GeriKanat ATKAYA Gündeste rehberliğinde yaşamak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gündeste rehberliğinde yaşamak

1980’LERİN ortalarını geçtiğimiz bir zamanda, çok problemli ve mütemadiyen buhranlı memleketin çok problemli ve mütemadiyen buhranlı bir ergeniyken tanımıştım Ferhan Şensoy’u...

‘Varsayalım İsmail’ sayesinde çat pat konuşur hale geldiğimiz “Ferhanca”yı, bulduğum bütün kitaplarını okuyarak, oyunlarını kaçırmayarak ilerletmeyi çalıştığım dönemdi...

Sahnede ilk kez İçimden Tramvay Geçen Şarkı’da izlemiştim “Ferhan Abi”yi; muhteşem Hümeyra ile birlikte...

Oyun çıkışı Küçük Sahne’nin daracık merdivenlerden Atlas Pasajı’na, oradan İstiklal Caddesi’ne karışırken “hippi çantam”ın içinde o gün aldığım “Gündeste” kitabı da bulunuyordu ustanın...

Gündeste rehberliğinde yaşamak

Gündeste’yle, o manzum günlükle hiç kopmayan bağım o gün itibarıyla başlamış oldu...

Kopmayan bağ demişken... 10 küsur sene önce, eşe, dosta, sevdiğim kişilere hediye etmekten çok hoşlandığım Gündeste bulunması çok zor kitaplar arasına girdi.

İlk baskısı 1986’da yapılan, sonra yanılmıyorsam 1990’da ikinci kez yayınlanan kitabın yeni baskılarını yapmıyordu kendince bir nedenden Ferhan Abi.

GAZETEDEN ÇIK MEKTUP

Fakat böylesi bir kıtlık yaşamamıştık. Sahaf arkadaşlar Galatasaray Liseli bir öğrencinin büyün kopyaları topladığını söyleyince gazeteden o öğrenciye açık mektup yayınlamıştım.

Sağ olsun, buldu beni, Çiçek Pasajı’nda buluştuk ve elindeki kopyalardan birini benimle paylaşmaya razı oldu... Kıyamadığım ilk baskıyı korumak için hep Gündeste yedekli gezmiş biri olarak kitapla böyle “Varsayalım İsmailsel bir bağım oluştuğu için ayrıca sevinmiştim.

Gündeste yakın geçmişte yeniden basıldı, hatta yıllarca beklenen Gecedeste, Dündeste, Derdeste de geldi.

Gündeste rehberliğinde yaşamak

Ama ‘Gündeste’nin yeri hiç değişmedi.

Ferhan Şensoy usta bir yazar, oyuncu, yönetmendir elbette fakat ilk gençlik yıllarımda Gündeste üzerinden bir hayat ustası olmuştu benim için. Yalnız değildim elbette, zaman içinde bunu onaylayan başka arkadaşlarım da oldu.

Ölüm haberini aldığımda ve içimi tarif etmekte güçlük çektiğim derinlikte bir hüzün kapladığında da elim bir nevi hayat rehberi olarak da kullandığım kitaba uzandı.

Arasında 30 küsur sene önce koyduğum küçük kâğıt parçaları bulunan eski dostta rastgele açılan sayfa, 1980’lerin Rumeli Hisarı’nda, Ali Baba’da kahve masasında edebiyat ve ‘rakınrol’ dövdüğümüz günlerde ezbere alınmış satırları sundu:

“emirgan’da sarıyer’de istinye’de ve karadeniz’de

her bir yerinde boğazın ilk nargileyi biz yakmışız

kazancı yokuşunun tüm taşları bilir bizi

bizi yağmurlar bilir öncelikle

agora’yı biz açar biz kapatırız...”

‘OLUR OLMAZ GÜLÜYORDUK’

Hayat rehberinin sayfaları arasında tam da o yıllardaki halimiz diye düşündüğümüz şu satırları ilk okuduğumuzdaki eşsiz coşkuyu burnumun direği sızlayarak hatırladım:

“elmadağ’da yürüyorduk

olur olmaz gülüyorduk

elimizde stendhal

yaş onyedi

rimbaud gibi seviyorduk.”

Bu kadar naif, bu kadar basit, bu kadar hakiki...

‘SAVURGANLIK EN KIRAL’

Kendimize Ferhan Şensoy’u usta bellemişiz fakat ustamızın bundan haberi yok...

Öğrenci evimize mucize kabilinden üç kuruş girince o parayı hemen yememizi de ustamızın tavsiyesi gibi algılıyoruz:

“çok güzel şeyler bunlar hiç hesapta olmayan hesapsızlık çok güzel savurganlık en kıral...”

