GeriKanat ATKAYA No aşı no sosyal hayat
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

No aşı no sosyal hayat

Hiç aşı karşıtı bir yakınınızla, bir dostunuzla konuşmayı, fikrini dinlemeyi ve aşı yaptırmaya ikna etmeyi denediniz mi?

Aşı karşıtı olmasına ihtimal vermeyeceğim dostum laf arasında “Ben olmadım, olmayacağım” deyince, konuşmanın gerçek akışına sadık kalırsak “Niye? Kek misin?” demiş, sonra karşıtlığının nedenini anlamak istemiştim.

Özetle “İnanmıyorumcular”dandı... Neye inanmıyordu peki? Hiçbir şeye! Gençken de nihilist/anarşist bir dönemine şahitlik ve eşlik etmiştim ama konumuz aşı değildi!

No aşı no sosyal hayat

Hastalığa, dolayısıyla aşıya da inanmıyordu... İçinde ne olduğunu bilmediği bir “zımbırtının” vücuduna girişine izin vermeyeceğini söylüyordu.

İşi “Bill Gates bizimle Pac-Man gibi oynayacak” boyutuna taşımasa da “işin içinde bir iş” olduğuna neredeyse emindi.

Üstüme yığdığı klişeleri konuşma sırasında ‘gugıl’a kuvvet, bulduğum araştırmalarla çürütmeye çalıştım.

Bak kardeşim, dedim ve devam ettim: “Çiçek hastalığından difteriye, kızamıkçıktan boğmacaya pek çok büyük hastalığı aşı yoluyla def etti insanoğlu; seni de aşıladılar hatta ilkokulda, yan sınıfımdaydın oradan biliyorum...”

Rapor okuyorum, “Kobay olmayacağım!” diyor...

“Bak yoğun bakımdakilerin, hayatını kaybedenlerin çoğu aşısız” diyorum, “Biyolojik ölüm bu, vurdurmayacağım!” diyor.

“Şimdilik bulunan en iyi çözüm bu, etkinliği de yüksek araştırmalara göre” diyorum, “Aşı olan da COVID-19 olabiliyorsa o ne biçim aşı! Güvenmiyorum” diyor.

Daha fazla kurcalamanın yararsız olduğunu anlayıp, düşünce sistemi ve o sistemi besleyen zırvalar hakkındaki “samimi hislerimi” yüksek sesle kendisine bildirdikten sonra pes edip yanından ayrıldım.

Hiç aşı karşıtı bir sevdiğinizi ikna etmeye çalıştınız mı, diye sormuştum...

Ben denedim, pişman oldum...

Dostum pişman mıdır bilemiyorum ama konuşmamızdan bir ay sonra virüse bir şekilde yakalandı...

Dram daha da büyüdü. Çünkü başkalarına bulaştırdı. Kendisi de yakın çevresi de epeyce zorlandı; neyse, şimdi daha iyi...

Aşı olmayanların belli alanlardan, etkinliklerden uzak tutulmaları konusunda “yasakçılığı savunmak” durumuna düşmenin getirdiği minnacık bir şüphem vardı, o da kalmadı böylece...

No aşı, no sosyal hayat; üzgünüm ama olması gereken bu.

YİNE RAMBO KAHRAMAN OLUR

AFGANİSTAN’
da olanı biteni, yaşanan dramı hep birlikte izliyoruz...

Din soslu baskı rejiminden kaçmaya çalışanlar, bu kaosun içinde türlü korkuyla sesini duyurmaya çalışanlar...

ABD “intikam” diyerek, punduna getirerek ve dünyanın önemli bir bölümünü yanına alarak girdiği bir memleketi daha perişan vaziyette bırakıp çıkıyor...

No aşı no sosyal hayat

Analizleri analizciler yapsın; tarihsel kökenine, büyük resimdeki anlamına, kirli dolaplara, temiz fotoğraflara, kanlı sayfalara, sinsi çakallara onlar ışık tutmaya çalışsın.

Neticede alkışı da hasılatı da yine Rambo toplar gibi geliyor bana...

Hollywood bu dramı imbikten geçirir, rolü artık Stallone yaşlandığı için yeni bir “kaslı kahraman”a paslar, verir aksiyonu, verir dramı...

Rambo bir küçük kızı kurtarır, bir köy halkını tek başına savunur, düşmanı havaya uçurur filan; orası senaristin kıvraklığına kalmış...

Vietnam’da veya Latin Amerika’da olduğu gibi zulümden kahramanlık destanı yaratır Hollywood.

Yine Rambo kahraman olur; böyledir bu işler...

EFES, VERDİ, COLDPLAY

BİRKAÇ
gün önce Efes Antik Tiyatrosu’nda yeniden konser verileceğini okudum, sevindim.

2003’te etkinlik yoğunluğunun azaltılması çok doğruydu; 2018’de de yeni bir projeyle tamamen kapatılmış, onarım ve bakıma başlanmıştı.

