Geriİzzet ÇAPA KADERİMİZ 4 GEZEGENDE
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

KADERİMİZ 4 GEZEGENDE

O, sosyal medyanın fenomen astrologlarından. Takipçileri, neredeyse onun burç yorumlarına bakmadan sokağa adım atmıyor.

HAYDİ GEL OTURUP YILDIZLARDAN BAKALIM DÜNYADAKİ NESLİMİZE

Türkiye’nin kaderini ‘mahşerin dört atlısı’ belirleyecek!  

O, sosyal medyanın fenomen astrologlarından. Takipçileri,
neredeyse onun burç yorumlarına bakmadan sokağa adım atmıyor.
Global içecek firmalarından yerli moda şirketlerine kadar birçok marka onunla
işbirliği yapıyor. Posta’daki yazı dizileri ve Vogue’daki yazılarıyla adından sıkça söz ettiriyor.
Türkiye için çok önemli bu günde, astrolog Zeynep Turan’a “Haydi gel oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize” dedim. Geçmişi ve geleceği, gezegenlerin verdiği işaretlerin diliyle yorumlamaya çalıştık. Zeynep, “mahşerin dört atlısı” Plüton, Uranüs, Neptün ve Satürn’ün penceresinden olan biteni anlattı. Bana da “Allah’ım sen ülkemi, gezegenimizi ve aklımı koru” demek kaldı.

KADERİMİZ 4 GEZEGENDE

*Anlat bakalım gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar yeryüzünde nelerin habercisi bugünlerde?
- Ohoo anlatacak neler var neler! 2008’in bitmesine yakın, gökyüzü bir sonun başlangıcına start verdi...

*Hah, şahane başladık Zeynep! Ne demek bu şimdi?

- Bu değişim “mahşerin dört atlısı” olarak tanınan gezegenlerden ilki Plüton’un devreye girmesiyle başladı. Karanlık işleri yöneten gelenekçi kolektif bu gezegen, zaten varlığını da resmi olarak ispatlamayı o tarihlerden sonra kafaya koymuştu.

*Bu Plüton’la aynı liseden mezunsunuz galiba...

- (Gülüyor) Gel istersen önce Plüton’un etkisiyle 2008’in sonundan beri dünyada gerçekleşen olayları hatırlayalım ve kendisi dost mu düşman mı ona okuyanlar karar versin.

*Neler yapmış bakalım bizim huysuz gezegen?

- ABD Başkanı Barack Obama’nın göreve gelmesinin ardından 2 Temmuz 2009’da Amerikan güçlerinin Afganistan’da Taliban’a karşı ilk büyük saldırısı “Hançer Operasyonu” Helmand’da başladı. Hemen iki gün sonra 4 Temmuz 2009’da, Kuzey Kore 24 saatte yedi kez füze denemesinde bulundu. Temmuz’un 6’sında da, Güneş’te son bir yılın en büyük patlaması tespit edildi.

MAYALAR BOŞUNA 2012’Yİ DÜNYANIN SONU OLARAK GÖSTERMEDİ

*Bütün bunların sebebi gökyüzünde mi gizli?
- Plüton, bilinmeyeni çok sert bir şekilde ortalığa çıkarıp, tüm tabuları kökten değiştirmeyi hedefliyordu. Bir bakıma atın ayak sesleri uzaktan duyulmaya başlamıştı ve tehlikenin geldiğini haber veriyordu. Dünya devleri arasında oluşan bu eş zamanlı hamlelerin altında hep Plüton’un yok edici ruhu ve planları yatmaktaydı.

*“Sen neymişsin be Plüton” demeden duramayacağım! Neymiş peki hain bu planlar?

- Oğlak burcunda hareket eden ve tüm gelenekleri alaşağı etmeyi hedefleyen Plüton, değişimi ve teknolojiyi temsil eden Uranüs ile birlikte 2018’e kadar topluluklara kafa tutmaya karar verdi. Bu da insanlık tarihinin en entrikalı yıllarının geldiğinin işaretiydi. Bu sinyaller Mayalar tarafından bile görülmüş olmalı ki; 2012 yılının sonuna dikkat çekmişlerdi.

*Bu, sonun başlangıcını mı yoksa sonuçlarına katlanılması gereken zamanları mı işaret ediyor?

- Bu konu tarih bilimcilerin bile dikkatinden kaçmamış. Ancak onlar bile bir yerden sonra zaman hesaplamaları yerine sonuçları öngörüleriyle geleceğe not düşmeyi tercih etmişler ve durumu bir sonraki nesillere bırakmışlar. Akıllardaki ortak sorulardan biri; “gelişmiş ülkelerin rezervleri!”

*Bu bir çeşit teknoloji ve geleneksel yapının savaşı değil miydi?

- Gel istersen konuyu yine gökyüzü diliyle anlatayım.

*Anlayacağımız dilde anlatsan daha iyi olur...

- (Gülüyor) Olanlara gökyüzünün ekranından bakmak aslında çok da zor değil. Dünyadaki süper güçlerin, planlarını akılları zorlayan bir matematikle nasıl yürüttüklerini birlikte göreceğiz. İlk olarak şunu belirteyim, inovasyon ve teknoloji devrimlerinin devam edeceğinden hiç şüphen olmasın. Aslan Burcu Obama’nın bir masalın kahramanı olma çabasından Çin’in ekonomik kan kaybının devam etmesine kadar pek çok sinyal, az önce bahsettiğim tarihlerde hissedilmişti. Dünya ekonomisi bu sinyalleri alıp, farklı açılımlara geçmiş olamaz mı?

*Onu anladık da, peki Ortadoğu bu sinyallerden nasibini almadı mı?
- Almaz olur mu? Ortadoğu dediğimiz yer aslında tüm kaynakların ve dinlerin kalbi! Ancak göklere varan surlarının yıkılabileceğini kabul etmiyorlar.

ORTADOĞU KENDİ KAHRAMANLIK HİKAYELERİYLE BESLENMEKTEN VAZGEÇTİ

*Kalp atışındaki değişiklikler neler?
- Ortadoğu kendi kahramanlık hikayeleriyle beslenmekten 2002-2003 yılında vazgeçti. Kendi sisteminin eksiklerini çok iyi bilen uyanıkların katkıları ile ateşlenen fitil, Büyük Ortadoğu Projesi’nin hayata geçmesini kolaylaştırdı. Bir nevi dünya devlerinin ekmeklerine yağ sürmeyi araç olarak seçtiler. O dönemin Amerikan Başkanı George W. Bush şahsına münhasır bir şekilde ülke yönetiminden çekilirken, yürürlüğe konan plan hiç değişmedi. 11 Eylül saldırısı ile de dikkatler dağılınca, bu proje için ellerinde geçerli sebepleri oldu. Bu tamamen komplo teorileri ile yönetilen, aslında o dönemin planlanan oyununun ilk sahnesiydi. Ne yazık ki bedelini ödeyenler ise günahsız insanlar oldu. Asıl amaç Afganistan ve Taliban’ı yok etmekti.