Hep karışık kafalarla Beyoğlu sokaklarını arşınlarken kulağımıza küpe olmuş satırlar beliriyor altyazı olarak:

“boris vian diyor ki

yalnızlıktır dinimiz

örneğin bir trenden

istediğiniz yerde ininiz...”

‘GÜNAYDIN LAN YAŞAMAK’

Moda’daki öğrenci evinin duvarında, Lermontov’un Düşünce şiirinin daktilo edilmiş halinin yanında, Oğuz Atay’ın çerçevelettiğimiz fotoğrafının yamacında duran ve motivasyondan çok tembelliğe bahane amaçlı tekrarladığımız satırlar:

“nebatat inceden ürpermektedir

günaydın bulaşıklar ve mutfak

günaydın lan yaşamak...”

Ferhan Şensoy’un gidişini kabullenmek, sindirmek kolay olmayacak...

1985’in mayıs ayında, “12481” gününü “destelediği” kitabını bağlayan son sayfayı Beyoğlu’nda bir taburede tekrarlayacağım bugün onun için.

Veda değil, ruhunu Beyoğlu’na onun sesiyle üflemek için:

“kaatil cinayet barında

içiyorum viskileri artık bana yasakken

zıvanadan çıkmışım

yaşamaya küskünüm

şimdi ölsem ne güzel

hiç kimseye borcum yok

sanki şair değilim

şimdi ölsem çok güzel

hiçbir şeyden suçluyum

kaatil cinayet barında...”

Elveda Ferhan Abi, sen müthiş bir adamdın...

 

X

Sabır meselesi

Galatasaray, birçok kez uyguladığı taktikte bu kez hedefe ulaşamadı.

Ligde tırmanmak, önemli bir rakibini aşağıda tutup 3 puandan fazlasını kazanmak fırsatını sunan, ödülü veya cezasıyla iz bırakacak türden bir derbi. Beşiktaş umulduğu ve ilk 11’i de işaret ettiği üzere bütün hücum silahlarını kullanarak başladı oyuna. İlk 4 dakikanın ardından sıklaşan ve tehlike düzeyi artan bu baskıyı karşılamakla yetinen Galatasaray, top kendisine geçtiğinde de ritmi düşürmeye çalıştı.

Bu sezon mesela Lokomotif Moskova maçında beliren, deplasmanlarda veya hücum gücü yüksek takımlara karşı bir referans oyununa dönüşen ‘sabır taktiği’ni uyguladı Galatasaray.

Terim’in öğrencileri Beşiktaş’ın baskısını kırıp rakip sahaya sefer düzenlemeye fırsat bulduğunda, potansiyel atakları çoğunlukla yanlış pas seçimi veya uygulamalarıyla heba etti.

‘KESKiN NiŞANCI’ VURUŞU

İlk 45 dakikada doğru pas trafiğiyle yürüyen tek atağında Kerem’in pası ve Cicâldau’nun ‘keskin nişancı’ vuruşuyla öne geçti Galatasaray ancak sevinci uzun sürmedi; rakip Larin’le skoru dengeledi. İkinci yarı beraberlikle birlikte moralini yükselten Beşiktaş akınlarında daha ısrarcı, Galatasaray ise topu kullandığı nadir anlarda savruktu.

Yıpranan, hatalı oynamaya başlayan ve cebindeki sarı kartın tedirginliğiyle kırılgan hale gelen Taylan ile Morutan’ın oyundan çekildiği, Halil ve Babel ile oyunu biraz daha rakip sahada oynama isteğinin belirdiği anda geriye düştü Galatasaray. Kornerden gelen topla ikinci golünü üreten Larin, ‘hücumda sabretmenin savunmada sabretmekten faydalı olabileceğini’ de göstermiş oldu...

‘KUPON FIRSAT’ BEKLEDiLER

Diagne-Mustafa, Yeldlin-Ömer Bayram değişiklikleriyle son 15 dakikada takını yeniden formatladı Fatih Terim ve şu tesadüfe bakın ki bu değişiklik hamlesinin hemen ardından da bu kez beraberliğe giden penaltıyı yakaladı; ancak sonuç yine hayal kırıklığı oldu. Galatasaray hücum yönünü ikinci plana atmanın, topu rakibe bırakarak karşı darbe indirmek için ‘kupon fırsat’ beklemenin bedelini bu kez sabır taşını çatlatarak, önemli bir derbi kaybederek, tırmanma şansını kullanamayarak ödedi.

Yazının Devamını Oku

Saygıyla, sevgiyle, müzikle: Durul Gence

Türkiye’de popüler Batı müziğinin en temel taşlarından birini, Durul Gence’yi kaybettik...

“En temel taşlarından” biri derken, “ilk taşı yuvarlayanlardan” biri olduğunu söylemeye çalışıyorum.