24 Ağustos’ta Verdi’nin La Traviata’sı aradan sonraki ilk etkinlik olacak. Eğer o tarihte çakışan bir işim olmasaydı antik çağlardan miras kalan Efes’te olabilmeyi çok isterdim.

No aşı no sosyal hayat

Bu arada dünyaca meşhur Coldplay bir klibinin çekimi için Efes’i kullanmak istemiş, ancak bakım çalışmalarından dolayı doğal olarak izin alamamış, sonuçta Ürdün’de mi, İsrail’de mi, başka bir yerde çekmişlerdi kliplerini.

Konu Efes’ten açılmışken bu Coldplay anekdotunu da aktarmış olayım...

X

90 model magazin polemiği

Bir “Medyum Memiş-Keto” vakası veya bir Hülya Avşar’ın Ricky Martin’in poposunu çimdiklemesi tadında, 1990’ların dev magazin haberleri, polemikleri tadında gelişiyor Bülent Ersoy-Mustafa Keser kavgası...

Birlikte başladıkları televizyon programını apar-topar bitiren iki ismin arasındaki “hadise”, Mustafa Keser’in ağır bombardımanı sayesinde “görülmemesi/duyulmaması” imkânsız boyuta taşındı.

1990’larda görürdük böyle büyük ve sevgili ‘Şokopop’un analizine muhtaç haberleri. Kopan gümbürtüden suni gündem maddeleri köşelerine kaçışırdı bir “Hülya-Gülben” veya türevi çatışmalarda...

Mustafa Keser’in Ersoy’a yönelik “Diva değil, divan”, “Zaten ses kalmamış, rezalet bir okuyuş” gibi örneğine pek rastlanmayan ağırlıktaki konuşmasını izlerken magazin manasında bir 1990’lar nostaljisine tutulduğumu fark ettim.

Bu nostalji atağının tek tetikleyicisi kavganın “televolik” tonu değil elbette, taraflar zaten var olan şöhretlerini 1990’larda daha da büyütmüştü...

Bülent Ersoy ve Mustafa Keser arasındaki vaka, dün sabah ‘Müge ve Gülşen’le 2. Sayfa’ yayınından anladığım kadarıyla yargıya intikal edecek.

Umarım iki isim bir noktada uzlaşmayı başarır diyeceğim ama Müge ve Gülşen’e bakılırsa Bülent Ersoy, avukatlarıyla sabaha kadar toplantı yapmış bile...

Bülent Ersoy-Mustafa Keser

Yazının Devamını Oku

Koşun Beşiktaş’a sahaflara!

22 adet çeşitli tarz ve ebatta kitap/dergi ile döndüm eve. Tövbeli halim bu...

Birkaç ay önce kim bilir kaçıncı kez “Artık işime yaramayanlar, niye aldığımı hatırlayamadıklarım, okumayacaklarım ve asla okumayacaklarım” şeklinde ayırdığım kitap ve dergilerle vedalaşmıştım oysa.

Ama bu işlere meraklı olanlar bilir, çoğunlukla yeniden doldurmak için boşaltılır o raflar, dolaplar...

Hem almayacaksın da ne yapacaksın mesela şu güzelim Hey dergilerini?

1971 model, Hey’in ilk yılları... Kapaklarda Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü, Fikret Kızılok, Durul Gence, Şenay-Şerif Yüzbaşıoğlu var.



Yazının Devamını Oku

Mucizelere inanınız!

‘Bitti’ denilen anda gelen son salise golü Galatasaray’a derin bir nefes aldırdı.

Galatasaray zirveyle arasındaki puan farkını makul seviyede tutmak için Karadeniz seferinden 3 puan almak durumundaydı.

8 haftada 8 puan geriye düşmek hâlâ erken sayılan şu dönemde ‘büyük bir felaket’ olmasa da, umut verici de değil.

Umut demişken... Bir maçta umutlanan, iki maçta enseyi karartan Galatasaray taraftarı bu gel-git halinden yorgun düşmüş vaziyete gelmiştir herhalde.

Dün de maça 5’inci dakikada öne geçerek başlayarak yeşeren umutlar 20 dakika içinde 2-1 geriye düşmenin şokuyla yine soluverdi...

Galatasaray yine rotasyon, mecburi değişiklik derken hızını, etkinliğini ve bu sezon elinde beliren en güçlü silah konumundaki baskı özelliğini kaybetmiş bir halde buldu kendini sahada.

Geçen sezonla bu sezonun harmanlanmasından oluşan ‘hibrit’ kadronun ilk yarıda ortaya koyduğu oyun, hepsi başka dilde konuşan 11 oyuncunun sahneye çıktığı bir oyunu veya filmi seyretmeye benziyor.

