İneklerin de canı var

İZMİR artık Türkiye’de süt hayvancılığının merkezi haline geldi. Daha önce yazmıştım, yine yazayım. Ülkede en fazla süt İzmir’de üretiliyor. En çok üyesi olan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği İzmir’de... Yine son yıllardaki başarılı çalışmaların sonucu olarak keçi sütü fiyatı İzmir’de belirleniyor. İl genelinde sığır varlığı 500 bini, küçükbaş varlığı ise 700 bini aşmış konumda. Ancak bu arada yazın boğucu günleri de geldi çattı. Gerçekte birer zenginlik ve üretim kaynağı olan bu sevimli hayvanlar içinde yaşadığımız sıcak günlerin zararlı etkisinden nasıl korunabilir? On binlerce üretici ailesine hangi bilgilendirici mesajları verebiliriz? Bu önemli sorunu EgeVet Genel Müdürü veteriner hekim Tahir Yavuz’la görüştük.

Onların da duyguları var

Yavuz, “Yaz geldi. Kalın giysiler giymiyoruz. İnce, kısa kollu giysileri, klimalı ortamları tercih ediyoruz. Her türlü imkânı kullanarak kendimizi sıcaktan koruyabiliyoruz. Ama ineklerimizi de sıcaklık stresinden korumak için mücadele etmeliyiz. Onların da duyguları var. İşin kötüsü, bizim yaptığımız gibi kalın giysilerini üzerlerinden çıkarma şansları yok. Sıcaklık stresinin vücutlarında sebep olduğu değişiklikler ve bozukluklar sonucu inekler adeta zehirleniyor. İnek sık sık ve sarsılarak solumak, hatta ağzını açmak, dilini çıkarmak suretiyle çektiği eziyeti belli ediyor. İşte bunu iyi gözlemlemeli ve anlamalıyız” diyor.

Verileni inkar etmezler

Peki, böyle bir durumda neler oluyor? Ne gibi olumsuzluklarla karşılaşıyoruz? Tahir Yavuz, şöyle cevaplıyor: “Sıcaklık stresi sonucu süt verimi azalır. Sütün yağ ve protein oranı da düşer. Bununla kalmaz, döl tutma sorunu başlar. İnekler yaşadığı eziyetin ve vücudunda oluşan bozuklukların sonucunda bir veya birkaç ay sonra topallıyor. Sıcak günlerin etkisi bu günler geçtikten sonra da devam ediyor. İneklerin de canı var. Vücut tepkileri o kadar kötü yönde gelişiyor ki inek can derdine düşüyor. Özellikle yüksek verimli inekler ölüyor. Zaten hayati sıkıntıya düşmüş bir inekten verim beklemek mümkün olabilir mi? Madem ineklerin kürklerini üzerlerinden atamıyoruz öyleyse onları serinletelim ve kayıplarını gidermek için olabildiğince çaba harcayalım. Gözlem yapalım ve maruz kaldıkları zorluğu fark ederek hemen önlem alalım. İnanın bu yönde atılan her adım bize buzağı ve süt verimi olarak daha çok verim, daha az hastalık olarak geri dönecektir. İnekler cömert hayvanlardır. Kendilerine verileni inkâr etmez ve kat kat fazlasıyla geri verirler.”

X

Tarım ve gıdadan önemli haberler

Bugün farklı bir şey yapmak istedim. Çünkü tarım ve gıda sektöründe o kadar çok ve birbirinden önemli gelişmeler arka arkaya geliyor ki.. Bir kısmını bizzat izliyorum, ama tabii hepsine yetişmek mümkün değil. Öyleyse bu yazıda güncel ve dikkat çekici olanlarına yer verelim diye düşündüm.

YILIN TRAKTÖRÜ
TürkTraktör, Türkiye’de geliştirilen ve Türk mühendisliği ile üretilen bahçe traktörü New Holland TTJ ile sektörün en önemli ödülünün sahibi oldu. “Yılın Traktörü 2015” Ödülü, İtalya’da yapılan tarım makinaları fuarı EIMA kapsamında Bolonya’da açıklandı. TürkTraktör Genel Müdürü Marco Votta, “2014, 60 yılı geride bırakan TürkTraktör tarihinin en önemli yıllarından biri. Haziran ayında ikinci üretim tesisimizle gururlandık. Şimdi ise TürkTraktör üretim hattından çıkarak yurtdışı pazarlarına T3F adı ile ihraç edilen New Holland TTJ ile tarım sektörünün en önemli ödüllerinden birini almış olmanın haklı gururunu yaşamaktayız” ifadesinde bulunuyor.

İNEKLER VE ROBOTLAR
Lely tarafından tamamen robot teknolojisi ile kurulan Türkiye’nin ilk süt sığırcılığı işletmesi, Balıkesir’de Onet bünyesinde açıldı. Süt sığırcılığı işletmelerinde, özellikle sağım gibi birçok önemli işin robotlar tarafından yapıldığı bu çiftliğin kuruluşuna 4 ay önce başlandı. Yem itme robotu, gübre temizleme robotu ve hatta buzağı beslemek için mama robotu bulunan çiftlik Türkiye’de bir ilk.. Hedef “Mutlu İnekler” ve “Kaliteli Süt”..

BEYAZ ALTIN PRİMİ
75 KURUŞ OLMALI

Yazının Devamını Oku

Tarım ve gıdadan önemli haberler

Bugün farklı bir şey yapmak istedim. Çünkü tarım ve gıda sektöründe o kadar çok ve birbirinden önemli gelişmeler arka arkaya geliyor ki.. Bir kısmını bizzat izliyorum, ama tabii hepsine yetişmek mümkün değil. Öyleyse bu yazıda güncel ve dikkat çekici olanlarına yer verelim diye düşündüm.

YILIN TRAKTÖRÜ TürkTraktör, Türkiye’de geliştirilen ve Türk mühendisliği ile üretilen bahçe traktörü New Holland TTJ ile sektörün en önemli ödülünün sahibi oldu. “Yılın Traktörü 2015” Ödülü, İtalya’da yapılan tarım makinaları fuarı EIMA kapsamında Bolonya’da açıklandı. TürkTraktör Genel Müdürü Marco Votta, “2014, 60 yılı geride bırakan TürkTraktör tarihinin en önemli yıllarından biri. Haziran ayında ikinci üretim tesisimizle gururlandık. Şimdi ise TürkTraktör üretim hattından çıkarak yurtdışı pazarlarına T3F adı ile ihraç edilen New Holland TTJ ile tarım sektörünün en önemli ödüllerinden birini almış olmanın haklı gururunu yaşamaktayız” ifadesinde bulunuyor.

İNEKLER VE ROBOTLARLely tarafından tamamen robot teknolojisi ile kurulan Türkiye’nin ilk süt sığırcılığı işletmesi, Balıkesir’de Onet bünyesinde açıldı. Süt sığırcılığı işletmelerinde, özellikle sağım gibi birçok önemli işin robotlar tarafından yapıldığı bu çiftliğin kuruluşuna 4 ay önce başlandı. Yem itme robotu, gübre temizleme robotu ve hatta buzağı beslemek için mama robotu bulunan çiftlik Türkiye’de bir ilk.. Hedef “Mutlu İnekler” ve “Kaliteli Süt”..

BEYAZ ALTIN PRİMİ 75 KURUŞ OLMALIUlusal Pamuk Konseyi (UPK) 2014 yılı seçimli Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Barış Kocagöz, ikinci defa UPK Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Türk pamuğunun verimde iyi olduğunu ancak pamuk üreticisinin ağır maliyet yükü altında bulunduğunu belirten Kocagöz, “Üretici bu yıl zararına mal satıyor. Böyle giderse, ekim alanları seneye yüzde 20-30 oranında daralır. Bu konuda önerilerimizi Bakanlığımıza ilettik. Bir diğer önemli konu da lisanslı depoculuk. Lisanslı depoculukla ilgili olarak Bakanlığımız desteği bu sezona yetiştirdi. Depolama maliyetinin yüzde 38’ini devlet karşılıyor. Kredilerde de belli kolaylıklar sağlandı. Aslında bu konu başlı başına tarımda bir devrim. Lisanslı depoculuğu geliştirmek için devlet üstüne düşeni yaptı, şimdi görev bize düşüyor. Herkesi bu işe teşvik etmeliyiz. Pamukta prim miktarı ise 75 kuruş olmalı” açıklamasını yapıyor.