1950’lerin ortaları, Deniz Harp Okulu’nda önce “Genç Denizciler” olarak kurulan, daha sonra okulun baskısı neticesinde elemanlardan Erkan Gürsal’ın takma adıyla ‘Somer Soyata Topluluğu’ olarak değiştiren ekibin davulcusuydu Durul Gence...



Herkesten önce o vardı yani; Güngör Yücel, Ersin Yüce, Erkut Taçkın, Özden Ulugöl ve elbette Erkan Gürsal ile...

Memlekette bir rock’n roll grubu olarak ilk sahneye çıkan ekiptendi

Yazının Devamını Oku

Görev tamam koltuk rahat

Galatasaray, Avrupa seferine rahat bir şekilde devam ediyor.

Galatasaray, Lokomotif Moskova karşısına liderlik koltuğunda daha rahat oturmanın hayaliyle çıktı. Grubun diğer maçından gelen beraberlik haberi alınacak puan/ puanları daha da cazip hale getirmişti.

Yeni bir hoca rehberliğinde yeni bir yol arayışındaki rakip karşısında tedbirli bir başlangıç yaptı sarı kırmızılı ekip.

Maçın ilk 10-15 dakikalık bölümü “Galatasaray’ın gole daha yakın taraf olduğunu söyleyebilirim ama ispat edemem” şeklinde geçildiyse de Moskova temsilcisi de özgüven kazandıkça pozisyon kovaladı.

Dengede geçen ilk yarıda Lokomotif Moskova atağı gol pozisyonuna çevirmek konusunda daha üstün gibi dursa da tehlikeli boyuta ulaştıramadı girişimlerini.

TERiM’iN KRiTiK HAMLESi

İkinci devrenin ilk 15 dakikalık bölümünde Galatasaray hücumda bir süreliğine etkili göründü hatta ‘maçın ilk isabetli şutunu’ da çıkardı fakat atakları süreklilik oluşturmadı, sistematik bir hale bürünmedi.

Rakip de 60’ıncı dakika civarında olduğu gibi daha etkili, daha tedirgin edici ataklarla Galatasaray’ı bunaltacak fırsatlar buldu. Kazanmaktan çok kaybetme endişesinin hâkim olduğuna dair çizgiler taşıyan maçın son düzlüğünde Fatih Terim hücum hattını tazelemek yoluna gitti.

OPERASYON HEDEFiNE ULAŞTI

Yazının Devamını Oku

Gitar da gitarmış ha...

Rolling Stones’un gitaristi Keith Richards aynı zamanda dünyanın sayılı gitar koleksiyonlarından birine sahiptir.

3 binden fazla gitarı olduğu bilinen Keith Richards, bir koleksiyoncu refleksiyle “yeni hazinenin” peşinde koşmayı sürdürüyor.

Dün Instagram hesabında yeni keşfini gururla paylaşıyordu: 1955 model bir Les Paul TV...

Bu paylaşımı benim için daha eğlenceli hale getiren hikâye, Mazhar Alanson’un Keith Richards’a yazdığı cevaplar oldu.

“Bir eski tüfekten diğerine” tonundaki mesajlarda özetle şunları söylüyordu Mazhar Alanson:

“Biz Türkiye’den, sizin kadar eski bir topluluk olan MFÖ’yüz. Paris’te kayıt yaptığınız dönemden sizin Andy olarak çağırdığınız Türk arkadaşımızı hatırlayabilirsiniz. Onda size ait bir Martin gitar vardı, şimdi İstanbul’da Fuat’ın evinde... Çalmıyoruz, yalnızca seyrediyoruz ve ‘Bu Keith’in gitarı’ diyoruz...

İstanbul’a ailenizle geldiğiniz zaman kime sorsanız bizim nerede olduğumuzu söylerler. Özellikle Güney çok güzeldir...”

Yazının Devamını Oku

90 model magazin polemiği

Bir “Medyum Memiş-Keto” vakası veya bir Hülya Avşar’ın Ricky Martin’in poposunu çimdiklemesi tadında, 1990’ların dev magazin haberleri, polemikleri tadında gelişiyor Bülent Ersoy-Mustafa Keser kavgası...

Birlikte başladıkları televizyon programını apar-topar bitiren iki ismin arasındaki “hadise”, Mustafa Keser’in ağır bombardımanı sayesinde “görülmemesi/duyulmaması” imkânsız boyuta taşındı.

1990’larda görürdük böyle büyük ve sevgili ‘Şokopop’un analizine muhtaç haberleri. Kopan gümbürtüden suni gündem maddeleri köşelerine kaçışırdı bir “Hülya-Gülben” veya türevi çatışmalarda...