İkinci yarıya değişikliklerle giren sarı kırmızılılar üst üste net pozisyonlar buldu (48’de Mostafa, 54 ve 60’ta Halil vb.) fakat 5’te bulup 25’te kaybettiği gol için 75’e kadar beklemesi gerekti.

Mostafa Mohamed’in golüyle yeniden maça tutunan, ligde hem puan hem moral olarak büyük anlam ifade edecek galibiyet golünü aramaya çıkan Galatasaray az kalsın beraberliği de kaybediyordu.

Yazının Devamını Oku

Cimbom umut tazeledi

Marsilya karşısındaki oyunuyla eleştiri bulutlarını araladı.

Galatasaray Avrupa macerasının ikinci grup maçında Marsilya karşısına krizi fırsata çevirmek umuduyla çıktı. Güven sağlamak, camiayı genç takım etrafında kenetlemek, moral kotarmak için ideal fakat zorlukları da ortada bir maçtı.

Ateşli tribünler önünde genç kadronun nasıl bir direnç göstereceği ile ilgili endişeleri sıfırlayarak başlangıç yaptı sarı kırmızılı takım...

Benzerini Lazio maçında gördüğümüz türden bir baskıyla girdi oyuna ve ilk dakikalarda aksiyon önceliğini kazanarak diş gösterdi.

Topa hâkim oldu, maçı tribün baskısını da kıracak bir tempoda tutmayı başardı, uzun süre rakibin organize şekilde üstüne gelmesine fırsat tanımadı.

‘NET ÖTESi’ POZiSYON

Marsilya’nın ‘A Planı’nı sekteye uğrattıktan sonra rakibin kalesini de zorlamaya çalıştı ancak sürekli net pozisyonların kıyısından dönmekle yetindi. İlk yarının uzatma bölümünün son anında Kerem’le yakalanan ancak gole dönüşmeyen ‘net ötesi’ pozisyon kaçan en büyük fırsattı.

Öte yandan, 35’inci dakikada Cengiz’in mükemmel şutunu Muslera’nın daha da mükemmel şekilde kurtarması ve Taylan’ın kendi kalesini tehdit eden kafa vuruşu dışında büyük bir tehlike veya bunaltıcı türden baskı yaşamadı...

SAKiNLiKLERiNi KORDULAR

Yazının Devamını Oku

Greta’yı yalnız sanmayacaktınız

“Ölmek istemiyorum ama çocukları ve hayvanları önemsemeyen bir dünyada da yaşamak istemiyorum...”

Bu karamsar cümle, sonuçları yeni açıklanan geniş çaplı anketin katılımcısı gençlerden birine ait...

İngiltere’deki Bath Üniversitesi’ne 5 diğer üniversitenin de katkı sağlamasıyla yapıldı araştırma ve İngiltere, Finlandiya, Fransa, ABD, Avustralya, Portekiz, Brezilya, Hindistan, Filipinler, Nijerya’dan 16-25 yaş arasında 10 bin kişi katıldı.

Gençlerin iklim krizi üzerinden “dünya meseleleriyle” ilgili düşünceleri ve gelecek projeksiyonları sorulduğunda ortaya çok haklı olarak karamsar bir tablo çıkıyor.

“Gençlerin yaklaşık yüzde 60’ı, iklim krizi nedeniyle çok endişelendiklerini veya aşırı derecede endişelendiklerini, yüzde 45’i iklimle ilgili hislerinin gündelik yaşamlarını etkilediğini, yüzde 75’i geleceğin korkutucu olduğunu, yüzde 83’ü insanlığın gezegeni umursamakta başarısız olduğunu, yüzde 65’i hükümetin gençleri yüzüstü bıraktığını belirtti. Bu konuda hükümetlere güvenilebileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 31’de kaldı...”

Araştırma sonuçlarına göre gençlerin “üzüntü, korku, öfke, keder, utanç ve anksiyete” hisleriyle karşıladıkları bu durumu dünya liderlerinin, dev şirketlerin doğru okuyabildiklerini sanmıyorum.

Şu anda eski ezberlerle, “eski kitleleri” motive edebilecek söylemlerle, eski numaraları yeniymiş gibi yutturmak çabasıyla yeni neslin, Z Kuşağı’nın, Alfa’nın peşinde geziliyor fakat kül yutmayabilir bu kuşak bizlerin yuttuğu gibi, benden söylemesi.

Çevresel felaketin tetikleyicisi, doğal kaynakların baş sömürücüsü sektörlerin janjanlı ambalaj giydirilmiş ürünlerini reklam kuşaklarında

Yazının Devamını Oku

Efsaneler, kavgalar, müjdeler

Barbaros Tapan’ın parlak yıldızlarla yaptığı röportajların sıkı bir takipçisiyim.

Çoğunlukla Hollywood’un erişilmesi güç isimleriyle konuşan arkadaşımız, bu kez direkt ilgi alanıma giren bir isme, ‘Pink Floyd’un “efsane” davulcusu Nick Mason’a yöneltmişti sorularını.