*Sence dertleri kendi yazdıkları senaryonun intikamını almak mı yoksa yeni dünya sınırlarını çizmek miydi?

- Bunu zaman cevaplayacaktı. O zaman geldi ve tüm dünya ekranlarında sahnelenmeye başlandı. 2011 yılında gökyüzü oluşumlarının yıkıcı göstergesi Plüton tarafından tek tek deşifre edilmeye başlanınca, işlerin bir parça da olsa yoluna girdiğini düşündüler. Tek fedakârlıklarını halka hazmettirmeye çalışırken, kendileri Ortadoğu projesinin pimini çekmek ile meşgul olacaktı ve oldular da!

*Peki, 2011’de bu ekrandan başka neler seyrettik?

- Gel istersen bunları madde madde sıralayalım...
4 Ocak 2011’de gökyüzünde parçalı Güneş Tutulması gerçekleşip Plüton-Uranüs karesi yaşandı. Gelenekçi ve yok edici Plüton ile asi ruhlu delikanlı Uranüs birbirine meydan okurken, ilk çıkar kavgasına da o gün düştü.
1 Temmuz 2012’de parçalı Güneş Tutulması gerçekleşti.

Peki, bunların dünyaya yansımaları nasıl oldu?
11 Şubat 2011’de Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek görevinden istifa ederek yetkilerini orduya devrettiğini açıkladı.
15 Mart 2011’de Suriye’de iç savaş başladı.
19 Mart 2011’de Libya’da Kaddafi güçlerine karşı bombardıman başlatıldı. İlk hedef, Fransa’ya ait bir savaş uçağı tarafından vuruldu.
2 Mayıs 2011’de Usame bin Ladin, Pakistan’ın Abbottabad şehrinde Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri tarafından öldürüldü.
22 Ağustos 2011’de Muammer Kaddafi devrildi ve 20 Ekim 2011’de linç edilerek öldürüldü.
15 Aralık 2011’de Amerikan ordusu Irak’tan çekildi ve Irak savaşı resmen sona erdi.
Bak bu anlattıklarımı yabana atma. Yüzeysel magazin haberlerinden değil dünya tarihini değiştiren olaylardan bahsediyorum.

KADERİMİZ 4 GEZEGENDE


BARZANİ’NİN YILDIZINI NEPTÜN PARLATTI

*Mahşerin iki atlısı yeterince ortalığı karıştırdı. Peki üçüncü atlı hangisi?
- Neptün! Aslında bu puslu gezegen 2011 Nisan’ında Balık Burcu’na taşınmıştı. Kendi seyrinde ilerlerken iki ay sonra geri gitmeye başlayınca da olanlar oldu ve akan kaos programının yönünü değiştirdi. Çünkü Neptün, olayların içine olmadık hesaplar katabileceğini vurguluyordu. 3. atlı, öncü burçlarda hareket eden diğer gezegenlere kafa tutmaya başlayınca ya da şöyle söyleyeyim diğer gezegenlerden çok daha bağımsız hareket edeceğini ifşa edince gökyüzü, yeryüzüne yeni bir dönüşümün ilk izlerinin işaretini verdi. Ve Ortadoğulu bir ailenin liderlik vasıflı mirasçısı olan, dengeleri yöneten bir kişinin yıldızını parlattı.

*Kim bu Neptün’den torpilli lider?

- Barzani! 1946 doğumlu Barzani alternatifsiz liderlik vasfına resmiyet kazandırmak için Şubat 2011’de NATO tarafından verilen Atlantik Ödülü’ne layık görüldü. Aynı yıl ödülle birlikte verilmek istenen barış mesajı, 29 Mart 2011 günü dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Erbil’de bir araya gelinerek, bir nevi “elçiye zeval olmaz” şeklinde iletildi. Bu ülkemiz için de bir ilkti çünkü tarihte ilk defa, bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Erbil’i ziyarette bulunuyordu. Aynı dönemde başka etkenler de Türkiye’nin dünya gündemindeki yerini farklı açılardan belirlemesine neden oldu. Bir yandan Ortadoğu’daki siyasi duruşumuz sivrilirken, öte yandan kendi asli sorunlarımız çözümü gittikçe daha da zor bir denklem haline geliyordu.

*Nedir bu bahsettiğin diğer denklemeler?

- PKK’nın 1979 Kasım’ında Kürdistan İşçi Partisi ismiyle partileşmesinden bahsediyorum. Asıl değişimi 2011’de yaşamaya başlarken, gökyüzünün dönüşümünden payına düşeni fazlasıyla alanlardan biri oldu. Bütün dünyanın tanık olduğu, kandan beslenen bu örgüt, kendi içinde kan kaybetmeye başladı. Bu durumu kan kaybetme değil de; siyasileşme olarak göstererek yollarına devam ettiler. Bu esnada, Ortadoğu masalının kahramanı olmaya çalışan ABD’nin yaşadığı ekonomik krizin ardından PKK’nın örgütsel yapısı zayıfladığı için para kaynakları azaldı. Peki, gökyüzünün onlar için bir planı yok muydu? Vardı elbette...

*Bunları dinledikten sonra, mahşerin dördüncü atlısını sormaya korkuyorum inan artık...

- E tabii sıra, tüm dünyada tozu dumana katan dördüncü atlı Satürn’e geldi! Bu gezegen öğreten, zorlayan, hırpalayan bir gösterge! Artık gökyüzünün rotası belliydi...
Satürn, Ekim 2012’de Akrep’e geçiş yaptı. Bu rota bize çevrilince neler oldu? Ekim 2012’de TBMM Suriye gündemiyle olağanüstü toplanıp, hükümete Suriye’ye askeri operasyon yetkisi verdi. Bunun yanı sıra 11 Mayıs’ta Reyhanlı’daki patlama, hemen ardından da 28 Mayıs’ta Gezi Parkı olayları gerçekleşti.


IŞİD ‘KANLI TAM AY TUTULMALARI’YLA VARLIĞINI İYİCE ORTAYA ÇIKARDI

*Mayaların kehanetindeki gibi belki dünya ölmedi ama insanlık yavaş yavaş ölüyor! 2012 tesadüf mü?
- Bu kadar eş zamanlı olaydan sonra hâlâ tesadüf olduğunu düşünüyor musun? Dünyanın sonu gelmedi ama dengeler tamamen değişti. 2009’da başlayan bu süreç, Mısır’daki katliam gibi 2013’le birlikte öngörülemeyen olayların gelişmesine yol açtı. Devrilen hükümetlerin, değişen rejimlerin ve silahlı çatışmaların ardından bastırılan isyanlar, büyük çaplı protestolar, küçük çapta gösteriler ve tüm yaşananlar, Arap dünyasını içine çekmeyi başardı. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını gökyüzü dünyaya gösterirken, bireysel ve kurumsal devlerin de bu duruma çözüm üretme konusundaki yaklaşımlarını bir alt yapıya oturttu. Değişmek isteyen Uranüs, gelenekçi Plüton’a meydan okudukça avuçlarını kaşıyan ganimet avcılarının ekmeğine yağ sürülüyordu.

*Kim bu ganimet avcıları?