Mustafa Keser’in Ersoy’a yönelik “Diva değil, divan”, “Zaten ses kalmamış, rezalet bir okuyuş” gibi örneğine pek rastlanmayan ağırlıktaki konuşmasını izlerken magazin manasında bir 1990’lar nostaljisine tutulduğumu fark ettim.

Bu nostalji atağının tek tetikleyicisi kavganın “televolik” tonu değil elbette, taraflar zaten var olan şöhretlerini 1990’larda daha da büyütmüştü...

Bülent Ersoy ve Mustafa Keser arasındaki vaka, dün sabah ‘Müge ve Gülşen’le 2. Sayfa’ yayınından anladığım kadarıyla yargıya intikal edecek.

Umarım iki isim bir noktada uzlaşmayı başarır diyeceğim ama Müge ve Gülşen’e bakılırsa Bülent Ersoy, avukatlarıyla sabaha kadar toplantı yapmış bile...

Bülent Ersoy-Mustafa Keser

Yazının Devamını Oku

Koşun Beşiktaş’a sahaflara!

22 adet çeşitli tarz ve ebatta kitap/dergi ile döndüm eve. Tövbeli halim bu...

Birkaç ay önce kim bilir kaçıncı kez “Artık işime yaramayanlar, niye aldığımı hatırlayamadıklarım, okumayacaklarım ve asla okumayacaklarım” şeklinde ayırdığım kitap ve dergilerle vedalaşmıştım oysa.

Ama bu işlere meraklı olanlar bilir, çoğunlukla yeniden doldurmak için boşaltılır o raflar, dolaplar...

Hem almayacaksın da ne yapacaksın mesela şu güzelim Hey dergilerini?

1971 model, Hey’in ilk yılları... Kapaklarda Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü, Fikret Kızılok, Durul Gence, Şenay-Şerif Yüzbaşıoğlu var.



Yazının Devamını Oku

Mucizelere inanınız!

‘Bitti’ denilen anda gelen son salise golü Galatasaray’a derin bir nefes aldırdı.

Galatasaray zirveyle arasındaki puan farkını makul seviyede tutmak için Karadeniz seferinden 3 puan almak durumundaydı.

8 haftada 8 puan geriye düşmek hâlâ erken sayılan şu dönemde ‘büyük bir felaket’ olmasa da, umut verici de değil.

Umut demişken... Bir maçta umutlanan, iki maçta enseyi karartan Galatasaray taraftarı bu gel-git halinden yorgun düşmüş vaziyete gelmiştir herhalde.

Dün de maça 5’inci dakikada öne geçerek başlayarak yeşeren umutlar 20 dakika içinde 2-1 geriye düşmenin şokuyla yine soluverdi...

Galatasaray yine rotasyon, mecburi değişiklik derken hızını, etkinliğini ve bu sezon elinde beliren en güçlü silah konumundaki baskı özelliğini kaybetmiş bir halde buldu kendini sahada.

Geçen sezonla bu sezonun harmanlanmasından oluşan ‘hibrit’ kadronun ilk yarıda ortaya koyduğu oyun, hepsi başka dilde konuşan 11 oyuncunun sahneye çıktığı bir oyunu veya filmi seyretmeye benziyor.

İkinci yarıya değişikliklerle giren sarı kırmızılılar üst üste net pozisyonlar buldu (48’de Mostafa, 54 ve 60’ta Halil vb.) fakat 5’te bulup 25’te kaybettiği gol için 75’e kadar beklemesi gerekti.

Mostafa Mohamed’in golüyle yeniden maça tutunan, ligde hem puan hem moral olarak büyük anlam ifade edecek galibiyet golünü aramaya çıkan Galatasaray az kalsın beraberliği de kaybediyordu.

Yazının Devamını Oku

Cimbom umut tazeledi

Marsilya karşısındaki oyunuyla eleştiri bulutlarını araladı.

Galatasaray Avrupa macerasının ikinci grup maçında Marsilya karşısına krizi fırsata çevirmek umuduyla çıktı. Güven sağlamak, camiayı genç takım etrafında kenetlemek, moral kotarmak için ideal fakat zorlukları da ortada bir maçtı.

Ateşli tribünler önünde genç kadronun nasıl bir direnç göstereceği ile ilgili endişeleri sıfırlayarak başlangıç yaptı sarı kırmızılı takım...

Benzerini Lazio maçında gördüğümüz türden bir baskıyla girdi oyuna ve ilk dakikalarda aksiyon önceliğini kazanarak diş gösterdi.

Topa hâkim oldu, maçı tribün baskısını da kıracak bir tempoda tutmayı başardı, uzun süre rakibin organize şekilde üstüne gelmesine fırsat tanımadı.