Nick Mason’dan “tırnak içinde efsane” şeklinde bahsetmem boşuna değil, ilk kadrodan grupta kalan son isimdir kendisi.

Syd Barrett ve Richard Wright sizlere ömür, Roger Waters ayrılalı çok oldu, David Gilmour da kuruculardan değildir, sonra eklenmiştir.

Böyle bir önemi var

Yazının Devamını Oku

Aslan’a bu da yeter

Bu galibiyet G.Saray’da herkesin sakinleşmesi için bir ilaç gibi geldi.

Dün akşam saat 19.45 civarı, İstanbul Seyrantepe’de biriken negatif enerji, teknoloji harikası ölçü aletlerini çaresiz bırakacak seviyeye ulaşmıştı.

Ligde 32 yıldır benzeri görülmemiş sancılı bir başlangıç yapan Galatasaray, Göztepe karşısında geriye düşmüş, taraftarın homurtusu protestoya doğru evrilmeye başlamıştı. Bir tür güven oylaması niteliğine bürünen maçta yükselen homurtunun nedeni sadece alınan kötü sonuçlar değildi.

Taraftar arada umut dolu enstantaneler sunmuş takımın yeterince savaşmadığını, rakibinin bileğini bükecek güçten uzak olduğunu ve sürekli tekrarlanan, her maçta daha fecisi gelen hatalar konusunda gelişme göstermediğini düşünüyordu büyük ihtimalle.

HALİL’İN GOLÜ HAVAYI DEĞİŞTİRDİ

Luyindama’nın protestoları tetikleyen ve nihayetinde “koruma amaçlı” oyundan alınmasına neden olan hatasına gösterilen tepki, birikmiş ve ne yazık ki sürpriz olmayan türdendi.

İkinci yarıya bir başka hedef oyuncu Feghouli’yi de sahadan çekerek başlayan Galatasaray, daha büyük bir krizi önleyecek erken gole duacı olarak başladı maça.

Halil’in neredeyse metro istasyonundan vurduğu topun yine bir hata sonucu gole dönüşmesi gecenin havasını değiştirmeye yetti.

KARA BULUTLARI DAĞITTI

Yazının Devamını Oku

Kimya, simya derken

Galatasaray'da genç kadronun fizikselden çok mental müdahaleye ihtiyacı var.

Hikmet Karaman Galatasaray’ın geçen haftalarda yediği 6 gole vurgu yapıyordu maç öncesi röportajında ve ekliyordu: “Goller bulmak gerekiyor...” Zaafları belli olan rakibini gözüne kestirdiğini bu sözlerle ilan eden Karaman’ın takımı, hocasını haklı çıkartacaklarına dair ilk işareti 17’nci saniyede çaktı. 5 dakika dolmadan iki kere sallanan Galatasaray kalesini bir şekilde koruduktan sonra maçla ilgili söyleyebilecek sözleri olduğunu fark etti biraz olsun.

FİKİR ALABİLECEK SÜRE VARDI

Ancak uyumsuzluğu ayan beyan ortada olan bu kadronun güçlükle bulduğu hassas denge devre tamamlanmadan hemen önce yerle yeksân oldu. 39’uncu dakikada Mensah’ın akılcı pasını Thiam gole çevirirken Galatasaray defansı sebil hane maşrapası gibi dizilmiş seyrediyordu. Emrah Başsan’ın harikulade şutuyla gelen ikinci golde de yanında yöresinde kimsecikler yoktu; neredeyse düşünüp, taşınıp, aile büyüklerinin de fikrini alabileceği kadar bir süre buldu...

Fatih Hoca felaket netice veren formülünü ikinci devre başında yaptığı değişikliklerle daha da karmaşık hale getirirken, Yedlin’in ceza sahasında taksi arar gibi elini kaldırması penaltıya, dolayısıyla hezimetin perçinlenmesine yol açtı: 3-0...

FUTBOL BÖYLE ÇALIŞIYOR

Bir takımın ‘kimyasal problemleri’ bu kadar sorgulanır hale gelince, formüllerde, teşhiste, tedavide bu kadar zincirleme kaza yaşanınca haliyle Fatih Terim eleştiriliyor, ‘kimyager’in hatalarına odaklanılıyor.

‘İnsafsız maç trafiği’ ortak problem ancak futbol makinesi 2021’de böyle çalışıyor. Kadro sızlanmalarının, sakatlık raporlarının bir bahane olarak ağırlığı yok; kaldı ki Kayserispor’da da benzer sıkıntılar yaşanıyor, diğer bütün takımlar da da...

Yazının Devamını Oku

Sonu malum: Bang bang!

2020’de, bir kısmını sokağa çıkma yasaklarıyla, kısıtlamalarla, karantinayla geçirdiğimiz bir yılda bile Türkiye kendi “silahlı şiddet rekoru”nu geliştirmeyi başardı!