İNCİR KORUNMALIAydın’ın Buharkent ilçesi Ziraat Odası Başkanı Naim Özdamar, incirin kanun ve yönetmelikler kapsamında koruma altına alınmasını talep ediyor. Özdamar, “İncir, ekolojik değeri üstün ürünler sınıfına alınmalıdır. Ayrıca Ulusal İncir Konseyi ile birlikte Aydın ve Türkiye genelinde İncir Tanıtım Grubu kurulmalı” diyor.

İHRACATA DARBE
Alabalıkta 30 bin tona yaklaşan ihracat rakamıyla Avrupa lideri olan Türkiye su ürünleri sektörüne Avrupa Birliğinden yüzde 9 oranında vergi uygulama kararı geldi. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Adem Tekinay bu duruma haklı tepki gösteriyor. Tekinay, “Türkiye’de 120 bin ton alabalık üretiminin 27 bin tonunun ihraç edildiğini söylersek, ihracat rakamlarımıza büyük darbe vurulacak” diye konuşuyor.

Yazının Devamını Oku

Süs bitkilerinde de Ödemiş iddialı

İzmir’in Ödemiş ilçesi hızlı bir değişim içinde. Daha önce ilk defa bu köşede okudunuz, kamuoyunun patates merkezi diye bildiği Ödemiş, artık Türkiye’nin en fazla süt üreten ilçesi konumunda. Bu yetmediği gibi şimdi de süs bitkilerinde büyük bir gelişme ortaya koyuyor. İlçede bu sektörün en önemli etkinliklerinden biri daha gerçekleşti. Türkiye Süs Bitkileri Üreticileri Birliği Başkanı Selahattin Altun ve Ödemiş Süs Bitkileri Üreticileri Birliği Başkanı Hüseyin Cabbar ile 10. Ödemiş Süs Bitkileri ve Fidancılık Sergisi’ni konuştuk.

MERKEZ İZMİR


Selahattin Altun, “Türkiye Süs Bitkileri Üreticileri Alt Birliği (SÜSBİR) 2008 yılında kuruldu. Üye Sayısı 385’e ulaşan SÜSBİR’in ülkenin dört bir köşesinde üyesi bulunuyor. Özellikle İzmir, Adapazarı, Yalova, Antalya, Adana, Samsun ve Muğla’da üretim yoğunlaşmış durumda. En yoğun süs bitkileri üretimi yapan illerimiz İzmir, Adapazarı ve Yalova’dır. Ancak Türkiye’nin süs bitkisi üretiminin yüzde 50’si İzmir Küçük Menderes havzasında yapılmakta” diyor.

SEKTÖR UMUTLU


Sergi’den hemen önce düzenlenen çalıştayın da çok yararlı olduğunu söyleyen Başkan Altun, “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında Süs Bitkileri Daire Başkanlığı’nın kurulması ve sektörün gerçek gücünün ortaya çıkması için kayıt dışılığın önlenmesini özellikle istiyoruz. Sektörümüzün önü çok açık, yıllık 70 milyon doları bulan ihracatımızın önümüzdeki 5 yıl içinde 300 milyon dolara çıkması işten bile değil, fakat kalite ve standartların Avrupa düzeyine gelmesi şart. Dolayısıyla Bakanlığımız ve SÜSBİR’in işbirliği ile komisyonların kurulup çalışması sağlanmalı. Zira işletmelerin öncelikle altyapılarının iyileştirilmesi gerekiyor. Sulama sisteminin üretime uygunluğu, üretim alanlarına jüt (taban örtüsü) serilmesi, üretim harçlarının (torf + cüruf + kontrollü gübre) iyi olması standart üretimi çok artıracak. Ayrıca işletme altyapı ve üstyapı desteği ve kredisi ile birlikte sektörün TARSİM ve KOSGEB kapsamına alınması bize büyük katkı verecek” diye konuşuyor.

BÜYÜK ANLAŞMA

Yazının Devamını Oku

TürkTraktör 2. elde de iddialı

Türkiye’de toplam traktör sayısı 1 milyon 600 bini geçti. Bu ciddi bir büyüklük. TürkTraktör’ün ise 60 yıllık köklü bir geçmişi var. Son yıllardaki satışlarla halen Türkiye’de mevcut traktör pazarının yüzde 50’sini de elinde tutuyor. Tabii pazar bu kadar geniş olunca yeni traktör satışlarının yanı sıra 2. el satışlar da giderek önem kazanıyor. TürkTraktör Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İrfan Özdemir ile piyasadaki son gelişmeleri görüştük.

GELİŞMELERDEN MEMNUNUZ


İrfan Özdemir, “Bu yıl Bursa’da New Holland ailesinin iki yeni ürününü ilk kez çiftçilerimizle buluşturduk. TürkTraktör tesislerinde Türk işçisinin emeğiyle üretilen her iki ürünümüz de modern teknolojinin nimetleriyle donatılmış durumda. Diğer ürünlerimiz gibi iki yeni ürünümüz de performans ile yakıt ekonomisini aynı potada eriterek çiftçimizin verimliliğini üst seviyeye taşıyor. Dolayısıyla kendi hesabımıza son gelişmelerden memnunuz. Bu arada tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 2. el traktör pazarı gerçeği var. Ancak 2. el traktör pazarını sahiplenen kurumsal bir yapı yok. Türkiye’de üretim yapan, her zaman çiftçimizin ihtiyaçları doğrultusunda çözüm üreterek, Türk çiftçisinin yanında bir kurum olarak 2. el traktör konusunda da çiftçimize kurumsal güvenceyle çözüm sunulması gerektiğine inandığımız için bu fikir ortaya çıktı. Çiftçimize doğrudan sağlayacağımız hizmet ve faydaların yanı sıra bu sistemin, Türkiye 2. el traktör pazarına yönelik önemli bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle websitesi platformumuzu sadece kendi markalarımızla kısıtlamadık ve sistemi tüm markalara açtık. Bizim için önemli olan çiftçilerin bütçesine ve kullanım amacına uygun traktörü kurumsal güvenceyle ve kurumsal bir şirketin hizmetler paketiyle satın alması” diyor.

FİNANSMAN DESTEĞİ


Yazının Devamını Oku

Gıdada büyük buluşma

Dünya nüfusu 1950 yılında 2,5 milyardı. Aradan 64 yıl geçti, rakam 7 milyarı aştı. 2050’de ise insanoğlu 9,5 milyara yaklaşacak. Nereden nereye değil mi? Hani derler ya bu sıcağa kar mı dayanır? Tabii dayanmaz, onun için Malthus’un “Felaket teorisi” gerçekleşmedi ve insanlık gıda yüzünden büyük bir çöküşle karşılaşmadı, ama yine de her gün ortalama 1 milyar insan gece yatağa aç giriyor. Sıklıkla yazılarımda yer verdiğim gibi gıdanın küresel ve ulusal ölçekteki stratejik önemi de her geçen gün artıyor. Daha da artacak. Sektör sürekli artan tüketim ve yeni yatırımlarla bütün dünyada büyümeye devam ediyor. Türkiye bu alanda çok büyük avantajlar taşıyor, bunu hep vurguluyoruz. İzmir ise tam bir gıda malları üretim cenneti olmaya aday. Aslında İzmir bölgesi demek gerekiyor, Aydın ve Manisa hatta Denizli ve Muğla’yı da kapsayan bir bölgeden söz ediyorum. Çünkü bu iller birbirini tarım, gıda üretimi ve sanayi yönünden çok güçlü biçimde destekliyor. İşte böyle bir ortamda gerek sektörü bir araya getirmek, gerekse gıdanın büyük katma değeri konunda farkındalık yaratmak amacıyla önemli bir etkinliği önümüzdeki hafta İzmir’de yaşayacağız. Gençiz Fuarcılık Genel Müdürü Osman Gençer ile FOODEX İzmir Gıda ve Gıda Teknolojileri Fuarı’nı konuştuk.