‘NET ÖTESi’ POZiSYON

Marsilya’nın ‘A Planı’nı sekteye uğrattıktan sonra rakibin kalesini de zorlamaya çalıştı ancak sürekli net pozisyonların kıyısından dönmekle yetindi. İlk yarının uzatma bölümünün son anında Kerem’le yakalanan ancak gole dönüşmeyen ‘net ötesi’ pozisyon kaçan en büyük fırsattı.

Öte yandan, 35’inci dakikada Cengiz’in mükemmel şutunu Muslera’nın daha da mükemmel şekilde kurtarması ve Taylan’ın kendi kalesini tehdit eden kafa vuruşu dışında büyük bir tehlike veya bunaltıcı türden baskı yaşamadı...

SAKiNLiKLERiNi KORDULAR

Yazının Devamını Oku

Greta’yı yalnız sanmayacaktınız

“Ölmek istemiyorum ama çocukları ve hayvanları önemsemeyen bir dünyada da yaşamak istemiyorum...”

Bu karamsar cümle, sonuçları yeni açıklanan geniş çaplı anketin katılımcısı gençlerden birine ait...

İngiltere’deki Bath Üniversitesi’ne 5 diğer üniversitenin de katkı sağlamasıyla yapıldı araştırma ve İngiltere, Finlandiya, Fransa, ABD, Avustralya, Portekiz, Brezilya, Hindistan, Filipinler, Nijerya’dan 16-25 yaş arasında 10 bin kişi katıldı.

Gençlerin iklim krizi üzerinden “dünya meseleleriyle” ilgili düşünceleri ve gelecek projeksiyonları sorulduğunda ortaya çok haklı olarak karamsar bir tablo çıkıyor.

“Gençlerin yaklaşık yüzde 60’ı, iklim krizi nedeniyle çok endişelendiklerini veya aşırı derecede endişelendiklerini, yüzde 45’i iklimle ilgili hislerinin gündelik yaşamlarını etkilediğini, yüzde 75’i geleceğin korkutucu olduğunu, yüzde 83’ü insanlığın gezegeni umursamakta başarısız olduğunu, yüzde 65’i hükümetin gençleri yüzüstü bıraktığını belirtti. Bu konuda hükümetlere güvenilebileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 31’de kaldı...”

Araştırma sonuçlarına göre gençlerin “üzüntü, korku, öfke, keder, utanç ve anksiyete” hisleriyle karşıladıkları bu durumu dünya liderlerinin, dev şirketlerin doğru okuyabildiklerini sanmıyorum.

Şu anda eski ezberlerle, “eski kitleleri” motive edebilecek söylemlerle, eski numaraları yeniymiş gibi yutturmak çabasıyla yeni neslin, Z Kuşağı’nın, Alfa’nın peşinde geziliyor fakat kül yutmayabilir bu kuşak bizlerin yuttuğu gibi, benden söylemesi.

Çevresel felaketin tetikleyicisi, doğal kaynakların baş sömürücüsü sektörlerin janjanlı ambalaj giydirilmiş ürünlerini reklam kuşaklarında

Yazının Devamını Oku

Efsaneler, kavgalar, müjdeler

Barbaros Tapan’ın parlak yıldızlarla yaptığı röportajların sıkı bir takipçisiyim.

Çoğunlukla Hollywood’un erişilmesi güç isimleriyle konuşan arkadaşımız, bu kez direkt ilgi alanıma giren bir isme, ‘Pink Floyd’un “efsane” davulcusu Nick Mason’a yöneltmişti sorularını.



Nick Mason’dan “tırnak içinde efsane” şeklinde bahsetmem boşuna değil, ilk kadrodan grupta kalan son isimdir kendisi.

Syd Barrett ve Richard Wright sizlere ömür, Roger Waters ayrılalı çok oldu, David Gilmour da kuruculardan değildir, sonra eklenmiştir.

Böyle bir önemi var

Yazının Devamını Oku

Aslan’a bu da yeter

Bu galibiyet G.Saray’da herkesin sakinleşmesi için bir ilaç gibi geldi.

Dün akşam saat 19.45 civarı, İstanbul Seyrantepe’de biriken negatif enerji, teknoloji harikası ölçü aletlerini çaresiz bırakacak seviyeye ulaşmıştı.

Ligde 32 yıldır benzeri görülmemiş sancılı bir başlangıç yapan Galatasaray, Göztepe karşısında geriye düşmüş, taraftarın homurtusu protestoya doğru evrilmeye başlamıştı. Bir tür güven oylaması niteliğine bürünen maçta yükselen homurtunun nedeni sadece alınan kötü sonuçlar değildi.

