Işınla beni bu trafikten

İstanbul’da yaşayanlar trafiğin pandemi öncesindeki yoğunluğa yavaş yavaş eriştiğinin farkındadır...

İstanbul’un meşhur trafik denklemi hassastır, sabah ve akşam yoğunlukları dışında “mevsimsel” diyebileceğimiz etkiler, mesela okul servis araçlarının katılımı, yağmur veya kar veya şiddetli rüzgâr gibi hadiseler hemen trafiğin dengesini değiştirir.

Toplu taşıma trafik yükünün önemli bir kısmını kaldırırken, benim gibi trafikte kalınca fenalık geçirenlere metro, vapur, yoğunluk saatleri dışında otobüs gibi nispeten hesaplı ve pratik hizmet de sağlar.

“Normalleşme” sürecinde gevşetilen bazı uygulamalarda yeniden sıkılaştırmaya gidildi ve toplu taşıma araçlarında ayakta yolcu taşımak da yasaklandı.

Pandemi sürecinde kimsenin çıkıp da “Bu ne biçim yasak?” diye soracak hali yok elbette, 12 kişilik minibüsten 33 kişi inmesinin savunulacak bir yanı olmadığı gibi.

Ancak başka sorular var elbette...

Normalleşme sürecinde ekonominin, memleketin çarklarının dönmesi konusunda herkes mutabıktı, evine ekmek götürmek zorunda olan vatandaş da, başta devlet olmak üzere tüm işverenler de “Çalışmak lazım” dedi...

Kadere emanet şekilde çıkılan bu belirsizliklerle dolu yolda yeni problemlerin nasıl çözüleceği de zamana bırakıldı bir ölçüde.

“Tamam çalışalım ama işe nasıl gideceğiz?” diye soruyor vatandaş haklı olarak.

Toplu taşıma görevlileri vatandaşla gerginlik yaşamaktan yaka silkiyor “Alsan bir türlü, almasan bir türlü” bıçağı onların kafasının üstünde sallanıyor.

Yolcu sayısı azalmıyor, araç sayısını ikiyle çarpsan bile yetmiyor ki, maddi açıdan zaten mümkün değil...

Uygulanması neredeyse imkânsız bu durumdan çıkış için “sektörlere göre mesai saati ayarlanması” gibi öneriler de çıkıyor ama hem “İşe git!”, hem “O saatte yerimiz dar be güzelim” demek kadar kolay değil o işler...

“Tayy-ı mekân” dermiş eskiler mekânı, mesafeyi atlayarak geçmek için, bir de bast-ı zaman var, “zamanın ve kayıtlarının atlanması” için kullanılır...

Tayy-ı mekâna “ışınlanma” veya “teleportasyon”, bast-ı zamana ise zaman yolculuğu diyebilirsiniz kestirmeden giderek, yoksa İslam felsefesinde, edebiyatta vesaire elbette derin bir mevzu...

Çinliler birkaç yıl önce bir fotonu 500 kilometre uzaklıktaki bir uyduya ışınladı, kuantum fiziği ile teleportasyon çalışmalarından ara sıra “minik dev haberler” geliyor...

Fakat bilim dünyası henüz mesela İstanbulluların teleportasyonunu sağlayacak evden işe, işten eve ışınlayacak bir sistem kurmaktan çok ama çok uzakta.

Işınlanma mümkün olmadığına göre yolcu sayısını azaltmadan, araç sayısını dört kat arttırmadan bu işi çözmek zor diyor ve müsaadenizle ışınlanıyorum...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X