Şiddet ve bireysel silahlanma karşıtı mücadele yürüten Umut Vakfı’nın basına yansıyan haberlerden hareketle hazırladığı rapora göre, 2020’de 3 bin 682 silahlı şiddet olayı yaşandı.

Pandemi koşulları bile 2019’daki olay sayısını 59 farkla geçmesine engel olamadı yani...



2040 can alındı bu saldırılarda ve olayların yüzde 85’inde ateşli silah kullanıldı...

Son 5-6 yılda, silahlı şiddette yüzde 60’ın üzerinde artış yaşandığını ortaya koyuyor istatistikler: Tepeden tırnağa

Yazının Devamını Oku

Özlenen kükreme

Uzun süredir bu kadar iyi bir Galatasaray görmemiştik.

Avrupa futbol cangılında aslan kükremesi duymayalı çok oldu; Galatasaray’ın son sezonlardaki karnesi ortada...

Bir zamanlar kral olduğu arenada dün akşam yeniden belirirken karşısında çetin ceviz tabir edilen türden bir takip olarak Lazio vardı. Maçın ilk bölümünde Lazio’nun tehditkâr bir tavırla oyuna hükmetme isteğini, Galatasaray’ın da dinamizmle karşılık vermeye çalışmasını izledik.

Deneyimli Lazio karşısına henüz uyum problemleriyle uğraşan genç kadrosuyla çıkan Galatasaray zaman zaman sendelese de maça tutundu, topa sahip olan rakibi kendi zorlandığı kadar zorlayan taraf oldu.

Dakikalar ilerledikçe biriken özgüven Galatasaraylı oyuncuları hem bireysel hem de kolektif olarak yukarı çekti. Morutan’ın direği neredeyse kıracak şutu gibi aksiyonlar tribündeki taraftarı da ateşledi.

BİTİRİCİLİK KONUSUNDA EKSİKTİ

Kerem, Halil, Cicaldau, Morutan gibi isimlerle gol üretebileceği alanlara yaklaşmakta problem yaşamadı fakat bitiricilik konusunda, son hamlede eksik kaldı hep.

Maçın ikinci yarısında Galatasaray ısındıkça açılan bir görüntü çizerken, daha kolay bulacağını düşündüğü gol için sabırsızlanan Lazio daha fazla risk almaya başladı.

İki takımın da bol bol top kaybı yaşadığı ritmi yüksek maçta bir hata golü ihtimali büyük görünüyordu ancak gol çok daha büyük bir hata sonucunda geldi.

Yazının Devamını Oku

Gidiyorum bütün like’lar yüreğimde

Popüler müziğin günümüzdeki mühim yıldızlarından Lana Del Rey, siyah beyaz bir video ile sosyal medya hesaplarını kapatacağını duyurdu önceki gün...

“İşimde gücümdeyim, biraz mahremiyet ve şeffaflık istiyorum hayatımda” yollu mesaj eşliğinde milyonlarca takipçisine veda eden Lana Del Rey “Albümlerimde, şiirlerimde buluşuruz; rüyalarda kavuşuruz” diyerek giden ilk “meşhur” değildi.

Sosyal medya uygulamaları kadar eski bir tarihi var “Çekip gidiyorum sanal âlemden, insanı yılan gibi sokan bu âlemden” tavrının.

Kimi negatif enerji yüklü mesaj bulutlarını, takipçi yorumlarını, zorbalığı bahane edip ayrıldı, kimi “Sosyal medya detoksu canlarım, gidiyorum ve uzun süre dönmeyi düşünmüyorum” diyerek “sıkıldım” kartını masaya sürdü, kalkıp gitti.

Çoğu da fazla uzağa gidemedi zaten...

Justin Bieber’dan Kanye West’e, Rihanna’dan Cedi Osman’a pek çok tanınmış isim belli bir süre sonra yeniden hesaplarını aktive ettiler.


Yazının Devamını Oku

‘Takımyıldız’ hayali güzel ama...

G.Saray, zaafları çok olan bir ekip taraftarlar sabretmek zorunda.

Sezonun ilk ‘büyük maçı’ iki takım açısından da hem gücünü test etmek hem de sezonun kalan kısmıyla ilgili yüksek sesli bir mesaj vererek avantaj için fırsattı.

Sakatlıklar ve milli takım yolculuğu yorgunlarının iki takımda da oluşturduğu hasarlar vardı, yeni transferler vesaire derken kadrolar tam oturmamıştı belki fakat büyük maç büyük maçtır...

Galatasaray rakibine baskı kurarak başlamayı ve rakibin ilk hamle ezberini belli ölçüde bozmayı hedefledi ve bunda bir şekilde başarılı oldu. Dakikalar ilerledikçe esnemeye başlayan bu baskıya karşı Trabzonspor tam hücum hafızasını toparlarken Galatasaray iki darbe indirdi.