Taraftar arada umut dolu enstantaneler sunmuş takımın yeterince savaşmadığını, rakibinin bileğini bükecek güçten uzak olduğunu ve sürekli tekrarlanan, her maçta daha fecisi gelen hatalar konusunda gelişme göstermediğini düşünüyordu büyük ihtimalle.

HALİL’İN GOLÜ HAVAYI DEĞİŞTİRDİ

Luyindama’nın protestoları tetikleyen ve nihayetinde “koruma amaçlı” oyundan alınmasına neden olan hatasına gösterilen tepki, birikmiş ve ne yazık ki sürpriz olmayan türdendi.

İkinci yarıya bir başka hedef oyuncu Feghouli’yi de sahadan çekerek başlayan Galatasaray, daha büyük bir krizi önleyecek erken gole duacı olarak başladı maça.

Halil’in neredeyse metro istasyonundan vurduğu topun yine bir hata sonucu gole dönüşmesi gecenin havasını değiştirmeye yetti.

KARA BULUTLARI DAĞITTI

Yazının Devamını Oku

Kimya, simya derken

Galatasaray'da genç kadronun fizikselden çok mental müdahaleye ihtiyacı var.

Hikmet Karaman Galatasaray’ın geçen haftalarda yediği 6 gole vurgu yapıyordu maç öncesi röportajında ve ekliyordu: “Goller bulmak gerekiyor...” Zaafları belli olan rakibini gözüne kestirdiğini bu sözlerle ilan eden Karaman’ın takımı, hocasını haklı çıkartacaklarına dair ilk işareti 17’nci saniyede çaktı. 5 dakika dolmadan iki kere sallanan Galatasaray kalesini bir şekilde koruduktan sonra maçla ilgili söyleyebilecek sözleri olduğunu fark etti biraz olsun.

FİKİR ALABİLECEK SÜRE VARDI

Ancak uyumsuzluğu ayan beyan ortada olan bu kadronun güçlükle bulduğu hassas denge devre tamamlanmadan hemen önce yerle yeksân oldu. 39’uncu dakikada Mensah’ın akılcı pasını Thiam gole çevirirken Galatasaray defansı sebil hane maşrapası gibi dizilmiş seyrediyordu. Emrah Başsan’ın harikulade şutuyla gelen ikinci golde de yanında yöresinde kimsecikler yoktu; neredeyse düşünüp, taşınıp, aile büyüklerinin de fikrini alabileceği kadar bir süre buldu...

Fatih Hoca felaket netice veren formülünü ikinci devre başında yaptığı değişikliklerle daha da karmaşık hale getirirken, Yedlin’in ceza sahasında taksi arar gibi elini kaldırması penaltıya, dolayısıyla hezimetin perçinlenmesine yol açtı: 3-0...

FUTBOL BÖYLE ÇALIŞIYOR

Bir takımın ‘kimyasal problemleri’ bu kadar sorgulanır hale gelince, formüllerde, teşhiste, tedavide bu kadar zincirleme kaza yaşanınca haliyle Fatih Terim eleştiriliyor, ‘kimyager’in hatalarına odaklanılıyor.

‘İnsafsız maç trafiği’ ortak problem ancak futbol makinesi 2021’de böyle çalışıyor. Kadro sızlanmalarının, sakatlık raporlarının bir bahane olarak ağırlığı yok; kaldı ki Kayserispor’da da benzer sıkıntılar yaşanıyor, diğer bütün takımlar da da...

Yazının Devamını Oku

Sonu malum: Bang bang!

2020’de, bir kısmını sokağa çıkma yasaklarıyla, kısıtlamalarla, karantinayla geçirdiğimiz bir yılda bile Türkiye kendi “silahlı şiddet rekoru”nu geliştirmeyi başardı!

Şiddet ve bireysel silahlanma karşıtı mücadele yürüten Umut Vakfı’nın basına yansıyan haberlerden hareketle hazırladığı rapora göre, 2020’de 3 bin 682 silahlı şiddet olayı yaşandı.

Pandemi koşulları bile 2019’daki olay sayısını 59 farkla geçmesine engel olamadı yani...



2040 can alındı bu saldırılarda ve olayların yüzde 85’inde ateşli silah kullanıldı...

Son 5-6 yılda, silahlı şiddette yüzde 60’ın üzerinde artış yaşandığını ortaya koyuyor istatistikler: Tepeden tırnağa

Yazının Devamını Oku

Özlenen kükreme

Uzun süredir bu kadar iyi bir Galatasaray görmemiştik.

Avrupa futbol cangılında aslan kükremesi duymayalı çok oldu; Galatasaray’ın son sezonlardaki karnesi ortada...