- En başta IŞİD! Bu örgüt 2014’te yaşanan Kanlı Tam Ay Tutulmaları’yla varlığını iyice ortaya çıkardı. Aslında örgütün hareketlerini tarihsel olarak takip edersen, gökyüzü, tesadüflerin yeryüzünde olmadığına bir kez daha vurgu yapıyordu. Gökyüzünde “mahşerin dört atlısı” olarak adlandırdığımız gezegen olaylarının yeryüzüne yansımasını birebir yaşıyorduk.

*Büyük laf ediyorsun, sen onu geç de ganimet avcılarını anlatmaya devam et...

- 2004’te El-Kaide’ye katıldığını açıklayan, 2014’te ise ayrıldığı iddiasını ortaya atan IŞİD, bölgede farklı açılardan hem silahlı hem de siyasi imaj yarattı. Kendini Müslümanlar’ın “cihat ordusu” olarak tanımladı. Bu sırada PKK da kendini Kürtler’in ordusu ilan etti. IŞİD denilen yapı bir anda o kadar büyük bir kitleye hitap ederken, kendi paralarını ve kimyasal silahlarını üretmeye de başladı. Öyle ki 2014 ortalarında gökyüzünde kanlı Ay Tutulmaları yaşandığında sınırlarımızda IŞİD artık PKK’yı vuruyordu! Gelişmiş ülkeler ekonomik krizle uğraşırken, Irak Hükümeti istihbarat birimlerinin bir IŞİD ajanından edindiği bilgiye göre, örgütün iki milyar dolarlık finansal gücü olduğu ortaya atıldı. Bütün bağlarından kurtularak gelen bu örgüt, başka örgütlerin de önüne geçmeyi hedeflediğini net bir şekilde ifşa etti.

DÜNYA DÖNÜYOR AMA BU SEFER YALANDAN DÖNMÜYOR

*Önümüzdeki süreçte Türkiye’yi neler bekliyor?
- Öncelikle, Türkiye’nin bugün yaşadığı seçim sonuçlarını bizden de çok Ortadoğu’nun merak ettiğini belirtmeliyim. Her ne kadar bizim için önemli olduğunu düşünsek bile, yarın sabahtan itibaren Ortadoğu’nun elinde uygulamaya geçireceği iki türlü planı olduğunu bilmeliyiz.
*Twitburc değil, Wikileaks mübarek! Söyle bakalım neymiş o planlar?
- Biz mi Ortadoğu’nun kaderini belirleyeceğiz yoksa Ortadoğu mu bizimkini belirleyecek! Bu sorunun cevabını 2016 Mart ayına kadar net bir şeklide alacağız. Çünkü o tarihte eşine az rastlanan dörtlü tutulmaya cila olacak bir tutulma daha gerçekleşecek. Bu da bize sınavlarımızın devam ettiğini gösteriyor. Dünya dönüyor. Ama bu sefer yalandan dönmüyor.
*Seçim sonucunu merak etmeyen yoktur herhâlde? Ama sonrasında bizi neler beklediği daha önemli!
- Gökyüzü 7 Haziran 2015 günündeki gibi karışık ve belirsiz olmadığı için, karşımıza çok daha net bir tablo çıkacak! Çünkü unutmayın bir kere şaşırdığımız şeye ikinci kez şaşırmayız. Burada altını çizmek istediğim konu şudur ki; belki bu röportaj yayınlandığında ya da kısa bir süre sonra yine sınır komşularımızı ilgilendiren can sıkıcı olaylar yaşanabilir. Aman dikkat; canımızın sıkılması bir tür uyarı mahiyetinde olabilir.
*Off yine neyin sinyali verilecek Allah aşkına!
- Komşularımız sadece kendi siyasi politikalarından dolayı dertli oldukları için değil de, onların düşmanları ile dostluk kurmamız konusunda bazı uyarılar vermek isteyebilirler. Çünkü Güneş dün Türkiye’nin güneş burcuyla kavuştu! Bu da hiç olmadık tarihi olayların perdesinin aralanacağını vurguluyor.
*Aralasana bize de azıcık şu perdeyi...
- Burada büyük planın içinde dönen olayların asıl bedelini ödeyenlerden biri Selahattin Demirtaş olabilir, çünkü o bir Koç Burcu! Ne yardan ne serden geçen Demirtaş, partinin kurulduğu tarih olan 15 Ekim 2012’den sonraki dönemlerde, parti içindeki yükselişini ‘Eş Başkan’ olarak belirlemiş olmasına rağmen arada kaldığı birçok parti içi olay yaşadığı gibi, 2015’in son günlerine kadar parti içindeki değişim ile de gündemde yerini alabilir.
*Gidişat, karar mekaniz-malarını etkileyecek mi?
- 27 Ekim 2015 tarihinde gerçekleşen Boğa burcundaki Dolunay, Türkiye’nin 7. eviyle etkili oldu.

KADERİMİZ 4 GEZEGENDE


HDP ÇOK BÜYÜK DEĞİŞİMLERE GEBE

*Hoppalaaa yine geldik, en anlamadığım şu evler faslına...
- 7. ev, bireysel haritalarda evlilik evi, ülke haritalarında ortaklık ve anlaşma evidir. İlk rüzgâr burada hissedilecek. Bu durumda da birilerini kahraman ilan etmek için birilerini kurban etmeye kadar gidebilir. “Niye HDP böyle bir şey yapsın ki?” diyenler ise cevabı partiyi biraz yakından izlerlerse bulabilir. 28 Ekim’de Terazi Burcu’nda gerçekleşen Tam Ay Tutulması’ndan etkilenmiş oldukları çok açık. Bu demektir ki aslında HDP çok büyük değişimlere gebe...
*Peki seçimlerden koalisyon mu çıkar?
- Evet, çıkar! Gökyüzü puzzle gibidir ancak tüm parçalarına aynı anda bakmamız gerekir. AK Parti’nin son yıllarda neden bu kadar büyük kırılmalardan geçtiğini düşünebilirsiniz. Sebebi Satürnyen etkiler olarak yorumlayabiliriz. Satürnyen etkiler ne demek dersen... Seçimde istedikleri istikrarı yakalasalar da seçim öncesi yola çıkılanlarla birlikte devam etmeyeceklerinin altını çiziyor gökyüzü...
*Satürnyen etkiler nasıl bir kırılmaya neden oldu?
- Satürn, astrolojinin öğreten göstergesidir. Bu öğretme döngüsü AK Parti için 2014’te başlamıştır ve gökyüzü bu konuda işaretlerini son derece açık bir şekilde vermiştir! Burasını isteyen araştırabilir. AK Parti, 2017’ye kadar kurucuları ile yola devam etmeyeceğini işaret eden bir transitin etkisinde. Çünkü tek başına iktidara geldiği tarihte Satürn ikizlerdeydi. Bu demek oluyor ki, 2018’e kadar Satürn Yay Transiti, onları köklü kararlar almaya zorlayacak. Büyük revizyon ise 2016’nın ilk aylarında...