İLK DEFA YAPILIYOR
Osman Gençer, “Fuarımız 23 – 26 Ekim tarihlerinde Kültürpark Uluslararası Fuar Alanında gerçekleşiyor. Sizinle aylar önce bu projeyi ayrıntısıyla konuşmuştuk. O günden bu yana büyük mesafe aldığımızı söylemek isterim. Tabii en büyük engelimiz böyle bir fuarın İzmir’de ilk defa yapılıyor olmasıydı. Aslında bilindiği üzere gıda, içecek ve teknolojileri sektörü çok geniş boyutlar taşıyor. Yanı sıra İzmir gıdada Türkiye’nin en önde gelen ili konumunda. Ayrıca bu çapta tematik ve sektörel bir fuar da İzmir’e fazlasıyla yakışıyor. Şu an itibarıyla Türkiye’nin birçok yerinden kuruluş ve firma katılımcı olarak yer almış durumda. Dediğim gibi ilk defa olmanın getirdiği bazı sorunlar dışında gelişmelerden memnunuz. Hele önümüzdeki yıllar için bir hayli umutluyuz” diyor.

SEKTÖRÜ BEKLİYORUZ
Gençer son olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: “Amacımız yakın bir gelecekte FOODEX İzmir’in uluslararası nitelik kazanması. Daha doğrusu İzmir, uluslararası bir gıda merkezi olma vizyonunu taşıyorsa, bu Fuar bir kilometre taşı olacak diye düşünüyoruz. O yüzden gıda, içecek ve teknolojileri sektörü içinde yer alan herkesi 23 – 26 Ekim arasında Kültürpark’ta bekliyoruz. Bu büyük buluşmada çeşitli ve önemli etkinliklere imza atacağız. Yabancı heyetleri ağırlamanın dışında birinci gün gıda israfına özellikle dikkat çekmek maksadıyla ‘Bilinçli Gıda Tüketimi” konulu bir panel düzenliyoruz. Cumartesi günü ise süt ve süt teknolojileri alanında son gelişmeleri içeren bir etkinlik daha gerçekleşecek. Önemli konuşmacılarımız ve sunumlar var. Sektör temsilcileri, ziraat ve gıda mühendis ve teknikerleri, veteriner hekimler ile birlikte ilgili bütün öğrencilerin bu panelleri kaçırmamasını tavsiye ediyorum. FOODEX İzmir ile bölgemiz yeni ve çok güçlü bir fuar daha kazanmış olacak.”

Yazının Devamını Oku

Kadın çiftçiler tarımın temeli

Bugün dünyada tarımsal işgücünün en önemli kaynağını kadınlar oluşturuyor. Gerek küresel ölçekte, gerekse Türkiye’de tarımsal üretimin ve kırsal hayatın sürekliliğinin sağlanmasında kadınların rolü gerçekten çok büyük. Bu yüzden kadınların tarımsal üretimde, kaynakların sürdürülebilir kullanımında, gıda üretimi ve güvenliğinde sahip oldukları önemli konum göz önüne alınarak 15 Ekim tarihi “Dünya Kadın Çiftçiler Günü” olarak ilan edilmiş bulunuyor. Ancak ne yazık ki bu anlamlı günün bütün Türkiye’de yaygın biçimde kutlandığını söyleyemiyoruz. Olsun bir yerden başlamak lazım... Bakınız iyi örnekler de var.. İzmir’in Kemalpaşa ilçesinin Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ali Bal ve İlçe Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray ile “kadın çiftçiler” olgusunu konuştuk.

FARKINDALIK ŞART

Ali Bal, “İlçemizde bu çerçevede ilk kutlamayı 2013 yılında gerçekleştirdik. Amacımız kadın çiftçilerin toplumdaki sosyal konumunu yükseltmek, kamuoyu nezdinde kadın çiftçilerin sorunları ve toplumdaki rolleri konusunda hassasiyet sağlamak, bugüne özel ortak bir ruh oluşturarak farkındalık yaratmak ve kadın çiftçilerin faaliyetlerinin görünür olmasını temin etmek” diyor.

KADIN ÜRETİCİ PAZARI

Bal, “2. Kemalpaşa Çiftçi Kadınlar Günü etkinliğimiz ise Kemalpaşa Rekreasyon Alanı’nda 17 Ekim 2014 Cuma günü hayata geçecek. İlçe genelinde bütün mahalle ve köyleri gezerek görüşmeler yapıyoruz. Çiftçi kadınlarımızı bu sosyal projede yer almaları için teşvik ediyoruz. Kadınlar geçen yıl olduğu gibi stant açarak etkinlik gerçekleştirecek. Stantlarda kadınlarımızın ürettiği ürünler tarhanadan pekmeze, zeytinden salçaya, ekmekten erişteye, sağlıklı yemeklerden nazar boncuğuna kadar ürettikleri tüm ürünler sergilenerek satışa sunulacak. Kadın üreticilerimiz geçtiğimiz yıl tüketicilerle doğrudan buluşmuşlar, bunun sonucunda Kadın Üretici Pazarı oluşumunun temelleri atılmıştı. Bu proje üzerinde önemle durmaktayız” diye konuşuyor.

BİRLİKTE KUTLAYALIM

Bülent Oray da şu değerlendirmeyi yapıyor: “Kadın çiftçilerimiz tarım ve gıda sektörünün görünmeyen kahramanlarıdır. Bunca fedakârlık ve mücadeleye karşılık hep geri planda kalan üretici kadınlarımızı desteklemek ve ön plana çıkarmak amacıyla Kadın Çiftçiler Günü’nü kutluyoruz. Önümüzdeki hafta Cuma günü bu anlamlı günde Kemalpaşa’da buluşalım ve üretimin temel direği olan kadınlarımıza layık oldukları değeri verdiğimizi gösterelim.”

Yazının Devamını Oku

Gıda fiyatları enflasyona yol açıyor mu?

Nedense son zamanlarda gıda ve enflasyon ilişkisi fazlaca kurulmaya başlandı. Fiyatlar genel seviyesinin (sürekli) artışı yani enflasyon olgusunun başlıca suçlusunun tarım ve gıda sektörü gibi gösterilmesi doğrusu çok tuhaf... Tarım ve gıda ürünlerinin üretici ve sanayicinin elinden çıkışı ile tüketici arasındaki kabul edilemez fark niçin mercek altına alınmıyor? Asıl bu soruyu sormak gerekir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar söz konusu büyük çelişkiyi kamuoyunun dikkatine sunuyor.

GIDA SORUMLU DEĞİL
Şemsi Bayraktar, “Çiftçi enflasyonun sebebi değil mağdurudur. Son dönemlerde enflasyonda görülen artışın sorumlusunun gıda fiyatlarındaki yükseliş olduğu yönünde açıklamalar yapıldığını görüyoruz. Hatta çeşitli kesimler tarafından gıda fiyatlarının kontrol altına alınması gerektiği, gıdada enflasyonun belli rakamlara çekilmeden genel enflasyonun düşmeyeceği öne sürülerek, gümrük vergileriyle oynanmasının bir önlem olacağı dile getiriliyor. Ayrıca 2007’de yaşanan kuraklık da hatırlatılarak, gümrük vergilerinin aşağı çekilmesi suretiyle, fiyatların kontrol edilebileceğinden bahsedilmekte. Bu gümrük vergilerini düşürerek ithalat yapılmasının yolunun açılmasını istemek demektir. Sonuç olarak, bu söylemler, ithalatın gıda fiyatlarını kontrol altına alacağı ve düşüreceği varsayımına dayanmakta” diyor.