Bir zamanlar kral olduğu arenada dün akşam yeniden belirirken karşısında çetin ceviz tabir edilen türden bir takip olarak Lazio vardı. Maçın ilk bölümünde Lazio’nun tehditkâr bir tavırla oyuna hükmetme isteğini, Galatasaray’ın da dinamizmle karşılık vermeye çalışmasını izledik.

Deneyimli Lazio karşısına henüz uyum problemleriyle uğraşan genç kadrosuyla çıkan Galatasaray zaman zaman sendelese de maça tutundu, topa sahip olan rakibi kendi zorlandığı kadar zorlayan taraf oldu.

Dakikalar ilerledikçe biriken özgüven Galatasaraylı oyuncuları hem bireysel hem de kolektif olarak yukarı çekti. Morutan’ın direği neredeyse kıracak şutu gibi aksiyonlar tribündeki taraftarı da ateşledi.

BİTİRİCİLİK KONUSUNDA EKSİKTİ

Kerem, Halil, Cicaldau, Morutan gibi isimlerle gol üretebileceği alanlara yaklaşmakta problem yaşamadı fakat bitiricilik konusunda, son hamlede eksik kaldı hep.

Maçın ikinci yarısında Galatasaray ısındıkça açılan bir görüntü çizerken, daha kolay bulacağını düşündüğü gol için sabırsızlanan Lazio daha fazla risk almaya başladı.

İki takımın da bol bol top kaybı yaşadığı ritmi yüksek maçta bir hata golü ihtimali büyük görünüyordu ancak gol çok daha büyük bir hata sonucunda geldi.

Yazının Devamını Oku

Gidiyorum bütün like’lar yüreğimde

Popüler müziğin günümüzdeki mühim yıldızlarından Lana Del Rey, siyah beyaz bir video ile sosyal medya hesaplarını kapatacağını duyurdu önceki gün...

“İşimde gücümdeyim, biraz mahremiyet ve şeffaflık istiyorum hayatımda” yollu mesaj eşliğinde milyonlarca takipçisine veda eden Lana Del Rey “Albümlerimde, şiirlerimde buluşuruz; rüyalarda kavuşuruz” diyerek giden ilk “meşhur” değildi.

Sosyal medya uygulamaları kadar eski bir tarihi var “Çekip gidiyorum sanal âlemden, insanı yılan gibi sokan bu âlemden” tavrının.

Kimi negatif enerji yüklü mesaj bulutlarını, takipçi yorumlarını, zorbalığı bahane edip ayrıldı, kimi “Sosyal medya detoksu canlarım, gidiyorum ve uzun süre dönmeyi düşünmüyorum” diyerek “sıkıldım” kartını masaya sürdü, kalkıp gitti.

Çoğu da fazla uzağa gidemedi zaten...

Justin Bieber’dan Kanye West’e, Rihanna’dan Cedi Osman’a pek çok tanınmış isim belli bir süre sonra yeniden hesaplarını aktive ettiler.


Yazının Devamını Oku

‘Takımyıldız’ hayali güzel ama...

G.Saray, zaafları çok olan bir ekip taraftarlar sabretmek zorunda.

Sezonun ilk ‘büyük maçı’ iki takım açısından da hem gücünü test etmek hem de sezonun kalan kısmıyla ilgili yüksek sesli bir mesaj vererek avantaj için fırsattı.

Sakatlıklar ve milli takım yolculuğu yorgunlarının iki takımda da oluşturduğu hasarlar vardı, yeni transferler vesaire derken kadrolar tam oturmamıştı belki fakat büyük maç büyük maçtır...

Galatasaray rakibine baskı kurarak başlamayı ve rakibin ilk hamle ezberini belli ölçüde bozmayı hedefledi ve bunda bir şekilde başarılı oldu. Dakikalar ilerledikçe esnemeye başlayan bu baskıya karşı Trabzonspor tam hücum hafızasını toparlarken Galatasaray iki darbe indirdi.

UYANIK VE GARANTiCi

Emre Kılınç ilk golünde savunmanın bireysel hatasını uyanıklığı ve takipçiliğiyle değerlendirirken, ikinci golde de doğru pozisyonda Halil’in çıkardığı topla buluştuğunda doğru ve garanti vuruşu yaptı.

Takımın saha içinde sallandığını ve tribünlerin gerildiğini gören Abdullah Avcı iki değişiklikle takımını harmanladı, skorun devre bitmeden 1-2’ye gelişiyle de bu hamlesinden bir kazanç elde etmiş oldu.

Galatasaray da ikinci yarıya iki değişikle başladı fakat ‘dur bakalım ne olacak’ tarzı bir anlayıştan ötesini gösteremedi.

Oyunu ve rakibi soğutmak konusunda beklendiği üzere çok başarılı olamadı ve Babel ile kaçırdığı pozisyonu takiben beraberlik golünü kalesinde gördü sarı kırmızılılar.