BUNLAR 3. DÜNYA ÜLKELERİNİ YUTMA PLANI

*Şu gökyüzündeki puzzle’da bizi ilgilendiren başka ne parçalar var?
- Çin’in hamlelerine dikkat etmemizde büyük fayda var. Eğer Ortadoğu oyununa onlar da girerlerse, bu kadar yakınlarımızda dönen olayları nasıl yöneteceğiz?
Bunu şimdiden düşünmemiz gerekebilir. Her ne kadar etkilenmedik desek bile, dünya büyük bir ekonomik krizden geçerken sizce bunlar 3. Dünya ülkelerini yutma planları değildir de nedir! Önümüzdeki günlerde bunlarla yüzleşiyor olacağız.

KURTLAR SOFRASINA DÜŞEBİLİRİZ

*Peki, bu gökyüzü satrancında sana göre hamlemiz ne olmalı?
- Burada kaderimizi kendimiz tayin edeceğiz! Eğer birbirimizin tavuğuna kış demekle uğraşıp sen-ben-o meselesine düşersek, çevremizde dönen oyunları göremeyiz. 2018’den sonra kurtlar sofrasının tam ortasına düşebiliriz. Uranüs, farklı bir bakış açısıyla Boğa Burcu’na geçiş yaparken o güvendiğimiz dağlara kar yağdığını görünce kafamızı duvarlara vurmayalım!
Satürn 2,5 yıllık Yay’daki misafirliğiyle birlikte siyasi ve politik yönetimi din ile bağdaştıran tüm ülkeleri farklı sınavlara tabi tutmaya devam edecek. Sıkışan bu sisteme, dünya devleri oyuna yeni oyuncular dahil etmeyi planlarken hangi ülkelerin maşa olacağını hep beraber göreceğiz. Yaşananlar en iyi stratejistlerin bile hayal dünyasını zorlayacak nitelikte... Anlayacağın, bu devirde illüzyon ve kurgu, matematiğin önüne geçti.

DÜNYA ÖKSÜRÜYOR BÜYÜK PLAN ARTIK DAHA HIZLI İŞLİYOR

*Ne olacak bu dünyanın hali be Zeynep?
- Tüm dünyada ruhsal hastalıklar bir çığ gibi artarken, narsisizmin gündelik bir tutku haline geldiğini göreceğiz. Kendimize olan aşkımız yüzünden, ilişkilerimizde yaşayacağımız sorunlar her geçen gün bizi biraz daha yalnızlığa, bireyselliğe ve teknolojiye doğru itecek. İnsanların eğlence anlayışlarıyla birlikte ilişki yaşayış şekilleri de değişecek. Bilim ve tıp, tarihte altın yıllarını yaşamaya başlayacak.
Avrupa; dünyada popüler kitlelere hitap eden, sanattan modaya, müzikten sinemaya kadar birçok alanın yüzünün değişimini başlatan merkez olacak.
Bir yandan spiritüel dünyayla bağımız artarken, öte yandan başkalarının acılarına duyarsızlaşacağız.
Zaten bu yıl, tüm dünyada iç acıtan, insanlığımızdan utandığımız olaylara hep beraber şahit olmadık mı? Sözün özü; dünya öksürüyor, büyük plan ise artık daha hızlı işliyor!
Bu yüzden verebileceğimi tek mesaj, vicdanınız pusulanız olsun!

X

Artık her şeye gülüyorum yoksa ağlamaktan helak olurum

Geçtiğimiz hafta Fatih Altaylı’yla aylık olağan istikşafi görüşmelerimizden birini daha gerçekleştirdik. Bu sefer gündemimiz daha çok magazin, spor ve elbette onun son dönemde yaşadıklarıyla alakalıydı. Konuşmalar uzadıkça, atmosfer tam bir “Teke Tek Özel”e dönüştü. Ancak bu kez Fatih Bey sorgulayan değil, sorulanlara cevap veren koltuğundaydı. Yayından kaldırıldığında “Üzüntüden tansiyonum çıktı, burnum kanadı” dediği programından Reza Zarrab hakkındaki favori hipotezine kadar pek çok şeyi konuştuk... İşte o muhabbetten satır başları...

* İlber Ortaylı ve Celal Şengör’le yaptığınız Teke Tek Özel’ler son zamanların en ses getiren televizyonculuk olaylarındandı. Ne oldu da birdenbire yayından kaldırıldı?
- Vallahi ben de anlamadım İzzet. Bana söylenen gerekçenin de gerçek gerekçe olduğunu zannetmiyorum. Kanal yönetiminin de programı sevdiğini ve beğendiğini bildiğimden benim için sürpriz olsa da Türkiye’nin halini göz önüne alırsan, bu karara çok da şaşırmadım diyebilirim.

* Üzgün müsünüz peki?
- Bu kadar da olsa devam etmemize memnunum. En azından güzel bir şeylerin hâlâ yapılabileceğini gösterdik ama bu programın yayından kalkmasının sırrının, o rektör yardımcısının meşhur sözlerinde gizli olduğunu da düşünmüyor değilim.

 

SAĞ OLSUN FLASH TV, “BUYRUN KAPIMIZ SİZE AÇIK” DEDİ


Yazının Devamını Oku

Dün dünle beraber gitti cancağızım açgözlülere yeni savaşlar lazım...

Daha birkaç yıl öncesine kadar etrafımda geleceğe dair umut dolu ütopyalar dinlerdim dostlarımdan... Ama şimdilerde kapkaranlık distopyalardan başka bir şey duymaz oldum tüm tanıdıklarımdan...

Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey... Çünkü yeryüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürülüyorlardı. Savaş kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu. Radyolarda marşlar, nutuklar şaşkın insan sürülerinin üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu.
Tramvaylar, vapurlar sabahları, akşamları tıklım tıklım, daima aceleci, sinirli, telaşlı bir kalabalığını şehrin bir ucundan öteki ucuna taşıyıp duruyorlardı.”
Oktay Akbal’ın 1946’da kaleme aldığı bu sözler aradan onca yıl geçmesine rağmen maalesef hâlâ geçerliliğini koruyor.
Akbal mı çok ileri görüşlüydü yoksa insanoğlu mu tarihten hiç ders çıkarmayıp hep hırslarına ve açgözlülüğüne yenik düştü!

EKMEK VAR AMA PAYLAŞACAK VİCDAN TÜKENDİ


Bundan yetmiş sene önce sanki tam da bu günleri anlatmış büyük usta... Oysa biliyoruz ki dünyada hepimize yetecek kadar ekmek var, su var... Ama bunları paylaşacak ruh ve vicdanı tükettik...

Yazının Devamını Oku

50 yıldır sahnede

“Alışmak Sevmekten Zor”, “Tapılacak Kadınsın”, “Seninle Başım Dertte”, “Özledim”, “Sen Sevdalı Ben Belalı”... Hangimizin anılarında yoktur ki bir Selami Şahin şarkısı... Kimi zaman aşklara, kimi zaman da ayrılıklara eşlik etti duygu yüklü nağmeleri. Şu sıralar 16 Nisan’da Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılacak 50. Sanat Yılı Özel Gecesi’nin hazırlıkları içinde usta müzisyen. Onunla hem bu uzun müzikal macerasını hem de hayatının unutamadığı anlarını konuştuk...