UYANIK VE GARANTiCi

Emre Kılınç ilk golünde savunmanın bireysel hatasını uyanıklığı ve takipçiliğiyle değerlendirirken, ikinci golde de doğru pozisyonda Halil’in çıkardığı topla buluştuğunda doğru ve garanti vuruşu yaptı.

Takımın saha içinde sallandığını ve tribünlerin gerildiğini gören Abdullah Avcı iki değişiklikle takımını harmanladı, skorun devre bitmeden 1-2’ye gelişiyle de bu hamlesinden bir kazanç elde etmiş oldu.

Galatasaray da ikinci yarıya iki değişikle başladı fakat ‘dur bakalım ne olacak’ tarzı bir anlayıştan ötesini gösteremedi.

Oyunu ve rakibi soğutmak konusunda beklendiği üzere çok başarılı olamadı ve Babel ile kaçırdığı pozisyonu takiben beraberlik golünü kalesinde gördü sarı kırmızılılar.

Yazının Devamını Oku

Hortlak görmüşe döndük, sağ ol Milli Takım

Kafa vuruşu ile açılmış perde, sonra bir sol kroşe, bir sol daha... Sonra iki sağ vuruş ve finalde yine bir kafa... Arada rakibin darbelerinden etkilendiği için iki vuruş da karambolden gelmiş...

Toplam 8 vuruşluk bu performans bir savunma sanatları üstadına veya bir aksiyon filmi yıldızına değil, İngiltere Milli Takımı’na ait.

Yıl 1984, Kasım’ın 14’ü...

Dünya Kupası bileti için Türkiye ile İngiltere İnönü Stadı’nda karşılaşıyor.

Bizde Teknik Direktör Candan Turhan sahaya Rıdvan Dilmen, İlyas Tüfekçi, Erdal Keser, Müjdat Yetkiner, Cem Pamiroğlu, Raşit Çetiner gibi bir kadro sürüyor. Kalede hayatının kalan kısmını bu maçın gölgesinde yaşamak durumunda kalan Yaşar Duran var...

Sonuç meşhur 8-0’ların birincisi; arada bir de 1985’teki 5-0 vardır...

İkinci 8-0’lık İngiltere mağlubiyeti 1987’de gelmişti. İlk şoku bizzat sahada yaşamış olanlardan yalnızca Erdal Keser vardı sahada fakat “yeni 11” de 8-0’ı bu kez Wembley’de soğuk duş şeklinde yaşamıştı.

TAM ARAMIZ DÜZELMİŞKEN

Yazının Devamını Oku

Spor kalmadı futbol verelim

Anlı şanlı haber kanalımızın spor bülteni kimi kesinleşmiş, kimi bildirim veya duyum aşamasında transfer haberleriyle başladı geçtiğimiz cuma günü...

Galatasaray kimi satmış, Fenerbahçe kimi almış, Beşiktaş kimi “kiralama yoluna gitmiş” tarzı haberlerin ardından nihayet dördüncü sırada A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın o gün Sırbistan’la oynayacağı maça yer verildi.

Herkesin sabırsızlıkla beklediği maçı dördüncü sıraya atmak ancak ezbere yayıncılıkla, toplumun ilgisini ölçememekle filan ölçülebilir bir yaklaşım.

Aynı gün üst üste ikinci kez Olimpiyat Şampiyonu olan Goalball Kadın Milli Takımı’n bu başarısını çoğu kimse öğrenemedi bile...

Goalball’da bir dünya yıldızına, hatta bu sporun 1 numaralı oyuncusuna sahip olmamız bile pek ilginç gelmemiş olacak ki; neredeyse fısıltı yoluyla yayılabildi bu harika haber.

Sevda Altunoluk, “goalball” dünyası için futbolda Messi kim ise veya basketbolda LeBron James kim ise işte o kişi oluyor.


Yazının Devamını Oku

Gündeste rehberliğinde yaşamak

1980’LERİN ortalarını geçtiğimiz bir zamanda, çok problemli ve mütemadiyen buhranlı memleketin çok problemli ve mütemadiyen buhranlı bir ergeniyken tanımıştım Ferhan Şensoy’u...

‘Varsayalım İsmail’ sayesinde çat pat konuşur hale geldiğimiz “Ferhanca”yı, bulduğum bütün kitaplarını okuyarak, oyunlarını kaçırmayarak ilerletmeyi çalıştığım dönemdi...

Sahnede ilk kez İçimden Tramvay Geçen Şarkı’da izlemiştim “Ferhan Abi”yi; muhteşem Hümeyra ile birlikte...

Oyun çıkışı Küçük Sahne’nin daracık merdivenlerden Atlas Pasajı’na, oradan İstiklal Caddesi’ne karışırken “hippi çantam”ın içinde o gün aldığım “Gündeste” kitabı da bulunuyordu ustanın...