SEKTÖRÜ BALTALARSINIZ
Bayraktar, “Bu şartlar altında çift hanelere yaklaşmış enflasyonu kontrol altına almak için ithalatı cazip hale getirecek gümrük vergisi indirimleri, zaten zor durumdaki çiftçimizi daha da büyük sıkıntıya sokacak. Bu sektör 77 milyon nüfusu, 37 milyon turisti doyuruyor ve 6 milyona yakın istihdam yaratıyor. Son bir yılda yaklaşık 18 milyar dolarlık ihracata imkan sağlayan tarım ve gıda sektörünün ayakta tutulması gerekirken, ihtiyaç dışı ithalatın tam anlamıyla yıkıcı sonuçlar doğuracağını bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Gıda fiyatlarını kontrol etmek için ithalatı cazip hale getirmek, ülke içi üretim varken, ürün ithal etmek tarım sektörünü baltalamaktan başka bir işe yaramaz” diye konuşuyor.

ÇÖZÜM NEREDE
Bayraktar son olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: “Tarımda en temel öncelik, yapısal sorunları çözerek, sürdürülebilir üretimi sağlamak, çiftçiyi üretimde tutmak, ülke içi üretimi artırmak, üretim fazlasını ihraç etmek olmalı. Bunlar yapılmazsa ortaya çıkacak sorunun büyüklüğüyle baş etmek mümkün olamaz. Aksi takdirde tarımdan kopacak milyonlarca nüfus, hangi alanlarda istihdam edilecek ve doyurulacaktır? Bunun cevabının verilmesi gerekir. Açıkçası gıda fiyatlarını kontrol altına almanın ithalatı gümrük indirimleriyle teşvik etmekten başka yolları da var. Asıl sorun şudur; ürünün üreticinin elinden çıkış fiyatı ile tüketicilerimizin aldıkları fiyatlar arasında 4-5 katına ulaşabilen farklar oluşuyor. Kamuoyunda esas tartışmaya açılması gereken konu budur. Sonuç itibarıyla üretici-market arasındaki makas mutlaka dikkate alınmalı. Bu gerçek göz önüne alınmazsa gıdada enflasyon sorunu çözülemez.”

Yazının Devamını Oku

Süt ekonomisi ve İzmir

İzmir’de her şey var. Turizm, deniz ticareti, tekstil, konfeksiyon, inşaat, makina, doğal taş ve otomotiv, daha da sayabilirim. Ancak İzmir ilinin en rekabetçi üstünlüğe sahip olan sektörü tarım ve gıda... Bunun en somut örneği ise İzmir’in süt üretiminde Türkiye birincisi olması. Şaka değil bir milyon 400 bin ton süt üretiliyor bir yılda. Bu miktarın 400 bin tona yakını da sadece Ödemiş ilçesinden geliyor. İşte bu tabloyu fark eden Ege Genç İşadamları Derneği (EGİAD) çok iyi bir zamanlama ile “Süt Ekonomisi ve İzmir” konulu bir panel düzenledi. Çünkü EGİAD yönetimi şu isabetli analizi yapmıştı...

KATMA DEĞERE YÖNELMELİ
İzmir ilinde süt üretimi her geçen gün arttığına göre bu süreci çok daha verimli ve katma değere yönelik biçimde değerlendirmek gerekmez miydi? Öyleyse yalnızca çiğ süt üretim değeri 2 milyar liraya yaklaşan bir sektörü mamul üretir hale getirmek ve özellikle peynir üretimine odaklanmak çok daha akıllıca olmaz mıydı? Dolayısıyla artık bölge ekonomisinde süt ürünleri ve daha özelde peynirciliği yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmişti.

EGİAD’A TEŞEKKÜR
EGİAD Başkanı Seda Kaya, aslında “İzmir neyin merkezi olmalı?” sorusuna dikkat çekmek amacıyla bu toplantıyı gerçekleştirdiklerini söyledi. Kaya, İzmir’in Türkiye’nin tarım ve gıda merkezi olması ve politikaların bu doğrultuda hazırlanması gerektiğinin altını çizdikten sonra, il genelinde süt ekonomisinin büyüklüğü ve katma değer potansiyeline vurgu yaptı. Açılış konuşmalarında Seda Kaya’dan sonra söz alan İzmir Tarım Grubu (İTG) Başkanı Mahmut Eskiyörük, Ulusal Süt Konseyi (USK) adına konuşan İzmirli sanayici Kosat Gürler, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ahmet Güldal ve Hayvancılık Genel Müdürü Mustafa Kayhan EGİAD yönetimine teşekkür ederek ilk defa düzenlenen bu toplantının gıda sektöründe çok olumlu sonuçlar doğuracağını ifade ettiler.

KİMLER KONUŞTU
Panel konuşmalarında ise sırasıyla Ödemiş bölgesinden Gölcük Süt Mamulleri Yöneticisi İsmail Dadal, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özer Kınık, gıda sektörünün öncüsü Pınar’ın Üretim Müdürü Ozan Tidin, Tire bölgesinden Boyacıoğulları Ömür Süt Mamulleri Yöneticisi Esra Boyacıoğlu, peynircilikte yeni bir çığır açan İzmir Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Özer Türer ile birlikte sektörün en köklü firmalarından Sakıpağa’nın şirket ortağı Serhan Sakıpağa yer aldılar.

HOLLANDA ÖRNEĞİ

Yazının Devamını Oku

İzmir neyin merkezi olmalı

HÜRRİYET Ege büyük iş yaptı. İzmir’de tarım ve gıda sektörünün 20 temsilcisini geçtiğimiz günlerde biraraya getirdi ve ortaya manifesto niteliğinde bir sonuç bildirgesi çıktı. Buna göre, “İzmir’de yeni bir arayışa ihtiyaç yok. Bölgenin tarihi, ekonomik, doğal ve ekolojik potansiyeli bir gerçeği bize adeta dayatıyor. İzmir Türkiye’nin tarım ve gıda merkezi olmalıdır. Bölge ekonomisinin geleceği bu vizyon çerçevesinde planlanmalıdır.”
Peki bu nereden kaynaklandı? Niçin sektör temsilcileri Hürriyet Ege’de yapılan toplantı sonrası böyle bir çıkışı gerek gördü? Çünkü nedense son dönemde İzmir kamuoyunda hep konuşulur ve sorulur oldu. İzmir neyin merkezi olmalı? Öyle ya Antalya turizmin, İstanbul birçok şeyin ama özellikle finansın, Bursa da otomotivin merkezi haline geldiğine göre İzmir ne olmalı sorusu hep gündemde kalmaya devam etti. Oysa yaşadığınız bölgenin sahip olduğu temel özellikler sizi “bir şey” olmaya zorlar, siz zorla bir şey olamazsınız. Dolayısıyla artık komplekse gerek yok. Son altmış yıldır bu ülkede bir kompleks yaşanıyor. Tarımı itip kakma ve küçük görme halleri bu ülkeye büyük zarar verdi. Hâlâ da vermeye devam ediyor.

Tarımsal sanayi
Efendim bir bilgisayar çipi veriyorsunuz, bilmem kaç kamyon buğday veya şu kadar ton süt alıyorsunuz, öyleyse tarımla uğraşacak zamanımız yok! İleri teknolojilere yatırım yapalım. Yapmayın diyen var mı? Niye sapla samanı birbirine karıştırıyorsunuz? Sanayi mi tarım mı sorusu belki 1950’lerde bir anlam ifade ediyordu, 21. yüzyılın küresel gerçekleri karşısında bu anlamını kaybetmiştir. Bilgisayar çipi üretme teknolojiniz varsa tabii ki üreteceksiniz, ancak diğer yandan da tarımın stratejik bir sektör olarak algılanmaya başladığını da kabul edeceksiniz. Aslında modern tarım zaten sanayidir. Bir de buna ineğin memesindeki süt değerlidir, ama tüketiciye ulaşan süt daha değerlidir diye bir ekleme yaptığınızda gıda sektörünün büyük katma değer yaratma gücünü de algılamış olursunuz. Size somut bir örnek vereyim. Bugün Avrupa Birliği’nin en büyük sektörü gıda sanayiidir. İşte internet orada merak eden rakamları inceleyebilir.