◊ Kafiyelerin sihirbazı, romantik şarkıların efendisi Selami Şahin, küçüklüğünden beri mi böyle şiir gibi konuşup her lafa espri veya manalı birkaç sözle cevap verirdi?
- Esprisini, manasını falan bilmem ama 6 yaşına kadar Türkçe bile konuşamıyordum. (Gülüyor)
◊ Hayırdır abi, o niye?
- Antakya’nın Yoncakaya Köyü’nde doğmuşum. Hoş o zamanlar adı Cındarlı’ydı. Anacığım Mısırlı, eh malum bizim oralar da Suriye hududuna çok yakın olduğundan evde Arapça konuşulurdu. Ben Türkçeyi ancak ilkokula başlayınca öğrenebildim.
◊ Ve başladın söz yazmaya...
- (Gülüyor) Daha dur ne sözü, adımızı zor yazıyorduk. Radyo çaldığında içinde birileri var zannederdim. Fakat öğretmenlerim hep “Sesin çok güzel, şarkıcı olacaksın” derlerdi. Aslına bakarsan daha o günlerde kafaya koymuştum müzisyen olmayı.
◊ Ailede de var mıydı müzikle ilgilenen?

Yazının Devamını Oku

Aşık Veysel rehberimiz olmalı

“79 yıllık yaşamının 72 yılını görmeyen gözlerine rağmen gönlünde oluşturduğu ayrı bir dünya ile tamamladı. ‘Bir küçük dünyam var içimde benim/ Mihnetim ziynetim bana kafidir’ diyerek yaşadığı çağa tanıklık etti.

Allah birdir Peygamber Hak
Rabb’ül Alemin’dir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyin geldi sırası

Kürdü, Türkü ne Çerkezi
Hep Adem’in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi

Yazının Devamını Oku

Tezgahları burada, aklı başka topraklarda olanlar defolup gitsin!

Eminim şimdi cukkalarını sırtlarına yükleyip ülkeden tüyme planları yapanlar vardır. Eminim ülkenin karanlık mahfillerinde bu hazin tabloya bakıp avuçlarını ovuşturanlar da bir köşede kirli oyunlardan nemalanmayı bekliyordur. O topladıkları valizlerle defolup gitsinler! Hiçbir yere gitmiyorum ben! Bu ülkenin ekmeğini yedim, suyunu içtim...

Ey sinsi!
Ey alçak!
Kadın, çoluk, çocuk demeden sokakları kana bulayıp masumları katleden şerefsiz! Duyuyor musun sesimi!
Hangi bedel karşılığında, kimlere sattın vicdanını!
Yok mu senin evladın, kardeşin, anan! Yok mu arkandan ağlayacak bir tane dostun, akraban!
Lanet olsun sana da, hizmet ettiğin efendilerine de!
Lanet olsun seni sokaklara süren o karanlık ellere!

Yazının Devamını Oku

Özel güvenlik işi yapıyorsan bagajında çelik yelek de olacak, külotlu çorap da...

Özel güvenlik ya da yakın koruma denildiğinde, pek çoğumuzun aklına bar kapılarındaki ızbandut gibi adamlar gelir. Meğer mesele hiç de göründüğü gibi değilmiş... Sektöre yeni girmelerine rağmen Madonna’dan Angelina Jolie’ye, Donald Trump’tan Adriana Lima’ya kadar dünyaca ünlü isimlere güvenlik hizmeti veren iki ortakla sohbet ettim bu hafta. Onlardan işin gerçek yüzünü ve perde arkasında yaşananları dinledim. Bu iki genç adam “Terörün ve şiddetin hızla arttığı dünyada, geleceğin mesleği profesyonel güvenlik olacak” iddiasındalar... Gerisini İSC Güvenlik Danışmanlığı şirketinin kurucuları Ahmet İşcen ve Uğur Kısa’nın ağzından dinleyelim; elbette her zamanki gibi karar sizlerin efendim...

◊ Mahalledeki bütün çocuklar polis olmak isterken siz özel güvenlik olmayı mı hayal ediyordunuz?
- Uğur Kısa: (Gülüyor) Ben zaten 10 yıla yakın bir süre emniyet mensubuydum, senelerce de Teşvikiye Karakolu’nun amirliğini yaptım. Ortağım Ahmet’in bilgi işlem şirketi de emniyetin GBT sorgulama sistemleri üzerinde çalışıyordu. Tanışmamız bu vesileyle oldu.
- Ahmet İşcen: Babam Oktay İşcen, yedi yıl boyunca Bonn Büyükelçisi’ydi. Almanya dışında Yugoslavya ve Hindistan’da da aynı vazifeyi üstlendi. Diplomat bir aile olarak ülke ülke dolaştık ve o yıllarda başımıza bela olan Asala teröründen biz de çok çektik. Haliyle küçük yaşlardan beri devletle ve polisle hep iç içe oldum. O nedenle de bu mesleği yapanlara büyük saygı besledim.
◊ Desene korunan taraftan koruyan tarafa transfer oldun...
- Ahmet İşcen: Aynen öyle. Almanlar güvenlik konusunda işini en iyi icra eden milletlerin başında gelir. Küçücük yaşta korunan taraf olarak bunu görme fırsatım oldu. Ardından ABD’de okuduğum dönemde eğitim ve seminerlere katıldım. Ve gördüm ki “yakın korumalık” fedai mantığından çok öte teknikler gerektiriyor.
◊ Yakın koruma diye tarif edilen şeyin bar kapılarında gördüğümüz ızbandut gibi adamlardan farkı ne; anlatsana biraz...
- Ahmet İşcen: Yakın korumanın temel prensibi, kendisinden sorumlu olduğu kişiyi, her türlü tehlikeden uzak tutmak ve o ortamdan kaçırmaktır.


Yazının Devamını Oku

Nazım’ın yatak odası ve Virginia Woolf’un bekareti!

Yalçın Küçük gibi ciddi bir bilim adamı Tenkit adını verdiği son kitabında Nazım’ın hayatını BBG evine çeviriyorsa, İthaki gibi önemli bir yayınevi Virginia Woolf’un ‘Kendine Ait Bir Oda’sının girişine yazarla ilgili saçma sapan bir biyografi koyuyorsa çıkıp kimse “magazinciler belden aşağıya vuruyor” demesin bu memlekette!

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte yani yürekte...”

Ah be Yalçın Küçük! Ne gerek vardı şimdi bunu yapmaya? Milletin özel hayatını ve yatak odasını dikizlemenin trend olduğu şu ahlak fukarası günlerde, Nazım’ın mahremini açmak yakıştı mı sana?
Neymiş efendim...
Nazım ölüm döşeğindeyken karısı Vera Tulyakova yan odada ‘bir hoyrat vücutla sabahı deniyor’muş. Yani sözün özü Vera, büyük şairi hasta yatağındayken yan odada aldatmış!
Sağ olun sayenizde öğrendik, şad olduk Yalçın Bey!