Gündeste’yle, o manzum günlükle hiç kopmayan bağım o gün itibarıyla başlamış oldu...

Kopmayan bağ demişken... 10 küsur sene önce, eşe, dosta, sevdiğim kişilere hediye etmekten çok hoşlandığım Gündeste bulunması çok zor kitaplar arasına girdi.

İlk baskısı 1986’da yapılan, sonra yanılmıyorsam 1990’da ikinci kez yayınlanan kitabın yeni baskılarını yapmıyordu kendince bir nedenden Ferhan Abi.

GAZETEDEN ÇIK MEKTUP

Yazının Devamını Oku

Çok pozisyon çok stres

Bu kadar çok gol fırsatı harcanmasını akılla, şansla, bahtla açıklayamayız.

Rakip öncelikle kendisini iyi tanıyan, iki maçtaki manzaraya bakınca rakibini de tanıma zahmeti gösteren o meşhur “düşük bütçeli Kuzey Avrupa belalısı” kontenjanından. Derli toplu oynayan Randers karşısında ilk maçta savunma zaafının faturasını yenilgiyle ödeyen Galatasaray, rövanşa oyunu rakip sahada oynayacağını net şekilde belli ederek başladı.

Evinde taraftarının desteğini de arkasına alarak baskıyı artıran sarı kırmızılar kuşatma sırasında gelişen karşı atağa yenik düştü yine...

TOZ ŞEKER GiBi DAĞILDI

Hışımla rakibin üstüne yürürken ilk maçta olduğu gibi gardını kolayca düşürdü, savunması her unsuruyla toz şeker gibi dağıldı ve golü kalesinde gördü.

Galatasaray takımı golün ardından yeniden toparlanmak, moral toplayan rakibi yeniden baskı altına almak konusunda yoğun çaba gösterdiyse de net pozisyonlarda bile başarı sağlayamadı.

Maçın ikinci yarısına vites artırarak, yıldırıcı boyutta bir baskıyla giren Galatasaray karşılığını da çabucak aldı.

Patrick Van Aanholt’un şık ve düzgün vuruşu takımı kamçıladı, atak sıklıkları Diagne’nin bir dakika içinde iki çok net pozisyonu heba edeceği düzeye kadar ulaştı.

G.SARAY’IN iKiNCi GOLÜNÜ BARIŞ ALPER’E YAZMALI

Yazının Devamını Oku

Centilmen rock ikonuna veda

Müzik dünyası, Rolling Stones’un davulcusu Charlie Watts’ı kaybetmenin üzüntüsünü ve şaşkınlığını yaşıyor.

80 yaşında, yaklaşık 15-16 yıl önce ağır bir hastalığı savuşturmuş rock’n roll yıldızının ölüm haberinin “şaşkınlık yaratması” beklenmeyebilir elbette fakat bu isim Charlie Watts olunca iş biraz değişiyor.

Mick Jagger ve Keith Richards’ın ardından “Stones”un en eski elemanı olan Watts, 1962’de “Bir yıl içinde patlar nasıl olsa bu grup” diyerek katıldığı macerada neredeyse 60 yılı devirdi ve bir konser bile kaçırmadı.

Çok iyi bir davulcuydu. İstanbul’daki Ali Sami Yen konserlerinde ve 2013 yazında Londra’da canlı olarak izlediğimde o sakin, mimiksiz, neredeyse cansız gibi duran adamın müthiş performanslarına bizzat şahitlik etmişliğim de vardı.

Çocukluk yıllarından itibaren koyu bir caz tutkunu olan, Rolling Stones’a biraz tepeden bakarak ve ayak sürüyerek giren Watts hakiki manada orijinal bir karakterdi.

Mick Jagger ve Keith Richards’ın “hızlı”, skandallarla dolu, çılgın bir parti şeklinde gelişen hayatlarıyla hiç ilgisi olmadı.

1964’te daha grup üne kavuşmadan tanıştığı aşkı Shirley Ann Shepherd ile evlendi ve grup arkadaşlarının aksine, hatta rock’n roll dünyasının neredeyse tamamının aksine ölene kadar eşi ve kız ve tek torunuyla mutlu bir hayat sürdü.

Ailesinden uzak kalmayı sevmediği için turnelerden nefret eden, kendi kurduğu caz gruplarıyla yaptığı çalışmalarda huzur bulan

Yazının Devamını Oku

Kriz ortamında başarı sayılır

İlk yarıda oyununu rakibe dikte ettiren Galatasaray, ikinci devrede kaderciydi...

Sezona kendi kendine kriz yaratarak başlayan Galatasaray, Avrupa macerasında kritik öneme sahip Randers maçına travmalarını da sırtına yükleyerek gitti. Sahaya genç, 6 yerli oyuncu barındıran bir kadroyla çıkan Galatasaray, kâğıt üzerinde oyunun ofansif tarafına abanacağını işaret eden bir 11 seçmişti.

