isterim...

Öncelikle karşısında çaresizlikten aklımızı yitirmek noktasına geldiğimiz yangınların arasında diğer sporcularımızla birlikte yüzümüzü güldürdünüz.

Bir takım halinde, samimiyetle, aşkla, hırsla, inançla, kazanırken de kaybederken de birlik olarak, alınterini ve emeğini yaptığın işe dürüstçe akıtarak yürümenin, isyan etmenin harikulade örneklerini sundunuz.

Hepimize, ama aslında ne güzel ki, ne iyi ki milyonlarca çocuğa, genç kıza örnek oldunuz.

Önyargıları, kalın kafaları, yalan yanlış algıları, sabit fikirleri yerle yeksan ettiniz.


Yazının Devamını Oku

Teselli ver ‘Dikmen Alıçı’

“Dikmen'in ardındaki Çal Sağı’nın doruğunda yaşlı bir alıç ağacı vardır. Kuru dallarında solgun allı yeşilli paçavralarla nice masum özlemlerin adakları bağlı kalan bir ağaç. Ben o ağacı çok severim. Ona ‘Dikmen Alıçı’ adını da ben taktım...”

Hikmet Birand’ın (1904-1972) bu cümlelerle başlayan harikulade eseri “Alıç Ağacı ile Sohbetler”i karışık hisler içinde okuyorum; bir kez daha...

Açıkçası halim, eski defterleri karıştıran müflis tüccarı andırıyor. Yazımı 1966’da tamamlanan ve yıllar önce okuduğum günden itibaren elimin altından hiç ayırmadığım kitaba yeniden sarılma sebebim, fotoğraflarını, video görüntülerini seyretmeye bile tahammül etmekte zorlandığım yangınlar...



Dikmen Alıçı bu memlekete, toprağına, ağaçlarına duyduğum aşkın şekillenmesinde derin bir etkisi olan kitapta kendisini ziyarete gelen Birand’a anlatır dalların, yaprakların, köklerin destanını...

Lezzetli üslubunun peşinden sayfalarca koşarken büyük göçleri, yeniden doğuşları, yok oluşları, bu tılsımlı döngünün okuyucuyu da sarıp sarmaladığını hissedersiniz...

Yazının Devamını Oku