 

NE İŞİN VAR SENİN NAZIM’IN YATAK ODASINDA SAYIN KÜÇÜK

Yazının Devamını Oku

Aynı ev seksi öldürür

Bizim ‘Dört Benzemez’in bu haftaki konuğu Okan Bayülgen’di... Onu uzun uzun yaldızlı cümlelerle anlatmaya hiç gerek yok. Çünkü neredeyse çeyrek asırdır hayatını bütün ülkenin gözü önünde yaşıyor. Biz ekip olarak kendisinden fazlasıyla istifade ettiğimiz şahane saatler yaşadık. Umarım masadaki muhabbetin lezzetini satırlara da yansıtabilmişimdir efendim...

◊ Hanımlar beyler, ellerinizdeki telefonları bırakırsanız muhabbete başlayabiliriz...
- Gonca Vuslateri: Ay İzzet bir dakika şu fotoyu repost yapıp bırakıyorum.
- Seray Sever: Sevgilim Dubai’de, onunla FaceTime yapıp hemen geliyorum...
- Kenan Erçetingöz: Okan’ın elinde telefon yok, onunla konuşsana!
◊ Okan hayırdır senin yok mu sosyal medyada “acil” bir işin?
- Okan Bayülgen: Mümkün olsa elime bile almam telefonu. Geçen sene altı ay hiç kullanmadım inanır mısın? Tek kelimeyle müthişti o günler. Fakat sonradan çocuğum olduğu için mecburen tekrar yanımda taşımaya başladım.

Yazının Devamını Oku

Emeklerime rağmen adım üvey anneydi

Fatoş Güney, üvey kızının açtığı davayla ilgili ilk kez Hürriyet’e konuştu.

Geçen hafta sosyal medya ve gazetelerin gündeminde en fazla yer alan konulardan biri Fatoş Güney’in, üvey kızı Elif’in açtığı davadan beraat etmesiydi. Fransa’da yaşayan Elif Güney Pütün, 1974’te kurulan Güney Filmcilik A.Ş.’de hisse sahibi olduğunu, ancak şirketin yönetim kurulu başkanı Fatoş Güney’in genel kurul toplantılarında haberi olmadan kendisi adına imza attığını iddia etmiş, üvey annesi hakkında “resmi belgede sahtecilik” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. İşte o davadan beraat eden Fatoş Güney’in konuyla ilgili anlattıkları...




YÜKSEKLERDE HİÇ GÖZÜM OLMADI

Tüm yaşantım boyunca kirlenmemeye dikkat ettim. Bana sunulan dünya nimetlerini kullanıp bir yerlere gelmeyi ya da önemli birisi olmayı asla kendime amaç edinmedim. Bu yüzden de hep özgür oldum. Siyasete yanaşmamaya, kimseye kulluk etmemeye, boyun eğmemeye ve kimsenin hakkını çiğnememeye, dürüst ve namuslu olmaya, birtakım değerleri koruyup kollamaya özen gösterdim. Ne şan şöhrette, ne para pulda ne de yükseklerde gözüm vardı.

 

Yazının Devamını Oku

Siyaset ticaret ve şehvetin başkenti antik Efes’te bir gün!

Ruhumun, şimdiki zamandan uzaklaşacağı bir yolculuğa ihtiyacı vardı... Evreka! Sonunda doğru istikameti bulmuştum; Efes’ti...

“Depremler oluyor beynimde,
Dışarıda siren sesi var,
Her yanımda susmuş insanlar,
İçimde ölen biri var...”
İş güç tatsız, haberler tatsız, dünya tatsız ve maalesef ülke tatsız... Sıkıntı bu kadar ağır olunca şehir üstüme üstüme gelmeye başladı. Ya birilerinin kalbini kıracak ya da bu diyardan uzaklaşacaktım.
Ve derken kendimi sabahın ilk ışıklarında Kordon’da yürürken buldum... Başlangıçta buraların yumuşak havası iyi geldi gelmesine de ne beynimdeki sirenler susuyordu, ne de içimdeki çocuğun çığlıkları... Anladım İzmir de kesmeyecekti beni.
Ruhumun, şimdiki zamandan uzaklaşacağı bir yolculuğa ihtiyacı vardı... Evreka! Sonunda doğru istikameti bulmuştum; Efes’ti.

Yazının Devamını Oku

Sezen ‘Hovarda’yı bana gece kulübünün tuvaletinde hediye etti

Sesiyle, şarkılarıyla 25 yıldır hayatımızda ama dostluğu, samimiyeti ve müthiş enerjisiyle de sanat camiasındaki hemen herkesin en yakınındaki isimlerden biridir Emel Müftüoğlu.

Hazır son albümü “Emel ile Yeniden” de piyasaya çıkmışken bir araya geldik bu kitap gibi kadınla. Birlikte geçmişten bugüne sanat dünyasında bir “ufuk turu” attık ve kahkaha dolu saatler yaşadık. Umarım bir nebze olsa sizin de pazar gününüze keyif katarız efendim.

◊ Yıl 1990... Karlar Düşer’le beraber nur topu gibi bir de Emel düştü hayatımızın orta yerine...
- Öyle bir konuşuyorsun ki sanki kötü yola düşmüşüm! (Kahkahalar)
◊ Dakika bir gol bir! Kızım böyle giderse gülmekten bitiremeyiz biz bu röportajı...
- İstiyorsan çok da iyi ağlatabilirim.
◊ Yok yok sen böyle devam et...

Yazının Devamını Oku

Kıvanç erken evlendi

Dört kişilik masamıza bu hafta tek başına hepimize bedel bir ismi dahil ettik; Nur Yerlitaş. Kenan Erçetingöz, Gonca Vuslateri, Seray Sever ve bendenizden oluşan ekibimiz, Nurella’nın varlığıyla iyice şenlendi. Mide kelepçesinden girdik, Nur’un İşte Benim Stilim macerasından çıktık.

Elbette magazin gündeminin başlıklarında da hep birlikte bir ufuk turu attık. Biz birlikte şahane saatler yaşadık. Umarım okurken sizler de aynı keyfi alırsınız...



◊ Bugünlerde rejim yapmaya üşenen zayıflamak için mide ameliyatına koşuyor... Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Mide küçültme operasyonlarını sağlıklı buluyor musunuz?
- Gonca: Yahu her isteyene de yapmıyordur herhalde doktorlar. İlla ki belirli şartlar, kriterler vardır!
◊ Mutlaka vardır tabii ama her yaptıranın da gerçekten son çaresi bu mu Allah aşkına? Haydi diyelim vücut sağlığına kavuştu, peki ya hastaların ruh sağlığı ne hale geliyor?
- Gonca: O konuda bir şey diyemem ama canının çektiğini yiyememek adamın sinirini hoplatır hatta zıvanadan çıkartır...

Yazının Devamını Oku

Fabrika ayarlarını şaşıran İzzet'in sanatla özüne dönme mücadelesi

“Bir kelebek ağrısıydı, vakit dardı, mevsim hicazdı. Yetişmem gereken bir ölüm, kaçmam gereken bir hayat vardı...”