Yüksek katma değer
Daha önce yazdım. Geçen yıl İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nce düzenlenen “Tarım ve Gıda Zirvesi”nde İzmir’in bu alanda yol haritası çizilmiş ve sektörel öncelikleri belirlenmişti. İzmir’in tarım ve gıdada Türkiye’nin en önde gelen ili olduğu vurgulanmış, bu gerçek istatistikler ile desteklenmişti. Böyle bir tabloda akıl ve mantık neyi emreder? Tarım ve gıdayı sanayi ve teknoloji ile buluşturmak, tamamen yüksek katma değeri hedef almak. Söz konusu Zirve’yi hazırlayan 400 sektör temsilcisi ve uzman sektörel öncelikleri yani hedef alanları şöyle belirlemişti; * Süt ve Süt Ürünleri Sanayi ve İhracatı, * Yaş ve Kuru Meyve Sebze Sanayi ve İhracatı, * Su Ürünleri Sanayi ve İhracatı, * Süs Bitkileri ve Seracılık Sanayi ve İhracatı, * Organik Üretim Sanayi ve İhracatı, * Yenilenebilir Enerjinin (Jeotermal) Tarımda Kullanılması...

Gıda çıpadır

Yazının Devamını Oku

Bağ alanları nereye gidiyor

BUGÜN sadece Türk tarım ve gıda sektörü için değil, aynı zamanda ulusal ekonomi için de büyük değer taşıyan iki önemli üründen söz etmek istiyorum. Önce Ege’nin sarı altınına bakalım. Ülkemiz çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde dünyada ikinci, ihracatta ise birinci sırada yer alırken, 275-325 bin ton üretim miktarı ile dünya üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşılıyor. Toplam üretimin yüzde 80-90’ı ihraç ediliyor. Yıllık kuru üzüm ihracatından da yaklaşık 600 milyon dolar gelir elde ediliyor. Bu arada yaş üzüm ihracatının her geçen gün arttığını da hemen belirtelim. Bu yıl beklenen rakam 250 milyon dolar civarında... Şimdi gördüğünüz gibi buraya kadar her şey güzel gidiyor. Ancak son dönemde çok ciddi bir risk ile karşı karşıyayız. Bu önemli konuyu Tariş Üzüm Birliği Başkanı Ali Rıza Türker ile konuştuk.

1 milyon dekara yaklaştı
Türker, “Ege Bölgesi’nde çekirdeksiz üzüm bağ alanları 30 yıl içinde yüzde 100’e yakın genişledi. 1985 yılında 570 bin dekar olan üretim alanı 2013 itibariyle 1 milyon dekara yaklaştı. Halen de bölgede bağ dikimi artıyor. Fidan satış yerlerinde asma fidanı yok satıyor ve Ege Bölgesi kır alanlarında, zeytin yetiştirilen dağ yamaçlarında bile asma fidanı dikimi yapılarak yeni bağ alanlarının kurulmasına büyük bir hızla devam ediliyor” diyor.


Sınırlama getirilmesi şart
Türker, “İhracat oranı dengede seyrederken artan bağ sahaları dikkate alındığında, yakın bir gelecekte üretim miktarının kontrol edilemez bir boyuta taşınacak olmasından büyük kaygı duymaktayım. Yanı sıra asma fidanının tarımsal desteklenme kapsamında olması bu olumsuz sorunu daha da çözülemez hale getiriyor. Üstelik üzümde fındık gibi arz fazlalığı sorunu var. Fındıkta arz fazlalığını gidermek için üreticilere söküm tazminatı ödeniyor, ancak üzümde hem böyle bir tazminat söz konusu değil, hem de fidan teşviki yapılıyor. Bu da ne yazık ki ileride büyük sorunlar yaşanmasına yol açacak. Dolayısıyla çözüm olarak mutlaka üretimin planlanması gerekiyor. Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli’nde belirlenmiş hedeflere uyularak bağ alanlarına sınırlama getirilmesini şart görüyoruz” diye konuştu.

Aydın'da fındık olmaz

Yazının Devamını Oku

Pınar tarımsal sanayinin öncüsü

Yaşar Holding, Türkiye’de tarıma dayalı sanayi ve gıda sektörünün öncüsüdür. Nedense bu konu çok fazla, daha doğrusu hak ettiği ölçüde medyada yer almaz. Özellikle 1970’li yıllarda o dönemin siyasi ideolojisinin dayatması sonucu ille de ağır sanayi diye bastırılırken, Selçuk Yaşar, “Türkiye’nin geleceği tarımsal sanayi ve gıda sektöründe” diyordu. Aradan kırk küsur yıl geçti ve zaman Yaşar’ı haklı çıkardı. Selçuk Bey’e Türk gıda sektörünün özel bir ödül vermesi gerekir. Aslında bu olgu başlı başına bir yazı konusudur ve ilk fırsatta bu gerçeği ayrıntısıyla yazmak istiyorum. Şimdi gelelim bugünkü konumuza...

Üreticiye eğitim
Yaşar Topluluğu tarafından kurulan Pınar Enstitüsü, gıda, sağlık ve beslenme konularında toplumu bilinçlendirmek ve kaliteli yaşam farkındalığı yaratmak amacıyla bilimsel projelere destek vermek ve eğitim faaliyetlerinde bulunmak misyonuyla çalışmalarını sürdürüyor. Enstitü öncülüğünde yürütülen ‘Sütümüzün Geleceği Bilinçli Ellerde Projesi” ile Eskişehir’de bin 400 yetiştiriciye hayvan bakımı ve sağlıklı üretim konularında eğitim verilmesi planlanıyor. Eskişehir ile birlikte 2014 yılında 4 binden fazla üretici eğitim almış olacak.

Yeni iş modeli
Eskişehir’de yapılan toplantıda söz alan Hedef A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Feyhan Yaşar, “Pınar Süt, 1973’te İzmir’de bulunduğu bölgeyi kalkındıran, harekete geçiren ve refah yaratan bir iş modeli ortaya koydu. Bu model sayesinde İzmir süt üretiminin başkenti oldu. İlerleyen yıllarda biz bu modeli Eskişehir’e taşıdık ve benzer bir ekonomik etki bu bölgede de gerçekleşti. Bu modelle tüm sektöre örnek oluşturduk. Tıpkı Ege, tıpkı İç Anadolu’da yarattığımız değeri, şimdi de Güneydoğu Anadolu Bölgemiz için yaratmaya soyunduk. Şanlıurfa fabrikamız aracılığıyla bu bölgedeki üreticilere de sürdürülebilir bir iş modeli öğreteceğiz” açıklamasını yapıyor.

Süt çok değerli
Çiğ süt eğitimlerinin önemine değinen Yaşar Holding İcra Başkanı Mehmet Aktaş: “Süt, doğası gereği pek çok paydaşı bir araya getiriyor. Hepimizin bu değeri nasıl daha iyi şartlarda üretip sunabileceğimizi, süt tüketim alışkanlığına ve toplum sağlığına nasıl katkı sunacağımızı düşünmemiz ve bunun için çalışmamız gerekiyor. Üreticilerimizin ihtiyaçlarına cevap verebilecek her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu da bir kez daha belirtmek istiyorum” diyor.

Bilinçli üretim

Yazının Devamını Oku

Gıda atıklarına dikkat!

“GIDADA israf konusuna gittikçe daha fazla önem vermemiz gerekiyor” diye yazmıştım. Bu konu dünyada sürekli tartışılır hale geldi. Bizde de öyle olması kaçınılmaz. Türkiye’de ekmek üretimi, tüketimi, tüketim alışkanlıkları, ekmeğin israfı ile israfın nerelerde ve ne şekilde gerçekleştiğini ortaya koyan ciddi araştırmalar var. Buna göre 250 gramlık standart ekmek üzerinden, Türkiye’de 2012’de günde yaklaşık 6 milyon ve yılda 2 milyar 170 milyon ekmek israf edildi. Bu, ülke genelinde üretilen toplam ekmeğin yüzde 5.9’unun israfı anlamına geliyor. İsrafın ekonomik büyüklüğü ise yılda 1.6 milyar liraya tekabül ediyor.