Yazının Devamını Oku

Hortlak görmüşe döndük, sağ ol Milli Takım

Kafa vuruşu ile açılmış perde, sonra bir sol kroşe, bir sol daha... Sonra iki sağ vuruş ve finalde yine bir kafa... Arada rakibin darbelerinden etkilendiği için iki vuruş da karambolden gelmiş...

Toplam 8 vuruşluk bu performans bir savunma sanatları üstadına veya bir aksiyon filmi yıldızına değil, İngiltere Milli Takımı’na ait.

Yıl 1984, Kasım’ın 14’ü...

Dünya Kupası bileti için Türkiye ile İngiltere İnönü Stadı’nda karşılaşıyor.

Bizde Teknik Direktör Candan Turhan sahaya Rıdvan Dilmen, İlyas Tüfekçi, Erdal Keser, Müjdat Yetkiner, Cem Pamiroğlu, Raşit Çetiner gibi bir kadro sürüyor. Kalede hayatının kalan kısmını bu maçın gölgesinde yaşamak durumunda kalan Yaşar Duran var...

Sonuç meşhur 8-0’ların birincisi; arada bir de 1985’teki 5-0 vardır...

İkinci 8-0’lık İngiltere mağlubiyeti 1987’de gelmişti. İlk şoku bizzat sahada yaşamış olanlardan yalnızca Erdal Keser vardı sahada fakat “yeni 11” de 8-0’ı bu kez Wembley’de soğuk duş şeklinde yaşamıştı.

TAM ARAMIZ DÜZELMİŞKEN

Yazının Devamını Oku

Spor kalmadı futbol verelim

Anlı şanlı haber kanalımızın spor bülteni kimi kesinleşmiş, kimi bildirim veya duyum aşamasında transfer haberleriyle başladı geçtiğimiz cuma günü...

Galatasaray kimi satmış, Fenerbahçe kimi almış, Beşiktaş kimi “kiralama yoluna gitmiş” tarzı haberlerin ardından nihayet dördüncü sırada A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın o gün Sırbistan’la oynayacağı maça yer verildi.

Herkesin sabırsızlıkla beklediği maçı dördüncü sıraya atmak ancak ezbere yayıncılıkla, toplumun ilgisini ölçememekle filan ölçülebilir bir yaklaşım.

Aynı gün üst üste ikinci kez Olimpiyat Şampiyonu olan Goalball Kadın Milli Takımı’n bu başarısını çoğu kimse öğrenemedi bile...

Goalball’da bir dünya yıldızına, hatta bu sporun 1 numaralı oyuncusuna sahip olmamız bile pek ilginç gelmemiş olacak ki; neredeyse fısıltı yoluyla yayılabildi bu harika haber.

Sevda Altunoluk, “goalball” dünyası için futbolda Messi kim ise veya basketbolda LeBron James kim ise işte o kişi oluyor.


Yazının Devamını Oku

Çok pozisyon çok stres

Bu kadar çok gol fırsatı harcanmasını akılla, şansla, bahtla açıklayamayız.

Rakip öncelikle kendisini iyi tanıyan, iki maçtaki manzaraya bakınca rakibini de tanıma zahmeti gösteren o meşhur “düşük bütçeli Kuzey Avrupa belalısı” kontenjanından. Derli toplu oynayan Randers karşısında ilk maçta savunma zaafının faturasını yenilgiyle ödeyen Galatasaray, rövanşa oyunu rakip sahada oynayacağını net şekilde belli ederek başladı.

Evinde taraftarının desteğini de arkasına alarak baskıyı artıran sarı kırmızılar kuşatma sırasında gelişen karşı atağa yenik düştü yine...

TOZ ŞEKER GiBi DAĞILDI

Hışımla rakibin üstüne yürürken ilk maçta olduğu gibi gardını kolayca düşürdü, savunması her unsuruyla toz şeker gibi dağıldı ve golü kalesinde gördü.

Galatasaray takımı golün ardından yeniden toparlanmak, moral toplayan rakibi yeniden baskı altına almak konusunda yoğun çaba gösterdiyse de net pozisyonlarda bile başarı sağlayamadı.

Maçın ikinci yarısına vites artırarak, yıldırıcı boyutta bir baskıyla giren Galatasaray karşılığını da çabucak aldı.

Patrick Van Aanholt’un şık ve düzgün vuruşu takımı kamçıladı, atak sıklıkları Diagne’nin bir dakika içinde iki çok net pozisyonu heba edeceği düzeye kadar ulaştı.

G.SARAY’IN iKiNCi GOLÜNÜ BARIŞ ALPER’E YAZMALI

Yazının Devamını Oku