Günlerdir Birhan Keskin’in bu nefis dizelerini nedenini bilmeden mırıldanıp duruyordum. Sonunda anladım vaziyeti! Evde oturmuş zap yaparken gördüğüm Kelebek’in yeni reklamı yaratmıştı hassas bünyemdeki bu lirik yansımayı. Yaşlanıyor muydum ne... 

Heyhat, her zamanki gibi kendi koordinatlarımı yine yanlış yorumlamıştım!
Bir yanda ‘Türkiye’nin en büyük magazincisi’, öte yanda şarkılarıyla, kitabıyla zirveden inmeyen Gülben, diğer tarafta ‘gece hayatının şövalyesi’ ve ‘moda dünyasının guruları’ vardı.
Gazetenin mutfağındaki bu ‘amansız rekabetten’ geri kalmamak adına, reklamı izlediğim gece vurdum kendimi şehrin sokaklarına.
Asmalı’da başlayan tur, Aksaray’ın arka sokaklarındaki pavyonlarda bitmişti.

KÜÇÜK YAŞA Kİ BAŞKALARINA YER KALSIN!

Yazının Devamını Oku

Ben babana, o Gönül Yazar’a aşıktı

Zor kadındır annem Gürnar Çapa Uğurlu vesselam... “Kime göre neye göre?” diyeceksiniz şimdi.

Bana göre zor a dostlar. Onu ne kadar çok sevdiğimi nasıl anlıyorum biliyor musunuz? Beni sürekli çileden çıkarmasına rağmen hayatımda onsuz bir an bile düşünemiyorum. Ara sıra ana-oğul ilişkimiz Stockholm sendromunun en iyi örneklerinden biri gibi görünse de Allah onu başımdan eksik etmesin... Peki benim ‘deli saraylı’ kimi zaman olmayan saçımı başımı bana nasıl mı yoldurtuyor?..



Bir kere o tamamıyla kendi doğrularıyla yaşıyor. Sadece onun okuduğu kitap, seyrettiği program, gittiği doktor, sevdiği insanlar en iyi, bunun dışındaki her şey fasa fiso!

“Anne tansiyonum yükseldi” derim; cevabı hazırdır; “Kim uyduruyor bunları? Doktorlar tüccar olmuş! Sende tansiyon olsa onlar değil ben bilirim...”
Bizimkinin kafası Ortaçağ engizisyon papazları gibi çalışır. Onlar da yıllarca İncil’de yer almadığı için, Amerika kıtasının varlığını kabul etmemişlerdi...
Nasıl denk getiriyor bilmiyorum ama toplantıların en kritik yerinde telefonumu çaldırır.

Yazının Devamını Oku

İstanbul'u yakmak istedim

İlk albümünü çıkaran genç sanatçılarla röportaj yapmayı pek sevmem, çünkü genelde şarkıları dışında anlatacak hikayeleri olmaz. Fakat Rümeysa farklıydı! Düğününe sekiz gün kala nişanlısını kaybetmesi, ardından O Ses Türkiye vakası ve nihayetinde Sezen’li geçirdiği koca beş yıl...

Muhabbet ettiğim insanların hikayelerinin içine normalde dahil olmamaya gayret ederim. Sadece dinleyip, anlattıklarını yansıtmaya çalışırım. Ama Rümeysa’da böyle olmadı. Onun öyküsünde kendimi kaybettim ve ilk defa bir röportaj sırasında gözyaşlarımı tutamadım. Dün piyasaya çıkan single’ı ‘Yansın İstanbul’la Rümeysa adeta sevdiğini elinden alan koca şehre meydan okuyor...
Yolun açık olsun Rümeysa!

EVLENMEYE SEKİZ GÜN KALA KAYBETTİ NİŞANLISINI

Müthiş bir trajedi var Rümeysa’nın geçmişinde. Her cümlesinde, her bakışında, her zerresinde hissediyor insan yaşadığı o derin acıyı. Düğününe sadece sekiz gün kala, üstelik tanıştıkları yer olan Anadolu Kavağı’nda, elim bir helikopter kazasında kaybetmiş Murat’ını Rümeysa. Henüz otuzundaydı Murat. Terfi bekliyor, başkomiser olmak için gün sayıyordu. Damatlığı da hazırdı.
Nikah için 29 Mayıs’a, Kadıköy Evlendirme Dairesi’ne gün almışlardı. Ama kader bu mutluluğa izin vermedi. Haber bültenlerinde o zamanın İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’a söylediği sözler manşetteydi: “Müdürüm ne olur yeni helikopterler alın. Murat, ‘hep eski helikopterlere biniyoruz’ derdi. 1969 yılından kalmaymış bu helikopter. Yenilerini alın ki, başka Murat’lar ölmesin...”
Törene nişanlısının, damatlığıyla gelmişti Rümeysa. Gözyaşları içinde sarıldı sevdiğinin tabutuna... “Damatlığını giyemedi ama cennette düğünümüzü yapacağız. Melekler nedimelerimiz, şahitlerimiz olsun. Ben tek kanatla nasıl uçacağım Murat’ım?

Yazının Devamını Oku

‘Ben Mahsun’un yerinde olsaydım düğünümü Diyarbakır’da yapardım’

Sonuna kadar takip ettiğim nadir dizilerden biri olan “Ezel”de Ramiz Dayı, Kenan İmirzalıoğlu’na dönüp unutamadığım şu repliği söylemişti: “Yeni eskiyi kovar!”

Kelebek ekibi de bu haftanın başında sunumundan içeriğine yepyeni bir gazete hazırladı. Vallahi bu takımın bir parçasıyım diye söylemiyorum, ortaya çok da güzel bir iş çıktı. Ve fakat hâl böyle olunca benim için de yeni bir şeyler yapmak farz oldu.
Sözün özü, yıllardır tanıdığım, kendim dahil ‘dört benzemez’i aynı masanın etrafında topladım. Gıybetin dibine vuran bir moderatör olarak attım ortaya kıtırları, üç akıllı çıkarmaya çalıştı. Buyrun size magazinin 3.5 Silahşörü Atos, Portos, Aramis, Dartanyan’dan gündeme dair inciler... Sürç-i lisan ettiysek affola efendim.

İzzet Çapa: Kenan sen küçüklüğünden beri kahvaltıda ananas suyu içersin zaten değil mi?
Seray Sever: Sade ananas suyu olsa iyi, içine bir de limonla kaya tuzu koydurttu. “Haydi bir tane de ben içeyim” dedim, baktım bizimki cebinden şişesini çıkartıp başladı bardağa bir şeyler damlatmaya. Yok efendim fazla alkalikmiş de, o yüzden bunu içmesi gerekiyormuş da falan filan.
Kenan Erçetingöz: Hayır asidikmişim, alkalik olmak için yapıyorum bunları.
İzzet Çapa: Vay be, piyasa seni yıllardır asabi bilirdi, meğer alkalikmişsin...