ÖNEMLİ GELİŞME - Bu arada, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın “Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası” ile sağlanan faydanın ölçülmesi amacıyla 2013 sonunda yeni bir araştırma yapıldı. Sonuçta ekmek israfının bir önceki yıla göre yüzde 18 azaldığı ortaya çıktı. Bu azalışla ekmek israfı günde 4.9 milyon, yılda 1 milyar 790 milyon adede düşürülmüş oldu. Böylelikle günde 1 milyon 50 bin adet, yılda 384 milyon adet ekmeğin israf edilmesi önlendi. Bu gelişme iyi ama tabii ki yeterli değil. Hâlâ özellikle ekmek sektöründe büyük kayıplar söz konusu. Bu hususta farkındalığı daha da artırmamız şart.


ATIK YÖNETİMİ - Bu alanda diğer bir önemli konu ise gıda atıkları. Akdeniz’de faaliyet gösteren turizm gruplarından Paloma Hotels, “Gıda Atığını Önleyelim Projesi”ni bir yıl için hayata geçiriyor. Alınan sonuçlar dikkat çekici. Atık yönetiminin bilinçli biçimde yapılması, işletme maliyetlerinde bazı kalemlerde düşüş sağlıyor. Bunun üzerine mutfak yönetimi de bu yaklaşıma bağlı olarak menülerinde değişiklikler yapıyor. Paloma Hotels Mutfak Yöneticisi İsmail Gürsoy, “Üretim alanlarından geri dönen atıkların takibi ile üretim esnasındaki zayi izlenmeye başlandı. İlk adım olarak aynı bakış açısını kazandırabilmek için personele işbaşı eğitimleri verildi. Üretim esnasında nasıl daha az zayi çıkarabilecekleri konusunda daha duyarlı olmalarını sağlandı” diyor.


DAHA ÇOK KONUŞACAĞIZ - Yapılan açıklamada, yıllık menü planlaması uygulamasının hatalı olduğu, artık misafir profiline göre menü hazırlamanın atık yönetiminin bir parçası olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, plansız satın alma ve stoktan kaynaklanan gıda atıkları takip edilerek, maliyet avantajları sağlanıyor. Gürsoy, “Plansız satın alma, maliyet kadar çevreye de zararlı. Çünkü siz sadece ürünü değil, ürünün ambalajını da atıyorsunuz” diye konuşuyor. Bunlar hem yeni, hem farklı konular. Ama önümüzdeki yıllarda gıda israfı ve atıkları sorununu çok konuşacağımız kesin. Çünkü milyarlarca dolarlık üretim ve ekonomik kayıplardan söz ediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Küçükler için kooperatifçilik tek seçenek

Her vesile ile kooperatifçiliği savunurum. Okurlarımız bunu bilirler. Benim kooperatifçiliğe inancım siyaset ve ideolojiden uzak tamamen ekonomik akıl ile bağlantılıdır. Büyüklerin büyük olmalarından kaynaklanan avantajları karşısında küçük işletmeler ve küçük çiftçiler ancak bir araya gelerek rekabetçi olabilirler. Bütün dünya için doğru olan bu görüş milyonlarca küçük çiftçisiyle Türkiye için çok daha doğrudur diye düşünürüm. Tabii kooperatifçilik doğru dürüst yapılabiliyorsa... Köy-Koop Denizli Birliği Başkanı Mehmet Varol ile güçbirliğinden doğan faydaları konuştuk.

Geniş ürün deseni
Mehmet Varol, “Bugün 17 ilçeden 130 kooperatifin katılımıyla ortak sayımız 14.600’e ulaştı. Denizli’nin en güçlü tarımsal örgütü konumundayız. 150 rakımdan 1400 rakıma üretim yapılan ilimizde ürün deseni hayli geniştir. Örneğin kekik üretiminde dünya birincisi, üzüm üretiminde Türkiye ikincisi, ayçiçeği ve elma üretiminde yine Türkiye ikincisi, birim alanda üretim konusunda ise ilk sıralardayız” diyor.
Varol, “Kooperatif ortaklarımız meyvecilikten sebzeciliğe, ormancılıktan hayvancılığa birçok alanda üretim yapmaktadır. Bu üretimin bir bölümü kooperatiflerimizin kendi işletmelerinde yarı mamul ve mamule dönüştürülmekte ya da bizim aracılığımızla pazarlanmaktadır. Ayrıca il genelinde üretilip piyasaya sürülen 1200 ton/gün sütün yüzde 99,9’u soğuk zincirdedir. Günlük sütün 300 tonluk bölümü özel sektöre ait çiftliklerde, 900 tonluk bölümü de küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinde üretilmektedir. Aile işletmelerinde üretilen sütün 500 tonu Birliğimizce 400 tonluk bölümü ise üretici birlikleri ve aracı firmalar tarafından pazarlanmakta” diye konuşuyor.

Hedefler çok büyük
Ana hedeflerinin ürünlerini dünya pazarlarına sevk edebilen örgütlü üreticiler yetiştirmek olduğunu söyleyen Varol sözlerini şöyle tamamlıyor;
“Eğitimi çok önemsiyoruz. Bu yüzden her yıl yönetim ve denetleme kurulu üyelerimizi hizmet içi eğitime tabi tutuyoruz. Kış aylarında kırsal bölgelerde özellikle köy ve kasabalarımızda ortaklarımıza sürekli eğitim vermekteyiz. İsmail Bey bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler, 2014’ü ‘Küçük Aile İşletmeleri’ yılı ilan etti. Biz de Denizli Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Birliği olarak ‘Denizli İlinde Küçük Aile İşletmelerinde Süt Kalitesinin İyileştirilmesi Projesi’ni hazırladık ve hayata geçirmeye başladık. Bu proje ile kısa vadede hedefimiz, Birliğimize bağlı 7820 işletmenin yüz tanesinde projemizi uygulayarak günde 20 ton çiftlik sütü üretmektir. Orta vadede bin işletmede 150 ton, uzun vadede ise iki bin işletmemizde 300 ton AB normlarına uygun, bakteri yükü yüz binin altında süt üreterek Türkiye’nin en büyük çiftliği olmak istiyoruz. Bu hedefimiz doğrultusunda makina-ekipman alımında, yüzde 50 hibeden yararlandık Geriye kalan yüzde 50 için de özel bankalarla sözleşmeler yaparak, kredi bağlantılarını kurduk. Bu projemiz ile kaliteden dolayı alacağımız fark sayesinde en geç iki yıl içerisinde tüm borçlar ödenecek ve üreticimiz daha çok kazanacak. İşte bu örneklerle kooperatifçiliğin küçük çiftçilerimize sağladığı avantajları görüyorsunuz.”

Yazının Devamını Oku

Tarım arazilerini imara açmayın

Bütün dünyada tarım alanları petrol kuyuları gibi olmaya başladı. Küresel ölçekte tarım ve gıdanın stratejik önemi arttıkça tarımsal araziler de hızla değerleniyor. Artan nüfusun da etkisiyle kıtlık sorunu yaşamak istemeyen gelişmiş ülkeler çareyi farklı coğrafyalarda toprak satın almak ya da kiralamakta buluyor. Bu konudaki gözde bölgeler ise toprak açısından zengin, ekonomik açıdan fakir olan Afrika ve Güney Asya ülkeleri.

Toprağa hücum
Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) son verilerine göre 41 ülke başka ülkelerde toprak kiralarken, 62 ülke de topraklarını başka bir ülkeye kiraya verdi veya sattı. Bu konuda en iddialı ülke ise İngiltere. Bu ülke büyük kısmı Afrika’da olmak üzere 4 milyon 400 bin hektarlık arazi kiraladı. ABD’nin dünya genelinde topladığı arazilerin büyüklüğü 3 milyon 700 bin hektara ulaştı. Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin ise 3 milyon 400 bin hektarlık araziyle ilk üç ülke arasında yer alıyor. Yanı sıra Suudi Arabistan, Güney Kore ve Türkiye gibi ülkeler de toprağa hücum furyasına katılmış durumda.