Karşılaşmanın ilk yarısında hücumda zaman zaman başarılı formüller üreten sarı kırmızılılar işin savunma kısmına gelince çuvallayacağına dair çok güçlü sinyaller verdi.

Yaşadığı travmadan motivasyon üretmeyi bilen Kerem Aktürkoğlu takımını öne geçiren golü atarken, sezona çok kötü başlangıç yapmaktan kaynaklı travmasıyla uğraşan Muslera da özüne dönerek kalesini savunabildiği kadar savundu.

KOLAY DAĞILAN SAVUNMA

Muslera’nın gücü, kritik bölgelerde top kaybettiğinde B Planı olmayan, sürekli zor durumda kalan, savruk ve kolay dağılan savunmayı sırtlamaya 54 dakika yetebildi.

İlk yarıda oyununu rakibe dikte ettirdiğine şahitlik ettiğimiz Galatasaray, ikinci yarıda ‘daha kaderci’ bir hale büründü, hücum organizasyonlarını tesadüflere bıraktı, özetle etkili olamadı. Maçın son bölümünde deneyimli isimleri sahaya süren Galatasaray rakip sahada daha fazla varlık gösterse de bu ‘kamp sürecinin’ çok verimli olduğunu söylemek mümkün değil!

ÖNCE SAVUNMADAN BAŞLANMALI

Yeni şekillenen, gençlik aşısını tutturmaya çalışan bir takımın bu aşamada tıkır tıkır oynamasını beklemek elbette hayalcilik olur; zamana ihtiyaç var. Yine de işe ‘çalışır’ bir savunma sistemi, ortak savunma mantığı ve refleksi geliştirmekten başlamak gerektiğini söylemek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Satılık can olur mu?

Karaca, kızıl geyik, ceylan, yabandomuzu, yabankeçisi...

Bu güzelim canlıları öldürmek, eğer bir ödeme yaparsanız serbest... Hatta belirlenen ücreti ödeyenin yanına adam verip öldüreceği masumu bulmasına ve katletmesine yönelik servisimiz de mevcut.

“Biz” diyorum, kim bu biz? Biz, yani Türkiye’miz!

2019-2020 sezonunda 6 bin 944 karacanın, geyiğin, ceylanın, domuzun, keçinin canlarını 11 milyon 312 bin TL karşılığında satmışız.

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün verilerine dayanarak bir haber hazırlamış Birgün’den İsmail Arı...

“Av Turizmi” diyerek “göz yumulur” türden bir hava verilen kanlı faaliyeti hızlandırarak sürdürüyoruz; maşallah bize...

2016-2017 sezonunda 1.317 canlının katli için onay verilirken, bu sayı 2018-2019’a geldiğimizde 4 bin 255’e, geçen sezon da 7 bine ulaşmış işte...

Eh yani, geliri de canını sattığımız güzelim hayvan sayısına bağlı olarak artıyor tabii... 4 kat fazla cana kıyılınca 4 kat fazla para geliyor...

Yazının Devamını Oku

Bu yaşanan kriz değil itibar meselesi

Galatasaray bir oyun planından önce iç huzurunu bulmak zorunda.

Taylan Antalyalı’nın Giresun defansının gardını düşüren ve “Feghouli’ye niyet, Diagne’ye kısmet” şeklinde golle noktalanan mükemmel asisti 31’inci dakikada geldi.

O dakikaya kadar tesadüfen bir araya gelmiş bir ekip görüntüsünden öteye gidemeyen, rakibin elini kolunu sallayarak organize olduğu atakları savuşturmak için çabalayan, özetle Avrupa maçlarında gördüğümüz vasat oyununu iyi niyet yardımıyla tutturabilen bir Galatasaray izlemiştik.

İŞTAH AÇILDI, RAKİP ÇÖZÜLDÜ

Transfer tahtasında “Gitti gidiyor” gözüyle bakılan Feghouli ve Diagne üzerinden gole dönüşen bu pozisyon Galatasaray’ın iştahını açarken, rakibin de çabuk çözülmesini tetikledi.

Sarı kırmızı ekip özgüven kotarırken, Karadeniz ekibi hücum hafızasını toparlamakta başarısız oldu.

İkinci gol için ilk bileti Diagne’nin penaltı vuruşunda yakan, daha sonra yine Cicaldau marifetiyle penaltıdan amacına ulaşan Galatasaray ilk yarıyı huzur içinde noktaladı. Huzur demişken...

Ligin ilk maçında, deplasmanda, oturmamış kadronla ve titreyen futbolunla iki farkı bulmuşsun...

Öpüp başına koyacağına kendi içinde kavgaya tutuşmanın, takım arkadaşına kafa atıp yumruk savurmak için 30 metre koşmanın bir anlamı olabilir mi?

Yazının Devamını Oku