Yazının Devamını Oku

Cumartesi gecesi İzzet Çapa şehrin sokaklarını arşınladı

Yalnız bir adamın İstanbul’dan gece izlenimleri

Etrafımdaki goygoyu çok, icraatı kifayetsiz kalabalıktan uzaklaşıp “Yeter bu kuru gürültü, biraz kafanı dinle be İzzet! Hiç olmazsa bu geceyi kendine ayır” dedim. Bir yanım Boğaz’ın janjanlı mekanlarına doğru seyirtirken, öte yandan içimdeki hayta her zamanki gibi yine rahat bırakmadı beni... Kalbimle beynim arasındaki iktidar mücadelesinin sonunda, bir baktım ki Asmalımescit’teyim.

 

1 - Şehrin ve Gecenin Öteki Yüzü


Şehrin bu müstesna köşesi bir sokak partisi havasındaydı. Hanımlar alımlı, beyler zarifti. İnsanlar, ülkenin başka hiçbir yerinde görmenin mümkün olmadığı mütebessim bir ifadeyle dolaşıyorlardı. Ama beynimdeki şeytan, “Bu sahte tebessümlere kanma” diye dürtüp duruyordu beni. Sonunda midemin gurultusu, kafamdaki kalabalığın sesini susturdu.
Ayaklarım beni efsane mekan Yakup’un kapısına getirmişti. Bir köşede her zamanki gibi memleketi kurtaran gazeteciler, hemen yanında Beyoğlu’nun tadını çıkaran coşkulu turistler ve aralarına serpiştirilmiş Sevgililer Günü’nü bir gece önceden kutlayan çiftler vardı.
Ne boş masa, ne de bende bu pozitif atmosfere katılacak hal vardı... Tam arkamı dönüp gitmeye karar vermiştim ki, “İzzet abi, İzzet abi” diye bir ses duydum.

Yazının Devamını Oku

Kaç santim kaldı?

Bugün Sevgililer Günü. Elbette günün anlam ve önemine uygun konuşacak birçok isim vardı aklımda. Ama ben Ali Poyrazoğlu’nun kapısını çaldım çünkü o hayata hep sevgilisi muamelesi yapan, her güne Sevgililer Günü’ne uyanıyormuşçasına kalkan bir yaşam ustası. Ali’yi Akasya Acıbadem’de Bir Dakikada Bir Ömür adını verdiği oyunculuk workshop’unun tam ortasında yakaladım. Ufaklıklardan, sanki makam sahibi büyük işadamlarıyla konuşuyormuşçasına bütün kibarlığıyla izin isteyip yanıma geldi ve aldı sazı eline... Anlattıklarında aşk, muhabbet, hoşgörü ve sevgi vardı. Ben her zamanki gibi müthiş beslendim ondan; umarım size de hoş bir seda bırakmış oluruz bu pazardan...

* Yahu senin kendi tiyatron vardı, ne o sattın mı yoksa?
- Hâlâ var İzzet, niye geçmiş zamanda konuşuyorsun ki anlamadım?
* Ne bileyim, AVM’lerden çıkmıyorsun da son günlerde...
- Maalesef İstanbul’da artık eskisi gibi fazla tiyatro binası yok. Ne yazık, yerlerine yenileri de yapılmıyor. Biz de bari olanlar ayakta dursun diye uğraşıp duruyoruz işte. Ama bunun yanında yüzleşmemiz gereken bir gerçek daha var; o da seyircilerin alışveriş merkezlerinin içindeki tiyatroları tercih ediyor olmaları... Ee onlar da haklı aslında, düşünsene park yeri sorunu yok, metroyla veya metrobüsle hooop AVM’desin. Bu artık çok önemli bir özellik çünkü İstanbul o kadar büyüdü ki, resmen bir yerden diğerine gitmek Haçlı Seferi’ne çıkmak gibi bir şey! Ee hâl böyle olunca da, biz tiyatro olarak seyircinin ayağına gidiyoruz.
* Peki senin için zor olmuyor mu “bedevi” tiyatroculuk?
- Vallahi tek eksiğim var, o da kendime ait bir kulis! Geçenlerde “Tiyatroda proje bazında en çok istediğin şey nedir?” diye sordular, hiç düşünmeden “Bana ait bir soyunma odası” diye cevap verdim. Çünkü soyunma odası dediğin yer, oyuncunun mabedidir. Gidersin, aynaya bakarsın, akşamki performans için kendini hazırlarsın... Oysa benim böyle bir imkanım yok çünkü her gün başka bir tiyatroda oynuyorum. Bugün CKM’deyim, yarın Trump’ta, öbür gün Şişli’de, daha sonra Pendik’te, hemen akabinde Bostancı’da, ardından Samsun’da, Adana’da derken sürekli dolanıp duruyorum. Sadece ben değil, bütün tiyatrolar İstanbul içinde geziyorlar.


Yazının Devamını Oku

Kanalın programı TT olmuş, yöneticisi ölü taklidi yapıyor

Vay anasına sayın seyirciler! Annemden başladılar, yedi sülalemle devam ettiler...

Ne kıskançlığım kaldı, ne de Acun’dan para koparıp, program yapma peşinde olduğum. Yok tutarsızmışım da dikkat çekme derdindeymişim falan filan...

Efendim yukarıdaki ifadeler geçen hafta 3 Adam’ı komik bulmadığımı yazdığım için bana sosyal medyada ‘dijital mahalle baskısı’ uygulamaya çalışan bazı fanlara ve çoğunlukla ‘fan kılığına bürünmüş’ paralı troll’cüklere ait...
Nasıl olurmuş da, ben 3 Adam’la zamanında röportaj yapıp sonra da onları eleştirirmişim?

 

BÜTÜN FAN’LAR SÖZLEŞİP AYNI ANDA MI TWEET ATTI?


Yazının Devamını Oku

''Türkiye’de neler olacağına sadece Türkler karar verir'

Ülkemizde görev yapan bir konsolos olduğunu bilmeseniz, İstanbul’da doğup büyümüş bir levanten zannetmeniz işten bile değil.

Bize ve ülkemize duyduğu hayranlığı, “Britanya’da turistlerin gidebileceği topu topu 10 tane yer sayabilirsiniz ama Türkiye’de binlercesi var” sözleriyle son derece içten bir şekilde ifade ediyor Birleşik Krallık İstanbul Başkonsolosu Leigh Turner... Açıkçası biraz asık yüzlü, hafiften İngiliz kibrine sahip ve mesafeli birini beklerken, karşımda gayet neşeli, dost canlısı ve sıfır kompleks bir adam buldum. Eğer bir 007 James Bond numarası çekip beni kandırmadıysa, Turner gerçekten de bizden biri gibi olmuş. Bakalım anlattıklarını okuduktan sonra sizler ne hissedeceksiniz?

*Röportajı hangi dilde yapacağımıza siz karar verin. Benim İngilizcemle sizin Türkçeniz yarışır...
- Haydi gel Türkçe konuşalım ki bana da pratik olsun.
*Valla hiç de pratiğe ihtiyacınız varmış gibi gelmedi bana, maşallah şakır şakır konuşuyorsunuz...
- Orası tartışılır ama yine de biz Türkçe devam edelim.
*Her başkonsolos tayin edildiği ülkenin dilini öğrenmiyordur herhalde...

Yazının Devamını Oku