Şansımızı kullanalımŞu anda dünyada en fazla tarım alanına sahip ülke 183 milyon hektar ile ABD, onu 158 milyon hektar ile Hindistan, 121 milyon hektar ile Rusya ve 110 milyon hektar ile Çin izliyor. Türkiye yüzölçümü itibarıyla 37’nci sırada olmasına rağmen 24 milyon hektar tarım arazisi ile 12’nci sırada. Açık ifadesiyle bu büyük bir nimet! Çok iyi değerlendirmemiz gereken muazzam bir zenginlik kaynağı.

Tam bir felaket olur
Şimdi sadede gelelim. Üzerinde tarım yapılabilecek 40-50 santimetre toprak tabakasının oluşması için 20-25 bin yıllık süreye ihtiyaç var. İşte bu yüzden Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar şu uyarıyı yapıyor:
“TZOB olarak birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin imara açılarak, bu alanlarda sanayi ve yerleşim yerleri yapılmasını tam bir felaket olarak nitelendiriyoruz. Tarım alanlarının imara açılması yerine mevcut yerleşim alanlarında kentsel dönüşüm projeleri yapılarak, insanların bu alanlarda ikamet etmelerinin sağlanması gerek. Valiler ve belediye başkanlarına sesleniyorum, Türkiye toprak varlığını çok iyi korumak zorundadır. Sizden rica ediyorum tarım arazilerini, meraları imara açmayın. Aksi takdirde hem doğal yaşam, hem bitkisel üretimimiz, hem de hayvancılığımız büyük zarar görür.”

Yazının Devamını Oku

İsraf olmasa açlık önlenir

Sıklıkla yazıyorum. Gıda üretim, ticaret, sanayi ve ihracatını her geçen gün daha fazla konuşacağız. Gıda ve gıda teknolojileri sanayi ve ihracatının önümüzdeki yılların temel konularından biri olacağına kesin gözüyle bakabilirsiniz. Bu sadece dünyada değil Türkiye’de de geçerli. Ancak aynı zamanda gıdada israf ve atık konusu da giderek artan bir öneme sahip olacak.

Farkındalık sorunu
Bugün küresel gıda pazarı 4 trilyon doların üzerinde. Türkiye’de gıda ve içecek sanayiinin cirosu yaklaşık 300 milyar lira ve istihdamı da 400 bin kişiyi aşıyor. Gıda malları üretimi dünyada ve Türkiye’de giderek artıyor. Diğer yandan açlık dünyanın önde gelen sorunlarından biri haline gelirken, her yıl gıdaların üçte biri atılıyor ve israf ediliyor. Atık gıdalar, bu gıdaların üretiminde kullanılan kaynakların da kaybedilmesine sebep oluyor. Ne var ki bu dramatik tabloda en kritik nokta 7 milyarı geçen dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun meydana gelen muazzam gıda israfının farkında olmayışı..

İnsanlar ölüyor
Uluslararası araştırmalara göre küresel ölçekte yılda 1,3 milyar ton gıda çöpe gidiyor! Yani toplam üretimin üçte biri zayi oluyor. Başka ifadeyle yılda 1 trilyon dolar kayboluyor! Bu inanılmaz bir rakam. Bir yandan da dünyada açlık ve yetersiz beslenme yüzünden her gün yaklaşık 17 bin, her yıl 6 milyon çocuk hayatını kaybediyor. Bu sürdürülemez bir durum. Aslında dünyada herkes için yeterli gıda var. Ama üretim ile ihtiyaç sahipleri bir türlü buluşamıyor! Sevgili okurlar, bu konu çok önemli. Gelecek yazılarımda konuyu daha da açmak istiyorum. Bugün biraz genel bilgi vermek istedim. Öncelikle bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de her gün oluşan devasa gıda israfı ve atıklar hususunda farkındalığımızı artırmalıyız.

Açlık ve obezite
Yukarıdaki satırlar halen dünyada yaşanan çok üzücü tabloyu ortaya koyarken, sizlerle paylaşmak istediğim bir başka çarpıcı rakam yaklaşık 1,5 milyar insanın da aşırı kilolu yani obez olması! Adaletin bu mu dünya diye insanı isyan ettiren söz konusu küresel çarpıklık ve çelişkiyi daha fazla konuşur olmalıyız. Önümüzdeki yazılarda daha fazla bilgi ve analizi olacak. Dediğim gibi konu hem dramatik hem stratejik..

Yazının Devamını Oku

Kırmızı ette denge (3)

İzmir Kırmızı Et Üreticileri Birliği (İZKEB) Başkanı Veteriner Hekim Osman Civil ile yaptığımız görüşmenin üçüncü ve son bölümünü bugün okuyacaksınız. Öncelikle yoğun ilginize teşekkür ediyorum. Çok sayıda mesaj aldım, gerçekten de konu önemli ve güncel. Ayrıca Civil’in görüş ve önerileri hani derler ya sade suya tirit olmanın dışında mesleki ve sektörel bilgiye dayalı olunca ortaya konulan fikirler de tabii dikkat çekiyor.

Sözleşmeli üretim
Osman Civil, Türkiye’de kırmızı et üretiminde bir diğer denge noktasının dönemsel kırmızı et tüketimlerindeki artış ve azalışlar olduğunu söylüyor. Üretim ve satışın bu dönemlere göre planlanmasının yüksek riskli bir üretim modeline yol açacağının altını çizen Civil, “Bu durum hem üretimi mevcut döneme yoğunlaştırmakta, hem de satış ve fiyat politikası söz konusu dönemde hızlı değişime uğramaktadır. Ancak kanımca bunun yerine sözleşmeli üretime geçilerek dengeli üretim ve satış politikaları belirlenebilir” diyor.

Beklentiler neler
Civil, “Geldiğimiz aşamada tüm bu denge noktalarının olumlu / olumsuz etkileri sonucunda artan kırmızı et karkas fiyatı / tüketim dengesi ne yönde ilerler? Üretim materyalleri göz önüne alınırsa karkas et fiyatı (gelecek 6 ay ve sonrası için) artmaya devam eder. Artan fiyat karşısında – alım gücüne göre halkın bir kesiminin kırmızı et tüketimi azalır. Kağıt üzerinde üretilen et tüketimi karşılamış olur. Fiyat / üretim / arz dengesi bir süre daha kendini idare eder. Bunun başlıca iki sebebi var. Birincisi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ithalat karşısında kararlı ve ilkeli duruşu.. İkincisi yükselen karkas fiyatına bağlı reforme inek kesiminin devam edecek ve inek sayısının azalacak olmasıdır. Yanı sıra daha yüksek süt verimine sahip işletmelerin sayısı çoğalıp damızlık sayısı azalırken süt üretimi de artacaktır. Ne var ki bu süreçte yıllık doğan erkek buzağı sayısı da azalış gösterecektir. Gelir seviyesi, nüfusu, turisti, göçmeni artan ülkemizde kırmızı et ihtiyacı kaçınılmaz biçimde sürekli yükselecek. Kişi başına tüketilen et / et ürünleri miktarı yine aynı şekilde yukarı yönlü olacak. Buna karşılık kırmızı et üretimi yatay seviyede kalacaktır. Bu durum ise uzun vadede et fiyatlarını artıracak. Son yıllarda kırmızı et üretimindeki hızlı artış rakamları da iki sebepten kaynaklanıyor. Birinci olarak sistem kayıt altına girdikçe, daha önce kayıtlı olmayan ancak üretilen etler sanki bu dönemde artmış gibi yansımakta, ikincisi de süt üretimindeki yükselişe bağlı olarak gerçekleşen sahici üretim artışı” diye konuşuyor.

İNEK KUTSAL HAYVAN
Civil’in çözüm önerileri ise şunlar: “Et ve Süt Kurumu (ESK) piyasa düzenleme kurumu olmalıdır. ESK, KİT olmaktan çıkarılmalı ve bağımsız bir bütçeye kavuşmalıdır. Piyasaları tüccar değil kar / zarar düşünmeden ESK düzenlemelidir. KOP, DAP, DOKAP projeleri sekteye uğramamalı ve etçi ırk sorunu mutlaka çözülmelidir.

Yazının Devamını Oku

Kırmızı ette denge nasıl sağlanacak (2)

Geçen hafta kaldığımız yerden, İzmir Kırmızı Et Üreticileri Birliği (İZKEB) Başkanı Veteriner Hekim Osman Civil ile yaptığımız görüşmeden devam ediyoruz.
Osman Civil, “Kırmızı et sektöründe bir başka denge noktası fiyat değerlendirme sistemidir. Market, kasap ve şarküteri gibi satış yerlerindeki et ve et ürünlerinin satış fiyatı üzerinden kırmızı et fiyat değerlendirmesi yapılmaz. Özellikle ulusal marketlerin karına/ zararına satışları fiyat değerlendirmesinde yanıltıcıdır. Bu durum ancak TÜFE değerlendirmesinde kullanılır. Sektör analizi için baz fiyat ‘Toptan Kırmızı Et Ticareti’nde geçerli olan et fiyatlarıdır. Bunun temelde iki sebebi var. Birincisi toptan et ticaretinde et sınıflarına göre fiyatlar çok nettir. Bu et ürüne döndüğünde kimse karışımın (inek + dana + düve + kuzu + oğlak) gerçek fiyatlarını bilemez. İkincisi toptan et ticaretinde sanayici/tüccarlar arasındaki fiyat sapması yüzde 1 - 2 civarındadır. Üründe (kıyma, kuşbaşı, salam, sucuk) ise bu oran yüzde 10 - 20 arasında değişmektedir (karışım problemi)” diyor.

Destekleme sistemiCivil, “Kırmızı et sektöründe bir başka denge noktası da destekleme sistemidir. Ülkemizdeki mevcut kırmızı et destekleme sistemi üretimin sürdürülebilirliği üzerinde temel belirleyici etkenlerden biridir. Ancak süt/et dengesinin korunması için iki temel değişikliğe ihtiyaç duyulmakta diye düşünüyorum. İlki kendi işletmelerinde doğan erkek buzağıların beslenerek kesim olgunluğuna gelmesi için bu işletmelerin ilave destek ile desteklenmesidir (300 TL X 2 = 600 TL; doğum + büyütme + kesim). Böylelikle buzağı ölümleri azalır, aynı buzağıdan daha fazla et ve daha yüksek performans alınabilir. Süt işletmeleri için de ilave gelir kaynağı olur. Burada tek negatif durum – buzağıları satmayacak oldukları için erken nakit girişi olmaz ve daha özenli beslemek yapmak zorunda kalırlar. İkincisi de sözleşmeli besilik materyal desteğinin sağlanabilmesi için 50 baş ve üzeri besicilik yapan işletmelerin et sanayii ile sözleşmeli besicilik yapması için desteklemeye ihtiyaç vardır” diye konuşuyor.

Kırmızı eti konuşalımİZKEB Başkanı Osman Civil’in kırmızı et sektörü ile ilgili değerlendirmelerinin son bölümünü önümüzdeki hafta vereceğim. Ancak burada önemli olan şu; bilindiği gibi İzmir süt hayvancılığında büyük mesafe aldı ve Türkiye genelinde ilk sıraya yükseldi. Bunun sonucu olarak tarım ve gıda sektöründe süt çok ön plana geçti. Şimdi artık kırmızı et üretim, ticaret ve sanayiini daha fazla konuşmanın zamanı. Dolayısıyla Civil’in üç bölüm halinde verdiğimiz açıklamalarına biraz da bu çerçeveden bakmak yararlı olacak.

Yazının Devamını Oku

Zeytin ve zeytinyağı sektöründen ortak tavır

“Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” zeytin ve zeytinyağı sektöründe büyük tepkilere yol açtı. Zeytincilik yasasında yapılmak istenen söz konusu değişiklik girişimi karşısında zeytinci yörelerdeki sektör temsilcileri, akademisyenler ve ihracatçılar hep birlikte açık tavır koydular. Ben de bu haftaki yazımda üç önemli sektör temsilcisinin görüşlerine yer vererek son gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yanlıştan dönülmeli
Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, “Bir an önce bu yanlıştan dönülmeli, 7-8 yıldır zeytinlikler üzerinde bir oyun oynanıyor. Tekrar tekrar gündeme gelmesinde bir art niyet arıyorum. Her torba yasanın içine zeytinciliği sokuyorlar. Biz bu torbada zeytinin olmasını istemiyoruz. Devletin ciddi yatırımları oldu. Hala da bu yatırımlar devam ediyor. Bakanlığın dünya ikinciliği gibi bir hedefi var. Şimdi merak ediyorum kanun tasarısında imzası bulunan Bakan Mehdi Eker, bu hedeflerden vaz mı geçti? Bunu sormak lazım” diyor.

Büyük darbe
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emre Uygun ise “Tasarının yasalaşması halinde Türk zeytinciliği büyük darbe alır. Türkiye son 15 yılda zeytin ağacı varlığını 90 milyondan 170 milyona çıkardı, zeytincilik sektörüne büyük yatırımlar yaptı, yakın gelecekte 650 bin ton zeytinyağı ve 1 milyon 200 bin ton sofralık zeytin rekoltesine ulaşma yolundayız. Ancak bu tasarı yasalaştığı takdirde 15 yıllık yatırımlar gözden çıkarılmış olur” diye konuşuyor.

Milletvekilleri göreve
İzmir Tarım Grubu (İTG) Başkanı Mahmut Eskiyörük de şu açıklamayı yapıyor: “Önümüzdeki yıllarda üretimde büyük artışlar beklerken söz konusu tasarı Meclis’ten geçerse zeytin varlığını koruyamaz hale geliriz, üreticimiz de bundan büyük zarar görür. Bu yüzden İzmir Tarım Grubu olarak bölge milletvekillerini göreve davet ediyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Orucunuzu incirle açın

YAŞI ve kurusu ile incirin dünyanın en güzel üç meyvesinden biri olduğuna herhalde itiraz etmezsiniz. Öyle bir meyve ki hem çok lezzetli, hem çok sağlıklı. Üstelik bizden, yani bu toprakların has ürünlerinden biri... Aynı zamanda Büyük ve Küçük Menderes Havzalarında on binlerce çiftçi ailesinin geçim kaynağı olan incir için Aydın Ticaret Borsası Başkanı Adnan Bosnalı’nın ilginç görüşleri var.

Milli ürünümez
Adnan Bosnalı, “Ramazan ayındayız. Özellikle bu ay için dikkate alınmasını istediğimiz bir öneri getirmek istiyoruz. Bilindiği gibi incir kutsal kitabımızda da ismi geçen çok özel bir meyve. Başka bir ifadeyle incir gerek kutsallığı, gerekse insan sağlığına yaptığı katkı dolayısıyla daha fazla ilgiyi hak ediyor. Üstelik dünyada en kaliteli ürünü bizler ancak bu bölgede alabiliyoruz. İncirin iftar sofralarının da baş tacı olması gerekmez mi?” diye soruyor.

Diyanet’ten destek
Bu konuda öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı ile il ve ilçe müftülüklerinden destek beklediklerini ifade eden Bosnalı sözlerini şöyle tamamlıyor: “Sadece Ramazan ayında oruç tutan Müslümanların orucunu incirle açması halinde Türkiye’deki incir üretiminin hiçbir sorunu kalmaz. Nedense adet olmuş herkes orucunu hurma ile açmaya çalışıyor, tamam o da özel bir meyve ancak incir bizim kendi ürünümüz, her şeyi ile bize ait. İncir ile oruç açıldığı takdirde bölge ekonomisine de büyük katkı sağlanmış olur. Ayrıca çok değerli bir gıda maddesi ile sağlığımızı desteklemiş oluruz.”

Yazının Devamını Oku